Sayı: 67
Toplantı, Birleşmiş Milletler Ortak Programlarından ve ulusal ortaklardan 200’den fazla temsilcinin katılımıyla 19-22 Temmuz 2011 tarihlerinde Fas’ın El Cedide kentinde gerçekleşti.
Afrika, Arap Ülkeleri, Asya ve Doğu Avrupa bölgelerini kapsayan toplantı, katılımcıların Ortak Programların yürütülmesi sürecinde edindikleri deneyimlerini ve önemli noktalarda gerçekleştirdikleri ilerleme ve başarıları paylaşmalarına olanak yarattı.
Ortak Programların İzleme & Değerlendirme ve İletişim uzmanları da başarı kazanmış yaklaşımları ve metodolojileri paylaşıp değerlendirerek benzer çalışmalar için yeni yöntem ve araçlara dair kılavuz çerçeveler oluşturdular.
BM Mukim Koordinatörlerinin yanı sıra, katılımcı ülkelerin kamu sektöründen temsilciler, Ortak Program yöneticileri, BM Koordinasyon Sorumluları, İzleme & Değerlendirme ve İletişim uzmanlarının katıldığı toplantıda Türkiye ekibinde Halide Çaylan (BM Koordinasyon Sorumlusu), Neşe Çakır (Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar BM Ortak Programı Yöneticisi) Özlem Altuğ (“Herkes için İnsana Yakışır İş: Ulusal Gençlik İstihdam Programı ve Antalya Pilot Bölge Uygulaması” BM Ortak Programı Yöneticisi) İnci Ataç (Türkiye’nin Tekstil Sektöründeki KOBİ’ler için Sürdürülebilir Bağlantılar BM Ortak Programı Yöneticisi ), Atila Uras (Türkiye'nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi BM Ortak Programı Yöneticisi), Alper Acar (Türkiye'nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi BM Ortak Programı BM Ortak Programı Bölge Proje Yöneticisi) ve Ayşegül Oğuz (Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar / Herkes için İnsana Yakışır İş: Ulusal Gençlik İstihdam Programı ve Antalya Pilot Bölge Uygulaması BM Ortak Programları İletişim Uzmanı), Mahmut Arslan (Devlet Planlama Teşkilatı), Yavuz Eren Ataman (Kültür ve Turizm Bakanlığı) ve Kader Tuğan (Çevre ve Orman Bakanlığı) yer aldı.
Çalıştay üç gün sürdü
Bölge toplantısının çalışmasının ilk gününde Mukim Koordinatörlerin yanı sıra, izleme&değerlendirme ve iletişim uzmanlarının yer aldığı oturumları gerçekleştirildi. Gün boyu süren oturumlar boyunca, Birleşmiş Milletler Yerleşik Koordinatörleri “ulusal sahiplenme, BM reformu, Binyıl Kalkınma Hedefleri konularını ele aldılar.
İzleme ve Değerlendirme oturumunda, uzmanlar Ortak Programların izleme ve değerlendirme alanındaki deneyimlerini paylaşmanın yanı sıra bu alanda kullanılabilecek bir kılavuz çerçeve geliştirmek için de çalıştılar.
İletişim oturumda ise temel amaç, başarılı örnekler ve ortak programların yürütülmesi sürecinde edinilen deneyimlerin paylaşılması ve aktif yurttaş katılımını geliştirecek yolların geliştirilmesi ve kuvvetlendirilmesi amacıyla bir kılavuz çerçeve taslağı oluşturmaktı.
Geliştirilen bu taslağın MDG-F destekleri projeler ve ötesinde de kullanılabilmesi hedefleniyor. İlk gün gerçekleşen bu 3 oturumun çıktıları bölge toplantısının üçüncü ve son gönünde tüm katılımcılarla paylaşıldı.
20 Haziran Pazartesi ise günü bölge toplantısının resmi açılışı tüm katılımcıların yer aldığı bir özel oturumla yapıldı. Birleşmiş Milletler Fas Mukim Koordinatörü Bruno Puoezat, Fas Sosyal Kalkınma Bakanı Nouza Skalli, İspanya’nın Fas Büyükelçisi Alberto José Navarro González ve Binyıl Kalkınma Hedefleri Fonu Direktörü Sophie de Caen’in açılış konuşmalarının ardından AIDS Free World kurucu ortağı olan Stephen Lewis “duyarlılık, kalkınma ve yardım” kavramlarını ele aldığı oldukça etkileyici bir konuşma gerçekleştirdi.
Birincilik ödülü Seyhan Havzası'na
Konuşmaların ardından, kamu temsilcileri, ortak program koordinatörleri ve BM Kordinasyon Sorumluları’nın oturumları başladı. Oturumlarda ele alınan temek konular ulusal sahiplenme, Birleşmiş Milletler reformu, Binyıl Kalkınma Hedefleri Fonu ve ülke sınıflandırılması oldu.
Bölge toplantısının üçüncü ve son günüde, iki gün boyunca gerçekleştirilen çeşitli oturumların sonuçları, tüm katılımcılarla paylaşıldı ve değerlendirildi.
Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesini Geliştirme, BM Ortak Programı’ndan Atila Uras ve Alper Acar, Türkiye’de yürütülen dört Ortak Program ve Binyıl Kalkınma Hedefleri hakkında “Orta Gelirli Ülkeler ve Eşitsizlikler, Sorumluluk” başlıklı bir sunum gerçekleştirdiler.
Günün en heyecanlı anı ise Ortak Programların tanıtım malzemelerinin sergilendiği, fotoğraf ve videoların katılımcılarla paylaşıldığı bölüm oldu. Sonuçlar açıklandığında, Türkiye en sevinen ülkeler arasında yer aldı.
Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesini Geliştirme BM Ortak Programı kapsamında gerçekleştirilen, “Haydi Kızlar Fotoğraf Çekelim / Seyhan Havzasına Yolculuk” adlı belgesel, yarışmada Mükemmel Görüntülü İletişim kategorisinde en iyi video seçilerek birincilik ödülüne hak kazandı ve haklı bir gururla döndü Fas’tan.
Ödüllü videoyu izlemek için buraya tıklayın.
[BAGLANTILAR]
Farklı ülkelerden katılımcıların yer aldığı Yedinci Meis-Kaş Yüzme Yarışması, 26 Haziran 2011’de düzenlendi.
Yarışma Kaş Kültür ve Sanat Festivali çerçevesinde organize edildi.
Meis adasından start alıp Kaş’ta biten yarışmada yüzülen toplam mesafe 15.000 kilometreyi buldu.
Düşler Akademisi Yüzme Gönüllüleri, Türkiye’nin çeşitli köşelerinden engelli ve sosyal dezavantajlı gençlerin Alternative Camp’a katılarak ücretsiz olarak spor, tatil ve eğitim imkanlarından faydalanabilmesi için kaynak yaratmayı amaçlıyor.
Alternative Camp merkezleri Artvin, Bodrum, İzmir, Kaş, Sinop ve Van'da bulunuyor.
Kamplar, kar amacı gütmeden gönüllülüğü esas alarak farklı engel grupları, farklı yaş ve cinsiyetler ve farklı kültürleri bir araya getiriyor.
Gençler bu kamplarda su altı dünyası ile tanışıyor, atölye faaliyetlerinde becerilerini geliştiriyor, kültürel aktivitelerle kişisel gelişimlerini sağlayarak örnek bir Engelsiz Yaşam Alanı oluşturuyor.
2002 yılından bu yana 8,000’den fazla engelliye ücretsiz olarak ev sahipliği yapan Alternative Camp, yüzme gönüllülerinin attığı destek kulaçlarıyla onuncu yılında daha fazla genci ağırlama şansı elde etti.
Takım kaptanı Kamil Resa Alsaran önderliğinde, “Düşler Yüzüyor” kadrosuna katılım da her geçen gün artıyor.
Düşler Yüzüyor kampanyası hakkında bilgi almak için: www.dusleryuzuyor.org
Düşler Akademisine yeni ödüller
Düşler Akademisi, İstanbul’da Mayıs ayı içinde düzenlenen Kurumsal Oyunlar’da (Corporate Games) başarılı sonuçlar elde etti.
Akademi, aynı zamanda Kurumsal Oyunlar’ın Sosyal Sorumluluk Destek Kurumu.
Kurumsal Oyunlar organizasyonunda Düşler Akademisi öğrencileri gönüllülerle birlikte, dört branşta (yüzme, bisiklet, satranç ve koşu) yarıştı.
Öğrenciler, dağ bisikletinde iki birincilik madalyası, yüzmede bireysel dalda ve bayrak yarışında kendi kategorilerinde birincilik ve ikincilik alırken satrançta dördüncülük elde etti.
Koşu dalında da öğrenciler Düşler Akademisi’ni başarıyla temsil etti.
Fotoğraf sergisi
Düşler Akademisi Mayıs ayı içinde ayrıca “Düşlere Doğru Bir Deniz Yıldızı” isimli bir fotoğraf sergisi düzenledi.
Serginin ilki 7-13 Mayıs 2011’de İFSAK’ta (İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği) düzenlenmişti.
İkinci sergi ise 25 Mayıs-15 Haziran 2011 tarihleri arasında Ortaköy Sanat Galerisi’nde ziyaretçiler ile buluştu.
Düşler Akademisi öğrencilerinin yer aldığı fotoğraflar, Naci Demiral tarafından çekildi.
Düşler Akademisi "Yıldızları Boyadı"
Düşler Akademisi öğrencileri, "Stars of İstanbul-İstanbul'un Yıldızları" projesi kapsamında, gönüllüler ve sanatçılar ile birlikte “yıldızları boyadı.”
“Stars of İstanbul”, UNICEF Türkiye yararına düzenlenen Türkiye’nin en büyük çok amaçlı açık hava sanat etkinliği. Etkinlik, çocuklara “parlak bir gelecek” sağlamayı amaç edinen bir sosyal sorumluluk projesi.
Bu kapsamda üç boyutlu dev yıldızlar üzerine, İstanbul’un kültüründen ve tarihinden esinlenen grafik ve sanatsal uygulamalar yapılıyor.
Etkinlik, UNDP’nin Düşler Akademisi projesindeki özel sektör ortağı Vodafone Vakfı tarafından desteklendi.
Özel etkinlik, Düşler Akademisi’nin İstanbul Ataşehir’deki binasının bahçesinde, 17 Haziran 2011 tarihinde düzenlendi.
Etkinlikte aralarında oyuncu Tuğba Büyüküstün’ün de bulunduğu sanatçılar ve öğrenciler yer aldı.
Düşler Akademisi hakkında
Düşler Akademisi engelli ve sosyal dezavantajlı bireylerin sanat ve spor aracılığıyla toplumsal yaşama tam ve eşit katılımı için gönüllü ve ücretsiz hizmet üretiyor.
Akademi, bu etkinlikler yoluyla sanat ve sporun engel tanımadığı mesajını vermeyi hedefliyor.
Düşler Akademisi, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Türkiye Vodafone Vakfı, Alternatif Yaşam Derneği (AYDER) ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) işbirliğiyle 2008 yılından bu yana faaliyetlerini sürdürüyor.
Düşler Akademisi'nde vokal, ritm, dans, film, fotoğraf, DJ, enstrüman, resim ve tasarım atölyeleri bulunuyor.
Hayranları tarafından Marta olarak bilinen UNDP’nin İyi Niyet Elçisi Vieira da Silva, 26 Haziran - 17 Temmuz tarihleri arasında Almanya şehirlerinde gerçeklecek dünyanın en iyi kadın futbolcuları etkinlikleri çerçevesinde uluslararası bir kampanyanın da parçası.
UNDP bu kampanyada; yoksulluğun, açlığın, anne ve çocuk ölümlerinin, hastalıkların, yetersiz barınağın, cinsiyet eşitsizliğinin ve çevresel bozulmanın 2015 yılı itibariyle azaltılmasına yönelik 10 yıl önce uluslararası anlamda kabul edilmiş sekiz hedefi içeren Binyıl Kalkınma Hedefleri (MDGs)’ne ulaşmada farkındalığı ve desteği arttırmayı hedefliyor.
Yüksek profilli ilerlemelere rağmen, kadınlar hala yasamanın yüzde 19’unu ve dünya liderlerinin yüzde 10’undan azını oluşturuyor. Erkeklerle aynı işleri yapmalarına rağmen onlardan daha az para kazanmaya devam ediyorlar ve bir çok ülkede arazilere ve miras haklarına erişimleri eşit değil.
“Kadın gücü, sanayasi ve zekası insanlığın yararlanmadığı en büyük kaynak olarak kaldı” diyor Marta uluslararası medyaya iletilen bir reklamda. “Sadece kadınların kamu ve özel yaşama tam ve eşit katılımıyla yoksulluk döngüsünü kırmayı ve Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmayı umut edebiliriz.”
2006 ve 2010 yılları arasında FIFA’nın yılın Kadın Futbolcusu ödüllerini kazanan Marta, kadınların güçlendirilmesinde ilerleme kaydetmek amacıyla dünyanın dört bir yanında bireylere ve topluluklara UNDP’nin Twitter ve Facebook ağlarından ulaşıyor.
Brezilya’nın Dois Riachos şehri yakınlarında doğup büyüyen Marta, yoksulluğun cinsiyet boyutunun önemine vurgu ile Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin tanıtımını yapmak üzere Ekim 2010’da UNDP tarafından iyi niyet elçisi seçildi.
Marta, futbol oyuncuları Ronaldo, Zidane ve Didier Drogba, Japon aktris Misako Konno, Norveç Kraliyet Prensi Haakon Magnus, Rus tenis yıldızı Maria Sharapova, İspanyol kaleci Iker Casillas ve İspanyol aktör Antonio Banderas’ın da aralarında bulunduğu UNDP İyi Niyet Elçileri grubuna katıldı.
Vestas, Dünya Rüzgâr Enerjisi Konseyi (GWEC), Price Waterhouse Coopers (PwC ), Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UN Global Compact), Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), Lego ve Bloomberg tarafından oluşturulan kar amacı gütmeyen yapılanmayla, dünyada enerjisinin en azından yüzde 25’ini rüzgâr santralinden alan şirketlere WindMade etiketi verilecek.
Türkiye’de yapılan tanıtım toplantısında UNDP Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı’ndan Nuri Özbağdatlı, bu oluşumun içinde yer alan BM Küresel İlkeler Sözleşmesi çerçevesinde iş dünyasının üzerine düşen çevresel yükümlülükleri, UNDP’nin iş dünyası ile çalışma biçimini ve düşük karbon ekonomisine geçiş için yeşil büyüme yaklaşımlarını aktardı.
Vestas Türkiye Genel Müdürü Ali Neyzi ile Windmade sertifikasyonu ile ilgili Yeni Ufuklar için görüştük.
UNDP Türkiye: Windmade nedir, nasıl geliştirildi? Bu bir ilk mi?
A.N.: WindMade, kurumların ve ürünlerin toplam enerji tüketimlerinin belli bir kısmının rüzgâr enerjisinden kaynaklandığını gösteren, tüketicilere yönelik ilk küresel yenilenebilir enerji etiketidir. WindMade etiketi, kurumların kendi rüzgâr enerjisi yatırımlarını paydaşlarına bildirme kabiliyetlerini artırarak yenilenebilir enerjinin benimsenmesini hızlandırmaya kendini adamış kar amacı gütmeyen bir örgüt aracılığıyla yönetilmektedir. WindMade bunu rüzgâr enerjisi alanında şirket yatırımlarının şeffaflığını artırarak, vatandaşları farklı enerji kaynaklarının kullanımının etkileri konusunda eğiterek ve tüketicilerin rüzgâr enerjisi sağlama konusunda gerçek anlamda katkıda bulunan şirketleri seçmelerini sağlayarak elde edecektir.
UNDP Türkiye: Neden böyle bir standarda ihtiyaç duyuldu?
A.N.: 20 pazarda 25.000 tüketicinin katıldığı küresel bir ankete göre; toplam katılımcıların %76’sı WindMade etiketini sürdürülebilirlik için anlamlı buldu. Aynı ankete katılan CEO’ların % 90’ından fazlası ise sürdürülebilirliğin gelecek için çok anlamlı olduğuna inanıyor. Bu anlamda WindMade etiketi, tüketiciler ve kendini temiz enerjiye adamış şirketler arasında bir köprü oluşturuyor. “Neden rüzgâr?” sorusu sıkça soruluyor. Rüzgâr enerjisi diğer yenilenebilir enerji kaynaklarından farklı olarak, elektrik üretimi sırasında çok az miktarda su tüketir, ayrıca CO2 salımı da olmaz. Bundan dolayı rüzgâr, tüm enerji kaynakları arasında en temiz enerji kaynağıdır.
UNDP Türkiye: Buna sertifikasyon sistemi diyebilir miyiz?
A.N.: Evet, WindMade tamamen bir sertifika sistemidir. WindMade iki çeşit sertifika sunmaktadır. Bunlardan ilki kurumsal ve bölgesel düzeyde sertifikadır. Bu sertifika; kullandığınız rüzgârdan üretilen elektriğin toplam tükettiği elektrik miktarına oranını ifade eder. Ürün düzeyinde sertifika ise; firmaların ürünleri üzerinde WindMade etiketi kullanmasını sağlayarak tüketicilere rüzgâr enerjisi ile üretilmiş ürünü seçenek olarak sunar
UNDP Türkiye: Windmade’in arkasında kimler var? Vestas’ın rolü nedir?
A.N.: WindMade, farklı sektörlerde kendilerini ispat etmiş önemli kurumları bir araya getirmiştir. Bu anlamda da WindMade dünyada bir ilktir. WindMade’in yedi kurucu ortağı bulunmaktadır. Rüzgâr enerjisi sektör lideri Vestas, WindMade fikrine öncülük eden firmadır ve etiketin ana sponsorudur. Dünya Rüzgâr Enerjisi Konseyi (GWEC), önemli çevresel ve ekonomik faydalar sağlayarak rüzgâr enerjisinin dünyanın önde gelen enerji kaynaklarından birisi olmasını sağlamakta, tüm rüzgâr enerjisi konseyini temsil ederek aslında bir anlamda ev sahipliği yapmaktadır. Dünyanın en saygı duyulan, bağımsız doğa koruma örgütlerinden biri olan Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF)’nın buradaki misyonu, etiketin getirdiği standardın çevreye olumlu etkisi olmasını sağlamaktır. Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UN Global Compact) ise; bu girişimin Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin çevre ilkelerine uygun olmasını sağlamaktadır. PwC, standardın oluşturulması ve onay sürecindeki lider danışman rolünü üstlenmiştir. Bloomberg, resmi veri sağlayıcısıdır. Dünyanın en büyük oyuncak üreticilerinden biri olan Lego ise, sürdürülebilir küresel tüketici markası bakış açısıyla Windmade standardı için görüş bildirmektedir.
UNDP Türkiye: Kimler Windmade logosunu kullanabilir? Şartları nelerdir? Bu logoyu kullanan firmalar denetlenecek mi?
A.N.: Kurumlar ve ürünler için iki farklı sertifikasyon bulunmaktadır. Kurumlar için kullanılacak etiket standardı, 15 Haziran Dünya Rüzgâr Günü’nde İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz konferans kapsamında ve eş zamanlı düzenlenen New York’taki konferansta lanse edildi. Buna göre; şirketlerin Windmade logosunu kullanabilmeleri için tüm operasyonlarında kullanılan toplam enerjinin %25’inin rüzgâr enerjisinden sağlanması gerekiyor. Eylül 2011’de şirketler WindMade etiketini kazanacaklar. Ürün sertifikasyonu için ise standart Ekim 2011’den itibaren belirlenecek ve 2012’de Davos’ta düzenlenecek Dünya Ekonomik Forumu’nda ilk WindMade ürünleri tanıtılacak. Kısaca 2011 yılında Davos’ta lanse edilen WindMade, bir sene sonunda ilk ürünlerini yine Davos’ta lanse edecek.
UNDP Türkiye: Windmade’i üretici tarafından değil de, tüketici gözüyle değerlendirirsek sizce tüketici talepleri bu yönde değişir mi?
A.N.: Bahsi geçen küresel ankete katılan tüketicilerin % 92’si yenilenebilir enerjiyi iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir çözüm olarak görüyor, % 82’si tüketici etiketlerinin yönlendirmede önemli olduğunu düşünüyor, % 79’u ise WindMade ürünleri için daha fazla ücret ödemeyi göze alacağını belirtiyor. WindMade fikri bu sonuçlar doğrultusunda doğmuştur ve geliştirilmiştir.
UNDP Türkiye: Sizce bu standart, sürdürülebilir kalkınma ve yeşil büyüme çabalarına nasıl bir katkı sağlar?
A.N.: Bu girişimin temeli “sürdürülebilirlik”tir. Amaç; çevre konusunda duyarlı olan firmaları ve tüketicileri daha da bilinçlendirmek, bu bilincin toplumun her kademesinde yaygınlaşmasını sağlamaktır. Zaten, bu bir arz talep dengesidir. Daha fazla yenilenebilir enerji talebi beraberinde daha fazla yatırım getirir. Bu da rüzgâr enerjisi sektörünün hem dünyada hem de ülkemizde gelişmesi anlamına gelir. Şu zamana kadar bireylerden ve birebir görüştüğüm yatırımcılardan aldığım bildirimler bu girişimin başarılı olacağını gösteriyor. En hızlı ve en fazla gelişen pazarlardan biri olan Türkiye’de bu etiketi tanıtmaktan ve Vestas olarak buna öncülük etmekten gurur duyuyorum.
UNDP Türkiye: Dünyada ve Türkiye’de rüzgâr enerjisi potansiyelini kısaca değerlendirir misiniz?
A.N.: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2007 yılında yayınladığı Türkiye Rüzgâr Enerjisi Potansiyel Atlası’na göre; Türkiye’de orta ve çok verimli sahalara sahip toplam 48 GW rüzgâr kapasitesi bulunmakta. Bu potansiyeli iyi değerlendirmek de, gerek kamu gerekse özel sektöre bağlı. 2011 Ocak’ta yürürlüğe giren Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’da alım garantisi her ne kadar yatırımcıya cazip gelmese de, yine de sektör için büyük bir adımdır. Dört sene önce yapılan lisans başvurularından toplam 8 GW’ı aşkın trafo kapasitesinin lisansları belirlendi. Bu süreç hızlı bir şekilde devam ediyor. BTM Consult “World Market Update 2010” raporuna göre, istikrarlı bir yol kat ederek 2010 yılı sonunda Türkiye 1.512 MW kurulu rüzgâr gücü kapasitesine ulaşmıştır. Diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında ise istikrarlı gelişme gösterecek birkaç ülkeden biridir. Bu doğrultuda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2023 yılı için belirlediği 20.000 MW hedefine ulaşmak zor gözükmemektedir.
Coca-Cola Hayata Artı Vakfı, Yaşama Dair Vakıf ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın ortaklığı ile yürütülen “Hayata Artı” Gençlik Programı 2005’ten bu yana 52 gençlik projesine destek verdi.
Hayata Artı Gençlik Programı 7. döneminin ön başvuru sürecini başarıyla geçen 30 proje lideri genç, Hayata Artı İstanbul Buluşması’nda biraraya geldi.
Su kaynaklarının ve sulak alanların sürdürülebilir yönetimi, su kaynaklarının korunmasını sağlayacak tarımsal sulama yöntemlerinin kullanımı ve orman kaynaklarının sürdürülebilir yönetiminin sağlanması gibi konularda projelerini sundular.
5 gün süren etkinlikte, proje ekipleri Proje Döngüsü Yönetimi ve Proje Geliştirme atölyelerine katıldılar. Atölye çalışmaları süresince projeler; sorun, paydaş, hedef grup analizi, etkinlikler, çıktılar, sonuç ve sürdürülebilirlik gibi kavramlar ekseninde tartışıldı ve yeniden tasarlandı.
Hayata Artı İstanbul Buluşması’nı Program’ın ana başvuru süreci izleyecek.
Proje ekipleri başvurularını 1 Ağustos’a kadar gönderecekler.
Başvuruların Hayata Artı Seçici Kurulu tarafından değerlendirilmesinden sonra seçilen projeler finansal destek alacak ve uygulama süreci boyunca Program tarafından projelere izleme-değerlendirme desteği sağlanacak.
[BAGLANTILAR]
Küresel Çevre Fonu (GEF) tarafından desteklenen “Türkiye’nin BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne İlişkin İkinci Ulusal Bildirim Hazırlık Projesi” kapsamında çeşitli eğitim ve bilgilendirme toplantıları ile çalıştaylar düzenleniyor.
Türkiye’nin BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne ilişkin İkinci Ulusal Bildirim hazırlık projesi kapsamında “Sera Gazı Emisyonu Envanteri Hazırlanması” konusundaki eğitimlerin ilki 10 Mayıs 2011 tarihinde uluslararası proje uzmanı Christo Christov tarafından ilgili sektör uzmanlarının katılımı ile Ankara’da gerçekleştirildi.
Eğitimde ulusal envanter sisteminin kalite kontrol ve kalite güvencesi (QA/QC) sisteminin güçlendirilmesi ve belirsizlik hesaplamaları konuları ele alındı. Kalite kontrol ve kalite güvencesi sistemi, sera gazı envanterinin önemli bir parçasını oluşturuyor.
Eğitimde, bu konudaki önemli hususlar ile uluslararası alandaki uygulamaların yanı sıra uluslararası uzman tarafından hazırlanan Türkiye’nin Kalite Kontrol ve Kalite Güvencesi Planı katılımcılara tanıtıldı.
Uygulamalarda kullanılan yöntemler
Eğitimde ele alınan bir diğer konu ise belirsizlik hesaplamaları idi. Belirsizlik hesaplamalarında kullanılan yöntemler, örnekleri ile katılımcılara anlatıldı.
Bu konudaki eğitimlerden biri de 30 Mayıs 2011’de ilgili sektör uzmanlarının katılımı ile gerçekleştirilen “Sera Gazı Emisyonu Envanteri Hazırlanmasında Sektörel Hesaplama Yöntemleri” oldu.
İkinci Ulusal bildirim kapsamında Sera Gazı Envanteri Ulusal Raporu’nu Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) hazırlıyor. Her yıl TUİK tarafından hazırlanan Sera Gazı Envanteri Ulusal Raporu'nda enerji, endüstriyel prosesler, kimyasal ve diğer ürün kullanımı, tarım, atık, arazi kullanımı, arazi kullanımı değişikliği ve ormancılık konularında karbondioksit, metan, nitröz oksit ile ikincil sera gazları için hesaplamalar yapılıyor.
16 Mayıs 2011’de düzenlene bir başka çalıştayla; İkinci Ulusal Bildirimin diğer başlıklarından biri olan eğitim, öğretim, kamuoyu bilinçlendirilmesi alanında Türkiye’de 2007’de yayınlanan Birinci Ulusal Bildirimden bu yana yapılan çalışmalar aktarıldı.
Çalıştayda, Türkiye’de iklim değişikliği eğitim, öğretim, kamuoyu bilinçlendirme konularında kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, STKlar, uluslararası kuruluşlar, belediyeler tarafından gerçekleştirilmiş olan çalışmalar katılımcılarla paylaşıldı.
22 Haziran 2001’de ise iklim değişikliği konusunda Türkiye’de gerçekleştirilen araştırma projeleri ve araştırma politikaları ile bu konudaki altyapı ve eksiklerin ele alındığı İklim Değişikliği Araştırma ve Sistematik Gözlem toplantısı düzenlendi.
Türkiye’nin BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne ilişkin İkinci Ulusal Bildirim hazırlık projesi kapsamında düzenlenen çalıştaylardan biri de "İklim Değişikliğinin Etkileri, Etkilenebilirlik ve Uyum" adıyla katılımcılar ile buluştu.
Türkiye’nin BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne ilişkin İkinci Ulusal Bildirim hazırlık projesi kapsamında farklı konu başlıkları altında toplantı ve çalıştaylara devam edilecek. Türkiye, İkinci Ulusal Bildirimi’ni 2011 yılı sonunda BMİDÇS Sekretaryası'na sunmayı hedefliyor.
Proje sunumuna ulaşmak için lütfen burayı tıklayın.
Etkinlik, özel sektörün toplum ve sivil toplum kuruluşları açısından önemini tartışmak adına bir platform görevi gördü.
Kuruluşunun yüzüncü yıldönümünü kutlayan IBM, 2011 yılını Hizmet Kutlaması -toplulukların güçlüklerin üstesinden gelmesine yardım etme ve onlarla tüm dünyada sıkı bağlar kurmak için gönüllü bir girişim- yılı ilan etti.
IBM bazı gönüllü programları hizmete sunuyor. Bunlardan biri uluslararası kurumsal gönüllülüğün sınır ötesi modeli olan ve sivil toplum kuruluşlarıyla dünyanın her yerinde ortaklaşa uygulanan Kurumsal Hizmet Gücü (CSC) programı.
Kalkınma çabalarına katkı sağlama ve Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmada özel sektörün dinamik rolüne örnek olarak Türkiye’deki IBM CSC programı; Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Digital Opportunity Trust (DOT), Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ve Özel Sektör Gönüllüleri Derneği işbirliği ile yürütülüyor.
CSC Programı, gelişmekte olan piyasalara kamu yararına ücretsiz hizmet danışmanlığı yapmaları için IBM çalışanları arasından çok uluslu ekipler oluşturuyor. Ayrıca bu program, dışarıdaki küresel topluluklara da stratejik planlamadan proje yönetimi ve IT’ye kadar bir çok alanda danışmanlık hizmeti sağlıyor.
Türkiye’de program altıncı defa, sekiz farklı ülkeden gelen IBM uzmanlarından oluşan gönüllü ekip ile birlikte, Nisan ayı boyunca uygulandı.
IBM CSC Türkiye 6. Ekip’te; 12 ABD , 1 Kore, 2 Hindistan, 1 Avusturalya, 1 Kolombiya, 1 Japonya, 1 Çin ve 1 Malezya’lı IBM uzmanı yer aldı. Ayrıca Türkiye ekibinde bir çok patent sahibi ve deneyimli profesyonel de bulundu.
Uygulama şehri Kayseri
Yerel destek ve Orta Anadolu Kalkınma Ajansı (ORAN)’ın koordinasyonu ile IBM CSC Türkiye 6. Ekibi Nisan ayı boyunca genç girişimciliğe destek üzerine çalıştı ve Orta Anadolu Bölgesi’nde (Kayseri, Yozgat and Sivas) sağlık turizminin gelişimine yönelik stratejik planlar sundu.
Türkiye Altıncı Kurumsal Hizmet Gücü ekibi, iki proje için altışar kişilik iki alt ekibe ayrılarak ORAN ve Kayseri Genç Girişimciler Kurulu ile çalıştı.
İlk alt ekip, Kayseri ve çevresinde genç girişimciliği desteklemek için bir strateji geliştirme konusuna ağırlık verdi.
Ekip, eğitim, koçluk ve akıl hocalığı aracılığı ile girişimcilerin yeteneklerini ve profosyenel anlamda ilerlemelerini geliştirmeleri konusunda; bilgiye erişimlerini nasıl arttırırlar, genç girişimciliği güçlendirmek için gerekli olan ortaklık ve işbirliği; ayrıca finansal sorunlar, bilgi kaynakları, sosyal girişimcilik, kurumsal sosyal sorumluluk ve bölgede genç girişimciliği desteklemek için yenilikçi teknoloji bazlı sanayilerin analizi gibi konularda gençlere çeşitli önerilerde bulundu.
Ekip aynı zamanda Kayseri Genç Girişimciler Kurulu’na kurumsal kapasitesini geliştirmesi için stratejik tavsiyelerde sundu.
İkinci alt ekip, çalışmalarını Kayseri ve çevresinde sağlık turizminin gelişimi yönünde şekillendirdi ve proje yararlanıcısı ve yerel ortağı olan ORAN Kalkınma Ajansı için bir eylem planı ile birlikte sağlık turizminin gelişiminin eyleme geçirilmesi için bir strateji planı hazırladı.
IBM ekibi ayrıca bölge turizmini pazarlayacak ve tanıtacak sağlık turizmi internet portalı için önerilerde bulunarak yüksek seviyede bir taslak da oluşturdu.
“Örnek bir uygulama”
Aralık 2010’da Türkiye Kurumsal Gönüllüler Derneği’nin “2010’un En Başarılı Gönüllü Projesi” ödülünü alan IBM Kurumsal Hizmet Gücü Program’ı, Türkiye’de uygulanan gönüllü programlar arasında kabul gördü.
Programa ilşkin bir açıklamada bulunan UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Shahid Najam: “Böyle bir ortaklıkla CSC Programı, özel sektörün kalkınma çabalarına katılımına güzel bir örnek ve bir çok girişime iyi örnek olabilecek yenilikleri de içeriyor” dedi.
ORAN Kalkınma Ajansı’nın Genel Sekreteri Dr. H. Mustafa Palancıoğlu ise alt ekibinin çalışmalarının temelini oluşturan yerel hedef ve önceliklerin altını çizdi.
Dr. Palancıoğlu, Oran Kalkınma Ajansı’nın bu tür projeleri desteklemeye devam edeceğini de sözlerine ekledi.
IBM Türk, Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Kurumsal İlişkiler Yöneticisi Burçak Semerci , IBM’in bu projelere şimdiye kadar 30 milyon dolar ayırdığını; ülkelerde ve şehirlerde eğitim, toplumsal ekonominin ve sağlık hizmetlerinin gelişmesi gibi belirli ve çok önemli girişimlerde bulunarak değer katmaya yardımcı olmayı amaçladığını işaret etti.
Digital Opportunity Trust’ın Başkan Vekili Jane Jamieson, programın yapısına dikkat çekerek, bu programın teknoloji, iş dünyası ve toplumu kesiştiren yaratıcı çözüm odaklı bir program olduğu görüşünü dile getirdi.
Konferansta Barselona Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Pere Reira, “Ormanlarda dışsallık değerlemesi, zorluluklar ve uygulamalar”, İç Anadolu Ormancılık Araştırma Müdürlüğü’nden Dr. Güven Kaya ise “Türkiye’de gerçekleştirilen kıymet takdiri çalışmalarının genel bir değerlendirmesi” başlıklı sunumları yaptı.
Konferansın örnek olaylar bölümünde ise UNDP Türkiye’nin uygulamakta olduğu iki ayrı GEF destekli projeden örnek çalışmalar sunuldu.
Toplantıda Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi kapsamında “Küre Dağları Milli Parkında Ön Ekonomik Değer Belirleme” başlıklı bir çalışma sunuldu.
Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi kapsamında ise “Deniz Çayırlarının Ekonomik Değerlendirmesi” konusunda katılımcılara bilgi verildi.
Konferansın ardından düzenlenen uzmanlar çalıştayında ise Türkiye’de orman ve ekosistem hizmetlerinin değer belirleme çalışmalarında ulusal kapasitenin nasıl geliştirileceği ve bu kapasitenin uygulamaya nasıl aktarılacağı konularına yönelik görüş ve önerileri içeren 11 maddelik bir sonuç bildirgesi hazırlandı.
“Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi” Birleşmiş Milletler Ortak Programı kapsamında düzenlenen eğitim çalıştayına Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve il müdürlükleri, Devlet Planlama Teşkilatı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı ve Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü gibi birçok kamu kurumunun yanı sıra üniversiteler ve Türk Kadınlar Birliği ve Kadın Hareketi gibi sivil toplum kuruluşlarından 60’a yakın kişi katıldı.
Toplantıda, cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının önemine değinen Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Demokratik Yönetişim Programı Program Yöneticisi Dr. Leyla Şen kadın haklarının insan hakları olduğu gerçeğini vurgulayarak Birleşmiş Milletler’in bu kapsamdaki küresel çabalarını anlattı.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) İklim Değişikliği Uyum Uzmanı Dr. Nuran Talu ise toplumsal cinsiyet eşitliği konularının çevre ve iklim değişikliği arasındaki güçlü bağına değindi. Çevre sorununun çözümünün insan-doğa ilişkilerinde saklı olduğunu belirten Talu bu ilişkideki insan faktörünün ise ancak kadın-erkek eşitliği ile sağlanabileceğini vurguladı.
Toplantıya Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teşkilatma ve Destekleme Genel Müdürlüğü’nün (TEDGEM) Kadın Çiftçiler Dairesi’nden katılan yetkililer Pervin Karahocagil (Daire Başkanı) ve Nimet Kaleli (Şube Müdürü) ise tarımda kadınların rollerine değinerek, bu kapsamda kadınların durumlarının güçlendirilmesi için Bakanlığın yaptığı çalışmaları ve deneyimleri paylaştılar.
Ülkelerin iklim değişikliği deneyimleri konuşuldu
Türkiye deneyimlerinin ardından tarım ve iklim değişikliğinde Hindistan, Çin ve Bangladeş gibi ülkelerin deneyimlerini anlatan BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) İtalya’dan Ilaria Sisto ise iklim değişikliğinin sebep olduğu doğal afetler karşısında kadınların etkilenebilirliklerini anlattı.
Son olarak BM Ortak Programı’ndan Gökçe Yörükoğlu ise daha yerel düzeyde Seyhan Havzası’nda yürütülen ve iklim değişikliği ve toplumsal cinsiyet eşitliğine odaklanan başarılı projelerden örnekler verdi.
Grup çalışmalarının da yapıldığı toplantıda iklim değişikliğine uyumda kadınların ihtiyaçları, karşılaştıkları zorluklar ve engeller, bu engelleri aşmadaki mevcut ve olası yöntem ve araçlar ve proje fikirleri tartışıldı.
Tartışmalar esnasında ise; eğitim ve bilinçlendirme ihtiyacı, hedef kitlenin yaşlara göre belirlenmesi, kadın örgütlenmelerinin önemi, kadınların karar verme mekanizmalarına dahil edilmesi ve sosyal güvencenin yaygınlaştırılması öne çıkan konular oldu.
Bu eğitim toplantısı yoluyla iklim değişikliği ve kadın arasındaki ilişki daha güçlü bir şekilde ortaya konmuş ve gelecek için yeni proje fikirleri ve olası ortaklıklar belirlenmiş oldu. Daha önemlisi, grup çalışmalarının çıktıları hazırlanacak olan eğitim programlarının da altlığını oluşturacak.
İDEP, ilgili bakanlıklar, kamu kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör, akademisyenler ile uluslararası örgütlerin katılımıyla hazırlandı.
İDEP ile enerji, binalar, ulaştırma, sanayi, atık, tarım, arazi kullanımı ve ormancılık başlıkları altında iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele için alınacak önlemler tespit edildi.
Belirlenen hedefler şöyle:
Kamuda enerji tüketimi
Eylem planında, kamu kuruluşlarının bina ve tesislerinde, yıllık enerji tüketiminin 2015 yılına kadar yüzde 10 ve 2023 yılına kadar yüzde 20 azaltılması hedefleniyor.
Planda, 2017 yılından itibaren yeni binaların yıllık enerji ihtiyacının en az yüzde 20'sinin yenilenebilir enerji kaynaklarından temin edilmesi hedefi de yer alıyor.
İkinci sergi ise 25 Mayıs-15 Haziran 2011 tarihleri arasında Ortaköy Sanat Galerisi’nde ziyaretçiler ile buluştu.
Düşler Akademisi öğrencilerinin yer aldığı fotoğraflar, Naci Demiral tarafından çekildi.
Demir ve denizyoluna ağırlık
Eylem planıyla, 2023 itibariyle demiryollarının yük taşımacılığında 2009 yılında yüzde 5 olan payının yüzde 15'e, yolcu taşımacılığında ise yüzde 2 olan payının yüzde 10'a çıkarılması kararı alındı.
Ayrıca 2023 itibarıyla denizyollarının yük taşımacılığındaki payının yüzde 10'a, yolcu taşımacılığındaki payının yüzde 4'e çıkarılması hedefleniyor.
Eylem planında, 2023 itibarıyla karayollarının yük taşımacılığındaki payının yüzde 60'ın altına, yolcu taşımacılığındaki payının ise yüzde 72'ye düşürülmesine karar verildi.
Çöplerin bertaraf edilmesi
Planda, iklim değişikliğine bağlı sel, taşkın, çığ, heyelan gibi doğal afet risklerinin tespit edilmesi hedefi de yer alıyor.
İklim değişikliğine bağlı doğal afetlere müdahalede taşra teşkilat kapasitelerinin güçlendirilmesi ve tatbikat yapabilme düzeyine eriştirilmesi de hedefleniyor.
Eylem planında, 2023 yılı sonuna kadar, Türkiye genelinde katı atık bertaraf tesislerinin kurulması ve atıkların tamamının bu tesislerde bertaraf edilmesi, vahşi depolama sahalarının tamamının kapatılması ve bu bölgelerin yeşil alan haline getirilmesi hedefi de var.
Bu bölümde hayalden gerçeğe dönüşen bir karavan üzerine konuşacağız. Her türlü enerji ihtiyacını kendisi karşılayan bir karavanla seyahate çıkmak acaba nasıl olurdu?
UNDP Türkiye: Merhaba, BM Kalkınma Programı UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı’yla karşınızdayız. Daha üretken, daha sağlıklı, daha bilinçli ve daha yeşil bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin bu çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşıyoruz. Bu bölümde hayalden gerçeğe dönüşen bir karavan üzerine konuşacağız. Her türlü enerji ihtiyacını kendisi karşılayan bir karavanla seyahate çıkmak acaba nasıl olurdu? Bunu, konuklarımız Oto Doğalgaz İstasyonları Derneği (ODİDER) Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteri Osman Kahyaoğlu ve Küresel Çevre Fonu GEF’in Küçük Destek Programı Ulusal Koordinatörü Gökmen Argun ile konuşacağız. “Ekokaravan” adlı bir karavandan söz ediyoruz. Her türlü enerji ihtiyacını kendisi karşılayan bir karavan fikri nasıl ortaya çıktı?
Osman Kahyaoğlu (O.K.): Bu fikir önce emisyonların düşürülmesi kavramından yola çıktı. Oto Doğalgaz İstasyonları Derneği olarak uğraştığımız konu, CNG yani sıkıştırılmış doğalgaz ve hidrojenle araçların çalıştırılmasıdır. Bu fikir tamamen sıfır emisyonlu araç nasıl olabilir düşüncesinden yola çıktı. Arkadaşlarımız arasında tartıştık. İnsanlara bunu alıştırmamız açısından bir çalışma yapmamız gerekiyor diye düşündük. Küçük kullanıcılara, her türlü insanı nasıl yönlendirebiliriz, nasıl alıştırabiliriz, insanların kendi kendilerine kabul etmeleri ve bu sistemleri kullanmaları için nasıl bir çaba gösterebiliriz düşüncesinden yola çıktık. Bunu da böyle bir karavan yaparsak ve bu karavanın üzerinde insanların yaşayabileceği bir ortam sağlarsak yapabileceğimizi düşündük.
UNDP Türkiye: Peki bu karavan ne tür kaynaklardan ne tür enerjiler üretiyor acaba?
O.K.: Karavanın üzerinde bir tür güneş pil (fotovoltatik pil) sistemi var. Fotovoltatik pil sistemi, güneş aldığı müddetçe elektrik üretiyor. Ayrıca yükselip alçalabilen bir rüzgâr tribünü var; buradan da bir elektrik üretimi söz konusu oluyor. Buradan üretilen her iki elektrik kaynağı akülerde toplanıyor. Akülerde toplanan elektriği tekrar elektrik olarak içerde kullanabiliyoruz. Bulaşık makinesi, televizyon, su ısıtıcısı ve fırın-ocak gibi her türlü eşyada kullanabiliyoruz. Her türlü elektrik isteyen alette kullanabiliyoruz. Hatta 900 bütlük bir klimamız dahi var. Isıtma ve soğutmasını yapabiliyor.
UNDP Türkiye: Yani güneşten ve rüzgardan yararlanıyorsunuz. Başka?
O.K.: Sıfır emisyonlu bir elektrik depolayabiliyoruz.
UNDP Türkiye: Hidrojen enerjisinden de söz ediliyor; bu nasıl üretiliyor?
O.K.: Bunu yaparken asıl amacımız, çok korkulan ve insanların çekindiği bir yakıt türü olan hidrojeni insanların ayaklarına getirmek. Ama bu hidrojenin asıl kökeni hidrojen sıfır emisyonlu bir yakıt olduğu için, bunu da bir sıfır emisyonlu bir kaynaktan ürettiğimiz elektrikle üretelim demiştik.
UNDP Türkiye: Hidrojen nereden geliyor peki?
O.K.: Depoladığımız elektrikten su arıtarak ve arıtılmış suyla beraber bir üretim sistemi var karavanın içinde. Oradan hidrojen üretiyoruz.
UNDP Türkiye: Yani sudan gelen hidrojenin enerjiye dönüştürülmesi. Peki, Gökmen Hanım, size sormak istiyorum bu noktada; kaç kişi rol aldı bu projenin içinde; ne gibi taraflar vardı ve özellikle bilimsel tarafında, mühendislik tarafında kaç kişi görev aldı?
Gökmen Argun (G.A.): Aslında projenin oluşturulma süreci oldukça uzun ve biz GEF Küçük Destek Programı çerçevesinde hep üretim sürecinde çok insan dahil ediyoruz. Mesela, bu sürecin içerisinde çok fazla teknoloji konusunda bilgili uzmanımız var. Özellikle UNIDO ICHET’in bu konudaki taraf oluşu çok önemli bizim için.
UNDP Türkiye: UNIDO ICHET’i açalım: Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı Hidrojen Enerji Teknolojileri Merkezi. Pek çok tarafın katkısı bulunan bir projeden söz ediyoruz. Çevre Orman Bakanlığı, Enerji Tabii Kaynaklar Bakanlığı, UNIDO ICHET, OGİDER, GEF SPG ve UNDP var. Bir soru daha: bu kadar çok ortaklı bir projeyi yürütmek kolay bir iş mi?
G.A.: Aslına bakarsanız aynı dili konuştuğunuz zaman ve ne yapacağınızı bildiğinizde, herkes hangi rolü oynayacağını çok iyi biliyor ve o rolü hangi noktada devreye sokacağını bilerek gereğini yapıyor. Yani hiç bir pürüz yaşamadık projede.
O.K.: Ben burada size bu konuyu açıklamak için şöyle söyleyeyim. Bizim fikir aşamamız 2 ay, proje oluşturma aşamamız 4 ay sürdü. Ve sadece 3,5 ayda biz bu karavanı imal ettik.
UNDP Türkiye: Peki dünyada tek olan bir karavandan söz ediyoruz. Sizin üretmiş olduğunuz kendi kendine bütün enerji ihtiyacını karşılayan bir karavan olarak tek bu.
O.K.: Şöyle tek diyelim; üzerinde rüzgar tribünü, güneş panelleri fotovoltatik piller, hidrojen üreten ve bunu depolayan ve tekrar bunu elektriğe çeviren tek karavan.
UNDP Türkiye: Peki bu karavanın motorunu çalıştıran enerji nereden geliyor acaba?
O.K.: Motoru çalıştıran dizel yakıtlı bir araç var. Bir firmanın, karavanın altında bulunan aracın üreticisi olan firmanın henüz daha hidrojenli ve doğal gazlı bir aracı şu anda olmadığı, daha doğrusu henüz prototip aşamasında bir aracı bize veremedikleri için biz acele ettik.
UNDP Türkiye: Peki bir sonraki aşamada yürüyecek enerjiyi de kendisi üretebilecek bir karavandan bahsediyoruz, değil mi?
G.A.: Aslında böyle bir enerjinin Türkiye’de yürüyebilir olması için bunun istasyonlarının da olması lazım. Nasıl gaz istasyonları bugün her yerde ulaşabilir konumda, aynen onun gibi, hidrojenin de istasyonlarının her yerde erişilebilir konumda olduğu bir süreçte bu araç etkin bir şekilde kullanılabilir.
UNDP Türkiye: Aslında projenin amacı, karavan sektörüne ya da turizm sektörüne yararda bulunmaktan ziyade sürdürülebilir enerjinin öneminin altını çizmek ve sürdürülebilir enerji teknolojilerinin ne kadar ilerlemiş olduğunu bir kez daha vurgulamak. Peki, böylesi bir prototip nerelerde işe yarayacak acaba?
O.K.: Ben size şöyle bir örnek vereyim. Bu prototip aracımız bir sunum aracı. Bu aracımız da elektrikli sistemler tamamen şarj olduğunda tamamen kapatırsanız içinde dört veya beş gün insan yaşayabiliyor. Bunu karavanda değil, evinizde düşünün; yayladaki, köydeki, bahçedeki evinizde düşünün; aynı şeyi oraya da uygulayabilirsiniz. Ama biz bunu bu şekilde üç enerjiyle yaptık; fakat siz diyebilirsiniz ki ben dağın başındaki evimde sadece güneş panelleri kullanacağım, rüzgâr tribünleri kullanacağım. Hidrojen kullanmanıza gerek olmayabilir. Ama bir başkası da çıkıp hidrojen destek ünitesi yapabilir. Mesela İstanbul’da İDO iskelesinde bu şekilde bir hidrojen destek sistemi yapıldı, bu projeden sonra. Bütün elektrik yedekleme sitemi, hidrojenle yapılıyor. Bunlar prototip uygulamalar diye düşünülüyor; ama bizim amacımız bunu Türkiye’de herkesin, karar vericilerin, yerel yetkililerin, belediye ve kamu yetkililerinin görmesi ve kendi enerji yatırımlarını buna göre yapmaları.
UNDP Türkiye: Bu da bir anlamda acil durumları akla getiriyor. Hangi durumlarda kullanılması için modelleme geliştirdiniz acaba şu ana kadar?
O.K.: Bizim şu anda burada önerdiğimiz araçlar, gezici sağlık merkezi, acil durum aracı ve eğitim aracı. Örneğin, şu anda Kızılay’ın kan alma araçları için böyle bir çalışma yapıyoruz. Bu kan alma otobüslerini bir yere çekiyorlar ve sürekli elektrik tüketiyorlar orada. Bunu da bir dizel yakıt jeneratörü çalıştırarak yapıyorlar. Biz onu bu şekilde yapmayı düşünüyoruz.
UNDP Türkiye: Peki son soru size Gökmen Hanım. Binyıl Kalkınma Hedefleri içinde bu proje acaba nereye oturuyor?
G.A.: Bu proje çevre başlığı altında iklim değişikliğiyle mücadelede son derece önemli bir etap bizim için.
UNDP Türkiye: Hem bilinçlendirme amacı hem de teknik tarafı ve teknoloji tarafı olan bir projenin içindesiniz. Bu kapsamlı proje ile sürdürülebilir enerjinin mümkün olduğunu gösterdiniz.Çok teşekkürler katıldığınız için Gökben Hanım. Gökmen Argun, Küresel Çevre Fonu GEF Küçük destek Programı ulusal koordinatörü ve Osman Kahyaoğlu, ODİDER yani Oto Doğalgaz İstasyonları Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve genel sekreteri. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı’nın sonuna geldik. Bu programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu, Radyo İLEF, stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM frekansında ve internette Açık Radyo’dan, podcast formatında iTunes üzerinden, undp.org.tr adresinden, ayrıca görüntülü olarak Youtube üzerinden ulaşabilirsiniz. Youtube, Facebook, Twitter, Flicker üzerindeki kullanıcı adımız UNDP Türkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileğiyle hoşçakalın!
İlk bölümümüzde konumuz köpek balıkları. Dünyada sadece Atlas Okyanusu kıyıları ile Muğla’nın Marmaris ilçesine bağlı Çamlıköy Boncuk Koyu'nda üreyebilen kum köpek balıklarının sayısı on yediye çıktı. UNDP’nin bu köpek balıkları ile ilgili yaptıklarını konuklarımızla konuşacağız.
UNDP Türkiye: Merhaba, BM Kalkınma Programı UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Daha üretken, daha sağlıklı, daha bilinçli ve daha yeşil bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin bu çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşıyoruz. İlk bölümümüzde konumuz köpek balıkları. Dünyada sadece Atlas Okyanusu kıyıları ile Muğla’nın Marmaris ilçesine bağlı Çamlıköy Boncuk Koyu'nda üreyebilen kum köpek balıklarının sayısı on yediye çıktı. UNDP’nin bu köpek balıkları ile ilgili yaptıklarını konuklarımızla konuşacağız. Konuklarımız, Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi'nin Yöneticisi Dr. Harun Güçlüsoy ve Özel Çevre Koruma Kurum Başkanlığı İnceleme Şube Müdürü ve Proje Koordinatörü Güner Ergün. Güner Bey, sizinle başlayalım. Kum köpek balıklarının sayısı 17’ye çıktı. Bu hangi aşamalardan sonra alınan bir sonuçtu?
Güner Ergün (G.E.): Bildiğiniz gibi ülkemizin kıyı uzunluğu yaklaşık 8,400 kilometredir ve bunun belli bir kısmı da koruma alanlarına ayrılmıştır. İşte bu koruma alanlarından bir tanesi de Özel Çevre Koruma Bölgeleridir. Özel Çevre Koruma Bölgeleri, ülkemiz kıyı ve deniz alanlarının yaklaşık yüzde 1.5'lik bir kısmını ihtiva etmektedir. Özel Çevre Koruma Bölgeleri, tarihî, kültürel ve biyolojik çeşitlilik açısından önemli alanlardır. Bu alanlarda, nesli tehdit ve tehlike altında olan türlerin araştırılması, popülasyonlarının izlenmesi amacıyla, kuruluşunun ilk yıllarından itibaren son 21 yıl içinde birçok bilimsel araştırma gerçekleştiriliyor. Bu bilimsel araştırmaların başında, deniz kaplumbağası olarak bildiğimiz Caretta Caretta “Chelonia Mydas” türleri ile “Monachus Monachus” olarak bildiğimiz Akdeniz foku ve son olarak da Sandbar Shark, “Carcharhinus Plumbeus” olarak bildiğimiz kum köpek balıkları gelmektedir. Kum köpek balığı popülasyonlarının araştırılması ve izlenmesi ile ilgili çalışmalar da yine taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuatımız gereğince 2006 yılında başlayarak devam eden bir ivme ile sürmektedir
UNDP Türkiye: Kaplumbağalar, foklar belki biraz daha aşina olduğumuz deniz hayvanları, ama köpek balıkları çok duymadığımız bir proje. 17 rakamına ulaştınız; köpek balıkları ile ilgili bu süreç nasıl başladı?
G.E: Aslında ülkemizin taraf olduğu sözleşmelerden bahsederken eylem planlarından da bahsetmem gerekiyor. Bu eylem planları içinde yine biraz önce bahsettiğim gibi Akdeniz fokları, deniz kaplumbağaları, deniz vejitasyonu ve kıkırdaklı balıklar denilen türlere ait eylem planları gelmektedir. Barcelona Sözleşmesi'ne taraf olan ülkelerin aslında bu eylem planları ile söz konusu türleri izlemeleri, türlere zararlı olabilecek etkileri minimuma indirmeleri asıl öncelik olarak gelmektedir. Kurumumuzda da zaten bu türlere ait yapılan çalışmalar hız kazandığından türlerin korunmasına ait çalışmaların da bir an evvel öncelikle yerine getirilmesi hedeflenmiştir.
UNDP Türkiye: Siz, Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı'ndan bu projeye dâhil oluyorsunuz. Harun Bey, siz de Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nı temsil ediyorsunuz. Tüm bu proje içinde Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi'nin başındasınız. UNDP’nin bu işteki katkısı nedir?
Harun Güçlüsoy (H.G.): UNDP olarak Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı'ndan Güner Bey’in de bahsettiği gibi Türkiye’de farklı amaçları ve vizyonları olan deniz ve koruma alanlarımız var. UNDP’nin yaptığı bu proje, koruma alanlarını birleştirecek bir sistemi oluşturmayı düşünüyor. Yani, biz UNDP olarak, artık alan bazındaki korumaları daha da iyileştirip bunu aynı zamanda tüm Türkiye kıyılarını dikkate alacak sistem bazına getirmek yönünde bir çalışma yapıyoruz. Aynı zamanda bu projenin sonuna doğru, Akdeniz’de ve Karadeniz’de de örnek olabilecek bir ulusal bir eylem planı ve stratejisi oluşturmak istiyoruz.
UNDP Türkiye: Bu kapsamda şu ana kadar hangi bölgeler Özel Koruma Bölgesi ilan edildi?
H.G: Geçtiğimiz ay içinde Resmi Gazete'de de yayımlandı; Saros Körfezi deniz kıyısında bulunan 10. Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edildi. Projemiz içinde bu özel çevre koruma bölgesi haricinde altı farklı alanda da çalışmalarımızı yürütüyoruz. Yani şu an proje kapsamında deniz ve kıyıda bulunan yedi koruma alanında etkinlik ve faaliyetlerimizi, bu alandaki kapasitesinin artırılması, güçlendirilmesi, bu alanların finansal olarak sürdürülebilirliğinin ortaya konması ve üçüncü olarak hem merkezî anlamda, hem yerel anlamda ilgi grupları ile beraber ortaklaşa bu alanların yönetimi ve yönetişimi nasıl sağlanabilir, bunun ortaya konulması yönünde çalışmalarımızı genel kapsamda yürütüyoruz.
UNDP Türkiye: Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı aslında biraz da bu haberle Türk basınında gündeme geldi; ama yaptığı çalışmalar sonucunda bu sonuçları elde ediyor elbette. Diğer koruma bölgelerinde de diğer türler ve su kalitesine yönelik çalışmalarınız var. Çok kısaca bahseder misiniz kurumunuz başka neler yapıyor acaba?
G.E: Aslında kıyı ve deniz alanlarının biyolojik çeşitliliğinin tespit çalışmalarını gerçekleştiriyoruz. Bunu ilk 2002 - 2004 yılları arasında Datça Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde gerçekleştirdik. Daha sonra 2005-2006 yıllarında Gökova, arkasından Fethiye ve en sonunda Köyceğiz Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde kıyı ve deniz alanlarının biyolojik çeşitlilik çalışmalarını gerçekleştirdik. Biraz önce bahsettiğim gibi, bunlar nesli tehdit ve tehlike altında olan türlerin popülasyonlarının araştırılması ve izlenmesi çalışmaları. Yine bu yıl, 2010 yılı içinde sayıları 160’a ulaşan deniz alanında su kalitesinin izlenmesi çalışmalarını da gerçekleştiriyoruz aynı zamanda. Bununla birlikte katı atık yönetimine yönelik çalışmalarımız var. Mücadele alanlarımızın dışında ve özellikle deniz altında tüm katı atıkların toplanması, temizlenmesi, bertaraf edilmesine yönelik de yapmış olduğumuz çalışmalarımız mevcut.
UNDP Türkiye: Harun Bey, ne zamandan beri Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı bu projenin içinde yer alıyor ve ne zamana kadar öngörüyorsunuz bu projenin süresini?
H.G: 2009’un Mayıs ayından itibaren bu projenin içindeyiz. Dört buçuk yıllık bir süreci var projenin. Yaklaşık bir buçuk yıllık yani yüzde otuzluk bir zamanı geçirdik proje kapsamında. Faaliyetlerin üçte birini bitirmiş olmamıza rağmen daha önümüzde yapacak bir çok faaliyetimiz var. Yani üç yıllık süreç bizim için aslında 6-7 yıllık bir süreç gibi gelebilir. Gerçekten çok umutluyum. Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığımızca, UNDP olarak çok umutlu ve yoğun bir şekilde çalışmamız gerekiyor.
UNDP Türkiye: Aslında somut başarılara baktığımızda pek çok alt alta sıralanmış iş var: Saros Körfezi Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildi, Gökova’daki Özel Çevre Koruma Bölgesi genişletildi, alan ofisleri oluşturulmak üzere personel alındı, eğitildi. Aslında çok kapsamlı bir işten söz ediyoruz. Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı acaba önümüzdeki dönem için nasıl bir strateji öngörüyor bu konuda? Önümüzdeki 10 yıla baktığımızda mesela bu alanlar genişletilecek mi? Tehdit altındaki deniz hayvanlarının sayısı artacak mı? Bu konudaki çalışmalarınız ve öngörüleriniz nelerdir acaba?
G.E: Öncelikle kurumumuza bağlı ve diğer üniversiteler ve gönüllü kuruluşların da içinde olduğu bir eğitim ve uygulama merkezi oluşturmaya çalışıyoruz. Bunun merkezi de Akyaka’da olacak ve bu merkezde yapacağımız çalışmalarla deniz koruma alanlarında çalışabilecek yöneticileri burada toplayıp eğitmek istiyoruz. Bununla birlikte, tabii ki deniz ve kıyı koruma alanlarımızı mevcutlara genişletmek, mevcut bilimsel çalışmalarla elde edilecek sonuçlara göre yenilerini de ilan etmek üzere çalışmalarımız mevcut.
UNDP Türkiye: Harun Bey, programın başında bir soru sormuştum; UNDP’nin tüm bu çalışmalarla ilgisi ne olabilir? Köpek balıklarının sayısı Ege Denizi’nde artıyor ama UNDP’nin amaçlarına ve hedeflerine baktığınızda sürdürülebilir kalkınma gibi aslında herkesin çok da aşina olmadığı bir kavram ile karşı karşıyayız. UNDP ve köpek balıkları arasındaki bağlantı nedir acaba?
H.G: Evet aslında direkt, doğrudan bir bağlantı yok. Projemizin ana amacının göstergelerinden bir tanesi. Eğer alanda köpek balıklarının sayılarında bir artış olursa, yaptığımız diğer çalışmalar ve faaliyetlerden dolayı proje sırasında ve aynı zamanda alan kullanımında bir yoğunluk ortaya çıkarsa, bu bizim yapmış olduğumuz, alanın yönetimi, denetlemesi, izlemesi ve halkın katılımı kapsamında yapılan çalışmaların daha başarılı bir yönde ilerlediğini gösteren, bizim için dolaylı bir gösterge türü aslında.
UNDP Türkiye: Buradan da anlaşılıyor ki; bu çalışma, Binyıl Kalkınma Hedefleri arasında yer alan “Çevresel Sürdürülebilirliğin Sağlanması“ başlığı altında incelenebilecek ve amacına çok iyi hizmet etmiş olan bir çalışma. Programımızın bu ilk bölümüne katıldığınız için çok teşekkür ederim. Türkiye'nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi Yöneticisi Dr. Harun Güçlüsoy, Çevre ve Orman Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı İnceleme Şube Müdürü ve Proje Koordinatörü Güner Ergün, sağ olun katıldığınız için. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programının sonuna geldik. Bu programı, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza podcast formatında, iTunes üzerinden, www.undp.org adresinden ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. YouTube, Facebook, Twitter, Flicker üzerindeki kullanıcı adımız, undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın!
Bu bölümde konu başlığımız Küre Dağları Milli Parkı. Batı Karadeniz’e uzanan bu sıradağların milli park ilan edilmesi, öncesi ve sonrasına bakacağız.
Yeni Ufuklar (Y.U.): Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Daha üretken, daha yeşil, daha sağlıklı ve daha bilinçli bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşacağız. Bu bölümde konu başlığımız Küre Dağları Milli Parkı. Batı Karadeniz’e uzanan bu sıradağların milli park ilan edilmesi, öncesi ve sonrasına bakacağız. Bu süreç, Türkiye açısından niye önemli, uluslararası alanda acaba ne ifade ediyor ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı niçin bu projenin içinde yer alıyor? Konuklarımız, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Milli Parklar Dairesi İzleme ve Değerlendirme Şube Müdürü ve aynı zamanda Orman Koruma Alanlarının Güçlendirilmesi Projesi’nin başında olan Mustafa Yılmaz ve projenin yönetici yardımcısı uzman biyolog Yıldıray Lise. Küre Dağları ne zaman milli park ilan edildi ve niçin Küre Dağları seçildi?
Yıldıray Lise (Y.L.): Küre Dağları Milli Parkı esasen 1998 yılında FAO, UNDP ve o zamanki Orman Bakanlığı’nın yaptığı ortak bir proje sonucunda, 2000 yılında milli park ilan edildi. Milli park ilan edilmesinin sebebi hem türler açısından hem de içinde barındırdığı ormanlar açısından önemli bir alan olması. Bunun yanı sıra, bir de jeolojik özellikleri var. Orada birçok mağara, kanyon ve şelale var. Ayrıca, folklorik özellikleri, yemekleri ve mimarisinin içinde bulunduğu kültürel özellikleri de var. Tüm bunlar ölçeğinde bakıldığı zaman Küre Dağları o dönemde bir milli park olarak ilan edildi. Aslında önemli sebeplerinden biri de, 1999 yılında yine tüm Avrupa çapında yapılan ve Avrupa’daki yüz orman sıcak noktasının belirlendiği uluslararası değerlendirmede, dokuz ormanın Türkiye’den olmasıydı. Bu dokuz ormandan biri de Küre Dağları idi. Bu seçim de, Küre Dağları’nın milli park ilan edilmesinde etkin rol oynadı.
Mustafa Yılmaz (M.Y.): Küre Dağları'nın milli park ilan edilmesi, bu kültürel ve doğal kaynak değerlerimizin korunması amacını yansıtıyor. Yapılacak planlarla birlikte, hem yerel, hem ulusal anlamda kullanılabilir kaynakların ortaya çıkarılması ve buradaki insanlara ek bir kaynak yaratılması hedefleniyor. Bu kaynak özelikle turizm açısından büyük önem taşıyor. Bu şekilde, Küre Dağları, yöre halkının hem uluslararası tanınırlılığını ortaya koymuş; hem de bu bölgeye gelen insanların yerel düzeyde sayısını arttırmıştır.
UNDP Türkiye: Sıcak noktalardan söz edildi. Bu ne anlama geliyor acaba?
Y.L.: Bu Avrupa’da yapılan bir değerlendirmeydi. O zaman, acil olarak korunması gereken ve doğa değeri yüksek orman alanları belirleniyordu. Türkiye bu alanda önemli bir yer çünkü Rusya’dan sonra en çok sıcak alana sahip olan ülke. Türkiye’nin, kuzeydoğusundan Akdeniz’e kadar çok farklı yerlerinde dokuz tane orman sıcak noktamız var. Bunların bir an önce koruma altına alınması ve sürdürülebilir uygulamalar yapılması öngörülmüştü. Küre Dağları da Türkiye’de koruma altına alınan ilk alanlardan biridir.
UNDP Türkiye: Yani “aciliyet arz eden”, “bir an önce korunması gereken alanlardan biri” anlamında "sıcak noktaları" kullanıyoruz. Şu anda PAN Parks diye de bir sürecin içinde yer alıyorsunuz. Öncelikle sormak isterim; PAN Parks ne demek ve Küre Dağları Milli Parkı bu sürecin içine nasıl dâhil oldu veya olmak istiyor?
M.Y.: PAN Parks, Avrupa’daki bir çok milli park alanındaki doğal kaynak değerlerini koruyarak hem sürdürülebilir turizm mantığında kullanılması, hem de doğal değerlerin korunması mantığında kurulmuş bir ağ. Bu korunan alanları birbiriyle bağlayarak hem yönetsel hem de prestij anlamında destek sağlayan bir ağ. Bu ağa Türkiye’den ilk olarak Küre Dağları Milli Parkı aday oldu. Bu süreç 2006 yılında bir niyet mektubunun imzalanmasıyla başladı. Bu süreçte tabii ki yerine getirmeniz gereken bir takım kriterler var ve bu kriterlere 2012 yılında ulaşılması isteniyor. PAN Parks sertifikası alınınca Küre Dağları ne kazanacak? Özellikle doğal kaynak değerlerinin korunması için uluslararası alanda prestij sahibi olacaksınız. Aynı zamanda uluslararası anlamda tanınması ve diğer korunan alanlarla ağ oluşturması da turizm açısından yerel halka destek olacak ve hedef kitleye ulaşmamız için de bize kolaylık sağlayacak.
UNDP Türkiye: Ve 2012 yılında bu hedefin gerçekleşmesi umuluyor?
M.Y.: Evet, şu anda süreç devam etmekte zaten. 2010 yılında ilgililerle bir yol haritası belirledik. Süreci ulusal düzeyde 2011 yılının Eylül ya da Ekim ayında; uluslararası bir organizasyonla da 2012 Mayıs ya da Eylül ayında tamamlamayı hedefliyoruz.
UNDP Türkiye: Küre Dağları, PAN Parks (Protected Areas Network); yani Korunan Alanlar Ağı’nın içinde yer alacak bir milli park olacak. Türkiye’de daha önce bu ağın içine girmiş bir park var mı?
Y.L.: Yok. İlk aday zaten Küre Dağları. 2006 yılından beri adaylık sürecinde. Küre Dağları’ndaki çalışmalarımızı şu an, Çevre ve Orman Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Ofisi ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı ortaklığında yürüttüğümüz “Orman Koruma Alanları Yönetimi Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında ele aldık. Projemizin de nihai hedefi az önce Mustafa Bey’in de söylediği kriterleri sağlayarak PAN Parks sertifikası almak ve böylece Küre Dağları Milli Parkı’nı uluslararası düzeyde daha tanınılır hale getirmek.
UNDP Türkiye: UTemelde işin iki boyutu var: birincisi o sıradağların korunmaya muhtaç alanının korunması hedefiyle çevre boyutu; öbür tarafı ise insan boyutu. İnsan boyutunda da yöresel ekonomiye katkı veya kalkınma boyutu öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı da bu noktada devreye giriyor olabilir. UNDP’nin bu projeye dâhil olma amacı neydi?
Y.L.: UNDP bu projenin oluşturulmasından itibaren var. Zaten milli parkın ilan edilmesi de FAO, UNDP ve o zamanki Orman Bakanlığı’nın bir projesi. Daha sonra orada Küresel Çevre Fonu yani GEF’in desteklediği yaklaşık sekiz dokuz yıl süren bir proje arayışı başladı ve en sonunda 2008 ayılında bu projeye başladık. Yani Çevre ve Orman Bakanlığı projeyi yürütüyor ancak bütün işlemler UNDP üzerinden gidiyor. Dediğiniz gibi UNDP’nin belki en önemli etkenlerinden biri, korunan alanın çevresindeki seksen bin hektarlık tampon bölgedeki kırsal faaliyetleri desteklemek ve kadınlar ile diğer grupların süreçlere etkin katılımını sağlamak.
UNDP Türkiye: Biz bu program boyunca büyük bir projenin yalnızca bir parçasından söz ediyoruz. Bu projenin biraz da büyük resmine bakalım ve somut olarak da anlatmaya çalışalım. Siz o yöreye gidip hem çevresel anlamda, hem de yörede yaşayan insanlara ne gibi katkılarda bulunuyorsunuz?
M.Y.: Öncelikle bu alanın düzenli bir şekilde kullanılabilmesi için alanın yönetim planı, ziyaretçilerin yönetim planı ve sürdürülebilir turizm stratejisi gibi planlara sahip olması gerekiyor. Eğer alt yapıyı hazırlayamazsanız, uluslararası anlamda pazara çıktığınız zaman başarısızlığa uğrarsınız. Biz şu anda öncelikle bunların tamamlanması sürecindeyiz. Bu tamamlandıktan sonra yerel düzeyde ikili işbirliklerine başlanacak. Orada pansiyonculuk, turizmcilik ve el sanatları yapan birçok insan var. Doğadaki kaynak değerleri kullanarak gelir sağlamaya çalışan insanlar var. Fakat organize olmuş pazarlama süreci ve tedarik zinciri tam anlamıyla kurulamadığı için ne o yöredeki insanlar mutlu ne de oradaki doğal kaynaklar. Çünkü bu bilinçsiz bir kullanımı da beraberinde getiriyor. Eğer belli bir hedefiniz yoksa oradaki kaynak değerlerine belli bir süre sonra zarar da vermeye başlıyorsunuz. Öncelikli amacımız bu alanlarda planlar sağlamak. Bunun dışında yine bölgede yürüttüğümüz bu proje kapsamında destek verdiğimiz dört beş tane farklı proje de olacak. Doğal kaynak değerleri ile insan arasındaki ilişkileri düzenleyecek bir takım projeler. Bunun yanı sıra, yöredeki insanların yapmış olduğu geleneksel folklorik giysileri ve doğadan esinlendikleri ürünleri marka haline getirmeyi destekleyen başka projelerimiz de var.
UNDP Türkiye: Aslında bu bahsettiğimiz bölge, İstanbul’a da Ankara’ya da yakın bir nokta ve dolayısıyla insanların kolayca erişebilecekleri bir yerde. Acaba şu anda ziyaretçiler oraya gitse karşılarında iyi organize edilmiş bir milli park bulacaklar mı?
Y.L.: Tabii ki özellikle projemiz başladıktan sonra biz hem Bartın tarafında, hem Kastamonu tarafında ziyaretçi merkezleri oluşturduk ve aynı zamanda milli parka giriş noktaları oluşturduk. Bunlar, giden insanların ulaşması açısından bir yol gösterici. Bir de alanın yönetim planı tamamlandıktan sonra Türkiye’deki milli parklarda kullanılan “alan kılavuzluğu” sistemi uygulanıyor. Oradaki yöre halkı, alana gelen ziyaretçilere refakat edip alanı anlatıyor. Bu kapsamda da ilk çalışmalar, 2002 yılında Küre Dağları'nda yapılmıştı.Bu plan onaylandıktan sonra resmî hale getirilecek ve insanlar gittiği zaman orada yerel bir mihmandar alıp alanı daha detaylı gezme şansını elde edecekler. Şu anda hem konaklama açısından, hem ulaşım açısından. tamamen organize olmuş bir yapı var.
UNDP Türkiye: Küre Dağları, son dönemde Türkiye’deki gezi dergisi ve televizyon programların da ilgisini çekmeye başladı. Pek çok dergiye ve televizyon belgesellerine konu oldu.
Konuklar: Evet, doğru.
UNDP Türkiye: Peki, bu sürdürülebilir olacak mı? Yani, bu proje bittikten sonra kurulan yapı nereye kadar gidecek ve bir izleme sistemi olacak mı?
M.Y.: Tabii ki. Milli Parklar Genel Müdürlüğü olarak hedefimiz bu tür alanlarda yaptığımız çalışmaları sürdürülebilir kılmak. Çünkü projelerde yaşanan en büyük sıkıntı, projede öngördüğünüz planlar ve faaliyetler bittikten sonra, yöre halkının size olan, doğaya olan ve bakanlığa olan güveninin azalması. Biz, bunun olmaması için Genel Müdürlük olarak bir izleme sisteminin oturtulması için bir çalışma başlattık. Uluslararası korunan alanlarda uygulanan bir metodolojiyi genel müdürlük olarak belirledik. Bunu Türkiye’deki kırk bir milli parkın yönetsel etkinliklerinin izlenmesi için iş programımıza koyduk ve bu yılın sonunda bu süreci tamamlayacağız. Böylelikle, milli parklardaki insan kaynakları, mali planlar ve kaynaklar ne kadar doğru yönetiliyor; yöreye ve doğaya ne kadar katkı sağlanıyor gibi sonuçları inceleyeceğiz.
UNDP Türkiye: Yani sürdürülebilir olması için elinizden geleni yapıyorsunuz. Son bir soru. Bu yapılanlar Binyıl Kalkınma Hedefleri içinde nereye oturuyor?
Y.L.: Özellikle çevresel boyutunun içinde yer alan çevrenin sürdürülebilirliği kısmına çok uygun. Ama yoksulluğun azaltılması konusunu da kapsadığını söylemek mümkün. Burada yaptığımız sürdürülebilir kaynak uygulamalarıyla ve alternatif gelir getirici faaliyetlerle yoksul orman köylüsünü desteklemeye çalışıyoruz. Buna ek olarak, bu alan su açısından ve temiz su kaynaklarının oluşturması açısında da önemli. Aslında bu proje, kalkınma hedeflerinin üç boyutuna da hizmet ediyor. Hemen şunu da belirteyim; Küre Dağları Milli Parkı’nın bir internet sitesi de var (http://www.kdmp.gov.tr/). Orada bahsettiğimiz bütün konularla ilgili hem proje kapsamında hem de alanla ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
UNDP Türkiye: Çok teşekkürler. Yıldıray Lise, uzman biyolog, Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi / Proje Yönetici Yardımcısı. Mustafa Yılmaz, Orman Yüksek Mühendisi, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Milli Parklar Dairesi, İzleme ve Değerlendirme Şube Müdürü ve Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Proje Yöneticisi. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programının sonuna geldik. Bu programı, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza podcast formatında, iTunes üz