Sayı: 6
- Sayın Bakan'ım hoşgeldiniz. Öncelikle bu projede bize zaman ayırıp destek verdiğiniz için çok teşekkür ederim.
- Hoşbulduk.
- Mesleğinizi seçme nedenleriniz nelerdir?
- İnsanlara faydalı olmanın yollarından biri siyasettir.
- Mesleğinizin avantaj ve dezavantajları nelerdir?
- Avantajı çok tanınmaktır, dezavantajı yine çok tanınmaktır.
- Mesleğinizi seçerek bu doğrultuda kariyer yapmak isteyen benim gibi gençlere vereceğiniz değerli tavsiyeler nelerdir?
- Herkesle iyi geçin, kimseyi kırma, sevgi temel hayat felsefen olsun, başarılar dilerim.
16 Mayıs 2006'da GAP İdaresi Toplantı Salonu'nda, GAP Bölgesi'ndeki gençlerin meslek seçimlerine yardımcı olmak amacıyla kurulan yeni internet sitesinin tanıtım toplantısına katılanlar, GAP'tan sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in "e-Koç"u olduğu genç ile yaptığı bu sanal sohbete tanık oldu. Diğer katılımcılardan İsviçre Büyükelçisi Walter Gyger ve Birleşmiş Milletler Türkiye Daimi Temsilcisi Jakob Simonsen de kendileriyle aynı mesleği seçmek isteyen iki gence "e-Koç" oldular ve benzer sohbetler yaparak önerilerde bulundular.
"e-Koçluk", Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve GAP İdaresi'nin birlikte yürüttüğü "GAP Bölgesi'nde Sosyo-Ekonomik Farklılıkların Azaltılması Programı" kapsamındaki gençliğe yönelik projelerden biri... Bir konuda kariyer sahibi olmuş profesyoneller ve üniversite öğrencileri gönüllü olarak, kendileriyle aynı konularda uzmanlaşmak isteyen bölge gençleriyle internet ortamında buluşuyor ve bilgi akışını, deneyim paylaşımını sağlayarak gençlere gelecek planlarını yapmalarında destek oluyor. Proje kapsamında gençlerden gelen isteklere bağlı olarak her hafta farklı meslek dalları ve fakülteler hakkında bilgi veriliyor.
Projenin tanıtım toplantısında açılış konuşmasını yapan GAP İdaresi Başkanı Muammer Yaşar Özgül, "GAP, gençlerle doludur; potansiyel büyüktür. Kuşku yoktur ki, bölgemizin kalkınmasının motorunu değişime ve yeniliklere açık bu genç nüfus oluşturuyor. Bu bölgeye özel sektörü çekmek için gençleri eğitmek, neyin, ne zaman, nasıl yapılacağını bilen bir nesil yaratmak gerekiyor ve İdare'miz bu bilinçle bir çok proje gerçekleştiriyor" dedi.
BM Türkiye Daimi Temsilcisi Jakob Simonsen ise gençliğin, gelişmiş ülkelerde dahi odaklanılması gereken bir grup olduğunu ve Güneydoğu Anadolu gibi dezavantajlı bölgelerdeki gençlerin daha yoğun ilgiye ihtiyaçları olduğunu belirtti. Gençleri olumlu şekilde yönlendiren bu girişimin şimdilik GAP Bölgesi ile sınırlı kaldığını, ancak Haziran 2006 sonuna kadar 250 gence ulaşılmayı hedeflediklerini açıklayan Simonsen, herkesi e-Koç olmaya davet etti.
Toplantıda konuşma yapan bir diğer katılımcı da Devlet Bakanı Abdüllatif Şener'di. Bakan, günümüzde benzer meslek gruplarının farklı ülkelerde olsalar bile internet üzerinden bilgi alışverişi yaptığından bahsederek, bu sistemin çağdaş bir atılım olduğunu söyledi. Gençliğin bir ülkenin geleceği, gelişmenin taşıyıcısı ve itici gücü olduğunu belirten Şener ayrıca, e-Koçluk ile gençlerin kariyer sahibi kişilerin hayata bakışlarını öğrenerek kendi hayatlarına da yön verebileceklerini söyledi.
Projeye finansal destek veren İsviçre Hükümeti adına İsviçre Büyükelçisi Walter Gyger, bu projeyi dayanışma duygusuyla desteklediklerini ve UNDP ve GAP İdaresi'nin yaptıklarına hayran olduklarını belirtti. Desteklerinin bir kaç ay sonra biteceğini, ancak "GAP Bölgesi'nde Sosyo-Ekonomik Farklılıkların Azaltılması Programı" süresince bölgede sürdürebilir sonuçlar elde edilmesi ve en dezavantajlı gruplara ulaşılması sebebiyle ortaklıklarından çok mutlu olduklarını ifade etti.
Mart 2006'da başlayan uygulamayla bugüne kadar 148 genç, 58 e-Koç'tan kariyer desteği aldı. Halen sistemden yararlanmayı bekleyen 369 genç bulunuyor ve gençlere e-Koçluk yapmak isteyen 223 kişinin kaydı tutuluyor.
Bu faaliyetlerin yanısıra, UNDP, Avrupa Komisyonu ve GAP Bölge Kalkınma İdaresi tarafından yürütülen ortak proje çerçevesinde, bölgedeki dört ilde kurulan Girişimci Destekleme Merkezleri (GİDEM), bölgedeki girişimciler için, kelimenin tam anlamıyla, 'fırsat penceleri' de açtı. Adıyaman'da kurulan Tekstil Eğitim Merkezi, yine Adıyaman'da ve Şanlıurfa'da tarıma dayalı sanayilerin ve Diyarbakı'da kadın girişimciliğinin geliştirilmesi, yine Diyarbakır'daki Dicle Üniversitesi Girişimcilik Merkezi, Mardin'de Gümüş İşlemeciliğinin ve Ev Şarapçılığının geliştirilmesi, bu fırsat pencelerinden bazıları. Adıyaman'daki Tekstil Eğitim Merkezi'ni, bu kentteki GİDEM Ofisi'nin Koordinatörü Sırrı Özen'le birlikte gezdik. Özen, eğitim merkezi hakkında şu bilgileri verdi:
Sırrı Özen (S.Ö.): Adıyaman Tekstil Eğitim Merkezi'nde (ATEM) konfeksiyon sektörüne kalifiye eleman yetiştirmek için eğitim veriyoruz. 52 tane makinemiz var. Düz dikiş makineleri, overlok, geçme, kesim, ilik, düğme, kesim motoru ve ütü de var.
UNDP Türkiye: Bu proje nasıl başladı?
S.Ö.: GİDEM'lerin Fırsat Pencereleri projeleri geliştirilirken bize de Adıyaman için bir proje geliştirelim mi diye soruldu. Ben de konfeksiyon sektörünün ne durumda olduğunu biliyordum; bu envanter çalışmaları sırasında görüştüğümüz firmalar bize en büyük sorunlarının kalifiye eleman olduğunu söylemişlerdi.
UNDP Türkiye: Hangi yıl bu?
S.Ö.: 2003. Ondan sonra Giyim Sanayicileri Derneği'ni de yanımıza alarak - çünkü Giyim Sanayicileri Derneği'nin makineleri vardı - bir proje yapmaya karar verdik. Adını da o gün koyduk işte, Adıyaman Tekstil Eğitim Merkezi diye. Projeyi yaptık; vali, belediye başkanı ve yardımcısı bu işe yardım etti. Biz projenin bütçesini hazırladık. GİDEM olarak yapabileceğimiz sadece eğitmen yetiştirmek ve bu iş için gerekli olan eğitim materyallerini karşılamaktı çünkü onun dışında maaş veremiyorduk. Üniversiteyle de görüştük, onların mezunlarını ve bu sektörde çalışmış tecrübeli insanları topladık ve bir sınav yaptık. Sınavı İstanbul'dan getirdiğimiz KOSGEB, Milli Eğitim Bakanlığı ve AB'nin yaptığı Mesleki Teknik Eğitim Projesi'nin uzmanları yaptı. Bu sınavı geçen arkadaşlar burada iki ay kurs gördüler, 18 kişiydi o zaman. Kurs bittikten sonra da sertifika aldılar. Bu durumda elimizde sertifikamız, hocalarımız, makinemiz vardı. Yer konusunu da Belediye'yle görüştük, bu binayı bize belediye verdi ve eğitimlere başladık. Gelen eğitmenlerin ücretlerini KOSGEB ödedi. Burada önemli olan, tüm bu kuruluşları biraraya getirmekti. Dokuz kuruluşu biraraya getirdik. Sonra 370 kişiye burada eğitim verdik, bunlardan 200'ü şu anda çalışıyor.
UNDP Türkiye: Nerelerde çalışıyorlar?
S.Ö.: Bölgedeki tekstil fabrikalarında organize sanayi bölgesinde. Eğittiğimiz kişiler o kadar bilinçlendi ki, iş görüşmelerinde, kendi şartlarını öne sürmeye başladılar. Verdiğimiz sertifikada 9 tane kuruluşun logosu var; Avrupa Komisyonu'nun ve UNDP'nin de bulunduğu 9 kuruluşun logoları. Tabii onlar da aldıkları sertifikayı uluslararası bir sertifika olarak görüyorlar. Sertifikayı aldıktan sonra "Bakın benim Avrupa Komisyonu'ndan sertifikam var, çalışma saatleri neler, sigorta yapıyor musunuz, çalışma koşulları neler, ben şu ücretin altında çalışmam, ne tür sosyal güvenceleriniz var, hafta sonları çalışmam, şu koşullarda çalışmam" gibi kendilerinde haklar görüp firmalara gidiyorlar. Bir süre sonra firmalar bize şikayet etmeye başladılar, "Siz bu adamlara ne söylüyorsunuz?" diye. "Bu adamlar kendilerine güveniyorlar, bizim de elemana ihtiyacımız var ama hiç bir şekilde anlaşamıyoruz" diye şikayetler geliyor. Ben hocalarla burada bir kaç kez görüştüm, hocalar öğrencilere böyle fikirler vermediklerini, ama eğitim alanların kendi aralarında konuşarak bu hakları kendilerinde görmeye başladığını söylediler. Fakat daha sonra bu oturdu, biz onlarla konuştuk, söyledik. Çünkü sanayinin kendi içinde bir dinamiği var, çok fazla ütopik olmamak lazım.
UNDP Türkiye: Ama yine de 200 tanesi şu anda çalışıyor.
S.Ö.: Evet, gerisinin çalışmamalarının nedeni çalışmak istememeleri. Mesela ilk dönemlerde ilk mezunlarımızı verdiğimizde, baktık ki sanayide sadece 7 kişi çalışıyor. Gerisi yok! Çünkü sertifikayı aldıktan sonra çoğu "artık ben sertifikayı aldım, neden çalışayım ki" gibi bir yaklaşıma girdi. Biz de bunu eğitmenlerle konuştuk. Sertifikayı fabrikalara verelim, kim çalışırsa ona verilsin sertifikalar dedik. Bu başarılı oldu. Zaman içerisinde başladılar çalışmaya, şimdi 200 kişi, belki de geçmiştir bu sayıyı.
UNDP Türkiye: Yani işçi ihtiyacı var ama gidip çalışan yok.
S.Ö.: Evet işçi ihtiyacı korkunç! Burada eğitimler sürerken bana fabrikalardan 40 kişiye ihtiyacım var, 50 kişiye ihtiyacım var, diye dilekçeler geliyordu.
UNDP Türkiye: Peki neden çalışmıyorlar?
S.Ö.: Bazı sosyal problemler var. Bazıları çalışmayı ayıp görüyor. Bazılarının babası çocuğa sen gidip orada 200 milyon, 250 milyon kazanacağına ben sana veririm o parayı diyor. Bazıları mevsimlik işleri bu şekilde düzenli işlerden daha karlı görüyor; gidiyor mevsiminde çalışıyor, para kazanıyor, yılın geri kalanında yatıyor. Bu da sanayi kültürünün henüz Adıyaman'a yerleşmediğini gösteriyor, bu işlerin yeni yeni başladığını gösteriyor.
UNDP Türkiye:Peki bu sertifikaları, başka amaçlarla almak isteyenler var mı, sözgelimi sırf diplomalı olmak için?
S.Ö.: Tabii, ne diyorsunuz. Bu sertifikayı, kızını evlendireceği gence şart koşanlar bile çıktı. Buradaki erkek öğrencilerden biri kız istemeye gidiyor. Ailesi sertifikanı almadan kesinlikle alamazsın kızı, diyor. Sonra sertifikasını alıyor ve düğüne buradaki eğitmenleri de davet ediyor. Sonra 40 yaşında bir adamın buraya gelip hüngür hüngür ağlayarak, "Ne olur beni de buraya alın, benim başka çarem yok" demesi var. Yani neredeyse bir üniversite diploması gibi görülüyor. İşe girip girmemek de önemli değil. Bugün her tekstil bölümünden mezun olan tekstilci olmuyor tabii, burada da böyle. arada bir fire veriyoruz. Burası cidden üniversite gibi, 1700'ün üstünde başvuru oldu ve günden güne artıyor. Bu bir ihtiyaç.
UNDP Türkiye: Burada toplam kaç eğitmen var?
S.Ö.: Toplam 12 eğitmen var şu anda.
UNDP Türkiye: Diğer iki GİDEM'de de bu tip çalışmalar var mı?
S.Ö.: Hayır. Mesleki eğitim projesi olarak tek bizim projemiz var. Diğer GİDEM'lerde şarap üretimi var, Mardin'de telkari yapımı var, Diyarbakır'ın kadın girişimciliğini geliştirme projesi var, mermer projesi var, Urfa'nın ekolojik tarım projesi var.
Küme geliştirme çalışması, 2004'ün Aralık ayında, Adıyaman Tekstil Eğitim Merkezi'nin (ATEM) açılışıyla birlikte başladı. Sırrı Özen'e önce, "Kümelenme"nin ve bunun amacının ne olduğunu sorduk:
Sırrı Özen (S.Ö.): Kümelenmenin tanımı, belli bir sektörde, o sektörü oluşturan tüm halkaların bir değer zincirini oluşturması ve dolayısıyla bütün diğer halkalarının biraraya getirilerek o sektörün belli bir bölgede gelişmesini sağlamak, demek. Fakat bu sektörü besleyen sadece üretim değil; finansman ve teknik alt yapının da desteklenmesi gerekiyor.
UNDP Türkiye: Resmi kurumlar da buna dahil mi?
S.Ö.: Banka ve finans kurumları, eğitim kurumları, nakliyeciler var. Yani sektörü etkileyen bütün kurum ve kuruluşlar. Şirketler, basın kuruluşları, medya, hepsi...
UNDP Türkiye: Bu çalışmanın, ATEM'le doğrudan bir bağlantısı var mı?
S.Ö.: Hayır. ATEM ayrı bir proje, Kümelenme ayrı bir proje; ama şu an ikisi birleşmiş durumda. Küme konusu çok geniş bir alanı kapsıyor ve ATEM onun tekstil eğitim tarafı oluyor. Konfeksiyon için hayati önem taşıyan bir halka. Diğer sektörler için o kadar önemli olmayabilir, ama konfeksiyon için çok önemli. Konfeksiyonu geliştiriyorsanız kesinlikle insan kaynağına ihtiyacınız var. Çünkü konfeksiyonda insan olmadan düğmeye basıp da üretim yapamazsınız. O yüzden ATEM'le Kümelenme çok güzel bir şekilde birleşti. Demek ki şehrin ihtiyacı buymuş, bizim tek yaptığımız doğru sektörü seçmekti.
UNDP Türkiye: Yani ATEM'in açılışında Kümelenmeyi de başlattınız.
S.Ö.: Evet, açtık ATEM'i, sonra aynı gün bir başka toplantı yaptık. GAP İdaresi'nden ve UNDP'den temsilciler vardı. Orada sektörün sorunları nedir diye herkes sorunlarını sıralamaya başladı. Bu alınan bilgiler, başlıklar altında toplandı ve 10 ana başlık altında 32 proje oluşturuldu. Yani her bir proje çözülmesi gereken bir sorun. Ama bu projeler listesi biraz esnek; zaman içinde proje eklenip çıkartıldı.
UNDP Türkiye: Bu Kümelemenin amacı nedir? Sektörün gelişmesi mi yoksa dışa açılmak mı?
S.Ö.: Sektörün gelişmesi... Her şey var, bunların hepsi ana başlıklar. İlk olarak kalkınma. Tekstilin tüm alanlarında Adıyaman'da üretim sağlanması. Bu gelişmenin önündeki engellerden biri az sosyalleşmeydi. Önerilen projelerden biri hatta, burada kültürel faaliyetlerin yaygınlaştırılması ve artırılması. Çünkü buraya gelen teknik eleman, burada sosyalleşmenin az olmasından dolayı kaçıyor. Ne tiyatro var, ne sinema var. Bu da Yerel Komite'nin üstünde durduğu bir şeydi. Yerel Komite dediğimiz şey bir baskı grubu. Elinde bir değnek yok, yaptırımı yok, burada tiyatro olsun, burada sinema olsun diyemiyor, ama bunların olması için baskı oluşturabiliyor. Sözgelimi, bu sektör geliştikçe kente gidip gelmeler arttı. Burada iş yapan İstanbul'daki iş adamlarından inanılmaz talep geldi, Adıyaman'a uçak seferleri düzenlenmesi için. İstanbul-Adıyaman arası direkt seferler başladı sektör geliştikçe.
UNDP Türkiye: Kaç firma katıldı buraya?
S.Ö.: Şu anda 9 firma var, Yerel Komite'de. Sivil Toplum Örgütleri var, üniversite temsilcisi var, KOSGEB temsilcisi var.
UNDP Türkiye: Peki girmek isteyip giremeyen firmalar oluyor mu?
S.Ö.: Hayır, herkese kapımız açık. Çünkü bu gönüllü bir iş. Ne kadar çok firma gelirse bizim için o kadar iyi. Mesela, bu toplantının duyurusunu sadece Yerel Komite'ye değil, bütün sanayicilere yaptık. Yerel Komite'yle aramızda bir e-mail grubumuz var, sürekli iletişim halindeyiz.
UNDP Türkiye: Şimdi de bir web sitesi kuracaksınız herhalde?
S.Ö.: Evet bu şart oldu artık.
UNDP Türkiye: Peki Kümelenme çerçevesinde, ne gibi faaliyetler oldu?
S.Ö.: Yerel Komite kurmak için iki toplantı yaptık. Ayrıca, Yerel Komite'nin son iki toplantısı, üniversite-sanayi işbirliği için özel gündemli toplantılardı. Dolayısıyla, tekstil okuyan öğrencileri de davet ettik. Normalde bizim toplantılarımız böyle olmaz. 15 kişi biraraya gelerek gündemi konuşuruz. Ama son iki toplantıda, üniversite öğrencileriyle sanayicileri biraraya getirdiğimizde, öğrencilerin şirketlerde staj imkanı elde etmesinin de önünü açtık. 70-80 öğrencyi biraraya getirdik. Hatta öğrencilerden birisi sanayicilere "Ben sanayinin böyle olduğunu, iş adamlarının, tekstilin böyle olduğunu bilmiyordum. Şimdi mesleğimi daha çok seviyorum," demiş. Bu öğrenciler fabrika sahiplerini ve işadamlarını görüyor, ve böylece kendi halinde küçük bir yerde yaşayan öğrenciler, hiç bilmedikleri bambaşka bir ortama giriyorlar.
UNDP Türkiye: Valilikten, belediyeden, kamu sektöründen katılımcı var mı?
S.Ö.: Çok gelmiyor onlar toplantılara, ama her ihtiyacımız olduğunda gidip yardım alıyoruz.
UNDP Türkiye: 'Küme'nin geliştirdiği projeler ne aşamada? Fon bulabildiniz mi?
S.Ö.: 32 proje var ama hepsi fon bulabilecek projeler değil. Somut 10 tanesini belirledik. Avrupa Komisyonu fon vermeye hazır, çünkü bunlar, sektörü geliştirmeye, istihdam yaratmaya, yoksulluğu azaltmaya, kalkınmaya katkıda bulunmaya yönelik projeler. Sanırım aşılması gereken bazı sorunlar var sadece.
Firmaların kümelenme hakkındaki görüşleri
Adıyaman'daki GİDEM Ofisi'nin Koordinatörü Sırrı Özen, Kümelenme çalışmaları hakkında bunları söylüyordu. Peki, bu çalışmaya katılan şirketler kümelenme hakkında ne düşünüyor? Onlar niye bu işin içine girmiş? Niye buna zaman harcıyorlar?
Adıyaman'daki Estetik Dokuma Tekstil'in sahibi Rıza Ceyhan anlatıyor:
Rıza Ceyhan (R.C.): Projeye GAP-GİDEM Ofisi aracılığıyla dahil olduk. Zaten proje başlamadan önce KOSGEB'le GAP-GİDEM ile belirli diyaloglarımız vardı. Böyle bir proje gerçekleştireceklerini öğrenince dahil olmak istedik. Çünkü biz de 20 yıl kadar Ankara'da bu işi yapıyorduk, 6 yıldır Adıyaman'dayım. Buraya gelişimizin amacı da sosyal sorumluluktu. Artık kendi memleketimize dönelim düşüncesiydi. Bu proje gelişince, biraz da eğitim kökenli olduğum içim sosyal sorumluluk ağır bastı ve projeye dahil oldum.
UNDP Türkiye: Peki neler yapıyorsunuz? Proje çerçevesindeki faaliyetlerinizi biraz anlatır mısınız?
R.C.: Adıyaman'da tekstil projesini anlattıklarında ben biraz garipsemiştim açıkcası önceleri. Daha sonra bu projenin benzerinin İstanbul Sultanahmet'te turizm alanında uygulandığını görünce ve olumlu etkilerini öğrenince Adıyaman'a bir şeyler verilebileceğini düşündüm. Adıyaman'da tekstil kendiliğinden gelişen bir yapı, organize gelişmiş bir yapı değil. Kendiliğinden gelişmiş ama öyle bir şekilde gerçekleşmiş ki; bu işi bilmeyip sadece ekonomik gücü olan insanlar bu işe girmiş. Dolayısıyla bunların biraraya getirilmesi ve daha başarılı olması için bir organizasyona ihtiyaç duyuluyordu. Kümelenmenin de bu organizasyonu sağlayacağına inandım. Faydasını gördük; tekstildeki eksik eleman problemi kapanmaya başladı. Enerjiyle ilgili sorunlarımız vardı, organize sanayi bölgesiyle ilgili sorunlarımız vardı. Nitelikli eleman sorunu burada çok büyük çünkü çalıştığımız kişilerin çoğu eğitim seviyesi çok düşük olan, okula gidemeyen, ekonomik durumu zayıf olan ve daha çok bayanlardan oluşan bir kesim. Buna yetişmemiz gerekiyordu; kendi içimizde projeler oluşturmamız, bir eğitim bantı kurmamız gerekiyordu. Hemen her firma üç aşağı beş yukarı bunu yapıyor ama bunlar bireysel çaba olarak kalıyordu. Biz bunu burada netleştiriyoruz, resmileştiriyoruz. Ben aynı zamanda Sanayi ve Ticaret Odası'nda meclis üyesiyim tekstil bölümünde. Ticaret Odası Başkanı da bu konuda destek verdi; GİDEM de öncülük yapınca bu proje doğmuş oldu.
UNDP Türkiye: Başlangıçta rakip olduğunuz firmalarla bir araya gelmek zor olmadı mı?
R.C.: Benim konumum biraz daha farklı. Ben Adıyaman'da kendi markasıyla üretim yapan ve Türkiye'de iç pazara üretim yapan tek firmayım. Kendi tasarım atölyem var, kendi kesimin var, kendi dikimim var, 60 ile de mal satıyorum. O yüzden fazla bir rekabet yoktu benim için. Ancak şöyle bir iyiliği oldu; böyle bir birlik olunca firmaların birbirinden eleman almalarının, eleman çalmalarının önünü kestik. Ortak akıl oluştu. Ortak fikirler doğru, hepimizin ortak çıkarları oluştu.
UNDP Türkiye: Ayrıca bazen yeni konuşmacılar, yeni dinleyiciler de geliyor değil mi?
R.C.: Evet kesinlikle. Sivil Toplum Kuruluşları geliyor. TEDAŞ ile ilgili sorunlarımız vardı. TEDAŞ müdürünü çağırdık. Organize' nin PTT ile ilgili sorunları vardı, PTT il müdürünü çağırdık. Sorunlar böyle çözülüyor, çünkü karşılarında sosyal bir yapı var ve bu toplumsal bir sorun. Biraz toplum bilinci olan kişi de herhalde bu sorunları çözememezlik yapamaz.
UNDP Türkiye: Çalışmanızın başarısını neye bağlıyorsunuz?
R.C.: Bu projenin uygulanmasındaki başarının tek nedeni sahiplenmek. Bu sahiplenme duygusu olmadığı sürece bu projenin başarıya ulaşma olasılığı yok. Başka Türkiye yok, başka Adıyaman da yok. O zaman bir şeyler yapmak zorundayız. Bizim burada aynı sektörde çalıştığımız arkadaşların tamamına yakını bu mantıkta. Bu proje o yüzden çok daha rahat yürüyor.
Sarımsağın hikayesini Adıyaman'daki GİDEM Koordinatörü Sırrı Özen'den alıyoruz:
Sırrı Özen (S.Ö.): Burada Tut ilçesi var, inanılmaz sarımsak üretimi ve tüketimi yapılıyor. Oradaki ürünü öne çıkarmamız gerekiyor. Ürünü geliştirmek için aynı zamanda da sanayi kısmını halletmek için bir projelendirme yaptık. Bu, iki yıllık uzun bir proje. Dikim, hasat ve analiz çalışmaları var. Son viraja girdik. Şu ana kadar sarımsak kalitesindeki artış tescillendi. Hangi formülasyonda sarımsak yetiştirilirse ürünün kalitesi artar bu belirlendi. Son bir analiz bekliyoruz. Bu konuda üretim yapacak iş adamını da bulduk. Orada doğmuş olan ve İstanbul'da yaşayan büyük bir iş adamı.
UNDP Türkiye: Denemeyi kimle yaptınız?
S.Ö.: Ankara Üniversitesi'nden bir profesörle yaptık. Üreticilerle de pilot sahada yaptık. Demonstrasyon yaptık. Olay formülasyon bulmak; bu sarımsak hangi formülasyonda verimli oluyor, kalitesi artıyor, gübresi vs. Bu belirlenince, son rapordan sonra, oradaki çiftçilere bu çalışma çıktılarının sunulacağı büyük bir toplantı yapılacak. Geldiğimiz aşama anlatılacak. Bu toplantıdan sonra o çiftçilerle bu şekilde sarımsak üretmeleri için görüşmeler yapılacak. Tut Kaymakamlığı ile birlikte çalışıyoruz. Bu yıl bitiyor bu proje, iki yıldır çalışıyoruz orada. Çiftçiyi organize edeceğiz.
UNDP Türkiye: Organizeden kasıt teşvik mi?
S.Ö.: Evet teşvik. Zaten birkaç çiftçiyle anlaştıktan, kaliteyi gösterdikten sonra herkes yapar. Yatırımı yapacak sanayiciyi bulduk zaten dediğim gibi. Yatırım yapılacak yeri de bulduk. Pazarlaması önemli bu işin, yatırım maliyeti çok bir şey değil. Bu yatırımcının pazarlama kanalları var. Bizim yaptığımız ürünü geliştirmek, verimini artırmak ve onu pazarla rakabet edebilecek hale getirmek oldu.
Ve kadın girişimcilere destek
Adıyaman'daki GİDEM, tüm bu çalışmalar sırasında, kadın girişimcilere de ayrı bir önem veriyor. Kadın girişimciliğinin geliştirilmesi projesi çerçevesinde, bugüne kadar 7 eğitim verildi. Adıyaman'daki kadın girişimciliği ile ilgili ilk kadın derneği olan Anadolu Kadınları Derneği (AKAD), GİDEM'in öncülüğünde kuruldu. Bu eğitimleri alan kadınlar arasında, bebek biblosu yapandan, mermer heykel yapana kadar çok sayıda kadın var. Kadın Girişimcilere Destek kurslarından yararlananlardan biri de Nimet Hanım. Adıyaman'ın merkezinde açtığı lokanta, kursta öğrendikleriyle, daha da gelişmiş, profesyonelleşmiş. Kendisi anlatıyor:
Nimet Peri: Daha önce ev hanımıydım, devlete ait bir sitede oturuyordum ama evimin balkonunu kapatıp, raflar koyup küçük bir giyim dükkanı açmıştım. İstanbul'dan mal getirtiyordum, balkonda satıyordum. Ama daha sonra, daha programlı çalışabilmek için bir arayışa girdim. Tam o sırada, GİDEM'in eğitimlerini duydum. Benim için çok faydalı olacağını düşündüm ve başladım. Birçok eğitim aldım kursta: pazarlama, iş yönetimi, liderlik, motivasyon, iş kurma, finansman. Kurslar benim için çok faydalı oldu. Bana nerede yanlış, nerede doğru olduğumu daha net gösterdi. Daha önce deneme yanılma yöntemiyle uyguluyordum her şeyi ama bu kurslar benim için bir üniversite gibi oldu.
GİDEM ofisleri iletişim bilgileri:
Adıyaman GİDEM
Yahya Kemal Cad. No:1/C
Adıyaman 02100
Tel: 0 416 216 0265
Faks: 0 416 2169005
adiyaman@gidem.org
Diyarbakır GİDEM
Kültür Sarayı Kat: 5
Diyarbakır 21100
Tel: 0 412 228 6132
Faks: 0 412 228 3945
diyarbakir@gidem.org
Mardin GİDEM
Eski Emniyet Müdürlüğü Binası Meydanbaşı
Mardin 47100
Tel: 0 482 212 7914
Faks: 0 482 212 4422
mardin@gidem.org
Şanlıurfa GİDEM
Yusuf Paşa Mah. Sarayönü cad.
Bayaslan İş Merkezi No: 147 Kat:5
Şanlıurfa 63100
Tel: 0 414 215 0195
Faks: 0 414 215 0197
sanliurfa@gidem.org
Proje Yönetim ve Koordinasyon Birimi
Koza Sok. 37/8 Gaziosmanpasa
Ankara 06700
Tel: 0 312 440 5025
Faks: 0 312 441 6395
info@gidem.org
12-13 Mayıs tarihlerinde, Adıyaman'da yapılan "GAP Bölgesi'nde Yoksullukla Mücadele ve İstihdam" konulu konferansa katılan konuşmacılardan biri, konuşmasına kısa bir fıkrayla başladı:
'Her yıl bitirme sınavlarında aynı soruları soran öğretmenin öğrencileri dersleri hiç izlemiyormuş. Sadece geçen yılın soru ve cevaplarına çalışıp girmişler sınava. Yine aynı sorular gelmiş, öğrenciler aynı cevapları yazmışlar, ancak hepsi kalmış. Öğretmen, bunun nedenini soran öğrencilere, 'çünkü cevaplar değişti' demiş.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in açılışını yaptığı konferansta, kamu, özel sektör, ulusal ve uluslararası kuruluşların temsilcileri biraraya geldi. Konu ile ilgili çerçeve bildirilerin sunumlarının ve grup çalışmalarının yapıldığı toplantıda, GAP İdaresi ve UNDP'nin GAP Bölgesi'nde yürüttüğü ve Ağustos ayında sona erecek kalkınma programının da sonuçları değerlendirildi.
Açış konuşması sırasında, Türkiye'nin genç, canlı girişimcileriyle, bölgedeki en büyük ekonomiye sahip olduğunu, AB yolunda sürekli olarak gelişen orta gelirli bir ülke olduğunu belirten UNDP Türkiye Temsilcisi Jakob Simonsen, UNDP'nin, bu olumlu tabloya rağmen, Türkiye'de olmasını, bu olumlu gelişmelerin henüz tüm ülkeyi kapsamamasıyla açıkladı. Kadın-erkek eşitsizliği ve büyük gelir farklılıklarının, orta gelirli diğer ülkelerde de görüldüğüne dikkat çeken Simonsen, hükümetin siyasi iradesi sayesinde, bu konuya daha çok eğilindiğini belirtti.
'Nakit transferleri çözüm mü?'
UNDP'nin Brezilya'daki Uluslararası Yoksulluk Merkezi'nden Eduardo Zepeta, küresel deneyimleri anlattığı konuşmasında, büyüme oranının, işsizlik oranıyla doğru orantılı olmayabildiğini, bunun doğru orantılı olabilmesi için, yoksul yanlısı politikalara ihtiyaç olduğunu vurguladı. 80 ülke arasında yapılan araştırmanın, bu ülkelerden yüzde 70'inde, büyüme oranlarının yoksul yanlısı olmadığını ortaya koyduğunu belirten Zepeta, bazı Latin Amerika ülkelerinde uygulanan 'şartlı nakit transferi' sisteminin, büyümenin yoksul yanlısı olmasını bir ölçüde sağlayabileceğini vurguladı. Sözgelimi Meksika'da, çocuğunu okula göndermesi şartıyla, ailelere ayda 40 dolar veriliyor. Ancak burada da yapılan araştırmalar, nakit transferlerinin, aile üyelerinin kısa vadede işe girmesine yol açamadığını ve çoğu zaman, çocuğun okula gitmesinin, notlarını yükselttiği anlamına gelmediğini ortaya koyuyor. Zepeta, bu yüzden nakit transferlerinin şartlarının iyileştirilmesi gerektiğini vurguladı. Zepeta, bunun yanısıra, özel yatırımcıyı çekebilecek kamu yatırımları yapılmasına ihtiyaç olduğunu ve altyapıya yatırım yapmak gerektiğini söyledi.
Toplantının son bölümünde, çalışma gruplarına ayrılan katılımcılar, GAP İdaresi'ne sunmak üzere, bölgede yoksullukla mücadele ve istihdamın arttırılmasına yönelik öneriler hazırladılar. GAP yetkilileri, toplantı sonunda ortaya çıkan önerilerin bir rapor haline getirileceğini ve GAP Bölgesi'nde bundan sonra uygulanacak politika ve projelere ışık tutacağını bildirdi.
Maldivler'de adadan adaya dolaşan yargıçlar ve soykırım-sonrası Ruanda'da uygulanan cemaat-içi adalet sistemi, BM'nin dünyanın en yoksul 50 ülkesindeki demokratik yönetişim girişimleri üzerine yayınladığı raporda yer olan onlarca örnekten sadece ikisi.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ile BM'nin En Az Gelişmiş Ülkeler, Denize Çıkışı Olmayan Az Gelişmiş Ülkeler ve Gelişmekte Olan Küçük Ada Ülkeleri Yüksek Temsilciliği'nin (OHRLLS) birlikte hazırladığı, 'Gelecek için Yönetişim: En Az Gelişmiş Ülkelerde (Least Developed Countries/LDC) Demokrasi ve Kalkınma' raporu, en yoksul ülkelerin istikrarlı demokrasi yolunda kaydettikleri ilerlemeler konusunda var olan kuşkuları çürütür nitelikte.
Rapor, yolsuzlukla etkin mücadele, adalete erişimdeki zorluklar ve süregelen insan hakları ihlalleri gibi büyük sorunlarla karşı karşıya olmalarına rağmen, en az gelişmiş ülkelerdeki gelir düzeyinin, bu ülkelerin demokratik geleceğini tayin edici bir unsur olmayabileceğini ortaya koyuyor. Hatta, LDC'lerin (En Az Gelişmiş Ülkeler) demokratik ilerlemeler için küresel bir güç oluşturabileceğini gösteriyor.
İnsan kaynağındaki kısıtlılık ve yapısal zayıflıklara rağmen, birçok az gelişmiş ülke, son yirmi yılda, sürdürülebilir demokratik yönetişim yolunda önemli adımlar atmış bulunuyor. Rapor, kadınların gösterdiği ilerlemeye özellikle dikkat çekiyor. Mozambik Parlamentosu'ndaki kadın üyelerin sayısı, 1990'dan bu yana ikiye katlanmış durumda. Ruanda ise, parlamentodaki kadın temsili konusunda %48.8 gibi bir rakamla dünyaya öncülük ediyor. Bu rakam, A.B.D.'nin %14.8 ve İngiltere'nin %17.9 oranından hayli ilerde.
Adalete erişim
Rapora göre, demokratik yönetişim kurmak, yoksulların politikada gerçekten söz sahibi olmaları, adalet, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlere erişmeleri anlamına geliyor.
BM OHRLLS Müsteşarı Anwarul K. Chowdhury'nin belirttiği gibi:
"LDC'lerin kalkınma sorunlarını yenmekte en etkin ve en yaratıcı çözümleri bulabildikleri övgüye değer örneklerle raporda açıklanıyor. Kuşkusuz, bu raporun bulguları, dünyanın en yoksul ülkelerinin geri kalmışlık engelini aşmadaki kararlılığının göstergesini oluşturuyor."
Raporda verilen demokratik ilerleme örneklerinden biri, Pasifik bölgesi LDC'lerinde, özellikle Vanuatu, Kiribati ve Solomon Adaları'nda uygulanan 'gezici yargıçlar' sistemi. Bu girişim, insani ve kurumsal kısıtlamalara rağmen adalete erişimi önemli ölçüde artırıyor.
Ruanda'da temelini toplumdan alan cemaat-içi adalet sistemi, resmi adalet yapısındaki gecikmelere alternatif bir çözüm oluşturuyor. 'Gacaca Mahkeme Sistemi' suçlanan kişiye halkın görüşlerine başvurarak adalet takdir edilmesine dayanıyor. 1994 soykırımından kurtulanların, tanıkların ve olası suçluların oluşturduğu forumda, gerçeklerin ortaya çıkarılması, kurban ve suçluların belirlenmesi amacıyla o tarihlerde neler olduğunu tartışılıyor.
Eğitim ve bilgi
Solomon Adaları'nda bilgiye erişimi artırmak ve bilgi birikimi sağlamak için 'Önce İnsanlar' adlı bir web ağı kuruldu. 2001 yılında bir internet kafe ve e-posta istasyonu olarak başlayan proje, artık e-posta mesajlarını yüksek frekanslı radyo dalgalarıyla iletiyor ve uzak yörelerdeki izole toplulukların kendi imkanlarıyla haberleşmelerine olanak sağlıyor.
Bangladeş Kırsal Gelişme Komitesi (BRAC) okul radyosu günde iki saat, haftada altı gün yayın yaparak, sınıf-içi eğitim görme şansı olmayan çocuklara eğitim veriyor. Çoğunluğunu kızların oluşturduğu toplam 1.2 milyon çocuğun kayıtlı olduğu ve genellikle kadın öğretmenlerle yürütülen program bir başarı örneği. BRAC şimdi Etyopya için de uyarlanıyor.
Hala önemli zorluklar var
UNDP Başkanı Kemal Derviş şöyle diyor: "Bu başarıları ilerletmek için ulusal seviyede daha yapılacak çok şey var. Demokratik yönetişim sadece kendi içinde iyi bir kavram olmakla kalmayıp, insani kalkınmayı sürdürmek için de hayati önem taşıyor. Vatandaşlarına barış, ekonomik büyüme ve insani kalkınma sağlamak için gerekli olan yönetişim kurumlarını oluşturma konusunda en az gelişmiş ülkeleri desteklemek için elimizden gelen hiçbir gayreti esirgememeliyiz."
Raporu hazırlayan yazarlar, demokratik yönetişimin şeffaflık, sorumluluk, güvenilirlik, ihtiyaçlara cevap verme ve katılım gibi temel değerlerini şekillendirecek olan kamu yönetimini oluşturmak için kapasite geliştirme çabalarının artırılmasını tavsiye ediyorlar.
Ancak, ulusal ilerleme soyutlanmış bir ortamda sağlanamıyor. Küresel yönetişim yapıları genellikle en az gelişmiş ülkelerin ihtiyaçlarına yanıt vermiyor. Bu da ekonomik bakımdan en zayıf durumda olan ülkelerin küresel ekonomik ve politik yönetişim sistemlerine yetersiz şekilde bağlanması anlamına geliyor. Rapora göre, kalkınma ortaklarının ve devlet-dışı oyuncuların artan desteğine ihtiyaç var ve ancak bu sayede kayda değer başarı sağlanabilir.
UNDP İskandinavya Ofisi Başkanı Jacob Simonsen* , önsözünde yayını şöyle tanıtıyor: "Kalkınma, kurumsal sosyal sorumluluk kavramı gibi çok geniş bir konu başlığı. Bu iki kavramın birbiriyle örtüştüğü alanlardan biri de 'kalkınma için ortaklık'." Kitapçığın, bu kavramlar arasındaki örtüşmeyle ilgilenenler için yazıldığını belirten Simonsen şöyle devam ediyor: "Binyıl Kalkınma Hedefleri (MDG) bize gerçekten benzersiz çapta bir görev yüklüyor. Bu hedefler, dünyamızın daha az talihli insanları için öyle güçlü bir potansiyel taşıyor ki, elimizden gelen tüm gayreti göstermeyi onlara borçluyuz."
Genel Sekreter Kofi Annan'ın yazdığı Sunuş'la başlayan 61 sayfalık bu yeni kitapçık, "UNDP ve Özel Sektör" adlı bir önceki yayının devamı niteliğinde.
Kitapçık, kalkınma sürecindeki ülkelerde neden değişik oyuncuların ortaklıklar kurması gerektiği sorusunun cevaplarına odaklanıyor, ve Küresel Kapsam, Birleşmiş Milletler'in Özel Sektöre İhtiyacı, Özel Sektörün Sağlayacağı Faydalar, UNDP ve Ortaklık Fırsatları ve Halen Sürmekte Olan Ortaklıklar gibi konu başlıklarını içeriyor.
Yerel UNDP ofisleri özel sektör kuruluşlarıyla birlikte, aralarında Türkiye, Hindistan, Çin, Filipinler, Venezuela, Lübnan ve Burkina Faso'nun da bulunduğu pek çok ülkede kamu kalkınma projeleri yürütüyor. Bu ortaklıklar, yoksullar için yaşam ve çalışma koşullarını iyileştirmeden, iş ve lojistik alt yapıyı güçlendirmeye, bilgi ve haberleşme teknolojisini yoksullar için kullanılır hale getirmeye, adalet ve insan haklarını yaygınlaştırmaya, çevresel konularda farkındalık yaratmaya kadar çok çeşitli konularda kapsamlı faaliyetler gösteriyor.
Kitapçıkta yer alan projelerden biri olan "Coca Cola ve UNDP Türkiye" ortaklığı, Türkiye'deki genç nüfusun sosyal hareketliliğinin artırılması ve gençlere daha fazla yetkinlik kazandırılması amacını taşıyor. Temel hedefi insani kalkınma olan 'Hayata Artı' projesi gençlerin bireysel kapasitelerini, sosyal sorumluluklarını ve yaşam kalitelerini geliştirmeyi, sürdürülebilirliği artırmayı ve yönetişimde yer almaları için motive etmeyi amaçlıyor. Bu doğrultuda Coca Cola Türkiye ve UNDP Türkiye, ülkedeki gençlik platformlarını destekleyerek, kalkınmanın önündeki engelleri ortadan kaldırmak, temel ilke ve değerlerin yerleştirilmesini sağlamak için 5 yıla yayılan 1.5 milyon dolarlık bir fon ayırdı. Program, gençlere çevre, eğitim, spor, kültür ve sanat alanlarında yaratıcı projelere katılabilmeleri için maddi yardım sağlıyor. Fon, Türkiye'nin 75 kentinde gençlik platformları kuran Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği aracılığıyla veriliyor.
* Jakop Simonsen Haziran 2006 tarihinden itibaren UNDP İskandinavya Ofisi Başkanlığına atanmadan önce UNDP Türkiye Temsilcisi olarak görev yaptı.
Eczacıbaşı Holding Başkanı Dr. Erdal Karamercan, Genel Sekreter Kofi Annan'a Mayıs başında gönderdiği mektupta, Eczacıbaşı'nın 37 şirketi ve 8.000 çalışanı adına Küresel Sözleşme'nin insan hakları, işçi hakları, çevrenin korunması ve yolsuzlukla mücadele alanlarındaki 10 ilkesini destekleme ve geliştirme konusundaki kararlılıklarını bildirdi. Karamercan, "Küresel Sözleşme ilkelerini şirketimizin stratejisinin, kültürünün ve günlük çalışmalarının bir parçası haline getirmeyi taahhüt ediyor; bu sözü açık bir bildiri ile çalışanlarımıza, ortaklarımıza, müşterilerimize ve kamuoyuna duyuruyoruz," dedi.
Eczacıbaşı Holding 2.6 milyar dolara yakın toplam cirosu, 37 şirketi ve 8.000'den fazla çalışanı ile Türkiye'nin önde gelen sanayi gruplarından biri. Eczacıbaşı'nın ana faaliyet sektörleri farmakoloji, inşaat malzemeleri ve tüketici ürünleri. Grup, ayrıca finans, bilgi teknolojisi ve kaynak teknolojisinde de faaliyet gösteriyor. Eczacıbaşı, farmakoloji, seramik sağlık gereçleri, kağıt mendil ve kişisel bakım ürünleri dahil olmak üzere, 13 imalat sektöründen sekizinde Türkiye'de lider. Aynı zamanda geniş kapsamlı bir dağıtımla ülkedeki satış noktalarının yüzde 90'ına erişiyor. Kısa bir süre önce, Eczacıbaşı'nın kağıt mendili şirketi İpek Kağıt-Solo, okullarda kişisel hijyen projeleriyle Dünya İş Ödülü'nü "World Business Award" kazandı.
Eczacıbaşı'nın da katılımıyla, halen 50'nin üzerinde Türk şirketi Küresel İlkeler Sözleşmesi'ne bağlılık sözü vermiş bulunuyor.