Ana Siteye Dön

Ekim 2011

Sayı: 70

Mukim Temsilciden: Güçlü bireyler, Güçlü toplumlar

Mukim Temsilciden: Güçlü bireyler, Güçlü toplumlar

Güçlü bireyler ve güçlü toplumlar hedefi, ancak temel ihtiyaçların karşılanmasının ardından gerçekleşmeye başlayabilir.

Ankara, Ekim 2011

Somali’deki vaziyet bize bir kez daha dünyada milyonlarca insanın açlık ve yoksulluk koşullarında yaşadığını hatırlatıyor.

Bir lokma ekmek için günlerce süren seyahatlerde çocuklar ölebiliyor.

Somali’deki durum bize aynı zamanda farklı gelişmelerin kendi aralarındaki bağlantıları da gösteriyor.

İklim değişikliği bu son olayın başlıca gerekçesi olarak görülse bile, ortada bir insan hakları meselesi ve temel ihtiyaç eksikliği zaten mevcuttu.

Bu temel ihtiyaçların acilen karşılanması gerekse de problemlerin çözümü sadece yüzeysel ve geçici formüller ile sağlanamıyor.

Durumun karmaşık bağlantılarına dikkat edilmesi ve bağlantılı sorunların da çözümlenmesi gerekiyor.

Bu noktada Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi de geliyor insanın aklına. Kendini gerçekleştirme olarak tarif edilen ihtiyaç, bu temel gereksinimler karşılanmadan gerçekleştirilemiyor.

Temel ihtiyaçların mümkün olduğunca hak temelli bir yetkilendirme yaklaşımı ile karşılanması gerekiyor.

Türkiye övgüyü hak ediyor

Ne üzücüdür ki, Somali’deki kuraklık ve korkunç açlık, aslında yıllar öncesinden öngörülebiliyordu.

Dünya şimdi krize karşılık vermekte çabuk davransa da, o dönemde muhtemel ani ve vahim felaketin gerçekleşebileceğine pek ikna olmamıştı.

Bu açıdan, UNDP’nin de üzerinde çalıştığı, kriz önleme ve karşılık verme çabası da üzerinde daha dikkatli durulması gereken bir çaba.

Türkiye’de hükümetin, özel sektör, bireyler ve sivil toplumun Somali’ye verdiği destek Güney-Güney İşbirliği’nin gerçekleştiğini gösteriyor. Türkiye’nin bu konudaki bağlılığı da övgüyü hak ediyor.

Türkiye’de bu yıl 24 Ekim Birleşmiş Milletler Günü’nün teması Somali’deki açlık olacak. Bu ay ayrıca 16 Ekim Dünya Gıda Günü, 17 Ekim ise Uluslararası Yoksulluğun Ortadan Kaldırılması Günü.

İnsanlığı açlığın doğurduğu ıstırap ve kederden kurtarmak Birleşmiş Milletler Kalkınma Hedeflerinin en önde geleni.

Somali’deki durumun bir an önce düzelmesi ve hep birlikte bir şeyler yapma dileğiyle.


* Shahid Najam, UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi ve BM Türkiye Mukim Koordinatörü

Argande İstanbul Moda Haftası’nda modaseverler ile buluştu

“GAP Bölgesinde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler Projesi”nin oluşturduğu marka, 7 Eylül’de İstanbul Moda Haftası kapsamında izleyicileri ile buluştu.

Ankara, Ekim 2011

2012 ilkbahar yaz sezonunun sunulduğu defilede, doğal kumaşlardan oluşan tasarımlar yazın en güzel renklerini taşıyor.

Beyaz, mavi ve pembenin en güzel tonları kutnu gibi özel atölyelerde üretilen el dokumaları ile birleşerek Argande’nin 2012 İlkbahar Yaz koleksiyonunda hayat buluyor.

“GAP Bölgesinde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler Projesi”, kadınların iş gücü piyasasına katılımını, Güneydoğu Anadolu'nun markalaştırılmasını ve yeni satış ve pazarlama fırsatlarının yaratılmasını hedefliyor.

Proje ürünleri, kadınların sosyal ve ekonomik olarak güçlendirilmesi amacıyla Argande markası altında toplanıyor.

Bir çok tanınmış kişi ve kuruluş da, markanın oluşumu ve geliştirilmesi sürecinde sosyal sorumluluk bilinciyle hareket ediyor. Markanın satış geliri ise tümüyle Güneydoğu Anadolu’da Argande markasının üretimini yapan kadınlara aktarılıyor.

Hatice Gökçe’nin marka koordinatörlüğünde, Berna Canok, Gamze Saraçoğlu, Gül Ağış, Mehtap Elaidi, Özgür Masur, Rana Canok, Rojin Aslı Polat gibi sektörün önde gelen tasarımcılar, marka için kıyafet ve aksesuarlar oluşturuyor.


Proje, yerel kültürel mirasın görünürlüğü sayesinde, bölgenin yeniden markalaşmasını sağlayarak; yerel kültürel zenginlik, çeşitlilik ve kadınların üretimleri ile eşleşen bölgeye ait daha olumlu bir algılamanın yaratılmasına yardımcı olmayı hedefliyor.

Detaylı bilgi için: gonul.sulargil@undp.org

Çoruh Vadisi’nin ender görülen kuşlarını izlemek

Yırtıcı kuşların önemli göç yollarından biri olan Çoruh Vadisi, Eylül ayı sonunda yerli yabancı kuş gözlemcilerinin akınına uğradı.

Ankara, Ekim 2011

Yurtdışından ve Türkiye'nin çeşitli kentlerinden 120'ye yakın kuş gözlemcisi, doğasever ve kuş fotoğrafçısı kuş göçlerini izlemek üzere Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi* (DATUR) kapsamında bu yıl dördüncüsü düzenlenen Çoruh Vadisi Kuş Gözlem Festivali'nde buluştu.

Geçen yıllara göre daha fazla ilgi gören kuş gözlem festivaline bu yıl İspanya ve Amerika’dan da kuş gözlemcileri de katıldı.

Doğa Araştırmaları Derneği uzmanlarının rehberliğinde 24 Eylül günü sabahı Erzurum-Uzundere Pehlivanlı kamp alanından yaklaşık 2500 metre rakımlı Kılıçkaya Dağı’na hareket eden gözlemciler, oradan da Karadağ’a tırmandı.

Çoruh Vadisi’nin olağanüstü doğasında ellerinde dürbün ve teleskoplarla gün boyunca yırtıcı kuşların geçişini izleyen gözlemciler 20’den fazla kuş türünü tespit etti.

Erzurum Özel Eğitim Meslek Lisesi'nde eğitim gören 15 işitme engelli öğrenci de kuş gözlemcilerine katıldı ve heyecanla kuşların geçişini izledi.

25 Eylül günü Uzundere’den 30 ilköğretim öğrencisi de öğretmenleriyle birlikte, Uzundere Zuğar Orman İçi Dinlenme Alanı’nda Doğa Araştırmaları Derneği uzmanlarının rehberliğinde oyunlar oynadı, dürbünlerle kuşları izledi.

DATUR, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Kültür ve Turizm Bakanlığı ve EFES işbirliği ile Çoruh Vadisi’ni bir “Turizm Varış Alanı” haline getirmek ve bölgede yaşayan insanların yaşam düzeylerinin yükseltilmesine katkı sağlamak amacıyla 2007 Nisan ayında yürütülmeye başlamıştır.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

PAN Parks süreci Estonya’da değerlendirildi

Küre Dağları Milli Parkı’nın PAN Parks süreci hazırlıkları 10. Avrupa Yabanıl Günleri Konferansı’nda değerlendirildi.

Ankara, Ekim 2011

18 farklı ülkeden 67 uzmanın katıldığı konferans, Estonya’nın Soomaa Milli Parkı’nda 14-16 Eylül 2011 tarihleri arasında düzenlendi.

Konferansa PAN Parks adayı milli park olarak katılan Küre Dağları Milli Parkı’nın deneyimi ve PAN Parks süreci tüm katılımcılarla paylaşıldı.

Konferans sırasında PAN Parks sertifikalı Soomaa Milli Parkı’nda korunan alan yönetimi, ziyaretçi yönetimi, sürdürülebilir turizm stratejisi uygulamaları ve yerel işletmelerin turizm uygulamaları yerinde incelendi.

Bu arada, Küresel Çevre Fonu (GEF) destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi”nin yönetim biriminin PAN Parks sertifikasyonu denetimi sürecinde yer aldığı Litvanya’daki korunan alan, PAN Parks sertifikalı alan olarak tescillendi.

Litvanya’daki bu alan Dzukija Milli Parkı ve Cepkeliai Tabiatı Koruma Alanı’ndan oluşuyor.

"Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi" uygulamaları ile Küre Dağları Milli Parkı’nın 2006 yılından beri devam eden PAN Parks sertifikasyonu sürecinde son aşamaya gelinmiş bulunuyor.

2011 yılının son aylarında bağımsız uluslararası uzmanlarca gerekli denetimin yapılarak sertifikanın alınması için son hazırlıklar yapılıyor.

PAN Parks nedir?

PAN Parks (Korunan Alanlar Ağı Parkları), Avrupa’ya özgü, bağımsız bir korunan alan sertifikalandırma sistemi. Bir korunan alanda sürdürülebilir turizmin geliştirilmesi yoluyla doğanın daha iyi korunmasını sağlamayı amaçlıyor.

PAN Parks logosu Avrupa’da milli parklar için hem doğal değerler hem de sürdürülebilir turizm açısından bir seçkinliğin işareti.

Bir korunan alanın PAN Parks sertifikası alabilmesi için aşağıdaki 5 kritere sahip olması gerekiyor:

Kriter 1 - Zengin doğal miras: Korunan alan içinde en az 10.000 hektar yabanıl alanın varlığı

Kriter 2 - Doğa Yönetimi: Korunan alanın yönetim planın olması

Kriter 3 - Ziyaretçi Yönetimi: Korunan alanın ziyaretçi yönetim planının olması

Kriter 4 - Sürdürülebilir Turizm Stratejisi: PAN Parks bölgesi için sürdürülebilir turizm gelişme stratejisinin olması

Kriter 5 - Ortaklıklar: Bölgede belirli kriterler çerçevesinde çalışan yerel işletmeler ve korunan alan yönetimi arasında yerel iş ortaklıklarının kurulması

 

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

 

Çoruh Vadisi'nin yerel lezzetleri canlanıyor

Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi (DATUR) kapsamında, arasında Erzurum’un Uzundere ilçesinde Ağusto ve Eylül aylarında “Yerel Gastronomi üzerine Kapasite Geliştirme Eğitimleri” verildi.

Ankara, Ekim 2011

Eğitimlerin sonunda 40 katılımcı İstanbul ve Erzurum’dan gelen baş aşçıların üyesi olduğu bir yarışmanın da düzenlendiği yemek festivalinde hem başarılarını kutladılar hem de sertifikalarını aldılar.

Eğitimlerin amacı Uzundere, yörede yetişen meyve ve sebzelerle hazırlanan geleneksel yemek kültürü ve gastronomi konusunda büyük bir potansiyele sahip.

Bu potansiyelin yerel turizmde niş bir market oluşturabilmesi ve yöreye özgü tariflerin uygun servis edilebilmesi için gastronomi eğitimlerine ihtiyaç duyuldu.

Eğitimin başlıca üç amacı ise şöyleydi:

1. Var olan ev pansiyonları ve günübirlik turizm tesislerinin gastronomi ve yerel gıda üretimi konusunda kapasitelerinin arttırılması

2. Kadınlar arasında gastronomi ve yerel gıda üretimi konusunda kendi işlerini kurabilmeleri için kapasite oluşturulması

3. Yerel gıda üretimi için yöreye özgü tarifler ve gerekli standartların geliştirilmesi

Eğitimlerin tamamlanmasıyla, ev pansiyonlarının ve günübirlik tesislerin yöreye özgü yemekleri sunmaları ve Uzundere’yi ziyaret eden herkesin bu tatların keyfini çıkarabilme şansı oluyor.

*DATUR, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Efes işbirliği ile Çoruh Vadisi’ni bir “Turizm Varış Alanı” haline getirmek ve bölgede yaşayan insanların yaşam düzeylerinin yükseltilmesine katkı sağlamak amacıyla 2007 Nisan ayında yürütülmeye başlamıştır.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Sel riskleri ile mücadelede örnek çalışma

Türkiye’de son günlerde yaşanan seller erken uyarı sistemlerinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. 

Ankara, Ekim 2011

Yaşanan sel gibi doğal afetler can ve mal kaybına neden oluyor.

Aşırı yağışlar kontrollü bir biçimde tahliye edilemezse afete dönüşüyor ve felaketle sonuçlanıyor.

İklim değişikliğinin etkileriyle değişen hava olayları ve aşırı yağışların felaketle sonuçlanmaması için erken uyarı sistemlerinin kurulması kaçınılmaz.

İskenderun-Aşkarbeyli Deresi Sel-Taşkın Erken Uyarı Sistemi Projesi, bu kapsamda yapılan çalışmaların en iyi örneklerinden biri.

Türkiye’de sellerin büyük bir kısmı kuru dere havzalarında yaşanıyor.

Bu nedenle, projenin kuru dere havzasında uygulanacak olması önem taşıyor.

Amanos Dağları’ndan gelen suyla beslenen Aşkarbeyli Deresi’nin yatağı zamanla dolarak biriken suyu yatağından denize ulaştırıyor, ancak kuvvetli yağışlarda ani sellere neden olarak İskenderun ve çevresini zarara uğratıyor.

Erken uyarı

Bu gerçeklerden yola çıkarak, Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi Birleşmiş Milletler Ortak Programı tarafından desteklenen ve Adana Develet Meteoroloji Bölge Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen İskenderun-Aşkarbeyli Deresi Sel-Taşkın Erken Uyarı Sistemi Projesi tamamlandı.

Proje kapsamında kurulan erken uyarı sistemi ile sel afet risklerinin azaltılması hedeflendi.

Erken uyarı sisteminin kurulacağı dere belirlenmeden önce, proje kapsamında sel açısından riskli bölgeler incelendi, bölge halkıyla yüzyüze görüşmeler yapıldı.

Ayrıca meteorolojik, hidrolojik ve hidrolik modellemeler yapılarak elde edilen bulgular coğrafi bilgi sistemleri ile entegre edildi.

Erken uyarı sistemi cihazının kurulacağı alanın coğrafi durumu incelendi ve selin nerelerde olabileceği tespit edilerek erken uyarı cihazı yerleştirildi.

Erken uyarı sistemi ile İskenderun Aşkarbeyli Deresi’nde sellere neden olabilecek şiddetli meteorolojik olaylar önceden tahmin edilebilecek, gerekli uyarılar yapılarak can ve mal kaybının önüne geçilecek.

Böylece, bölge halkı için doğal afetler deyince ikinci sırada yer alan sel felaketi kader olmaktan çıkacak.

BM Gönüllüleri: En iyi motivasyon birine yardım etmek

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Türkiye ofisinde gonüllü olarak çalışmakta olan Aslı Veliceoğlu’na göre “insanlara yardım ediyor olduğunu bilmek, en iyi motivasyon.”

Ankara, Ekim 2011

Mülteci durum belirleme görevlisi” olan Aslı’nın çalışma alanı içinde sığınmacılar ile görüşmeler yapmak ve kimlerin mülteci olarak kabul göreceği ile ilgili değerlendirme yazmak bulunuyor.

O ve yine gönüllü olarak çalışan 30’dan fazla arkadaşı, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) günlük çalışmalarına önemli ölçüde omuz veriyor.

“Başvuran sığınmacıların durumları ile ilgili olarak doğru kararları vermek önemli bir sorumluluk. Bazen biri ile ilgili olumsuz bir karar vermek gerekiyor ve bu çok zorlayıcı olabiliyor. Sizi son umudu olarak gören ve sevdiklerinden ayrı düşmüş insanlar, bu kararın sonucu olarak travma yaşayabiliyorlar.” diyor Aslı.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve BMG yani Birleşmiş Milletler Gönüllüleri (UNV) arasındaki işbirliği kazançlı sonuçlar veriyor.

Yaklaşık 8000 BMG, farklı görevlerde ve farklı BM kuruluşlarında çalışarak dünya çapında barışa ve kalkınmaya katkıda bulunuyor.

Bu gönüllülerin binden fazlası dünya çapında BM Mülteciler Yüksek Komiserliği için çalışıyor, bu durum da BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin BM Gönüllüleri için anahtar bir ortak konumuna getiriyor.

'Stresli olabiliyor'

Verilere bakıldığında BM Gönüllülerinin ortalama 37 yaşında, alanında 5 ile 10 yıl arası iş deneyimi sahibi ve kendi ülkesi dışında bir ülkede çalışan kişiler olduğu görülüyor.

“Bizim ofisimizde çalışan gönüllülerin çoğunluğu Türk kökenli ama aramızda birkaç uluslararası gönüllü de var” diyor Aslı, “Ortalamada 30 yaşın altındayız ve çoğumuz aynı üniversitelerden mezun.”

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ile çalışan gönüllüler, ortak olarak işlerine karşı bir tutkuya ve başvuru sahiplerine mümkün olan en iyi hizmeti verme amacına sahipler.

Bu durum da zaman zaman stresli olabiliyor.

Bu stresi dengelemek amacıyla Aslı ve arkadaşları, düşünce ve bilgilerini birbirleriyle paylaşıyor ve her hafta bir araya gelerek beraber zaman geçiriyor.

“Ben gönüllü çalışmama ufak bir ofis olan BM Mülteciler Yüksek Komisterliği Van ofisinde başladım. Ankaraya uzakta olan bu ofiste tek gönüllü olarak çalışmaktaydım. İşi öğrenmek ve mülteciler ile yüz yüze görüşmek başlı başına bir deneyimdi. UNHCR için gönüllü olarak çalıştığım neredeyse 3 yıl içinde, sabırlı olmayı, hevesimi, bağlılığımı kaybetmemeyi ve yaptığım işle insanlar için bir fark yaratmakta olduğuma inanmayı öğrendim.” diyor Aslı.

Bu bağlılığının sonucu olarak da, UNHCR ile kadrolu çalışması için yakın zamada teklif almış.


* Yazanlar: BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin BM Gönüllüleri Baran Nedimoglu ve Merve Korkmaz

Türkiye ulusal afet risk değerlendirmesi için hazırlanıyor

8-9 Eylül 2011 tarihinde Ankara Dedeman Hotel’de düzenlenen Afet Risk Değerlendirmesi ulusal çalıştayına ülkenin tüm ilgili kurumları katılarak Türkiye’nin afet riskleri durumunu değerlendirdi.

Ankara, Ekim 2011

Avrupa Birliği tarafından fonlanan ve 8 IPA(*)ülkesindeki Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Ülke Ofisleri tarafından uygulanan Güneydoğu Avrupa’da Afet Risk Azaltımı Bölgesel Projesi kapsamında düzenlenen “Afet Risk Değerlendirmelerinde Kapsam Belirleme ve Planlama Çalıştayı”na kamu kurumlarının yanı sıra üniversiteler ve STK’lar da dâhil olmak üzere kırktan fazla kurum katıldı.

Ulusal çalıştayın temel amacı; afet önleme, hazırlık ve planlama aşamalarında ulusal düzeyde AB Üye ve Aday ülkelerde yürütülen risk değerlendirmelerinin tutarlılığı ve uyumunu iyileştirmek ve bu risk değerlendirmelerini Üye ve Aday Ülkeler arasında daha karşılaştırılabilir bir hale getirmek.(**)

Böylelikle karşılaşılan risklere ortak bir anlayış getirilmesi desteklenecek ve sınırlar-arası riskler gibi ortak riskleri önleme ve azaltmada işbirliği çabaları kolaylaştırılmış olacak.

Çalıştayın özel amaçları ise şöyle:

  • Risk değerlendirmesine bağlı olarak hükümet yetkililerinin Afet Risk Azaltımı (DRR) konusundaki anlayışının güçlendirilmesi ve Afet Risk Değerlendirmesi hakkında bilgi paylaşılması;
  • Başta afet risk değerlendirmeleri olmak üzere genel anlamda afet risk azaltımı konusunda IPA ülkelerinin çalışmalarının gözden geçirilerek daha iyi odaklanmış iş planlarının hazırlanmasına katkıda bulunulması;
  • Her IPA faydalanıcısı ve ilgili Ulusal Koordinasyon Mekanizması’nda Afet Risk Değerlendirmesi yürütmek amacıyla bir yol haritasının araştırılması;
  • Ulusal Risk Değerlendirmesi (NRA) yürütmede ilk adım olarak afet risk değerlendirmelerinde ülke durumunun kapsamlı bir analizinin yapılması için bir projenin tanımlanması ve
  • Ulusal Afet Gözlemi’nin (NDO) kurulmasında ilk adım olarak Ulusal Afet Veritabanı’nın (NDD) oluşturulmasına yönelik bir projenin tanımlanması.


Güneydoğu Avrupa bölgesindeki 8 IPA ülkesindeki Ulusal Risk Değerlendirmesi sürecini kolaylaştırmak amacıyla UNDP Kriz Önleme ve İyileştirme Ofisi’nin Küresel Risk Belirleme Programı (GRIP) afete açık ülkelerde afet risk değerlendirmesi uygulamak amacıyla Ülke Durum Değerlendirmesi’ni (CSA), Ulusal Afet Gözlemi’ni (NDO)(***), Ulusal Risk Değerlendirmesi’ni (NRA), Kentsel Risk Değerlendirmesi’ni (URA) ve Risk Değerlendirmesi için Kapasite Geliştirmeyi (CRA) içeren kapsamlı bir çözüm paketi geliştirdi.

Program ayrıca Bölgesel Proje kapsamında yapılacak Ulusal çalıştaylara uluslararası uzman gönderimi yoluyla destek sağladı.

Türkiye'de Yürütülen Çalışmalar

Bu bağlamda “Afet Risk Değerlendirmelerinde Kapsam Belirleme ve Planlama” Ulusal Çalıştayı kapsamında yapılan grup çalışmalarında Türkiye’deki afet risk değerlendirmesi ve yönetiminin ön durum analizi yapıldı, ülke doğal afet risk değerlendirmesi kavramı ve kapsamı tanımlandı, ülke durum analizinin kimler tarafından nasıl uygulanacağı belirlendi ve kurulması planlanan Ulusal Afet Gözlemi uygulamaları tartışıldı.

Türkiye için hazırlanacak Ulusal Risk Değerlendirmesi, ülkenin mevcut durumunun detaylı bir değerlendirmesi niteliğinde olacak ve ele alınması gereken konular, zorluklar ve ihtiyaçlar ile ülkenin güçlü ve zayıf taraflarını ortaya çıkaracak.

Ulusal Risk Değerlendirmesi ayrıca ülkenin uygulama kapasitesini, mevcut duruma kadar ne yapıldığını ve veri ve bilgi mevcudiyetini ölçecek.

Değerlendirme çok-afetli ve çok-riskli bir yaklaşım ile afet risk politikaları, doğal ve insan-kaynaklı afetleri, sağlık tehditlerini, salgınları, sanayi risklerini, nükleer riskleri ve tarımsal riskleri içerecek ve bu bakımdan çoklu paydaşları içeren ve farklı kurum ve kuruluşların yakın işbirliği ve eşgüdümünü gerektiren çok-disiplinli ve uzun-vadeli bir süreç.

Ulusal Risk Değerlendirmesi tamamlandığı zaman süreçle ilgili tüm politika-yapıcılar ve kamusal ilgi gruplarına bir risk yönetim aracı sağlamış olacak, farklı kaynaklardan risk bilgisinin entegrasyonunu içermesi sebebiyle devletin farklı seviyelerindeki afet önleme politikalarının geliştirilmesine katkıda bulunacak, afet önleme, hazırlık ve yeniden yapılanma önlemlerinin önceliklendirilmesini ve yatırımların nasıl tahsis edileceğini kolaylaştıracak ve AB’ye uyum yolunda önemli bir adım oluşturacak.

Bu bakımdan risk azaltımı kalkınma planlamasının ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediliyor.

Güneydoğu Avrupa’da Afet Risk Azaltımı Bölgesel Projesi, Güneydoğu Avrupa bölgesindeki doğal afetlere ilişkin afet risklerini Hyogo Eylem Çerçevesi’ne uygun olarak ve bölge ülkelerin afet risk yönetimi/azaltımı alanında kapasitelerini ve işbirliğini arttırma yoluyla azaltmayı hedefliyor.

(*)Projenin uygulandığı 8 IPA (AB Katılım Öncesi Yardım Aracı) ülkesi Arnavutluk Cumhuriyeti, Bosna Hersek, Hırvatistan, Makedonya Eski Yugoslavya Cumhuriyeti, Karadağ, Sırbistan, Kosova ve Türkiye’dir.

(**)Avrupa Komisyonu’nun üye ülkelerin karşılaştırılabilir Ulusal Risk Profilleri oluşturmak amacıyla Ulusal Risk Değerlendirmesi yapmaları zorunlu hale gelmiştir. Bu kapsamda Avrupa Komisyonu 23 Şubat 2009 tarihinde doğal ve insan-kaynaklı afetlerin önlenmesine dair topluma-dayalı bir yaklaşımla bir Bildiri yayınlayarak genel bir Afet Önleme Çerçevesi belirlemiştir.

(***)Ulusal Afet Gözlemi (NDO) ilgili bir kurumda farklı etki haritalarının üretilmesi ve coğrafi olarak referans gösterilmiş afet kayıplarının niceliklendirilmesine odaklanılması yoluyla ulusal afetlerin sebep olduğu kayıpların verilerinin sistematik olarak toplanması, belgelendirilmesi ve değerlendirilmesi için sürdürülebilir bir düzendir. GRIP; Afet Risk Değerlendirmeleri’nin genel uygulanışında ilk adım olarak afete açık ülkelerin kapsamlı Ülke Durum Değerlendirmesini yürütmelerini ve Ulusal Afet Gözlemi (NDO) kurmasını öncelikli olarak tavsiye etmektedir.

Küre Dağları'ndan Kaz Dağları'na Ziyaret

Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi projesinin örnek uygulamalar programı kapsamında desteklenen Ekoturizm Tabanlı Ev Pansiyonculuğunun Geliştirilmesi projesi kapsamında Kazdağları’ndaki ev pansiyonculuğu uygulamaları ziyaret edildi.

Ankara, Ekim 2011

DrahnaDer tarafından uygulanan Ekoturizm Tabanlı Ev Pansiyonculuğunun Geliştirilmesi projesi, Küre Dağları Milli Parkı tampon bölgesinde yer alan Bartın köylerinde eko turizm faaliyetlerini ve ev pansiyonculuğunu geliştirmeyi amaçlıyor.

Kısa adı DrahnaDer olan Drahna Çevre Kalkınma Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği, Bartın ili Ulus ilçesinde faaliyet gösteriyor.

Proje sonunda gerekli eğitim ve donanım sağlanarak 15 hanenin ev pansiyonculuğu yapmaya başlayacak kapasiteye ulaşması hedefleniyor.

Zonguldak Devrek’te bulunan ve Orman-Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü (ORKÖY) desteği ile oluşturulmuş ev pansiyonu ve Balıkesir’deki Kazdağları Milli Parkı etrafında geliştirilmiş olan turizm çalışmaları DrahnaDer öncülüğünde ziyaret edildi.


Zonguldak Devrek’te bulunan ve Orman-Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü (ORKÖY) desteği ile oluşturulmuş ev pansiyonu ve Balıkesir’deki Kazdağları Milli Parkı etrafında geliştirilmiş olan turizm çalışmaları DrahnaDer öncülüğünde ziyaret edildi.

Ev pansiyonculuğu ile ilgili olarak Türkiye’deki başarılı uygulamaların ziyaret edilmesini amaçlayan geziye Küre Dağları Milli Parkı tampon bölgesinde yer alan köylerden 23 kişi katıldı.

Katılımcılar Kazdağları Milli Parkı eski şefi Hasan Basri Avcı’nın eşliğinde civarda bulunan butik oteller, hediyelik eşya dükkanları, kafe ve restoranları ziyaret ederek işletmecileri ile görüştü.

Katılımcılar ayrıca, köy evlerinde kurulmuş olan pansiyonları ziyaret ederek işletme sahipleriyle deneyimlerini paylaştılar.

Bartın İl Çevre ve Orman Müdürlüğü tarafından 2010 yılında düzenlenen Ekoturizm Tabanlı Ev Pansiyonculuğu eğitimine katılan aday işletme sahipleri evlerinin bir odasını, Pilot Uygulamalar Programı çerçevesinde konuk odası haline getirecek.

Aday işletme sahipleri, Kazdağları Milli Parkı’ndaki ev pansiyonculuğu deneyimini Küre Dağları Milli Parkı çevresinde uygulamayı hedefliyor.

Yerel Yönetim Reformu danışılıyor

Yerel Yönetim Reformu’na ilişkin Strateji Belgesi hazırlanması amacı ile yürütülen çalışmaların ikinci aşamasında, yerel düzeyde ilgili paydaşlar, görüş ve önerilerin derlenmesi ve değerlendirilmesi amacı ile düzenlenen toplantılarda buluşmaya devam ediyor. 

Ankara, Ekim 2011

‘Yerel Yönetim Reformuna İlişkin Beyaz Kitap’ çalışmasının ikinci aşaması Eylül ayında Erzurum Bölge Çalıştayı ile başladı. Toplantı, İçişleri Bakanlığı temsilcisi ve Erzurum Valisi’nin konuşmalarıyla açıldı.

Türkiye’de İçişleri Bakanlığı tarafından Avrupa Birliği’nin mali, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) teknik desteği ile Avrupa Birliği - Türkiye Katılım Öncesi Mali İş Birliği Programı çerçevesinde yürütülen Yerel Yönetim Reformu Uygulamasının Devamına Destek Projesi (LAR 2. Aşama) kapsamında; 2003 sonrasındaki yerel yönetim reformlarının uygulamadaki performansını ölçmek amacı ile bir dizi proje çalışması yürütülmüştü.

Bugün gelinen son aşamada bundan sonraki reform çalışmalarına yol gösterecek olan ilke, politika, yaklaşım ve yöntemlerin neler olabileceğine ilişkin bir kitap çalışması yapılıyor. ‘Yerel Yönetim Reformuna İlişkin Beyaz Kitap’ adını taşıyacak bu çalışmanın tamamlanabilmesi amacıyla, İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenen paydaşlarla görüşmeler yapıldı, günümüze kadarki reform çalışmaları ve bundan sonra yapılması gerekenler hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.

Çalışmanın ikinci aşamasında yerel yönetim reformuyla ilgili Bölge Çalıştayları yapılarak , bugüne kadar elde edilen sonuçlar paydaşların dikkatine sunuldu ve konunun en yetkili isimler tarafından geniş bir çerçevede tartışılması sağlandı.

Düzenlenen toplantılar, açılış konuşmalarının ardından hazırlık çalışmalarına ilişkin bilgilendirmeler ile devam etti.

Beyaz kitap hazırlık süreci hakkındaki bilgilendirme sunumlarını, yerel yönetim reformundaki öncelikli konular hakkındaki grup çalışmaları takip ederken; çalıştaylar tartışma metinleri üzerinde genel değerlendirme ve kapanış konuşmaları ile tamamlandı.

Düzenlenen Bölge Çalıştayları

İl ve Tarih: Erzurum 15.09.2011, İstanbul 19.09.2011, İzmir 22.09.2011, Gaziantep 26.09.2011, Konya 29.09.2011, Ordu 3.10.2011, Ankara 27.10.2011 (Teyit Edilecek)

Katılımcı Grupları

1. Valiler 2. İl/Büyükşehir Belediye Başkanları 3. İl Genel Meclis Başkanları 4. Özel İdare Genel Sekreterleri 5. Belirlenecek İl Genel Meclisi Üyeleri 6. Belirlenecek Belediye Meclis Üyeleri 7. Ticaret ve Sanayi Odası Başkanları 8. Kalkınma Ajansları Genel Sekreterleri 9. Kent Konseyleri Başkanları ya da Genel Sekreterleri 10. Üniversitelerinden bu konularda çalışmaları olan akademisyenler 11. Mahalli İdare Birliklerinin Genel Sekreterleri

'Kadınların Güçlendirilmesi'nde yenilikler tanıtıldı

Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler: Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki Kadınlar İçin Gerçekleştirilebilir Bir Model” Projesi, yenilikçi üretim-pazarlama ile ilgili stratejiler yoluyla Güneydoğu Anadolu’da kadınların sosyal ve ekonomik yaşamını güçlendirmeyi amaçlıyor.

Ankara, Ekim 2011

Proje ile kadınların işgücü piyasasına katılımı, ürünlerin markalaştırılması ve yeni pazarlama fırsatlarının yaratılması hedefleniyor.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ortaklığında 2008 yılında başlatılan proje aktiviteleri, bölgenin güçlü yönlerini vurguluyor.

Söz konusu projenin faaliyetleri Eylül ayı içinde iki bildiri ile uluslararası ve ulusal konferanslarda tanıtıldı.

“Kadınların Güçlendirilmesinde Erkeklerle İşbirliği” başlıklı makale, 7-10 Eylül tarihlerinde İsviçre, Cenevre’de düzenlenen 10. Avrupa Sosyoloji Kongresi’nde tanıtıldı.

Bildiri sunumu süresince, projenin faaliyetlerinden bir tanesini oluşturan, GAP Bölgesi’nde yaşayan toplam 384 erkeğe verilen üreme sağlığı eğitimleri hakkında bilgi paylaşıldı ve kadınların güçlendirilmesinde erkeklerin katılımının önemi vurgulandı.

“Bölgesel Kalkınmada Yerel Bir Model: GAP Bölgesi’nde Kadınların Güçlendirilmesi” başlıklı bildiri, 22-24 Eylül tarihlerinde Fırat Kalkınma Ajansı tarafından düzenlenen 1. Bölgesel Kalkınma Konferansı’nda tanıtıldı.

Bildiri sunumu süresince, bölgesel kalkınma anlayışı çerçevesinde proje faaliyetleri ve elde edilen başarılara değinildi.

Detaylı bilgi için : S. Elçin Korkut: elcin.korkut@undp.org  

Küre Dağları Milli Parkı Müdürlüğü kuruldu

Küre Dağları Milli Park Müdürlüğü Bartın ilinde kuruldu. Müdürlüğün kuruluşu, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü taşra teşkilatının kuruluşuna ilişkin yönetmeliğin yayımlanması ile gerçekleşti.

Ankara, Ekim 2011

Küre Dağları Milli Parkı Müdürlüğü’nün kurulma sürecine, Küresel Çevre Fonu (GEF) destekli Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi kapsamında yapılan Küre Dağları Milli Parkı yönetiminin güçlendirilmesi çalışmaları da katkıda bulunmuştur.

Milli parkın daha iyi yönetilmesi için park müdürlüğünün kurulmasıyla, Türkiye’nin ilk PAN Parks adayı olan Küre Dağları Milli Parkı’nın bu sertifikayı alması için de önemli bir adım atılmış oldu.

Küre Dağları Milli Parkı Müdürlüğü’nün teşkilat yapısının oluşturulması ve görev tanımlarının hazırlanması çalışmaları ise devam ediyor.

Ulusal ve uluslararası hukukta iklim değişikliğine uyum

Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi Birleşmiş Milletler Ortak Programı kapsamında düzenlenen “İklim Değişikliğine Uyum ve Türk Hukuk Sistemi ile Uluslararası Hukuk Sistemi Çalıştayı” Eylül ayında çeşitli kurumların katılımıyla Ankara’da gerçekleşti.

Ankara, Ekim 2011

Kamu kurumları, STK’lar, akademisyenler ve ilgili uzmanlar da dâhil olmak üzere iklim değişikliğine uyumun hukuki temelleri hakkında Ortak Program’ın tüm paydaşlarının bilgilendirilmesinin ve bu alanda atılması gereken adımlara dair öneriler geliştirilmesinin amaçlandığı çalıştay, farklı sektörlerden temsilcilerle katılımcı bir süreç olarak gerçekleşti.

İklim değişikliğinin uluslararası arenadaki hukuki çerçevesinin paylaşıldığı çalıştayda ayrıca Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin yapısı, prensipleri ve yükümlülükleri, Kyoto Protokolü, İlkim Değişikliği Taraflar Konferansları’nın çıktıları ve diğer uluslararası anlaşmalara değinildi ve iklim değişikliğine uyumun uluslararası mevzuatlardaki yerine ilişkin farklı ülkelerden örnekler verildi.

Çalıştayda ayrıca Türkiye’de İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi’ni etkileyebilecek yasal altyapı irdelendi ve ilgili mevzuatlar ele alındı.

Yapılan sunumların ardından katılımcılarla beraber iklim değişikliğine uyum konusunda Türk mevzuatındaki eksikler ve ihtiyaçlar belirlendi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın koordinasyonunda Birleşmiş Milletler tarafından yürütülen MDG-F 1680 “Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi” BM Ortak Programı, Türkiye’nin kırsal ve kıyı alanları gelişimini tehdit eden iklim değişikliği risklerini yönetmek için kapasite geliştirmeyi amaçlıyor.

Bu kapsamda iklim değişikliğine uyumun hukuki çerçevesinin bilinmesi ve güçlendirilmesi Ortak Program’ın temel hedeflerinden biri.

İklim Değişikliğine Uyum Bölgesel Toplantıları tamamlandı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın koordinasyonunda Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi Birleşmiş Milletler Ortak Programı kapsamında iklim değişikliğine uyum bölgesel toplantıları Samsun ve İzmir’den sonra Şanlıurfa’da düzenlendi.

Ankara, Ekim 2011

Bölgesel toplantıların yapıldığı iller seçilirken havza ölçeğinde yapılan çalışmaların ve edinilen deneyimlerin de aktarılabilmesi ve bu tür çalışmaların uygulanabilmesi amacıyla Türkiye’nin önemli nehir havzalarına sahip olan iller olmasına dikkat edildi.

Bu nedenle, bölgesel toplantıların ilki Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarında yer alan Samsun’da, ikincisi Gediz Nehri Havzası’nda yer alan İzmir’de ve sonuncusu da Dicle ve Fırat Havzaları’nda yer alan Şanlıurfa’da düzenlendi.

Toplantılarda iklim değişikliğinin Türkiye’ye etkileri, iklim değişikliğine uyumda ölçeklendirme ve mekansal bakış açısı ile oluşturulan Seyhan Havzası’nda İklim Değişikliğine Uyum Hibe Programı, 11 ilde yapılan Katılımcı Etkilenebilirlik Değerlendirmesi ve Ulusal İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi’ne giden yol anlatıldı.

Toplantılarda konuşan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü İklim Değişikliği Uyum Şube Müdürü Kadir Demirbolat; iklim değişikliğinin çok karmaşık, her sektörü ilgilendiren, birçok sektörün doğrudan ya da dolaylı olarak etkilendiği ve etkilediği, etkileri uzun zamana yayılan çevresel, ekonomik ve sosyal boyutları olan bir konu olduğunun altını çizdi.

Demirbolat, iklim değişikliği ile ilgili Türkiye’deki yapısal ve hukuki çerçeveyi, Türkiye’nin Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesi’nin ve Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı’nın hazırlandığını, Türkiye’nin uluslararası müzakere süreçlerindeki konumunu aktardı.

BM Ortak Programı Yöneticisi Atila Uras ise, iklim değişikliğinin etkilerinin Türkiye’de su kaynakları ve tarımsal üretimi, suyun yoğun kullanıldığı sanayi sektörlerini doğrudan etkileyeceğini, bu üç ilin gerek tarım gerekse sanayi sektöründe iklim değişikliğinden etkilenmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti.

Uras, Ortak Program kapsamında iklim değişikliğine uyuma yönelik gerçekleştirilen çalışmaları, sanayide su tasarrufuna yönelik gerçekleştirilen pilot çalışmaları ve havza ölçeğinde iklim değişikliğine uyum konusuna nasıl yaklaşılacağını gösteren bir model olan Seyhan Havzası İklim Değişikliğine Uyum Hibe programını anlattı.

Seyhan Havzası’nda su ve doğal kaynak yönetimi, tarımsal verimliliğin artırılması, gıda güvenliği, afet risklerinin belirlenmesi, ormancılık, alternatif sulama tekniklerinin kullanılması, balıkçılık, hayvancılık, ekosistem hizmetlerinin korunması, deniz seviyesinin yükselmesi, halk sağlığı ve farkındalık yaratma gibi farklı başlıklar altında 18 projenin desteklendiğini belirtti.

Üç ilde 150 kişinin katıldığı toplantılarda iklim değişikliğine uyum konusunda havza ölçeğinde edinilen deneyimlerin aktarılması ve uyuma yönelik çalışmaların yaygınlaştırılması hedeflendi.

Güneydoğulu kadınların yarattığı marka: Argande

Bu bölümde konumuz Güneydoğu Anadolu’nun kadim tarihinde yer etmiş güzeller güzeli tanrıça, Argande.

UNDP Türkiye: Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programı ile karşınızdayız. Bu bölümde konumuz Güneydoğu Anadolu’nun kadim tarihinde yer etmiş güzeller güzeli tanrıça, Argande. Daha doğrusu Argande’nin ismini yaratan bir proje: GAP Bölgesi’nde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler. Tanrıça Argande’nin ismi nasıl yaşatılıyor, daha da önemlisi bunun kadınların güçlendirilmesiyle ne gibi bir ilgisi var? Bu konuyu konuğumuz GAP Bölgesi’nde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler Projesi’nin Yöneticisi Gönül Sulargil ile konuşacağız. Hoşgeldiniz.

Gönül Sulargil (G.S.): Hoşbulduk. Merhaba.

UNDP Türkiye: Öncelikle Argande’den biraz söz edelim. Argande kimdir, Güney Doğu Anadolu ile ne ilgisi vardır; biraz bahseder misiniz?

G.S.: Aslında siz söylediniz biraz önce, Argande Komagene Uygarlığı’nın güzeller güzeli tek tanrıçası ve gücü simgeler. Güneydoğu’nun güç ve bereketi simgeleyen tanrıça. Komagene Nemrut’taki uygarlıktır.

UNDP Türkiye: Bugünkü Adıyaman ve yöresinde, değil mi?

G.S.: Evet, yani biz bilmeyenler için açıklama yapalım burada. Nemrut’taki heykellerden biridir aslında Argande.

UNDP Türkiye: Öyle mi?

G.S.: Evet, yani oraya çıkarsanız, daha dikkatli bakınız o heykellere. O heykellerden biri Argande’dir.

UNDP Türkiye: Güneydoğu’nun en yüksek dağlarından biri Nemrut Dağı ve bütün bölgeye hakim olan bir konumda. Dolayısıyla onun isminin seçilmiş olması böyle bir proje için anlamlı olsa gerek. Kadınlarla bağlantılı bir proje olduğu için.

G.S.: Araştırmalar yapıldı, Argande ismi aranırken. Zaten gönüllülerimizden biri, bizim kurumsal kimliğimizi tasarlayan Demir Tasarım, Yeşim Demir Argande ismini o buldu. Bütün tasarımları da o yaptı zaten.

UNDP Türkiye: Bu isimlerin altında bir marka oluştu. Buraya kadar bir merak, bir soru işareti oluşturmayı başardık zannediyorum. Soru işaretinin altını dolduralım. Sizin ürettiğiniz Argande nedir?

G.S.: Bizim ürettiğimiz Argande bir moda markası. Türkiye’nin en önemli modacılarının yine gönüllü desteği ile yarattığımız bir marka, Argande.

UNDP Türkiye: Hepimiz biliyoruz ki güneydoğuda kadınların güçlendirilmesi alanında Türkiye’nin bir takım eksiklikleri var ve kadınlar o bölgede işsizler. Sizin ürettiğiniz bu proje aracılığıyla bu bölgedeki kadınların durumunun güçlendirilmesi söz konusu. Bu anlamda nasıl başladı acaba bu proje ve Argande fikri nasıl ortaya çıktı?

G.S.: Argande projesi GAP Bölgesi’nde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler Projesi’nin bir alt projesidir. Burada yola çıkarken güneydoğunun kadınların ürettiği ürünlerin markalaştırılması, buna kurumsal bir kimlik yaratılması ve pazarlama stratejilerinin geliştirilmesinden yola çıkarak bu fikir ortaya çıktı.

UNDP Türkiye: Aslında bir giyim markası oluşturuldu güneydoğulu kadınların ürettiklerinden oluşan.

G.S.: Evet, ilk başta moda markası olsun diye düşünmedik, marka olsun denildi; ama işin içine girince başka boyutlar çıktı. Yani ilk önce moda tasarımcılarının desteği istendi bu konuda.

UNDP Türkiye: Türkiye’nin ünlü giyim tasarımcıları.

G.S.: En önemli moda tasarımcıları bunlar. Çok aktif olarak hayattalar.

UNDP Türkiye: Birkaç isim verelim aslında.

G.S.: Hatice Gökçe koordinatörlüğünde yapıyoruz zaten. Tasarım koordinatörümüz Hatice Gökçe. Onun dışında başlangıçta sekiz isimle başladık. Hatice Gökçe, Mehtap Elaidi, Deniz Yeğin, Gamze Saraçoğlu, Simay Bülbül, Alex Akimoğlu, Günseli Türkay, Rojin Aslı Polat – zaten son koleksiyonun birçok tasarımını kendisi yaptı – Hakan Yıldırım. Herkes var yani.

UNDP Türkiye: Pek çok ünlü isim var aslında. Argande.com’a girenler hepsini görecek. Tasarım boyutu böyle. Siz birçok tarafı bir araya getirdiniz. Gönüllüleri o yöredeki kadınlarla buluşturdunuz. Elbette GAP İdaresi bu işin bir ayağı ve bir ayağı da Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği. Finansman boyutu nasıl acaba? Bütün bu işlerin finansmanı nasıl sağlanıyor?

G.S.: Finansman boyutunu projenin, SİDA’dan sağladık biz. SİDA da İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı.

UNDP Türkiye: Ünlü bir moda markası ile de işbirliği yaparak bu üretilen ürünlerin Türkiye genelinde dağıtımı için alıcılarla ve tüketicilerle buluşması sağlandı. Biraz aslında işin arka planını anlatmak da faydalı olabilir. Türkiye’deki iş gücüne katılım oranı ve yöredeki işsizliğin boyutu dikkate alındığında – özellikle kadınlar arasında işsizliğin boyutu dikkate alındığında – bu projenin neden düşünüldüğü, tasarlandığı da anlaşılabilir, değil mi? O bölgedeki manzara nasıl acaba?

G.S.: Zaten Türkiye’nin kadınları istihdama katılım oranlarına baktığımızda Avrupa Birliği ülkelerinin çok gerisinde, bunu hepimiz biliyoruz. Bu rakam güneydoğuya getirdiğimizde yüzde dört gibi bir rakam – çok düşük.

UNDP Türkiye: Her yüz kadından sadece dördü çalışıyor, para kazanıyor.

G.S.: Bizim projemiz aslında GAP Bölgesi’nde sosyal ve ekonomik kalkınmayı hedefleyen bir proje ama bizim daha çok ekonomik boyutunun üzerine gittiğimizi fark ediyorum; çünkü öyle gelişti; çünkü oradaki ihtiyaçlar öyle. Tabii ki sosyal boyutu da var ama ekonomik boyutunu düzeltince zaten sosyal boyutunu da düzeltmiş oluyorsunuz. Birbirini tetikleyen şeyler bunlar.

UNDP Türkiye: Bir marka oluştururken de yörenin o kültürel mirasından da ilham alan bir isim oluşturdunuz ve bunun altında da epey işler yaptınız. Biraz aslında neler yapıldığını anlatmakta fayda var. Hangi illerde, yörelerdesiniz ve nasıl başladı bu üretim süreci? Atölye ile başladı ve nerelere geldi?

G.S.: O kadar çok iş var ki anlatması çok zor. İlk başta fikrimiz moda tasarımcıları tasarlasın, biz de kadınlara üretirelim, bir yerde de satarız idi. Ham hali buydu olayın. Gittik moda tasarımcılarına ve hepsi de “biz bu işte gönüllü olarak varız” dediler. Kendileri Moda Tasarımcıları Derneği’nin üyesidir. Hepsi de bu işe tamam dedi. Onayı aldık ama satış noktası da bulmamız gerekliydi. Aklımıza ilk MUDO geldi ve MUDO’ya gittik. Çünkü MUDO önemli bir marka, bir firma, ağı da geniş ve kalitesi de iyi. Yöneticileriyle paylaştık bunu ve “neden olmasın; ama koleksiyonu görelim” dediler. Orada iş bir ciddiyet kazandı.

UNDP Türkiye: Tasarımcılara birden pas atmış oldunuz.

G.S.: Evet onlara söyledik, herkes tasarladı. Modeller verildi. 14 parçalık bir koleksiyondu ilk koleksiyon. Harika bir koleksiyon. Ve paylaştık bunu MUDO’nun pazarlama ekibi ile ve ilk siparişleri verdiler. Hiç de az bir sipariş değildi ve orada işin ciddiyetini anladık. Paçalarımız tutuştu.

UNDP Türkiye: Üretim-imalata başladı kadınlar.

G.S.: Hayır. Orada “nasıl üretilecek bunlar?” sorusu ortaya çıktı; çünkü o kalitede ürün standardını tutturmak hiç kolay değil. Oradaki kadınların mevcut atölyelerinin durumunu biliyoruz. O kaliteyi yakalamak çok zor. İşte orada İTKİB’in desteğini istedik.

UNDP Türkiye: İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği.

G.S.: İTKİB’den konteynırını Batman’a kaydırmasını istedik; çünkü Batman’ı seçtik ilk olarak bu konuda. Batman’da yapalım dedik çünkü kadınların sorun yaşadığı ve fakirliğin de yoğun yaşandığı illerimizden biri. Bizim projemiz GAP’taki dokuz ili ve ilçelerini kapsıyor. Bunu saymamıza gerek yok, bunu herkes biliyordur sanıyorum.

UNDP Türkiye: Güneydoğu’daki yoksul illeri, Türkiye’deki en yoksul illeri kapsayan bir proje esasen.

G.S.: Hepsi yoksul değil. Antep’i dışında tutabilirsiniz rahatlıkla. Burada da İTKİP eğitim konteynırları var. Dikiş eğitimi konusunda çok iyiler. Kocaman bir tırdır o; onu getirdiler Batman’a. Batman ÇATOM’un bahçesinde konuşlandırdık biz onu. İşte orada başladı. Herkes “burada bir iş yeri açılacakmış” diye başvuru yapmaya başladı, kimseye söylemediğimiz halde. Mülakatlar yapıldı ve 40 kızımız seçildi eğitim için ve bunlar eğitim bandından geçirildi İTKİB’in. Ondan sonra atölyeye yerleştirdik.

UNDP Türkiye: İlk defa aslında para kazanan pek çok kızla veya kadınla siz çalıştınız.

G.S.: Sırası geldiğinde söyleriz. Hikayeler çok hazin...

UNDP Türkiye: Atölye aşamasından, fabrika aşamasına geldiniz. O araları biraz atlayalım ve şu anda Argande nereye ulaştı? Bugün itibariyle Argande nerede?

G.S.: Bugün itibariyle “Argande” isminde bir marka kimliği oluşmaya başlandı. “Argande” diye girerseniz arasanız internette, çok fazla şey çıkacaktır.

UNDP Türkiye: Yüzlerce sonuçla karşılaşacaksınız. Birkaç örnek ben vermek istiyorum; örneğin Markafoni, Trendyol gibi internet sitelerinde Argande bulmak mümkün.

G.S.: Zaten MUDO’nun 15 mağazasında satışı var.

UNDP Türkiye: Örnek teşkil edebilecek, pek çok yenilik içeren bir proje bu. Gönüllülük boyutu var. Aynı zamanda İstanbul Moda Haftası’nda yer alıyorsunuz, değil mi?

G.S.: İki defa defilemiz oldu, ondan bahsedelim. İlk kez geçen sene 2010 şubat ayında İstanbul Moda Haftası kapsamında Argende’yi kabul ettirdik. Destekledi İstanbul Fashion Week Ekibi Argende’yi ve profesyonel bir defile sunuldu orada; yani yine gönüllülerin desteğiyle, müzikten ışığa, mankenlere kadar, herkes bütün kişi ve kurumlar gönüllü bu projede. Hepsine teker teker teşekkür etmemiz gerekiyor; ancak burada vaktimiz sınırlı.

UNDP Türkiye: Güneydoğulu kadınların umutlarını, bir yandan da emeklerini yansıtan bir proje bu. Çok kapsamlı bir ilkbahar-yaz koleksiyonuna sahip olan markayı Türkiye’nin her yerindeki MUDO mağazalarında bulabilir; markaya argende.com üzerinden de online olarak ulaşabilirsiniz. Çok teşekkür ederim katıldığınız için Gönül Sulargil. GAP Bölgesi’nde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler Projesi Yöneticisi Gönül Hanım konuğumuzdu. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programının sonuna geldik. Programı, Ankara Üniversitesi iletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, podcast formatında iTunes üzerinden, yayın ağımmızdaki üniversite radyolarından, undp.org.tr adresinden, ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye.Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileği ile, hoşçakalın!

İklim değişikliği gerçekten var mı?

 

Bu bölümde konumuz BM’nin Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele alanında yaptığı çalışmalar.

UNDP Türkiye: Merhaba, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Daha üretken, daha sağlıklı, daha bilinçli ve daha yeşil bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin bu çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşıyoruz. Bu bölümde konumuz BM’nin Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele alanında yaptığı çalışmalar. Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi başlıklı bir BM programı var. Bu ortak program ile, iklim değişikliğine uyumun Türkiye’nin politikalarına, gündemine, hedeflerine entegre edilmesi amaçlanıyor. Peki, bu doğrultuda neler yapılıyor? Bu işin parasal kaynağı nerden geliyor? Ortak programın yöneticisi Atila Uras’la konuşacağız. Hıoşgeldiniz.

Atila Uras (A.U.): Merhabalar, hoş bulduk!

UNDP Türkiye: Öncelikle, Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi başlıklı bu BM Ortak Programı’nın, ortak program olma boyutunu açalım. Bu ortak programın Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu tarafından da finanse edildiğini biliyoruz. Bu boyutun geri planını anlatarak başlayalım.

Atila Uras (A.U.): Aslında bu, bir projenin ötesinde bir ortak program. BM’nin tek bir kurum olarak hareket etme amacının bir tür denemesinin yapıldığı bir program diyebiliriz. Bizim programımızda aynı doğrultuda çalışan dört tane BM kuruluşu var.

UNDP Türkiye: Hangi BM kuruluşları?

A.U.: En başta tabii BM Kalkınma Programı, ama onun yanında Çevre Programı - UNEP, Sınai Kalkınma Örgütü – UNIDO ve Gıda ve Tarım Örgütü - FAO da birlikte çalışıyor.

UNDP Türkiye: Bu örgütlerin Türkiye’deki ofisleri bir araya gelerek bu programa ortak olarak katkıda bulunuyorlar. Aynı zamanda bu programı yürütürken başka ortaklarınız da var, değil mi?

A.U.: Tabii ki. Çünkü BM her zaman kamu kurumlarıyla birlikte çalışır. Ülkenin ihtiyaçlarına, uluslararası anlaşmalara ulaşma yolundaki taahhütlerine ve o doğrultudaki çalışmalarına yardım etmek üzere çalışırlar. O yüzden bu uygulayıcı ortaklara yalnızca BM kuruluşlarını değil; bakanlıkları da katmalıyız. Özellikle Çevre ve Orman Bakanlığı, Türkiye’de iklim değişikliği konularının odak noktası. Ancak Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olmadan büyük resmi tamamlamak imkânsız. Tabii, tümünün ötesinde Devlet Planlama Teşkilatı da bizim programımızın önemli ortaklarından.

UNDP Türkiye: Kamu kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve diğer ortaklarla birlikte bu çalışmayı yürütüyorsunuz. Programın adı Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi. Türkiye’de iklim değişikliği var mı? İklim değişikliği Türkiye’yi nasıl etkiliyor?

A.U.: Bu soru sıkça karşımıza çıkıyor. Aslında, iklim değişikliğini şöyle tanımlayabiliriz: iklim hep değişiyor, değişti ve değişecek; ama artık ortada bir insan etkisi var. Bu bildiğimiz iklim döngüleri, insanın etkisiyle son dönemlerde çok hızlandı. Küresel ölçekte baktığımızda bu gezegende gerçekten kırılgan ve küçücük bir kabukta yaşıyoruz. İnsanoğlu onu tüketmek için her şeyi yaparken üstüne bir de iklim değişikliği gelmeye başladı. Sanayi devrimine dayanan ve insanoğlunun fosil yakıtları fazla kullanmasıyla başlayan süreçte artık dünyadaki iklimi yaşanır hale getiren güneş ışınları atmosferden geri kaçamıyor. İçeride kalınca aynen bir seraya girdiğinizde nasıl bir nemli ve sıcak bir hava yüzünüze çarparsa artık dünya da o hale geliyor. Bu yüzden ortada bir iklim değişikliği var. Zaten bunu hepimiz de yaşıyoruz. 2007-2008’deki kuraklıktan tutun da; hiç olmayan yerdeki seller, aşırı sıcaklar, aşırı yağmurlar, karın bazı yerde çok, bazı yerlerde az olması gibi birçok farklılık bazı şeylerin değiştiğini gösteriyor.

UNDP Türkiye: Bu tür farklılıklar bu durumun sonuçları. Ancak Türkiye’deki iklim değişikliği etkilerini sadece Türkiye’deki faktörlerin etkilediği söylenemez. Ancak ulusal boyutta bakarsak, son dönemde Türkiye’de iklim değişikliğini tetikleyen unsurlar ve değişimler nelerdir?

A.U.: Biz gelişen bir ülkeyiz. Gelişirken de ödenen bir takım bedeller var. Zaten baktığımızda kalkınma çabaları birçok çevresel sorunu yanında getiriyor; o yüzden iklim değişikliği aynı zamanda bir kalkınma problemi, sadece çevreyi etkilemiyor. Sosyal olguları, sosyo-ekonomik hayatı, ülkelerin ekonomilerini, kalkınma çabalarını etkileyen bir süreç. Türkiye’nin burada tabii ki rolü var; çünkü kalkınma için sanayimizi geliştirmek, tarım yapmak ve enerji üretmek zorundayız. Bütün bunların da diğer ülkelerde olduğu gibi sera gazlarının artışına bir etkisi var; yani bizimde pastada bir payımız var. Ama, uluslararası bir bilim kurulu olan İPSS sürekli olarak teknik raporlar yayınlayarak dünyada en çok etkilenecek bölgeleri tanımlıyor. Bu bölgeler arasında Akdeniz Bölgesi’ni, dünyada en çok etkilenecek bölgelerin üstünde bir yere koyuyor. Türkiye’nin de büyük bir bölümü bu Akdeniz Bölgesi’nin içerisinde kalıyor. Akdeniz Havzası yani biz, ciddi derecede etkilenecek ülkeler arasındayız.

UNDP Türkiye: Karbondioksit salımı, iklim değişikliğinin birinci nedeni olarak tanımlanıyor. Bu durumu tetikleyen başka neler var?

A.U.: Tabii başka sera gazları da var. Bunun yanında karbondioksit kadar etkisi olmayan başka gazlar da özellikle sanayi faaliyetleri içerisinde salınıyor. Tabii bunların yanında dünyanın açısı, güneşe yaklaşması, yörüngesindeki sapmalar gibi doğal döngüler de var.

UNDP Türkiye: Ama Türkiye’de artan karbondioksit salımı başka bir ülkedeki iklim değişikliğini tetikleyebilir mi? Veya başka bir yerdeki iklim değişikliği Türkiye’yi nasıl etkiler? Buna da bakma olanağı var mı, acaba?

A.U.: Tabii, yani rüzgârlar, kuşlar, akıntılar sınırları tanımıyor. Bunlar sınırlar ötesinde cereyan ediyor. Dünyada insanoğlu olmasa da aslında çeşitli döngüler devam ediyor. İklimler değişecek, buzul çağları gelecek, belki kitlesel yok oluşlar olacak; ama şimdi ortada bir insan faktörü var. Bizim yaptığımız kötü davranışlar başka yerleri etkilediği gibi başka yerdeki problemler de bizi etkiliyor. Örneğin, şimdi gelişmesini tamamlamış olan gelişmiş ülkelerde eskiden yapılmış olan hatalı fosil yakıt kullanımı şu anda küresel bir problem yaratıyor. Biz şu an, bütün karbondioksit salınımlarımızı durdursak bile onlarca yıl iklim değişikliğinin etkileri devam edecek. Biz bu yüzden azaltımın yanında uyumdan da bahsediyoruz.

UNDP Türkiye: UBu da aslında bir anlamda şunun altını çiziyor: önemli olan ülke bazında değil, küresel bir ortaklığın oluşturulup, küresel anlamda hareket edilmesi. Bu bağlamda Türkiye’de yapılanlara geçelim. Bu durumun iki boyutu var: iklim değişikliğinin azaltılması ve iklim değişikliğine uyum. Türkiye’de bu boyutlarda neler yapılıyor?

A.U.: İkisi birbirine paralel gidiyor. Uluslararası çabalarınızı yerel etkinliklerle desteklemeniz gerekiyor. Türkiye özellikle son 2 yıldır uluslararası iklim müzakerelerinde çok aktif rol almaya başladı. Özellikle 2009’da Kyoto Protokolü’ne taraf olduktan sonra bu süreç çok daha hızlandı. Fakat diğer yandan, küresel çabalar ne olursa olsun iklim değişikliğinin etkilerini onlarca yıl hissedeceğiz.

UNDP Türkiye: Şu anda bütün karbondioksit salınımları dursa bile bu böyle olacak, değil mi?

A.U.: Tabii, dursa bile o yüzden yerel boyutta birçok şey yapmak gerek. Yani biz kalkınma ve gelişme planlarımızı iklim değişikliğini bir parametre olarak kullanarak tekrar gözden geçirmek zorundayız. Bunda da yerel ölçekteki çabalardan yine ulusal çabalara kadar pek çok eylem gerekiyor.

UNDP Türkiye: Bu bağlamda BM Ortak Programı Türk Hükümeti ile birlikte nasıl ortak çabalarda bulundu? Yürüttüğünüz diğer projelerden bahsetmek gerekirse neler var şu anda?

A.U.: Tabii ki, şu an bu ortak program içerisinde özellikle uyumla ilgili pek çok çalışma yürütülüyor. Bunu aslında üç farklı ayakta gruplayabiliyoruz. Bir tanesi politika düzeyindeki çalışmalar; yani ilgili kamu kurumlarıyla Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum stratejisini geliştirmeye çalışıyoruz. Taslağına ulaşmak üzereyiz; 1 ay içerisinde bu taslak elimizde olacak.

UNDP Türkiye: 2011 yılı içerisinde böyle bir strateji oluşmuş olacak mı?

A.U.: Evet, bu stratejiye ulaşmış olacağız.

UNDP Türkiye: Bu strateji Türkiye’ye neler sağlayacak?

A.U.: Bu strateji bizim yol haritamızı çizecek. O yol haritası üzerinde her yerde farklı eylemler yapmak lazım; ülke çapında bir eylem planı kolay değil. Aynı havza içerisinde, aynı ilin sınırlarında bile iklimin etkileri farklı.

UNDP Türkiye: Bir yandan nedenlere, bir yandan sonuçlara odaklanan bir stratejiden bahsediyoruz herhalde?

A.U.: Tabii ki. O strateji aslında ana hatları belirleyecek, daha sonra da nehir havzası, tarım havzası, il sınırları gibi farklı boyutlara inecek. Eylem planını hayata geçirip ilgili finansal kaynakları da sağlayarak harekete geçmek gerekir.

UNDP Türkiye: Türkiye’nin değişik yerlerinde aslında bu tür politika örneklerinin, yol haritalarının örneklerini de siz gerçekleştiriyorsunuz. Hangi havzalarda ve yörelerde çalışmalarınız var?

A.U.: Biz pilot bölge olarak Seyhan Nehri Havzası’nda çalıştık ve halen çalışıyoruz da. Ağırlıklı olarak Kayseri, Niğde ve Adana yüzölçümünün %95’ini oluşturuyor. Bu havzada yer alan yerel birçok farklı kamu kurumu, üniversite ve sivil toplumlar ile birlikte çalışarak, bir hibe programı kapsamında farklı etkilerle mücadele örnekleri olarak on sekiz tane başarılı hikâye ortaya çıkarmaya çalıştık. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin başka yerlerinde de çalışıyoruz. Sanayideki su verimliliğiyle ilgili Ankara ve Bursa’da örnek çalışmalarımız var. Diğer yandan yaptığımız çeşitli etkilenebilirlik analizleri ve iletişim faaliyetleri içerisinde birçok girişime yardımcı olduk. Örneğin Van’da il iklim değişikliği eylem planının oluşturulması için, ilk adımların atılmasına biz de destek olduk. Pek çok yer de başka çalışmalarımız yürüyor.

UNDP Türkiye: Bir yandan politika oluşturulmasına katkı yapıyor bir yandan da uygulama açısından örnek çalışmaların yürütülmesine destek oluyorsunuz. Son olarak şunu da vurgulamak iyi olabilir; bu ortak program Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu tarafından desteklenen bir program. Bunun finansmanı size nereden ulaşıyor?

A.U.: Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu, İspanyol Hükümeti’nin UNDP’ye küresel ölçekte sağladığı bir fondu.

UNDP Türkiye: Tamamı bu fondan mı karşılanıyor?

A.U.: Evet, bizim programın tamamı bu fondan karşılanıyor. Tabii ki, gerek hibe programımızda, gerekse de kamu kurumlarıyla çalışmalarımızda; bazı ayrı katkılar sağlandı. Çünkü tek bir kaynak yeterli değil. Bu topyekûn bir mücadele olmalı. Bizim dileğimiz, ülkenin kendi kaynaklarının devreye girmesi ve bu çabaların ülkenin öz kaynaklarıyla devam edebilmesi.

UNDP Türkiye: Bu çalışmalara katkıda bulunmak isteyenler www.iklimmdgf-tr.org sayfasından programın ayrıntılarına ulaşabilirler. Çok teşekkürler katıldığınız için. İsteyenler www.iklimmdgf-tr.org sayfasından sizin ayrıntılarınıza da ulaşabilirler, bu çalışmalara nasıl katkıda bulunabileceği konusunda. Atila Uras, BM’nin Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum kapasitesinin geliştirilmesi ortak programının yöneticisi konuğumuzdu. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türk

Küre Dağları Milli Parkı

 

Bu bölümde konu başlığımız Küre Dağları Milli Parkı. Batı Karadeniz’e uzanan bu sıradağların milli park ilan edilmesi, öncesi ve sonrasına bakacağız.

Yeni Ufuklar (Y.U.): Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Daha üretken, daha yeşil, daha sağlıklı ve daha bilinçli bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşacağız. Bu bölümde konu başlığımız Küre Dağları Milli Parkı. Batı Karadeniz’e uzanan bu sıradağların milli park ilan edilmesi, öncesi ve sonrasına bakacağız. Bu süreç, Türkiye açısından niye önemli, uluslararası alanda acaba ne ifade ediyor ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı niçin bu projenin içinde yer alıyor? Konuklarımız, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Milli Parklar Dairesi İzleme ve Değerlendirme Şube Müdürü ve aynı zamanda Orman Koruma Alanlarının Güçlendirilmesi Projesi’nin başında olan Mustafa Yılmaz ve projenin yönetici yardımcısı uzman biyolog Yıldıray Lise. Küre Dağları ne zaman milli park ilan edildi ve niçin Küre Dağları seçildi?

Yıldıray Lise (Y.L.): Küre Dağları Milli Parkı esasen 1998 yılında FAO, UNDP ve o zamanki Orman Bakanlığı’nın yaptığı ortak bir proje sonucunda, 2000 yılında milli park ilan edildi. Milli park ilan edilmesinin sebebi hem türler açısından hem de içinde barındırdığı ormanlar açısından önemli bir alan olması. Bunun yanı sıra, bir de jeolojik özellikleri var. Orada birçok mağara, kanyon ve şelale var. Ayrıca, folklorik özellikleri, yemekleri ve mimarisinin içinde bulunduğu kültürel özellikleri de var. Tüm bunlar ölçeğinde bakıldığı zaman Küre Dağları o dönemde bir milli park olarak ilan edildi. Aslında önemli sebeplerinden biri de, 1999 yılında yine tüm Avrupa çapında yapılan ve Avrupa’daki yüz orman sıcak noktasının belirlendiği uluslararası değerlendirmede, dokuz ormanın Türkiye’den olmasıydı. Bu dokuz ormandan biri de Küre Dağları idi. Bu seçim de, Küre Dağları’nın milli park ilan edilmesinde etkin rol oynadı.

Mustafa Yılmaz (M.Y.): Küre Dağları'nın milli park ilan edilmesi, bu kültürel ve doğal kaynak değerlerimizin korunması amacını yansıtıyor. Yapılacak planlarla birlikte, hem yerel, hem ulusal anlamda kullanılabilir kaynakların ortaya çıkarılması ve buradaki insanlara ek bir kaynak yaratılması hedefleniyor. Bu kaynak özelikle turizm açısından büyük önem taşıyor. Bu şekilde, Küre Dağları, yöre halkının hem uluslararası tanınırlılığını ortaya koymuş; hem de bu bölgeye gelen insanların yerel düzeyde sayısını arttırmıştır.

UNDP Türkiye: Sıcak noktalardan söz edildi. Bu ne anlama geliyor acaba?

Y.L.: Bu Avrupa’da yapılan bir değerlendirmeydi. O zaman, acil olarak korunması gereken ve doğa değeri yüksek orman alanları belirleniyordu. Türkiye bu alanda önemli bir yer çünkü Rusya’dan sonra en çok sıcak alana sahip olan ülke. Türkiye’nin, kuzeydoğusundan Akdeniz’e kadar çok farklı yerlerinde dokuz tane orman sıcak noktamız var. Bunların bir an önce koruma altına alınması ve sürdürülebilir uygulamalar yapılması öngörülmüştü. Küre Dağları da Türkiye’de koruma altına alınan ilk alanlardan biridir.

UNDP Türkiye: Yani “aciliyet arz eden”, “bir an önce korunması gereken alanlardan biri” anlamında "sıcak noktaları" kullanıyoruz. Şu anda PAN Parks diye de bir sürecin içinde yer alıyorsunuz. Öncelikle sormak isterim; PAN Parks ne demek ve Küre Dağları Milli Parkı bu sürecin içine nasıl dâhil oldu veya olmak istiyor?

M.Y.: PAN Parks, Avrupa’daki bir çok milli park alanındaki doğal kaynak değerlerini koruyarak hem sürdürülebilir turizm mantığında kullanılması, hem de doğal değerlerin korunması mantığında kurulmuş bir ağ. Bu korunan alanları birbiriyle bağlayarak hem yönetsel hem de prestij anlamında destek sağlayan bir ağ. Bu ağa Türkiye’den ilk olarak Küre Dağları Milli Parkı aday oldu. Bu süreç 2006 yılında bir niyet mektubunun imzalanmasıyla başladı. Bu süreçte tabii ki yerine getirmeniz gereken bir takım kriterler var ve bu kriterlere 2012 yılında ulaşılması isteniyor. PAN Parks sertifikası alınınca Küre Dağları ne kazanacak? Özellikle doğal kaynak değerlerinin korunması için uluslararası alanda prestij sahibi olacaksınız. Aynı zamanda uluslararası anlamda tanınması ve diğer korunan alanlarla ağ oluşturması da turizm açısından yerel halka destek olacak ve hedef kitleye ulaşmamız için de bize kolaylık sağlayacak.

UNDP Türkiye: Ve 2012 yılında bu hedefin gerçekleşmesi umuluyor?

M.Y.: Evet, şu anda süreç devam etmekte zaten. 2010 yılında ilgililerle bir yol haritası belirledik. Süreci ulusal düzeyde 2011 yılının Eylül ya da Ekim ayında; uluslararası bir organizasyonla da 2012 Mayıs ya da Eylül ayında tamamlamayı hedefliyoruz.

UNDP Türkiye: Küre Dağları, PAN Parks (Protected Areas Network); yani Korunan Alanlar Ağı’nın içinde yer alacak bir milli park olacak. Türkiye’de daha önce bu ağın içine girmiş bir park var mı?

Y.L.: Yok. İlk aday zaten Küre Dağları. 2006 yılından beri adaylık sürecinde. Küre Dağları’ndaki çalışmalarımızı şu an, Çevre ve Orman Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Ofisi ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı ortaklığında yürüttüğümüz “Orman Koruma Alanları Yönetimi Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında ele aldık. Projemizin de nihai hedefi az önce Mustafa Bey’in de söylediği kriterleri sağlayarak PAN Parks sertifikası almak ve böylece Küre Dağları Milli Parkı’nı uluslararası düzeyde daha tanınılır hale getirmek.

UNDP Türkiye: UTemelde işin iki boyutu var: birincisi o sıradağların korunmaya muhtaç alanının korunması hedefiyle çevre boyutu; öbür tarafı ise insan boyutu. İnsan boyutunda da yöresel ekonomiye katkı veya kalkınma boyutu öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı da bu noktada devreye giriyor olabilir. UNDP’nin bu projeye dâhil olma amacı neydi?

Y.L.: UNDP bu projenin oluşturulmasından itibaren var. Zaten milli parkın ilan edilmesi de FAO, UNDP ve o zamanki Orman Bakanlığı’nın bir projesi. Daha sonra orada Küresel Çevre Fonu yani GEF’in desteklediği yaklaşık sekiz dokuz yıl süren bir proje arayışı başladı ve en sonunda 2008 ayılında bu projeye başladık. Yani Çevre ve Orman Bakanlığı projeyi yürütüyor ancak bütün işlemler UNDP üzerinden gidiyor. Dediğiniz gibi UNDP’nin belki en önemli etkenlerinden biri, korunan alanın çevresindeki seksen bin hektarlık tampon bölgedeki kırsal faaliyetleri desteklemek ve kadınlar ile diğer grupların süreçlere etkin katılımını sağlamak.

UNDP Türkiye: Biz bu program boyunca büyük bir projenin yalnızca bir parçasından söz ediyoruz. Bu projenin biraz da büyük resmine bakalım ve somut olarak da anlatmaya çalışalım. Siz o yöreye gidip hem çevresel anlamda, hem de yörede yaşayan insanlara ne gibi katkılarda bulunuyorsunuz?

M.Y.: Öncelikle bu alanın düzenli bir şekilde kullanılabilmesi için alanın yönetim planı, ziyaretçilerin yönetim planı ve sürdürülebilir turizm stratejisi gibi planlara sahip olması gerekiyor. Eğer alt yapıyı hazırlayamazsanız, uluslararası anlamda pazara çıktığınız zaman başarısızlığa uğrarsınız. Biz şu anda öncelikle bunların tamamlanması sürecindeyiz. Bu tamamlandıktan sonra yerel düzeyde ikili işbirliklerine başlanacak. Orada pansiyonculuk, turizmcilik ve el sanatları yapan birçok insan var. Doğadaki kaynak değerleri kullanarak gelir sağlamaya çalışan insanlar var. Fakat organize olmuş pazarlama süreci ve tedarik zinciri tam anlamıyla kurulamadığı için ne o yöredeki insanlar mutlu ne de oradaki doğal kaynaklar. Çünkü bu bilinçsiz bir kullanımı da beraberinde getiriyor. Eğer belli bir hedefiniz yoksa oradaki kaynak değerlerine belli bir süre sonra zarar da vermeye başlıyorsunuz. Öncelikli amacımız bu alanlarda planlar sağlamak. Bunun dışında yine bölgede yürüttüğümüz bu proje kapsamında destek verdiğimiz dört beş tane farklı proje de olacak. Doğal kaynak değerleri ile insan arasındaki ilişkileri düzenleyecek bir takım projeler. Bunun yanı sıra, yöredeki insanların yapmış olduğu geleneksel folklorik giysileri ve doğadan esinlendikleri ürünleri marka haline getirmeyi destekleyen başka projelerimiz de var.

UNDP Türkiye: Aslında bu bahsettiğimiz bölge, İstanbul’a da Ankara’ya da yakın bir nokta ve dolayısıyla insanların kolayca erişebilecekleri bir yerde. Acaba şu anda ziyaretçiler oraya gitse karşılarında iyi organize edilmiş bir milli park bulacaklar mı?

Y.L.: Tabii ki özellikle projemiz başladıktan sonra biz hem Bartın tarafında, hem Kastamonu tarafında ziyaretçi merkezleri oluşturduk ve aynı zamanda milli parka giriş noktaları oluşturduk. Bunlar, giden insanların ulaşması açısından bir yol gösterici. Bir de alanın yönetim planı tamamlandıktan sonra Türkiye’deki milli parklarda kullanılan “alan kılavuzluğu” sistemi uygulanıyor. Oradaki yöre halkı, alana gelen ziyaretçilere refakat edip alanı anlatıyor. Bu kapsamda da ilk çalışmalar, 2002 yılında Küre Dağları'nda yapılmıştı.Bu plan onaylandıktan sonra resmî hale getirilecek ve insanlar gittiği zaman orada yerel bir mihmandar alıp alanı daha detaylı gezme şansını elde edecekler. Şu anda hem konaklama açısından, hem ulaşım açısından. tamamen organize olmuş bir yapı var.

UNDP Türkiye: Küre Dağları, son dönemde Türkiye’deki gezi dergisi ve televizyon programların da ilgisini çekmeye başladı. Pek çok dergiye ve televizyon belgesellerine konu oldu.

Konuklar: Evet, doğru.

UNDP Türkiye: Peki, bu sürdürülebilir olacak mı? Yani, bu proje bittikten sonra kurulan yapı nereye kadar gidecek ve bir izleme sistemi olacak mı?

M.Y.: Tabii ki. Milli Parklar Genel Müdürlüğü olarak hedefimiz bu tür alanlarda yaptığımız çalışmaları sürdürülebilir kılmak. Çünkü projelerde yaşanan en büyük sıkıntı, projede öngördüğünüz planlar ve faaliyetler bittikten sonra, yöre halkının size olan, doğaya olan ve bakanlığa olan güveninin azalması. Biz, bunun olmaması için Genel Müdürlük olarak bir izleme sisteminin oturtulması için bir çalışma başlattık. Uluslararası korunan alanlarda uygulanan bir metodolojiyi genel müdürlük olarak belirledik. Bunu Türkiye’deki kırk bir milli parkın yönetsel etkinliklerinin izlenmesi için iş programımıza koyduk ve bu yılın sonunda bu süreci tamamlayacağız. Böylelikle, milli parklardaki insan kaynakları, mali planlar ve kaynaklar ne kadar doğru yönetiliyor; yöreye ve doğaya ne kadar katkı sağlanıyor gibi sonuçları inceleyeceğiz.

UNDP Türkiye: Yani sürdürülebilir olması için elinizden geleni yapıyorsunuz. Son bir soru. Bu yapılanlar Binyıl Kalkınma Hedefleri içinde nereye oturuyor?

Y.L.: Özellikle çevresel boyutunun içinde yer alan çevrenin sürdürülebilirliği kısmına çok uygun. Ama yoksulluğun azaltılması konusunu da kapsadığını söylemek mümkün. Burada yaptığımız sürdürülebilir kaynak uygulamalarıyla ve alternatif gelir getirici faaliyetlerle yoksul orman köylüsünü desteklemeye çalışıyoruz. Buna ek olarak, bu alan su açısından ve temiz su kaynaklarının oluşturması açısında da önemli. Aslında bu proje, kalkınma hedeflerinin üç boyutuna da hizmet ediyor. Hemen şunu da belirteyim; Küre Dağları Milli Parkı’nın bir internet sitesi de var (http://www.kdmp.gov.tr/). Orada bahsettiğimiz bütün konularla ilgili hem proje kapsamında hem de alanla ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.

UNDP Türkiye: Çok teşekkürler. Yıldıray Lise, uzman biyolog, Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi / Proje Yönetici Yardımcısı. Mustafa Yılmaz, Orman Yüksek Mühendisi, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Milli Parklar Dairesi, İzleme ve Değerlendirme Şube Müdürü ve Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Proje Yöneticisi. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programının sonuna geldik. Bu programı, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza podcast formatında, iTunes üzerinden, www.undp.org.tr adresinden ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsin

İklim değişikliği gerçekten var mı?

 

Bu bölümde konumuz BM’nin Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele alanında yaptığı çalışmalar.

UNDP Türkiye: Merhaba, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Daha üretken, daha sağlıklı, daha bilinçli ve daha yeşil bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin bu çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşıyoruz. Bu bölümde konumuz BM’nin Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele alanında yaptığı çalışmalar. Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi başlıklı bir BM programı var. Bu ortak program ile, iklim değişikliğine uyumun Türkiye’nin politikalarına, gündemine, hedeflerine entegre edilmesi amaçlanıyor. Peki, bu doğrultuda neler yapılıyor? Bu işin parasal kaynağı nerden geliyor? Ortak programın yöneticisi Atila Uras’la konuşacağız. Hıoşgeldiniz.

Atila Uras (A.U.): Merhabalar, hoş bulduk!

UNDP Türkiye: Öncelikle, Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi başlıklı bu BM Ortak Programı’nın, ortak program olma boyutunu açalım. Bu ortak programın Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu tarafından da finanse edildiğini biliyoruz. Bu boyutun geri planını anlatarak başlayalım.

Atila Uras (A.U.): Aslında bu, bir projenin ötesinde bir ortak program. BM’nin tek bir kurum olarak hareket etme amacının bir tür denemesinin yapıldığı bir program diyebiliriz. Bizim programımızda aynı doğrultuda çalışan dört tane BM kuruluşu var.

UNDP Türkiye: Hangi BM kuruluşları?

A.U.: En başta tabii BM Kalkınma Programı, ama onun yanında Çevre Programı - UNEP, Sınai Kalkınma Örgütü – UNIDO ve Gıda ve Tarım Örgütü - FAO da birlikte çalışıyor.

UNDP Türkiye: Bu örgütlerin Türkiye’deki ofisleri bir araya gelerek bu programa ortak olarak katkıda bulunuyorlar. Aynı zamanda bu programı yürütürken başka ortaklarınız da var, değil mi?

A.U.: Tabii ki. Çünkü BM her zaman kamu kurumlarıyla birlikte çalışır. Ülkenin ihtiyaçlarına, uluslararası anlaşmalara ulaşma yolundaki taahhütlerine ve o doğrultudaki çalışmalarına yardım etmek üzere çalışırlar. O yüzden bu uygulayıcı ortaklara yalnızca BM kuruluşlarını değil; bakanlıkları da katmalıyız. Özellikle Çevre ve Orman Bakanlığı, Türkiye’de iklim değişikliği konularının odak noktası. Ancak Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olmadan büyük resmi tamamlamak imkânsız. Tabii, tümünün ötesinde Devlet Planlama Teşkilatı da bizim programımızın önemli ortaklarından.

UNDP Türkiye: Kamu kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve diğer ortaklarla birlikte bu çalışmayı yürütüyorsunuz. Programın adı Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi. Türkiye’de iklim değişikliği var mı? İklim değişikliği Türkiye’yi nasıl etkiliyor?

A.U.: Bu soru sıkça karşımıza çıkıyor. Aslında, iklim değişikliğini şöyle tanımlayabiliriz: iklim hep değişiyor, değişti ve değişecek; ama artık ortada bir insan etkisi var. Bu bildiğimiz iklim döngüleri, insanın etkisiyle son dönemlerde çok hızlandı. Küresel ölçekte baktığımızda bu gezegende gerçekten kırılgan ve küçücük bir kabukta yaşıyoruz. İnsanoğlu onu tüketmek için her şeyi yaparken üstüne bir de iklim değişikliği gelmeye başladı. Sanayi devrimine dayanan ve insanoğlunun fosil yakıtları fazla kullanmasıyla başlayan süreçte artık dünyadaki iklimi yaşanır hale getiren güneş ışınları atmosferden geri kaçamıyor. İçeride kalınca aynen bir seraya girdiğinizde nasıl bir nemli ve sıcak bir hava yüzünüze çarparsa artık dünya da o hale geliyor. Bu yüzden ortada bir iklim değişikliği var. Zaten bunu hepimiz de yaşıyoruz. 2007-2008’deki kuraklıktan tutun da; hiç olmayan yerdeki seller, aşırı sıcaklar, aşırı yağmurlar, karın bazı yerde çok, bazı yerlerde az olması gibi birçok farklılık bazı şeylerin değiştiğini gösteriyor.

UNDP Türkiye: Bu tür farklılıklar bu durumun sonuçları. Ancak Türkiye’deki iklim değişikliği etkilerini sadece Türkiye’deki faktörlerin etkilediği söylenemez. Ancak ulusal boyutta bakarsak, son dönemde Türkiye’de iklim değişikliğini tetikleyen unsurlar ve değişimler nelerdir?

A.U.: Biz gelişen bir ülkeyiz. Gelişirken de ödenen bir takım bedeller var. Zaten baktığımızda kalkınma çabaları birçok çevresel sorunu yanında getiriyor; o yüzden iklim değişikliği aynı zamanda bir kalkınma problemi, sadece çevreyi etkilemiyor. Sosyal olguları, sosyo-ekonomik hayatı, ülkelerin ekonomilerini, kalkınma çabalarını etkileyen bir süreç. Türkiye’nin burada tabii ki rolü var; çünkü kalkınma için sanayimizi geliştirmek, tarım yapmak ve enerji üretmek zorundayız. Bütün bunların da diğer ülkelerde olduğu gibi sera gazlarının artışına bir etkisi var; yani bizimde pastada bir payımız var. Ama, uluslararası bir bilim kurulu olan İPSS sürekli olarak teknik raporlar yayınlayarak dünyada en çok etkilenecek bölgeleri tanımlıyor. Bu bölgeler arasında Akdeniz Bölgesi’ni, dünyada en çok etkilenecek bölgelerin üstünde bir yere koyuyor. Türkiye’nin de büyük bir bölümü bu Akdeniz Bölgesi’nin içerisinde kalıyor. Akdeniz Havzası yani biz, ciddi derecede etkilenecek ülkeler arasındayız.

UNDP Türkiye: Karbondioksit salımı, iklim değişikliğinin birinci nedeni olarak tanımlanıyor. Bu durumu tetikleyen başka neler var?

A.U.: Tabii başka sera gazları da var. Bunun yanında karbondioksit kadar etkisi olmayan başka gazlar da özellikle sanayi faaliyetleri içerisinde salınıyor. Tabii bunların yanında dünyanın açısı, güneşe yaklaşması, yörüngesindeki sapmalar gibi doğal döngüler de var.

UNDP Türkiye: Ama Türkiye’de artan karbondioksit salımı başka bir ülkedeki iklim değişikliğini tetikleyebilir mi? Veya başka bir yerdeki iklim değişikliği Türkiye’yi nasıl etkiler? Buna da bakma olanağı var mı, acaba?

A.U.: Tabii, yani rüzgârlar, kuşlar, akıntılar sınırları tanımıyor. Bunlar sınırlar ötesinde cereyan ediyor. Dünyada insanoğlu olmasa da aslında çeşitli döngüler devam ediyor. İklimler değişecek, buzul çağları gelecek, belki kitlesel yok oluşlar olacak; ama şimdi ortada bir insan faktörü var. Bizim yaptığımız kötü davranışlar başka yerleri etkilediği gibi başka yerdeki problemler de bizi etkiliyor. Örneğin, şimdi gelişmesini tamamlamış olan gelişmiş ülkelerde eskiden yapılmış olan hatalı fosil yakıt kullanımı şu anda küresel bir problem yaratıyor. Biz şu an, bütün karbondioksit salınımlarımızı durdursak bile onlarca yıl iklim değişikliğinin etkileri devam edecek. Biz bu yüzden azaltımın yanında uyumdan da bahsediyoruz.

UNDP Türkiye: UBu da aslında bir anlamda şunun altını çiziyor: önemli olan ülke bazında değil, küresel bir ortaklığın oluşturulup, küresel anlamda hareket edilmesi. Bu bağlamda Türkiye’de yapılanlara geçelim. Bu durumun iki boyutu var: iklim değişikliğinin azaltılması ve iklim değişikliğine uyum. Türkiye’de bu boyutlarda neler yapılıyor?

A.U.: İkisi birbirine paralel gidiyor. Uluslararası çabalarınızı yerel etkinliklerle desteklemeniz gerekiyor. Türkiye özellikle son 2 yıldır uluslararası iklim müzakerelerinde çok aktif rol almaya başladı. Özellikle 2009’da Kyoto Protokolü’ne taraf olduktan sonra bu süreç çok daha hızlandı. Fakat diğer yandan, küresel çabalar ne olursa olsun iklim değişikliğinin etkilerini onlarca yıl hissedeceğiz.

UNDP Türkiye: Şu anda bütün karbondioksit salınımları dursa bile bu böyle olacak, değil mi?

A.U.: Tabii, dursa bile o yüzden yerel boyutta birçok şey yapmak gerek. Yani biz kalkınma ve gelişme planlarımızı iklim değişikliğini bir parametre olarak kullanarak tekrar gözden geçirmek zorundayız. Bunda da yerel ölçekteki çabalardan yine ulusal çabalara kadar pek çok eylem gerekiyor.

UNDP Türkiye: Bu bağlamda BM Ortak Programı Türk Hükümeti ile birlikte nasıl ortak çabalarda bulundu? Yürüttüğünüz diğer projelerden bahsetmek gerekirse neler var şu anda?

A.U.: Tabii ki, şu an bu ortak program içerisinde özellikle uyumla ilgili pek çok çalışma yürütülüyor. Bunu aslında üç farklı ayakta gruplayabiliyoruz. Bir tanesi politika düzeyindeki çalışmalar; yani ilgili kamu kurumlarıyla Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum stratejisini geliştirmeye çalışıyoruz. Taslağına ulaşmak üzereyiz; 1 ay içerisinde bu taslak elimizde olacak.

UNDP Türkiye: 2011 yılı içerisinde böyle bir strateji oluşmuş olacak mı?

A.U.: Evet, bu stratejiye ulaşmış olacağız.

UNDP Türkiye: Bu strateji Türkiye’ye neler sağlayacak?

A.U.: Bu strateji bizim yol haritamızı çizecek. O yol haritası üzerinde her yerde farklı eylemler yapmak lazım; ülke çapında bir eylem planı kolay değil. Aynı havza içerisinde, aynı ilin sınırlarında bile iklimin etkileri farklı.

UNDP Türkiye: Bir yandan nedenlere, bir yandan sonuçlara odaklanan bir stratejiden bahsediyoruz herhalde?

A.U.: Tabii ki. O strateji aslında ana hatları belirleyecek, daha sonra da nehir havzası, tarım havzası, il sınırları gibi farklı boyutlara inecek. Eylem planını hayata geçirip ilgili finansal kaynakları da sağlayarak harekete geçmek gerekir.

UNDP Türkiye: Türkiye’nin değişik yerlerinde aslında bu tür politika örneklerinin, yol haritalarının örneklerini de siz gerçekleştiriyorsunuz. Hangi havzalarda ve yörelerde çalışmalarınız var?

A.U.: Biz pilot bölge olarak Seyhan Nehri Havzası’nda çalıştık ve halen çalışıyoruz da. Ağırlıklı olarak Kayseri, Niğde ve Adana yüzölçümünün %95’ini oluşturuyor. Bu havzada yer alan yerel birçok farklı kamu kurumu, üniversite ve sivil toplumlar ile birlikte çalışarak, bir hibe programı kapsamında farklı etkilerle mücadele örnekleri olarak on sekiz tane başarılı hikâye ortaya çıkarmaya çalıştık. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin başka yerlerinde de çalışıyoruz. Sanayideki su verimliliğiyle ilgili Ankara ve Bursa’da örnek çalışmalarımız var. Diğer yandan yaptığımız çeşitli etkilenebilirlik analizleri ve iletişim faaliyetleri içerisinde birçok girişime yardımcı olduk. Örneğin Van’da il iklim değişikliği eylem planının oluşturulması için, ilk adımların atılmasına biz de destek olduk. Pek çok yer de başka çalışmalarımız yürüyor.

UNDP Türkiye: Bir yandan politika oluşturulmasına katkı yapıyor bir yandan da uygulama açısından örnek çalışmaların yürütülmesine destek oluyorsunuz. Son olarak şunu da vurgulamak iyi olabilir; bu ortak program Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu tarafından desteklenen bir program. Bunun finansmanı size nereden ulaşıyor?

A.U.: Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu, İspanyol Hükümeti’nin UNDP’ye küresel ölçekte sağladığı bir fondu.

UNDP Türkiye: Tamamı bu fondan mı karşılanıyor?

A.U.: Evet, bizim programın tamamı bu fondan karşılanıyor. Tabii ki, gerek hibe programımızda, gerekse de kamu kurumlarıyla çalışmalarımızda; bazı ayrı katkılar sağlandı. Çünkü tek bir kaynak yeterli değil. Bu topyekûn bir mücadele olmalı. Bizim dileğimiz, ülkenin kendi kaynaklarının devreye girmesi ve bu çabaların ülkenin öz kaynaklarıyla devam edebilmesi. 

UNDP Türkiye: Bu çalışmalara katkıda bulunmak isteyenler www.iklimmdgf-tr.org sayfasından programın ayrıntılarına ulaşabilirler. Çok teşekkürler katıldığınız için. İsteyenler www.iklimmdgf-tr.org sayfasından sizin ayrıntılarınıza da ulaşabilirler, bu çalışmalara nasıl katkıda bulunabileceği konusunda. Atila Uras, BM’nin Türkiye’nin iklim değişikli

UNDP Türkiye'de iş fırsatları

 

Tüm İlanlar

Katkıda Bulunanlar

Katkıda Bulunanlar

Editör: Faik Uyanık

Stajyer: Mehmet Türkcan

 

 

UNDP Türkiye’yi takip edin:

© 2011 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.