Sayı: 57
Yeni kurulan karbon sicili ile sera gazı emisyonlarının azaltılması, sınırlandırılması ve yutak alanların artırılması amacıyla Gönüllü Karbon Piyasalarına yönelik geliştirilen ve yürütülen projeler kayıt altına alınarak mükerrer sayımın (double counting) önüne geçilmesi, piyasada şeffaflığın ve dürüstlüğün sağlanması hedefleniyor.
Bakanlığın çalışmalarına ivme kazandıran “Türkiye’de İklim Değişikliği ile Mücadele için Kapasitelerin Artırılması” projesi bu başarıda önemli bir rol oynadı. Uzman desteği ve kapasite geliştirmenin yanı sıra Türkiye’nin Kyoto Protokolü’nün 2012 sonrası iklim rejiminde nasıl yer alacağını tartışmak için paydaşları biraraya getiren proje bakanlığın ulusal karbon sicilini düzenleyecek olan Sera Gazı Emisyon Azaltımı Sağlayan Projelere İlişkin Sicil İşlemleri Tebliği’inin hazırlanmasında da oldukça etkili oldu.
Türkiye, gönüllü karbon piyasalarında işlem gören sertifikaların geliştirildiği projelere 2005 yılından bu yana ev sahipliği yapıyor. Bugüne kadar ulusal bir kayıt sistemi olmaması nedeniyle net sayıları belli olmamakla beraber Türkiye'de Altın Standart, VER ve VCS standart kuruluşlarına kayıtlı olan projelerin sayısı 100’ü aşmış durumda.
Türkiye’nin, Kyoto Protokolü’nün ilk taahhüt dönemini takip eden 2012 sonrası yeni rejimde ideal konumla yer alması ve protokolün emisyon ticaretini de içeren piyasa temelli esneklik mekanizmalarından yararlanabilmesi, büyük önem taşıyor. Kyoto Protokolü’nün yürürlüğe girmesinden bu yana hızla yaygınlaşan emisyon ticareti, iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir iktisadi araç olarak yerini almaya devam ediyor.
Hükümetlerin protokol sürecindeki emisyon azaltım taahhütlerini gerçekleştirmelerine katkı sağlayan karbon piyasaları, son yıllarda katlanarak büyüme gösterdi. Bu piyasalarda işlem gören emisyon azaltım hakları 2009 yılı sonunda 8.7 milyar karbondioksite eş değer tona ulaşmış bulunuyor. Protokolün ilgili mekanizmalarından yararlanamayan Türkiye’de ise gönüllü karbon piyasalarından gelir sağlayan karbon projelerinin sayısı her geçen gün artmaya devam ediyor.
Kyoto Protokolü’ne taraf olan gelişmiş ülkelerin 2008-2012 taahhüt dönemi emisyon hedefleri izin verilen emisyon düzeyleri veya “atanmış miktar” olarak ifade ediliyor. "Karbondioksite eş değer tonlarla" ölçülen bu atanmış miktarlar “Kyoto birimleri” olarak da biliniyor.
Tarafların sahip oldukları Kyoto birimlerini (CDM kredileri ve LULUCF faaliyetleri ile) artırmaları veya bu birimlerin emisyon ticareti ya da JI projeleriyle bir ülkeden diğerine geçmesi Kyoto birimlerini sürekli takip edecek kayıt sistemleri gerektiriyor.
Şu anda iki tip kayıt sistemi uygulanıyor. Kyoto birimlerini kaydetmenin yanısra bu kayıt sistemleri birimleri satıcı hesaplarından alıcı hesaplarına geçirerek karbon piyasalarının omurgasını oluşturuyor ve emisyon ticaretini düzene koyuyor.
Her sicil UNFCCC Sekreteryası tarafından kurulan ve yönetilen Uluslarası İşlem Kütüğü (ITL) ile kurulan bir bağlantı sayesinde işliyor. ITL, işlemleri gerçek zamanlı olarak tasdik edip Kyoto Protokolü’nde belirlenen kurallarla tutarlı olmalarını sağlıyor. ITL aynı zamanda sicillerin Kyoto kurallarına uymayan işlemleri sonlandırmalarını da şart koşuyor.
Çevre ve Orman Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yürütülen “Türkiye’de İklim Değişikliği ile Mücadele için Kapasitelerin Artırılması” projesi Türkiye’nin uluslararası iklim değişikliği politikalarına ilişkin müzakerelere etkin bir biçimde dahil olmasında kolaylaştırıcı bir rol oynamasını, ulusal mercilerin küresel iklim değişikliği politika oluşturma müzakerelerine katılım kapasitelerini geliştirmeyi ve gönüllü karbon piyasası için gerekli altyapıyı oluşturmayı hedefliyor.
Dünyanın her yerinden gençleri “gençlik ve kalkınma” konuları üzerinde bir araya getirmek amacıyla 1999 yılından beri düzenlenen Dünya Gençlik Kongresi (DGK), 31 Temmuz-13 Ağustos 2010 tarihleri arasında İstanbul’da Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü’nde düzenlendi.
Dünya Gençlik Kongresi kapsamında çeşitli, seminer, yuvarlak masa toplantıları ve atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Kongrenin üçüncü gününde düzenlenen “Gençlik ve İstihdam” temalı yuvarlak masa toplantısı BM Ortak Programı adına UNDP danışmanlarından Tülin Seçen tarafından yönetildi. Yuvarlak masa toplantısının yetişkin katılımcıları Andrew Fiddaman (Program Yöneticisi, Prince’s Youth Business International), Jeff Avina (Yönetici, Girişimcilik Programı, Microsoft), Dr. Markus Pilgrim (Yönetici, BM Gençlik İstihamı Ağı), David Woollcombe (Başkan, Peace Child International) olurken; gençliği temsilen Bahreyn’den Tariq Al-Olaimy, Uganda’dan Ssegawa Meddy, Arjantin’den Juan Nascimbene, Endonezya’dan Mayang Rizky ve Türkiye’den Enes Koçak yer aldı.
Gençlik ve istihdam konusunun hem yetişkinler hem de gençler açısından kritik noktalarının ele alındığı toplantıda, uzman konuşmacılar gençleri girişimci olmaya teşvik etmenin önemi ve istihdam sorununa yönelik olarak gençlerin katkı sağlayabilecekleri çözüm önerilerini paylaşırken; genç katılımcılar kendi sorun tariflerini ve çözüme yönelik önerilerini dile getirdiler. Tüm konuşmacıların en çok üzerinde durduğu konu, gençlerin karar alma ve politika oluşturma sürecinde daha katılımcı olmalarını sağlayacak platformlar yaratılması oldu. Bu bağlamda gençlik alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının daha aktif bir rol üstlenmesinin gerekliliği vurgulandı. Ulusal ve yerel otoritelerin bu katılımcı yaklaşımı benimsemesinin önemi üzerinde de duruldu. Konuşmaların ardından gerçekleştirilen grup çalışmalarında ise özellikle genç girişimcilerin sayısını artırmaya yönelik olarak atılması gereken adımlarla ilgili fikirler ve öneriler geliştirildi. Öneriler arasında genç girişimcilere yönelik teşvik programlarının geliştirilmesi, özel vergi indirimleri sağlanması ve deneyim paylaşımı için uygun platformlar yaratılması yer aldı.
Kongre kapsamında düzenlenen bir diğer etkinlikte ise Birleşmiş Milletler Ortak Programı olan “Herkes için İnsana Yakışır İş: Ulusal Gençlik İstihdam Programı ve Antalya Pilot Bölge Uygulaması”nın yanı sıra, BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), BM Kalkınma Programı (UNDP), BM Nüfus Fonu (UNFPA) ve BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından Türkiye’de yürütülen gençlik odaklı projelerle ilgili olarak katılımcılara bilgi verildi ve sorular yanıtlandı.
Dünya Gençlik Kongresi’nde Birleşmiş Milletler kuruluşları tarafından Türkiye’de yürütülen çeşitli projelerinin tanıtıldığı bir de sergi düzenlendi. Ziyaretçilerin, Türkiye’de yürütülen projelerle ilgili sorularının yanıtlandığı sergide, ayrıca bu projelerle ilgili çeşitli broşür, rapor ve posterler de paylaşıldı. Fuar alanını ziyaret eden Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak da Birleşmiş Milletler sergisini ziyaret ederek bilgi aldı.
Yurdaer, Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü arasında Haziran ayında imzalanan ve altı bölümden oluşan protokol ile korunan alanlarda orman yangınları ile başa çıkılması, silvikültürel* müdahaleler yapılması, orman yönetimi (amenajman) planının oluşturulması ve orman suçlarıyla mücadele edilmesinin planlandığını söylerken, kurumlar arası işbirliğinin önemine vurgu yaptı.
Mülakat, Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi İletişim Uzmanı Pınar Yarıkkaya tarafından gerçekleştirildi.
Kastamonu - Bartın Küre Dağları Milli Parkı'nda yürütülen “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi”nin aynı zamanda Koordinatör Yardımcılığını yürütüyorsunuz. Projenin öneminden bahseder misiniz?
Orman Genel Müdürlüğü’nde planlama her şeyin temelidir. Eğer plan yoksa başıboşluk vardır. Planlı çalışma ile projeler daha düzenli gerçekleştirilecek ve öngörülen zamanlarda bitecektir. Tabii zamanla, planınızı hem revize etmeniz hem de geliştirmeniz de gerekmektedir.
Bakanlığımız 1963 yılından itibaren her 10 yılda bir amenajman çalışmalarıyla birlikte kalkınma planları hazırlayarak, Türkiye’deki orman düzenini sağlamaya çalışmaktadır. Genel Müdürlüğümüz geçmişten bugüne kadar gelen odun üretimine yönelik ormancılık anlayışını geride bırakmıştır. Yeri geldiğinde ilgili alanlarda oldukça sıkı bir koruma stratejisi izlemektedir.
Uluslararası antlaşmaları da göz önüne alarak Küre Dağları Milli Parkı projesinde hem alabileceğimiz, hem de verebileceğimiz çok fazla katkı olduğuna inanıyorum. Bu gibi alanlarda tampon bölgeler ve bu bölgelerin içlerinde çekirdek alanlar mevcuttur. Tampon bölge, çekirdek bölgeden itibaren içten dışa doğru genişleyen bir bölgedir. Bu bölgede, orman işletme şefliklerini planlarken dışarıdan içeriye doğru bir planlama yaptık ve bu alanlardaki doğal ve kültürel varlıkları toplu bir şekilde koruma amacı güttük. Alanları “Milli Parklara aittir ya da Orman Genel Müdürlüğü’nündür” şeklinde ayırma gibi bir lüksümüz olmadığını düşünüyorum. Biz kurumlar olarak Türkiye’ye mal olmuşsak hep beraber çalışmalıyız. Bu noktada Küre Dağları Milli Parkı’nın dışarıdan içeriye doğru birlikte yönetilmesini çok önemsedik.
Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) Mayıs 2008'de başlayan ve Mayıs 2011'de bitmesi planlanan “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi" projesindeki rolünü anlatabilir misiniz?
Daha önce de bahsettiğim gibi Milli Parklar'a ve OGM’ye ait farklı alanlar var. Hatta bölgede birkaç tane de farklı kuruma ait alan mevcut. Siz tek başına ne yaparsanız yapın, bu kurumlar birlikte çalışmazsa, alanların yönetiminde birleşmezse başarıdan söz edilemez. Bu alanlar Türkiye’nin malıdır. Bu yüzden OGM olarak burada yapılanların sadece bize mal edilmesini istemedik. Milli Parklar da desteklesin ve bu iş Milli Parklar'ın kuruluş amacına hizmet etsin istedik.
Milli parkın tampon bölgesinde 17 tane orman işletme şefliği var. Bu işletme şeflikleriyle fonksiyonel planlama mantığı çerçevesinde ekolojik, sosyo – kültürel planlar geliştirerek esas çekirdek alana yardımcı olmaya çalıştık. Bu çalışmalar sonucunda Küre Dağları Milli Parkı ve tampon bölgesi sınırları da net olarak ortaya çıkmış olacaktır.
Bölgedeki orman köylüsünün üzerindeki sosyal baskıyı da azaltmak, ihtiyaçlarını karşılamak zorundayız. İmkanlar dahilinde bunu en iyi başaracak kurumun Orman Genel Müdürlüğü olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki ormanlık alanların %50 si “koruma” geriye kalan %50’lik bölümü de “ekonomik anlayış” temelinde yönetilmektedir. Biz kurum olarak her iki anlayışı bir arada tutan; doğa ile birlikte hem ekonomik hem de sosyo-kültürel açıları göz önüne alan planları uyguluyoruz. Alandaki doğal değerleri dikkate alarak ormanlar içindeki habitatlar arasında doğal yaşam koridorları oluşturuyoruz.
Küre Dağları çalışması da bu mantıkla yapılıyor. Diğer kurumların ne yapacağının açıkça bilinmesi, diğer planlarla entegre olunması gerekiyor. OGM ve Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün beraber güzel işler yapacağına inanıyorum.
Projenin ana yürütücüleri Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü arasında Türkiye’de milli parklarda orman amenajman planı çalışmalarını başlatmak için bir protokol imzalandı. Protokol ve Küre Dağları Milli Parkı’ndaki bu ilk ulusal uygulamaya iliişkin bilgi verebilir misiniz?
Protokol epeydir üzerinde durduğumuz ve yapılmasını istediğimiz işlerden bir tanesiydi. Geçmişten bugüne kadar farklı düzeylerde yapılmış birçok protokol vardı. Bu protokol hepsini birleştirdi ve yapacağımız işlere netlik kazandırdı. Protokol 6 bölümden oluşuyor ve içinde korunan alanlarda, özellikle orman yangınları ile mücadele edilmesi, silvikültürel müdahaleler yapılması, amenajman planının oluşturulması ve orman suçlarıyla mücadele ile ilgili çok önemli maddeler var. Ben bunu, Küre Dağları Milli Parkı çalışmasının bir başarısı olarak görüyorum. Demek ki benzer işleri yapan kurumlar birlikte çalışırsa ortaya güzel sonuçlar çıkabiliyor. Bu protokolün ilk uygulama alanı olarak Küre Dağları Milli Parkı seçildi. Uzun dönemli stratejik planların yapılması lazım ve bu süreç yavaş ilerliyor. Dolayısıyla bizim uluslararası arenada imzalamış olduğumuz antlaşmaların da gereği olarak elimizdeki servetin kıt olduğunun farkına vararak bu varlıkları korumak için harekete geçmemiz lazım. Bunu yaparken de bir dilden konuşmamız gerekiyor. Milli parklar içinde ormanların ne kadar yer tuttuğunu, karbon emilim miktarını bilmemiz gerekiyor.
Diğer yandan silvikültürel müdahaleler yapılması da gerekiyor. Her ne kadar bizim dokunmamamız gereken çekirdek bölge öylece kalsa bile insanların yaşadığı alanlarda antropojenik (insana bağlı) etkilerle bazı şeyler değişiyor. Bu durum doğal seyrin dışında olarak düşünülse de insanın yapıcı etkisini de unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla ben bu müdahalelerde bir sıkıntı görmüyorum. OGM içinde ormanlarda yapmış olduğumuz planlarda bile yaklaşık beş,on hatta otuz hektara kadar hiç dokunmadığımız, müdahale etmediğimiz doğal yaşam alanları bırakıyoruz.
Öte taraftan yangın Türkiye’nin bir gerçeği. Ülke olarak ısınan iklim değişikliğinden etkileneceğiz, bu bir gerçek. Bu nedenle sahip olduğumuz zenginlikleri kaybetmeden bir an önce hem yangına, hem de böcek zararlarına karşı önlem almalıyız. Bu protokol bunları da getirmektedir.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı da projenin ortaklarından bir tanesi. UNDP ile işbirliğiniz konusunda ne düşünüyorsunuz?
Birleşmiş Milletler kapsamında çalışmak önemli. Bu projede UNDP’nin birleştirici ve kaynaştırıcı bir rolü var. Kaynakların nerede ve nasıl kullanılacağına karar verilmesi aşamasında UNDP’nin ciddi bir etkisi var. Türkiye’nin geleceğe yönelik adaptasyonunda ve sivil toplum örgütleriyle işbirliğinde, uluslararası kuruluşların çok önemli fonksiyona sahip olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’deki orman koruma alanlarına yönelik çalışmalar çerçevesinde bizlerle paylaşmak istediğiniz başka mesajlarınız var mı?
Biz uluslararası süreçleri OGM olarak çok iyi takip etmekteyiz. “Çok iyi” iddialı bir tabir belki, ama yapmamız gerekenleri elimizdeki imkanlar dahilinde yapmaya çalışıyoruz.
Son zamanlarda Avrupa Birliği projeleri kapsamında orman sağlığının takip edilmesi çalışmalarını gerçekleştiriyoruz. Sınır aşan hava kirliliğini, bu oranın etkilerini yılda iki kez ölçüyoruz ve bu konuda önlemler almaya çalışıyoruz. Bizler ekosistem tabanlı planlara göre çalışıyoruz. Ayrıca OGM olarak altyapı hizmetleri de üretiyoruz. Orman Genel Müdürlüğü içinde orman bilgi sistemi kuruyoruz.
Bakanlık içindeki her genel müdürlüğün kendi dinamiklerini en iyi şekilde kullandığını görüyorum. Bizler de ilgili konularda ülkemizdeki bütün çalışmalara entegre olmaya çalışıyoruz. Ben bu noktada kurumumuzun başarılı olduğunu ve iyi işler yaptığını düşünüyorum.
Küresel Çevre Fonu’nun (GEF) finansal desteği, Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından ortaklaşa yürütülrn ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı ( WWF) - Türkiye, AGM ve ORKÖY’ün de katkıda bulunduğu PIMS: 1988 Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi, Küre Dağları Milli Parkı ve tampon bölgesinde, doğa koruma ve sürdürülebilir kaynak yönetimini güçlendirmeyi ve burada geliştirdiği modeli Türkiye’de belirlenen diğer sekiz "sıcak nokta"ya aktarmayı hedefliyor.
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) ve UNDP Bölgesel Büyüyen Kapsayıcı Piyasalar (GIM) Girişimi çatısı altında çalışarak Türkiye’de İş Geliştirme Faaliyetleri yürütecek. Faaliyetler arasında Türkiye ile beraber projenin hedef ülkeleri olan Bosna Hersek, Mısır, Kazakistan, Kosova ve Özbekistan’da özel sektörün, kapsayıcı piyasalar iş modelleri konusunda farkındalığı artırmasını sağlamak ve somut kapsayıcı piyasalar yatırım projelerine aracı olmak yer alıyor.
Türkiye ve proje ülkelerinde kapsayıcı piyasalar girişimini teşvik etmek için UNDP ve BTSO özel sektörün kalkınmadaki rolü hakkında savunuculuk çalışmaları yürütecek, BTSO üyeleri ile proje ülkelerindeki girişimciler, KOBİ’ler, üreticiler ve örgütler arasında bağlantılar kuracak, yatırım projelerinin başarıya ulaşmasına yardımcı olacak ve bölgesel Büyüyen Kapsayıcı Piyasalar projesini tanıtacak.
Büyüyen Kapsayıcı Piyasalar bölgesel projesi ayrıca bölgesel durumu ve bölgede başarıya ulaşmış kapsayıcı iş modeli vaka örneklerinden oluşan bir rapor hazırlayarak bu modellerin başka ülkelerde ve sektörlerde tekrarlanması için bir kaynak oluşturacak. Buna ek olarak, proje Bosna Hersek, Mısır, Kazakistan, Kosova ve Özbekistan’da kapsayıcı yatırım uzmanları, Türkiye’de de iş geliştirme koordinatörü görevlendirerek kapsayıcı iş modellerine geçişi kolaylaştırmayı hedefliyor.
Bölgesel Büyüyen Kapsayıcı Piyasalar girişimi, Türkiye İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) ortaklığıyla Doğu Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu’na özgü bölgesel zorlukları ele almak için başlatıldı. UNDP’nin öncülük ettiği bu platform bölgede kapsayıcı piyasaların gelişimini, insani gelişme ve kalkınmayı destekleyerek kapsayıcı piyasaların büyümesini sağlamayı amaçlıyor.
Kapsayıcı piyasalara talep yönünden bakıldığında müşteri olarak yoksulları, arz yönünden bakıldığında ise çalışanları, üretenleri ve iş sahiplerini içeriyor. Bu tip iş modellerinin faydaları doğrudan kar ve yüksek gelir getirmekten öte iş dünyasında yenilikçiliğin önünü açıyor, yeni pazarlar inşa etmeyi kolaylaştırıyor ve tedarik zincirlerini güçlendiriyor. Yoksullar için de üretimin artması, sürdürülebilir kazanç ve daha fazla güçlenme anlamına geliyor.
İmza töreninden sonra BM Mukim Koordinatorü ve UNDP Mukim Temsilcisi Shahid Najam, Bursa Sanayi ve Ticaret Odası Eğitim Vakfı’nı (BUTGEM) ziyaret etti. Tamamiyle sanayiciler tarafından finanse edilen BUTGEM, meslek liseleri müfredatı ile sanayicilerin meslek lisesi öğrencilerinde aradığı nitelikler arasındaki açığı kapatmaya çalışıyor. UNDP, BUTGEM hakkında bir haritalama çalışması yaparak BTSO’nun başarılı modelini Büyüyen Kapsayıcı Piyasalar girişimi hedef ülkeleri ve Türkiye’nin diğer illerinde paylaşmak için talepte bulundu. Ziyaret sonrasında Shahid Najam, BUTGEM’in başarısının arkasındaki en önemli unsurun kendi kaynaklarıyla gelecek nesilleri işgücüne katmak için gerekli mesleki eğitimle donatarak Bursa’nın rekabet edilebilirliğine katkıda bulunan sanayiciler olduğunu belirtti.
Çoğu otomotiv, inşaat ve tekstil sektöründe olmak üzere 30 binden fazla üyesi bulunan BTSO Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin de aktif üyesi. Küresel İlkeler Sözleşmeler Türkiye Ağı’na da ortak olan BTSO, proje ülkelerinde iş bağlantılarını güçlendirmeyi ve yeni ortaklıklar kurmayı amaçlıyor. UNDP, Türkiye’de Büyüyen Kapsayıcı Pazarlar Girişimini BUTGEM ve proje hedef ülkelerinde araştırma ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek için BTSO ile olan ortaklığını güçlendirmeye ve geliştirmeye devam edecek.
[BAGLANTILAR]
Yaklaşık üç senedir Batman’da Çok Amaçlı Toplum Merkezi’nde çalışan, üç çocuk annesi Fatma, Argande markasını üreten 145 güneydoğulu kadından biri. Moda dünyasının parıltısından bir hayli uzakta yaşasa da Fatma’nın ürettiği ve tasarımlar, Türk moda sektörünün tek sosyal sorumluluk projesi olan Argande’nin 2011 İlkbahar – Yaz koleksiyonu ile İstanbul Moda Haftası kapsamında 27 Ağustos 2010’da ikinci kez podyuma çıktı.
Satışlardan elde edilen gelirin tamamı da üretim yapan kadınlara aktarılıyor. Bu özelliğiyle sıklıkla moda dünyasının en anlamlı markası addedilen Argande, UNDP’nin teknik, İsveç Uluslararası İşbirliği ve Kalkınma Ajansı’nın (SİDA) finansal desteğiyle GAP Bölgesel Kalkınma İdaresi’nin yürüttüğü “GAP Bölgesinde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler” projesinin bir ürünü olarak yaratıldı. Argande’nin herkes tarafında tanınınr hale gelmesinde Alex Akimoğlu gibi ünlü modacıların gönüllü olarak hayata geçirdiği tasarımların ve MUDO’nun yine gönüllü olarak 7 ilde 17 mağazasında markaya yer vermesinin de büyük bir katkısı var.
Modacılar ile tanışmanın en büyük hayali olduğunu dile getiren Fatma, onlarla ilk tanıştığında çok heyecanlandığını ve elişlerinin Argande’nin tasarımlarında kullanılmasının işine dört koldan sarılmasını sağladığını söyledi. Bir yıldır projede çalışan bir başka güneydoğulu kadın ise “Ben 12 aydır Argande'de çalışıyorum, para kazandığım için çevrem ve ailem bana değer veriyor. Daha önce kimse beni sevmez saymazdı, çünkü ben bir kızdım evde oturmaya mahkum olmuş biriydim. Şimdi ise herkes beni seviyor ve sayıyor, çünkü ben de bir erkek kadar para kazanıyorum. Kendi ailem ben çalışmadan önce hep beni ezerlerdi. Kız erkek ayırımı yapardı ailem, ne yapsam da ayıplanırdı, her şey günah diye her zaman azarlanırdım, şimdi artık para kazanıyorum kimse beni ayıplamıyor, istediğim zaman istediğim yere gidiyorum. Artık özgürleşmeye başladığımı hissediyorum” dedi.
Alex Akimoğlu, proje için çizim yapmayı kabul etmesinde Gaziantep’te ziyaret ettiği Çok Amaçlı Toplum Merkezleri’nde (ÇATOM) çalışan güneydoğulu kadınların içtenliği ve çekingenliğinin altında yatan çalışma azminin çok etkili olduğunu dile getirdi. Tasarımlar hakkında olumlu tepkiler aldığını söyleyen Akimoğlu, tasarımlarında güncel trendleri takip ettiğini ve ürünlerin satılabilir olmasına dikkat ettiğini belirtti. Akimoğlu “Argande, Güneydoğulu kadınlarımıza iş imkanı sağlama ve ufukların açma amacı ile başlamış önemli bir proje. MUDO’nun desteği de projenin hayata geçirilmesi açısından önem taşıyor. Bu tür birlikteliklerin genişlemesini ve Argande’nin Türkiye çapında bir marka haline gelmesini diliyorum” dedi.
UNDP Proje Müdürü Gönül Sulargil, Argande markasının altyapısı aslında bundan önceki projemiz olan “GAP Bölgesi’nde Kadının Sosyo-Ekonomik Olarak Güçlendirilmesi” projesiyle “9 ile 9 modacı” fikrinden yola çıkarak oluşturulduğunu ve şu anda uygulanmakta olan “GAP Bölgesinde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler” projesinin bir alt projesi olduğunu anlattı. Proje kapsamında her ilin sorumluluğunu ünlü bir tasarımcının üstlenmesi ve bölgenin motiflerini ve kumaşlarını da kullanarak bölgeden esinlenen modern tasarımlar yapmaları istendi. Satış ayağının kurulması amacıyla MUDO yetkilileriyle paylaşılan bu fikire oldukça olumlu yaklaşan yetkililer, numuneleri görmek istemişler. Sulargil, Hatice Gökçe koordinatörlüğünde Türkiye’nin önde gelen 8 moda tasarımcısı tarafından projeye bir konsept belirlendiğini ve böylelikle Argande markasının doğduğunu belirtti.
Proje sayesinde güneydoğulu kadınların hayatında çok önemli değişiklikler olduğunu söyleyen Sulargil şunları ekledi: “Öncelikle hayatında hiç çalışarak para kazanmamış olan bazı kadınlar Argande üretimiyle beraber para kazanmaya başladılar”dedi. Atölyede çalışmak üzere seçilen kadınların tamamının ekonomik olarak ihtiyacı olan kişilerden oluştuğunu belirten Sulargil, kadınların çok nüfuslu aileye tek para getiren kişi durumunda olduğunu söyledi. Sulargil, ekonomik olarak kendine yeten kadın olmanın dışında ailesini geçindiren kadınların hayatlarında ve duruşlarında şüphesiz çok önemli değişiklikler olmuştur” dedi.
“Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler” projesi ile kadınların iş gücü piyasasına katılımının artırılması, Güneydoğu Anadolu'nun markalaştırılması ve yeni satış ve pazarlama fırsatlarının yaratılması hedefleniyor. Projenin bu kapsamda, Türk Hükümeti’nin Mayıs 2008’de açıkladığı GAP Eylem Planı ve UNDP tarafından desteklenen Güneydoğu Anadolu Bölgesel Rekabet Gündemini de destekler nitelikte olması bekleniyor. 2008 yılının Mayıs ayında başlayan ve 2011 Mart’da sona erecek projenin sürdürülebilir olması için çalışmalar devam ediyor.
Zirvede elde edilen başarılar, iyi uygulamalar ve edinilen derslerin, engellerin ve doldurulması gereken boşlukların kapsamlı bir şekilde değerlendirilerek ele alınması ve böylelikle “harekete geçilmesi için somut stratejiler” oluşturulması bekleniyor.
BM üyesi ülkelerin 2015’e kadar Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşma yolundaki taahhütlerini canlandırmak ve toplu hareket için desteği artırmak için önemli bir fırsat olan zirve, tüm dünyada kabul gören kalkınma hedefleri için kaydedilen ilerlemeyi de göz önünde bulundurarak Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşma çabalarını hızlandırmaya odaklanacak. Toplantı, üye ülkelerin üzerinde anlaşmaya vararak benimsediği eylemi hayata geçirmeyi yönelik bir sonuca ulaşacak.
Üç gün boyunca altı genel toplantı ve altı interaktif yuvarlak masa toplantısı düzenlenecek. Her birine en az 50 kişinin katılacağı altı yuvarlak masa oturumunu hükümet başkanları ortaklaşa yönetecek. Yuvarlak masa toplantılarının ortak hedefi “2015’e kadar hedefleri gerçekleştirmek” olarak belirlenirken, her biri kendi temasına odaklanacak:
o Yuvarlak masa 1 — Yoksulluk, açlık ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin ele alınması
o Yuvarlak masa 2 — Sağlık ve eğitim ile ilgili hedeflere ulaşılması
o Yuvarlak masa 3 — Sürdürülebilir kalkınmanın teşvik edilmesi
o Yuvarlak masa 4 — Acil konuların ve gelişen yaklaşımların ele alınması
o Yuvarlak masa 5 — En korunmasız olanların ihtiyaçlarının el alınması
o Yuvarlak masa 6 — Ortaklıkların genişletilmesi ve güçlendirilmesi
Yuvarlak masa oturumları basına ve halka kapalı olarak düzenlenecek. Oturumlarda yapılan müzakarelerin özeti oturum başkanları veya temsilcileri tarafından toplantı sonunda sunulacak. Üst Düzey Genel Kurul Toplantısı son gün düzenlenecek bir saatlik kapanış oturumuyla sona erecek.
BM Genel Kurulu 2010 yılındaki 65. döneminin açılışında böylesi bir toplantı düzenleme kararını Temmuz 2009’da almıştı. Genel Kurul’un talebi doğrultusunda yayımladığı raporda Genel Sekreter Ban Ki-moon etkinliğin gerçekleşeceği formatı ve tarzı belirlemek için bir teklif sundu. Yapılan görüşmelerin ardından 2009 sonunda bir mutabakata varıldı. Kurul bu önemli toplantıda her ülkenin hükümet ve devlet başkanları düzeyinde temsil edilmesi gerektiğini vurguladı.
Toplantının önemini “Vakit daraldı. Bu tarihi anı yakalayıp herkesin iyiliği için sorumlu ve kararlı davranmamız gerekiyor” sözleriyle vurgulayan Genel Sekreter, hükümetlere Üst Düzey Genel Kurul Toplantısı’nın hazırlık aşamasından başlayarak sürece dahil olmaları yolunda çağrıda bulundu.
Yılın ilk aylarında yayımlanan 2009 Binyıl Kalkınma Raporu’nda Genel Sekreter şunları söyledi “Çalışmalarımızla önemli bir aşama kaydettik ve birçok başarı elde ettik. Fakat hedeflerimize ulaşmak için hala çok yavaş hareket ediyoruz”. Ban, 2010 Üst Düzey Genel Kurul Toplantısı'nın sadece var olan taahhütlerin yenilenmesiyle değil, tüm paydaşların ortak hareket etmesiyle sonuçlanmasını ve 2015’e kadar hedeflere ulaşılması için gereken fonların toplanmasını umuyor.
Binyıl Kalkınma Hedefleri, dünya liderleri ve diğer paydaşların kalkınma gündeminin tamamını göz önünde bulundurarak çeşitli BM zirveleri ve konferanslarında kabul ettiği temel hedefleri bir araya getiriyor. Bu açıdan Binyıl Kalkınma Hedefleri sadece aşırı yoksulluğu değil, eğitim, anne sağlığı, çocuk ölümleri, halk sağlığı, çevresel sürdürülebilirlik ve biyoçeşitliliği de kapsıyor. Dünya liderleri ve kalkınma ortakları Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni dünya çapında kabul gören kalkınma gündemine bağlayarak çeşitli kalkınma hedefleri arasındaki sinerjiyi belirledi ve bu hedeflere ulaşmak için entegre bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunun farkına vardı.
2000 Milenyum Zirvesi’nde Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin benimsenmesinden on sene sonra, bazı ülkelerde önemli ölçüde ilerleme kaydedilmesine rağmen, dünya toplu olarak hedeflere ulaşmakta geride kalıyor. Küresel gıda, iklim, enerji krizlerinin yanı sıra ekonomik krizden kötü etkilenen bu eksiklikler sonucunda, en yoksulların hayatındaki iyileşmelerin kabul edilemeyecek yavaşlıkta gerçekleşiyor ve bazı ülkelerde zorlu mücadelelerle elde edilen kazanımlar yıpranıyor. Var olan hızda, birçok ülke sekiz Binyıl Kalkınma Hedefileri’nin birkaçına ulaşamayacak. Sorunlar en kötü şekilde az gelişmiş ülkelerde, denize kıyısı olmayan gelişmekte olan ülkelerde ve gelişmekte olan küçük ada devletlerinde görülüyor.
Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne 2015’e kadar ulaşılabilmesi için, sadece finansal yatırımlarını düzeyini artırılmakla kalmaması, kalkınma, ekonomik ve sosyal dönüşüme yönelik yenilikçi programlar ve politikaların da hızlı bir şekilde çoğaltılması ve kapsamlarının genişletilmesi gerekiyor.
Binyıl Kalkınma Hedefleri ulaşılabilir hedefler. Ancak sorunların ele alınmasına, başarısızlıkların farkına varılmasına ve bir araya gelinerek engellerin aşılmasına acilen ihtiyaç duyuluyor. Bu da hükümetler ve onların kalkınma ortaklarının öncü fikirlerini ve politik iradelerini gerektiriyor.
Etkinlik programı için tıklayın.