Ana Siteye Dön

Kasım 2010

Sayı: 59

TBMM'de 'Cinsiyet Eşitliği' Eğitimi

TBMM'de 'Cinsiyet Eşitliği' Eğitimi

4-19 Ekim 2010 tarihlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Bireşmiş Milletler Kadınlar Kalkınma Fonu (UNIFEM) tarafından Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) ve Yasama Uzmanları Derneği (YUDER) koordinasyonunda 'Cinsiyet Eşitliği' eğitimi düzenlendi.

Ankara, Kasım 2010

Onur Çekiç ve Esma Arslan, 4-19 Ekim 2010 tarihlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Bireşmiş Milletler Kadınlar Kalkınma Fonu (UNIFEM) tarafından Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) ve Yasama Uzmanları Derneği (YUDER) koordinasyonunda düzenlenen eğitimlere katılan yasama uzmanlarından ikisi. 2005 yılından beri TBMM’de yasama uzmanı olarak görev yapan ve YUDER yönetim kurulu üyesi olan Onur Çekiç ve Bütçe Müdürlüğü’nde çalışan Esma Aslan, Yeni Ufuklar’la yaptıkları söyleşide, aldıkları eğitimin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda öncesiyle kıyaslanmayacak bir farkındalık oluşturduğunu söylediler.

Yasama uzmanı kimdir?

Onur Çekiç (O.Ç.): Sadece hukukçular değil, siyaset bilimi uzmanları da bu görevi yapabilmekte. Yasama uzmanlarının bağlı olduğu dört müdürlük var: bunlardan bir tanesi Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğü, Bütçe Müdürlüğü, Araştırma Merkezi Müdürlüğü ve Dış İlişkiler ve Protokol Müdürlüğü. Kanun ve Kararlar Müdürlüğü’nde hukuk kökenli uzmanlar, Bütçe Müdürülüğünde iktisat/ekonomi alanında çalışan uzmanlar görev yapıyor. Yani yasama uzmanları hukukçu olmak zorunda değil.

Yasama uzmanı ne yapar?

O.Ç.: Aslında ne yapmaz desek, soruya daha kısa bir yanıt verebiliriz. İşin şakası bir yana, aslında şöyle, yasama organı, Anayasa’da da öngörüldüğü üzere 550 milletvekilinden oluşan TBMM genel kuruluyla ifade ediliyor. Esas itibariyle yasamanın asıl sahibi milletvekilleri, yani siyasiler. Tabii milletvekilleri yasama faaliyetlerini yürütürken bazı teknik, hukuki, idari bir takım yardımlara ihtiyaç duyuyorlar ve biz bu noktada devreye giriyoruz. Yasama uzmanları ve uzman yardımcıları yasamanın arka plandaki işlerini yürütmek ve koordine etmekle görevli meslek mensupları. Şu ayrımı özellikle vurgulamak istiyorum. Yasama fonksiyonunu yürütenler biz değiliz, asıl fonksiyon siyasilerin elinde. Biz de onlara destek faaliyetleri sağlıyoruz.

Meclis’teki yasama uzmanları kaç kişiden oluşuyor?

O.Ç.: 100-103 arası olduğunu söyleyebilirim. Bu son dönemde sayımız arttı. Hemen her yıl sınavlarla uzman yardımcısı alımına devam ediliyor.

Eğitimlere katılmaya nasıl karar verdiniz?

O.Ç.: Eğitimler, Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun aracılığıyla ortaya çıktı. Öncesini biz de çok iyi bilemiyoruz ama şöyle bir farkındalık sanıyorum ortaya çıkmış. Şimdi toplumsal cinsiyet eşitliği Türkiye’de önemli bir konu. Türkiye’de yasama faaliyetleri devam ediyor. Yasama faaliyetlerine müdahale edebilecek en önemli meslek gruplarından bir tanesi de yasama uzmanları. Şimdi bu konuda bir farkındalık yaratılmak isteniyorsa, öncellikle bir söz vardır “eleştirmeden önce iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” diye meclisin kendi için bir eleştri yapabilmesi ve kendi içinde bir farkındalık yaratabilmesi açısından seçilen bir grup olarak biz ortaya çıktık. Biz de YUDER olarak meclisteki tüm yasama uzmanlarını katılımcı bir program yapmaya çalıştık. Eğitim programının monologdan ziyade diyaloğa izin veren, interaktif ve etkin gruplar halinde gerçekleşmesini istedik. Katılımın fazla olması için tüm tedbirleri aldık. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği günümüzde çok önemli bir konu, bir yasama uzmanının da yasama sürecine şu ya da bu şekilde müdahale edebilecek bir kişi olarak bu eğitim almasını zorunlu bir unsur olarak gördük ve bu doğrultuda bir eğitim planladık: Büyük ölçüde de başarılı olduğumuzu söyleyebilirim.

Eğitim ne gibi konular üzerine planlandı ve hangi konular anlatıldı?

E.A.: Eğitim ilk gün teorik bilgi ve tanımlara dayanıyordu. İkinci gün ise ağırlıklı olarak AB mevzuatına odaklandık. Eğitimin bence şöyle bir avantajı vardı. Hem yurtiçi hem de yurtdışından eğitimciler vardı, ve bu birbirini bütünler nitelikte oldu. Yani yurtiçi eğitimciler ülkemize has durumları daha iyi tespit ediyor, yurtdışı eğitimciler de bize diğer ülkelerden örnek veriyordu ki bu karşılaştırma açısından çok faydalı oldu.

Tanımlar konusunu biraz daha açabilir misiniz?

E.A.: Yani şu bile gerçekten çok önemli bir tanım: cinsiyet ve toplumsal cinsiyet. Bu çoğu kişinin arasındaki farkın ne olduğunu tespit edemediği tanımlar. Cinsiyet fiziksel ya da biyolojik özelliklerimizden kaynaklanan ayrım. Ama toplumsal cinsiyet toplumun bize biçtiği roller çerçevesinde oluşturulmuş bir kavram.

O.Ç.: Bugüne kadar eşitlik hep gündemdedir ama eğitimle beraber aslında konunun basit olmadığı ve bir çok boyutunun olduğu konusunda farkındalık yaratıldı. Mesela CEDAW, aslında bizim bilindiğini varsaydığımız bir doküman ama eğitimler sırasında bazılarımızın bu sözleşmeden ilk kez haberdar olduğunu gördük. Bu konuda aslına ülke olarak da bu sözleşmenin duyurulmasına ne kadar ihtiyaç duyulduğunu öğrenmiş olduk. Eğitimin bir de şöyle güzel tarafı oldu. Örneğin biz uygulayıcılar açısından, yani yasama sürecinde rol alanlar olarak bazı Avrupa Birliği kriterlerinin iç hukukumuza nasıl uygulanabileceği ya da uygulanmış bazı mevzuatlarda bu kriterlerin ne kadar yer bulduğu, bunların nasıl incelenebileceği konusunda karşılaştırmalı interaktif bir çalışma yaptık.

Eğitimlerde en çok hangi alanlarda zorlandınız? Ya da genel olarak en çok zorlanılan alanlar oldu mu?

O.Ç.: Zorlanmadan ziyade yeni karşılaştığımız bir durum vardı. O da AB direktiflerinin iç hukuka uyarlanması konusu. Örneğin Türk mevzuatına göre, kanunların anayasaya aykırı olmaması gerekiyor. Bir kanun tasarısı meclise sunulduğunda böyle bir incelemeyi yapıyoruz zaten. Ama bir direktifin iç hukuka uygulanması bizim için çok yeni bir kavram. Dolayısıyla ilgili mevzuatın aranması, bulunması ve bu direktifin tam olarak yansıtılıp yansıltılmadığının belirtilmesi bizim açımızdan yeni bir kavramdı. Hem çok faydalı oldu ama aynı zamanda yeni bir kavramla karşılaşıldığı için üzerinde uğraşılması gereken bir kavram olarak karşımıza çıktı.

E.A.: Bir de katılımcılardan şöyle bir yorum geldi eğitimler sırasında: “CEDAW’ı bilmediğimi öğrendim.” CEDAW yani Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nde de oldugu gibiTürk hukukunda Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler öncelik kazanıyor. Yani CEDAW hükümlerinin bizim yasalarımızla her türlü uyumlaştırılması gerekiyor. Bu bir zorunluluk. Ve bunun bir zorunluluk olduğunu katılımcı kişilerden bir kısmı bilmiyordu. Bu da bir farkındalık oldu. Bir de toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı dil kullanımınında da örneğin CEDAW’ın Türkçe’ye çevrilmesinde bile aslında orijinalinde “elimination” yani “ortadan kaldırılması” anlamında gelen bir kelime kullanılması gerekirken, Türkçe halinde “önlenmesi” kelimesi kullanılmış. Birşeyin ortadan kaldırılması için varolması gerekir. Önlenmesi için varolmayadabilir. Öyle bir politik bir yumuşatma olmuş. Eğitimde buna da değinildi.

O.Ç.: Ama en azından böyle bir sözleşme olduğu ve bunun iç hukukumuzda öncelikli olduğu ve devlet olarak bir takım yükümlülüklerimiz olduğu konusunda farkındalık oluştu. Bir yasama uzmanı olarak hukuk mevzuatının yanında, bu uluslararası sözleşmeye de bakmam gerektiği açısından farkındalık yaratması açısından çok önemli buluyorum.

Toplumsal cinsiyet konusunda yasama açısından bakıldığında Türkiye ne durumda? Ne gibi ilerlemeler kaydedildi?

O.Ç.: Eğitimde şu ortaya çıktı. Yolu bilmek ve o yolda ilerlemek farklı şeyler. Türkiye’de hukuksal mevzuat açısından baktığımızda ciddi anlamda bir eksiklik söz konusu değil. Mevzuata baktığımızda eşitliği sağlayıcı birçok hülüm mevcut aslında. Ama uygulamaya baktığımızda, örneğin kadının iş gücüne katılımında olsun, kariyer basamaklarını tırmanmakta yaşadığı sıkıntılar olsun, evlilik hayatında ona biçilen roller olsun, soyadı kullanılması gibi temel haklar olsun, hala bir takım negatif durumlar söz konusu.

Eğitimde hukuksal engellerden ziyade uygulamada bazı sıkıntıların olduğunu ortaya çıktı. Kadına bakış açısından tutun da toplumda kadına biçilen role kadar, ki bu bölgesel olarak da farklılıklar gösteriyor. Bunların giderilmesi için zamana ihtiyaç var. Örneğin TBMM nezdinde bir kadın-erkek fırsat eşitliği komisyonunun kurulmuş olması, komisyonun yürüttüğü faaliyetlerin olması, CEDAW gibi sözleşmelerin iç hukukumuzun bir parçası olması ve buna yönelik farkındalık kampanyalarının devam etmesi gibi olumlu gelişmeler de var. Ama henüz istenilen düzeye ulaşamadık. Hala kadınları üst-düzey yöneticiler arasında göremiyoruz. Ya da siyasi partilerde kadınların temsili konusunda sıkıntılar var.

Sorun hukuksal metinlerden değil, tamamen algıdan ve toplumsal bakış açısından kaynaklanıyor.

E.A.: Mevzuat anlamında çok büyük bir eksiklik yok ama ülke geneline baktığımızda örneğin bir müsteşarımız var o da yeni atandı. Ama vali ve kaymakamlara baktığımızda kadın sayısı yok denecek kadar az. Bu bir ayrımcılık değil de nedir? Bu kanunen gerçekleşen bir şey değil, tamamen bakış açısıyla alakalı. Asıl sorun toplumsal cinsiyet eşitliğinin herkese empoze edilmesi. Bu konuda devlet kanunlarla üzerine düşeni yapıyor ama bunun yanı sıra sivil toplumla işbirliği içinde gerekli bilinçlendirme eğitimlerinin de verilmesi çok daha etkili olacaktır. Kanunların dönüştürülmesinin yanında toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimlerinin kesinlikle verilmesi gerekiyor. Bu konuda da erkeklerin empati kurmasini sağlamak çok önemli. Çünkü maruz kalmadığımız durumu anlamamız çok zor. Erkekler de cinsiyet temelli eşitsizliğe maruz kalmadığı için bunu anlamaları çok zor. Mümkün oldukça empatiye dayalı eğitimlerin artırılması gerekiyor.

Aldığınız eğitimin bu bakış açısını değiştirmeye çok ufak da olsa bir katkısı olacak mı?

O.Ç.: Olası sıkıntıları gidermek açısından, ya da gerekli kişilerin uyarılması açısından önemli mutlaka. Şu anda hukuki anlamda eksikliklerin olmaması ileride de olmayacağı anlamına gelmez.

Düşler Akademisi yeni binasına taşındı

Çalışmalarını 2 yıldır İstanbul Beşiktaş Belediyesi tarafından tahsis edilen atölyelerde yürüten Düşler Akademisi, faaliyetlerine artık Ataşehir’deki yeni binasında devam edecek.

Ankara, Kasım 2010

Üç kattan oluşan Düşler Akademisi’nin yeni binasında, toplantı ve seminer salonları, dijital baskı, film ve DVD post-prodüksiyon ile fotoğraf stüdyoları bulunuyor.

22 Ekim 2010’da gerçekleşen açılış törenine kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın yanı sıra Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Mukim Temsilcisi Shahid Najam, Vodafone Türkiye CEO'su Serpil Timuray, Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel, ve Alternatif Yaşam Derneği (AYDER) Başkanı Ercan Tutal katıldı.

Kavaf, törende yaptığı açılış konuşmasında engellilerin hayatın her alanına özgürce katılmalarını sağlayacak düzenlemelerin gercekleştirildiğini ve engellilerin toplumsal hayata katılımının öncelikli sosyal politikalar içinde yer aldığını söyledi. Ailelerin de desteğiyle eğitim almayan hiçbir engelli çocugun kalmamasının hedeflendiğini belirten Kavaf, “engelli olan ve olmayan arasındaki farkı kaldıracak toplumsal dönüşüm çalışmalarına destek vermeye devam edeceğiz. Bu vesileyle Düşler Akademisi’ne başarılar diliyorum” dedi.

Najam, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın sosyal dahil edilebilirlik konusundaki çalışmaları desteklediğinin ve Düşler Akademisi gibi projeleri varlığının bir nedeni olarak gördüğünün altını çizerken "Akademi tüm dünyaya soyal dahil edilebilirliğin mümkün olduğunu gösterdi. Türkiye'deki Birleşmiş Milletler ailesi olarak, akademi ve başarıları ile guru duyuyoruz" dedi.

Merkez binada, Akademi’nin tiyatro, dans, resim, enstrüman eğitimi, fotoğrafçılık gibi dallara yönelik sanat atölyeleri, iş hayatına hazırlık, iletişim becerileri, bireysel koçluk gibi kişisel gelişim atölyeleri, spor eğitimleri ve dezavantajlı gençlerin istihdamını sağlayacak üretim atölyeleri çalışmalarını sürdürecek.

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından desteklenen yenilikçi yaklaşımlar ve zengin eğitim fırsatları, her zaman olduğu gibi ücretsiz olarak öğrencilere sunulacak. Binadaki faaliyetlere ek olarak Kadıköy ve Beşiktaş bölgelerinde de ders ve atölye programları sürdürülecek.

Düşler Akademisi’nde uygulamaya konacak görme engellilere yönelik ses teknolojilerinin ve işitme engellilere yönelik ışıklandırma teknolojilerinin, engelli eğitim ve istihdamında yeni ufuklar açması ve özellikle uluslararası platformda yankı uyandırması bekleniyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Alternatif Yaşam Derneği (AYDER), ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından ortaklaşa geliştirilen ve Türkiye Vodafone Vakfı’ndan sağlanan proje hibesiyle hayata geçirilen Düşler Akademisi, dezavantajlı gençlerin sosyal hayata katılımını ve meslek edinmelerini desteklemek için Beşiktaş Belediyesi tarafından tahsis edilen mekânlarda kültür ve sanat eğitimlerini gerçekleştiriliyor. Engelli ve sosyal yönden dezavantajlı gençlere konusunda uzman eğitmenler tarafından ücretsiz olarak kültür ve sanat eğitimlerinin verildiği uluslararası bir sosyal sorumluluk projesi olan Düşler Akademisi, ritm, dans, drama, film, fotoğraf, DJ, enstrüman, resim, tasarım atölyelerinden oluşuyor.

İklim Değişikliği Sertifikaları verildi

15 Ekim 2010’da Ankara’daki İklim Değişikliği, Uyum Politikaları ve Türkiye Sertifikalı Eğitim Programı’nın tamamlanmasıyla Türkiye iklim değişikliği konusunda 33 uzman adayı daha kazandı.

Ankara, Kasım 2010

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yer Sistem Bilimleri Enstitüsü ve Türkiye'nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi Birleşmiş Milletler Ortak Programı işbirliğinde 20 Eylül-15 Ekim 2010 tarihleri arasında düzenlenen eğitim programı kapsamında iklim değişikliği ve uyum konularında eğitim verilirken, eğitim sonunda başarılı katılımcılara sertifikalarını veren Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Mukim Temsilcisi Shahid Najam, bu eğitimi alan katılımcıların artan bilgi birikimlerini işlerine de yansıtacaklarına emin olduğunu belirtti.

Toplam dört hafta süren eğitim programında iklim değişikliği, iklim değişikliğinin etkileri ve bu etkilere uyum, uyum stratejisi, uyum politikaları ve planlanması, uyumun sosyal, toplumsal ve ekonomik boyutunun anlaşılması, Türkiye’deki durum, iklim değişikliği politikaları ve sürdürülebilir kalkınma politikaları etkileşimi konularından oluşan 105 saatlik eğitim, uzman ve akademisyenlerden oluşan toplam 44 kişilik bir ekip tarafından verildi. Eğitimlerle, bu alanda kapasite yaratılması, bilimsel çalışmalar, proje yönetimi, karar verici mekanizmaların işlerliği ve uygulayıcı kurumlar için insan kaynakları oluşturulması amaçlandı.

Çeşitli kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarından toplam 33 kişinin katıldığı eğitim programında ilk üç haftada sınıfta dersler yapılırken, dördüncü haftada katılımcılar kendi ilgi alanlarında ve/veya kurumlarında çalıştıkları alanlarda eğitim programının konuları ile bağlantılı olacak şekilde bir proje çalışması gerçekleştirdi. Programın sonunda başarılı olan katılımcılara, düzenlenen sertifika töreni ile sertifikaları verildi.

Sertifika töreninde konuşma yapan BM Türkiye Mukim Koordinatörü ve UNDP Mukim Temsilcisi Shahid Najam; ODTÜ Yer Sistem Bilimleri Enstitü Anabilim Dalı ile yapılan işbirliğinin iklim değişikliğine uyum konusunda kapasitenin artırılmasına katkı sağlayacağını söyledi. Ayrıca; karar vericilerin strateji planlama süreçlerine akademik kesimden uzmanları katmasının son derece önemli olduğunu, aksi halde planların kapsayıcı nitelikte olmayacağını vurguladı.

Türkiye'nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi BM Ortak Programı kapsamında ortak programın farklı faaliyetlerini yürüten UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı), UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Programı) ve FAO (Birleşmiş Milletler Tarım Ve Gıda Örgütü) tarafından, bazı katılımcılara burs da sağlandı.

Türkiye'nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi Türkiye’nin iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlaması, bu etkilerle mücadele edebilmesi, belirsizliklerin ve etkilenebilirliklerin azaltılması, bu yönde gerekli stratejilerin oluşturulması amacıyla 2008 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) öncülüğünde başlatılmıştı. İspanya Hükümeti tarafından BM’ye aktarılan Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu tarafından desteklenen ortak program; uyum tedbirlerinin yerelde uygulanabilirliğinin gösterileceği Seyhan Havzası’nda hibe programına yönelik hedef ve faaliyetleri de içeriyor.

Gönüllüler Malatya için çalışıyor

9 Ekim 2010’da sekiz farklı ülkeden 14 gönüllü IBM çalışanı Fırat Kalkınma Ajansı ile şehrin sosyo-ekonomik gelişimine katkıda bulunacak dört projeyi hayata geçirmek için Malatya’ya geldi. Kurumsal Hizmet Gücü’nün beşinci döneminde projeler Malatya’nın turizm ve tekstil sektörlerini geliştirmeyi hedefliyor.

Ankara, Kasım 2010

Kurumsal Hizmet Gücü’nün isim olarak askeri çağrışımları olsa da, KHG aslında uluslararası kurumsal gönüllülüğe dayanan IBM çalışanları için küresel bir liderlik girişimi. Malatya’ya gelen KHG ekibinin 3 üyesi olan Canadalı müşteri temsilcisi Caroline Fiset, Avustralyalı teknik destek müdürü Rob Baker ve Amerikalı iletişim uzmanı Tom Burke, kim olduklarını ve Malatya’da ne yaptıklarını açıklamak için Yeni Ufuklar ile konuştu. Tom’un dediğine göre “Asıl hedef, şehir hakkında küresel farkındalık oluştururken, Malatya’ya kazanç sağlamak.”

UNDP Türkiye: KHG gönüllüsü kimdir? Gönüllü olmak için ne gibi özelliklere sahip olmak gerekir?

Tom Burke (T.B.): KHG gönüllüsü kendine özgü uzmanlığını kullanarak dünyanın küçük bir yerini daha iyi yapmaya çalışan bir IBM çalışanıdır. KHG gönüllüsünün kendinden çok başkalarını düşünen, öğrenmeye ve psikolojik, fiziksel ve entelektüel açılardan zorlayıcı ortamlarda bile ufuklarını genişletmeye açık olan bir takım oyuncusudur.

UNDP Türkiye: KHG programı bünyesinde kaç yıldır gönüllülük yapıyorsunuz? Yaptığınız işi 1-2 kelime ile anlatabilir misiniz?

Caroline Fiset (C.F.): KHG programında 9 gündür gönüllü olarak çalışıyorum. Malatya’da Sürdürülebilir bir Turizm Sektörü Geliştirme için Stratejik Planlama adında bir projede görevliyim. Amaç, Malatya’da turizmin varolan yapısını inceleyip, şehirde turizmi tanıtacak ve geliştirecek bir eylem planı ya da yol haritası oluşturmak.

UNDP Türkiye: Sizi Malatya’ya getiren ne oldu? Daha önce de gönüllü olarak başka yerlerde çalıştınız mı?

T.B.: IBM’in Kurumsal Hizmet Gücü’nün bir parçası olarak dünyanın her yerinden gelen 14 IBM çalışanlarından biri olarak, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) vasıtasıyla Malatya Valiliği ve Fırat Kalkınma Ajansı vasıtasıyla ile birlikte çalışıyorum. Üç kişiden oluşan alt grubum, Malatya için bir turizm stratejisi geliştirmeye odaklanıyor.

UNDP Türkiye: Projeniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Neler başarmayı umuyorsunuz? Başarıya nasıl ulaşacaksanız, v.s.?

Rob Barker (R.B.): Ben tarım gıdaları sektöründe çalışarıyorum. Bir kaç kuruma stratejik planlama ve pazarlama konularında rehberlik ediyoruz. Stratejik bir çerçeve belirlerken iyi tanımlanmış ve sıkça kullanılan bir danışmanlık uygulaması olan Konuya Dayalı Danışmanlık ve küresel iyi uygulamalardan yararlanıyoruz. Şu anda çalıştığımız kurumlarda ana paydaşlarla yaptığımız mülakatlarla toplayabildiğimiz kadar bilgi topluyoruz.

UNDP Türkiye: Malatya’da çalışmaya başlamanızdan bu yana, çalıştığınız insanlarda ne gibi değişiklikler far ettiğinizden bahsedebilir misiniz?

R.B.: Biz 14 kişilik büyük bir ekibiz ve yaptığımız işler ilerdikçe birbirine daha çok yaklaşan daha küçük gruplar oluşuyor. Bu ekip dinamiklerinin çok doğal bir getirisi, ve bir haftasonu gezintisinde çok enteresan bir şey oldu. Nemrut Dağı’nda yürüyüş yaparken ekibimiz ayrılmaya başladaı. Bir kaç üyenin dağa çıkmakta zorlandığı açığa çıkınca, geride kalanları toparlamak için takım çabucak bir araya toplandı. Hiç kimse arkada bırakılmadı! Küçük gruplara bölünülsün ya da bölünülmesin, bu ekibin tüm zorlukları yeneceği ortada.

UNDP Türkiye: Malatya’da kaldığınız sürede karşılaştığınız bazı zorluklar neler?

T.B.: Yeni bir kültürün içine karışmak başlı başına zorlayıcı bir unsure. Neredeyse herşey yeni, yani bir yandan çevrenizi öğrenmek için zaman ve enerji harcarken,bir yandan da buraya gelmemizin asıl nedeni olan işleri başarmak için zaman ve enerji harcıyoruz. Bunun yanı sıra farklı bir dilde konuşan insanlarla iletişim kurmanız gerekiyor, ve Kurumsal Hizmet Gücü’nün diğer üyeleriyle yakın ve sürekli temasta bulunmanız şart. Bir başka zorluk ise normal hayatınızda ve IBM çalışmalarınızdan kopabilmek. Son olarak, uzun süreler evinizden uzak kalmak da zorlayıcı oluyor. UNDP, Digital Opportunity Trust (DOT) ve IBM liderliği bu görevi mümkün olduğu kadar kolay, eğlenceli ve yararlayıcı yapıyor.

UNDP Türkiye: Projeden ne gibi beklentileriniz var? İnsanların hayatında ne gibi değişiklikler yapmayı umuyorsunuz?

T.B.: Tüm önerilerimizin kabul edilip uygulamaya konmayacağının farkındayım ama çabalarımızın daha büyük olanaklara yol açacağını umuyorum. Yaptıklarımız belki birilerinin hayallerini harekete geçirecek ve böylece çok büyük şeyler ortaya çıkacak. Umuyorum ki, Malatya’daki insanlar, turizm ve ekibimizin çalıştığı diğer alanlarda gurur duyacakları çok şey olduğunun ve yaptıkları işler sayesinde burada yaşayanların hayatında önemli etkiler yaratabileceklerinin farkına varır.

UNDP Türkiye: Projenin sürdürülebilir olmasını nasıl sağlıyorsunuz?

C.F.: Uzun ve kısa dönemli hedefler belirleyerek ve bunları uygulamak için araçları sunuyoruz. Tabi ki ilerde bana her ihtiyaçları olduğunda musair olacağım… Bir de izleme düzeni kurulabilir; bu da çok daha iyi olur.

UNDP Türkiye: Başka yerlerde de gönüllü olarak çalışmaya devam edecek misiniz?

R.B.: Kesinlikle!

KHG programının 5. dönemi Malatya’da Vali Ulvi Saran’ın gözetimi altında valilik ile birlikte yürütülüyor. KHG ekibi, şehrin kalkınması için 7 Kasım’a kadar Malatya’da olacak.

Türkiye’de IBM tarafından Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Digital Opportunity Trust (DOT) ve Kurumsal Gönüllüler Derneği (OSGD) ile ortaklaşa yürütülen KHG programı küresel uzmanlık ile yerel bilgiyi bir araya getirerek yerel sorunlara çözümler arıyor. 2009’da başlayan program kapsamında bugüne kadar iki ekip Mersin’de 2010 başında 2 ekip Gaizantep’te ve şimdi de bir ekip Malatya’da görev yaptı. Şimdiye kadar toplam 53 gönüllü IBM çalışanı Türkiye’de kalkınma çalışmalarını yürütmeye gelirken her biri ülkede bir aylık gönüllü hizmet verdi.

Küre Dağları'nda köylülere destek

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) yürütücü ortağı olduğu 'Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi' Projesine katkıda bulunan Orman-Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü (ORKÖY), 2008’den bu yana Kastamonu ve Bartın’da 175 aileye güneş enerjisi ile su ısıtma sistemleri için kredi desteği sağlıyor.

Ankara, Kasım 2010

Bu destek sayesinde azaltılan odun tüketimi, toplam 14,6 hektarlık baltalık meşe ormanının kesimini engelleyerek 2 yıl içinde toplam 821 tonu aşkın miktarda karbondioksit salınımını önledi.

ORKÖY, kredi desteğini Bartın ve Kastamonu İl Çevre ve Orman Müdürlükleri kanalı ile gerçekleştirdiği ve yöre halkının sosyal ve ekonomik yönden güçlendirilmesini hedefleyen ön çalışmalar sonrası belirlenen konularda veriyor. Proje kaynaklarından ayrılan hibe desteğinin de Kastamonu ve Bartın’da yer alan sivil toplum kuruluşları tarafından kullanılması yönünde çalışmalar yapılıyor. Tampon bölgede, sürdürülebilir doğal kaynak yönetimine hizmet etmek ve işsizlik nedeni ile büyükşehirlere göçün önünü kesmek için alternatif gelir getirici faaliyetlere yönelik çalışmalar sürdürülüyor.

Bu çalışmalarda özellikle kadınlara öncelik veriliyor. Kastamonu’nun Azdavay, Şenpazar, Cide ve Pınarbaşı ilçelerinde milli parka sınırı bulunan köylerde geleneksel kıyafetli bez bebekler başta olmak üzere çeşitli ürünler üretecek olan yöre kadınlarına alternatif gelir kapıları açılacak. Bartın ilinde ise Türkiye’de milli parklarda yapılan ilk ekoturizm tabanlı kurs olma özelliği taşıyan “Ekoturizm Alanında Ev Pansiyonculuğu” kursunu başarıyla tamamlayan Aşağıçerçi, Ulukaya, Alıçlı, Köklü, Kozanlı, Aşağıçamlı ve Yukarıdere köylerinden çoğu kadın 38 katılımcıdan 15’ine ev odalarının pansiyonculuk için donatımı konusunda destek olunacak.

Küresel Çevre Fonu’nun (GEF) finansal desteği, Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından ortaklaşa yürütülen ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı – Türkiye (WWF Türkiye), AGM ve ORKÖY’ün de katkıda bulunduğu PIMS 1988: 'Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi' Projesi, Küre Dağları Milli Parkı ve tampon bölgesinde, doğa koruma ve sürdürülebilir kaynak yönetimini güçlendirmeyi ve burada geliştirdiği modeli Türkiye’de belirlenen diğer sekiz "sıcak nokta"ya aktarmayı hedefliyor.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

UNDP'nin iki projesine Sosyal Sorumluluk Ödülü

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) da destek verdiği Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) Pazaryeri etkinliği 15 Ekim 2010’da İstanbul’da Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlendi.

Ankara, Kasım 2010

Etkinlikte ziyaretçilerin oylarıyla UNDP, Alternatif Yaşam Derneği (AYDER) ile Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) ortaklaşa yürüttüğü ve Türkiye Vodafone Vakfı ile Beşiktaş Belediyesi’nin desteklediği Düşler Akademisi projesi, en iyi KSS çözümü seçilirken, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Habitat için Gençlik Derneği, Visa Europe ve üye bankalarının ortaklığıyla gerçekleştirilen “Paramı Yönetebiliyorum” projesi de beşinci sırada yer aldı.

Avea, BP, Carat Medya, Coca-Cola Türkiye, Coca-Cola İçecek, Doğuş Otomotiv, Garanti Bankası, HSBC, İncekara Holding, Lansinoh Laboratories, TEB, Visa Europe, Vodafone, Yüksel İnşaat ve Shell & Turcas Petrol’ün katıldığı etkinlikte sorumluluk alanında geliştirilen projeler sergilendi. UNDP, Coca-Cola Hayata Artı Vakfı ve Yaşama Dair Vakfı ortaklığı ile yürütülen ve gençler tarafından tasarlanan, toplumsal fayda hedefleri olan yenilikçi, yaratıcı, katılımcı, sürdürülebilir çevre projelerini destekleyen "Hayata Artı" Gençlik Programı da sergilenen projelerden biri oldu.

Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi Türkiye Ağı da “KSS Çözümleri Pazaryeri” etkinliğinde bir stant kurarak, Türkiye’deki faaliyetlerini tanıttı.

Türkiye’de ikinci kez düzenlenen “KSS Çözümleri Pazaryeri” etkinliği Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği ve Kadir Has Üniversitesi işbirliği ile gerçekleştirildi. Kurumsal Sosyal Sorumluluğun şirketler ve kurumlar tarafından bir süreç olarak görülmemesi, aksine şirketlerin bu kavramı bir kültür olarak benimsemesi gerektiğine dikkat çekmek için etkinliğin teması “Sosyal Sorumluluk Kültürü” olarak belirlendi. “KSS Çözümleri Pazaryeri” bu alandaki bilgi ve deneyimlerin paylaşılması için de etkili bir platform oluşturdu. Etkinlik, sosyal sorumluluk konusunda toplumsal bilinci artırarak bu alanda hedeflerin belirlenmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.

Kurumsal sosyal sorumluluk çözümleri ödül alan diğer üç şirket ise Yüksel İnşaat, Avea, ve Lansinoh Laboratories oldu.

Fiziksel engellilerin sosyal hayata katılımını kültür ve sanat yoluyla desteklemek için UNDP ve AYDER’le beraber yürüttüğü Düşler Akademisi 2008 yılından beri devam ediyor. Proje, iki yılda yaklaşık 1000 öğrenciye sanat atölyelerinde eğitim alma fırsatı sundu. Proje kapsamında ayrıca yetenekli 40 gencin sanatçı olarak istihdam edilmesi ve sanat alanında kariyer yapmak isteyen gençlerin burs alması sağlandı.

Türkiye’de gençler arasında finansal bilinci geliştirerek, sürdürülebilir ekonomiye katkı sağlamak amacıyla 2009 sonunda başlatılan “Paramı Yönetebiliyorum” projesi ise 15 – 30 yaş grubundaki lise ve üniversite öğrencileri ile gençlik STK’ları, kamunun ve mahallelerin gençlik temsilcileri ile örgütsüz gençlerin finansal bilincinin artırılmasını hedefliyor.

Dört mevsim masalı: Küre Dağları

"Burası yerkürenin mücevherlerinden biridir; her manzara, yaşanan her an bir armağandır ziyaretçisine.”

Ankara, Kasım 2010

National Geographic Türkiye Dergisi, Ekim 2010 sayısında Küre Dağları Milli Parkı’na geniş yer ayırdı. Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi projesi yönetici yardımcısı Yıldıray Lise’ nin kaleme aldığı “Dört Mevsim Masalı: Küre Dağları” başlıklı makalede milli park’ta 10 yıldır yürütülen koruma ve sürdürülebilir kalkınma çabaları ve yöre halkının bu çalışmalara verdiği katkılar anlatılıyor.

Yıldıray Lise yazısında, Aykut İnce ve Selmet Güler'in fotoğrafları eşliğinde milli parkın doğal güzelliklerini, zengin biyolojik çeşitliliğini, tarihi, kültürel ve peyzaj değerlerini, jeolojisini, alan çevresindeki köyleri, bugüne kadar bölgede yapılan örnek uygulamaları, proje kapsamında yürütülen faaliyetleri ve bölgenin özelliklerini masalsı bir dille anlatıyor. Örneğin Küre Dağları bölgesinin Milli Park ilan edilişini makalede şu sözlerle dile getiriyor “…1999 yılı Ağustos ayının 11'inci gününde ay, yüzyıllardır güneşle birlikte kutsadığı bu muhteşem coğrafyayı güneşten kıskandı ve önüne geçiverdi. Gökyüzü gün ortasında karardı ve o gün yapılan görkemli bir törenle, Küre Dağları'nın 370 kilometre karelik bölümünün milli park olma süreci başlatıldı. Bu görkemli anı izleyen herkes, koruma kararının ‘Türkiye'den dünyaya bir armağan olduğunun’ farkındaydı.”

Makalede ayrıca Milli Park çevresinde kurulmuş derneklerin, park ve çevresinin daha iyi korunup yönetilmesine yönelik çalışmalar yürütüldüğüne vurgu yapılıyor ve ekoturizm ile doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı gibi örnek uygulamalar üzerinde duruluyor.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Ulusların gerçek zenginliği

Bu yıl yayımlanan Yirminci Yıldönümü Baskısı’nın başlangıcında, ilk İnsani Gelişme Raporu’nun oluşturulmas aşamasında raporların kurucusu Mahbub ul Haq ile beraber çalışan Nobel ödüllü ekonomist Amartya Sen’in düşüncelerine yer veriliyor.

Ankara, Kasım 2010

1990 yılında yayımlanan ilk İnsani Gelişme Raporu onu takip eden tüm raporlara rehberlik eden şu basit öneri ile başlamıştı “İnsanlar, bir ulusun gerçek zenginliğidir”. Bu savı pek çok sayısal veri ile desteklemekle beraber kalkınmayı yeni bir şekilde konumlandıran ve ölçen İnsani Gelişme Raporları’nın, dünya çapında geliştirilen kalkınma politikalarında derin etkileri oldu.

2010 raporu, kalkınma hakkında alışagelmiş düşüncelerin sınırlarını zorlama geleneğini devam ettiriyor. Rapor 1990’dan bu yana ilk defa son on yıllara bakarak şaşırtıcı eğilimleri ve örnekleri belirlerken, gelecek için önemli dersleri de ortaya çıkartıyor. İnsani gelişmeye giden çeşitli yollar, sürdürülebilir ilerleme için tek bir formül olmadığını ve etkileyici uzun dönemli kazanımların tutarlı ekonomik büyüme olmadan da edinilebileceğini ve bugüne kadar da zaten edinildiğini gösteriyor. 2010’dan öteye de bakan rapor, siyasi özgürlüklerden insani güçlendirmeye, sürdürülebilirlikten insani güvenliğe pek çok konuyu gözden geçirerek, bu alanlarda sorunlara cevap veren araştırmalar yapılması ve politikalar oluşturulması için geniş kapsamlı bir gündem belirliyor.

Amartya Sen’in de yazdığı gibi “İlk İnsani Gelişme Raporu’nun ortaya çıkmasından yirmi yıl sonra, kutlanacak birçok başarı var. Bunun yanında eski zorlukların değerlendirmesini geliştirecek yollara ve insanların refahı ile özgürlüklerini tehdit edecek yeni alanları tanımaya ve cevap vermeye açık olmalıyız”.

Yirminci yıldönümü sayısı bu insani gelişme şartına bir cevap olma niteliğini taşıyor.

Rapor, 4 Kasım 2010’da açıklanacak.

Katkıda Bulunanlar

Katkıda Bulunanlar

Editör: Faik Uyanık

Asistan: Ece Ergen

 

 

UNDP Türkiye’yi takip edin:

© 2010 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.