Ana Siteye Dön

Haziran 2011

Sayı: 66

En az gelişmiş ülkeleri yoksulluktan kurtarma

En az gelişmiş ülkeleri yoksulluktan kurtarma

İstanbul'da 13 Mayıs'ta sona eren Dördüncü En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’nda uluslararası toplum dünyanın en yoksul ülkelerini yoksulluktan kurtarmaya yardımcı olacak 10 yıllık bir program üzerinde uzlaştı.

Ankara, Haziran 2011

Birleşmiş Milletler tarafından en az gelişmiş ülkeler kapsamına alınan 48 ülkenin 33’ü Sahra Altı Afrika’dan, 14’ü ise Asya Pasifik bölgesinde yer alıyor. Haiti ile beraber toplam ülke sayısı 48’i buluyor.

En Az Gelişmiş Ülkeler (EAGÜ), kişi başına yıllık milli geliri 745 doların altında olan, insan kaynakları zayıf, ekonomik kırılganlıkları yüksek ülkeler olarak tanımlanıyor.

En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı, bu ülkelerin kalkınma çabalarına özel bir destek sağlamayı amaçlıyor.

İstanbul’da oluşturulan program, tüm EAGÜ’ler için yardımlarda artış ve uygun pazar erişiminin yanında üretim kapasitesi inşa edilmesi yoluyla EAGÜ sayısını önümüzdeki on yıl içinde yarı yarıya azaltarak 24’e indirmeyi hedefliyor.

Dünyanın en yoksul 48 ülkesinde yarısı aşırı yoksulluk içinde yaşamını sürdüren 800 milyon kişi yaşıyor.49 sayfalık İstanbul eylem programı zengin ve yoksul ülkeler için iklim değişikliği, yardımlar, sağlık ve doğrudan yabancı yatırım konularında tavsiyeler içeriyor.

İzleme sistemi

Kapanışta düzenlenen basın toplantısında konuşan Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İstanbul Eylem Programı’nın önemli başlıklarından birisinin de EAGÜ'lerdeki gelişmelerin daha yakından izlenmesi olduğunu belirtti.Davutoğlu, 2015 yılında düzenlenmesini önerdiği ara değerlendirme toplantısına yine Türkiye’nin evsahipliği yapabileceğini söyledi.

BM'nin En Az Gelişmiş Ülkelerden Sorumlu Genel Sekreteri Cheick Sidi Diarra da EAGÜ statüsünden kısa süre içinde çıkma potansiyeli bulunan ülkeleri Samoa, Tuvalu, Vanuatu, Ekvator Ginesi, Angola ve Doğu Timor olarak sıraladı. Diarra, Bangladeş ve Nepal gibi ülkelerin de doğru yönde ilerlediklerini, bu eylem programı esnasında kategori atlamalarının beklendiğini söyledi.

Kalkınma yardımları

Diarra, EAGÜ'lerin son 10 yılda yüzde 6,2'lik ekonomik büyüme elde ettiklerini ancak bu büyümenin istihdama ve refahın paylaşılmasına dönüşmediğini ifade etti.

Cheick Sidi Diarra, 2008'de resmi kalkınma yardımlarının 38 milyar dolara ulaştığını, bu rakamın 80 milyar dolara çıkabileceğini söyledi.

Diarra, bununla birlikte EAGÜ'lerin geleceğinin resmi yardımlardan çok ticarette, üretimde ve doğrudan yabancı yatırımda yattığını vurguladı. Diarra, bundan sonraki süreçte yıllık bakanlar gözden geçirme toplantıları ile iki yılda bir işbirliği kalkınma forumu düzenleyeceklerini aktardı.

Kapanıştaki basın toplantısına Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve BM'nin En Az Gelişmiş Ülkelerden Sorumlu Genel Sekreteri Cheick Sidi Diarra’nın yanı sıra, konferansın Hükümetler Arası Hazırlık Komitesi Başkanı ve Finlandiya'nın BM'deki Daimi Temsilcisi Jarmo Viinamen, Nepal Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı ve Global En Az Gelişmiş Ülkeler Koordinasyon Bürosu Başkanı Upendra Yadav da katıldı.

PAN Parks yolunda önemli bir adım

Avrupa ölçeğinde iyi korunan, yönetilen ve ziyaretçilere yabanıl alan deneyimi yaşatarak yüksek kalitede hizmet sunan ve bağımsız denetimle sertifikalanmış milli parklardan oluşan korunan alanlar ağına (PAN Parks ağı) Türkiye’den aday olan ilk milli park olan Küre Dağları Milli Parkı’nın sertifika alması yolunda önemli bir adım atıldı.

Ankara, Haziran 2011

PAN Parks Vakfı Doğa Koruma Müdürü Vlado Vancura Küre Dağları Milli Parkı’nda gerçekleştirdiği bir haftalık “PAN Parks adaylığı ön değerlendirme” çalışması sonucunda olumlu mesajlarla ülkemizden ayrıldı.

Ankara’da Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü yetkilileri, “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” Proje Yönetim Birimi ve WWF-Türkiye yetkilileri ile bir toplantı yapılarak başlayan “ön değerlendirme çalışması” alanda devam etti.

Çalışmalar kapsamında Kastamonu ve Bartın’da Valiler, kaymakamlar, belediye başkanları, turizm sektörü temsilcileri ve sivil toplum kuruluşları ile toplantılar yapıldı.

Bartın ve Kastamonu İl Çevre ve Orman Müdürlüğü yetkilileri ile Küre Dağları Milli Parkı’nın özellikle yabanıl alanları ziyaret edildi, uzun yürüyüşler yapıldı; ziyaretçiler için hazırlanan patikalar ve tesisler yerinde incelendi.

Küre Dağları Milli Parkı’nın yabanıl alanları, peyzaj bütünlüğü ve nefes kesen manzaralarını çok beğenen Vancura, “Orman Koruma Alanlar Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında hazırlanan yönetim planı taslağı, sürdürülebilir turizm gelişme stratejisi ve ziyaretçi yönetim planı ile son yıllarda Küre Dağları Milli Parkı’nda kayda değer gelişmeler olduğunu belirtti.

Küre Dağları Milli Parkı’nın bazı konularda kısa sürede yapılabilecek gelişmelerle 2011 yılı sonuna kadar “uluslararası denetmenler” tarafından değerlendirilerek PAN Parks sertifikası almasının mümkün olduğunu söyledi.

PAN Parks Nedir?

Kısa adı PAN (Protected Area Network) Parks olan Korunan Alanlar Ağı, WWF ve Molecaten Group tarafından kuruldu.

Korunan Alanlar Ağı, Avrupa’da bulunan sahip olduğu doğal hayat ve etkin yönetimi ile örnek gösterilen milli parkları içeriyor. Bu parklara PAN Parks sertifikası veriliyor.

Bu kapsamdaki parkların en az on bin hektar yabanıl alanı bulunması; yönetim planı, sürdürülebilir turizm stratejisi ve ziyaretçi yönetim planına sahip olması ve bölgede yerel iş ortaklıklarının kurulması gibi beş ana kriteri yerine getirmiş olması gerekiyor.

Bu sertifikaya sahip parklar, Avrupa çapında ziyaretçilere iyi korunmuş bir doğal alan ve yüksek kalitede hizmet sunan ve bağımsız denetimle sertifikalanmış milli parklardan oluşan korunan alanlar ağında yer alıyor.

 

 

Küre Dağları Milli Parkı resmi internet sitesi yayında

Küre Dağları Milli Parkı resmi internet sitesi Türkçe ve İngilizce ara yüzleriyle yayına girdi.

Ankara, Haziran 2011

İnternet sitesi, “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” çalışmaları kapsamında yenilendi.
 
Sitede Kastamonu-Bartın Küre Dağları Milli Parkı ve “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgiler yer alıyor.

Sitede ayrıca, bilimsel çalışmalar, Milli Park ve tampon bölgesinde yürütülen etkinliklerle ilgili haberler, seyahat planlama ayrıntıları ve alanla ilgili fotoğraflar da bulunuyor.

‘Türkiye’nin Milli Parkları Fotoğraf Sergisi’ Kastamonu ve Bartın’da açıldı

2011 Uluslararası Orman Yılı Kutlamaları çerçevesinde “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında hazırlanan “Türkiye’nin Milli Parkları Fotoğraf Sergisi” Kastamonu ve Bartın İl Çevre ve Orman Müdürlükleri koordinasyonunda açıldı.

Ankara, Haziran 2011

Bartın ve Kastamonu illerinde 23 Mayıs – 5 Haziran tarihleri arasında açılan fotoğraf sergilerinin süresinin yoğun ilgi nedeniyle uzatılması planlanıyor.

Kastamonu’da Barutçuoğlu Alışveriş Merkezi’nde, Bartın’da ise Cumhuriyet Meydanı ve Amasra Belediye Meydanı’nda görülebilecek fotoğraf sergileri Türkiye’de bulunan 41 milli parkın tanıtımı amaçlıyor.

Aykut İnce, Hakan Baykal, Mustafa Demirbaş, Vedat Atasoy, Oğuz Kurdoğlu, Akın Gedik, İlker Yiğit, Cihad Öztürk, Selim Erdoğan, Nergiz Belen, Osman Yöntem, Nejat Ertekin, Murat Delibaş ve Yıldıray Lise'nin fotoğrafları sergide yer aldı.

Bunların yanı sıra, Bursa İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, Çorum İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, Manisa İl Çevre ve Orman Müdürlüğü fotoğraflarının poster olarak tasarımlarından oluşan sergide Dr. Murat Ataol’un hazırladığı haritalar ile milli parkların dikkat çeken özellikleri tanıtılıyor.

Sabancı Üniversitesi ile işbirliğinin ilk mezunları

Bilişimde Genç Hareket (BGH)’in sosyal sorumluluk dersleri kapsamında Sabancı Üniversitesi ile yürüttüğü işbirliği ilk mezunlarını vermeye başladı.

Ankara, Haziran 2011

Proje işbirliği kapsamında Sabancı Üniversitesinde uygulanan zorunlu sosyal sorumluluk dersinde üniversite öğrencilerine BGH gönüllüleri tarafından Cisco Networking Academy eğitmenlik eğitimi verildi.

Bu öğrenciler de daha sonra İstanbul Sultanbeyli Belediyesi bünyesinde bölgede yaşayan 18-22 yaş arası yirmi beş gence Bilişim Teknolojisi Temelleri adlı eğitimi verdiler.

Projeye katılan üniversite öğrencilerinden Özgür Fırat “Gittiğimiz kurumdaki gençlerin iş ve sosyal hayatına destek olup onların gelecekteki yaşamlarına katkıda bulunmanın verdiği mutluluğun yanı sıra biz gönüllülerin de hem bilgisayar konusundaki bilgilerini hem de aldığımız sorumluluklarla yaşam tecrübemizi artırdığından, iki tarafa da çok olumlu katkıları olan bir proje” diyor.

Bir diğer gönüllü eğitmen 18 yaşındaki Ezgi Küçükdeğer ise “Proje sayesinde bilgisayar konusundaki bilgilerimi artırma fırsatı buldum. Arkadaşlarımıza iş hayatları için somut bir belge ile gösterebilecekleri bir eğitim sunduk. İki tarafa da önemli şeyler kattığı için projeyi çok başarılı ve gerekli buluyorum. Eğitim vermek, bilgilerimi tekrar ederek tamamen öğrenmemi sağladı, ikincisi sorumluluk almayı öğretti ve son olarak da toplum içinde kendimi ifade edebilmem için güzel bir pratik oldu” şeklinde düşüncelerini belirtiyor.

BGH, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Habitat için Gençlik Derneği, Cisco Systems ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ortaklığında yürütülen, gençleri bilişim ve ağ teknolojileri alanında eğiterek, onları yarının dünyasına hazırlamak için çalışan bir proje.

Türkiye’nin farklı şehirlerinden yüzlerce genç bu proje kapsamında, bilgi temelli toplumun ve ekonominin bir parçası haline gelirken, gönüllülük ilkesi ile gençlerin toplumsal bilinç kazanmaları da sağlandı.

Bugüne kadar 2.200’den fazla mezun veren proje, 75’ten fazla gönüllü eğitmeni ile Türkiye’nin dört bir yanında çalışmaya ve büyümeye devam ediyor.

Yerel yönetimler ve STK’ların ardından, yürütülen üniversite işbirlikleri ile BGH ülke çapında bilişim yoluyla kalkınmaya destek vermeyi de sürdürüyor.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Yaban hayatı için 15 bin fidan dikildi

“Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında Küre Dağları Milli Parkı tampon bölgesi Kastamonu-Cide bölümünde yaban hayatını desteklemek amacıyla 15.000 adet fidan dikildi.

Ankara, Haziran 2011

Proje ortaklarından Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü koordinasyonunda Kastamonu İl Çevre ve Orman Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen fidan dikimi 126,50 hektarlık bir alanda gerçekleştirildi. Fidan dikimlerinde yabani elma, yabani kiraz, yabani dut, yabani fındık, badem, kızılcık, iğde, ıhlamur, elma, üvez, erik, ahlat, alıç, vişne vb. türler kullanıldı.

Küre Dağları Milli Parkı Bartın-Ulus bölümündeki 19,0 hektarlık alanda ise arazi hazırlıkları devam ediyor ve sonbahara dikimlerin yapılması planlanıyor.

Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü’nün “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamındaki faaliyetleri Milli Parkın Bartın bölümündeki fidan dikimlerinin ardından tamamlanacak.

Enerji verimliliği Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelesini ileriye taşıyacak

Son 20 yılda büyüyen iklim değişikliği tehdidi ile birlikte, enerji kaynaklarının verimli ve akılcı kullanımı dünya gündeminin en önemli ve zorlu konularından biri haline geldi. Çünkü artık enerji olmadan gelecek nesiller için insani gelişmeden bahsetmek mümkün değil.

Ankara, Haziran 2011

Nihai enerji tüketiminin %39’unu gerçekleştiren sanayi 2007 yılı itibarıyla Türkiye’de en büyük enerji tüketicisidir.

Yakın gelecekte sanayiden kaynaklanan enerji tüketiminin hacim ve oran olarak daha da büyümesi beklenmektedir.

Sanayi sektörüne yönelik araştırmalar; Türkiye’de sanayi sektöründe ortalama %20 oranında enerji tasarruf potansiyeli olduğunu göstermektedir.

Projenin amacı enerji verimliliği

Yeni başlayan Türkiye’de Sanayide Enerji Verimliliğinin Geliştirilmesi projesiyle, sanayi sektöründeki işletmeleri farklı enerji tasarruf önlemleri alarak ve enerji verimliliği sağlayan teknolojiler kullanarak enerji yönetimini verimli kılmaları yönünde teşvik etmek ve böylece Türk sanayisinde enerji verimliliğini iyileştirmek hedefleniyor.

Proje yalnızca enerji verimliliği konusundaki ulusal çabalara değil, aynı zamanda Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadele çalışmalarına da katkı koyacak ve kamuoyunda enerji verimliliği ile ilgili farkındalığı artıracak.

Türkiye’de Sanayide Enerji Verimliliğinin Geliştirilmesi Projesi; Küresel Çevre Fonu’nun (GEF) finansal desteği ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO), Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü (EİE), Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB), Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) ve Türk Standartları Enstitüsü (TSE) tarafından birlikte yürütülüyor.

 

 

Birleşmiş Milletler Ortak Programı 2. Uluslararası Su Forumu'ndaydı

2. İstanbul Uluslararası Su Forumu’na katılan Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi BM Ortak Programı, 3 Mayıs 2011 tarihinde “Değişen İklim Etkisinde Seyhan Havzası’nda Su Konusundaki Uyum Çalışmaları” konulu bir yan etkinlik düzenledi.

Ankara, Haziran 2011

Etkinlikte konuşan BM Ortak Programı Bölgesel Proje Koordinatörü Alper Acar, barındırdığı biyolojik çeşitlilik ile açık bir labaratuvar niteliğinde olan Seyhan Havzası’nda coğrafi çeşitliliğe bağlı olarak sosyo-ekonomik yapının, ikim değişikliğine uyum kapasitesinin, geçim kaynaklarının ve tarımsal uygulamaların farklılıklar gösterdiğini belirtti.

Acar, iklim değişikliğine uyumda ölçeklendirme ve mekansal bakış açısı ile Seyhan Havzası’nda İklim Değişikliğine Topluma Dayalı Uyum Hibe Programı’nın oluşturulduğunu ve bu çalışmanın havza ölçeğinde iklim değişikliğine uyum konusuna nasıl yaklaşılacağını gösteren bir model olduğunu belirtti.

Etkinliğe, DSİ VI. Bölge Müdürlüğü (Adana) Bölge Müdür Yardımcısı Dr. Bülent Selek, Kuş Araştırmaları Derneği Başkanı Osman Erdem, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Yıldız Daşgan, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tropikal Hastalıklar Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanı Prof. Dr. Fatih Köksal panelist olarak katılarak, değişen iklim etkisinde Seyhan Havzası’nda su konusunda uyum çalışmalarını farklı bakış açılarıyla tartıştılar.

İklim değişikliğinin su kaynakları ve tarımsal üretim üzerindeki etkisi, deniz seviyesi yükselmesinin sosyo-ekonomik yapıya, topluma ve canlı türlerine olan etkileri, kumulların deniz seviyesinin yükselmesine karşı doğal bariyerler olmaları nedeniyle önemi, iklim değişikliğine uyum bağlamında tarımsal üretimde kuraklığa ve tuzluluğa dayanıklı yerel sebze tohumları kullanmanın önemi, iklim değişikliği veya iklim değişikliğinin etkilerine bağlı hastalıklar (örn. su kökenli hastalıklar, sebepleri ve nasıl oluştukları) panelisteler tarafından altı çizilen öncelikli konulardı.

Su kaynaklarının yönetiminde üç temel sorun

DSİ VI. Bölge Müdürlüğü (Adana) Bölge Müdür Yardımcısı Dr. Bülent Selek; su kaynaklarının yönetiminde suyun az olması (kıtlık), suyun fazla olması (seller) ve suyun kirliliği olmak üzere üç temel sorun bulunduğunu ve tüm bu unsurların sosyo-ekonomik yapıyı doğrudan etkilediğini belirtti.

Seyhan Havzası’nda kullanılan suyun %87’sinin sulama amaçlı kullanıldığını belirten Selek, BM Ortak Programı tarafından desteklenen İklim Değişikliğine Uyum Çerçevesinde Seyhan Havzası Yüzey Suyu Kaynakları Potansiyelinin Saptanması, Taşkın Risklerinin Belirlenmesi ve İdare Edilmesine Yönelik Su Yönetim Politikalarının Geliştirilmesi Projesi kapsamında yaptıkları çalışmaların sonucuna göre; 2099 yılına kadar sıcaklıklarda 5° C’lik bir artış öngörüldüğünü, Seyhan Havzası’nın alt kesimlerinde yağışın azalacağını, üst kesimlerinde ise sıcaklığın artacağını tahmin ettiklerini ekledi.

Tüm bunları da göz önüne alarak Seyhan Nehri Havzası bünyesinde su arz-talep dengesini ortaya koyduklarını belirtti.

İklim değişikliğine uyumda ekosistem hizmetlerinin ve olası deniz yükselmesine karşı doğal bariyer olarak kumulların önemine değinen Kuş Araştırmaları Derneği Başkanı ve BM Ortak Programı tarafından desteklenen Seyhan Deltası’nda Küresel İklim Değişikliğine Bağlı Deniz Seviyesi Yükselmesine Uyum ve Etkilerin Azaltılması Projesi Proje Koordinatörü Osman Erdem; deniz seviyesi yükselmesinin yalnızca çevresel etkileri olmayacağını, aynı zamanda kıyı alanlarında geçim kaynaklarını ve dolayısıyla sosyo-ekonomik yapıyı ve toplumu etkileyeceğini de belirtti.

Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Görevlisi Doç.Dr. Yıldız Daşgan, Türkiye’nin çok zengin bir bitki genetik kaynağına sahip olduğunu ifade etti.

Daşgan, BM Ortak Programı tarafından desteklenen Kuraklığa ve Tuzluluğa Dayanıklı Yöresel Sebze Genotiplerinin Belirlenmesi ve Korunması Projesi kapsamında Türkiye’nin dört bir yanından toplanan beş tür ve 300 genotip sebze tohumunun tuzluluğa ve kuraklığa karşı tarandığını belirtti.

Daşgan, iklim değişikliğine uyum bağlamında tarımsal üretimde kuraklığa ve tuzluluğa dayanıklı yerel sebze tohumları kullanmanın önemine dikkat çekti.

İklim değişikliğinin sağlık ve ekonomiye etkileri

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tropikal Hastalıklar Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanı Prof. Dr. Fatih Köksal, iklim değişikliğinin insan sağlığına etkileri ve yoksulluk boyutlarına dikkat çekti.

Köksal; iklim değişikliğinin etkilediği su kökenli hastalıkların, tüm hastalıkların %3’ünü oluşturduğunu, iklim değişikliğinin oluşturduğu baskıların insanları göçe ittiğini, göç eden insanların, göç ettikleri yerde de geldikleri kötü koşullara benzer koşullarla karşı karşıya kaldığını ve bunun da sosyal yapıyı bozduğunu belirtti.

BM Ortak Programı tarafından desteklenen ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tropikal Hastalıklar Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından yürütülen Bulaşıcı Hastalıklar İzleme ve Kontrol Sistemi Projesi ile Adana’da olduğu bilinmeyen yeni hastalıklar keşfedildiğini ekleyen Köksal, tüberküloz vakalarının da artacağının tahmin edildiğini belirtti.

Ana teması bölgesel su sorunları ve çözüm arayışları olan 2. İstanbul Uluslararası Su Forumu’nda düzenlenen Değişen İklim Etkisinde Seyhan Havzası’nda Su Konusundaki Uyum Çalışmaları etkinliği, iklim değişikliğine uyuma yönelik sürdürülebilir ve yaygınlaştırılabilir çözümlerin ve deneyimlerin paylaşıldığı bir platform sağlaması açısından önem taşıyor.

 

 

İnsani Gelişme Turu İstanbul'da noktalandı

BM Kalkınma Programı (UNDP) Mukim Temsilcisi Shahid Najam’ın, UNDP 2010 İnsani Gelişme Raporu’nu tanıttığı üniversite turu İstanbul Üniversitesi ile noktalandı.

Ankara, Haziran 2011

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ile beraberce düzenlenen tanıtım 5 Mayıs’ta üniversitenin Beyazıt kampusunda düzenlendi.

İktisat Fakültesi’ndeki etkinlikte moderatörlüğü Prof. Nihal Tuncer üstlenirken, Doç. Dr. Türkan Turan da tartışmacı olarak yer aldı.

Böylece “Ulusların Gerçek Zenginliği: İnsani Gelişmenin Yolları” başlıklı 2010 İnsani Gelişme Raporu, Türkiye’nin dört bir yanındaki toplam dokuz üniversitede tanıtılmış oldu.

BM Kalkınma Programı (UNDP) Mukim Temsilcisi Shahid Najam raporu Nisan ayı içinde de Anadolu ve Ondokuz Mayıs Üniversitelerinde tanıtmıştı.

Tanıtım turu nasıl başlamıştı?

“Ulusların Gerçek Zenginliği: İnsani Gelişmenin Yolları” başlıklı 2010 İnsani Gelişme Raporu ilk olarak tüm dünya ile aynı anda 4 Kasım 2010’da Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde tanıtılmıştı.

UNDP Temsilcisi Shahid Najam, raporu 26 Kasım 2010’da Şanlıurfa Harran Üniversitesi’nde, 8 Aralık 2010’da da Antalya Akdeniz Üniversitesi’nde tanıtmıştı. Raporun tanıtım turu Ocak ayında da Adana ve Kars ile devam etmişti.

Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Konferans Salonu’ndaki etkinlik 13 Ocak 2011 günü düzenlendi. İnsani Gelişme Raporu, 17 Ocak 2011 günü Kars Kafkas Üniversitesi’nde, 23 Şubat’ta ise Kocaeli Üniversitesi’nde tanıtılmıştı.

Ardından 22 Nisan'da Anadolu Üniversitesi ve 25 Nisan'da da Ondokuz Mayıs Üniversitesi İnsani Gelişim Raporu Turu'na ev sahipliği yapmıştı.

Güneydoğulu kadınların yarattığı marka: Argande

Bu bölümde konumuz Güneydoğu Anadolu’nun kadim tarihinde yer etmiş güzeller güzeli tanrıça, Argande.

UNDP Türkiye: Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programı ile karşınızdayız. Bu bölümde konumuz Güneydoğu Anadolu’nun kadim tarihinde yer etmiş güzeller güzeli tanrıça, Argande. Daha doğrusu Argande’nin ismini yaratan bir proje: GAP Bölgesi’nde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler. Tanrıça Argande’nin ismi nasıl yaşatılıyor, daha da önemlisi bunun kadınların güçlendirilmesiyle ne gibi bir ilgisi var? Bu konuyu konuğumuz GAP Bölgesi’nde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler Projesi’nin Yöneticisi Gönül Sulargil ile konuşacağız. Hoşgeldiniz.

Gönül Sulargil (G.S.): Hoşbulduk. Merhaba.

UNDP Türkiye: Öncelikle Argande’den biraz söz edelim. Argande kimdir, Güney Doğu Anadolu ile ne ilgisi vardır; biraz bahseder misiniz?

G.S.: Aslında siz söylediniz biraz önce, Argande Komagene Uygarlığı’nın güzeller güzeli tek tanrıçası ve gücü simgeler. Güneydoğu’nun güç ve bereketi simgeleyen tanrıça. Komagene Nemrut’taki uygarlıktır.

UNDP Türkiye: Bugünkü Adıyaman ve yöresinde, değil mi?

G.S.: Evet, yani biz bilmeyenler için açıklama yapalım burada. Nemrut’taki heykellerden biridir aslında Argande.

UNDP Türkiye: Öyle mi?

G.S.: Evet, yani oraya çıkarsanız, daha dikkatli bakınız o heykellere. O heykellerden biri Argande’dir.

UNDP Türkiye: Güneydoğu’nun en yüksek dağlarından biri Nemrut Dağı ve bütün bölgeye hakim olan bir konumda. Dolayısıyla onun isminin seçilmiş olması böyle bir proje için anlamlı olsa gerek. Kadınlarla bağlantılı bir proje olduğu için.

G.S.: Araştırmalar yapıldı, Argande ismi aranırken. Zaten gönüllülerimizden biri, bizim kurumsal kimliğimizi tasarlayan Demir Tasarım, Yeşim Demir Argande ismini o buldu. Bütün tasarımları da o yaptı zaten.

UNDP Türkiye: Bu isimlerin altında bir marka oluştu. Buraya kadar bir merak, bir soru işareti oluşturmayı başardık zannediyorum. Soru işaretinin altını dolduralım. Sizin ürettiğiniz Argande nedir?

G.S.: Bizim ürettiğimiz Argande bir moda markası. Türkiye’nin en önemli modacılarının yine gönüllü desteği ile yarattığımız bir marka, Argande.

UNDP Türkiye: Hepimiz biliyoruz ki güneydoğuda kadınların güçlendirilmesi alanında Türkiye’nin bir takım eksiklikleri var ve kadınlar o bölgede işsizler. Sizin ürettiğiniz bu proje aracılığıyla bu bölgedeki kadınların durumunun güçlendirilmesi söz konusu. Bu anlamda nasıl başladı acaba bu proje ve Argande fikri nasıl ortaya çıktı?

G.S.: Argande projesi GAP Bölgesi’nde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler Projesi’nin bir alt projesidir. Burada yola çıkarken güneydoğunun kadınların ürettiği ürünlerin markalaştırılması, buna kurumsal bir kimlik yaratılması ve pazarlama stratejilerinin geliştirilmesinden yola çıkarak bu fikir ortaya çıktı.

UNDP Türkiye: Aslında bir giyim markası oluşturuldu güneydoğulu kadınların ürettiklerinden oluşan.

G.S.: Evet, ilk başta moda markası olsun diye düşünmedik, marka olsun denildi; ama işin içine girince başka boyutlar çıktı. Yani ilk önce moda tasarımcılarının desteği istendi bu konuda.

UNDP Türkiye: Türkiye’nin ünlü giyim tasarımcıları.

G.S.: En önemli moda tasarımcıları bunlar. Çok aktif olarak hayattalar.

UNDP Türkiye: Birkaç isim verelim aslında.

G.S.: Hatice Gökçe koordinatörlüğünde yapıyoruz zaten. Tasarım koordinatörümüz Hatice Gökçe. Onun dışında başlangıçta sekiz isimle başladık. Hatice Gökçe, Mehtap Elaidi, Deniz Yeğin, Gamze Saraçoğlu, Simay Bülbül, Alex Akimoğlu, Günseli Türkay, Rojin Aslı Polat – zaten son koleksiyonun birçok tasarımını kendisi yaptı – Hakan Yıldırım. Herkes var yani.

UNDP Türkiye: Pek çok ünlü isim var aslında. Argande.com’a girenler hepsini görecek. Tasarım boyutu böyle. Siz birçok tarafı bir araya getirdiniz. Gönüllüleri o yöredeki kadınlarla buluşturdunuz. Elbette GAP İdaresi bu işin bir ayağı ve bir ayağı da Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği. Finansman boyutu nasıl acaba? Bütün bu işlerin finansmanı nasıl sağlanıyor?

G.S.: Finansman boyutunu projenin, SİDA’dan sağladık biz. SİDA da İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı.

UNDP Türkiye: Ünlü bir moda markası ile de işbirliği yaparak bu üretilen ürünlerin Türkiye genelinde dağıtımı için alıcılarla ve tüketicilerle buluşması sağlandı. Biraz aslında işin arka planını anlatmak da faydalı olabilir. Türkiye’deki iş gücüne katılım oranı ve yöredeki işsizliğin boyutu dikkate alındığında – özellikle kadınlar arasında işsizliğin boyutu dikkate alındığında – bu projenin neden düşünüldüğü, tasarlandığı da anlaşılabilir, değil mi? O bölgedeki manzara nasıl acaba?

G.S.: Zaten Türkiye’nin kadınları istihdama katılım oranlarına baktığımızda Avrupa Birliği ülkelerinin çok gerisinde, bunu hepimiz biliyoruz. Bu rakam güneydoğuya getirdiğimizde yüzde dört gibi bir rakam – çok düşük.

UNDP Türkiye: Her yüz kadından sadece dördü çalışıyor, para kazanıyor.

G.S.: Bizim projemiz aslında GAP Bölgesi’nde sosyal ve ekonomik kalkınmayı hedefleyen bir proje ama bizim daha çok ekonomik boyutunun üzerine gittiğimizi fark ediyorum; çünkü öyle gelişti; çünkü oradaki ihtiyaçlar öyle. Tabii ki sosyal boyutu da var ama ekonomik boyutunu düzeltince zaten sosyal boyutunu da düzeltmiş oluyorsunuz. Birbirini tetikleyen şeyler bunlar.

UNDP Türkiye: Bir marka oluştururken de yörenin o kültürel mirasından da ilham alan bir isim oluşturdunuz ve bunun altında da epey işler yaptınız. Biraz aslında neler yapıldığını anlatmakta fayda var. Hangi illerde, yörelerdesiniz ve nasıl başladı bu üretim süreci? Atölye ile başladı ve nerelere geldi?

G.S.: O kadar çok iş var ki anlatması çok zor. İlk başta fikrimiz moda tasarımcıları tasarlasın, biz de kadınlara üretirelim, bir yerde de satarız idi. Ham hali buydu olayın. Gittik moda tasarımcılarına ve hepsi de “biz bu işte gönüllü olarak varız” dediler. Kendileri Moda Tasarımcıları Derneği’nin üyesidir. Hepsi de bu işe tamam dedi. Onayı aldık ama satış noktası da bulmamız gerekliydi. Aklımıza ilk MUDO geldi ve MUDO’ya gittik. Çünkü MUDO önemli bir marka, bir firma, ağı da geniş ve kalitesi de iyi. Yöneticileriyle paylaştık bunu ve “neden olmasın; ama koleksiyonu görelim” dediler. Orada iş bir ciddiyet kazandı.

UNDP Türkiye: Tasarımcılara birden pas atmış oldunuz.

G.S.: Evet onlara söyledik, herkes tasarladı. Modeller verildi. 14 parçalık bir koleksiyondu ilk koleksiyon. Harika bir koleksiyon. Ve paylaştık bunu MUDO’nun pazarlama ekibi ile ve ilk siparişleri verdiler. Hiç de az bir sipariş değildi ve orada işin ciddiyetini anladık. Paçalarımız tutuştu.

UNDP Türkiye: Üretim-imalata başladı kadınlar.

G.S.: Hayır. Orada “nasıl üretilecek bunlar?” sorusu ortaya çıktı; çünkü o kalitede ürün standardını tutturmak hiç kolay değil. Oradaki kadınların mevcut atölyelerinin durumunu biliyoruz. O kaliteyi yakalamak çok zor. İşte orada İTKİB’in desteğini istedik.

UNDP Türkiye: İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği.

G.S.: İTKİB’den konteynırını Batman’a kaydırmasını istedik; çünkü Batman’ı seçtik ilk olarak bu konuda. Batman’da yapalım dedik çünkü kadınların sorun yaşadığı ve fakirliğin de yoğun yaşandığı illerimizden biri. Bizim projemiz GAP’taki dokuz ili ve ilçelerini kapsıyor. Bunu saymamıza gerek yok, bunu herkes biliyordur sanıyorum.

UNDP Türkiye: Güneydoğu’daki yoksul illeri, Türkiye’deki en yoksul illeri kapsayan bir proje esasen.

G.S.: Hepsi yoksul değil. Antep’i dışında tutabilirsiniz rahatlıkla. Burada da İTKİP eğitim konteynırları var. Dikiş eğitimi konusunda çok iyiler. Kocaman bir tırdır o; onu getirdiler Batman’a. Batman ÇATOM’un bahçesinde konuşlandırdık biz onu. İşte orada başladı. Herkes “burada bir iş yeri açılacakmış” diye başvuru yapmaya başladı, kimseye söylemediğimiz halde. Mülakatlar yapıldı ve 40 kızımız seçildi eğitim için ve bunlar eğitim bandından geçirildi İTKİB’in. Ondan sonra atölyeye yerleştirdik.

UNDP Türkiye: İlk defa aslında para kazanan pek çok kızla veya kadınla siz çalıştınız.

G.S.: Sırası geldiğinde söyleriz. Hikayeler çok hazin...

UNDP Türkiye: Atölye aşamasından, fabrika aşamasına geldiniz. O araları biraz atlayalım ve şu anda Argande nereye ulaştı? Bugün itibariyle Argande nerede?

G.S.: Bugün itibariyle “Argande” isminde bir marka kimliği oluşmaya başlandı. “Argande” diye girerseniz arasanız internette, çok fazla şey çıkacaktır.

UNDP Türkiye: Yüzlerce sonuçla karşılaşacaksınız. Birkaç örnek ben vermek istiyorum; örneğin Markafoni, Trendyol gibi internet sitelerinde Argande bulmak mümkün.

G.S.: Zaten MUDO’nun 15 mağazasında satışı var.

UNDP Türkiye: Örnek teşkil edebilecek, pek çok yenilik içeren bir proje bu. Gönüllülük boyutu var. Aynı zamanda İstanbul Moda Haftası’nda yer alıyorsunuz, değil mi?

G.S.: İki defa defilemiz oldu, ondan bahsedelim. İlk kez geçen sene 2010 şubat ayında İstanbul Moda Haftası kapsamında Argende’yi kabul ettirdik. Destekledi İstanbul Fashion Week Ekibi Argende’yi ve profesyonel bir defile sunuldu orada; yani yine gönüllülerin desteğiyle, müzikten ışığa, mankenlere kadar, herkes bütün kişi ve kurumlar gönüllü bu projede. Hepsine teker teker teşekkür etmemiz gerekiyor; ancak burada vaktimiz sınırlı.

UNDP Türkiye: Güneydoğulu kadınların umutlarını, bir yandan da emeklerini yansıtan bir proje bu. Çok kapsamlı bir ilkbahar-yaz koleksiyonuna sahip olan markayı Türkiye’nin her yerindeki MUDO mağazalarında bulabilir; markaya argende.com üzerinden de online olarak ulaşabilirsiniz. Çok teşekkür ederim katıldığınız için Gönül Sulargil. GAP Bölgesi’nde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler Projesi Yöneticisi Gönül Hanım konuğumuzdu. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programının sonuna geldik. Programı, Ankara Üniversitesi iletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, podcast formatında iTunes üzerinden, yayın ağımmızdaki üniversite radyolarından, undp.org.tr adresinden, ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye.Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileği ile, hoşçakalın!

Kuzeydoğu Anadolu'da doğal yaşamın korunması

 

Bu bölümde konumuz Kars’ta bir süre önce fotoğrafı çekilen ve nadiren görülebilen Anadolu vaşakları. Sadece vaşaklar da değil, aslında Anadolu coğrafyasında yaşayan bütün büyük yırtıcı memelileri konuşacağız.

UNDP Türkiye: Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programı ile karşınızdayız. Bu bölümde konumuz Kars’ta bir süre önce fotoğrafı çekilen ve nadiren görülebilen Anadolu vaşakları. Sadece vaşaklar da değil, aslında Anadolu coğrafyasında yaşayan bütün büyük yırtıcı memelileri konuşacağız. Türkiye’nin kuzeydoğusunda doğal yaşamı korumak için çalışan ve son zamanlarda ismini sıkça duymaya başladığımız bir dernek var ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı altındaki GEF Küçük Destek Programı da bu derneğin çalışmalarına destek oluyor. Bu konunun ayrıntılarını, Kuzey Doğa Derneği Bilim Koordinatörü Uzman Biyolog Emrah Çoban ve Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programı’nın Ulusal Koordinatörü Gökmen Argun ile konuşacağız. Projenin oldukça uzun ve kapsamlı bir ismi var: Kars’ın Etobur Türlerini Koruma, İnsan-Büyük Etobur Çatışmasını Önleme ve Yaban Hayat Turizmini Geliştirme Projesi. Geride bıraktığımız kış aylarında Kars’ta fotoğrafı çekilen vaşaklar ile projenin ismi gündeme geldi. Programın finansmanını, nasıl oluşturulduğunu, projenin nasıl geliştirildiğini ayrıntılı olarak ele alacağız. Hoşgeldiniz.

Emrah Çoban (E.Ç.), Gökmen Argun(G.A.): Hoşbulduk.

UNDP Türkiye: Öncelikle, bu vaşakların fotoğraflanma sürecinden bahsetmek isterim.

E.Ç.: Vaşakların fotoğraflanması oldukça zor bir süreç çünkü alan çok büyük. Yaklaşık 243 hektarlık bir alandan oluşan Sarıkamış Allahuekber Dağları Milli Parkı’nda çalışıyoruz. Bu alan içinde sistematik bir şekilde fotokopan dediğimiz ısı ve hareket sensörlü makineler yerleştirerek bu hayvanların geçiş noktalarını bulmaya ve bu geçiş noktalarını bulduktan sonra da hayvanların hareketlerini, insanlarla ne kadar yakın temas ettiklerini ortaya çıkartmaya çalışıyoruz. Bunlardan bir tanesinden sadece biz vaşağı ve ilginç bir şekilde yavrularını görüntüledik - ki bu Sarıkamış için ilk defa alınan bir üreme kaydıydı. Vaşaklar gece avlanan canlılar oldukları için çok zor görünürler gündüzleri. Tabii bunu da başardık Kars’ta. Bizim SGP ile her sene ortak çıkardığımız bir takvim var. Bu takvimde koyduğumuz vaşak fotoğrafını Sarıkamış’ta şans eseri gezen birisi görüyor ve bize 1 hafta önce doğada çektiği vaşak videolarını iletti. Biz de bunları basınla paylaştık. Tabii bu çok büyük bir şey.

UNDP Türkiye: Aslında bunun nadiren görülebilen bir video olduğunun belki farkında değil.

E.Ç.: Tabii değil. Takvim onun farkındalığını arttırdı. Biz sadece takvim olarak bakmıyorduk hiçbir zaman ona. O çok değerli bir şey çünkü insanların hemen dikkatini çekiyor. Onun sayesinde o görüntüleri bize ulaştırdı ve Türkiye’de sanırım son 10 yılda alınmış tek vaşak videolarından bir tanesiydi bu ve de çok değerliydi bizim için. Çünkü sonuçta bizim ulaşmak istediğimiz hedeflerden biri de buydu; insanların yaşadıkları bölgedeki yaban canlılarına nasıl davranmaları gerektiği - ki bu videoyu çeken kişi bir avcıydı.

UNDP Türkiye: Ne zaman çekmiş videoyu?

E.Ç.: Video iki ay önce çekildi ve bu videonun çekildiği haftada Tunceli’de iki tane, avcılar tarafından öldürülmüş vaşak bilgisi elimize geldi. Şunu görüyoruz bu tür çalışmalar artıkça, alanda avcıların bilinçlenmesi bu tür görüntülerin ortaya çıkmasında aslında yararlı oluyor.

UNDP Türkiye: 2011’in ilk aylarında çekilen görüntüler bunlar aslında, değil mi?

E.Ç.: Evet 2011’in ilk aylarında çekilmişti. Aynı aylarda da iki vaşak Tunceli’de avcı tarafından vurulmuştu.

UNDP Türkiye: Ne kadar acaba şu an Anadolu vaşaklarının sayısı?

E.Ç.: İşte bunu henüz bilmiyoruz. Şu anda bunu araştırıyoruz, yani bu çok büyük bir proje aslında. Biz popülasyonun ne kadar büyük olduğunu bilmediğimiz için şu anda bir koruma faaliyeti de yapamıyoruz. Türkiye genelinde sadece biz kendi çalıştığımız bölgede biliyoruz ki bir vaşak ve iki yavrusu var. Bundan öteye gidemiyoruz hiçbir zaman ama alan büyüklüğüne bakarak bir modelleme yapabilir, bunun için de bizim Sarıkamış’ta ve Doğu Anadolu’da daha çok çalışmamız gerekir.

UNDP Türkiye: Şimdi bu konuya birazdan geri döneceğiz. Fotokapan konusunu biraz anlatmakta fayda var. Nasıl çekildi bu süreç? Diğer yırtıcı hayvanlara da bakacağız ama işin diğer boyutunda Gökmen Hanım’a dönmek istiyorum. Bu noktada bu çalışmayı destekliyor Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programı. Nasıl bir işbirliği içindesiniz, nasıl birbirinizi buldunuz?

Gökmen Argun (G.A.): GEF Küçük Destek Programı 16 yıldır Türkiye’de aktif. Kuzey Doğa da bizim çok yakından tanıdığımız, özellikle Kuyucuk Gölü’ndeki çalışmalarını çok yakından takip ettiğimiz, çalışanlarını tanıdığımız arkadaşlarımız olan insanlardı. O çalışmalarla hazırladıkları bir projeyle bize geldiler. Projenin içeriği, memeli hayvanlar, özellikle yırtıcı memeliler konusunda. Bölgenin özelliklerini ortaya koyan ve insanların katılmasıyla birlikte buradaki sorunların çözümüne yönelik bir takım faaliyetler öngörülmüş bir projeyle geldiler. Biz çalışmanın kapsamını ve onların bu konudaki tecrübelerini bilerek ve hem ulusal, hem uluslararası alandaki bu hareketlerini destekleyebilecek şekilde projenin geliştirilme sürecinde birlikte de çalıştığımız oldu. Onlar zaten bir parça hazırdı projeye, o şekilde geldiler. Biz de kendi stratejik önceliklerimize uyduğu için destekledik.

UNDP Türkiye: Kuzey Doğa Derneği ile ortaklaşa bir işe başladınız.

G.A.: Kuzey Doğa Derneği’nin getirdiği projenin içerisinde memeli hayvanların korunması var ama en önemli şey bunların yaşadıkları alandaki sorunlarının halkla ilgili olması. Yani insan ve yırtıcılar arasındaki çatışmanın giderilmesine yönelik örnek oluşturabilecek Türkiye’nin başka yerlerinde de uygulanabilecek türden çözümler bize sunabildikleri için.

UNDP Türkiye: Mesela avcılık gibi sorunlar değil mi?

G.A.: Tabii, çok ilginç başlıklar var. Türkiye’de kayda alınması, avcıların bu konuda sahiplenmesi, yerel halkın konuyla ilgili bilinçlenmesi, bilinçlenerek bu sürece dahil edilmesi hatta daha uzun boyutuyla bir ekoturizm çerçevesi de var projenin içerisinde. Tam bir çözüm arayışı ve bu çözüm arayışının en iyi örneklerinden bir tanesini Kars’ta uygulatabileceğimizi düşündük.

UNDP Türkiye: Kars’a dolayısıyla odaklanmasını bu biraz açıklıyor. Sınırlı bir alanda yürüyen bir proje. Etobur türlerini koruma var birinci ayağı; ikincisi, az önce bahsettiğiniz, insan ve büyük etobur türleri arasındaki çatışmayı önleme ve son olarak da buna dayalı yani bu yırtıcı hayvanlara bir anlamda dayalı yaban hayatı turizmini geliştirme projesi bu. Üç ayağı olan proje. Tekrar Emrah Bey, size dönmek istiyorum. Az önce fotokapanlardan söz ettiniz. Bu pek duymadığımız bir kelime; belki de biraz açıklamakta fayda var bunu.

E.Ç.: İsminden de anlaşılcağı gibi, ‘foto’ ve ‘kapan’. Isı ve hareket sensörlü. Biz makineyi alana - uygun alanlara, özellikle bu tür hedef türlerimiz olan ayı, kurt, vaşak gibi türlerin geçebileceği alanları belirleyip bağlıyoruz ve bu hayvanlar buralardan geçtikleri zaman makine otomatik olarak açılıp fotoğraf ve video çekiyor.

UNDP Türkiye: Önünden geçen her türlü canlıyı çekiyor mu, yoksa tanımlıyor musunuz?

E.Ç.: İnsanı tanımlayamazsınız. Önünden geçen her hayvanın boyuna göre kuruluyor makina; yani bir kurt için 50-60 cm yüksekliğe takıyorsunuz. Bozayı için 1 metreye çıkıyorsunuz. Onun için sadece biz yaban hayvanlarını tanımlayabiliyoruz. Aslında insanlara herhangi bir zararı yok bu makinenin.

UNDP Türkiye: Hayvanlara da yok zaten...

E.Ç.: Hayvanlara da yok çünkü kızıl altı bir infrad algılamayla çalışıyor. Zaten hayvanlar makineyi görmüyorlar. Makine direk fotoğraf çekiyor. Ses ve ışık kesinlikle yok makinede. Ondan sonra biz 15 gün aralıklarla makinelerin gidip kartlarını ve pillerini değiştirip yerlerini değiştirip makinelerin içindeki verileri alıyoruz.

UNDP Türkiye: Kızılötesi ışınlar ve ısı sensörü yoluyla önünden geçen tanımladığınız canlıların fotoğrafları ve nadir görülen vaşakların fotoğrafı da bu şekilde çekildi. Pek çok yerde yayınlandı değil mi ? Türkiye’de bir ilk olmuş oldu. Bu canlıların video görüntüleri de ortaya çıkmış oldu. Vaşakları şimdilik bir kenara bırakalım. Ayılar var bölgede elbette; diğer yırtıcı canlılar var. Bunlardan da biraz bahsedelim. Büyük yırtıcı memeliler derken, Türkiye’de hangi türler var acaba hala hayatta kalan?

E.Ç.: Bozayı, kurt, vaşak, domuz bunları ilk sıraya koyabiliriz. İnsanla çatışan ve insan ile sorunu olan, aslında hedefimizde olan canlılar bunlar. Çünkü bizim asıl hedefimiz burada kendimizi korumak. Bu yanlış anlaşılmasın; biz bu projeyi aslında hem yaban hayatı korumaya, hem de kendimizi daha güvene almaya çalışıyoruz. Çünkü biz yaşama alanlarımızı genişlettikçe bu tür yaban hayvanlarının alanlarına giriyoruz ve onlarla ister istemez bir çatışma halindeyiz. Onlar bize zarar veriyor, biz onlara zarar veriyoruz. Bu şekilde bir döngü var. SGP’yle asıl yapmayı hedeflediğimiz ve şu anda yaptığımız şey, bu çatışmanın önce nereden başladığını tespit etmek. Bu çatışma sorunlarımız ne? Milli Park’ın etrafındaki 17 köyde 700 kişiye anket yaptık ve her köyün farklı sorunlarını tespit ettik. Tabii bunların hepsinin çözümleri var. Biz şimdi bunları gidip onlara anlatacağız. Onlardan yapmalarını isteyeceğimiz şeyler olacak ve bu şekilde onların kendi çözüm stratejilerini geliştirmelerini isteyeceğiz aslında.

UNDP Türkiye: Aslında galiba bu çatışmayı azaltmanın yollarından biri olarak düşündüğünüz bir çıktı var ki bu da önemli projeniz kapsamında. Yaban hayatı koridorundan söz ediyorsunuz bu ne demek nasıl oluşacak?

E.Ç.: Evet, bu aslında Türkiye’de ve dünyada çok yeni gelişen bir terim. Bu tür koridorlar, özellikle Sarıkamış Bölgesi için konuşacak olursak, sıkışmış bir yaban hayvan popülasyonunu daha ileride olan orman bloklarına taşımak için parçalanmış orman blokları arasında yapılan...

UNDP Türkiye: Yani arada yerleşim birimi var. Bir orman parçası var. Diğer insanların yaşadığı bölge var ve hepsinde sıkışmış kalmış yaban hayatlarını sürmekte.

E.Ç.: Evet, bu da hayvanların gen çeşitliliğinin bozulmasına sebep oluyor çünkü akraba evlilikleri ortaya çıkıyor ve o gen, türün neslinin daha kötüye gitmesine sebep oluyor. Verimsiz hala gelmeye başlıyor. Bunu önlemek için hem de orada yaşayan insanların bu hayvanlardan daha az zarar görmeleri için bu hayvanları oluşturduğumuz koridorlarla daha yukarıdaki Kaçkar’daki ormanlara - ki bu aslında varmış, biz yok etmişiz. Biz onlara bir şey yapmıyoruz aslında. Sarıkamış’tan bir hikaye vardır, Sarıkamış’tan Hosaf’a kadar sincap yere değmeden gidermiş ama şu anda bu orman bloğu parçalandığı için bu hayvanlar sıkışmış durumdalar.

UNDP Türkiye: Bu koridorlar oluştuğu zaman, yaban hayat da farklı bölgeler arasında geçişkenliğini sağlamış olacak. Ne zaman acaba sonuçlanacak projenin görülen sonuçları? Çektiğiniz fotoğrafların da ötesindeki sonuçlarını ne zaman görmeye başlıyoruz?

E.Ç.: Koridorla ilgili şu an planlama aşamasında her şey. Hem

Ormanların değerini anımsatan yerel uygulamalar

 

Bu bölümde konumuz “Ormanlarımızın Ekonomik, Sosyal ve Çevresel Katkıları Üzerine Yerel Uygulamalar için Küçük Yatırım Fonu” adlı bir proje.

UNDP Türkiye: Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programı ile karşınızdayız. Bu bölümde konumuz “Ormanlarımızın Ekonomik, Sosyal ve Çevresel Katkıları Üzerine Yerel Uygulamalar için Küçük Yatırım Fonu” adlı bir proje. Bu yıl aynı zamanda “Orman Yılı”. Acaba bu konuda ne kadar bilgi sahibiyiz? Türkiye’nin bu alandaki durumu nedir? Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Türkiye’nin bu alandaki çabalarına katkıları acaba neler? Tüm bunları konuklarımız projenin yöneticisi Nuri Özbağdatlı ve Çevre ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü Dış İlişkiler Şube Müdürü Emine Ataş ile konuşacağız. Uzunca bir proje isminiz var. “Küçük Yatırım Fonu” diye bitiyor aslında. “Ormanlarımızın Ekonomik, Sosyal ve Çevresel Katkıları Üzerine Yerel Uygulamalar için Küçük Yatırım Fonu”.

Nuri Özbağdatlı (N.Ö.), Emine Ataş (E.A.): Hoşbulduk.

UNDP Türkiye: Uzunca bir proje isminiz var. “Küçük Yatırım Fonu” diye bitiyor aslında. “Ormanlarımızın Ekonomik, Sosyal ve Çevresel Katkıları Üzerine Yerel Uygulamalar için Küçük Yatırım Fonu”. Öncelikle “Küçük Yatırım Fonu” ne demek bunu anlatarak başlayalım. 

N.Ö.: İsmi küçük; ama etkisi büyük ismi gibi. Kendisi 2004’ten beri, aslında, Bakü-Tiflis Ceyhan Boru Hattı BTC Şirketi ve UNDP’nin uyguladığı bir yatırım programı.

UNDP Türkiye: 2004 yılından bu yana?

N.Ö.: 2004 yılından beri iki safhası uygulandı. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda aslında biyolojik çeşitlilik, sürdürülebilir kalkınma ve enerji verimliliği konularında bölgedeki sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler ve hatta özel şirketlere uygulamalar için hibe programı, fon veriliyor.

UNDP Türkiye: Onların projeleri kapsamında onlara destek olma.

N.Ö.: Evet, aynen öyle. Bu sene üçüncü fazını başlattık ve üçüncü fazında aslında Türkiye’deki biyolojik çeşitliliği barındıran ormanları ve Türkiye’nin %27’sini yöneten Orman Genel Müdürlüğü’yle beraber bir işbirliği var. Bu seneki üçüncü fazda da biz UNDP Türkiye’nin proje ortağı BTC.

UNDP Türkiye: BTC Bakü-Tiflis Ceyhan Boru Hattı tekrar altını çizelim.

N.Ö.: Orman Genel Müdürlüğümüz de proje yürütücüsü biz ise proje uygulayıcısı olarak işbirliğimiz başladı.

UNDP Türkiye: Türkiye’nin %27’sini yöneten Orman Genel Müdürlüğü (OGM) dediniz bu noktada hemen dönmek istiyorum Emine Hanım’a. Türkiye’nin %27’si mi ormanlardan müteşekkil?

Emine Ataş (E.A.): Evet,Türkiye’nin %27’si ormanlardan oluşuyor. Orman varlığı açısından oldukça zenginiz bulunduğumuz coğrafya itibariyle, kıta karakteri gösterdiği için ormanlarımız hem çok büyük bir kısmı doğal orman ve kıta karakterinde biyolojik çeşitlilik barındırıyor içinde.

UNDP Türkiye: Doğal olmayan ormanlar da mı var?

E.A.: Tabii, eğer mesela diğer sanayileşmiş ülkeler gibi siz bütün ormanları yok edip, ağaçlandırmayla plantasyon ormanları kurarsanız, doğal ormanlarınız...

UNDP Türkiye: Türkiye’nin ilginç bir özelliği daha var, ormanların kapladığı alanın yüzölçümüne oranı giderek artıyor; ama acaba bu nerden kaynaklanıyor?

E.A.: Bunun tabii çok fazla farklı sebepleri var, öncelikle göç. Biliyorsunuz köyden kente göç bir anlamda sorun ama ormancılık açısından bu bir avantaj. Orman varlığımızı arttırmamızın en önemli nedeni bu. Çünkü köylerde yoğun olmayan nüfusun baskısı az ormanlara yönelik. O nedenle mesela çok önceden yaşanan kaçakçılık, tarla açma gibi sorunlar azaldığı için ekolojik anlamda da zaten elverişli olduğundan insan etkisi de olmayınca o alanlar doğal olarak orman oluyor.

UNDP Türkiye: Aslında pek çok kişi herhalde aklımızın bir köşesinde her sene meydana gelen büyük orman yangınları yüzünden Türkiye’nin orman varlığının azaldığını düşünmekte - ki bu aslında gerçek bir tarafı bu işin; ama geneline bakıldığında galiba diğeri daha büyük bir tehditmiş - ki anlaşılan bunun azalmış olması. Bunda peki etkenler neler göçün dışında? Mesela doğalgaz gibi yakıtların kullanılmasının etkisi var mı?

E.A.: Tabii, yani enerji kaynaklarının çeşitlenmesi, doğalgazın yaygınlaşması. Bir de ekonomik piyasalarda olan şeylerin de etkisi var. Hani eskisi kadar kaçakçılık yok çünkü zaten çok ucuza dışarıdan geliyor odun hammaddesi ya da kağıt hammaddesi. Bu da bir etken tabii.

UNDP Türkiye: Dolayısıyla sanayide kullanılan ahşabın da pek çoğu ithalat yoluyla esasen karşılanmaya başladığı için tehdidin azalmasını getiriyor beraberinde.

E.A.: Evet.

UNDP Türkiye: Proje bağlamında konuşmaya devam edecek olursak, bu anlamda projenin kapsamında önümüzdeki dönemde neler göreceğiz? Çünkü çok yeni başlayan bir proje bu. Mart ayında başladı. Bundan sonra projenizin yol haritası nasıl acaba?

N.Ö.: Bu projede yapmak istediğimiz, hali hazırda OGM dünyada gerçekten de üst seviyede uygulamalar yapıyor; yangın söndürme de olsun, orman alanlarının yönetimi olsun... Dünyada birinciyiz diyebiliriz. Öte yandan...

UNDP Türkiye: Daha çok kırsalda tanınan ve kentlerde fazla çalışmaları hakkında bilgi sahibi olunmayan bir genel müdürlük, değil mi?

N.Ö.: Evet, hatta öte yandan uluslararası seviyede çok büyük, sayı ile gösterilebilecek faaliyetler var. Birçok faaliyet yapıyor. Bunları zaten uluslararasında da duyurmak için işbirlikleri yapmaya çalışıyoruz.

UNDP Türkiye: Neler var mesela?

N.Ö.: Mesela yangın bunlardan birisi, ama öte yandan ben aslında şunu altını çizmek istiyorum. Biz burada projenin isminde ormanların çevresel ekonomik ve sosyal değerleri deniyor. Aslında bu bizim bildiğimiz değerleri sınıflandırma biçimimiz. Sürdürülebilir kalkınma noktasından bakıyoruz. Ama öte yandan orman dediğimizde aslında orman sadece oradaki odun üretimi değil. Ormanın içerisinde aslında oradaki köylüler de var. Onun için orman köylülerin olması da ormanı zenginleştiren bir şey. Öte yandan orman oradaki mantardan tutun da yaban hayatı da önemli. Oradaki bir ağaçkakan da orman içerisinde bir öğe. Onun için biz bu projede öyle uygulamalar yapmak istiyoruz ki projenin değeri insanların hem cebini, hem yaşadıkları ortamı, oradaki doğal kaynakları, oradaki doğaya verdikleri katkıları, ormanların verdiği katkıları gösterebilsin ve bunu daha sonra uygulama alanları da geliştirilebilsin.

UNDP Türkiye: A’dan Z’ye büyük bir bütünden, bir ekosistemden söz ediyoruz. Tohumdan, topraktan tutun, ağaçlara, çevresinde yaşayan insanlara ve doğal yaşama kadar uzanan.

N.Ö.: Evet ve burada yaşarken, şu anda bir stüdyo içerisindeyiz; ama aslında burada bu stüdyo içerisinde olmamızı destekleyen bir ekosistemden de bahsediyoruz. Orman aynı zamanda öyle bir şey. Bir de şu önemli biz bu uygulamaları yaparken uzun vadedeki işbirliğimizi de düşünüyoruz. Sonuçta bu projenin ötesinde biz Orman Genel Müdürlüğü ile beraber hem uluslararası anlamda, hem ulusal anlamda, hem de yerel anlamda işbirlikleri geliştirmeye devam ediyoruz. Bunlardan birisi Emine Hanım’ın bahsetmesini ben talep ederim, yeni bir projemiz başlıyor GEF 5’e sunulmuş olan ve dünyada ilk kez uygulanacak.

UNDP Türkiye: Küresel Çevre Fonu tarafından desteklenecek olan bir proje. Emine Hanım sizden dinleyelim bunu.

E.A.: Ben o projeye geçmeden önce kısaca bir konuya değinmek istiyorum; “uluslararası” çok doğru bir tespit yaptınız. Genelde kırsalda tanınıyoruz. Yaptığımız faaliyetler Orman Genel Müdürlüğü’nün orman varlığımızın dünyada hakikaten hatırı sayılıyor. Son yıllarda, tabii, bu konuya çok önem veriyoruz. Mesela bu yılın başında, 2011 yılı Uluslararası Orman Yılı biliyorsunuz dünyada. Birleşmiş Milletler Ormancılık Forumu yapıldı. Biz buraya bakanımız başkanlığında geniş bir heyetle katıldık ve şimdiye kadar New York’da Birleşmiş Milletler binasında yapılan bu çok önemli toplantıyı 2013 yılında Türkiye’de yapacağız. Orman Genel Müdürlüğü 172 yıllık bir kurum; çok köklü organizasyon yapısı var. Dünyadaki çoğu ülke ormanlarını düzenli bir planlama yaparak işletmediği için ormansızlaşma sorunu yaşıyor, ama ülkemiz 60’lı yıllardan itibaren planlı yönetiyor ve belki de uzun yıllardır orman varlığımızı korumamız ve arttırmamızın nedeni de bu. Projeye gelirsek.

UNDP Türkiye: 2013 yılında bu zirve Türkiye’de yapılacak. Bir kez daha altını çizelim.

E.A.: Türkiye’de İstanbul’da yapılacak. Ben müsaade ederseniz projeye geçmeden önce onun yanı sıra, bu yıl ve geçtiğimiz yıllarda da çok önemli uluslararası toplantılara ev sahipliği yaptık biz. Orman ve su çok önemli biliyorsunuz, özellikle iklim değişikliği çok büyük bir tehdit. Bunun en büyük göstergesi de su sıkıntısı. Orman ve su ilişkisi çok önemli. FAO’nun Orman ve Su Toplantısı bu yıl Kastamonu’da düzenlenecek. Onun dışında yine Avrupa Birliği Komisyonu’nun ortak toplantısı Antalya’da düzenlenecek, ekim ayında. Bunlar da tabii bizim kapasite arttırmamız için, kendi ormancılığımızı tanıtmamız için ve işbirliğini geliştirmemiz için çok büyük fırsatlar.

UNDP Türkiye: Ve uluslararası bilincin de aynı zamanda güçlendirilmesi açısından Türkiye’nin üstlendiği rolün de altını çizen uluslararası yaklaşımlar var burada. Pek azımızın belki de haberi olan şeyler bunlar. O yüzden bahsetmeniz çok yerinde oldu.

E.A.: Evet, bunun yanı sıra, tabii, Türkiye gerçekten çok güçlü. Bölge ülkeleriyle de ikili işbirliklerimiz var. Mesela Bosna-Hersek, Lübnan, Kazakistan heyetlerini ağırladık. Suriye’de Orman Amenajman Planı Projemiz vardı - ki FAO’nun sanırım bir 20 projesinden farklı ülkelerin yürüttüğü, ülkelerde yürütülen projelerin içerisinde başarı hikayesi olarak tanımlandı, seçildi. Mesela Bosna-Hersek’e orada bir kent ormanı kuracağız. Ormanlar sadece odun değil, ormanların sağladıkları rekreasyon faaliyetleri de çok önemli. Bir ormana gittiğinizde o rahatlama hissi hiçbir şey ile ölçülemez. Tabii göçten bahsettik. Kentlerde de hafta sonları insanlar ormanlık alanlara gitmeye çalışıyor. O nedenle kent ormanı fikri doğdu ve bu yıl tüm illerde biz kent ormanlarını Orman Genel Müdürlüğü olarak şu anda bu yıl itibariyle tamamlayacağız.

UNDP Türkiye: Kent ormanı kavramını da bir kenara not etmekte fayda var bu durumda. Çok kısaca bize Küresel Çevre Fonu ile yapacağınız işbirliğinden de bahseder misiniz?

E.A.: Bu entegre havza, entegre orman yönetimi ile ilgili. İçinde iklim değişikliği var, biyolojik çeşitlilik var. Biliyorsunuz İklim Değişikliği Sözleşmesi kapsamında envanter veriyoruz biz her yıl, uluslararası raporluyoruz. Bu raporlar Türkiye ormanlarının her yıl ne kadar karbon tuttuğu ile ilgili. Böyle çok kapsamlı bir proje içinde biyolojik çeşitlilik korunan alanlar. Entegre bir proje olacak, 28 milyon dolarlık bir bütçesi olacak, 5 yıllık bir proje. Biz de ülkemizin, ormancılığımızın pek çok derdine derman olacak bir proje diye bekliyoruz ve çok heyecanlıyız.

UNDP Türkiye: Bir yandan baştan beri konuştuğumuz proje, bir yandan bu sözünü ettiğimiz yeni proje, bir yandan ağaçlandırma çalışm

Tohum ağı oluşturmak niye önemli?

 

Bu bölümde konumuz, UNDP Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programı’nın finansal desteği ile Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Tohum Emanetçileri Derneği tarafından yürütülen “Tohum Ağı” adlı bir proje.

UNDP Türkiye: Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programı ile karşınızdayız. Bu bölümde konumuz, UNDP Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programı’nın finansal desteği ile Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Tohum Emanetçileri Derneği tarafından yürütülen “Tohum Ağı” adlı bir proje. Projenin amacı tarımsal biyolojik çeşitliliğin korunması ve tohum veritabanı oluşturulması. Tüm bunlar ne anlama geliyor? Konuklarımız GEF Küçük Destek Programı Program Sorumlusu biyolog Özge Gökçe ve Türkiye’nin Tarımsal Biyoçeşitliliğinin Korunması İçin Tohum Ağı Projesi’nin koordinatörü Arif Şen ile konuşacağız. Hoşgeldiniz.

Özge Gökçe (Ö.G.), Arif Şen (A.Ş.): Merhabalar.

UNDP Türkiye: Öncelikle Arif Bey ben sizinle başlamak istiyorum. “Tohum ağı” ne demek ve hangi tohumlardan oluşucak? Nasıl bir projedir bu?

Arif Şen (A.Ş.): “Tohum ağı” Türkiye’deki mevcut biyoçeşitliliğin korunması için kurulan bir ağ. Bu ağ, ilgili birçok kurumu bünyesine katmak ve bunların arasındaki iletişimi sağlamak için hazırladığımız oluşum. Aynı anda belirli sorumluluklar yaratan bir ağ. Tohum ağının pratik ayakları da, kurulan ilişkiler üzerinden oluşturulan tohum ambarları. Bu tohum ambarları da bölgesel sorumluluk üzerinden biçimleniyor. Kendi bölgesindeki o biyoçeşitliliğin veri tabanını oluşturup bunun üzerinden Türkiye’de neyi, nasıl koruyabiliriz diye tespit etmeye çalışıyoruz.

UNDP Türkiye: Bu bir haritanın ortaya çıkarılması gibi.

A.Ş: Evet, bir boyutuyla bölgedeki geleneksel eski tohumların ortaya çıkarılarak tohum ambarları aracılığıyla da kayıt altına alınması.

UNDP Türkiye: Sizin derneğinizin de ismi zaten biraz ipucu veriyor bu konuda. Bu proje kapsamında, Tohum Emanetçileri Derneği adı altında bir derneği de temsil ediyorsunuz. Biraz bundan söz edelim. Sadece tohum da değil, yerel ürünleri korumak diye tarif ediyorsunuz yaptığınız işi, değil mi?

A.Ş.: Zaten yerel biyoçeşitliliğin korunması ve yerel kültürün korunması, tohumun kendi içinde -yani tohum biraz sembolik bir şey bir boyutuyla - gizli olan kültürel birikimi ve onun yine içinde gizli olan o damak tadını bir bütünlük olarak korunması üzerine kurulan bir şey.

UNDP Türkiye: Aslında böyle bir girişimin başlaması için bu konuda gidişatın pek iyi olmaması gerekiyor ki böyle bir girişime gerek duyulmuş olsun. Türkiye’deki manzara şu anda nasıl?

A.Ş.: Şu andaki manzarayı bundan üç beş yıl önceki ile karşılaştırırsak çok daha iyi görüyorum çünkü şu anda mevcut tohum ağı içerisinde bulunan aktörler genel olarak çok duyarlı ve bu işi yürütebilecek durumda. Aslında başında biz de çok umutlu değildik. Son iki yıldan bu yana Türkiye genelinde tohum ambarları zinciri oluşturduk. Otuz üç tane tohum ambarımız var. Ege, Marmara ve Karadeniz’den Ardahan, Kars, Erzurum, Erzincan, Malatya ve Maraş’a kadar uzanan bir zincirde tohum ambarlarımız var.

UNDP Türkiye: Aslında Türkiye üzerinde bakıldığında manzara o kadar da kötü değil, diyorsunuz.

A.Ş.: Aslında STK’lar arası kötü değil ama mevcut olanlar açısından biraz problemli.

UNDP Türkiye: GDO, genetiği değiştirilmiş organizmalar konusuna da bakalım sizinle beraber. Bu noktada hemen Özge Hanım’a dönmek istiyorum. Küresel Çevre Fonu ve bu projenin buluşması acaba nasıl gerçekleşti, sizin hedeflerinizle Emanetçiler Derneği hedefleri arasında nasıl bir ortaklık doğdu? Bunu biraz anlatır mısınız?

Özge Gökçe (Ö.G.): Küresel Çevre Fonu’nun önceliklerinden bir tanesi biyolojik çeşitliliğin korunması. Bu kapsamdaki çalışmalardan bir tanesi de tarımsal biyolojik çeşitliliğin korunması üzerine odaklanıyor. Türkiye bu açıdan çok önemli bir ülke. Türkiye, bereketli hilalin de içinde olduğu bir bölgede olarak dünyada kullanılan tahılların çok büyük bir kısmının anavatanını oluşturuyor. Dolayısıyla da Türkiye’deki çeşitli yerel türlerin korunması gıdayla ilişkilendirilebilecek ve küresel anlamda bir gıda güvenliği sorununa bile çare olabilecek ölçüde önemli bir noktaya parmak basıyor.

UNDP Türkiye: Küresel anlamda diyorsunuz herhalde? Pek çok ürünün ve tohumun anavatanının Türkiye toprakları, Anadolu toprakları, olmasından yola çıkarak bunu söylüyorsunuz.

Ö.G.: Bunun yanı sıra, Türkiye anavatanı olmasa bile, pek çok türün aslında yerel olana uyum sağlamış olma durumu da var. Bu kapsamda da yeni ve belki ticari olarak şu anda çok dikkat çekmeyen pek çok türün ülkemizde varlığını sürdürdüğünü biliyoruz ve bunların da korunması gerektiğine inanıyoruz. Şu an Türkiye’de tohum severlerin ya da tohum emanetçilerinin mevzuatla ilişkili bir kaygısı var diyebiliriz. Şu anda mevcut durumda yerli türlerin satışıyla ilgili bir sorun var. Herhangi bir tohumun satılabilmesi için bir sertifika sahibi olması gerekiyor ve yerel tohumların sertifika sahibi olması mümkün değil.

UNDP Türkiye: Bu durumda burada bir mevzuat eksikliğinden mi söz ediyoruz?

Ö.G.: Mevzuatımız var. Mevzuatın içerisinde yerel türlere dikkat eden bir hüküm yok. Dolayısıyla da onlar bir şekilde kenarda kalmış durumdalar. Türkiye ve dünya açısından bu bir risk oluşturuyor çünkü bu türler giderek daha az kullanılarak, daha az tercih edilerek yok olma riskine sahipler. Bu türlerin yok olmasıyla beraber bölgedeki geleneksel üretim teknikleri ve üretim bilgisi yok oluyor. Hatta çeşitli bölgelerde kültür yok oluyor.

UNDP Türkiye: Peki Arif Bey, bazı ürünler söz konusu olduğunda neden yerel tohumları tercih etmiyor üreticiler?

A.Ş.: Bu biraz da pazarla ve raf ömrüyle ilişkili bir olgu bu. Bizim eski yerel çeşitlerimizin raf ömrü çok fazla yok. Mesela sebze konusunda böyle. Yine hububat konusunda da teknolojik olarak mümkün değil. Eski hububatlar yani bizim buğdaylarımız çok uzun boylu olur. Yeni teknoloji ise biçerdöverlerde çok daha kısa boylu buğdaylar tercih eder. Yüksek buğdayları biçemez onlar. Onun için pratik olarak bundan vazgeçiliyor gittikçe. İki temel noktadan biri pazar diğeri teknoloji.

UNDP Türkiye: Bu noktalardan bakıldığında üreticilerin bunu tercih etmesi biraz anlaşılır görülebilir esasen. Peki genetiği değiştirilmiş organizmalara ilişkin Türkiye’de tohumlar konusunda piyasanın durumu nedir? Şu anda gerçekten böyle bir sorunla karşı karşıya mı, Türkiye?

A.Ş.: Hukuki olarak böyle bir sorun yok. Türkiye’de GDO’lu ürünlerin ekimi kesinlikle yasak. Fakat bunun ötesinde, yani burada konumuz zaten GDO’nun ötesinde bir şey. Gerçekten endüstriyel tohumların kendisi bütünüyle yeknesak yani tek tip.

UNDP Türkiye: Şunu çok net söyleyebilir miyiz: Türkiye’de GDO’lu tohum yoktur?

A.Ş.: Hukuki olarak böyle ifade ediliyor.

UNDP Türkiye: Ama belki de uygulamada olabilir.

A.Ş.: Bunu bilemem.

UNDP Türkiye: Bir de tabii ki patent boyutu var işin. Biraz hukuki boyutu var değil mi? Tohumların patentinin alınması ve dolayısıyla tarifi gerekiyor. Bu nasıl bir süreçtir acaba?

A.Ş.: Zaten bizim mevcut köy tohumlarını yasanın kendisinde tohum olarak sayılmıyor. Gen kaynağı olarak sayılıyor. Tohumluk olabilmesi için tarif edilmesi lazım, farklı olması lazım, yeknesak olması lazım, durulmuş olması lazım. Zaman ve mekan içerisinde bir yeknesaklık söz konusu. Yani zaman içerisinde bu 5 yıl aynı biçimde ürün verecek, aynı biçimde olacak, mekan içerisinde hepsi aynı boyda olacak, aynı zamanda ürün verecek. Bu tarif edilen bir şeydir. Bu tarif edilen şey de daha çok bunun yeni çeşitler yaratmadığı için, kendi içerisinde farklılıklar yaratmadığı için gen havuzu çok daha daraltılmış oluyor. Aslında bizim köy çeşitlerinin gen havuzu daha geniş, daha zengin. Onun için de bu tarif edilemiyor, sürekli değiştiği için. Onun için tarif edilemeyen şeylere patent almak mümkün olmuyor. Ancak tarif edilebilir ticari bir değeri olan şeye patent alınabilir.

UNDP Türkiye: Tekrar altını çizmek gerekirse, sadece tohum değil burada söz konusu olan. Çıkış noktamız tohum olsa da veya tohum emanetçileri sizler olsanız da, yerel ürünlerin yerel tatların korunması, muhafaza edilmesi, tanımlanması, tohum ıslahı gibi pek çok alt başlığı da var. Çok teşekkür ederim programımıza katıldığınız için. Konuklarımı bir kez daha hatırlatmam gerekirse; Arif Şen ilk konuğumuz Emanetçiler Derneği’nden ve Özge Gökçe GEF Küçük Destek Programı Program Sorumlusu. Ve böylece Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programının da sonuna gelmiş oluyoruz. Programı, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden undp.org.tr adresinden, ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye.Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileği ile, hoşçakalın!

UNDP Türkiye'de iş fırsatları

 

Tüm İlanlar

Katkıda Bulunanlar

Katkıda Bulunanlar

Editör: Faik Uyanık

Stajyer: D. Burcu Şenay, Gizem Kumaş

 

 

UNDP Türkiye’yi takip edin:

© 2011 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.