Sayı: 69
Gönüllülük gerçekten de insanların kendi çıkarlarını gözetmeden barış ve kalkınma için potansiyellerini ve kaynaklarını sundukları etkili bir süreç.
Güven, dayanışma ve insanlar arasındaki karşılıklılık gönüllülüğün temel değerlerini oluşturuyor.
UNDP olarak UNV Bonn ile birlikte, zaten toplumun güçlü bir geleneksel parçası olan Vakıf sistemi olan Türkiye’de gönüllüğü teşvik etmek için çalışıyoruz.
Şu anda, Türkiye’deki BM Sistemi’nde; 32’si Türk geri kalanı dünyanın dört bir yanından gelen toplam 37 “BM Gönüllüsü” bulunuyor.
Planlı faaliyetlerimiz şu şekilde: gönüllülüğü tüm programlara tamamlayıcı olarak dahil etmek; ulusal bir gönüllü platformu/konseyi oluşturmak; bir UNV bülteni yayımlamak; ve karşılıklı yardımlaşma veya kendi kendine yardım, başkalarına hizmet, sivil katılım, kampanya veya aktif destek katılımı gibi Gönüllü Programları geliştirmek.
Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmaya beş yıl kala insanlığı; açlık, yoksulluk, hastalık, yabancılaşma ve yetkisiz kılma belalarından kurtarmak için, uyumlu, kapsayıcı ve kolektif bir çaba şart.
Gönüllülük, hiç kuşkusuz, bu kolektif çaba içinde kritik bir rol oynayabilir.
*Shahid Najam, UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi ve BM Türkiye Mukim Koordinatörü
Festival DATUR kapsamında Doğa Araştırmaları Derneği (eski Kuş Araştırmaları Derneği – KAD) ve Anadolu’nun Zirvesinde Kuş Cenneti Projesi ile ortak olarak düzenleniyor.
Çoruh Vadisi, kuş göçü için Doğu Karadeniz dağlarındaki en önemli geçit alanı.
Vadiden sonbaharda bir gün içinde geçen yüz binlerce yırtıcı kuş, kuş gözlemcileri için eşsiz bir davetiye niteliğinde.
Festival süresince profesyonel rehberler eşliğinde bu büyüleyici göçe tanık olunabilecek.
Katılmak için
DATUR projesi, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Efes firmasının işbirliği ile Çoruh Vadisi’ni bir “Turizm Varış Alanı” haline getirmek ve bölge halkının yaşam düzeylerinin yükseltilmesine katkı sağlamak amacıyla 2007 Nisan ayında yürütülmeye başlamıştı.
Festival programı ve başvuru formu için tıklayınız.
Geçtiğimiz yılın festival fotoğraflarına ulaşmak için tıklayınız.
Her türlü sorunuz ve yardım için coruhfestival@dogaarastirmalari.org adresine yazabilirsiniz.
[BAGLANTILAR]
Her iki mucizevi grup da toplumdaki dezavantajlı kesime eşitlikçi bir pencere açmayı hedefliyor.
Güney Amerika'da yoksul bir çevrede yetişen gençleri suçtan ve sokaklardan korumaya yönelik projesiyle yüzlerce gence müzik eğitimi vererek hayatlarının değişmesine şans veren Venezuela Simon Bolivar Senfoni Orkestrası İstanbul’da ilk kez sahne aldı.
Türkiye’de bu konuda ilham verici bir örnek oluşturan Düşler Akademisi bünyesindeki Social Inclusion Band ise Türkiye’deki engelli ve sosyal dezavantajlı gençleri müzikle buluşturup dünyalarındaki engelleri kaldırarak topluma aktif katılımlarını sağlıyor.
Üreten bireyler olarak projede yetişen öğrenciler müzik çalışmalarına profesyonel müzisyenlerle devam etme fırsatı yakalıyor.
Grup, Akbank ve İKSV Caz, Efes One Love, Rock’n Coke gibi organizasyonlarda yer alarak sanatın evrensel ve engel tanımayan gücünü uluslararası düzeyde de ispat etmişti.
Düşler Akademisi hakkında
Düşler Akademisi, engelli ve sosyal dezavantajlı gençlerin sosyal hayata katılımını ve meslek edinmelerini desteklemek için Alternatif Yaşam Derneği (AYDER) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından ortaklaşa geliştirilen ve Türkiye Vodafone Vakfından sağlanan proje hibesiyle hayata geçirilen bir proje.
Düşler Akademisi, eğitimlerini yerel yönetimler (Ataşehir, Beşiktaş ve Kadıköy Belediyeleri) tarafından tahsis edilen mekânlarda gerçekleştiriyor.
Engelli ve sosyal yönden dezavantajlı gençlere, uzman eğitmenler tarafından ücretsiz olarak kültür ve sanat eğitimlerinin verildiği uluslararası bir sosyal sorumluluk projesi olan Düşler Akademisi, ritm, dans, drama, film, fotoğraf, DJ, enstrüman, resim, tasarım atölyelerinden oluşuyor.
Proje, 2009 Altın Pusula, 2011 This is Social Innovation ödüllerini kazanmış, UNDP İnsani Gelişme Raporu’nda örnek proje olarak yer almıştı.
[BAGLANTILAR]
Kitap, “Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında hazırlanmıştı.
“Denizlerimizin Sakinleri”, Doğu Akdeniz’de Türk sınırının bittiği Keldağ’dan (Hatay), Yunanistan sınırındaki Saros kıyılarına, Karadeniz’de ise Trabzon’dan Zonguldak’a kadar olan bölgelerde yapılan dalışlarda fotoğraflanan 329 türü tanıtıyor.
Kitapta, Dr. Bülent Gözcelioğlu’nun hazırladığı kolay okunur literatür bilgileri ile birlikte Tahsin Ceylan’ın çektiği, türleri ve yaşam alanlarını sergileyen fotoğraflar yer alıyor.
Ayrıca, türler ile ilgili gözlemler ve fotoğraflandıkları dalış noktaları da yazarın notu olarak sunuluyor.
“Denizlerimizin Sakinleri”, konu ile ilgili herkesin yararlanabileceği bir kaynak.
Kitap aynı zamanda, Türkiye denizlerinde yaşayan canlı türlerinin tanınması ile denizel biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve Deniz ve Kıyı Koruma Alanlarında yürütülen koruma faaliyetlerine bir destek niteliğini taşıyor.
Kitabın giriş bölümünü incelemek için tıklayınız.
Kitabı sadece posta masrafı karşılığında edinmek için: ockkb@ozelcevre.gov.tr
Kitap, “Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında hazırlanmıştı.
“Denizlerimizin Sakinleri”, Doğu Akdeniz’de Türk sınırının bittiği Keldağ’dan (Hatay), Yunanistan sınırındaki Saros kıyılarına, Karadeniz’de ise Trabzon’dan Zonguldak’a kadar olan bölgelerde yapılan dalışlarda fotoğraflanan 329 türü tanıtıyor.
Kitapta, Dr. Bülent Gözcelioğlu’nun hazırladığı kolay okunur literatür bilgileri ile birlikte Tahsin Ceylan’ın çektiği, türleri ve yaşam alanlarını sergileyen fotoğraflar yer alıyor.
Ayrıca, türler ile ilgili gözlemler ve fotoğraflandıkları dalış noktaları da yazarın notu olarak sunuluyor.
“Denizlerimizin Sakinleri”, konu ile ilgili herkesin yararlanabileceği bir kaynak.
Kitap aynı zamanda, Türkiye denizlerinde yaşayan canlı türlerinin tanınması ile denizel biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve Deniz ve Kıyı Koruma Alanlarında yürütülen koruma faaliyetlerine bir destek niteliğini taşıyor.
Kitabın giriş bölümünü incelemek için tıklayınız.
Kitabı sadece posta masrafı karşılığında edinmek için: ockkb@ozelcevre.gov.tr
[BAGLANTILAR]
Güneydoğu Anadolu’daki kadınların sosyal ve ekonomik olarak güçlendirilmesi amacıyla Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ile GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (GAP BKİ) ortaklığı ve İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı (Sida) finansmanıyla Mayıs 2008’den beri uygulanan “GAP Bölgesinde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler Projesi”, ürünlerini Argande markası altında topluyor.
Proje, kadınların iş gücü piyasasına katılımını, Güneydoğu Anadolu'nun markalaştırılmasını ve yeni satış ve pazarlama fırsatlarının yaratılmasını hedefliyor.
Adını Mezopotamya topraklarında hüküm sürmüş, Kommagene Krallığı’nın tek tanrıçası Argande’den alan marka, bugün Güneydoğu kadınlarının elinde yeniden doğuyor.
Hatice Gökçe’nin marka koordinatörlüğünde, Berna Canok, Gamze Saraçoğlu, Gül Ağış, Mehtap Elaidi, Özgür Masur, Rana Canok, Rojin Aslı Polat gibi sektörün önde gelen tasarımcılar, marka için kıyafet ve aksesuarlar oluşturuyor.
Gönüllü destekçiler
Bir çok tanınmış kişi ve kuruluş da, markanın oluşumu ve geliştirilmesi sürecinde sosyal sorumluluk bilinciyle hareket ediyor.
Bilge Tuğsuz Kayakıran (artistik yönetmen ve koreografi), Sema Şimşek (model), Gencer Bavbek (fotoğraf), MAC (makyaj), City’s MOS (kuaförlük), Staras Ertan Çelikler (müzik), Rüveyde Okumuş (aksesuar), MUDO (satış), Markafoni (satış), Demir Tasarım (basılı ve görsel materyaller), A4 Ofset (basım ve dağıtım) ve İTKİB (eğitim) projeye gönüllü destek veriyor ve her aşamasında aktif olarak yer alıyor.
Markanın satış geliri ise tümüyle Güneydoğu Anadolu’da Argande markasının üretimini yapan kadınlara aktarılıyor.
Argande’nin 2012 İlkbahar Yaz koleksiyonu defilesi 7 Eylül Çarşamba günü saat 17.30’da İstanbul Moda Haftası’nda izleyicileri ile buluştu.
Proje, yerel kültürel mirasın görünürlüğü sayesinde, bölgenin yeniden markalaşmasını sağlayarak; yerel kültürel zenginlik, çeşitlilik ve kadınların üretimleri ile eşleşen bölgeye ait daha olumlu bir algılamanın yaratılmasına yardımcı olmayı hedefliyor.
Ayrıntılı bilgi için burayı tıklayınız ya da bizimle temasa geçiniz:
Gönül Sulargil JALAL, Proje Müdürü, gonul.sulargil@undp.org
Senem Elcin KORKUT, Proje Asistanı, elcin.korkut@undp.org
[BAGLANTILAR]
Kitap, Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar BM Ortak Programı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü’nün işbirliği ile oluşturuldu.
Âşıklık geleneğine dayanan halk hikayeleri derlemesinin, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültür Mirası Listesine 2009 yılında eklenen aşıklık geleneğinin tanıtılması ve korunmasına katkıda bulunması hedefleniyor.
Çalışma, Kültür ve Turizm Bakanlığı adına folklor araştırmacısı Timur Yılmaz tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya dayanıyor.
Kitapta halk hikâyeciliği hakkında genel bilgilere yer verildikten sonra, halk hikâyelerini anlatan âşıklar alfabetik sıralamaya göre kısaca tanıtılıyor.
Kitabın geri kalanında ise, derleme tarihlerine göre sıralanan kırk halk hikâyesine yer veriliyor.
Âşıklardan Halk Hikâyeleri kitabı ve ses CD’si ile; “Çoban Süleyman ile Perişan Sultan, Rıza Bey, Akıllı Mehmet ile Gülfidan Hanım, Gülizar Sultan ile Çoban Süleyman, Hüseyin Bey ile Şahin Bey, Çileli Âşık ile Nazlı Sultan, Yusuf ile Gülistan, Hasret ile Ferhat, Abdullah ile Gülizar, Sümmani Ağa ile Gülgez Hanım, Dallıhan ile Nazani Sultan, Yusuf ile Elif, Timur Han ile Maya Sultan, Mete Han, Bayram ile Güldane” adlı halk hikâyeleri ilk defa derlendi.
Orijinal ses kaydı
Daha önceden yapılmış araştırmalarda derlenen bazı halk hikayeleri ise bu yayın için daha kolay okunabilir hale getirildi.
Kitapta âşıkların hikâye akışlarına yaptıkları eklemeler de sunularak okurlara; âşıkların bilgilendirme, eğitme veya güldürme amacıyla hikâyelere yapmış oldukları müdahaleler de aktarılıyor.
Hikâyelerin orijinal olarak dinlenmesini sağlamak amacıyla da bazı halk hikâyeleri ses CD’si olarak kitaba eklendi.
Âşıklardan Halk Hikâyeleri kitabı, İspanya Hükümeti tarafından finanse edilen Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar Birleşmiş Milletler Ortak Programı kapsamında Kars ilinin kültürel mirasını korumak ve kültür turizmine katkıda bulunmak amacıyla oluşturuldu.
Günümüzün verimsiz binalarını değiştirilmezse, enerji kullanımında benzeri görülmemiş bir artışla karşı karşıya kalınabilir.
Nihai enerji tüketimi açısından bakıldığında, Türkiye’nin ikinci en büyük enerji tüketicisi olan bina sektörü; 2008 yılı verilerine göre; toplam enerji tüketiminin yüzde otuz altısını, toplam ulusal enerji bağlantılı karbondioksit emisyonunun da yüzde otuz ikisini oluşturuyor.
Bununla birlikte Türkiye’de bina sektörü, maliyet etkin enerji ve karbondioksit tasarrufunda mevcut seviyelere göre yüzde otuz-elli oranında önemli fırsatlar da sunuyor.
Bu bağlamda, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü (EİE) tarafından Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ile işbirliği içinde ve Küresel Çevre Fonu’nun (GEF) finansal katkılarıyla Binalarda Enerji Verimliliğinin Artırılması Projesi gerçekleştiriliyor.
7 Temmuz 2011 tarihinde Ankara’da projenin tanıtım toplantısı düzenlendi. Toplantıya proje ortağı kurumların yanı sıra çeşitli Bakanlıklar, Enerji Verimliliği Danışmanlık (EVD) firmaları, Mimarlar ve Mühendisler Odası Birliği ve TÜBİTAK gibi kurumlardan 130 kişi katıldı.
Proje neyi amaçlıyor?
Binalarda Enerji Verimliliğinin Artırılması Projesi ile; Türkiye’de binalarda enerji verimliliğinin artırılması ve enerji tüketiminden kaynaklanan sera gazı salımlarının azaltılması için yasal ve kurumsal yapıların güçlendirilmesi, mevzuat uygulamalarının hızlandırılması, mevzuat ve politikaların AB uygulamalarına paralel olarak geliştirilmesi ve örnek bina uygulamaları ile binalarda enerji performansının tasarım aşamasından itibaren nasıl etkileneceğinin kamuoyuna “bütüncül tasarım yaklaşımı” kullanılarak tanıtılması amaçlanıyor.
Proje kapsamında gerçekleştirilmesi planlanan faaliyetler arasında bulunan üç numune binadan ikisinin Milli Eğitim Bakanlığı’na ait bir okul projesi olması tasarlanıyor. Üçüncü demo binanın ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ait bir “Teknoloji ve Bilgi Merkezi” olarak hizmet vermesi planlanıyor.
Yapılacak olan demo binaların izlenmesiyle gerçekleşen doğrudan enerji tasarrufu miktarı ve buna karşılık gelen sera gazı salımlarındaki azalmanın ölçülmesi hedefleniyor.
[BAGLANTILAR]
İklim değişikliğinin etkileri, etkilenebilirlik ve uyum konusunda Türkiye ve dünyada yapılan çalışmalar 29 Haziran 2011 tarihinde Ankara’da düzenlenen çalıştayda ele alındı.
Toplantı Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Şahin ve UNDP temsilcisinin açılış konuşmaları ile başladı.
İkinci Ulusal Bildirim projesi sunumunu takiben Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi BM Ortak Programı (MDGF-1680) kapsamında gerçekleştirilen çalışmalar BM Ortak Program Yöneticisi Atila Uras tarafından anlatıldı.
Ardından UNFCC ve Kyoto Protokolü gereklilikleri sunumu Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından gerçekleştirildi.
İklim değişikliğinin etkileri ve uyum konusunda su kaynakları, tarım ve gıda güvencesi, doğal afetler, kıyı alanları, ekosistem hizmetleri, şehirleşme ve turizm alanlarında gerçekleştirilen çalışmalar konunun uzmanları tarafından detaylı olarak anlatıldı.
İklim değişikliğinin doğal kaynaklara etkilerinin yanı sıra sosyo-ekonomik etkilerinin de ele alındığı çalıştayda Türkiye ve dünya örneklerine yer verildi.
İklim değişikliğinin Türkiye'ye olası etkileri
İklim değişikliği etkisi ile gerçekleşebilecek deniz seviyesi yükselmesinin kıyı alanlarında yer alan, tarım alanları, yerleşimler, su kaynakları ve sulak alanları ne şekilde etkileneceğinin anlatıldığı toplantıda bütünleşik havza yönetiminin önemine vurgu yapıldı.
Sıcaklıklardaki artış ve yağışlardaki azalmanın su kaynaklarını etkileyeceği ve bu konuda alınan ve alınması gereken tedbirler tartışıldı.
Ayrıca bu durumun sucul ekosistemlere yaratacağı baskıdan dolayı ortaya çıkabilecek tür çeşitliliğindeki kayıplar ve türler üzerindeki baskılar da anlatıldı.
İklim değişikliği nedeni ile etkilerini çoktan hissetmeye başladığımız doğal afetler konusu da toplantıda ele alınan konular arasında yer aldı.
Toplantıya ilgili kamu, üniversiteler, özel sektör, STK ve belediyelerden toplam 195 kişi katıldı.
Türkiye’nin BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne ilişkin İkinci Ulusal Bildirimi hazırlık projesi Küresel Çevre Fonu (GEF) tarafından destekleniyor.
Toplantı sunumlarına ulaşmak için lütfen burayı tıklayın.
Eğitimler, proje ortağı WWF-Türkiye tarafından Cide (Kastamonu) ve Ulukaya Ziyaretçi Merkezi’nde (Bartın) düzenlendi.
Eğitimlere milli park bölgesinde yaşayan, kendi alanlarını korumak ve alana yönelik tehditlerin etkilerini azaltmak amacıyla çalışan yerel sivil toplum kuruluşlarından 45 kişi katıldı.
6 – 7 Ağustos 2011 tarihlerinde düzenlenen eğitimlerde; iletişimin ne olduğu, iyi iletişim kurmanın yolları, iletişimin araçları, savunuculuk, ikna ve uzlaşma için yapılması gerekenler, sorun analizi ve savunuculuk stratejisi hazırlamanın yolları uzmanlar tarafından katılımcılarla paylaşıldı.
Ayrıca, basın bülteni ve resmi yazı hazırlama, toplantı organizasyonu gibi konular da örneklerle katılımcılara aktarıldı.
Savunuculuk çalışmalarıyla ilgili olarak WWF Türkiye ve GEF SGP çalışmalarından farkındalık yaratma, lobi yapma ve imza toplama gibi faaliyetlerle ilgili kampanya deneyimleri paylaşıldı.
Bunlara ek olarak yerel sivil toplum kuruluşlarının alana yönelik tehditler ve kendi ihtiyaçları doğrultusunda yaptıkları çalışmalar da savunuculuk açısından değerlendirildi.
Bartın İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nün katkılarıyla düzenlenen etkinliğe 20 gönüllü katıldı.
“Küre Dağları Milli Parkı Gönüllüleri” çalıştayları, parkın özellikle gençler tarafından sahiplenilerek korunmasına katkı sağlanmasını amaçlamıştır.
Bu kapsamda Türkiye'nin ilk "Milli Park Gönüllü Programı" da oluşturuldu.
Program çerçevesinde katılımcılar belirlenen işlerin gönüllülük esasıyla yapılması için çalışmalara başladı. .
23 – 24 Temmuz 2011 tarihlerinde düzenlenen “Küre Dağları Milli Parkı Gönüllüleri” kampında gönüllüler ile birlikte Küçük Küre Geçişi yürüyüşü de gerçekleştirildi.
Yürüyüş sırasında Küre Dağları Milli Parkı ve önemi ile ilgili bilgiler gönüllülerle paylaşıldı.
Sözlü tarih çalışması
Ulukaya Kanyonu ve Şelalesi’ni ziyaret eden gönüllüler daha sonra Drahna Çevre Kalkınma, Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen VII. Uluslararası Drahna Yöresel Keşkek Festivali’ne katılarak ziyaretçilere Küre Dağları Milli Parkı ve önemini anlattılar.
Gönüllüler ayrıca gelecek dönemde neler yapacaklarını planlayıp geçmiş dönemde gerçekleştirilen işleri değerlendirdiler.
Bugüne kadar gönüllüler tarafından gerçekleştirilen en önemli eylem, Milli Park çevresinde önemli tabiat olayları karşısında neler yapılacağı, yaşam tarzlarının ormanla ve doğayla ilişkisini, geçmişten geleceğe nelerin değiştiğini, gelenekler, yemek kültürlerini, insanların sorunlarını dinlemeyi temel alan “Sözlü Tarih” çalışmaları.
Bu bölümde konumuz Türkiye’nin artık küresel bir gerçeklik haline gelen iklim değişikliği karşısında hazırladığı yeni ulusal bildirim.
UNDP Türkiye: Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde konumuz Türkiye’nin artık küresel bir gerçeklik haline gelen iklim değişikliği karşısında hazırladığı yeni ulusal bildirim. Türkiye’nin İklim Değişikliği İkinci Ulusal Bildirimi şu sıralarda hazırlanıyor. Çevre ve Orman Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) bu konuda beraber çalışıyor. Peki iklim değişikliği karşısında Türkiye neler yapmayı planlıyor? Şu anda nasıl bir süreç var? Bu konuları, konuklarımız UNDP Proje Yöneticisi Dr. Öznur Oğuz ve Çevre ve Orman Bakanlığı İklim Değişikliği Dairesi Başkanı Fulya Somunkıranoğlu ile konuşacağız. Hoşgeldiniz.
Öznur Oğuz Kuntasal (Ö.O.K.): Hoşbulduk.
UNDP Türkiye: Ulusal Bildirim ne demek ve şu anda nasıl bir süreç işlemekte? Dünyada iklim değişikliği konusu tartışılmaya ne zaman başlandı?
Fulya Somunkıranoğlu (F.S.): İklim değişikliği konusu dünyada ilk defa 1992 yılında tartışılmaya başlandı. Ülkeler sera gazı emisyonlarının atmosferdeki artışına paralel olarak iklim değişikliğinin etkilerini olumsuz yönde hissetmeye başlayınca bununla ilgili bir önlem alınması gerektiğine karar vererek ilk olarak 1992 yılında sözleşmeyi gündeme getirdiler ve ülkeler sözleşmeye göre çeşitli sınıflara ayrıldılar. Bunlar sera gazı emisyon azaltım hedefleri alacak olan ülkeler, süreci finanse edecek olan ülkeler ve fakir olup bu süreçte hiçbir sorumluluk almayacak olan ülkelerdi. 1992 yılında sözleşme yapılandırılırken Türkiye her iki, yani ek-1 ve ek-2 dediğimiz sera gazı emisyon azaltım hedefi alacak ve süreci finanse edecek olan ülkeler arasında yer aldı.
UNDP Türkiye: Aslında bu noktada uzun süren bir tartışma başlamış oldu.
F.S.: Kesinlikle öyle. 1992’den 2004 yılına kadar Türkiye bu süreçten kurtulmaya çabaladı. Hukuki bir mücadele yürüttü. Ancak bu mücadele 2004 yılında Türkiye’nin sera gazı azaltım hedefi alacak ülkeler listesinde ve süreçte hiçbir finansman vermeyecek olan ülkeler listesinde olarak yer almasıyla nihayetlendi. Aslında Türkiye’deki iklim değişikliği olgusuyla mücadele ve gerçek anlamda bu bilincin oluşması o dönemden sonra, 2004 yılında başladı.
UNDP Türkiye: Çok da yakın bir tarih aslında.
F.S.: Çok doğru söylüyorsunuz. Aslında Türkiye o zamana kadar saha kenarında bekleyen bir oyuncuydu. Sahada aktif bir oyuncu olmaya karar vermesi 2004 yılına rastlıyor. Bunun sonrasında da gerek müzakerelerde, gerek Türkiye içinde yapılan çalışmalarda, Bakanlık olarak yürüttüğümüz bütün bu projelerde Türkiye’nin etkinliğinin arttığını, bilinç düzeyinin yükseldiğini görebilirsiniz. Aynı zamanda bu sadece kamudaki bilinçlenmeyle beraber gitmedi; eş zamanlı olarak kamuoyunda da çok ciddi olarak bir bilinçlenme başladı. Son zamanlarda reklam programlarını takip ediyorsanız, muhakkak bir köşesinde iklim değişikliği ve sera gazlarını görürsünüz. Artık televizyonlarda ve şu anda içinde bulunduğumuz radyo programı gibi yayınlarda “sera gazlarını nasıl azaltırız?”, “iklim değişikliği ile nasıl mücadele ederiz?”, sorularının sorulması kamuoyunun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesinde büyük rol oynuyor.
UNDP Türkiye: Bu bilincin arttığı kesinlikle vurgulanabilir ve altı çizilebilir bir gerçek haline geldi. Çok kısa olarak Öznur Hanım size sormak istiyorum. Ulusal Bildirimin ikincisi hazırlanıyor dedik; ama ulusal bildirim nedir, kime bildirim yapmaktadır? Bilmeyenler için biraz anlatabilir miyiz?
Öznur Oğuz Kuntasal (Ö.O.K.): Çok kısaca bahsedeyim. Fulya Hanım süreci çok güzel anlattı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf ülkeler belirli aralıklarla sekretaryaya bu sözleşme hükümlerine ne derecede uyduklarını ifade eden raporlar hazırlayarak sunmakla yükümlüler. Bonn’daki sekretaryaya bu raporları belirli aralıklarla sunuyorlar. Türkiye de bir ek-1 ülkesi olarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf ve bu nedenle böyle bir yükümlülüğü var. Dolayısıyla Ulusal Bildirim, kısacası Türkiye’de iklim değişikliği alanında bugüne kadar neler yapıldı, çeşitli konu başlıkları altında bunları özetliyor.
UNDP Türkiye: Yani aslında yapılacaklara değil, o ana kadar yapılmış olanlara ışık tutuyor.
Ö.O.K.: Doğrudur. Bu sırada hem o güne kadar yapılmış olanlar ortaya konmuş oluyor, hem de bildirim sırasında eksikler de ortaya çıkarak onlar için bir yol haritası çizmek adına da girişimler başlamış oluyor. Dolayısıyla hem mevcutları göstermesi hem de eksikleri ortaya koyması anlamında önemli bir süreç. Türkiye Birinci Ulusal Bildirimi’ni 2007 senesinde sekretaryaya sundu. 2006 senesinde bunların hazırlıkları başlamış ve tamamlanmıştı. Şu anda İkinci Ulusal Bildirim hazırlıkları süreci devam ediyor.
UNDP Türkiye: Kaç yılda bir bildirilmesi gerekiyor? Böyle bir süre var mı?
Ö.O.K.: UNFCC, Birleşmiş Milletler Sekretaryası bunu zaman zaman belirliyor. Genelde üç-dört senede bir oluyor ve onların ilan ettikleri tarihlerde sunuluyor.
UNDP Türkiye: Bir sonraki bildirim Türkiye tarafından ne zaman yapılmalı?
Ö.O.K.: Bir sonraki bildirimin tarihini Birleşmiş Milletler Sekretaryası açıklıyor.
UNDP Türkiye: Ama şu anda çalışmaları devam ediyor.
Ö.O.K.: Üç sene, dört sene olabilir. İkinci bildirimin sekretaryaya sunulma tarihi bu senenin sonu.
UNDP Türkiye: 2011’in sonuna kadar yani. Peki, Fulya Hanım size dönmek istiyorum tekrar. Çevre ve Orman Bakanlığı’nda İklim Değişikliği Dairesi’nin başındasınız. UNDP ile böylesine önemli bir konuda, Türkiye’nin yaptıklarını özetleyen bir bildirimin oluşturulması sürecinde, neden bir işbirliği yapmayı gerekli gördünüz? UNDP ile nasıl bir işbirliği içindesiniz?
F.S.: UNDP ile sadece İkinci Ulusal Bildirim Projesi kapsamında değil, başka projelerde de beraber çalışıyoruz. Uyumlu, iyi çalışan bir ekip olduğumuza inanıyoruz. Türkiye’nin adaptasyon stratejisinin geliştirilmesi, İklim Değişikliği Eylem Planı’nın hazırlanması ve keza şimdi de İkinci Ulusal Bildirim’in hazırlanması aşamasında UNDP ile hep beraber çalıştık. İkinci Ulusal Bildirim Projesi’nde UNDP’yi tercih etmemizin sebebi, Küresel Çevre Fonu’ndan karşıladığımız projeyi de yine UNDP ile yapmış olmamızdı. Burada biriken bir kapasite, bir birikim var. Bunu sürece kazandırmak istedik. UNDP ile de ikincisi için yola çıktık.
UNDP Türkiye: Bu ikinci bildirimde öne çıkacak yeni gelişmeler hakkında biraz ipucu verebilir misiniz? Altını çizebileceğiniz önemli hangi gelişmeler olabilir?
F.S.: Öznur Hanım da söyledi, aslında İklim Değişikliği 2. Ulusal Bildirimi dokuz başlıkta hazırlanıyor. Türkiye’de yapılan çalışmaları sektörlerin birincisinden ikincisine kadarki aşamada – ki 2007’de ilkinin hazırlandığını düşünürsek- üç ya da dört yıllık periyotta kamu kurumlarının Türkiye’de sektörlerde ne gibi çalışmalar yapıldığını özetleyecek projeksiyonları verecek. Yani bundan sonrasında Türkiye ne kadarlık bir sera gazı azaltım hedefi alabilir, ne gibi çalışmalar yapılabilir? Aslında bu bir yandan da önceki yol haritasıdır.
UNDP Türkiye: Toplumun tüm kesimleri ve ekonominin tüm sektörleri ile bir anlamda kesişen bir bildirimden söz ediyoruz burada.
F.S.: Doğru. Katılımcı bir süreç ile hazırlanıyor zaten. UNDP de katılımcı süreçleri başarıyla yürütmede vazgeçilmez bir Birleşmiş Milletler örgütüdür.
UNDP Türkiye: Peki, ne zaman başladınız bu projenin oluşturulmasına ve hangi aşamadayız? Sonuçlar neler olacak acaba?
Ö.O.K.: Proje ekim ayında başladı. Kasım ayında ilk çalıştayımızı yaptık. Burada özel sektörden, STK’lardan, üniversitelerden olmak üzere geniş katılımlı bir profil vardı.
UNDP Türkiye: 2010 yılının sonlarında bu iş başladı esasen.
Ö.O.K.: 2010 yılında başladık biz bu işe. Dolayısıyla şu anda da süreç devam ediyor. Şu an katılımcı süreçlerle özellikle önümüzdeki ay çok yoğun çalıştaylarımız olacak. Bu ayın sonunda da bir çalıştayımız var. Mümkün olduğunca herkesi dahil etmeye çalışıyoruz. Çünkü konu başlıklarımız; politikalardan, sera gazı envanterinden, emisyonlardan etki-etkilenebilirlik durumundan, uyum konusundan, araştırmalardan, Türkiye’de ilkim değişikliği konusundaki eğitim- öğretimden, kamuoyunu bilinçlendirme düzeyinden ve bu konuda yapılan çalışmalardan, azaltım ve uyum için gerekli olan finans ve teknolojiyle ilgili geniş bir yelpazeden oluşuyor. Dolayısıyla her bir konu başlığında konunun uzmanları ile ayrı ayrı çalışmalar yürütüyor ve çalıştaylar gerçekleştiriyoruz. Hazırlanan raporlardan sonra yapılan çalıştaylar da sürece dâhil edilerek en sonunda ulusal bildirim gerçekten tüm paydaşların ve ilgili grupların da katkısıyla hazırlanmış ve tamamlanmış olacak.
UNDP Türkiye: Tekrar altını çizelim; ne zaman hazırlanmış olacak?
Ö.O.K.: Bu senenin sonunda hazırlanıp sekretaryaya sunulacak.
UNDP Türkiye: 2011’in sonunda hazırlanacak ve Türkiye’nin şu ana kadar yaptıklarını herkes de görecek. Pek çok paydaşı dâhil ederek, bahsettiğiniz çalıştaylar yoluyla Çevre Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın da öncülüğünde hazırlanan bu bildirim ortaya çıkmış olacak. Çok teşekkür ederim katıldığınız için. Fulya Somunkıranoğlu, Çevre ve Orman Bakanlığı İklim Değişikliği Dairesi Başkanı ve Dr. Öznur Oğuz Kuntasal, Türkiye’nin İkinci İklim Değişikliği Ulusal Bildirim Projesi Yöneticisi konuklarımızdı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programın böylece sonuna gelmiş olduk. Bu programı, Ankara Üniversitesi Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve intenette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden, undp.org.tr adresinden, ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye. Hoşçakalın!
Bu bölümde konumuz BM’nin Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele alanında yaptığı çalışmalar.
UNDP Türkiye: Merhaba, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Daha üretken, daha sağlıklı, daha bilinçli ve daha yeşil bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin bu çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşıyoruz. Bu bölümde konumuz BM’nin Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele alanında yaptığı çalışmalar. Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi başlıklı bir BM programı var. Bu ortak program ile, iklim değişikliğine uyumun Türkiye’nin politikalarına, gündemine, hedeflerine entegre edilmesi amaçlanıyor. Peki, bu doğrultuda neler yapılıyor? Bu işin parasal kaynağı nerden geliyor? Ortak programın yöneticisi Atila Uras’la konuşacağız. Hıoşgeldiniz.
Atila Uras (A.U.): Merhabalar, hoş bulduk!
UNDP Türkiye: Öncelikle, Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi başlıklı bu BM Ortak Programı’nın, ortak program olma boyutunu açalım. Bu ortak programın Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu tarafından da finanse edildiğini biliyoruz. Bu boyutun geri planını anlatarak başlayalım.
Atila Uras (A.U.): Aslında bu, bir projenin ötesinde bir ortak program. BM’nin tek bir kurum olarak hareket etme amacının bir tür denemesinin yapıldığı bir program diyebiliriz. Bizim programımızda aynı doğrultuda çalışan dört tane BM kuruluşu var.
UNDP Türkiye: Hangi BM kuruluşları?
A.U.: En başta tabii BM Kalkınma Programı, ama onun yanında Çevre Programı - UNEP, Sınai Kalkınma Örgütü – UNIDO ve Gıda ve Tarım Örgütü - FAO da birlikte çalışıyor.
UNDP Türkiye: Bu örgütlerin Türkiye’deki ofisleri bir araya gelerek bu programa ortak olarak katkıda bulunuyorlar. Aynı zamanda bu programı yürütürken başka ortaklarınız da var, değil mi?
A.U.: Tabii ki. Çünkü BM her zaman kamu kurumlarıyla birlikte çalışır. Ülkenin ihtiyaçlarına, uluslararası anlaşmalara ulaşma yolundaki taahhütlerine ve o doğrultudaki çalışmalarına yardım etmek üzere çalışırlar. O yüzden bu uygulayıcı ortaklara yalnızca BM kuruluşlarını değil; bakanlıkları da katmalıyız. Özellikle Çevre ve Orman Bakanlığı, Türkiye’de iklim değişikliği konularının odak noktası. Ancak Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olmadan büyük resmi tamamlamak imkânsız. Tabii, tümünün ötesinde Devlet Planlama Teşkilatı da bizim programımızın önemli ortaklarından.
UNDP Türkiye: Kamu kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve diğer ortaklarla birlikte bu çalışmayı yürütüyorsunuz. Programın adı Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi. Türkiye’de iklim değişikliği var mı? İklim değişikliği Türkiye’yi nasıl etkiliyor?
A.U.: Bu soru sıkça karşımıza çıkıyor. Aslında, iklim değişikliğini şöyle tanımlayabiliriz: iklim hep değişiyor, değişti ve değişecek; ama artık ortada bir insan etkisi var. Bu bildiğimiz iklim döngüleri, insanın etkisiyle son dönemlerde çok hızlandı. Küresel ölçekte baktığımızda bu gezegende gerçekten kırılgan ve küçücük bir kabukta yaşıyoruz. İnsanoğlu onu tüketmek için her şeyi yaparken üstüne bir de iklim değişikliği gelmeye başladı. Sanayi devrimine dayanan ve insanoğlunun fosil yakıtları fazla kullanmasıyla başlayan süreçte artık dünyadaki iklimi yaşanır hale getiren güneş ışınları atmosferden geri kaçamıyor. İçeride kalınca aynen bir seraya girdiğinizde nasıl bir nemli ve sıcak bir hava yüzünüze çarparsa artık dünya da o hale geliyor. Bu yüzden ortada bir iklim değişikliği var. Zaten bunu hepimiz de yaşıyoruz. 2007-2008’deki kuraklıktan tutun da; hiç olmayan yerdeki seller, aşırı sıcaklar, aşırı yağmurlar, karın bazı yerde çok, bazı yerlerde az olması gibi birçok farklılık bazı şeylerin değiştiğini gösteriyor.
UNDP Türkiye: Bu tür farklılıklar bu durumun sonuçları. Ancak Türkiye’deki iklim değişikliği etkilerini sadece Türkiye’deki faktörlerin etkilediği söylenemez. Ancak ulusal boyutta bakarsak, son dönemde Türkiye’de iklim değişikliğini tetikleyen unsurlar ve değişimler nelerdir?
A.U.: Biz gelişen bir ülkeyiz. Gelişirken de ödenen bir takım bedeller var. Zaten baktığımızda kalkınma çabaları birçok çevresel sorunu yanında getiriyor; o yüzden iklim değişikliği aynı zamanda bir kalkınma problemi, sadece çevreyi etkilemiyor. Sosyal olguları, sosyo-ekonomik hayatı, ülkelerin ekonomilerini, kalkınma çabalarını etkileyen bir süreç. Türkiye’nin burada tabii ki rolü var; çünkü kalkınma için sanayimizi geliştirmek, tarım yapmak ve enerji üretmek zorundayız. Bütün bunların da diğer ülkelerde olduğu gibi sera gazlarının artışına bir etkisi var; yani bizimde pastada bir payımız var. Ama, uluslararası bir bilim kurulu olan İPSS sürekli olarak teknik raporlar yayınlayarak dünyada en çok etkilenecek bölgeleri tanımlıyor. Bu bölgeler arasında Akdeniz Bölgesi’ni, dünyada en çok etkilenecek bölgelerin üstünde bir yere koyuyor. Türkiye’nin de büyük bir bölümü bu Akdeniz Bölgesi’nin içerisinde kalıyor. Akdeniz Havzası yani biz, ciddi derecede etkilenecek ülkeler arasındayız.
UNDP Türkiye: Karbondioksit salımı, iklim değişikliğinin birinci nedeni olarak tanımlanıyor. Bu durumu tetikleyen başka neler var?
A.U.: Tabii başka sera gazları da var. Bunun yanında karbondioksit kadar etkisi olmayan başka gazlar da özellikle sanayi faaliyetleri içerisinde salınıyor. Tabii bunların yanında dünyanın açısı, güneşe yaklaşması, yörüngesindeki sapmalar gibi doğal döngüler de var.
UNDP Türkiye: Ama Türkiye’de artan karbondioksit salımı başka bir ülkedeki iklim değişikliğini tetikleyebilir mi? Veya başka bir yerdeki iklim değişikliği Türkiye’yi nasıl etkiler? Buna da bakma olanağı var mı, acaba?
A.U.: Tabii, yani rüzgârlar, kuşlar, akıntılar sınırları tanımıyor. Bunlar sınırlar ötesinde cereyan ediyor. Dünyada insanoğlu olmasa da aslında çeşitli döngüler devam ediyor. İklimler değişecek, buzul çağları gelecek, belki kitlesel yok oluşlar olacak; ama şimdi ortada bir insan faktörü var. Bizim yaptığımız kötü davranışlar başka yerleri etkilediği gibi başka yerdeki problemler de bizi etkiliyor. Örneğin, şimdi gelişmesini tamamlamış olan gelişmiş ülkelerde eskiden yapılmış olan hatalı fosil yakıt kullanımı şu anda küresel bir problem yaratıyor. Biz şu an, bütün karbondioksit salınımlarımızı durdursak bile onlarca yıl iklim değişikliğinin etkileri devam edecek. Biz bu yüzden azaltımın yanında uyumdan da bahsediyoruz.
UNDP Türkiye: UBu da aslında bir anlamda şunun altını çiziyor: önemli olan ülke bazında değil, küresel bir ortaklığın oluşturulup, küresel anlamda hareket edilmesi. Bu bağlamda Türkiye’de yapılanlara geçelim. Bu durumun iki boyutu var: iklim değişikliğinin azaltılması ve iklim değişikliğine uyum. Türkiye’de bu boyutlarda neler yapılıyor?
A.U.: İkisi birbirine paralel gidiyor. Uluslararası çabalarınızı yerel etkinliklerle desteklemeniz gerekiyor. Türkiye özellikle son 2 yıldır uluslararası iklim müzakerelerinde çok aktif rol almaya başladı. Özellikle 2009’da Kyoto Protokolü’ne taraf olduktan sonra bu süreç çok daha hızlandı. Fakat diğer yandan, küresel çabalar ne olursa olsun iklim değişikliğinin etkilerini onlarca yıl hissedeceğiz.
UNDP Türkiye: Şu anda bütün karbondioksit salınımları dursa bile bu böyle olacak, değil mi?
A.U.: Tabii, dursa bile o yüzden yerel boyutta birçok şey yapmak gerek. Yani biz kalkınma ve gelişme planlarımızı iklim değişikliğini bir parametre olarak kullanarak tekrar gözden geçirmek zorundayız. Bunda da yerel ölçekteki çabalardan yine ulusal çabalara kadar pek çok eylem gerekiyor.
UNDP Türkiye: Bu bağlamda BM Ortak Programı Türk Hükümeti ile birlikte nasıl ortak çabalarda bulundu? Yürüttüğünüz diğer projelerden bahsetmek gerekirse neler var şu anda?
A.U.: Tabii ki, şu an bu ortak program içerisinde özellikle uyumla ilgili pek çok çalışma yürütülüyor. Bunu aslında üç farklı ayakta gruplayabiliyoruz. Bir tanesi politika düzeyindeki çalışmalar; yani ilgili kamu kurumlarıyla Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum stratejisini geliştirmeye çalışıyoruz. Taslağına ulaşmak üzereyiz; 1 ay içerisinde bu taslak elimizde olacak.
UNDP Türkiye: 2011 yılı içerisinde böyle bir strateji oluşmuş olacak mı?
A.U.: Evet, bu stratejiye ulaşmış olacağız.
UNDP Türkiye: Bu strateji Türkiye’ye neler sağlayacak?
A.U.: Bu strateji bizim yol haritamızı çizecek. O yol haritası üzerinde her yerde farklı eylemler yapmak lazım; ülke çapında bir eylem planı kolay değil. Aynı havza içerisinde, aynı ilin sınırlarında bile iklimin etkileri farklı.
UNDP Türkiye: Bir yandan nedenlere, bir yandan sonuçlara odaklanan bir stratejiden bahsediyoruz herhalde?
A.U.: Tabii ki. O strateji aslında ana hatları belirleyecek, daha sonra da nehir havzası, tarım havzası, il sınırları gibi farklı boyutlara inecek. Eylem planını hayata geçirip ilgili finansal kaynakları da sağlayarak harekete geçmek gerekir.
UNDP Türkiye: Türkiye’nin değişik yerlerinde aslında bu tür politika örneklerinin, yol haritalarının örneklerini de siz gerçekleştiriyorsunuz. Hangi havzalarda ve yörelerde çalışmalarınız var?
A.U.: Biz pilot bölge olarak Seyhan Nehri Havzası’nda çalıştık ve halen çalışıyoruz da. Ağırlıklı olarak Kayseri, Niğde ve Adana yüzölçümünün %95’ini oluşturuyor. Bu havzada yer alan yerel birçok farklı kamu kurumu, üniversite ve sivil toplumlar ile birlikte çalışarak, bir hibe programı kapsamında farklı etkilerle mücadele örnekleri olarak on sekiz tane başarılı hikâye ortaya çıkarmaya çalıştık. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin başka yerlerinde de çalışıyoruz. Sanayideki su verimliliğiyle ilgili Ankara ve Bursa’da örnek çalışmalarımız var. Diğer yandan yaptığımız çeşitli etkilenebilirlik analizleri ve iletişim faaliyetleri içerisinde birçok girişime yardımcı olduk. Örneğin Van’da il iklim değişikliği eylem planının oluşturulması için, ilk adımların atılmasına biz de destek olduk. Pek çok yer de başka çalışmalarımız yürüyor.
UNDP Türkiye: Bir yandan politika oluşturulmasına katkı yapıyor bir yandan da uygulama açısından örnek çalışmaların yürütülmesine destek oluyorsunuz. Son olarak şunu da vurgulamak iyi olabilir; bu ortak program Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu tarafından desteklenen bir program. Bunun finansmanı size nereden ulaşıyor?
A.U.: Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu, İspanyol Hükümeti’nin UNDP’ye küresel ölçekte sağladığı bir fondu.
UNDP Türkiye: Tamamı bu fondan mı karşılanıyor?
A.U.: Evet, bizim programın tamamı bu fondan karşılanıyor. Tabii ki, gerek hibe programımızda, gerekse de kamu kurumlarıyla çalışmalarımızda; bazı ayrı katkılar sağlandı. Çünkü tek bir kaynak yeterli değil. Bu topyekûn bir mücadele olmalı. Bizim dileğimiz, ülkenin kendi kaynaklarının devreye girmesi ve bu çabaların ülkenin öz kaynaklarıyla devam edebilmesi.
UNDP Türkiye: Bu çalışmalara katkıda bulunmak isteyenler www.iklimmdgf-tr.org sayfasından programın ayrıntılarına ulaşabilirler. Çok teşekkürler katıldığınız için. İsteyenler www.iklimmdgf-tr.org sayfasından sizin ayrıntılarınıza da ulaşabilirler, bu çalışmalara nasıl katkıda bulunabileceği konusunda. Atila Uras, BM’nin Türkiye’nin iklim değişikli
Bu bölümde konu başlığımız Küre Dağları Milli Parkı. Batı Karadeniz’e uzanan bu sıradağların milli park ilan edilmesi, öncesi ve sonrasına bakacağız.
Yeni Ufuklar (Y.U.): Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Daha üretken, daha yeşil, daha sağlıklı ve daha bilinçli bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşacağız. Bu bölümde konu başlığımız Küre Dağları Milli Parkı. Batı Karadeniz’e uzanan bu sıradağların milli park ilan edilmesi, öncesi ve sonrasına bakacağız. Bu süreç, Türkiye açısından niye önemli, uluslararası alanda acaba ne ifade ediyor ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı niçin bu projenin içinde yer alıyor? Konuklarımız, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Milli Parklar Dairesi İzleme ve Değerlendirme Şube Müdürü ve aynı zamanda Orman Koruma Alanlarının Güçlendirilmesi Projesi’nin başında olan Mustafa Yılmaz ve projenin yönetici yardımcısı uzman biyolog Yıldıray Lise. Küre Dağları ne zaman milli park ilan edildi ve niçin Küre Dağları seçildi?
Yıldıray Lise (Y.L.): Küre Dağları Milli Parkı esasen 1998 yılında FAO, UNDP ve o zamanki Orman Bakanlığı’nın yaptığı ortak bir proje sonucunda, 2000 yılında milli park ilan edildi. Milli park ilan edilmesinin sebebi hem türler açısından hem de içinde barındırdığı ormanlar açısından önemli bir alan olması. Bunun yanı sıra, bir de jeolojik özellikleri var. Orada birçok mağara, kanyon ve şelale var. Ayrıca, folklorik özellikleri, yemekleri ve mimarisinin içinde bulunduğu kültürel özellikleri de var. Tüm bunlar ölçeğinde bakıldığı zaman Küre Dağları o dönemde bir milli park olarak ilan edildi. Aslında önemli sebeplerinden biri de, 1999 yılında yine tüm Avrupa çapında yapılan ve Avrupa’daki yüz orman sıcak noktasının belirlendiği uluslararası değerlendirmede, dokuz ormanın Türkiye’den olmasıydı. Bu dokuz ormandan biri de Küre Dağları idi. Bu seçim de, Küre Dağları’nın milli park ilan edilmesinde etkin rol oynadı.
Mustafa Yılmaz (M.Y.): Küre Dağları'nın milli park ilan edilmesi, bu kültürel ve doğal kaynak değerlerimizin korunması amacını yansıtıyor. Yapılacak planlarla birlikte, hem yerel, hem ulusal anlamda kullanılabilir kaynakların ortaya çıkarılması ve buradaki insanlara ek bir kaynak yaratılması hedefleniyor. Bu kaynak özelikle turizm açısından büyük önem taşıyor. Bu şekilde, Küre Dağları, yöre halkının hem uluslararası tanınırlılığını ortaya koymuş; hem de bu bölgeye gelen insanların yerel düzeyde sayısını arttırmıştır.
UNDP Türkiye: Sıcak noktalardan söz edildi. Bu ne anlama geliyor acaba?
Y.L.: Bu Avrupa’da yapılan bir değerlendirmeydi. O zaman, acil olarak korunması gereken ve doğa değeri yüksek orman alanları belirleniyordu. Türkiye bu alanda önemli bir yer çünkü Rusya’dan sonra en çok sıcak alana sahip olan ülke. Türkiye’nin, kuzeydoğusundan Akdeniz’e kadar çok farklı yerlerinde dokuz tane orman sıcak noktamız var. Bunların bir an önce koruma altına alınması ve sürdürülebilir uygulamalar yapılması öngörülmüştü. Küre Dağları da Türkiye’de koruma altına alınan ilk alanlardan biridir.
UNDP Türkiye: Yani “aciliyet arz eden”, “bir an önce korunması gereken alanlardan biri” anlamında "sıcak noktaları" kullanıyoruz. Şu anda PAN Parks diye de bir sürecin içinde yer alıyorsunuz. Öncelikle sormak isterim; PAN Parks ne demek ve Küre Dağları Milli Parkı bu sürecin içine nasıl dâhil oldu veya olmak istiyor?
M.Y.: PAN Parks, Avrupa’daki bir çok milli park alanındaki doğal kaynak değerlerini koruyarak hem sürdürülebilir turizm mantığında kullanılması, hem de doğal değerlerin korunması mantığında kurulmuş bir ağ. Bu korunan alanları birbiriyle bağlayarak hem yönetsel hem de prestij anlamında destek sağlayan bir ağ. Bu ağa Türkiye’den ilk olarak Küre Dağları Milli Parkı aday oldu. Bu süreç 2006 yılında bir niyet mektubunun imzalanmasıyla başladı. Bu süreçte tabii ki yerine getirmeniz gereken bir takım kriterler var ve bu kriterlere 2012 yılında ulaşılması isteniyor. PAN Parks sertifikası alınınca Küre Dağları ne kazanacak? Özellikle doğal kaynak değerlerinin korunması için uluslararası alanda prestij sahibi olacaksınız. Aynı zamanda uluslararası anlamda tanınması ve diğer korunan alanlarla ağ oluşturması da turizm açısından yerel halka destek olacak ve hedef kitleye ulaşmamız için de bize kolaylık sağlayacak.
UNDP Türkiye: Ve 2012 yılında bu hedefin gerçekleşmesi umuluyor?
M.Y.: Evet, şu anda süreç devam etmekte zaten. 2010 yılında ilgililerle bir yol haritası belirledik. Süreci ulusal düzeyde 2011 yılının Eylül ya da Ekim ayında; uluslararası bir organizasyonla da 2012 Mayıs ya da Eylül ayında tamamlamayı hedefliyoruz.
UNDP Türkiye: Küre Dağları, PAN Parks (Protected Areas Network); yani Korunan Alanlar Ağı’nın içinde yer alacak bir milli park olacak. Türkiye’de daha önce bu ağın içine girmiş bir park var mı?
Y.L.: Yok. İlk aday zaten Küre Dağları. 2006 yılından beri adaylık sürecinde. Küre Dağları’ndaki çalışmalarımızı şu an, Çevre ve Orman Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Ofisi ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı ortaklığında yürüttüğümüz “Orman Koruma Alanları Yönetimi Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında ele aldık. Projemizin de nihai hedefi az önce Mustafa Bey’in de söylediği kriterleri sağlayarak PAN Parks sertifikası almak ve böylece Küre Dağları Milli Parkı’nı uluslararası düzeyde daha tanınılır hale getirmek.
UNDP Türkiye: UTemelde işin iki boyutu var: birincisi o sıradağların korunmaya muhtaç alanının korunması hedefiyle çevre boyutu; öbür tarafı ise insan boyutu. İnsan boyutunda da yöresel ekonomiye katkı veya kalkınma boyutu öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı da bu noktada devreye giriyor olabilir. UNDP’nin bu projeye dâhil olma amacı neydi?
Y.L.: UNDP bu projenin oluşturulmasından itibaren var. Zaten milli parkın ilan edilmesi de FAO, UNDP ve o zamanki Orman Bakanlığı’nın bir projesi. Daha sonra orada Küresel Çevre Fonu yani GEF’in desteklediği yaklaşık sekiz dokuz yıl süren bir proje arayışı başladı ve en sonunda 2008 ayılında bu projeye başladık. Yani Çevre ve Orman Bakanlığı projeyi yürütüyor ancak bütün işlemler UNDP üzerinden gidiyor. Dediğiniz gibi UNDP’nin belki en önemli etkenlerinden biri, korunan alanın çevresindeki seksen bin hektarlık tampon bölgedeki kırsal faaliyetleri desteklemek ve kadınlar ile diğer grupların süreçlere etkin katılımını sağlamak.
UNDP Türkiye: Biz bu program boyunca büyük bir projenin yalnızca bir parçasından söz ediyoruz. Bu projenin biraz da büyük resmine bakalım ve somut olarak da anlatmaya çalışalım. Siz o yöreye gidip hem çevresel anlamda, hem de yörede yaşayan insanlara ne gibi katkılarda bulunuyorsunuz?
M.Y.: Öncelikle bu alanın düzenli bir şekilde kullanılabilmesi için alanın yönetim planı, ziyaretçilerin yönetim planı ve sürdürülebilir turizm stratejisi gibi planlara sahip olması gerekiyor. Eğer alt yapıyı hazırlayamazsanız, uluslararası anlamda pazara çıktığınız zaman başarısızlığa uğrarsınız. Biz şu anda öncelikle bunların tamamlanması sürecindeyiz. Bu tamamlandıktan sonra yerel düzeyde ikili işbirliklerine başlanacak. Orada pansiyonculuk, turizmcilik ve el sanatları yapan birçok insan var. Doğadaki kaynak değerleri kullanarak gelir sağlamaya çalışan insanlar var. Fakat organize olmuş pazarlama süreci ve tedarik zinciri tam anlamıyla kurulamadığı için ne o yöredeki insanlar mutlu ne de oradaki doğal kaynaklar. Çünkü bu bilinçsiz bir kullanımı da beraberinde getiriyor. Eğer belli bir hedefiniz yoksa oradaki kaynak değerlerine belli bir süre sonra zarar da vermeye başlıyorsunuz. Öncelikli amacımız bu alanlarda planlar sağlamak. Bunun dışında yine bölgede yürüttüğümüz bu proje kapsamında destek verdiğimiz dört beş tane farklı proje de olacak. Doğal kaynak değerleri ile insan arasındaki ilişkileri düzenleyecek bir takım projeler. Bunun yanı sıra, yöredeki insanların yapmış olduğu geleneksel folklorik giysileri ve doğadan esinlendikleri ürünleri marka haline getirmeyi destekleyen başka projelerimiz de var.
UNDP Türkiye: Aslında bu bahsettiğimiz bölge, İstanbul’a da Ankara’ya da yakın bir nokta ve dolayısıyla insanların kolayca erişebilecekleri bir yerde. Acaba şu anda ziyaretçiler oraya gitse karşılarında iyi organize edilmiş bir milli park bulacaklar mı?
Y.L.: Tabii ki özellikle projemiz başladıktan sonra biz hem Bartın tarafında, hem Kastamonu tarafında ziyaretçi merkezleri oluşturduk ve aynı zamanda milli parka giriş noktaları oluşturduk. Bunlar, giden insanların ulaşması açısından bir yol gösterici. Bir de alanın yönetim planı tamamlandıktan sonra Türkiye’deki milli parklarda kullanılan “alan kılavuzluğu” sistemi uygulanıyor. Oradaki yöre halkı, alana gelen ziyaretçilere refakat edip alanı anlatıyor. Bu kapsamda da ilk çalışmalar, 2002 yılında Küre Dağları'nda yapılmıştı.Bu plan onaylandıktan sonra resmî hale getirilecek ve insanlar gittiği zaman orada yerel bir mihmandar alıp alanı daha detaylı gezme şansını elde edecekler. Şu anda hem konaklama açısından, hem ulaşım açısından. tamamen organize olmuş bir yapı var.
UNDP Türkiye: Küre Dağları, son dönemde Türkiye’deki gezi dergisi ve televizyon programların da ilgisini çekmeye başladı. Pek çok dergiye ve televizyon belgesellerine konu oldu.
Konuklar: Evet, doğru.
UNDP Türkiye: Peki, bu sürdürülebilir olacak mı? Yani, bu proje bittikten sonra kurulan yapı nereye kadar gidecek ve bir izleme sistemi olacak mı?
M.Y.: Tabii ki. Milli Parklar Genel Müdürlüğü olarak hedefimiz bu tür alanlarda yaptığımız çalışmaları sürdürülebilir kılmak. Çünkü projelerde yaşanan en büyük sıkıntı, projede öngördüğünüz planlar ve faaliyetler bittikten sonra, yöre halkının size olan, doğaya olan ve bakanlığa olan güveninin azalması. Biz, bunun olmaması için Genel Müdürlük olarak bir izleme sisteminin oturtulması için bir çalışma başlattık. Uluslararası korunan alanlarda uygulanan bir metodolojiyi genel müdürlük olarak belirledik. Bunu Türkiye’deki kırk bir milli parkın yönetsel etkinliklerinin izlenmesi için iş programımıza koyduk ve bu yılın sonunda bu süreci tamamlayacağız. Böylelikle, milli parklardaki insan kaynakları, mali planlar ve kaynaklar ne kadar doğru yönetiliyor; yöreye ve doğaya ne kadar katkı sağlanıyor gibi sonuçları inceleyeceğiz.
UNDP Türkiye: Yani sürdürülebilir olması için elinizden geleni yapıyorsunuz. Son bir soru. Bu yapılanlar Binyıl Kalkınma Hedefleri içinde nereye oturuyor?
Y.L.: Özellikle çevresel boyutunun içinde yer alan çevrenin sürdürülebilirliği kısmına çok uygun. Ama yoksulluğun azaltılması konusunu da kapsadığını söylemek mümkün. Burada yaptığımız sürdürülebilir kaynak uygulamalarıyla ve alternatif gelir getirici faaliyetlerle yoksul orman köylüsünü desteklemeye çalışıyoruz. Buna ek olarak, bu alan su açısından ve temiz su kaynaklarının oluşturması açısında da önemli. Aslında bu proje, kalkınma hedeflerinin üç boyutuna da hizmet ediyor. Hemen şunu da belirteyim; Küre Dağları Milli Parkı’nın bir internet sitesi de var (http://www.kdmp.gov.tr/). Orada bahsettiğimiz bütün konularla ilgili hem proje kapsamında hem de alanla ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
UNDP Türkiye: Çok teşekkürler. Yıldıray Lise, uzman biyolog, Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi / Proje Yönetici Yardımcısı. Mustafa Yılmaz, Orman Yüksek Mühendisi, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Milli Parklar Dairesi, İzleme ve Değerlendirme Şube Müdürü ve Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Proje Yöneticisi. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programının sonuna geldik. Bu programı, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza podcast formatında, iTunes üz