Ana Siteye Dön

Haziran 2010

Sayı: 54

Yeni bir sektörel yaklaşım

Yeni bir sektörel yaklaşım

Küresel İlkeler Sözleşmesi Türkiye Yerel Ağı Direktörü Yılmaz Argüden, Yeni Ufuklar’la yaptığı röportajda bu yeni yaklaşımın dünyadaki Küresel İlkeler Sözleşmesi Ağları için yeni bir ölçüt oluşturmasını umduğunu söyledi.

Ankara, Haziran 2010

Boğaziçi Üniversitesi'nde Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin 10. yılı kapsamında düzenlenen Yale World Fellows Programme’da konuşan UNDP Daimi Temsilcisi Shahid Najam “Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi bir bakıma çok paydaşlı girişimciliği destekleyerek herkesin Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak için ortak olarak hareket etmesini sağlıyor” dedi. 10 yıl önce kabul edilen Küresel İlkeler Sözleşmesi (KİS), Türkiye’de ivme kazanıyor. Türkiye’deki Küresel İlkeler Sözleşmesi Yerel Ağı, 180 üye kuruluşla birlikte belirli sanayiler için KİS prensiplerinin uygulanması adına yeni bir sektörel yaklaşım başlattı. Şu ana kadar ilaç ve otomotiv sanayileri Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni imzaladı ve önümüzdeki yıllarda ülkedeki diğer sektörlerin de bu yeni yaklaşımı benimsemesi bekleniyor. Küresel İlkeler Sözleşmesi Türkiye Yerel Ağı Direktörü Yılmaz Argüden, Yeni Ufuklar’la yaptığı röportajda bu yeni yaklaşımın dünyadaki Küresel İlkeler Sözleşmesi Ağları için yeni bir ölçüt oluşturmasını umduğunu söyledi. 

UNDP Türkiye: Türkiye’de Küresel İlkeler Sözleşmesi ne zaman önemli olmaya başladı ve üye olmak için ne gerekiyor?

Yılmaz Argüden (Y.A.): Türkiye’de Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne 2002’de ilk imza atanlar ARGE Danışmanlık ve KALDER oldu. O zamandan beri 180’in üzerinde kuruluş Küresel İlkeler Sözleşmesi'ni imzaladı. 2007 yılında Kofi Annan Türkiye’yi ulusal bir kalite konferansı için ziyaret ettiğinde büyük bir tören yapıldı ve bu da imza sahiplerinin sayısının artmasında etkili oldu. Şu anda, sektörel yaklaşımla Küresel İlkeler Sözleşmesi'ni daha da çekici kılacağız.

UNDP Türkiye: Türkiye’deki üst-düzey katılım ne anlama geliyor?

Y.A.: Temel olarak, bu Türkiye’nin uluslararası standartlara uyması, gelişmek için motive olması ve Küresel İlkeler Sözleşmesi ilkelerini uygulamada örnek oluşturmaya devam etmesi anlamına geliyor.

UNDP Türkiye: Küresel İlkeler Sözleşmesi'ni Türkiye geneline yaymak gibi bir gereklilik var mı ve bunun için neler yapılıyor? Tanıtma etkinlikleri yapılıyor mu?

Y.A.: Bir takım tanıtma etkinlikleri düzenleniyor ve ayrıca biz de insanlarınKüresel İlkeler Sözleşmesi'nin ilkelerini anlamaları ve uygulamaları için bazı dökümanlar hazırlıyoruz. Ancak; ilk olarak sektörel ayrım bu konuda önemli oluyor çünkü; daha iyi karşılaştırma yapma olanağı ve işbirliği içinde sektörel sorunlar için çözüm fırsatı sunuyor. Ayrıca, bir sektördeki şirketler arasında Küresel İlkeler Sözleşmesi'nin kabul edilmesi yönünde iyi bir rekabet ortamı yaratıyor. Bu tamamen gönüllü bir girişim. Daha fazla şirketin ve kurumun KİS’i imzalaması, daha iyi bir uygulama imkanını da birlikte getiriyor.

UNDP Türkiye: Sizce Türkiye’deki kuruluşlar için Küresel İlkeler Sözleşmesi üyesi olmanın avantajları nelerdir?

Y.A.: Temel olarak, Küresel İlkeler Sözleşmesi'ni imzalamak firmaların performanslarını diğerleriyle karşılaştırmalarını, sürdürülebilir kalkınma ve sosyal sorumluluk için neler yapıldığını öğrenmelerini sağlıyor. Firmalara kendilerini bu alanda daha rahat geliştirebiliecekleri bir rapor da sunuluyor.

Küresel İlkeler Sözleşmesi için bir de ilerleme bildirimi (CoP) şartı var. Bu çok basit bir şart; ama oldukça etkili çünkü kuruluşları iş gücü, çevre, insan hakları ve yolsuzlukla mücadele konularında yaptıklarını gönüllü olarak rapor etmesi konusunda teşvik ediyor. Bunları her yıl rapor etmeye başladığınızda, “bunu nasıl geliştirebilirim”i düşünmeye başlıyorsunuz ve “kendimi diğerleri ile nasıl karşılaştırabilirim” düşüncesiyle devam ediyorsunuz. Böylelikle yaptıklarınızı ölçmeye ve sağlamlaştırmaya başlıyorsunuz.

UNDP Türkiye: Sizce Türk firmaları raporlama aşamasına uyum sağlayabiliyor mu?

Y.A.: Evet, performansımız küresel ortalamanın üzerinde. Aralarında büyük çapta şirketlerin de bulunduğu birçok şirket raporlama işini ciddiye alıyor ve böylelikle daha küçük şirketler için örnek oluşturuyorlar.

UNDP Türkiye: Rapor yazarken şirketler ne gibi zorluklarla karşılaşabiliriler?

Y.A.: Bazen kaynakları rapor yazmaya yönelik kullanmak ve şirketin bütün aktivitelerini Küresel İlkeler Sözleşmesi'ne uygun şekilde sağlamlaştırmak zor olabiliyor ama; bu aşılmaz bir engel değil. Bu nedenle şirketler raporları yazma konusunda istekliler.

UNDP Türkiye: İlerleme Bildirimi ne sıklıkla yayımlanıyor? Kamuya açık mı ve bunları kim değerlendiriyor?

Bildirimler yıllık olarak yayımlanıyorlar. Tamamen kamuya açıklar ve hiç kimse tarafından da değerlendirilmiyorlar. Bazen şirketler 3. bir şahsın daha değerlendirmesi ve rapor sunması için teklifte bulunuyor, tabiki bu da gönüllü olarak. Yani zorla yapılan bir değerlendirme aşaması yok, tamamen gönüllü bir çalışma.

UNDP Türkiye: Türkiye’deki sektörel yaklaşımdan bahseder misiniz? Bu yaklaşım Türkiye’deki Küresel İlkeler Sözleşmesi Yerel Ağı tarafından mı başlatıldı?

Y.A.: Evet, Türkiye’deki Küresel İlkeler Sözleşmesi Yerel Ağı tarafından başlatıldı ve önemli bir ilerleme kaydediyor, diğer ağlar için önemli örnek oluşturuyor. Bu yaklaşım, Küresel İlkeler Sözleşmesi’nde bir ilki teşkil ediyor.

UNDP Türkiye: Yeni yaklaşımın ne gibi avantajları var?

Y.A.: Yaklaşım katılımcı sayısının daha hızlı artmasını sağlıyor, aynı sektördeki şirketlerin karşılaştırma yapabilmelerini uygun kılıyor sağlıyor ve aynı sektördeki şirketler arası işbirliğine yardımcı oluyor. Bu anlamda yaklaşımın oldukça faydalı olduğunu söylemek mümkün.

UNDP Türkiye: Sektörel yaklaşım hangi sektörlerde uygulanıyor?

Y.A.: Bu yıl için 3 sektör seçtik: otomotiv, tekstil ve ilaç. Bu sektörleri seçmemizdeki nedenler de Türkiye ekonomisindeki önemleri, rekabet edilebilirlik üzerindeki etkileri, bu sektörlerde çalışan ve bu sektörlerden faydalanan kişilerin sayısı. Umuyoruz ki, ileriki yıllarda bu yaklaşım diğer sektörlere de sıçrayacak.

UNDP Türkiye: Türkiye’de Küresel İlkeler Sözleşmesi'nin geleceğini değerlendirir misiniz? Sanayileşmiş iller dışındaki şirketler de sizce bu ağa katılabilecek mi?

Y.A.: Zaten sözleşmeyi Türkiye genelinde imzalamış şirketler var ve inanıyorum ki bu sayı daha da artacak. Bölyece Tükiye KİS’in en önemli ağlarından biri olacak.

Sektöre Özgü Yeni bir Yaklaşım

Türkiye’deki Küresel İlkeler Sözleşmesi Yerel Ağı, Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin yayılması için piyasayı sektörlere ayırarak yeni bir Sektöre Özgü Yaklaşım başlattı. Bu yaklaşımla, belirli sektörlerdeki firmalar diğerlerinden farklı olarak ortak konularda buluşuyor. Ayrıca bu durum sanayi kuruluşları aracılığı ile bu sektörlerdeki firmalara ulaşmayı daha kolay hale getiriyor. Son olarak, ortak hareket bu sektördeki fimaları birbirine yaklaştırıyor ve sektörün önde gelenlerinin, diğerlerini KİS’e katılmaları için teşvik etmelerini sağlıyor, bu da şirketlerin tek başlarına olmasını önlüyor.

Sektöre özgü yaklaşımla ilgili daha fazla bilgi için lütfen tıklayın.

 

 

 

Bölge 2015'e doğru ilerlemeyi değerlendiriyor

Hedeflendiği zamana yanlızca 5 yıl kala, Türk hükümeti Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne ulaşılmasında kaydedilen ilerlemeyi değerlendirmek için 9-10 Haziran'da bölgesel bir konferansa ev sahipliği yapıyor.

Ankara, Haziran 2010

Binyıl Kalkınma Hedefler+10 Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesel Konferansı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı (DPT), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE) ortaklığıyla düzenleniyor. Tüm BM sisteminin gücüne dayanan konferns, bölgedeki ülkelerin Binyıl Halkınma Hedefleri’ne ulaşmadaki ilerlemelerini gözden geçirmek ve ülkelerin bu doğrultuda yaptıkları çalışmalar ile çıkardıkları dersleri paylaşabilmeleri için bir platform oluşturacak. Konferans ayrıca Orta Gelirli Ülkelerin durumuna odaklanarak, bölgeye özgü dinamiklerin keşfedilmesi açısından da önemli bir fırsat sunuyor.

Konferansın sonuçlarının, Ekonomik ve Sosyal Konsey’in (ECOSOC) Yıllık Bakanlık Değerlendirmesi’nde ve 18-20 Eylül 2010 tarihlerinde New York’ta gerçekleştirilmesi planlanan Küresel MDG +10 Zirvesi’nde kullanılması amaçlanıyor. İki günlük etkinliğe ilgili BM kuruluşları ve akademik çevrelerle birlikte 22 ülkeden üst düzey hükümet görevlileri katılacak. Her bir hedefin Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin tamamına erişilmesindeki önemini belirlemek için 8 ayrı panel düzenlenecek.

Konferans, politika odaklı çözümlere, bilgi transferine, tecrübelerin paylaşılmasına, yapılan çalışmalara ve edinilen derslere, bölgede Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmanın önündeki en önemli engellerin belirlenmesine, neyin işe yarayıp, neyin yaramadığının vurgulanmasına ve bölgede 2015’e kadar Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne erişmede hızlandırılmış bir çalışma yürütülmesine katkıda bulunacak. Konferans ayrıca UNECE nezaretinde ve Türkiye’dekiler de dahil olmak üzere ilgili BM kuruluşlarının işbirliğiyle hazırlanan taslak Bölgesel Binyıl Kalkınma Hedefleri Raporu’nun sunulması için de bir fırsat olacak. Konferansta Türkiye’de Binyıl Kalkınma Hedefleri Ulusal İlerleme Raporunu sunacak.

Binyıl Halkınma Hedefleri; en fazla desteklenen, en kapsamlı ve tüm dünyanın üzerinde mutabakata vardığı belirli kalkınma hedefleridir. Dünya liderleri 2000 yılındaki Binyıl Kalkınma Zirvesi’nde 2015 yılına kadar bu hedeflere ulaşma kararı aldılar. Hem küresel, hem de bölgesel olan bu hedefler, her ülkenin belirli kalkınma ihtiyaçlarına hitap eder. Hedefler, uluslararası topluma ortak bir amaç için birlikte çalışmaları yönünde bir çerçeve hazırlar ve bunu yaparken insani gelişmenin herkese ve heryere ulaştığından emin olur. Bu hedeflere ulaşıldığı takdirde, yoksulluk yarı yarıya azalacak, on milyonlarca kişinin hayatı kurtarılacak ve milyarlarca insan küresel ekonomiden faydalanabileceği bir fırsat edinecek. Binyıl Kalkınma Hedefleri aşırı yoksulluğu ve açlığı ortadan kaldırmak, herkes için evrensel ilköğretim sağlamak, cinsiyet eşitliğini teşvik etmek ve kadının güçlendirilmesini sağlamak, çocuk ölümlerini azaltmak, anne sağlığını iyileştirmek, HIV/AIDS, sıtma ve diğer hastalıklarla mücadele, çevresel sürdürülebilirliği sağlama ve kalkınma için küresel bir ortaklık kurmak olarak belirlendi.

Türkiye'nin iklim değişikliğine uyum stratejisi

Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi Birleşmiş Milletler Ortak Programı kapsamında ulusal bir iklim stratejisi oluşturulması için 5 Mayıs 2010 tarihinde bir çalıştay düzenlendi.

Ankara, Haziran 2010

Tüm dünya ülkeleri gibi Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele için çabalarını hızlandırdı. Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi Birleşmiş Milletler Ortak Programı kapsamında ulusal bir iklim stratejisi oluşturulması için 5 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirilen birinci çalıştayda Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele stratejisi, uluslararası yaklaşımlar, mevcut durum ve bilimsel yaklaşım gibi pek çok konu masaya yatırıldı. Türkiye’nin değişik coğrafi özelliklerini göz önünde bulunduracak olan stratejinin Ekim ayında Çevre ve Orman Bakanlığı’na teslim edilmesi bekleniyor.

Çalıştaya 60’a yakın kamu kuruluşu, özel sektör, üniversite ve sivil toplum kuruluşlarından yaklaşık 100 temsilci katıldı. Türkiye’nin iklim değişikliğine uyumunun sağlanmasında kırsal çabaların öneminin altı çizilirken, çiftçilerin eğitilmesi, ve bölgelerdeki kalkınma ajanslarıyla yakın işbirliği kurulması da gündeme getirildi.

Yaptığı açılış konuşmasında Türkiye’nin uyum sağlayamaması halinde dünyanın gerisinde kalacağını dile getiren Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat Kadıoğlu “Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi” Ortak Program’ın da Türkiye’de bu alandaki ilk program olduğunu belirtti. Kadıoğlu, program dâhilinde Seyhan Havzası’nda yürütülen topluma-dayalı uyum hibe programının Türkiye’nin tüm havzalarında uygulanabilecek potansiyele sahip olduğunu vurguladı. İklim değişikliğinde azaltım ve uyum kavramları arasındaki farklara dikkat çeken Kadıoğlu, uyumun da en az azaltım kadar tüm paydaşları ilgilendiren bir konu olduğunu ve bu kapsamda oluşturulacak Strateji’nin de Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı bünyesinde yürümekte olan “Türkiye’nin İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’nın Geliştirilmesi” projesi kapsamında hazırlanacak Eylem Planı’yla desteklenmesi gerektiğini belirtti.

Birleşmiş Milletler Mukim Temsilcisi ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Temsilcisi Shahid Najam Türkiye’nin de iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında oldukça korunmasız durumda olduğunu dile getirdi. Najam, bu mücadelede hükümetin yanı sıra bireylerin, toplumların ve yerel idarelerin beraber yer almaları gerektiğini söyledi.

Çalıştay sırasında İklim değişikliğine uyum konusunda uluslararası yaklaşımların ele alındığı bir oturumda Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) Uluslararası Uyum Danışmanı William Dougherty Türkiye’nin strateji oluşturmakta tarıma ağırlık veren, daha iyi yönetilmesi gereken önemli su kaynaklarına sahip olan ve kıyı alanları bakımından Türkiye ile benzerlik gösteren İspanya’dan ve iklim değişikliğine uyum stratejisini ilk geliştiren ülke olan Finlandiya’dan örnek alabileceğini belirtti. William Dougherty etkilenebilirliklerin bölgelere göre hatta küçük alanlarda bile değişiklik gösterebileceğini ve Türkiye’nin öncelikle kendi etkilenebilirliklerini önceliklendirmesi gerektiğinin altını çizdi. Dougherty bunun tabandan tavana bir yaklaşımla yapılmasının önemini belirtti.

İklim değişikliğine uyumda Türkiye’deki darboğazlar arasında doğal afet yönetiminde, sanayide ve özel sektörde uyumun zayıf olması ve politika araçlarının uyum odaklı çalışmamasını sıralayan Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Ulusal Uyum Uzmanı ve Koordinatörü Nuran Talu planlama politikaları, kurumsal yapılanma ve finansal politikalar kapsamında derinlemesine inceleyerek nelerin öne çıktığı konusunda bir yıllık detaylı araştırma çalışmasının çıktılarını paylaştı. Talu, uyumda tarım sektörünün vazgeçilmez rolüne ve etkilenebilirlik tespitinde yerel bilginin önemine değinerek bilimsel birikimin ise toplumsal faydaya yansımadığını belirtti. Bu sorunların giderilmesi için Talu uyumun kapsamlı bir maliyetinin çıkarılmasını ve iklim değişikliğiyle mücadeleye ayrılan bütçenin, kurumların toplam bütçesindeki yerinin üzerinde durulması gerektiğini söyledi.

İklim değişikliğine uyumda bilimsel yaklaşımları anlatan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden Nüzhet Dalfes ise hazırlanacak Strateji’nin bilimsel açıdan vazgeçilmez unsurlarının arasında insan kaynaklarının yanı sıra veri ve bilgi sistemlerinin de iklim ve meteoroloji verilerinin ötesinde geliştirilmesi gerektiğini anlattı. Dalfes, ekosistem izleme sisteminin oluşturulmasının önemini vurgularken iklim sorunlarının yanı sıra genel anlamda çevre sorunlarına da önem verilmesini ve bu konuda farkındalığın nesiller-arası sürdürülmesini önerdi.

BM Ortak Program Yöneticisi Atila Uras, Ortak Program kapsamında gerçekleşen ve etkilenebilirlikler ve iklim değişikliğinin etkileriyle başa çıkma konusunda yerel bilgi toplamayı amaçlayan Katılımcı Etkilenebilirlik Analizi’nin sonuçlarını ve yerel paydaşların sunduğu önlemleri paylaştı. Analizlerde, kuraklık, yağış rejiminde düzensizliklerin yanı sıra ani ve şiddetli yağışlar ve bu yağışların beraberinde getirdiği sel tehlikeleri, kar yağışında azalma ve mevsimlerde kayma çoğu ilde ortaya konan ortak sorunlar olarak belirtildi.

Siyasi tarafların ne derece dahil edildikleri ve ulusal bir strateji için politika-yapıcıların desteğinin gerekliliği gibi konularda soru ve önerilerini dile getiren katılımcıların görüşleri, stratejinin oluşturulmasına önemli katkı sağlayacak. Bir başka önemli soru ise hazırlanacak Ulusal Uyum Stratejisi’nin kamu kurumlarına görevler belirleyip belirlemeyeceği ile ilgiliydi. Konuyla ilgili olarak Ortak Program Yöneticisi Atila Uras bir sonraki çalıştayda önceliklendirme yapacaklarını, bu öncelikler kapsamında çalışma grupları oluşturacaklarını ve ilgili Bakanlıklardan görevlendirme isteyeceklerini belirtti. Katılımcılar tarafından öne sürülen diğer önemli fikirler arasında Strateji’de önerilecek konular hakkında çiftçilerin eğitilmesi, kamu kurumlarının yanı sıra diğer ilgi gruplarına da daha etkin ulaşabilmek ve katılımlarını sağlayabilmek için yeni yöntemlerin belirlenmesi ve bölgelerdeki kalkınma ajanslarıyla yakın işbirliği kurulması yer aldı. Bu süreçte medya desteğinin öneminin de altı çizildi.

Türkiye’nin Ulusal İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi’nin hazırlanma sürecinde gerçekleştirilen bu birinci ulusal çalıştayı takiben Engeller ve Öncelikler’in belirlenmesi için bir çalıştay daha gerçekleştirilecek. Bu çalıştayın da çıktıları göz önüne alınarak hazırlanacak Taslak Ulusal Uyum Stratejisi, 2010 yılının Temmuz ayının başlarında gerçekleştirilecek İlk Değerlendirme Çalıştayı’nda ilgili paydaşlara sunulacak. İlgi gruplarının görüşlerinin alınması sürecinden sonra bir değerlendirme çalıştayı daha yapılacak. Türkiye’nin Ulusal İklim Değişikliği’ne Uyum Stratejisi’nin Ekim 2010 tarihinde Çevre ve Orman Bakanlığı’na teslim edilmesi bekleniyor.

Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi BM Ortak Programı; Türkiye’nin iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele edebilmesi ve yönetebilmesi için gerekli stratejilerin oluşturulması ve Türkiye’nin kırsal ve kıyı alanları gelişimini tehdit edebilecek iklim değişikliği risklerini yönetebilmek için kapasite geliştirmeyi amaçlıyor.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Türkiye denizel hassas alanlarını belirliyor

2010 Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı kapsamında Türkiye Denizel Hassas Alanları belirleme çabalarını hızlandırıyor. Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi projesi kapsamında “Denizel Hassas Alanları Belirleme Çalıştayı” 20-21 Mayıs 2010 tarihlerinde Muğla’da düzenlendi.

Ankara, Haziran 2010

 

İlgili kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, ulusal ve yerel sivil toplum kuruluşları ve uluslararası kuruluşlardan 72 uzman, kriter ve standartlara dayanarak denizel hassas alanları (mutlak koruma ve tampon bölgeleri) tanımlamak, hassas alanlar içerisinde deniz turizmi, balıkçılık gibi hangi potansiyel faaliyetlerin yapılıp yapılamayacağını ve Akdeniz ve Ege Kıyılarındaki diğer potansiyel Deniz ve Kıyı Koruma Alanlarını (DKKA) belirlemede kullanılacak denizel Boşluk Analizi çalışması için temel parametreleri ortaya koymak amacıyla bir araya geldi.

Çalıştayın çıktıları, ulusal strateji ve eylem planında yer alacak Türkiye’nin DKKA sisteminin genişletilmesine ve böylece denizel biyolojik çeşitliliğin korunmasına katkı verecek. Proje kapsamında, DKKA’nın kurulması ve/veya güçlendirilmesi ile Türkiye’nin denizel ekosistemlerinin çevresel sürdürülebilirliği sağlanacak. Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Akdeniz’deki Genel Balıkçılık Komisyonu tarafından Akdeniz Havzası için tanımlanan “Balıkçılığa Kısıtlı Alanlar” sisteminin genişletilmesi ile sürdürülebilir bir balıkçılık yönetimi de sağlanacak.

Çalıştayda açılış konuşmasını yapan Özel Çevre Koruma Kurumu (ÖÇKKB) Başkanı Ahmet Özyanık, Türkiye’nin denizel ekosistemlerinin korunması için çalıştayın çok önemli bir adım olduğunu vurguladı. Özyanık, sistematik bir yaklaşım benimseyerek proje ile Türkiye’deki DKKA’nın uluslararası standartlara uygun olarak kurulacağını ifade etti. Bu ulusal çerçeve ile DKKA’nın etkin yönetiminin ve sürdürülebilirliğinin sağlanacağını ekledi.

Çalıştay sonunda düzenlenen teknik gezide katılımcılara, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde önerilen potansiyel hassas alanlardan biri olan “Balıkçılığa Kısıtlı Alanlara” yönelik bilgi verildi. Teknik gezide, bu alanların seçiminde ekonomik balık türlerinin yumurtlama alanlarını ve su ürünleri kooperatiflerinin sürece dahil edilmesini içeren bir yöntem izlendiği bilgisi verildi. Su ürünleri kooperatiflerinin böyle bir gelişmede etkin yer alması ve olumlu sonuçlar elde edilmesi açısından Türkiye’de bir ilk gerçekleşti. Bu nedenle, aynı yöntem benzer DKKA’nda tekrarlanabilir. Çalıştayın sonuçları, UNDP Türkiye ve ÖÇKKB internet sayfalarında yayımlanacak.

Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi ulusal deniz ve kıyı koruma alanları sistemini güçlendirmeyi ve etkin yönetimini kolaylaştırmayı amaçlıyor. Proje, Küresel Çevre Fonu (GEF) mali desteğiyle, Çevre ve Orman Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı (ÖÇKKB) tarafından; Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü ortaklığında yürütülüyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye projeye ve proje ortaklarına teknik destek sağlıyor. 2013 yılına kadar devam eden proje, Türkiye’de Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sistemini güçlendirerek denizel biyolojik çeşitliliğin korunmasına katkı sağlayacak.

 

 

Kars'a bahar âşıklarla geldi

Usta çırak ilişkisi içinde yaşattıkları, geliştirdikleri sanatlarını günümüzün hızlı ve naifliğini yitirmiş dünyasında bile sürdüren Âşıklar 7-10 Mayıs 2010 tarihleri arasında Kars’ta bir araya geldi.

Ankara, Haziran 2010

Anadolu’da yüz yıllardır öyküler anlatıyor Âşıklar. Kimi zaman kendi öyküleri, kimi zaman tanık oldukları ya da duydukları... Sazlarıyla toplumun sözcüsü oluyor. Geleneklere, doğaya, günlük yaşama dair gözlemlerini, özlemlerini, eleştirilerini, müzikleriyle ve şiirleriyle aktarıyorlar. Kars Belediyesi’nin organizasyonu ve Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar Birleşmiş Milletler Ortak Programı ’nın desteğiyle düzenlenen 5. Kars Âşıklar Şenliği 100’den fazla Âşık’a ev sahipliği yaptı.

Âşıklar Kars’ta yarışmalarla ve atışmalarla zengin bir program sunarken Sarıkamış ve Kağızman ilçelerinde de etkinlikler düzenlendi. “Yörelere Göre Hikâye Dalında Yarışma”, “Atışma Dalında Yarışma”, “Dudak Değmez (Leb – Değmez) Dalı Doğaçlama” gibi bölümlerde yurt içinden ve dışından gelen Âşıklar sözlü şiiri, müziği ve hikâye anlatımını da kapsayan yeteneklerini paylaştılar.
BM Ortak Programı kapsamında Aşıklık Geleneğini korunması ve sürdürülmesine katkıda bulunmak amacıyla özel bir albüm çalışması da gerçekleştirildi. “Yaşayan Aşıklık Geleneği Sazın ve Sözün Ustaları Kars Yöresi Aşıkları Geçmişten Günümüze Kars Âşıklık Geleneği” adını taşıyan bu albüm âşıklık geleneğinin kuşaktan kuşağa aktarımına önemli katkılar sağlayacak. 2009 yılı içinde UNESCO’nun İnsanlığın Ortak Kültürel Mirası olarak ilan ettiği Âşıklık Geleneği; Türkiye’nin zengin kültürel mirasının çok önemli bir parçasını oluşturuyor.

Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar Birleşmiş Milletler Ortak Programı, ulusal ortak Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Birlleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO), Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuk Fonu (UNICEF) olmak üzere 4 Birleşmiş Milletler kuruluşunun işbirliği ile yürütülüyor. Ortak Program kültürel ve doğal zenginliklerinden yararlanarak yerel kapasiteleri geliştirip bu zenginliklerin sosyal ve ekonomik kalkınma için kullanılmasını ve Kars’ta turizm sektörünü harekete geçirmeyi hedefliyor.

Hedef insana yakışır iş

Radikal Gazetesi’ne bir söyleşi veren Uluslararası İş Örgütü (ILO) Türkiye Temsilcisi Gülay Aslantepe, Birleşmiş Milletler Ortak Programı Herkes için İnsana Yakışır İş: Ulusal Gençlik İstihdam Programı'nın tüm çalışmalarının insana yakışır iş yaratmaya yönelik olduğunu söyledi.

Ankara, Haziran 2010

Ortak program, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Uluslararası İş Örgütü, Uluslararası Göç Örgütü ve Gıda ve Tarım Örgütü’nün, İŞ-KUR ve yerel yönetimlerle ortaklaşa başlattığı, İspanya'nın Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne Ulaşma Fonu'yla destelenen bir istihdam projesi. Aslantepe, BM Ortak Programı’yla Türkiye’de kronik bir hastalık olarak nitelendirdiği işsizlik sorunun yavaş yavaş tedavi edilebileceğini belirtti.

Türkiye’de işsizlik konusunda nasıl bir tablo var? Türkiye’yi nasıl bir süreç bekliyor?

Son kriz nedeniyle, istihdam boyutunda ülkede ciddi bir etkilenme var. Türkiye’de, 2001 krizinden sonra 2002-2008 yılları arasında aşağı yukarı yüzde 6.5-7 oranında büyüme hızı yakalandı, ancak bu büyüme hızının istihdam sağlamadığını görüyoruz. Bu dönemde istihdam yıllık ortalama yalnızca binde 8 oranında arttı. Son dönemde yakalanan büyüme hızları, Avrupa da dâhil istihdamda çok fazla bir artış sağlamadı. Türkiye’de yıllarca yüzde 10’lar civarında seyreden işsiz sayısının ki bu yapısal bir işsizliktir, bunun sonucunda bir anda yüzde 14’lere çıktığını ve önümüzdeki günlerde de bu yüzde 14’lerle uğraşacağımızı görüyoruz. 4 puanlık bir artış, yapısal işsizlikte çok önemli bir sorun, bir de buna her yıl 750–800 bin gencin de iş piyasasına girdiğini dikkate alırsak, önümüzde çok zorlu bir dönem var.

Türkiye’de istihdam sorununun kaynağına inmek istersek, neyle karşılaşırız?

İstihdam sorununun başında, yüzde 44 oranına ulaşan kayıt dışılık geliyor. Büyüme hedefleriyle istihdam bir şekilde örtüşmüyor. Büyüme istihdam ilişkisi ve istihdam eğitim ilişkisi birbiriyle yeterince bağlantılı değil. Yüksek öğrenim mezunları da hemen mezun olur olmaz işe giremediklerine göre, işgücü piyasasında işgücünün talepleri doğrultusunda eğitilmiş işgücümüzün olmadığını, yani arzla talep arasında bir dengesizlik olduğunu görüyoruz. Aslında şöyle bir sorunumuz var, sanayinin hizmet sektörünün beklediği eleman düzeyini, eğitim kurumlarımız sundukları eğitim olanaklarıyla karşılayamıyor. Yavaş yavaş Türkiye’de bu sorunlar görülüyor. Şimdi tedavi aşamasına geçmek gerekiyor. Bu kronik bir hastalık olduğu için işsizlik sorununun tedavisi, bugünden yarına gerçekleşecek bir olay değil. Yavaş yavaş ve zaman alacak bir süreç.

BM Ortak Programı’yla hedefiniz nedir?

Bu Ortak Program’la gençlik istihdamına ilişkin bir Ulusal Gençlik İstihdam Eylem Planı hazırlamak ve Ulusal İstihdam Stratejisi’ne destek sağlamak ulusal boyuttaki en önemli hedefimiz. Bu çerçevede, İş-Kur’un daha sonra da kullanabileceği bir mesleki görünüm modeli oluşturmayı hedefliyoruz. Hangi mesleklerde, neye ihtiyacımız var, bunları tespit edeceğiz. Yerel düzeyde de, en fazla iç göç alan kentlerden biri olan ve mevsimsel işgücü piyasası dalgalanmaları gösteren Antalya’da işgücü arz ve talebi arasındaki uyumsuzluğu gidermeye çalışacağız. Program kapsamında hedef kitlemiz olan gençlere mesleki eğitim de verilecek. Sonuç olarak hedef insana yakışır iş. Tüm yaptığımız çalışmalar bu hedefi yakalamak yönünde olacak.

‘İnsana yakışır iş’i tarif edebilir misiniz?

İnsana yakışır işi, çalışma yaşamında, emeğin hak ettiği değeri-ücreti bulabildiği, çalışanların hak ettiği şartlarda ve sosyal güvenlik şemsiyesi altında çalışabildiği bir ortam olarak tanımlıyoruz. İş sağlığı güvenliğinden tutun sendikal örgütlenmeye varana kadar bütün temel insan hakları yaklaşımlarını da kapsayan bir kavram. İnsana yakışır iş’in sağlanabilmesi için gerekli dört bileşene, yani ‘ILO standartlarına uyum’, ‘istihdam’, ‘sosyal güvenlik’ ve ‘sosyal diyalog’ konularına baktığımızda, bunların hepsinde Türkiye’nin ciddi sorunlar olduğu ortada.

Programınızdaki kadın ve genç nüfus vurgusunun nedeni nedir?

Türkiye’de en sorunlu alanlarımız gençler ve kadınlar. Gençler arasındaki işsizlik oranı, genel işsizlik oranının iki katına yakın neredeyse. Kadınların işgücüne katılım oranı da olağanüstü düşük. 2009 yılı Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, kadınların işgücüne katılma oranları yüzde 26’lar civarında. Avrupa Birliği’nin (AB) 2015 yılı için kadınların işgücüne katılma oranı olarak belirlediği hedef Lizbon Stratejileri çerçevesinde yüzde 70. Pek çok ülkenin bu orana yakın olduğunu biliyoruz. Hatta şu anda kriz yaşayan Yunanistan’da dahi kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 50’lerin üzerinde. Bizim kadınların işgücüne katılması konusunda ciddi bir hamle içinde olmamız gerekiyor.

Kadının önündeki engel ne, toplum mu, cinsiyet ayrımcılığı mı, uygun iş bulamama mı, eğitimsizlik mi?

Hepsi. Bunların yanı sıra bir başka olgu daha var Türkiye’de; iç göç. Genç nüfus göç ediyor. Kırsalda kalanlar daha çok yaşlılar. Şimdi genç kadın ücretsiz aile tarım işçiliğinden kente geldiği vakit, kente uyum sağlarken kendine iş bulması zor. Bazıları, ev hizmeti gibi hizmet sektöründe kayıt dışı işler bulabiliyorlar. O işleri dahi kabul edebilmeleri için çocuk bakım hizmetleri eksik, ailenin yaşlılarına bakım da sürekli kadının üzerinde. Yani çocuğunu bırakacak yuva yok, yaşlılara bakacak sosyal hizmetler eksik. Üstüne üstlük niteliksiz işlerde çalışacağı için bir yerde alacağı ücret, onun bu hizmetleri satın almasını da engelliyor. Kadının çalışmasının hala belirli aile yapılarında ailenin erkeklerinin iznine bağlı olma olgusu da var.

Ortak Program için pilot bölge seçilen Antalya’da neler yapılacak?

Programla, Antalya’da, hizmet ve turizm sektörü dışındaki diğer sektörlerde de istikrarlı bir işgücü piyasası oluşturabilmeyi hedefliyoruz. Hedef kitlemiz olan 15-24 yaş arası gençlere yönelik sektörel boşluk nerelerde var, ayrıntılı bir işgücü piyasası analizi yapıyoruz. 2010 yılı sonunda ortaya çıkan tabloya bakarak, hangi sektörlerde işgücü yaratma potansiyeli varsa, gençleri o yönlere kanalize edeceğiz. Programdan faydalanabilmeleri için gençlerin İş-Kur’a kayıtlı olmaları gerekiyor.

 

 

Belediyeler Avrupalı ortaklarıyla tanışıyor

Türkiye’nin dört bir yanından 21 belediye, Türkiye’de Yerel Yönetim Reformu Uygulamasının Devamına Destek projesinin Mart ve Mayıs aylarında düzenlenen tanıtım toplantılarıyla yakında 2003-2005 yıllarında yürürlüğe giren yeni mevzuatı daha güçlü kapasitelere uygulayacak.

Ankara, Haziran 2010

Bu 21 belediyeden 10’u projenin belediyler arası koordinasyon ve işbirliğini geliştirmeyi hedefleyen dördüncü bileşini altında kamu hizmetlerinin yönetimi, vatandaşların sosyal işlere katılımı, ve yerel sosyo-ekonomik gelişme konularında işbirliği kurmak için Avrupalı ortaklarıyla tanışmaya hazırlanıyor.

Sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel, kurumsal ve finansal yapıları göz önünde bulundurularak seçilen Düzce, Gölbaşı, Kahta, Karadeniz Ereğli, Kırşehir, Mustafakemalpaşa, Nevşehir, Patnos, Uşak ve Zonguldak belediyeleri, kendilerine en uyumlu ortağı bulmak için şimdi 27 Avrupa Birliği ülkesinde yerel yönetimlere yollanan başvuru çağrılarının sonuçlarını bekliyor.

Ankara’da düzenlenen tanıtım toplantılarında ayrıca İçişleri Bakanlığı ve belediyeler için önemli bir platform oluşturacak stratejik bir araç olan yeni Türkiye Belediyeler Birliği Ortaklık Stratejisi de masaya yatırıldı. Bu yeni strateji ülkedeki tüm belediyeleri bir araya getiren Türk Yerel Yönetim sisteminin önemli bir parçasını oluşturuyor.

Yerel Yönetimlerin performans ve nitelik açısından hizmet sunumu, toplumsal cinsiyet eşitliği, çevre koruma, stratejik planlama, çok yıllı bütçeleme ve yatırım planlaması, mali yönetim ve kontrol ile sürdürülebilir yerel sosyal ve ekonomik gelişmeyi amaçlayan projelerin tanımlanması, hazırlanması ve yönetilmesi üzerine yerel yönetimlerin kapasitelerini güçlendirmeyi amaçlayan birinci bileşen dahilinde de 11 yerel yönetim pilot olarak seçildi. Projenin görünürlüğünü amaçlayan yarım günlük tanıtım toplantılarıyla Bandırma, Kocaeli, Nilüfer, Balıkesir, Nazilli, Mersin, Şehitkamil, Malatya, Trabzon, Şanlıurfa ve Polatlı yerel yönetimleri proje ve bileşenlere dayanan faaliyetler hakkında bilgilendirildi.

Proje uzmanları eğitim ihtiyaç analiz çalışmaları yürütecekleri yerel yönetimlere takdim edildi. Anket çalışması, odak grup toplantıları ve ikili mülakatlardan oluşan bu çalışmalar, belediye daireleri başkanlarının, yerel meclis üyeleri ve belediye meclislerinin eğitim ihtiyaçlarını belirlemenin yanı sıra pilot belediyelerde etkili olacak toplum katılımı konusunda da bilgi vermeyi amaçlıyor. Çalışmalardan elde edilecek verilerle bu 11 pilot yerel yönetimde eğitime katkıda bulunacak eğitim stratejileri ve araçları geliştirilecek.

UNDP İçişleri Bakanlığı’nda reform kapasitelerinin güçlendirilmesi için teknik destek sağlamaya devam ediyor. Yerel yönetim birliklerinin ve yerel yönetimlerin idari kapasitelerinin ve bu kurumlar arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesini hedefleyen Türkiye’de Yerel Yönetim Reformu Uygulamasının Devamına Destek projesi Yerel Yönetim Reform Programı’nın (LAR I) devamı niteliğinde. Her iki projede de, UNDP İçişleri Bakanlığı’nın Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü, valilik ve kaymakamlıkların 2004-2005 yıllarında hazırlanan ve kabul edilen yeni yerel yönetim mevzuatına daha iyi uyum sağlayabilmeleri için destek veriyor. Projenin ana faaliyetleri beş bileşenden oluşuyor: yerel yönetimlerde ve yerel yönetim birliklerinde kapasite geliştirme, yerel katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi, belediyeler arası koordinasyon ve işbirliğinin iyileştirilmesi ile İçişleri Bakanlığı’nın kapasitesinin arttırılması. Projenin ikinci, üçüncü ve beşinci bileşenleri için tanıtım toplantılarının önümüzdeki aylarda gerçekleşmesi bekleniyor.

Katkıda Bulunanlar

Katkıda Bulunanlar

Editör: Ulrika Richardson-Golinski
Asistan: Ece Ergen
Stajyer: Müjde Sadıkoğlu

 

 

UNDP Türkiye’yi takip edin:

© 2010 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.