Sayı: 83
Sürdürülebilirlik gündeminin her alanı, enerji, tarım, su, madencilik, imalat, paketleme ve ulaşım gibi ana sektörler ve temel tüketim maddelerine yönelik sanayiler ile örtüşüyor.
Bu nedenle sürdürülebilirlik uygulamaları, yoksul toplumların hayatlarını ve kaderlerini değiştirme gücünü elinde bulunduruyor.
Durum böyle iken, insanlığın yetenek, potansiyel, zekâ ve enerjisinin yüzde 50’sini oluşturan kadınlar nasıl göz ardı edilebilir?
Cinsiyet eşitliliği ve sürdürülebilirlik, şirketlerin yönetim kurullarından fabrikaların üretim alanlarına ve tedarik zincirlerine kadar işletmelerin her safhasında sağlanması gereken iki ana etken.
Kadının güçlendirilmesinin önünde duran engellere dikkat çekilerek kadının iş gücüne katkısı büyük oranda artırılabilir.
Böylece verim farklılığı yüzde 50’ye kadar düşürülebilir; işçi başına düşen üretim miktarı yüzde 25’e kadar artırılabilir ve böylece sosyal denge, ekonomik büyüme ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlanabilir.
Birçok ülkede kadınlar erkeklere oranla çevreye daha duyarlı olmalarına rağmen yeşil iş kollarında daha az temsil ediliyorlar.
Şirketler, kadın ve kızların şirket destekli eğitimlere erişiminde erkeklerle eşit haklara sahip olmaları için adımlar atmalı ve özellikle geleneksel olmayan iş kolları ve çevreyle alakalı işlerde çalışmaları için kadınları cesaretlendirmeliler.
Kadın girişimciler, iklim değişikliğine dirençli toplumların oluşması için düşük emisyonlu ekonomilere geçiş sürecine dâhil olabilirler.
Kadının Güçlendirilmesi İlkeleri
Birleşmiş Milletler Kadın Örgütü ve Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi arasındaki işbirliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkan Kadının Güçlendirilmesi İlkeleri, kadının işyerinde, özel sektörde ve toplumda güçlendirilmesini amaçlıyor.
Dünyadaki en geniş Küresel İlkeler yerel ağlarından birine sahip olan Türkiye’nin bu alanda eşsiz bir saygınlığı var.
Sabancı Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, TÜSİAD, BM Kadın Örgütü, BM Küresel İlkeler Sözleşmesi ve Uluslararası Ticaret Merkezi tarafından Mayıs 2011’de düzenlenen bir panel sırasında Kadının Güçlendirilmesi İlkeleri’ni imzalayan ilk kişi oldu.
Kadının Güçlendirilmesi İlkeleri, Türkiye’de halen giderek artan bir önem kazanıyor.
Yeni araç ve kaynaklar, Sürdürülebilirlik Akademisi, Uluslararası İş ve Meslek Sahibi Kadınlar Federasyonu gibi kuruluşlar ve Almedica, Turkcell ve Boyner Holding gibi şirketlerin de desteği ile Türkçe’ye çevriliyor.
Kagider’in Dünya Bankası ile işbirliği içinde gerçekleştirdiği Eşit Fırsatlar Modeli gibi yenilikçi programlar, şirket uygulamaları için bir yol haritası niteliği taşıyor.
Türkiye Sanayi ve İş Adamları Derneği’nin Cinsiyet Eşitliği Çalışma Grubu kamu politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamak için çaba harcıyor.
UNDP de ortakları ile birlikte, kadınların kamusal alanda ve karar alma mekanizmalarında erkeklerle tam ve eşit bir ortaklığa sahip olmaları ve ailelerinin, ülkelerinin ve dünyanın kaderini belirleyecek kararlarda etkin olmalarını sağlamak amacıyla çalışıyor.
Sadece cinsiyet eşitliğini değil aynı zamanda sürdürülebilir insani kalkınmayı da sağlamak için uzun bir yol kat etmeli ve birlikte çalışmaya devam etmeliyiz.
* Shahid Najam, UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi ve BM Türkiye Mukim Koordinatörü
Bu sene Birleşmiş Milletler’in kuruluşunun 67. yıldönümü kutlandı. Her yıl 24 Ekim’de kutlanan bu yıldönümü vesilesiyle Genel Sekreter Ban Ki-moon bir mesaj yayınladı. Ban mesajında, “Gün, ortak hedeflerimizde çıtayı yükseltme günüdür” dedi.
Ban, Binyıl Kalkınma Hedeflerine ulaşılmasının öngörüldüğü 2015 yılına hızla yaklaşılan bir dönemde, söz konusu yaşamsal hedeflere ulaşılması için herkesin elinden geleni yapması gerektiğini vurguladı.
“Cesur ve uygulanabilir bir 2015 sonrası kalkınma gündemi oluşturmalıyız” diyen Genel Sekreter, “Hoşgörüsüzlük ile mücadeleyi sürdürmemiz, ihtilaf girdabına kapılan insanları kurtarmamız ve kalıcı barışı inşa etmemiz şart” diye konuştu.
Türkiye’nin Dört Bir Yanında BM Günü Konserleri
BM Günü etkinlikleri kapsamında Türkiye’nin dört bir yanındaki senfoni orkestraları konserlerinden birini bu güne ithaf etti. Çukurova, Antalya, Bursa, İzmir, İstanbul Devlet Senfoni Orkestraları ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserleri ile Birleşmiş Milletler’in kuruluşunun 67. yıldönümü kutlandı.
Bu yıl ilk kez, 11 Ekim tarihi Dünya Kız Çocukları Günü olarak kutlandı. Bu gün vesilesiyle çocuk evliliklerine dikkati çeken Birleşmiş Milletler, eğitimin çocuk evliliklerine son vermedeki önemine vurgu yaptı.
Genel Sekreter Ban Ki-moon Dünya Kız Çocukları Günü vesilesiyle yayınladığı mesajında “Kız çocukları okullara gidebildiğinde ve erken yaşta evlendirilmekten kaçabildiğinde, kendileri ve aileleri için daha iyi bir yaşam inşa edebilme fırsatına sahip olabiliyorlar” dedi.
70 Milyon Genç Kadın 18 Yaşından Küçükken Evlendi
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) “Genç Yaşta Evlendirilmek: Çocuk Evliliklerine Son Ver” isimli son raporuna göre eğer hiçbir önlem alınmazsa, çocuk evlilikleri önümüzdeki 10 sene içerisinde giderek artacak.
Raporda, çocuk evliliklerine karşı yasalar olsa da, çocuk evlilikleri gelişmekte olan ülkelerde artmaya devam ettiği belirtildi.
UNICEF'in son tahminlerine göre 20-24 yaş grubundaki 70 milyon genç kadın 18 yaşından küçükken evlendi. Bu, dünyadaki her üç kadından birinin çocukken evlendirildiği anlamına geliyor.
Bu kadınların arasında 23 milyonu henüz 15 yaşını doldurmadan evlendirilmiştir.
Küresel olarak alındığında, 20-49 yaş grubundaki 400 milyon kadın, yani bu yaş grubundaki kadınların yüzde 40’ı evliliklerini çocukken yapmıştır.
UNFPA raporu hükümetleri ve ülke liderlerini, çocuk evliliklerinin kız çocukları için zararlı etkilerini azaltacak ve çocuk evliliklerinin ana nedenlerini belirleyerek, bunlarla savaşacak ulusal kanunları çıkarmaya ve uygulamaya davet etti.
Türkiye’de Kız Çocukları
Türkiye'de erken yaşta evlilikler yaygın olarak görülmekte. UNFPA Türkiye’nin verilerine göre, Türkiye'deki her 3 evlilikten biri “çocuk evliliği”.
Araştırma verilerine göre Türkiye genelinde 181 bin 36 çocuk gelin bulunuyor. Geçen yıl Türkiye'de 20 bin aile, 16 yaşından küçük kızlarını evlendirebilmek için mahkemelerde dava açtı.
Çocukların erken yaşta evlendirilme sıklığı ile ailenin yoksulluğu arasında doğru orantı bulunmaktadır.
Yeni Ufuklar Podcast yayınları, her bölümünde daha üretken, daha yeşil, daha sağlıklı ve daha bilinçli bir gelecek için çalışan UNDP’nin çalışmalarından seçilen bir öyküyü dinleyicileriyle paylaşıyor.
22 Ekim’de yeni sezonuna başlayan Yeni Ufuklar Podcast, sezonun ilk bölümünde Girişimci İş Kadınları ve Destekleme Derneği (ANGİKAD) Başkanı Devrim Erol ve Türkiye’de Cinsiyet Eşitliği için Elverişli Ortamın Oluşturulması Ortak Programı Yöneticisi Neşe Çakır ile kadının iş dünyasında üst düzey temsili konusunu ele aldı.
Program boyunca konuklar ile kadınların yönetici olmalarının neleri değiştirebileceği ve bu durumun önündeki engeller irdelendi.
Yeni Ufuklar Podcast Yayınlarını Nasıl Takip Edebilirsiniz?
Türkçe olarak yayınlanan Podcast formatındaki programlar undp.org.tr adresinin yanı sıra iTunes Store üzerinde yer alıyor.
UNDP Türkiye İletişim Ofisi tarafından hazırlanan programlar, Radyo İlef ve Açık Radyo’nun katkılarıyla yayınlanmaya devam ediyor.
Yeni Ufuklar Podcastları İstanbul’da Açık Radyo ve Türkiye’nin dört bir yanındaki on bir üniversite radyosu tarafından yayınlanacak.
Program metinlerini, İngilizce ve Türkçe olarak, Yeni Ufuklar Podcast sayfasında bulabilirsiniz. (http://bit.ly/yeniufuklar)
Yeni Ufuklar Podcastları her hafta Pazartesi günleri yayımlanmaya devam edecek.
Türkiye’de Cinsiyet Eşitliği’ne Yönelik Elverişli Ortamın Teşvik Edilmesi Birleşmiş Milletler Ortak Programı kapsamında düzenlenen buluşma, kadının toplumdaki yerinin güçlendirilmesini ve insan kaynaklarının geliştirilmesine yönelik olarak, özel sektör ve kamu işletmelerinin üst yönetimlerinde kadının varlığının artırılmasına destek sağlamayı amaçladı.
Buluşma, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Azize Sibel Gönül, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Mukim Temsilci Yardımcısı Matilda Dimovska ve Girişimci İş Kadınları ve Destekleme Derneği (ANGİKAD) Başkanı Devrim Erol'un açılış konuşmaları ile başladı.
Konferansın ana teması ise Araştırma ve Düşünce Kuruluşu Üst Düzey Kıdemli Uzmanı Linda Tarr-Whelan, Banka ve Sigorta İşçileri Sendikası Başkanı Yaşar Seyman, Kanada Parlamentosu Kadın Komisyonu temsilcisi Maria Minna ve Avrupa Kamu İşletmeleri ve İşverenleri Merkezi Başkan Yardımcısı Dr. Milena Angelova’nın konuşmaları ile devam etti.
Konferans, kamu ve özel sektörde kadının üst düzey temsili konularındaki iki ayrı panel ile devam etti.
Panellerin ardından yapılan yuvarlak masa toplantısında, akademisyenler ve uzmanların katılımı ile politika taslağı hazırlandı.
Hazırlanan politika taslağı ile bir izleme komisyonu oluşturularak cinsiyet eşitliği ve kadının üst düzey temsili konusunda çalışmaların izlenmesine karar verildi.
Ayrıca taslakta, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili bakanlıklarla bakan düzeyinde görüşmeler yapılarak ders kitaplarında üst düzey kadın temsilinin doğru bir şekilde anlatılması, koçluk, mentorlük çalışmalarının başlatılması, üniversitelerde yöneticilik eğitimleri verilmesi, medya ile işbirliği yapılması ve evlilikte kıdem tazminatı konusunun takip edilmesine karar verildi.
Açıklanan bu yeni strateji, “İstediğimiz Gelecek: Biyoçeşitlilik ve Ekosistem- Sürdürülebilir Kalkınmayı Sağlamak” olarak adlandırıldı.
Strateji, Hindistan Hyrderabad’da gerçekleşen Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 11. Taraflar Toplantısı (COP11) sırasında kabul edildi.
Bu strateji ile biyoçeşitliliği korumak adına 100 ülkede gerçekleşen yatırımlarda 2020’den itibaren yükseliş olması bekleniyor.
Strateji hakkında demeçte bulunan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Yardımcısı ve UNDP Başkan Yardımcısı Rebeca Grynspan, “İnsanlığın kurtuluşu büyük oranda biyoçeşitliliğe ve sağlıklı bir ekosisteme dayanıyor, fakat son on yılda, biyoçeşitlilik daha önce hiç görülmemiş bir oranda azaldı ve dünyadaki yaşamın yegâne temeli olan ekosistemde bozulmalar meydana geldi” dedi.
Grynspan, “Temel ihtiyaç ve geçim kaynakları için doğaya doğrudan bağlı olarak yaşayan 1,2 milyar insanın aşırı yoksulluk sınırında yaşaması nedeniyle, bu duruma uluslararası boyutta acilen dikkat çekilmeli” diye ekledi.
Bu yeni strateji ile UNDP, biyoçeşitlilik yönetiminin, yurt içi gelir, yenilikçi finansal mekanizmalar ve çeşitli kaynaklardan gelen hibelerle finanse edilmesi için hükümetler ile birlikte çalışacak.
Bu strateji, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin finansal kaynağı olan ve son yirmi yılda doğal kaynakların korunmasına önderlik eden Küresel Çevre Fonu(GEF)’nun dahil edilmesini de kapsıyor.
Enerji Verimli Cihazların Piyasa Dönüşümü Projesi'nin amacı, sanayi sektöründeki şirketlerin enerji koruma tedbirleri almasını, enerji verimliliği sağlayan teknolojilerin uyarlamasını ve kullanmasını sağlamak ve uygulamalarla göstermek ve böylece Türkiye’de sanayide enerji verimliliğinin geliştirilmesini sağlamaktır.
Proje, Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü ve UNDP tarafından GEF finansal desteği ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TURKBESD ve Arçelik ile işbirliği içinde yürütülüyor.
Enerji verimliliği ile ilgili sıkça sorulan soruların yanıtlarını öğrenmek için kısa videolarımızı izleyebilirsiniz.
Enerji Verimliliği Nedir?
Enerji Etiketi Nedir?
Enerji Verimliliği Hangi Ürünlerde Hedefleniyor?
Raporda, bölgenin yıllık ekonomik değeri 210 milyon ABD doları olarak belirlenirken, bunun yaklaşık 200 milyon dolarının turizm ve rekreasyon hizmetlerinden sağlandığına dikkat çekildi.
Turizm Gelirleri Açık Ara Önde
Raporda, Fethiye-Göcek ÖÇK Bölgesi’nin bir yılda ürettiği ekonomik değer yaklaşık 210 milyon ABD doları olarak belirtildi.
Bu değerin yaklaşık 200 milyon dolarının turizm ve rekreasyon hizmetlerinden, yaklaşık 83 milyon dolarının da atıksu arıtımından sağlandığı belirtildi.
Raporda, ayrıca karbon tutmanın yaklaşık 945 bin dolar, erozyon kontrolünün yaklaşık 460 bin dolar, balıkçılığın yaklaşık 380 bin dolarlık katkı yaptığı belirlendi.
“Mavi Kart Sistemi Geliştirilmeli” Önerisi
Raporda, bölgede gözlenen deniz kirliliğinin önlenmesi için hayata geçirilen Mavi Kart sisteminin; izleme, yaptırımların uygulanması, farkındalık oluşturma ve sistemin yabancı gemilere de uygulanması yoluyla daha da geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.
Türkiye’nin Deniz Koruma Alanları’nın, sahip olduğu yıllık yaklaşık 11,5 milyon dolarlık “mavi karbon” değeri, konferansı izleyenlerin büyük ilgisini çekti.
Proje, Uluslararası Kamuoyunun Gündeminde
Hindistan’ın Haydarabat şehrinde 11’incisi düzenlenen Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nda ortaya konulan rakamlar, dikkatleri Türkiye’ye çekti.
11.5 Milyon Dolarlık “Mavi Karbon” Değeri
Proje çalışmaları ile ilgili olarak gerçekleştirilen sunumda, Türkiye’deki tüm Deniz Koruma Alanları’nın sahip olduğu yıllık “mavi karbon” değerinin, yaklaşık 11,5 milyon ABD doları olduğuna dikkat çekilirken, bunun yaklaşık 5,3 milyon dolarının, proje kapsamındaki altı bölgede bulunduğunun altı çizildi.
Gökova, Foça, Datça-Bozburun, Köyceğiz-Dalyan ve Fethiye-Göcek Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Bölgeleri ile Ayvalık Adaları Tabiat Parkı’nda yürütülmekte olan proje ile “mavi karbon” açısından büyük önem taşıyan ve “Posidonia çayırları” adı verilen deniz altındaki çiçekli su bitkilerinin bulunduğu bölgelerin önemli ölçüde korunma altına alındığı bilgisi, katılımcılar tarafından büyük ilgiyle karşılandı.
Proje’nin de Katkı Verdiği “Kazan-Kazan” Yaklaşımı, Küresel Strateji’de
Deniz Koruma Alanları’nda Küresel Çevre Fonu’nun (GEF) Katkıları oturumunda yapılan tartışmaların ardından, uluslararası çevrelerle beraber GEF 6. Dönem Kürsel Stratejisi üzerinde duruldu.
Uzun dönemli finansmanın sağlanması için özel sektörle işbirliği yapmak; bütüncül bir yaklaşım dâhilinde, Deniz Koruma Alanları ile balıkçılık ve turizmin gelişimini birlikte ele almak ve tüm paydaşlarla “kazan-kazan” yaklaşımına dayalı ilişkiler gerçekleştirmek gibi stratejilerin hayata geçirilmesinin önemi ortaya kondu.
Seminerler, Türkiye’nin her bölgesinden gelen ve aile, ticaret ve medeni hukukta uzmanlaşmış olan 120 hâkim ve Adalet Bakanlığı’ndan gelen çok sayıda kişinin katılımı ile düzenlendi.
Aynı zamanda, çoğunlukla Avusturya, İngiltere, Danimarka ve Avustralya’dan gelen, hukuk davalarında uzlaşma alanında kendini geliştirmiş birçok uzman ve eğitimenler de seminerlere katıldı.
Seminerlerde katılımcıların, özellikle, arabuluculuk sürecine dair bilgilenmesi, arabuluculuk becerilerini öğrenmesi, konu hakkındaki uluslararası ve yerel gelişmeleri takip etmelerinin sağlanması ve edinilen bilgileri meslektaşlar, ortaklar ve avukatlar ile paylaşma yetilerinin geliştirilmesi amaçlandı.
Seminerler, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yasası’nın Haziran 2012’de onaylandığı ve daha verimli uygulamalar için ikincil mevzuatın geliştirilmesi hazırlıklarının devam ettiği bir süreçte düzenlendi.
Bu nedenle eğitim seminerleri, Adalet Bakanlığı ve İkincil Mevzuatın Geliştirilmesi Bilim Kurulu’nun, Türkiye’de iyi işleyen bir uzlaşma sisteminin kurulması için deneyimlerini paylaşmaları ve ikincil mevzuata katkı sağlamaları adına çok önemli bir fırsat sundu.
Ayrıca bu seminerler sayesinde, hukuk mahkemesi yargıçlarına uzlaşma süreçlerine hâkim olmaları için kapsamlı bilgi ve deneyimler aktarıldı.
Bu uygulama, türünün ilk örneği olma niteliğini de taşıyor.
Seminerler boyunca yapılan tartışmalar, hukuk sisteminde uzlaşma ile ilgili hayati önem taşıyan durumlara yönelik grup tartışmaları, alıştırmalar ve rol çalışmaları ile zenginleştirildi.
Tartışmalar yalnız uzlaşma ve hüküm verme durumları ile sınırlı tutulmadı.
Uzlaşmayla ilgili bu kapsamlı seminerlere katılan 120 hâkim, Adalet Bakanlığı ile birlikte geliştirilen seçim kıstaslarına göre belirlendi.
Seçilen hâkimler, yalnızca profesyonel deneyime sahip değil; aynı zamanda uzlaşmalarda veya anlaşmalarda hâkim olarak geçmiş deneyimi olan ve yasal uygulama, pazarlık ve uzlaşma becerilerinde eğitmenlik yapmış olan kişileri de kapsamakta idi.
Bu nedenle, seçilen bu 120 hâkimin, uzlaşma kurumunu adliyelerde savunan ve 2013’ün ilk çeyreğinde meslektaşlarına eğitim verecek olan projenin kaynak kişileri olmaları kararlaştırıldı.
Yayınlanan yönetmelik ile hayata geçirilecek küme destek programı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Türkiye’deki kümelerin rekabetçi ve yenilikçi kapasitelerini geliştirebilmesi için çok önemli bir araç olacak.
UNDP, “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Rekabetçilik ve Yenilikçilik Alanlarında Bir Küme Destek Programı Tasarlanması ve Uygulamasına Yönelik Kurumsal Kapasitesinin Geliştirilmesi” projesi kapsamında söz konusu destek programının hazırlanması için 2010 yılından beri Bakanlık ile birlikte çalışıyor.
Kümelenme, belirli bir coğrafi bölgede yoğunlaşan ve belirli bir alanda uzmanlaşan firmaların ortak teknoloji ve becerilerden yararlanarak işbirliği içerisinde rekabet edebilmeleri olarak tanımlanabilir.
Kümelenme 2000 yılından itibaren ağırlık kazanan uygulama projeleri ve vaka çalışmaları ile Türkiye’deki bölgesel kalkınma gündeminde de ilk sıralarda yerini aldı.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından ulusal bazda uygulanacak olan kümelenme destek programı, çok sayıda iktisadi aktörün işbirliği faaliyetlerini çeşitli alanlarda destekleyerek yenilikçilik ve rekabet güçlerini arttırmayı hedefliyor.
Aynı zamanda da çevrenin korunması, sürdürülebilir kalkınma, kadının güçlendirilmesi gibi alanlarda da kurumsal kapasitelerin gelişmesine katkı sağlayacak.
Sürdürülebilirliği en önemli değerlendirme kıstaslarından biri olarak kabul eden Küme Destek Programı bu özelliği ile dünyadaki örneklerinden farklılaşıyor.
Böylelikle Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, ilgili tüm ortak ve kurumlarla işbirliği içinde, Türkiye’deki kümeleri destekleyerek Türk ekonomisinin daha sürdürülebilir ve eşitlikçi bir şekilde kalkınmasını sağlayacak.
Küre Dağları Milli Parkı uluslararası yayınlarda örnek olarak anlatılmaya devam ediyor. Küresel Çevre Fonu (GEF) destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında Küre Dağları Milli Parkı ve çevresinde yapılan orman koruma, planlama ve yönetim çalışmaları “Biyolojik Çeşitlilik: Avrupa ve Orta Asya’da Başarılı Sonuçlar” kitabında yer aldı.
Bu kitap, UNDP’nin GEF destekli projeler ile Avrupa ve Orta Asya’da biyolojik çeşitliliğin korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi konularındaki başarılarını anlatıyor.
Kitap ve konuyla ilgili daha çok bilgi için bu bağlantıyı tıklayabilirsiniz.
Küre Dağları Milli Parkı internet sitesi: www.kdmp.gov.tr
Türkiye’nin Deniz ve Kıyı koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi tarafından desteklenen forumda, Akdeniz’deki deniz koruma alanlarının geleceği masaya yatırılacak.
Türkiye Talep Etti, Forum Antalya’ya Geldi
İlki 2008 yılında Fransa’da gerçekleştirilen Deniz Koruma Alanları Forumun ikincisinin Türkiye’de yapılması önerisi 2010 yılında MedPAN Genel Kurulu’nda Türkiye tarafından getirilmişti.
Biyolojik çeşitlilik sözleşmesi ve Barselona Sözleşmesi taraflarının Akdeniz’deki kıyı ve deniz koruma alanları Bölgesel Çalışma programı çerçevesinde organize edilen Forum; Akdeniz ölçeğinde deniz koruma alanları yöneticileri, karar vericiler, bilim adamları ve sosyo-ekonomik alanda çalışan kuruluşların katılımı ile gerçekleştirilecek.
2020 için Uluslararası Dayanışma
Forumun organizasyonu; MedPAN, Özel Koruma Alanları Bölgesel Eylem Merkezi (RAC/SPA), TVKGM ve UNDP Türkiye tarafından yapılacak.
Ürünlerin enerji verimliliği boyutunu öne çıkaran satış tekniklerine yönelik satış personelinin eğitimi, Enerji Verimli Cihazların Piyasa Dönüşümü Projesi kapsamında 25-26 Eylül tarihleri arasında Ankara’da yapıldı.
Birinci aşaması tamamlanan eğitim ile TÜRKBESD üyesi beyaz eşya üreticilerinin satış mağazalarında ve birden fazla marka ürün satışı yapan kurumsal mağazaların doğrudan müşteri ile iletişim kuran personeline ulaşılması hedeflendi.
Eğitime, proje ortakları Arçelik ve TÜRKBESD üyeleri BSH, Indesit, Vestel’in yanı sıra birden fazla marka ürün satışı yapan Teknosa, Metro AG, Real gibi kurumsal mağazalarda görev yapan satış personeli katıldı.
Verilen eğitimde, satıcıların Enerji Etiketi Mevzuatı kapsamındaki yükümlülükleri ve enerji etiketi hakkında bilgiler verilmesi ve ürünlerin enerji verimliliği boyutunu öne çıkaran satış teknikleri konularına odaklanıldı.
Raporda, bölgenin yıllık ekonomik değeri 43 milyon ABD doları olarak belirlenirken, deniz kirliliği, altyapı sorunları ve yasadışı balıkçılık faaliyetlerinin ekosistemi tehdit ettiği belirtildi.
Turizm ve Atıksu Arıtımı En Fazla Gelir Üreten Kalemler
Raporda, 43 milyon ABD doları tutarındaki yıllık ekonomik değerin yaklaşık 38 milyon dolarının turizm ve rekreasyon hizmetlerinden, yaklaşık 3,5 milyon dolarının da atıksu arıtımından sağlandığı belirtildi.
Ayrıca karbon tutmanın yaklaşık 658 bin dolar, erozyon kontrolünün yaklaşık 339 bin 500 dolar, balığın yaklaşık 216 bin 500 dolar ve deniz börülcesinin de yaklaşık 142 bin 500 dolarlık katkı yaptığı belirlendi.
Kirlilik ve Yasadışı Balıkçılık Ekosistemi Tehdit Ediyor
Raporda, bölgede gözlenen denizel kirlilikle birlikte, altyapı ve yapılaşma sorunlarının ve yasadışı balıkçılığın ekosistem açısından önemli tehdit oluşturduğuna dikkat çekildi.
Uluslararası İtibar Yönetimi Konferansı, siyaset, kamu yönetimi, uluslararası ilişkiler, işletme yönetimi, insan kaynakları, iletişim, yeni medya, halkla ilişkiler, pazarlama, sosyal sorumluluk ve sürdürülebilirlik araştırma alanlarını kapsayan disiplinler arası bir çerçevede, itibar kavramı ve ilişkili alanları tartışmak için akademik çevre ile iş dünyasını bir araya getirdi.
UNDP İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi Direktör Yardımcısı Vekili Hansın Doğan da konferansta yer aldı.
Hansın Doğan yaptığı konuşmada Küresel İlkeler Sözleşmesi'ne (KİS) katılımın kurumlara itibar kazandırmaya yetmeyeceğini, sürdürülebilirlik taahhütlerini yerine getiren ve bunu KİS kapsamında şeffafça paylaşanların paydaşları nezdinde bir itibar kazanabileceğinden bahsetti.
Sürdürülebilirlik için sorumlu, kapsayıcı ve yeşil iş modellerine ihtiyaç olduğunu söyleyen Doğan, kurum itibarıyla ülke itibarının bütünleşik olduğuna değindi.
Uluslararası alanda itibarı giderek artan Türkiye'den daha çok küresel marka çıkmasının ve sivil toplum, akademi ve diğer tüm kurumlarının uluslararası yüksek itibara ulaşmasının mümkün olduğunu, ancak bunun için kamu önderliğinde sektörler arası bir ulusal platformun kurularak konuya stratejik yaklaşılması gerektiğini belirtti.
Konferans ile ilgili ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz, resmi internet sitesi olan http://tr.reputationconference.org/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
Konferansta ortak sunum yapan Orman ve Su İşleri Bakanlığı 10. Bölge Müdürü Ercan Yeni ve WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem, Küre Dağları projesinde kaydedilen aşamaları ve bundan sonra atılması gereken adımları Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen katılımcılara sundular.
Küresel Çevre Fonu (GEF) destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında yapılan çalışmaların anlatıldığı sunum sonrası gerçekleştirilen tören ile Küre Dağları Milli Parkı’nın PAN Parks sertifikası PAN Parks Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Louis Frankenhuis tarafından takdim edildi.
PAN Parks nedir?
PAN Parks (Korunan Alanlar Ağı Parkları), Avrupa’ya özgü, bağımsız bir korunan alan sertifikalandırma sistemidir. Bir korunan alanda sürdürülebilir turizmin geliştirilmesi yoluyla tabiatın daha iyi korunmasını sağlamayı amaçlıyor.
PAN Parks logosu Avrupa’da milli parklar için hem doğal değerler hem de sürdürülebilir turizm açısından bir seçkinliğin işareti.
Bir korunan alanın PAN Parks sertifikası alabilmesi için aşağıdaki 5 kıstasa sahip olması gerekiyor:
Kriter 1 - Zengin doğal miras: Korunan alan içinde en az 10.000 hektar yabanıl alanın varlığı.
Kriter 2 - Doğa Yönetimi: Korunan alanın yönetim planının olması.
Kriter 3 - Ziyaretçi Yönetimi: Korunan alanın ziyaretçi yönetim planının olması.
Kriter 4 - Sürdürülebilir Turizm Stratejisi: PAN Parks bölgesi için sürdürülebilir turizm gelişme stratejisinin olması.
Kriter 5 – Yöresel ortaklıklar: Bölgede belirli kriterler çerçevesinde çalışan yerel işletmeler ve korunan alan yönetimi arasında yerel iş ortaklıklarının kurulması.
Ziyarette, Foça ÖÇK Bölgesi’ndeki gelişmeleri gözlemleyen temsilciler, projeye ilişkin teknik bilgilerini de arttırma imkânı buldular.
3-5 Ekim 2012 tarihleri arasında Foça’da gerçekleştirilen etkinlikte, farklı bölgelerden gelen balıkçılar birbirleriyle tanışma ve deneyimlerini paylaşma imkânı buldu.
Ayrıca, balıkçı barınağında yemek, balıkçı barınağının tanıtımı ve balıkçı kahvesinde bilim adamları ile sohbet gibi pek çok farklı etkinlik gerçekleştirildi.
Bölgedeki ekosistem açısından çok önemli bir yere sahip bulunan ve insana zarar vermeyen Kum Köpekbalıkları’nın varlığı pek çok faktör tarafından tehdit altında bulunuyor.
Muğla Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi ekiplerince yürütülen çalışmada dikkat çekici sonuçlar elde edildi. Haziran ve Temmuz 2012’de Boncuk Koyu’nda yapılan izleme faaliyetinde 50 serbest dalış gerçekleştirildi.
Bu dalışlarda, tek tek veya küçük gruplar halinde olmak üzere 43 kez Kum Köpekbalığı gözlemi yapılırken, tüm çalışma dönemi boyunca toplam 80 birey gözlemlendi.
Boncuk Koyu’nda ürüyorlar
Gökova Körfezi Boncuk Koyu, Kum Köpekbalığı olarak bilinen Carcharhinus plumbeus türü için önemli bir bölge konumunda bulunuyor.
Yapılan çalışmalar, bu bölgenin, özellikle yılın belirli dönemlerinde köpekbalıklarının ağırlıklı olarak Mayıs-Haziran ayları arasında üreme ve çiftleşme amacıyla bu koyu kullandığını gösteriyor.
Projeyle tehditlerin önlenmesi amaçlanıyor
Bölgedeki ekosistem açısından çok önemli bir yere sahip bulunan ve insana zarar vermeyen Kum Köpekbalıkları’nın özellikle Boncuk Koyu’ndaki varlığı; sualtı tüfeği ile avcılık da dâhil olmak üzere yasadışı balıkçılık, katı atıklar, özellikle teknelerden bırakılan pis su ve sintine nedeniyle oluşan kirlilik, gibi pek çok faktör tarafından tehdit altında bulunuyor.
Bu tehditler, Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi kapsamında yürütülen çalışmalarla önlenmeye ve böylece ekosistemin korunmasına çalışılıyor.
Toplantıya Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, UNDP Mukim Koordinatörü Shahid Najam’ın yanı sıra milletvekilleri, Orman ve Su İşleri bölge müdürlükleri, milli park çevresindeki belediyeler, çeşitli kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ile Bartın ve Kastamonu halkı katıldı.
Avrupa’da iyi yönetilen ve başarılı sürdürülebilir turizm uygulamalarının yapıldığı korunan alanlara verilen PAN Parks (Korunan Alanlar Ağı Parkları) sertifikası, Türkiye’nin 40 milli parkından biri olan Küre Dağları Milli Parkı için Pan Parks Vakfı Genel Müdürü Zoltan Kun tarafından törenle Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Ahmet Özyanık’a verildi.
Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr.Veysel Eroğlu yaptığı konuşmada, Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi’nin henüz bir başlangıç olduğunu belirterek, bundan sonra da Küre Dağları Milli Parkı ile ilgili projelerin devam edeceğini söyledi.
UNDP Mukim Koordinatörü Shahid Najam ise sürdürülebilir insani kalkınma hedefine giden “yeşil” yol olarak adlandırılabilecek doğanın korunması, ormancılık ve sürdürülebilir kalkınma faaliyetleri arasındaki sinerjiyi güçlendiren tüm ekip üyelerinin özel bir teşekkürü ve övgüyü fazlasıyla hak ettiğini belirtti.
Ayrıca Küre Dağları Milli Parkı'nın tanıtımına katkılarından dolayı medya ödüllerinin de verildiği toplantı, “Biyolojik Çeşitliliğin Korunmasında Orman Ekosistemlerinin Önemi; Küre Dağları Milli Parkı Sempozyumu” ve bugüne kadar edinilen deneyimlerin paylaşımı ile devam etti.
Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi, Küresel Çevre Fonu (GEF) desteği ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Ofisi ve WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ortaklığında yürütüldü.
Projeyle; Küre Dağları Milli Parkı ve çevresinde doğa koruma ve sürdürülebilir kaynak yönetiminin güçlendirilmesi; katılımcılık esasına dayalı, etkin, bütüncül, bir yönetim modeli oluşturulması hedeflendi.
Küre Dağları Milli Parkı’nda uygulanan Küresel Çevre Fonu destekli Orman Koruma Alanları Yönetimi’nin Güçlendirilmesi Projesi, Haziran ayında Brezilya’da düzenlenecek olan Rio+20 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda, Sürdürülebilir Kalkınma ve Yeşil Ekonomi uygulamalarıyla Türkiye’yi temsil edecek olan en iyi 25 uygulamadan biri olarak seçildi. İşte bu bölümde, bu projeden ve projenin niçin bu en iyi 25 uygulama arasında olduğundan söz edeceğiz.
New Horizons (N.H.): Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Küre Dağları Milli Parkı’nda uygulanan Küresel Çevre Fonu destekli Orman Koruma Alanları Yönetimi’nin Güçlendirilmesi Projesi, Haziran ayında Brezilya’da düzenlenecek olan Rio+20 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda, Sürdürülebilir Kalkınma ve Yeşil Ekonomi uygulamalarıyla Türkiye’yi temsil edecek olan en iyi 25 uygulamadan biri olarak seçildi. İşte bu bölümde, bu projeden ve projenin niçin bu en iyi 25 uygulama arasında olduğundan söz edeceğiz. Konuğum Orman Koruma Alanları Yönetimi’nin Güçlendirilmesi Projesi’nin Yönetici Yardımcısı Yıldıray Lise. Hoşgeldiniz.
Yıldıray Lise (Y.L.): Hoşbulduk.
N.H.: Daha önce sizinle aynı konu üzerinde konuştuğumuzda hem Rio+20 öncesinde en iyi uygulamalara müracaat aşamasındaydınız, hem de Küre Dağları Milli Parkı, önemli bir ağ olan Pan Parks ağına adaydı. Küresel Çevre Fonu destekli Orman Koruma Alanları Yönetimi’nin Güçlendirilmesi Projesi en iyi uygulamalardan biri olarak seçilirken, Küre Dağları da Pan Park ağına kabul edildi. Haziran ayında Brezilya’da düzenlenecek olan Rio+20 için neden sizin projeniz seçildi?
Y.L.: Projemiz 2008 yılında başlayan ve Küresel Çevre Fonu’nun desteklediği çok ortaklı bir proje. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Ofisi ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı ortaklığında yürüyen bir proje. Bu projenin hem çevresel, hem sosyal, hem de ekonomik olarak gözle görülür birçok yararı oldu. Korunan alandaki bir milli parkta çalıştık ama çevresindeki yöre halkının kalkınması için de başta sürdürülebilir turizm ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı olmak üzere birçok ekonomik yarar elde edildi. Bu yüzden de çalışmamızın bu süreçte başarılı olduğunu düşünerek Orman ve Su İşleri Bakanlığı adına projemizi Rio+20 seçmelerine sunduk ve o da kabul edildi. Çevresel, sosyal ve ekonomik çıktıları bakımından örnek bir çalışma olduğu için de ödülü aldık.
N.H.: 2008 yılından bu yana sürdürülen bu proje ile hem en iyi 25 proje içinde yer aldınız hem de Küre Dağları Pan Parks ağına kabul edildi. Pan Parks ağına katılabilmek için kriterler nelerdir?
Y.L.: Pan Parks Ağı, Korunan Alanlar Ağı demek. Avrupa’daki korunan elit alanlara verilen bir bu sertifika, Küre Dağları Milli Parkı da dahil olmak üzere tüm Avrupa’da 13 tane korunan alana verildi. Bu ağa katılabilmek için beş temek kriter var. Birincisi; alanın zengin bir doğal mirası olması ki Küre Dağları Milli Parkı hem küresel hem de ulusal öneme sahip olduğu için bunu zaten sağlıyor. İkincisi; alanda yapılan etkin bir planlama ile doğal bir yönetimin olması. Bunu da projemiz sayesinde sağlamış olduk.Üçüncüsü; ziyaretçiler için parkurlar ve merkezler kurularak etkinliklerin düzenlenmesi. Bu kriter için de planlamamızı bitirdik ve yıllardır da uygulamalarımız sürüyor. Dördüncüsü de alanın çevresinde de sürdürülebilir bir turizm stratejisi oluşturulması ki; Pan Parks’ın en güçlü yönlerinden biri bu. Amacımız doğayı korurken çevresinde de sürdürülebilir bir turizm uygulaması yapılması. Beşincisi ise yöresel ortaklıklar. Korunan alan sertifika aldıktan sonra çevresinde yer alan ve konaklama, yemek, ulaşım, rehberlik gibi alanlarında hizmet veren işletmeler de belli standartlara ulaştığı zaman sertifika alabiliyor. Bu süreç için de, yerelde kurduğumuz geniş katılımlı bir Pan Parks grubu tarafından bölgesel standartlar oluşturuldu ve uygulamalara geçildi.
N.H.: Küre Dağları Milli Parkı, şu ana kadar Türkiye’den Pan Parks ağına kabul edilen ilk ve tek milli park, değil mi?
Y.L.: Evet.
N.H.: Şu soru gündeme geliyor: Küre Dağları Milli Parkı Pan Parks sertifikasını aldı fakat bu Türkiye’ye ne kazandıracak?
Y.L.: Bu, Avrupa’da çok az bu şekilde korunan alan olduğu için ulusal bir prestij ve tanınırlık sağlıyor. Tanıtımı arttıkça, gelecek turist sayısında uzun vadeli bir artış gözlemleniyor. Sertifika alabilmesi için gerçekleştirilen kriterler sayesinde de alanın uluslararası standartlarda yönetimi ve izlenmesi de mümkün oluyor. Böylece bölge, uluslararası standartlarda iyi yönetilen ve güçlü sürdürülebilir turizm uygulamalarının yapıldığı yerlerden biri hâline geliyor. Aynı zamanda, başta pansiyonculuk olmak üzere yöredeki ekonominin canlanması açısından büyük önem taşıyor.
N.H.: Türkiye’de toplam kaç milli park var?
Y.L.: Türkiye’de şu an 41 tane milli park var.
N.H.: Türkiye’deki bütün milli parklar sizin yönteminizi izleyerek aynı sonuçlara ulaşabilir durumda mı?
Y.L.: Pan Parks’daki kriterlerden biri alanın 10.000 hektar ve bakir olması. Türkiye’de bu koşulu sağlayan 5 ya da 10 tane korunmuş alan bulunabilir. Anacak bu projeden elde ettiğimiz deneyimleri diğer parklarda da uygulamak için çalışmalarımız başladı.
N.H.: Hangi parklar için çalışmalarınız başladı?
Y.L.: Örneğin Kaçkarlar ve Aladağlar’da ilgili çalışmalar sürüyor. Her ikisi de uygulama çalışmalarıyla Pan Parks Sertifikası alabilecek nitelikteki yerler.
N.H.: Projenizin önemli hedeflerine ulaşmış vaziyette ve artık sonuna doğru yaklaşıyorsunuz. Projenin ardından Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) desteği sürecek mi? Bu konuda yeni projeler gündeme gelebilir mi?
Y.L.: Bizim projemiz Küresel Çevre Fonu destekli ve Küresel Çevre fonu bir kere fon verdiği yere bir daha fon vermiyor. Ancak Küre Dağları 2000 yılında ‘Milli Park’ ilan edildi ve o zamandan bu yana Küresel Çevre Fonu’nun Küçük Hibeler Programı sürekli olarak alandaki sivil toplum kuruluşlarını destekliyor. Bu nedenle bu gibi desteklerin ileride de süreceğini düşünüyorum. Aynı zamanda Doğal Hayatı Koruma Vakfı da Milli Park Teşkilatı ve STK’lar ile alanda yoğun çalışmalar yapıyor. Son dönemde Bartın ve Kastamonu’da bölgesel kalkınma ajansları da açıldı.
N.H.: Dolayısıyla sizin izlediğiniz yol haritası, aldığınız dersler ve çıkan sonuçlar diğer projelere de uygulanması açısından bir örnek sunuyor. Bu proje yalnızca Türkiye’deki değil birçok benzer ülkedeki projelere örnek olabilecek nitelikte. Türkiye’yi temsil edecek en iyi 25 uygulamadan biri olarak seçilen projeniz için, Orman ve Su İşleri Bakanlığı adına Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdür Yardımcısı Sayın Mustafa Akıncıoğlu 20 Nisan’da gerçekleştirilen törende ödülünüzü aldı. Bu ödülü almanız neyi ifade ediyor? Rio’ya giderek projenizi sunacak mısınız?
Y.L.: Rio’da Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına yapılacak olan sunumlar var. Fırsatımız ve zamanımız olursa, biz de projemizi temsilen gitmek üzere hazırlıklarımızı yapıyoruz. Ancak biz gidemesek de, hem İngilizce hem Türkçe olarak bu 25 proje ilgililere sunularak, deneyimlerin geniş bir dağıtımı yapılacak.
N.H.: Rio+20 dışında, bu deneyimlerinizi uluslararası düzeyde paylaşma konusunda başka çalışmalarınız da oluyor mu?
Y.L.: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Bölgesel Ofisi Bratislava’da. Bu ofisle sürekli olarak yazışıp, deneyimlerimizi onların çıkardığı kitapçıklarda ve kurdukları platformlarda paylaşıyoruz. Özel olarak belirtmek gerekir ki; Küre Dağları Milli Parkı Türkiye’de kendi internet sitesi olan tek milli park. Parkın kendi web sitesinde de İngilizce ve Türkçe olarak yayınlarımızı yaparak deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Ayrıca YouTube, Vimeo, Flickr, Twitter, Facebook gibi sosyal medya olanaklarını da kullanıyoruz.
N.H.: Daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler Küre Dağları Milli Parkı’nın web sitesi kdmp.gov.tr adresini ziyaret edebilirler. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin Rio+20’de temsil edileceği projelerden biri olarak seçilen ve aynı zamanda Pan Parks ağına dâhil olan Küre Dağları Milli Parkı, havanın en uygun olduğu yaz ve sonbahar aylarında ziyaret edilebilir.Konuğum Uzman Biyolog Yıldıray Lise idi, Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesinin Yönetici Yardımcısı. UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu bölümünün de böylece sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu – Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden ayrıcaundp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!
Bu bölümde kadınların iş hayatında üst düzey temsili konusunu ele alıyoruz. Kadınların yönetici olmalarının neleri değiştirebileceğini ve bu durumun önündeki engelleri irdeliyoruz.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programı ile karşınızdayız. Uzun bir yaz tatilinden sonra, 51. kez sizlerle beraberiz. Bu bölümde kadınların iş hayatında üst düzey temsili konusunu ele alacağız. Kadınların yönetici olmaları acaba neleri değiştirebilir ve bu durumun önündeki engeller nelerdir, diye soracağız konuklarımıza. ANGİKAD Başkanı Devrim Erol ve Türkiye’de Cinsiyet Eşitliği için Elverişli Ortamın Oluşturulması Ortak Programı Yöneticisi Neşe Çakır bizlerle birlikte. Hoşgeldiniz.
Devrim Erol (D.E.) ve Neşe Çakır (N.Ç.): Hoşbulduk.
UNDP Türkiye: Öncelikle Devrim Erol’a sormak istiyorum. Türkiye’de kadınların yönetici olmalarının önündeki en büyük engeller nedir?
D.E: Cevap veriyorum: Öncelikle kendileri. Şimdi, tabii ki, yönetici olmaya ilk önce hevesli olmak lazım, arzulu olmak lazım. Bu bir ezber bozma işi. Türkiye’de, gerek kamuda gerek özel işletmelerde, özellikle kadınların emeklerinin yoğun olduğu iş kollarında bile, yönetime doğru gidildiğinde sayıların önemli bir şekilde azaldığını ve yönetim kadrolarına çok az kadının ulaştığı görülüyor.
UNDP Türkiye: Kamu ile özel sektör arasında bir fark var mı?
D.E.: Gayet tabii,çok büyük bir fark var. Bir defa her şeyden önce dinamikleri farklı. Kamuda bir seçim, bir atama söz konusu. Diyeceksiniz ki, özel sektörde de böyle bir şey söz konusu. Bir defa altını çizmek istiyorum, biz girişimci iş kadınlarından bahsetmiyoruz. Yani, işini kurmuş kadınlardan bahsetmiyoruz. Çünkü zaten kadın kendi işini kurduğu zaman otomatik olarak işinin sahibi bir kadın oluyor.
UNDP Türkiye: Belli bir işletmenin içinde üst düzeye gelmiş kadınlardan söz ediyoruz.
D.E.: Evet. Gerek kamu sektöründe gerek özel sektördeki profesyonel kadınlardan söz ediyoruz. Türkiye’de, örneğin Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nda işin doğasından dolayı daha çok kadın çalışır. Öğretmenler, hasta bakıcılar ve hemşireler gibi. Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmenlere baktığınızda %50’sinin kadın olduğu görürken, okul müdürlerinde ne yazık ki bu rakam tek haneli rakamlara kadar düşmektedir. Şimdi burada bir seçim mi söz konusudur yoksa bu kadının tercihi midir? Çünkü genelde kız çocuklarına tatili uzun gibi nedenler öne sürülerek öğretmen olması salık verilir. Aileden gelen bu yönlendirmeyle öğretmen olan kadınlar, konu okul müdürü olmak olunca bu eski öğretilerini geri çağırarak, yönetici olursa tam mesai çalışması gerekeceğinden endişe duyar.
UNDP Türkiye: Bu söylediklerinizin birçoğu sadece Türkiye için geçerli olan problemler değil. Sanıyorum ki pek çok benzer ülkede de bu tür sorunlarla karşılaşılıyor. Küresel ölçekte Türkiye’nin durumuna bakıyor musunuz?
D.E.: Küresel ölçekte Türkiye’nin durumuna hem ben bakıyorum hem de dünya bakıyor. Davos çıktılarına bakarsanız, orada kadın erkek eşitliğindeki kategorizasyonda Türkiye tehlike sınırındaki ilk on ülke arasında yer alıyor. Yani 136 ülke arasında 125. sırada yer alıyor. Bu değerlere bakarak sosyal kalkınmayı değerlendirirsek, Türkiye 125. Genel kalkınmadan ve toplam kaliteden bahsettiğimizde yalnız başına bir ekonomik kalkınma hiçbir şeyi ifade etmiyor. Bunun illa ki sosyal gelişimle desteklenmesi lazım.
UNDP Türkiye: Tabii , altını çizmekte yarar var: Biz bu programda çalışan kadınların toplam çalışanların içindeki oranına bakmıyoruz. Üst düzey yönetime girebilmiş kadınlara bakıyoruz. Bunun da altını çizdikten sonra ilgili birkaç rakam vermek istiyorum: Son kararnameyle büyükelçilerin %40’ı kadın ve tüm Türkiye’ye bakıldığında 27 kadın kaymakam ve yalnızca bir tane kadın vali var. Kadın istihdamına baktığımızda ise, yöneticiler dışında, kadın istihdamı %20-24’ler seviyesinde iken; hedef 10 sene içerisinde %38’e çıkarmak. %50’den bahsetmiyoruz bile. Türkiye’de yüz on üç dekan ve on rektör kadın var. Türkiye’deki 200’e yakın üniversite arasında yalnızca 10 üniversitenin kadın rektörü olduğunu görüyoruz. Üst düzey akademisyenlere baktığımızda ise kadın profesörlerin tüm profesörler arasındaki oranı %27. Kamudaki güçlükler ve özel sektördeki güçlükler nelerdir? Sizce aralarında çok büyük farklar var mı?
D.E.: Aslında toplumların sağlıklı gelişimi için üremek gibi doğal bir gerçek var. Fakat kadının hamileliği ve doğumu hem özel sektörde hem de kamuda bir biçimde cezalandırılıyor. Ama bu kadının en doğal işlevi. Sanki çocuk büyütmek yalnızca kadının görevi gibi algılanıyor. Bu en ön önemli bariyerlerden bir tanesi. Bir toplumsal sıkıntılar var bir de işyerindeki sıkıntılar var. İşveren, kadını zaman zaman, bir ya da iki yıl, işyerinden kopan bir çalışan olarak görüyor ve bunu tolere etmiyor, tolere etmek de istemiyor. Bu en önemli sorunlardan bir tanesi. Bir de hala erkek işi kadın işi diye ezberlenmiş önyargılar var. O nedenle kadını bazı noktalarda bazı seviyelere getirip oralarda tutmak gibi bir alışkanlık var. Bir de şöyle düşünün lütfen: Zaten o kadar az üst düzey kadın yönetici var ki dolayısı ile kadın ile empati yapan ve kadın hakları için çalışan karar verme seviyesindeki yönetici az. Ben somut bir örnek de vermek istiyorum. Geçen hükümette Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu olmasaydı yani bir kadın olmasaydı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde asla Milli Eğitim bakan müsteşarı bir kadın olmazdı. Ve bundan dolayı da bakanın görevi bitti ve müsteşar da etik olarak görevinden ayrıldı. Müsteşarlığı onu daha görünür hale getirdiği için şu an Yalova valimiz eski Milli Eğitim müsteşarı. Bunların domino etkisi var.
UNDP Türkiye: Siz programa katılmadan önce biz Twitter üzerinden takipçilerimize size bir soruları var mı diye sorduk. Ahsen Sacli isimli bir takipçimiz “Bir kadın yönetici görmedim ki işine duygularını, kaprislerini katarak yanındakilere de eziyet etmeyen bir kişi olsun.” demiş. Dolayısıyla, kadınlar üst düzeye geldikleri zaman mucize yaratmaları mı bekleniyor acaba?
D.E.: Ben bir mühendisim. Bu nedenle rakamlarla konuşacağım. Öncelikle erkeklerden bir bekleniyorsa kadınlardan on bekleniyor. Bir defa böyle bir durum var. Bir de bu biraz sosyolojik biraz da psikolojik bir konu. Yani erkeğin disiplinli, takipçi, kural koyucu bir yönetici olarak çalışması erkek tanımının içinden geldiği için kabul edilebilir. Ama aynı biçimde bir kadının çalışması kaprisli, hırslı, agresif, ezici oluyor. Çünkü kadının toplumdaki genel algısı okşayan seven, anaç, yumuşak, sürekli idare eden- baba değil anne idare eder ya evde-, tavizkâr ve ara bulucu bir durumu var. İşte bu gözlüklerle bakıldığında yorumlar işte böyle oluyor. Tam tersi de, yani kadın seven, yumuşak ve idare eder bir yönetici olduğunda da adı beceriksize çıkıyor. Erkek de aynı yönetim biçimleri ise, ne kadar uzlaşmacı ne kadar işbirlikçi diye yorumlanıyor.
UNDP Türkiye: Devrim Hanım bu noktada ben Neşe Hanım’a dönmek istiyorum. Kendisi Türkiye’de Cinsiyet Eşitliği için Elverişli Ortamın Oluşturulması Ortak Programı Yöneticisi. Neşe Hanım, siz bu çalışmayı elbette ki birçok sivil toplum kuruluşunu da dahil ederek yapmaya çalışıyorsunuz ama bunun başında bazı Birleşmiş Millet kuruluşları var. Hem bunlardan hem de programın amacından söz edelim istiyorum.
N.Ç.: Türkiye’de Cinsiyet Eşitliği için Elverişli Ortamın Oluşturulması Programı geçen yıl ortalarından itibaren devam ediyor. Programın ortakları Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Birleşmiş Milletler Kadın Ajansı ve TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu. Aslında Devrim Hanım’ın çok spesifik olarak bahsettiği konuları da ele alacak şekilde cinsiyet eşitliği için işleyen ve verimli bir mekanizmanın oluşturulmasını amaçlıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği mekanizması dediğimiz zaman bir ayağında yasama yani TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu diğer ayağında da uygulama olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı var. Sadece CEDAW’ın tanımladığı Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’ne göre, bu iki temel ayak üzerinde yine ulusal düzeyde diğer bakanlıkların görevleri var, sivil toplum kuruluşlarının bu yapıyla organik bağları var ve yerel ölçekte de valilikler ve belediyeler bünyesinde oluşturulmuş eşitlik konseyleri ve kent konseyleri var. Özel sektör temsilcileri de bu yapının içinde.
UNDP Türkiye: Çok ortaklı ve çok yere yayılmış bir yapıdan söz ediyoruz burada. Siz, Devrim Hanım’ın başında bulunduğu ANGİKAD ile ekim ayının ortalarında bir uluslararası bir toplantı düzenlediniz. Kadının üst düzeyde temsiline odaklanan bir toplantıydı bu. Buradan çıkan sonucu da vurgulayarak aslında kapatmak istiyorum ben.
N.Ç.: Burada çok önemli olan bir nokta şu: Kadının bütün karar verme mekanizmalarda bütün alanlarda temsil edilmesi. Yani kadının karar verme mekanizması dediğimiz üst yönetimde - kamu da olur özel sektör de olur sivil toplum kuruluşunda akademi de - yer alması.
UNDP Türkiye: Şimdi, bu ANGİKAD ile düzenlediğiniz çok kapsamlı bir konferanstı. Şimdi Devrim Hanım’a sorayım: Konferans çıktılarında kırk dört kırk beş maddelik çok uzun bir yapılacaklar listesi var. Buna bakıldığında zaman, Türkiye özelinde konuşalım, çok fazla yol var mı kat edilmesi gereken yoksa Türkiye’deki vaziyet o kadar da kötü değil mi?
D.E.: Tabii ki çok gidilecek yol var. Bunlar bizi hayatta tutan ve besleyen meseleler. Yani bu meseleler olmazsa bizim de varlığımıza gerek yok. Bir tane izleme komitesi kurmaya karar verdik. Bir kere bu çok önemli bir adım. UNDP, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ve bizim derneğimiz olarak kurduk komiteyi. Bu komite ile alınan kararları hayata geçirmek için stratejik bir aksiyon hareketi oluşturacağız ve bunların ilgili birimlerde takipçisi olup realizasyonu için uğraşacağız. Özellikle kadın yoğun bakanlıklara özel bir çalışma planı yapacağız. Örneğin, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlığı’nda müsteşar yardımcıları bile kadın değil. En azından bu konuda bir lobi çalışması yapacağız. Daha spesifik olarak yapacağımız işler de olacak. Kadının yönetici olmaya aday olması ve kendisini yetiştirmesi için eğitim ve koçluk programları yapacağız. Öncelikle, kadının kendi kabuğunu yırtması ve kendine özgüveninin artması lazım. Bir de toplumda kadının algısı var. O algıyı da değiştirmek lazım. Onu da konuştuk açıkçası. Kamuda ve özelde çok başarılı olmuş kadın yöneticiler var. Medya ile işbirliği yapıp bunların mutlaka görünür hale gelmesi lazım. “Ben kadınım ve işte şu kadar trilyonluk bir bütçeyi yönetiyorum ama çocuğum da ailem de var” diyen kadınları toplumla buluşturmak lazım. Çünkü toplumda şöyle bir yanılgı var: kadının iş hayatında başarılı olması için demir leydi olması, bekar, boşanmış ve çocuksuz olması lazım. Elbette böyle olanlar da var ama toplumun yapısına uygun son derece başarılı örnekler de var. Bunları ortaya çıkarmak ve insanların gözlerine sokmak lazım. Yani ya istiklal ya ölüm değil. Hepsi olabilir ve bir ara yol var.
UNDP Türkiye: “Kadın temsili" etiketi ile Twitter üzerinden tartışmaya katılabileceğinizi vurgulayalım. Ekim ayında yapılan bu konferansta sunduğunuz tavsiyelere bakıldığında iş rotasyonları, esnek çalışma, kadın kotaları, kadınlara daha cesur olmayı öğretmek ve bunun gibi kırk beş tane madde görülüyor. Bunları yarimdanbirolmaz.com adresi üzerinden takip edebilirsiniz. ANGİKAD’a da angikad.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. UNDP’nin adresi de bildiğiniz gibi undp.org.tr. Konuklarımız ANGİKAD-Girişimci İş Kadınlarını Destekleme Derneği Başkanı Devrim Erol ve Türkiye'de Cinsiyet Eşitliği İçin Elverişli Ortamın Oluşturulması Ortak Programı yöneticisi Neşe Çakır’dı. Ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Progr
Küre Dağları Milli Parkı’nda uygulanan Küresel Çevre Fonu destekli Orman Koruma Alanları Yönetimi’nin Güçlendirilmesi Projesi, Haziran ayında Brezilya’da düzenlenecek olan Rio+20 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda, Sürdürülebilir Kalkınma ve Yeşil Ekonomi uygulamalarıyla Türkiye’yi temsil edecek olan en iyi 25 uygulamadan biri olarak seçildi. İşte bu bölümde, bu projeden ve projenin niçin bu en iyi 25 uygulama arasında olduğundan söz edeceğiz.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Küre Dağları Milli Parkı’nda uygulanan Küresel Çevre Fonu destekli Orman Koruma Alanları Yönetimi’nin Güçlendirilmesi Projesi, Haziran ayında Brezilya’da düzenlenecek olan Rio+20 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda, Sürdürülebilir Kalkınma ve Yeşil Ekonomi uygulamalarıyla Türkiye’yi temsil edecek olan en iyi 25 uygulamadan biri olarak seçildi. İşte bu bölümde, bu projeden ve projenin niçin bu en iyi 25 uygulama arasında olduğundan söz edeceğiz. Konuğum Orman Koruma Alanları Yönetimi’nin Güçlendirilmesi Projesi’nin Yönetici Yardımcısı Yıldıray Lise. Hoşgeldiniz.
Yıldıray Lise (Y.L.): Hoşbulduk.
UNDP Türkiye: Daha önce sizinle aynı konu üzerinde konuştuğumuzda hem Rio+20 öncesinde en iyi uygulamalara müracaat aşamasındaydınız, hem de Küre Dağları Milli Parkı, önemli bir ağ olan Pan Parks ağına adaydı. Küresel Çevre Fonu destekli Orman Koruma Alanları Yönetimi’nin Güçlendirilmesi Projesi en iyi uygulamalardan biri olarak seçilirken, Küre Dağları da Pan Park ağına kabul edildi. Haziran ayında Brezilya’da düzenlenecek olan Rio+20 için neden sizin projeniz seçildi?
Y.L.: Projemiz 2008 yılında başlayan ve Küresel Çevre Fonu’nun desteklediği çok ortaklı bir proje. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Ofisi ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı ortaklığında yürüyen bir proje. Bu projenin hem çevresel, hem sosyal, hem de ekonomik olarak gözle görülür birçok yararı oldu. Korunan alandaki bir milli parkta çalıştık ama çevresindeki yöre halkının kalkınması için de başta sürdürülebilir turizm ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı olmak üzere birçok ekonomik yarar elde edildi. Bu yüzden de çalışmamızın bu süreçte başarılı olduğunu düşünerek Orman ve Su İşleri Bakanlığı adına projemizi Rio+20 seçmelerine sunduk ve o da kabul edildi. Çevresel, sosyal ve ekonomik çıktıları bakımından örnek bir çalışma olduğu için de ödülü aldık.
UNDP Türkiye: 2008 yılından bu yana sürdürülen bu proje ile hem en iyi 25 proje içinde yer aldınız hem de Küre Dağları Pan Parks ağına kabul edildi. Pan Parks ağına katılabilmek için kriterler nelerdir?
Y.L.: Pan Parks Ağı, Korunan Alanlar Ağı demek. Avrupa’daki korunan elit alanlara verilen bir bu sertifika, Küre Dağları Milli Parkı da dahil olmak üzere tüm Avrupa’da 13 tane korunan alana verildi. Bu ağa katılabilmek için beş temek kriter var. Birincisi; alanın zengin bir doğal mirası olması ki Küre Dağları Milli Parkı hem küresel hem de ulusal öneme sahip olduğu için bunu zaten sağlıyor. İkincisi; alanda yapılan etkin bir planlama ile doğal bir yönetimin olması. Bunu da projemiz sayesinde sağlamış olduk.Üçüncüsü; ziyaretçiler için parkurlar ve merkezler kurularak etkinliklerin düzenlenmesi. Bu kriter için de planlamamızı bitirdik ve yıllardır da uygulamalarımız sürüyor. Dördüncüsü de alanın çevresinde de sürdürülebilir bir turizm stratejisi oluşturulması ki; Pan Parks’ın en güçlü yönlerinden biri bu. Amacımız doğayı korurken çevresinde de sürdürülebilir bir turizm uygulaması yapılması. Beşincisi ise yöresel ortaklıklar. Korunan alan sertifika aldıktan sonra çevresinde yer alan ve konaklama, yemek, ulaşım, rehberlik gibi alanlarında hizmet veren işletmeler de belli standartlara ulaştığı zaman sertifika alabiliyor. Bu süreç için de, yerelde kurduğumuz geniş katılımlı bir Pan Parks grubu tarafından bölgesel standartlar oluşturuldu ve uygulamalara geçildi.
UNDP Türkiye: Küre Dağları Milli Parkı, şu ana kadar Türkiye’den Pan Parks ağına kabul edilen ilk ve tek milli park, değil mi?
Y.L.: Evet.
UNDP Türkiye: Şu soru gündeme geliyor: Küre Dağları Milli Parkı Pan Parks sertifikasını aldı fakat bu Türkiye’ye ne kazandıracak?
Y.L.: Bu, Avrupa’da çok az bu şekilde korunan alan olduğu için ulusal bir prestij ve tanınırlık sağlıyor. Tanıtımı arttıkça, gelecek turist sayısında uzun vadeli bir artış gözlemleniyor. Sertifika alabilmesi için gerçekleştirilen kriterler sayesinde de alanın uluslararası standartlarda yönetimi ve izlenmesi de mümkün oluyor. Böylece bölge, uluslararası standartlarda iyi yönetilen ve güçlü sürdürülebilir turizm uygulamalarının yapıldığı yerlerden biri hâline geliyor. Aynı zamanda, başta pansiyonculuk olmak üzere yöredeki ekonominin canlanması açısından büyük önem taşıyor.
UNDP Türkiye: Türkiye’de toplam kaç milli park var?
Y.L.: Türkiye’de şu an 41 tane milli park var.
UNDP Türkiye: Türkiye’deki bütün milli parklar sizin yönteminizi izleyerek aynı sonuçlara ulaşabilir durumda mı?
Y.L.: Pan Parks’daki kriterlerden biri alanın 10.000 hektar ve bakir olması. Türkiye’de bu koşulu sağlayan 5 ya da 10 tane korunmuş alan bulunabilir. Anacak bu projeden elde ettiğimiz deneyimleri diğer parklarda da uygulamak için çalışmalarımız başladı.
UNDP Türkiye: Hangi parklar için çalışmalarınız başladı?
Y.L.: Örneğin Kaçkarlar ve Aladağlar’da ilgili çalışmalar sürüyor. Her ikisi de uygulama çalışmalarıyla Pan Parks Sertifikası alabilecek nitelikteki yerler.
UNDP Türkiye: Projenizin önemli hedeflerine ulaşmış vaziyette ve artık sonuna doğru yaklaşıyorsunuz. Projenin ardından Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) desteği sürecek mi? Bu konuda yeni projeler gündeme gelebilir mi?
Y.L.: Bizim projemiz Küresel Çevre Fonu destekli ve Küresel Çevre fonu bir kere fon verdiği yere bir daha fon vermiyor. Ancak Küre Dağları 2000 yılında ‘Milli Park’ ilan edildi ve o zamandan bu yana Küresel Çevre Fonu’nun Küçük Hibeler Programı sürekli olarak alandaki sivil toplum kuruluşlarını destekliyor. Bu nedenle bu gibi desteklerin ileride de süreceğini düşünüyorum. Aynı zamanda Doğal Hayatı Koruma Vakfı da Milli Park Teşkilatı ve STK’lar ile alanda yoğun çalışmalar yapıyor. Son dönemde Bartın ve Kastamonu’da bölgesel kalkınma ajansları da açıldı.
UNDP Türkiye: Dolayısıyla sizin izlediğiniz yol haritası, aldığınız dersler ve çıkan sonuçlar diğer projelere de uygulanması açısından bir örnek sunuyor. Bu proje yalnızca Türkiye’deki değil birçok benzer ülkedeki projelere örnek olabilecek nitelikte. Türkiye’yi temsil edecek en iyi 25 uygulamadan biri olarak seçilen projeniz için, Orman ve Su İşleri Bakanlığı adına Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdür Yardımcısı Sayın Mustafa Akıncıoğlu 20 Nisan’da gerçekleştirilen törende ödülünüzü aldı. Bu ödülü almanız neyi ifade ediyor? Rio’ya giderek projenizi sunacak mısınız?
Y.L.: Rio’da Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına yapılacak olan sunumlar var. Fırsatımız ve zamanımız olursa, biz de projemizi temsilen gitmek üzere hazırlıklarımızı yapıyoruz. Ancak biz gidemesek de, hem İngilizce hem Türkçe olarak bu 25 proje ilgililere sunularak, deneyimlerin geniş bir dağıtımı yapılacak.
UNDP Türkiye: Rio+20 dışında, bu deneyimlerinizi uluslararası düzeyde paylaşma konusunda başka çalışmalarınız da oluyor mu?
Y.L.: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Bölgesel Ofisi Bratislava’da. Bu ofisle sürekli olarak yazışıp, deneyimlerimizi onların çıkardığı kitapçıklarda ve kurdukları platformlarda paylaşıyoruz. Özel olarak belirtmek gerekir ki; Küre Dağları Milli Parkı Türkiye’de kendi internet sitesi olan tek milli park. Parkın kendi web sitesinde de İngilizce ve Türkçe olarak yayınlarımızı yaparak deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Ayrıca YouTube, Vimeo, Flickr, Twitter, Facebook gibi sosyal medya olanaklarını da kullanıyoruz.
UNDP Türkiye: Daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler Küre Dağları Milli Parkı’nın web sitesi kdmp.gov.tr adresini ziyaret edebilirler. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin Rio+20’de temsil edileceği projelerden biri olarak seçilen ve aynı zamanda Pan Parks ağına dâhil olan Küre Dağları Milli Parkı, havanın en uygun olduğu yaz ve sonbahar aylarında ziyaret edilebilir.Konuğum Uzman Biyolog Yıldıray Lise idi, Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesinin Yönetici Yardımcısı. UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu bölümünün de böylece sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu – Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!
Bu bölümde Türkiye’deki binalarda tüketilen enerjinin ve buna bağlı olarak da sera gazı salınımlarının azaltılmasını hedefleyen bir çalışmadan söz edeceğiz.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği'nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde Türkiye’deki binalarda tüketilen enerjinin ve buna bağlı olarak da sera gazı salınımlarının azaltılmasını hedefleyen bir çalışmadan söz edeceğiz. Konuğum Türkiye’de Binalarda Enerji Verimliliğinin Artırılması Proje Koordinatörü Tolga Yakar. Hoşgeldiniz.
Tolga Yakar (T.Y.): Hoşbulduk.
UNDP Türkiye: Türkiye’de Binalarda Enerji Verimliliğinin Artırılması isimli bir proje bu. Öncelikle Türkiye’deki vaziyetten başlayalım isterseniz.
T.Y.: Türkiye’de enerji kullanımı açısından binalar sektörü en büyük ikinci sektör, sanayi sektörünün ardından. Türkiye’de tüketilen enerjinin yaklaşık %36’sının binalar sektörü tarafından tüketildiğini istatistikler bize gösteriyor. Ve çalışmalar Türkiye’de binalarda enerji kullanımına ilişkin de çok ciddi bir tasarruf potansiyelinin varlığından bahsediyor. Bu potansiyelin yaklaşık %30 ile %50 arasında değişmekte olduğu çeşitli analizler tarafından ispatlanmış durumda. Ve böylesine önemli bir tasarruf potansiyelinin geri kazanılması da enerji verimliliği açısından en öncelikli faaliyetlerimiz arasında yer alacak olan projelerimizdendir.
UNDP Türkiye: Ciddi bir tasarruf potansiyeli. Binalar derken onu da biraz açmamız iyi olabilir. Sanayi dışındaki tüm binalardan mı söz ediyoruz? Yoksa sadece evlerimizden mi bahsediyoruz?
T.Y.: Binalar sektörü sadece konutlardan oluşmuyor. Bunun dışındaki okullar, alışveriş merkezleri, hastaneler ya da hizmet binaları, ofis binaları gibi tüm binalar binalar sektörü içerisine ve bu enerji tüketimi rakamının içerisine dâhiller.
UNDP Türkiye: Türkiye’de bu konuda vaziyet nasıl? Enerji tasarrufu konusunda çok kötü bir yerde mi Türkiye? Ne kadarlık bir tasarruf potansiyeli var?
T.Y.: Aslında enerji verimliliği ile ilgili, tasarruf potansiyelinin geri kazanılmasına yönelik çalışmalar çok uzun yıllardır yapılıyor. Ancak bu güne kadarki çalışmalar çoğunlukla sanayi sektörüyle sınırlı kaldı. Binalar tarafında ise binaların içerisinde yer alan özellikle enerji tasarruflu lambaların kullanılması ve enerji verimli elektrikli ev aletleri olarak söyleyebileceğimiz A+, A++ gibi çamaşır makinesi, buzdolabı, bulaşık makinesi gibi aletlerle sınırlı kaldı. Yani söyleyebileceğimiz şu, binaların kendisinin içerisinde ısı tüketimi, soğutma ihtiyacının karşılanması, havlandırma ve bunun gibi ihtiyaçlarla ilgili olarak enerji tasarruf potansiyeline yönelik olara ciddi bir çalışma yapılmadı bugüne kadar.
UNDP Türkiye: Sadece elektrikten de bahsetmiyoruz burada, değil mi? Akaryakıttan tutun doğalgaz, kömür, her türlü ısınmayla alakalı her türlü enerji kaynağından bahsediyoruz. Ama burada sizin projeniz açısından odaklandığımız nokta binaların kendisinin enerji tasarruf potansiyeli değil mi? Yoksa içinde kullandığımız buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesin; A+, A++ olmasından ziyade binanın kendisinin tasarım aşamasından içinde yaşadığımız veya çalıştığımız aşamaya kadar geçen noktada öyle tasarlanması ve öyle hayata geçirilmesi, bundan mı bahsediyoruz?
T.Y.: Evet, aslında bahsettiğimiz hem tasarım aşamasıyla ilgili olarak hem de binaların kullanım aşamalarında enerjinin tasarruflu, verimli bir şekilde kullanılması. Binalarda kullanılan enerjinin yaklaşık %85’lik bölümü ısıtma, soğutma ve diğer ihtiyaçlar amacıyla kullanılıyor. Elektrikli ev aletlerinin kullandığı kesim binaların enerji tüketimi rakamları içerisinde çok küçük bir kesim. Dolayısıyla gerek ısıtma, gerek soğutma, havalandırma, aydınlatma gibi ihtiyaçlar bizim, binanın asıl enerji tüketimi diye bahsettiğimiz kitleyi oluşturuyor. Bu kitlenin içerisinde biz %30 ila %50 arasında bir enerji tasarruf potansiyeli olduğundan bahsediyoruz ve projemizde de aslında bu bölümü hedefliyoruz. Binaların tasarım aşamasından binalarda kullanılacak olarak inşaat malzemelerinin üretilmesi, getirilmesi, binanın yapılması, binanın ömrünü tamamlayıp sonrasında yıkılmasına kadar olan süre içerisindeki enerji tüketimini yüzdeye vuracak olursak binalardaki enerji tüketiminin %80’ini, yüzyıllık diyebiliriz binaların ömürlerine, binaların kullanımı süresinde oluyor. Bu %80’lik bölümün de %80-85’lik kısmı ısıtma soğutma gibi ihtiyaçların karşılanmasında kullanılan enerji. Diğer ifadeyle bizim hedefimiz bu %80’nin içerisindeki %85’lik kısım.
UNDP Türkiye: Diğer %15-20’si nerelere gidiyor acaba bu enerjinin?
T.Y.: Binaların inşaat ve sonrasında, yıkımla ilgili inşaat malzemelerinin üretilmesi aşamasında biz asıl olarak-
UNDP Türkiye: Onların hepsi aslında hesaba katılıyor, ama %80’i bizim kullanımımız ile alakalı olan giderler, bu durumda. Peki, neler yapabiliriz? Tasarımdan bahsediyorsunuz ama şimdi bakıyorum rakamlara 1990’da %52 iken kentleşme 2008’de %74-%75’e yükselmiş vaziyette. Zaten ciddi bir bina stoku olan bir ülke Türkiye. Hazır olan binalarla ilgili bir çalışma da olmayacak mı, yoksa hep tasarım aşamasından itibaren mi planlamış olacaksınız? Sizin projeniz açısından biraz bahsedebilir miyiz?
T.Y.: Çok doğru bir noktaya temas ettiniz. Aslında binalarda enerji verimliliği deyince birbirinden bağımsız, tamamen iki ayrı gruba hitap ediyoruz. Bunun birincisi yeni binalar için. Diğeri ise mevcut bina stoku için. Yeni binalarla ilgili yapılabilecekler daha kolay. Binalara tasarım aşamasında müdahale ederek, farklı birtakım tasarım prensiplerini uygulayarak ki bizim projemiz içerisinde tanıtmaya ve yaygınlaştırmaya çalıştığımız bütünleşik bina tasarımı diye bir yaklaşım var, binaların bu prensiplerle daha enerji etkin olarak tasarlanmasını, enerji verimliliği yüksek binalar olarak tasarlanmasını sağlayabiliyorsunuz. Böyle olunca binaların enerji ihtiyacı, özellikle ısıtma ve soğutma anlamındaki, daha baştan itibaren asgari seviyeye indirilmiş oluyor.
UNDP Türkiye: Bütünleşik yaklaşım dediğiniz bu mu oluyor?
T.Y.: Bütünleşik yaklaşımı kısaca şöyle açıklayabiliriz: bir binanın tasarım aşamasında geleneksel uygulamalar açısından baktığınızda sırasıyla mimar çalışır, arkasından statikçi, arkasından mekanikçi ve sonrasında elektrikçi çalışır. Bütünleşik bina tasarımı yaklaşımında ise bu aktörlerin, bu disiplinlerin hepsinin bir arada çalışması, ayrıca işverenin ve o binayı kullanacak olan kullanıcının da sürece dâhil olması ve başından itibaren enerjinin etkin kullanımının hedeflenerek binanın tasarlanması amaçlanmakta.
UNDP Türkiye: On yedi milyon beş yüz bin Amerikan Dolarını aşkın bir bütçesi var. Enerji ve tabii kaynaklar bakanlığı, çevre ve şehircilik bakanlığı, milli eğitim bakanlığı, GEF var, Küresel Çevre Fonu var işin içinde ve UNDP de uygulama desteği içerisinde yer alıyor. Zaten siz de UNDP tarafını temsil ediyorsunuz bu projeyle olarak. Projenin kendisiyle ilgili, mantığıyla ilgili kısmı anlattık. Biraz da hedeflerden bahsedelim. Bu proje elbette başı ve sonu olan bir süreç. Neyi hedefliyorsunuz? Çıktılar ne olacak?
T.Y.: Bizim projemizin altında hedeflediğimiz üç ana sonucumuz var. Bu proje bittiğinde şu üç ana sonuca ulaşmak istiyoruz: İlki binalarda enerji verimliliği ile ilgili olarak yasal mevzuatın güçlendirilmesi. Bu yasal mevzuatı uygulayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, ilgili görevliler, yapı denetim görevlileri gibi kesimleri güçlendirmek ve bunların enerji tasarrufu anlamında daha etkin rol almasını sağlamak.
UNDP Türkiye: Birincisi yasal mevzuat.
T.Y.: Bunun dışında biz, yeni tasarlanacak olan binalarda bu bütünleşik tasarım yaklaşımını, bu prensibi göstermek ve bu şekilde aynı maliyetle enerji etkin, enerji verimli binaların tasarlanabileceğini örneklemek istiyoruz. Bu amaç doğrultusunda üç tane bina tasarlanacak. Binaların ikisi Milli Eğitim Bakanlığı’na ait bir okul binası ile yanında bir atölye binası olacak.
UNDP Türkiye: Ankara’da olan binalar bunlar değil mi, ilk ikisi? Örnek binalar, yani enerji verimliliği açısından en iyi performansa sahip binaları siz örnek olarak inşa ediyorsunuz Ankara’da.
T.Y.: Sadece enerji performansının çok üst düzeyde olması değil, aynı zamanda maliyetinin de diğer Milli Eğitim Bakanlığı’nın binaları ile eşdeğer seviyede olmasını hedefliyoruz.
UNDP Türkiye: Yapım maliyetleri mi?
T.Y.: Yapım maliyetleri.
UNDP Türkiye: Üçüncü binanın nerede olacağı belli değildi galiba. Sonraki hedeflere de bakalım.
T.Y.: Bunun dışında üçüncü hedefimiz de bu bütünleşik bina tasarımı yaklaşımını tanıtmak, yaygınlaşmasını sağlamak. Türkiye’de enerji kimlik belgesi denilen bir sistem var. Enerji kimlik belgesi binaların tıpkı elektrikli ev aletleri gibi A, B, C, D gibi etiketlenmesini amaçlayan bir düzenleneme. Yeni yapılan tüm binalara bu enerji etiketi veriliyor. 2017 yılından itibaren ise mevcut bina stokunun da artık bu enerji bina etiketlerini alması hedefleniyor.
UNDP Türkiye: Şu anda yeni bir ev aldığınızda tasarruf açısından hangi enerji seviyesinde olduğunu görebiliyor musunuz?
T.Y.: 2011 yılından itibaren yapılmış olan, öncelikle yapım izni alıp sonrasında inşaatı tamamlanıp ve sonrasında iskân izni almış her bir binada enerji kimlik belgesinin ne olduğunu görebilmeniz gerekir. Enerji kimlik belgesi sistemine şu anda kayıtlı yaklaşık 8000 civarı bir bina bulunmakta ve bu 8000 rakamının yaklaşık %90’lık bir kısmı yeni binalar. Bu binalara enerji kimlik belgesi, diğer ifadeyle enerji etiketi verilmiş durumda. Ve siz bir daire almak istediğinizde ya da bir ofis binası almak istediğinizde, ya da kiracı olmak istediğinizde bu binaların enerji performanslarının ne olduğunu görmeyi talep edebilirsiniz ve size bu bilgi sağlanır.
UNDP Türkiye: Bu da güzel bir hedef, üçüncü hedefti. Ve son hedefinizi de anlatarak isterseniz bitirelim programı.
T.Y.: Binalarda enerji verimliliği aslında bir programın, bir serinin ilk aşaması. Amaç yalnızca binaların enerji verimli olması olmamalı. Sonrasında sürdürülebilir şehirler olabilmesi için, içindeki binalarında sürdürülebilir olması lazım. Ve projemiz altındaki son amacımız, projenin bir sonraki safhasının hazırlık çalışmalarını yapmak, bu aşamasında yaptığımız uygulamaların sonuçlarını görmek, buradan çıkardığımız dersleri bir sonraki aşamaya taşıyabilmek.
UNDP Türkiye: ‘Türkiye’de Binalarda Enerji Verimliliğinin Artırılması Projesi, dört sene sürecek olan projenin sonucunda üç örnek bina inşa ederek, tecrübelerini herkes ile paylaşmak ve bütünleşik bina tasarımı yaklaşımı uygulamalarının artmasını hedefliyor. Çok teşekkürler Tolga Yakar, ‘Türkiye’de Binalarda Enerji Verimliliğinin Artırılması Projesi’nin koordinatörüydü, konuğumuz. Ve tüketilen enerjinin, buna bağlı olarak sera gazı salımlarının azaltılmasını dolayısıyla sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunmayı hedefleyen bir çalışmadan söz etmiş olduk. Ve UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın da bu bölümünün sonuna gelmiş olduk. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu - Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileğiyle hoşçakalın!
Bu bölümde korunan alanlar üzerine konuşacağız.
UNDP Türkiye: Yeni Ufuklar (Y.U): Merhaba Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Bu bölümde korunan alanlar üzerine konuşacağız. Korunan alan ne demek, bu koruma nasıl yapılıyor ve örnek uygulamalar hangileridir? Bu soruları konuklarımız Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) Doğa Koruma Yönetmeni Başak Avcıoğlu ve Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi'nin Yönetici Yardımcısı Uzman Biyolog Yıldıray Lise ile konuşacağız. Hoşgeldiniz.
Başak Avcıoğlu (B.A.), Yıldıray Lise (Y.L.): Hoşbulduk.
UNDP Türkiye: Öncelikle Yıldıray Lise’ye sormak istiyorum: Korunan alan ne demek?
Y.L.: Aslında “korunan alan”ın dünyada birçok farklı tanımı var. Ama asıl önemlisi bir şemsiye kuruluş olan Doğayı Koruma Derneği’nin yaptığı tanım. O da şu: Biyolojik çeşitliliğin ve özellikle bununla ilgili kaynakların devamlılığının ve korunmasının sağlanmasına hizmet eden yasal veya başka bir yolla yönetimi gerçekleştirilen karasal veya denizel alan. Burada iki önemli nokta var: Biri devamlılığı sağlamaya ve korumaya hizmet etmek, ikincisi de bunun yönetiminin yapılması.
UNDP Türkiye: Aynı zamanda biyolojik çeşitlilik ilişkili kültürel kaynakların da kullanılmasına hizmet ediyor. Dolayısıyla sadece doğanın korunması olarak bakmamak lazım. Doğayla ilgili her şeyin korunması olarak düşünülmesi gerekiyor.
Y.L.: Türkiye’de ise aklımıza ilk olarak milli parklar geliyor. Türkiye’de birçok farklı statüde, farklı korunan alanlar var. Ancak genelde insanlara sorduğumuz zaman bizim en çok akıllara gelen milli parklar oluyor. Türkiye’de yaklaşık olarak %5’ten fazlası farklı statülerde koruma altında.
UNDP Türkiye: Tabi bunların hepsi milli park değil.
Y.L.: Evet, farklı farklı kategoriler var.
UNDP Türkiye: Türkiye’de kaç tane milli park var?
Y.L.: 41 tane milli parkımız var.
UNDP Türkiye: Örnek olarak hangilerini verebiliriz?
Y.L.: Tabi bizim çalıştığımız Küre Dağları’nı ya da ilk aklımıza gelecek yerlerden biri olan Aladağlar’ı örnek olarak gösterebiliriz. Ağrı Dağı, Kaçkar Dağı, Antalya’da Bey Dağları, ve Dilek Yarımadası var.
UNDP Türkiye: Türkiye’nin her noktasında bir ya da bir buçuk saat içinde ulaşılabilecek milli parkları olduğunun altını çizelim. Bu konuya geri döneceğiz ama şimdi Başak Hanım’a dönmek istiyorum. Sizin bulunduğunuz bu proje içinde Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) ve UNDP’nin yaptığı bir ortaklıktan söz ediyoruz. Sizin perspektifiniz ve bu proje içinde yer alma sebebiniz nedir? Aslında isminizden de anlaşılıyor ancak projeye katkılarınızı öğrenmek istiyoruz.
B.A.: Aslında bu projenin 10 yıllık bir geçmişi var diyebilirim. Projenin en başında bizim işbirliği çalışmalarımız başladı ama günümüze geldiğimizde işbirliği faaliyetleri arttı. Küre Dağları’nın özellikle yönetiminin iyileştirilmesi, oradaki sivil-toplum kuruluşlarının desteklenmesi, kapasite geliştirme ve bilinçlendirme faaliyetleri olsun bu tarz etkinliklerin yapılması gibi projenin her aşamasında birçok kurum kuruluş ile işbirliği içerisinde çalışıyoruz. Tabi burada sadece UNDP değil aynı zamanda Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan da söz etmek lazım. Üçlü kuruluş olarak biraraya geldik ki Türkiye’de sivil-toplum kuruluşlarının Orman Bakanlığı ya da Birleşmiş Milletler olsun kamu kuruluşlarının biraraya geldiği en önemli projelerden birtanesi olduğunun altını çizmek lazım. Biz bu şekilde yerelde doğa korumasına olabildiğince katkı vermeye çalışıyoruz.
UNDP Türkiye: Doğa Koruma Vakfı güçlü bir doğa koruma örgütü.
B.A.: Evet, eski kuruluşlardan bir tanesidir.
UNDP Türkiye: Bu projeyi Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, daha önce bahsettiğiniz gibi Orman ve Su İşleri Bakanlığı ortaklığında yürütüyorsunuz. Mali desteği, Kürsel Çevre Fonu’ndan alıyorsunuz ve sayamayacağınız kadar yerel ortaklarınız var. Şimdi isterseniz Küre ile devam edelim. Bahsettiğimiz proje orman alanlarının korumasına yönelik GEF destekli bir projedir. Siz yerelde neler yapıyorsunuz?
Y.L.: Ana amacımız Küre Dağları’nda bir model oluşturmak. Yani Türkiye’de kalan 40 milli parka örnek olacak bir model oluşturmayı amaçlıyoruz. Buranın yönetim altyapısını güçlendirmeyi planlıyoruz, zira ziyaretçi yönetiminden tutun sürdürülebilir iletişim strateji ve planı yönetsel bir boyutumuz var. İkincisi, ziyaretçilere daha iyi hizmet vermek için oradaki yolların, patikaların işaretlendirilmesi gibi amaçlarımız var. Üçüncüsü bu alanın çevresinde bir tampon bölge var. Milli Park’ın içerisinde bulunan tek tampon bölge burasıdır. Oranın sürdürülebilir orman işleri için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Orman Genel Müdürlüğü ile birlikte çalışıyoruz.
UNDP Türkiye: Milli parkın dışında bir tampon bölge yok mu?
Y.L.: Yok, hayır. İçinde var ama dışında böyle bir şey yok.
UNDP Türkiye: Dünyadaki örnekler dolayısıyla, model almışsınız anlaşılan.
Y.L.: Evet, 2000 yılında milli park ilan edilirken bu model üzerine geliştirilmiş ve sivil-toplum projeleri üstüne geliştirdiğimiz bir örnek uygulama programımız var. Onun içinde de yerelde de farklı farklı koruma ve sürdürülebilir kaynak uygulamalarımız var. Bir de üçüncü aşamamızda Türkiye’de genel olarak korunanlar sistemine ne tür katkılar verebiliriz diye düşünüyoruz. Özellikle proje başladıktan sonra hem finansal hem de teknik açısından gün geçtikçe artan bir katkısı oldu. Burada korunanlar sistemini nasıl daha iyi geliştirebiliriz, nasıl bir izleme değerlendirme sistemi oluşturabilirz ve belli stratejileri nasıl geliştirebiliriz, ona bakıyoruz.
B.A.: Burada belki Pan Park konusunu da eklemek gerekebilir. Pan Park dediğimiz Avrupa’nın en iyi korunan alanlarının bulunduğu bir network.
UNDP Türkiye: Geçen sene konuştuğumuzda baya bir mesafe vardı ama bu sene baktığımızda o mesafe katedilmiş. Korunan alanlar ağına Küre Dağları bir adım daha yaklaştı.
B.A.: Evet, şu anda çok yaklaştı ve inşallah bu sene içinde kabul edildiğini göreceğiz ve sertifikamızı da alacağız.
UNDP Türkiye: Sizin tahmininize göre Küre Dağları Pan Park ağına ne zaman dahil olacak? Var mı böyle bir beklentiniz?
Y.L.: Bugünkü yazışmalarımıza göre Nisan ayı başında uluslararası bir denetim geçireceğiz. Bundan sonra, Haziran’a kadar süreç tamamlanmış olur.
UNDP Türkiye: Böyle prestijli bir ağın içerisinde yer almak yurtiçi ve yurtdışından ziyaretçi sayısını etkileyebilir. Size tekrar dönmek istiyorum Başak Hanım. Dünyada bu iş nasıl yapılıyor sorusuna yanıt vermeniz belki de daha doğru olacaktır. Son dönemde bu alanda korunan bu alanların iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki bu kavramın önemi tüm dünyada giderek artıyor. Neden böyle bir şey var ve siz hangi örnekleri Türkiye’ye taşıyorsunuz?
B.A.: Dünyada korunan alan sistemlerinin geliştirilmesi ve daha iyi hale gelmesi çok önemlidir. Bu alanda en önemli sözleşmelerden birtanesi Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’dir. Bu sözleşmenin korunan alanlarla ilgili bir koruma programı var. Dünyadaki bütün üye ülkeler bu kapsamda korunan alan sistemlerini geliştirmek durumundalar. Biz de vakıf olarak özellikle bu sistemin Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ile uyumlu hale getirilmesi üzerine çeşitli etkinlikler yapıyoruz. Bunların en önemli bileşenlerinden birtanesi iklim değişikliğiyle ortaya çıktı. Korunan alanların iklim değişikliği sonucu dünyada son dönemde bu etkileri hiseetmeye başladık. Örneğin, Asya’da olan sellerin ya da Tsunami’nin yıkıcı etkilerini gördük. Yağışlar artıyor ve Karadeniz’de toprak kaymaları meydana geliyor. Amerika ya da Avrupa olsun, iklimsel değişim sonucu pekçok etkiler var. Korunan alanlar, iklim değişikliklerinin bu gibi etkilerini aslında oldukça azaltıyor.
UNDP Türkiye: Çünkü çok boyutlu bir yaklaşım ele alınıyor. Kültürel tarafı ve bahsettiğiniz diğer tarafları da var. Doğal Çözümler adlı bir kitabı Türkçe’ye çevirmişsiniz ve bu da aslında güzel bir yayın. Undp.org adresi üzerinden indirilebilir. Aslında biraz sözünü ettiniz ve değindik: Korunan alanlar ve iklim değişikliği Türkiye ulusal stratejisi sizin de uzmanlığınızın katkısıyla Türkiye’de belkide dünyanın ilk stratejilerinden biri olarak hazırlandı ve daha sonrasında yayınlandı. Son bir soru sormak istiyorum çünkü dinleyicilerimiz arasından katkı vermek isteyenler olabilir. Sizlere nasıl ulaşacaklar?
Y.L.: Sizin de belirttiğiniz gibi, bizlere undp.org adresinden kolayca ulaşılabilir. Aynı zamanda Küre Dağları Milli Parkı kendisine ait websitesi bulunan tek milli park. www.kdmp.gov.tr adresi üzerinden bütün bilgilere ve az önce söylediğimiz dökümanların dijital hallerine ulaşabilirler.
B.A.: Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın da bir sitesi var. Bütün bu korunan alanlarla ilgili yaptığımız çalışmalar ve iklim değişikliğiyle ilgili bilgiler wwf.org.tr adresinde mevcut. Tabii ki biz gönüllülerle gerek korunan alanlarda gerekse koruma çalışmalarında yoğun olarak çalışıyoruz. Arzu eden herkes bize gelerek, gönüllü olarak destek verebilir.
UNDP Türkiye: Görüyorum ki projeniz hem kuruluşlarla hem de sosyal medya ile içli dışlı. Dolayısıyla Facebook’tan ve Twitter’dan da takip edip, bilgi almak ve katkı vermek mümkün. Katıldığınız için çok teşekkür ederim. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Uzman Biyolog, Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi'nin Yönetici Yardımcısı Yıldıray Lise ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) Doğa Koruma Yönetmeni Başak Avcıoğlu konuklarımızdı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciği’nin hazırladığı yeni ufuklar programının sonuna geldik. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu - Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileğiyle hoşçakalın!
Katkıda Bulunanlar
Editör: Faik Uyanık
Asistan: Nazife Ece
Stajyer: Irmak İnan
Bu sayıya katkıda bulunanlar: Deniz Tapan, Leyla Şen, Neşe Çakır, Yıldıray Lise
© 2012 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.