Sayı: 87
Kariyerim boyunca, aşırı yoksulluğun ve açlığın yanında israf ve bolluğun da aynı zaman ve mekânda yaşandığı elim gerçekliğe tanıklık ettim.
Türkiye, insan merkezli, kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınma ile Binyıl Kalkınma Hedeflerini yerine getirmek için son yıllarda büyük bir gayret ve azimle mücadele verdi. Türkiye ayrıca, gelişmekte olan diğer ülkelerin, özellikle de En Az Gelişmiş Ülkelerin kalkınma sorunlarında yardımcı olmak için, içten bir çaba gösterdi. Bu anlamda üç yıldan fazla görev yaptığım Türkiye’nin son görev yerim olması benim için ayrı bir onur ve imtiyaz kaynağı.
Türkiye hem politika oluşturma hem de uygulama düzeyinde, huzurlu, müreffeh ve adil bir dünya yaratmak için çalışan bir ülke olarak gerçek anlamda gayretli bir tutkuyu sembolize ediyor.
Dahası, UNDP’nin temel amaçlarını yerine getirmek ve iyiden daha iyiye doğru giden yolda kapsayıcı ve güçlü toplumlara yönelik çalışmalarda yeni ufuklar açmaya istekli, adanmış, motivasyonu yüksek ve işinin ehli olan çalışma arkadaşlarımın arasında olmak paha biçilmez bir deneyimdi.
Pek çok başarılı girişim
Birlikte pek çok girişimin öncüsü olduk:
(a) Açık bir vizyon, işlevsel bir strateji ve Ülke Ofisi’nin 2015 sonrası senaryoları için yeniden konumlandırılmasının değer odaklı ve kanıta dayalı politika çalışmalarına dayandırılması; Türkiye’nin Resmi Kalkınma Yardımlarının etkin dağıtımında deneyimi, bilgisi ve uzmanlığıyla getirdiği artı rol ve BM sistemini orta gelir düzeyindeki ülkelerle nasıl çalışacağı konusunda bilgilendiren bir bilgi ve deneyim yapısının yaratılması;
(b) En Az Gelişmiş ve Düşük Gelirli Ülkelerin kalkınma sorunlarında yardımcı olmak için Küresel İşbirliği Çerçeve Sözleşmesi’nin Türk hükümeti ile imzalanması; UNDP’nin küresel ve bölgesel gelişiminde Türkiye’nin rolünün artırılması ve ulusal kalkınma hedeflerine ulaşması için Türkiye’ye yardım edilmesi;
(c) Kapsayıcı piyasalar ve iş modelleri aracılığıyla, özel sektörün Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılması için katkılarını artırmayı amaçlayan UNDP İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’nin kurulması;
(d) Çevre ve sürdürülebilir kalkınma, demokratik yönetişim, yoksulluğun azaltılması ve özel sektörle işbirliği alanlarında program yaklaşımının uygulanması;
(e) İnsan kaynakları, finans ve bilişim desteklerini kapsayan iş süreçlerinin program geliştirilmesinde ve proje uygulanmasında destekleyici unsurlar olması.
Bilgi yönetimi ve iletişimi
İnsanlığın ve hızlı bir şekilde değişen dünyanın karşılaştığı kalkınma sorunlarının ne kadar büyük olduğunu gördüğümüz bu süreçte, kapsamlı bilgi kaynaklarından ve başarı örneklerinden yararlanmak zorunlu hale geldi. Ayrıca kalkınma problemlerini çözmek ve kalkınma hedeflerinde ivmeli ve sürdürülebilir başarıyı yakalamak için önceki deneyimlerde hangi uygulamaların başarılı olduğunu hangilerinin başarısız olduğunu değerlendirmek de bir o kadar büyük bir önem arz ediyor.
Bilgiye erişim aynı zamanda Binyıl Kalkınma Hedefleri’nde erken başarıyı sağlamak için de önemli. Proje düzeyinde işlem ve bilgi yönetimi sistemi, bilgi kaynaklarını bir araya getiren ve yayan UNDP sistemi içindeki ilk teşebbüslerden biri oldu.
Diğer çalışma alanlarımızdan biri olan toplumsal cinsiyet eşitliği, UNDP’nin iklim değişikliğinden kırsal kalkınmaya, bütün alanlardaki girişimlerinde ön planda oldu. Coğrafi ve toplumsal cinsiyet ayrımlarının da dâhil edildiği yapısal eşitsizliklere her daim değinildi. Ayrıca kadınların karar alma mekanizmalarına ve işgücüne katılımları her zaman desteklendi. Yerel ve kültürel yaklaşımları ve bağlamları dikkate alarak küresel başarı hikâyelerini ve deneyimlerini çalışmalarına entegre eden UNDP, toplumsal cinsiyet konulu çalışmalarda Türkiye’deki öncü kurumlardan bir tanesi oldu.
2015 sonrası kalkınma gündemi
Son olarak, 2015 sonrası kalkınma çerçevesinin belirlenmesi için yürüttüğümüz çalışmalar, bizlere geleceğin küresel kalkınma gündemine şekil verme fırsatını verdi. Türkiye, 2015 sonrası kalkınma gündeminin belirlenmesinde önemli bir yere sahip olacak ulusal istişarelerin yapıldığı ülkelerden biri olarak seçildi.
Dünyanın dört bir tarafında dikkatlerin, açık ve ölçülebilen insani gelişme sonuçlarına odaklanmasını sağlayan Binyıl Kalkınma Hedefleri, pek çok insanın daha iyi bir yaşama sahip olmasını sağladı. Bu sebeple, herkese daha iyi bir gelecek sağlamak için ve insan haklarını, demokrasiyi ve demokratik yönetişimi kalkınmanın esas unsurları yapmak için; Binyıl Kalkınma Hedeflerinden sonra getirilecek küresel kalkınma gündeminin, katılımcı, uyumlu, gönüllülük esasına dayalı ve kapsayıcı süreçler sonucunda ortaya çıkması gerekiyor.
Türkiye’deki ulusal istişareler süreci, kapsayıcı, paydaşlar tarafından sahiplenilen, internet sitesi (2015sonrasiturkiye.org) ve sosyal medya araçlarıyla çevrimiçi tartışmalar yaparak olabildiğince çok insana ulaşabilen ve bu nedenlerle küresel olarak örnek gösterilen bir süreç oldu. Türkiye’deki ulusal istişareler süreci kapsamında Genel Sekreter’in İstediğimiz Gelecek kampanyası doğrultusunda bir savunuculuk kampanyası sürdürüldü. On bir tematik toplantı, dört bölgesel toplantı ve beş üniversite toplantısı yapıldı. Bu toplantılarla üniversite öğrencilerinden, akademisyenlere, sivil toplum kuruluşlarından, özel sektör temsilcilerine toplumun pek çok kesimine ulaşıldı. Düzenlenen Instagram yarışması ile amatörlerin ve sanatçıların nasıl bir gelecek tasavvur ettiklerini fotoğraflarına yansıtmaları istendi.
Bu nedenlerle, Türkiye’nin 2015 sonrası kalkınma gündemine önemli bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Bu vesileyle, yılmadan ve yorulmadan büyük bir başarıyla Yeni Ufuklar’ın içeriğini ve formatını geliştirmek için çalışan meslektaşlarıma minnettarlığımı ifade etmek isterim. Ayrıca Yeni Ufuklar’a katkı sağlayarak ve dergiyi takip ederek, içerik kalitesini geliştirenlere ve her şeyden öte, desteklerinden ve ilgilerinden ötürü Yeni Ufuklar okuyucularına teşekkür ederim.
Bu harika üç yıl boyunca Türkiye’nin, insanlarının, ayrıca sonsuz desteklerini ve yüreklendirmelerini eksik etmeyen pek çok dost ve meslektaşın bıraktığı değerli anılar da benimle birlikte olacak.
Hoşçakalın,
* Shahid Najam, UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi ve BM Türkiye Mukim Koordinatörü
Toplantı, üst düzey UNDP yetkilileri ve UNDP çalışanlarının yanı sıra Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nden (TOBB) temsilcileri bir araya getirdi.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, savunuculuk, bilgi paylaşımı ve araştırmaya odaklanan İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’nin kurulması konusunda Mart 2011’de Türkiye hükümeti ile resmen ortaklık kurmuştu.
Merkez, BM’nin kalkınma örgütü olan UNDP tarafından yönetiliyor ve Türk hükümeti, özel sektör kuruluşları ve akademi dünyası ile yakın işbirliği içinde çalışıyor.
“Türkiye’nin uluslararası kalkınmadaki rolü, ülkenin Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılması yolundaki ilerlemenin hızlandırılmasına yönelik destek çabalarına bağlılığını yansıtıyor” diyen BM Genel Sekreter Yardımcısı ve UNDP Başkan Yardımcısı Sigrid Kaag, “Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’nin İstanbul’da kurulması da bu ülkenin, özel sektörün kapsayıcı kalkınmadaki rolüne dair bilgi birikimini artırma ve iyi uygulamaları paylaşma konusundaki taahhüdünü ve bağlılığını gösteriyor” diye konuştu.
İcra Kurulu’nun diğer üyeleri arasında, başkan yardımcısı sıfatıyla Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan Çok Taraflı Ekonomik İlişkiler Genel Müdürü Büyükelçi Mithat Rende, Kalkınma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı M. Cüneyd Düzyol, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanı Dr. Serdar Çam da yer aldı.
İstanbul’daki merkez, özel sektörün sunduğu uzmanlıktan yararlanarak, kalkınmaya dair güçlüklere yenilikçi çözümler üretmeye odaklanıyor.
Merkez, en az gelişmiş ülkelerde (EAGÜ) iş dünyasının piyasaları nasıl güçlendirebileceği konusuna da özel bir önem atfediyor.
UNDP Türkiye tarafından podcast formatında hazırlanan Yeni Ufuklar radyo programlarının temel amacı, olabildiğince çok insana ulaşarak, UNDP’nin çalışmaları ile küresel ve yerel kalkınma konuları hakkındaki farkındalığı artırmak.
Türkçe olarak yayımlanan podcast formatındaki radyo programları, iTunes Store üzerinde de yer alıyor. UNDP Türkiye İletişim Ofisi, programı Radyo İlef ve Açık Radyo'nun katkılarıyla hazırlıyor.
Geniş radyo ağı sayesinde, Yeni Ufuklar podcastları Türkiye’de her hafta yaklaşık 1 milyon kişiye ulaşıyor. Şu anda bir ulusal, bir yerel ve dokuz üniversite radyosundan oluşan 11 radyoda, Yeni Ufuklar podcastları her hafta yayınlanıyor.
UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Shahid Najam: “iTunes Türkiye mağazasında Hükümet ve Kuruluşlar kategorisinde birinci olan Yeni Ufuklar podcastları, Türkiye’de kalkınma konuları ile ilgilenen; daha sağlıklı ve daha yeşil bir geleceğin hayalini kuran insanların sesi oldu” dedi.
Yeni Ufuklar yayınlarının program metinlerinden oluşturulan derlemede, Yeni Ufuklar’ın yayımlanmış olan ilk elli programı yer alıyor.
E-kitabın Türkçe ve İngilizce sürümlerine bu bağlantılardan ulaşılabiliyor: Türkçe | İngilizce
Yeni Ufuklar podcastlarının yeni bölümlerini takip etmek ve eski bölümlere ulaşmak için ise bit.ly/yeniufuklar veya undp.org.tr adresleri kullanılabilir.
Rapor gelişmekte olan ülkelerin hızlı bir şekilde büyümesinin neden olduğu küresel dinamiklerdeki köklü değişimleri ve bu değişimlerin insani gelişme üzerindeki uzun vadeli etkilerini inceliyor.
2013 Raporu, son yıllarda insani gelişme açısından beklenenin üstünde bir ilerleme kaydeden 40’tan fazla ülkenin son on yıl içinde kat ettikleri yolu gözler önüne seriyor.
Rapor aynı zamanda bu ülkelerin başarılarının nedenleri ve sonuçları ile karşılaştıkları zorlukları değerlendiriyor.
Raporda değerlendirilen bu ülkelerin tümü kendi tarihsel süreçleri içinde farklı kalkınma yolları izlemelerine rağmen birbirlerine bağlılar ve sahip oldukları özellikler ve karşılaştıkları zorluklar açısından benzerliklere sahipler.
Bu ülkelerdeki insanlar ise yeni iletişim kanalları ile kendi görüşleri paylaşırken hükümetlerden ve uluslararası kuruluşlardan yaptıkları eylemlerle ilgili daha çok sorumluluk almalarını bekliyorlar.
Rapor gelecek yıllarda dünya genelinde daha fazla insani gelişme sağlayacak politikaları saptıyor.
Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerin küresel yönetişim sistemlerinde daha çok temsil edilmelerini talep ederken bu ülkeler için gerekli olan kamu mallarının finanse edilmesini sağlayacak yeni kaynaklara işaret ediyor.
Böylece 2013 İnsani Gelişme Raporu sunduğu yeni politika önerileri ışığında tüm dünyadaki insanlara insani gelişme karşısındaki zorluklarla beraber mücadele edebilmeleri için bir rota çiziyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Anadolu Efes ortaklığı ile ‘Gelecek Turizmde Sürdürülebilir Turizm Destek Fonu’ projesi Şubat ayında başlatıldı.
Sürdürülebilir turizm ile ilgili proje fikirlerine destek vermeyi amaçlayan destek fonu, yerel ürün geliştirilmesi, sürdürülebilir yaşam alanları oluşturulması, işgücü yaratılması, yerel alanda kapasite geliştirilmesini amaçlıyor.
Projelerin başarıyla uygulanması için projenin özelliğine göre danışmanlık, iletişim desteğinin yanı sıra eğitim olanağı da bu destek fonu kapsamında sağlanacak.
Destek Fonu’nun basın lansmanında konuşan, UNDP Mukim Temsilcisi Shahid Najam, sürdürülebilir turizmin, toplumun ötekileştirilmiş ve kırılgan kesimlerini de kapsayan sürdürülebilir bir kalkınmanın sağlanması yolundaki en önemli sektörlerden biri olduğunu belirtti.
Najam sözlerine şöyle devam etti: “BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda (Rio+20) vurgulandığı gibi, iyi tasarlanan ve yönetilen turizm, sürdürülebilir kalkınmanın hem ekonomik, hem sosyal hem de çevresel boyutuna katkı sağlar. Uluslararası tecrübeler göstermiştir ki, eğer iyi planlanırsa ve desteklenirse toplum temelli turizm, sürdürülebilir kalkınmada avantaj sağlayacaktır.”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Dış İlişkiler ve AB Koordinasyon Dairesi Başkanı Onur Gözet, turizmde sürdürülebilirliğin yerel ekonomiye katkısıyla beraber turistlerin destinasyon seçiminde de önemli bir etken olduğunu vurguladı.
Sürdürülebilir turizm ile yerel ekonomiye ve kalkınmaya destek olduklarını vurgulayan Anadolu Efes Genel Müdürü T. Altuğ Aksoy, “Ülkemiz, hepimizin bildiği gibi turizm kaynakları açısından çok büyük potansiyele sahip. Ancak bu potansiyelin açığa çıkabilmesi için öncelikle sürdürülebilir turizmin ne olduğunu anlatmamız gerekiyor” dedi.
Destek fonuna başvurular http://www.gelecekturizmde.com internet sitesinden yapılabilir.
Bu sene 14 Şubat’ta tüm dünya Sevgililer Günü’nü dansla kutladı.
‘Bir Milyar Sesini Yükseltiyor’ etkinliği dünyadaki bir milyar şiddet mağduru kadına dikkati çekmeyi amaçladı.
Bu küresel etkinlik, 14 Şubat 2013'te 15. yıldönümünü kutlayan V-Day hareketi tarafından düzenlendi.
Etkinlik dünyada birçok ülkede düzenlendi ve etkinliğe katılım yoğundu. “Bir Milyar Sesini Yükseltiyor” çağrısıyla düzenlenen etkinliklere birçok sivil toplum örgütü destek verdi.
Etkinliklerden en büyüğü, son dönemde yaygın tecavüz olayları nedeniyle halkın ayaklandığı Hindistan’daydı.
Türkiye’de ‘Bir Milyar Sesini Yükseltiyor’
Türkiye’de de pek çok şehir etkinliğe katıldı. 20 kentte toplam 33 ayrı noktada insanlar bu küresel dans etkinliğine katıldı.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) ‘Bir milyar insan sesini yükseltiyor’ etkinliğine destek verildi.
Birleşmiş Milletler Türkiye Temsilciliği çalışanlarının da katıldığı etkinlik, ODTÜ Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, Radyo ODTÜ ve Görsel İşitsel Sistemler araştırma ve Üretim Merkezi işbirliğiyle düzenlendi.
Toplumsal cinsiyet eşitliği Türkiye'deki BM kuruluşların üzerinde çalıştığı başlıca konulardan birini oluşturuyor.
BM Türkiye Temsilciliği de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü çerçevesinde de ODTÜ ve Avrupa Birliği ile ortak bir etkinlik yaparak, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratma çalışmalarına katkı sağlamaya devam edecek.
Konferans, sosyal sorumluluk ilkelerinin uygulanması için çalışan ve bu amaçla sosyal işbirlikleri geliştiren özel sektörden, kamu sektöründen ve sivil toplum örgütlerinden temsilcileri bir araya getirdi.
UNDP İstanbul Uluslar arası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’nden Hansın Doğan da bu konferansa katıldı.
Toplantıda konuşma yapan Doğan, Türkiye’nin rekabet gücünün artmasında Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) ilkelerinin öneminden bahsetti.
Toplantıdaki diğer sunumlarda Avrupa’da ve Romanya’daki KSS trendlerine ve KSS raporlamalarına değinildi.
Adını Mezopotamya topraklarında hüküm sürmüş, Kommagene Krallığı’nın tek tanrıçası Argande’den alan proje, GAP bölgesindeki pek çok kadının sosyal ve ekonomik yönden güçlendirilmesini sağlayarak birinci fazını başarıyla tamamladı.
Argande, ikinci fazında da, kadınların iş gücü piyasasına katılımını, Güneydoğu Anadolu'nun markalaştırılmasını ve yeni satış ve pazarlama fırsatlarının yaratılmasını hedefliyor.
8 Mart’ta Markafoni’de
Anadolu’ya özgü motif ve kumaşlar, modern tasarımların bulunduğu Argande ürünleri 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde www.markafoni.com’da satışa sunuluyor.
Markafoni, Argande markasının ana destekçilerinden biri olarak kampanyadan elde edilen geliri Argande’ye aktaracak.
15 Mart’ta İstanbul Fashion Week
Argande’nin 2013-2014 Sonbahar/Kış Koleksiyonu defilesi, Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul kapsamında 15 Mart Cuma günü saat 14.00’da sergilenecek.
Argande 2013-2014 Sonbahar/Kış Koleksiyonu’nu Hatice Gökçe’nin tasarım koordinatörlüğünde Türkiye’nin önde gelen moda tasarımcılarından Özgür Masur, Gamze Saraçoğlu, Mehtap Elaidi, Gül Ağış ve Nihan Peker ile birlikte hazırladı.
Toplantı, Sürdürülebilir Orman Yönetimi (SOY) kapsamındaki su fonksiyonunun geliştirilmesi ve Türkiye’nin SOY çalışmalarının desteklenmesi için orman ve su etkileşimiyle ilgili uygulamalara yönelik ilgili kurumların önerilerini almak ve bunları tartışmak amacıyla düzenlendi.
Toplantıya, Orman Genel Müdürlüğü, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden oluşan yaklaşık 35 kişi katıldı.
Toplantı kapsamında Prof. Dr. Ünal Asan, Prof. Dr. Yusuf Güneş, Doç. Dr. Yusuf Serengil ve Doç. Dr. Sedat Keleş'in yaptıkları sunumlar ve grup çalışmalarıyla orman amenajman planlarında su fonksiyonunun geliştirilmesi, orman içi ve çevresindeki su kaynaklarının yönetimiyle ilgili işbirliklerinin ve mevcut kurumsal düzenlemelerin geliştirilmesi, su fonksiyonuna ayrılan alanlardaki farklı ormancılık uygulamalarının belirlenmesi gibi konular tartışıldı.
Bu toplantı, hem orman içi ve çevresindeki su kaynaklarının içme, kullanma suyu olarak ve diğer su kaynaklarının nitelik ve niceliğinin artırılarak daha iyi yönetilmesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanması için yapılacak ormancılık faliyetlerinin belirlenmesi açısından, hem de Türkiye'deki ormancılık faaliyetlerinin geleceği açısından büyük önem taşıyor.
“Ormanların Su Kullanımı Bağlamında Sürdürülebilir Orman Yönetimi Uygulamaları için Orman Genel Müdürlüğü’nün Kapasitesinin Geliştirilmesi” projesi, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü tarafından Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Ülke Ofisi uygulayıcı ortaklığında yürütülen ve İngiltere Büyükelçiliği'nin desteğiyle yürütülüyor.
Toplantı sırasında yapılan sunumlara bu bağlantıdan ulaşılabilir:
http://web.ogm.gov.tr/birimler/merkez/Amenajman/Sayfalar/ormanvesu.pdf
Eğitim, Türkiye'nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi’nin desteği ile yapıldı.
Dünya çapındaki başarılar paylaşıldı
Eğitimde Libya’dan 16, Amerika’dan 1, İtalya’dan 2 ve Türkiye’den 15 katılımcı yer aldı.
Proje ile elde edilen ve tüm dünyadaki konuyla ilgili çevrelerce takdir edilen başarılı sonuçların da paylaşıldığı eğitimde, katılımcıların geldikleri ülkelerde deniz koruma alanlarında yaşanan benzer sorunlar ve aşamalar ile ilgili olarak görüş alışverişinde bulunuldu.
Gökova ÖÇK Bölgesi tanıtıldı
Gökova Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Bölgesi hakkında yapılan sunumun ardından, katılımcılar S.S. Akyaka Su Ürünleri Kooperatifi’ni ziyaret ederek karşılıklı deneyimlerini paylaşma fırsatı buldular.
Kooperatif ziyaretinin ardından düzenlenen arazi gezisi ile Libyalı uzmanlara Gökova ÖÇK Bölgesi de tanıtıldı.
Enerji verimli ürünlere dikkat çekmek ve kamuoyunda farkındalığı artırmak amacıyla hazırlanan TV spotları yayına girdi.
‘Enerji Verimli Ürünlerin Piyasa Dönüşümü’ projesi kapsamında hazırlanan reklam filmi Show TV, ATV, Star, Kanal D, Kanal 7, Samanyolu TV ve Fox’ta en çok izlenen dizi ve programların reklam aralarında yayınlanıyor.
Bu yayınlar ile kamuoyunda enerji verimliliği konusundaki farkındalık artırılıyor.
Böylece, hem enerji verimliliğinin iklim değişikliği ile mücadeledeki rolünü vurgulamak, hem de A+ ve üstü sınıfı, enerji performansı yüksek ürünlerin bilinirliğini artırarak tüketici tercihlerini etkilemek hedefleniyor.
Yaklaşık 250 kadın kuruluşundan temsilcilerin katılımı ile yapılacak buluşma için Birleşmiş Millletler Kalkınma Programı, kadın çalışmaları yapan STK’lardan oluşan bir yürütme kurulu ile hazırlıklara başladı.
Türk kadın hareketinin savunu alanını güçlendirmeyi amaçlayan buluşma, kadınların istihdam ve siyasete katılımı başta olmak üzere yaşamın tüm alanlarında toplumsal cinsiyet önyargılarını ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar hedefliyor.
UNDP Mukim Temsilcisi Shahid Najam, 2011’de başlayan projenin ulusal alandaki yasa yapma ve karar verme süreçlerinde toplumsal cinsiyet algısına yer verilmesini amaçladığını belirtti.
Alman Büyükelçisi Eberhard Pohl ise bu önemli projeye katkıda bulunmaktan onur duyduklarını ve bu katkıyla birlikte projenin hem UNDP Türkiye ve Alman Büyükelçiliği arasındaki ilişkiyi güçlendirmesi olarak da önemli bir adım olduğunu belirtti.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Mukim Temsilcisi ve Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Shahid Najam’ın 2015 sonrası kalkınma gündemini öğrenciler, akademisyenler ve vatandaşlarla beraber ele aldığı üniversite turu, 13 Şubat’ta Ege Üniversitesi’ndeki toplantı ile sona erdi.
Shahid Najam’ın sunumu sonrasında 2015 sonrası kalkınma gündemi Ege Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Meneviş Uzbay Pirili’nin moderatörlüğünde katılımcılar ile tartışıldı.
Üniversite turu nasıl başlamıştı?
2015 sonrası kalkınma gündemi üniversite turu yıl boyunca Türkiye genelinde beş üniversitede yapıldı.
Üniversite turu, 31 Ekim’de Muğla Üniversitesi’nde başladıktan sonra sırasıyla Pamukkale Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi’nde devam ederek Ege Üniversitesi’nde sonlandı.
Üniversitelerde gerçekleştirilen bu toplantıların amacı üniversite öğrencileri ve akademisyenlerle 2015 sonrası kalkınma sürecini tartışmak ve onların 2015 sonrasında nasıl bir gelecek istedikleri hakkında düşünce ve fikirlerini almaktı.
Bu amaç doğrultusunda 2015 sonrası kalkınma gündemi çerçevesinde Türkiye’de de başlatılan ulusal istişare sürecinin işleyişine katkıda bulunuldu.
Uzundere’de yaşayan bir emekli öğretmen olan Neziha Özsoy tarafından kaleme alınan yemek kitabı, ana yemeklerden sebzelere, tatlılardan kış mevsimi için yapılan hazırlıklara dair pratik bilgilere kadar, geleneksel yöre mutfağından birçok lezzetli ve sağlıklı tarifi içermektedir.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katılımı ve Efes Türkiye’nin desteğiyle UNDP tarafından yürütülen 2007- 2012 yılları arasında yapılan proje, bölgede yürütülen kapasite geliştirme faaliyetleri birçok işbaşı eğitimi ve kapasite oluşturma etkinliklerini kapsadı.
Ayrıca, geleneksel mutfak kültürünü geliştirmek ve yöre mutfağının kültürel değerlerini saptamak üzere envanter çalışmaları ve çeşitli mutfak etkinlikleri düzenlendi.
Daha fazla bilgi için: www.datur.com / www.coruhvalley.com
Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi, 2007 yılından beri Çoruh Havzası’nın güneybatı bölümünde yer alan İspir Vadisi ile güneyinde yer alan Tortum- Uzundere Vadisi ve bu vadilerin birleştiği Yusufeli ilçesinde, doğa ve kültür temelli turizmin geliştirilmesi amacına yönelik bir dizi faaliyet düzenledi.
Projenin başlıca amaçları, turizm zenginliklerinin belirlenmesi, envanter ve harita çalışmalarının yapılması ve uygun turizm ürünlerinin geliştirilip tanıtılmasıydı.
Bu nedenle, beşeri ve sosyal sermayeyi geliştirmeye yönelik çeşitli uygulamalı eğitimler ve vizyon geliştirme programları yürütüldü.
Böylece, Çoruh Havzası olağanüstü flora ve fauna zenginliği ile sahip olduğu kültürel mirasın yanı sıra ortaçağdan kalma tarihi eserler, özgün mimari yapısı ve geleneksel mutfak kültürü, bölgeyi yürüyüş, dağ bisikleti, rafting, doğa turizmi, kuş gözlemi gibi birçok turizm aktivitesi için tercih edilen turizm yeri haline geldi.
Proje ekibi tarafından hazırlanan kitap, bisiklet ve yürüyüş yolları haritasıyla birlikte Çoruh Vadisi’nin güzelliklerini okuyucularına sunuyor.
Daha fazla bilgi için: www.datur.com / www.coruhvalley.com
Bu bağlantıdan 21 Ocak’ta başlatılan Serbest Kürsü uygulaması, tüm kamu ve özel sektör kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin, medyanın ve tüm kamunun kullanımına açık.
Şu anda, 26 ülkeden 75 UNDP uzmanı bizzat görüşerek ya da görüntülü konuşma yöntemlerini kullanarak pek çok farklı dilde bilgilerini paylaşmak için hazır durumda.
“Serbest Kürsü” uygulaması ile krizleri önlemek, Binyıl Kalkınma Hedeflerine ulaşmak, demokratik yönetişim, mikro finans ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi önemli kalkınma konularında UNDP ve ortaklarının yaptığı çalışmalar konusunda farkındalığı artırmak amaçlanıyor.
UNDP Başkan Yardımcısı Rebeca Grynspan, Birleşmiş Milletler’in küresel kalkınma ağı, UNDP’nin güçlü bireyler ve güçlü toplumlar yaratmak için küresel ve yerel bakış açıları sunan uzmanlara sahip olduğunu vurguladı.
Rebeca Grynspan açıklamasında “UNDP’nin motivasyonu yüksek ve bilgi sahibi ekibi işleriyle ilgili ülke düzeyinde pratik çözümleri ya da küresel alanda bir politika uygulaması sağlayacak deneyimlerini paylaşmaktan gurur duyacak” dedi.
UNDP’nin Dış İlişkiler ve Savunuculuk Ofisi’nin hazırladığı Serbest Kürsü internet sayfasında uzmanların biyografisi, dil becerileri ve uzmanlık alanları belirtiliyor.
İnternet sitesinde sunulan “Konuşmacıya İstek Gönder” formunu dolduran kullanıcılar istedikleri uzmandan konuşma randevusu almaya, röportaj yapmaya ve soru sormaya imkan buluyor.
1995 yılında Muğla İl Özel İdaresi tarafından kurulan MELSA, turizm ve kültür alanındaki çalışmalarıyla özellikle kıyıların akılcı, düzenli kullanımını ve denetlenmesini de sağlayan başarılı bir model olarak dünyaya tanıtılacak.
Turizme ve kültüre sahip çıkıyor
MELSA, pek çok tesis ve alanı başarılı bir şekilde işleterek turizme önemli katkılarda bulunuyor.
Turizm faaliyetlerinin yanı sıra, bölge için önemli kültürel geçmişi olan dokumacılık alanında da üretime destek olan MELSA, tarihe mâl olan mekânlara da sahip çıkıyor.
2012’de sosyal sorumluluğa 2 milyon lira aktarıldı
İşletilen alan, mekân ve tesislerden elde edilen gelirlerin büyük bir kısmı ise, Milli Eğitim okulları başta olmak üzere, resmi kurumlar, köyler ve beldeler, dernekler, festivaller, etkinlikler, spor kulüpleri ile engelliler, şehit yakınları ve yardıma muhtaç kişilere ve üniversite öğrencilerine burs olarak dağıtılıyor.
2012 yılında bu amaçla dağıtılan miktar yaklaşık 2 milyon 241 bin lira olarak oldu.
Az gelişmiş ülkelere model olarak sunuluyor
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), MELSA işletim sistemini deniz koruma alanlarında ve çevresinde günübirlik turizm faaliyetlerinin yönetimi bağlamında az gelişmiş ülkelere model ve iyi örnek sunmayı hedefleniyor.
Ban mesajında, “Eşitsizliklerin artması, uluslararası topluluğun yoksullukla mücadele ve daha adil bir dünya kurma çabalarını sekteye uğratıyor” dedi.
Kadınların ve gençlerin maaşlarındaki düşüşün, eğitim ve sağlık hizmetlerine ve insana yakışır iş imkânlarına kısıtlı erişimin, küresel bir depreme yol açacak fay hatlarını oluşturduğunu belirten Ban, “Katılımcı kalkınma sistemini geliştirebilmek için kurumları güçlendirmeli ve uygun kalkınma politikaları hazırlamalıyız” dedi.
Dünya liderlerinin, 2000 yılında Binyıl Kalkınma Hedeflerini belirleyerek daha eşitlikçi ve adil bir dünya inşa etmeyi amaçladığını hatırlatan Genel Sekreter, o tarihten bu yana insan onuruna yakışır iş imkânları, sosyal güvencenin güçlendirilmesi ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi yönünde dünya genelinde önemli ilerlemeler yaşandığını söyledi.
Ban, “Ancak, bu ilerlemelere rağmen, hala milyarlarca insan bizden destek bekliyor. Binyıl Kalkınma Hedeflerine 2015 yılına kadar ulaşmak için çabalarımızı hızlandırmalı, sürdürülebilir kalkınma için yeni hedefler oluşturmalıyız” dedi.
Bu bölümde 2015 sonrası Küresel Kalkınma Gündemi'nin dokuz tematik alanından biri olan gıda güvencesi ve beslenme hakkında konuşuyoruz.
Yeni Ufuklar (Y.U.): Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde 2015 sonrası Küresel Kalkınma Gündemi Türkiye istişare sürecinin dokuz tematik alanından biri olan gıda güvencesi ve beslenme hakkında konuşacağız ve konuğum da Gıda ve Tarım Örgütü Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Akın. Hoşgeldiniz.
Ayşegül Akın (A.A.): Hoşbulduk.
Y.U.: Genel olarak tabloya baktığımız zaman dünyada elbette tarih boyunca açlık, yoksulluk, gıda yoksunluğu oldu ama günümüzdeki kadar pek çok uzmanın belirttiğine göre yaygın ve derin bir şekilde yaşanmamıştı. Rakamlar çok çarpıcı; dünyada bir milyardan fazla insan günde 1 Amerikan dolarının altında gelirle yaşıyor. Gıda güvencesi ve beslenme küresel bir sorun olarak ortaya çıkıyor. İsterseniz öncelikle kavramlarla başlayalım. Gıda güvencesi ve beslenmeden bu konuşacağımız konu bağlamında neyi anlamalıyız, gıda güvenliği de var güvencesi de var çünkü. Bu kavramları nasıl tanımlıyorsunuz?
A.A.: Şimdi gıda güvencesiyle gıda güvenliğini isterseniz ayırt edelim öncelikle. Gıda güvencesi, insanın kişinin yeterli besine ulaşabilmesi yani bir günlük yaşamını, enerjisini alabilmesi için, yaşamını sürdürebilmesi, gerekli enerjiyi sağlayabilmesi için yeterli olan gıda demek ve bunu da biz nasıl ölçüyoruz; günde $ 1’dan az geliri olan insan yeterli gıdaya ulaşmamıştır diyoruz. Ve Birleşmiş Milletler bu şekilde ölçüyor. Tabii bu (rakam) ülkelerin ekonomik koşullarına göre de değişiyor. Bu rakam Afrika ülkeleri için $ 1 iken Türkiye’de $ 2.35 ya da $ 2.70, insanların günlük satın alma gücü paritesiyle orantılı. Ama bu gıda güvencesi günlük tükettiğimiz yiyeceklerle ilgili kavram ve beslenmede yeterli besinleri yeterli vitaminleri, enerjimizi sağlayacak vitaminleri alabilecek bir gıdaya erişmek, yani kaliteli gıdaya erişmek aslında. Kaliteli ve bunun…
Y.U.: Dünya üzerinde yaşayan herkesin, her bir bireyin yeterli gıdaya erişimini kastediyoruz gıda güvencesi derken ve konuşacağımız konu da bu kapsamda.
A.A.: Gıda güvenliği ise hijyenle ilgili bir konu. Aslında birbirinden ayırt edemiyorsunuz artık günümüzde ve bu gıdanın da sağlıklı, temiz olması.
Y.U.: O zaman güvenli gıdaya erişim güvencesinden bahsettiğimizi vurgulayalım. Gıdaya erişim ve sürdürülebilir tarımsal üretimi sağlamak elbette çok önemli ve günümüzde bir zorunluluk. Dünya nüfusunun on-yirmi yılda 8.5 milyar sınırına dayanacak olması da bu zorunluluğu aynı zamanda bir dayatmaya çevirmiş vaziyette. Dünyada ve Türkiye’de baktığımız zaman şu anda acaba gıda güvencesi ve beslenme açısından ne durumayız?
A.A.: Şimdi dünyada biz her yıl rakamlarımızı açıklıyoruz. İşte geçen yıl 1 milyara ulaşan bir aç ve yetersiz beslenen insan sayısı vardı. Bu yıl rakamlarda bir miktar düşüş var, 930 milyon gibi bir rakam açıkladık aç ve yetersiz beslenen insan olarak. Ama yine de, ilk Binyıl Kalkınma Hedefleri belirlendiğinde, 2000 senesinde, o zaman 840 milyondu ve o zamanki hedefimiz 2015 yılında kadar bunu yüzde 50 oranında azaltmaktı.
Y.U.: Yani (aç ve yetersiz beslenen insan sayısı) azalmak bir yana artmış vaziyette.
A.A.: Sürekli bir artış var. Türkiye’de durum ise daha aslında direk açlıktan söz etmemiz mümkün değil Türkiye’de. Gelişmiş bir ülke artık, gelişmekte olan bir ülke bile demek istemiyorum. Çünkü uluslararası platformlarda yaptığımız toplantılarda diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda bir uluslararası kuruluş mensubu olarak söylüyorum Türkiye’nin durumu daha farklı ama yine de tabii ki yoksulluk yok mu var. Rakamlara baktığımız zaman şu anda Türkiye’de her 100 kişinden 0.14’te 2.15 ABD dolarının altında gelir…
Y.U.: Yüzde 1’in altında düşmüş vaziyette.
A.A.: Yüzde 1’in altında aslında bu rakam oldukça, yüzde 0.5 bile değil.
Y.U.: Mutlak yoksulluk ve mutlak açlık rakamlarına baktığınız zaman elbette yine ciddi rakamlar ifade etmekle birlikte oransal olarak düşmüş olduğunu vurguluyoruz. 2000 yılında sekiz tane Binyıl Kalkınma Hedefi saptanmıştı ve bunun içinde aşırı açlığın, yoksulluğun ortadan kaldırılması olmakla birlikte gıda güvencesi diye özel olarak belirtilen bir başlık bulunmamaktaydı. Beslenmeyle ilgili gıdayla ilgili bir hedef yoktu. 2000 yılından bu yana acaba ne değişti ki şimdi 2015 Sonrası Küresel Kalkınma Gündemi’ne özel olarak gıda ve beslenme konusunun konması ihtimali ortaya çıktı.
A.A.: Tarımsal üretim ekonomiyi, ekonomik krizleri tetikleyen bir konu haline geldi. İşte gıda fiyatlarındaki istikrarsızlıklar ya da gıda fiyatlarındaki spekülasyonlar dünya ekonomisinde ciddi dalgalanmalara olumlu ya da olumsuz dalgalanmalara yol açıyor çünkü ülkelerin aslında bir tür gücü haline geldi ürettikleri ürünler.
Y.U.: Ticaretten bağımsız düşünemiyoruz aslında.
A.A.: Evet, düşünemiyoruz. Böyle bir duruma geldi ve son biz de tarımsal üretimde özellikle yağlı tulumların biyogaz enerjide kullanımı da tarımsal üretimin sadece beslenme amaçlı değil enerji sektöründe de değerli hale gelmesi gıda güvencesini zor duruma sokma, yani dünyadaki küresel gıda güvenliğini de tehdit altına almış oldu. Çünkü…
Y.U.: Biyoyakıtlar da önemini kaybetti gıda fiyatlarının yükselmesiyle.
A.A.: Bu da ayrı bir sorun olarak sürekli tartışılıyor. İşte gıda fiyatlarındaki istikrarsızlıklar, sürekli inişler çıkışlar bir de tüketim alışkanlıklarındaki değişimler alsında gıda güvenliğini tekrar yoksulluktan ayırarak aslında tek bir gündem haline getirdi. Yoksulluk mutlaka bağlantılı, ne kadar ekonomik gücünüz varsa o kadar satın alabilirsiniz. Ama olmayan bir şeyi paranız olsa da alamazsınız.
Y.U.: Dolayısıyla hiçbir ülke bundan (gıda güvenliği ve beslenme) bağımsız bir şekilde politikalarını belirleme gücüne sahip değil dünyanın gittiği nokta itibariyle. Şimdi Türkiye’ye dönelim, Ankara’ya, Kasım ayı sonlarında, 2012 Kasım ayının sonlarında, FAO’nun yani Gıda ve Tarım Örgütü’nün organizasyon ettiği kırkı aşkın kamu, özel sektör, sivil toplum kuruluşunun katılımıyla “Gıda Güvenliği Beslenme” konulu bir tematik toplantı yaptınız. Bu toplantıda ne gibi gözlemleriniz oldu ve 2015 sonrasında Gıda Güvenliği Beslenme temasında nasıl hedefler belirlenmeli bu toplantıdan çıkan sonuçlar doğrultusunda?
A.A.: Toplantımızı kırkı aşkın sektör temsilcisiyle birlikte gerçekleştirdik. Çok da verimli bir toplantımız oldu. Gördük ki aslında hep aynı konular üzerinde tartışıyoruz çünkü biz farklı sorularımızı şöyle yönelttik; Türkiye’de gıda güvencesi ve beslenme açısından ön plana çıkan temel konular nelerdir dediğimizde tartışmalar arazilerin küçüklüğü, çünkü öncelikle üretim ayağını tartışmak zorundasınız. Kırsaldan kente göç, azalan tarım nüfusu, terk edilen, işlenmeyen tarım arazileri gibi temel sorunların yanı sıra tabii ki kendine öncelikle yeterli olmak …
Y.U.: O zaman üretimin artırılması var işin içinde, yerinde üretim var belki her ülke her bölge için geçerli olabilecek bir hedef, bir tavsiye.
A.A.: Üretimde planlama, aslında bu yıllardır konuşulur Türkiye’de, yani bölgelerin koşullarına göre, iklim koşullarına göre, coğrafi koşullarına göre, oradaki insan kaynağına göre her bölgede farklı üretimin gerçekleşmesi ve böylece dengeli bir üretim sağlanması Türkiye genelinde. Bu üretim planlaması yapılmaya çalışılıyor, bazı planlama çalışmaları var Bakanlıkça yürütülen.
Y.U.: Çıkan tüm bu önerileri aslında sizin hazırlayacağınız raporun içinde bulmak mümkün olacak.
A.A.: Tabii ki bulacaksınız.
Y.U.: 2015 Sonrası Kalkınma Gündemi tartışılırken Türkiye’de dokuz konu başlığında istişare süreci devam ediyor. Gıda Güvencesi Beslenme konusunda neler çıktı sizin raporunuzdan kısa bir süre sonra okuma şansımız olacak. Bu tartışmaya katkıda bulunmak isteyenler Twitter üzerinden #yeniufuklar veya #2015sonrasi etiketlerini kullanarak bizlere görüşlerini aktarabiliyorlar ve 2015sonrasiturkiye.org diye bir adres var, onun üzerinden katılacakları anket aracılığıyla da her bir tema hakkında dokuz ayrı tema hakkında önerilerini, görüşlerini iletmeleri şansı var. Böylece Türkiye’nin ileteceği rapora isteyen herkes katılabilir.
A.A.: Kesinlikle. Aslında raporumuz şu anda web sayfamızda yayınlanmış durumda hangi konuları tartıştıysak ama bu tartışma sonuçta katılan kurumların kendi üretmiş olduğu verilere, raporlara dayalı tartışmalar sonrasında ortaya çıktı. Yani aslında önemli kuruluşların yaptıkları araştırmaları özetleyen bir doküman diyebiliriz. Yani bunlar gerçek rakamlar ya da orada işte göreceklerdir özellikle kooperatifçiliğin güçlendirilmesi gerektiği. Hedefleri belirlerken 2015 sonrasında belli bir gösterge koyalım dedik sizce o göstergeler neler olmalı diye sorduk mesela. Şöyle bir öneri geldi; tarımda kayıtdışı istihdamın yüzde 25’e indirilmesi. Aç ve yetersiz beslenen birey sayısında zaten çok fazla değil ama bu dünya genelinde yüzde 50 azalma, her üreticinin mutlaka bir kooperatife üye olması, şu anda öyle bir durum söz konusu değil. Yine kooperatiflerin ekonomiye katkısının, yüzde 9 civarında şu anda, yüzde 25’e çıkması gibi bir rakam verildi. Bilmiyorum bu hedeflere tabii ulaşmak gerçekten çok güzel olur ulaşabilirsek. İşte hedeflerimizi belirleyebilirsek, burada da bu rapor belki elli ülkenin raporuyla beraber birleştiğinde dünya raporu çıkacak sonuçta. Türkiye için belki daha büyük rakamlar da konulabilir, daha büyük hedefler de konulabilir ama minimum düzeyde bu hedefler şu anda belirlenmiş durumda 2015 sonrasında 2025’e kadar olan çalışmalarda en azından gelir seviyesinin tabii belli bir seviyeye çıkarılması özellikle kırsalda yaşayanların gelir seviyesinin kentlerde yaşayanlarla en azından yüzde 75’ine yaklaşması gibi bir hedef.
Y.U.: Bunlar önemli ve güzel hedefler, umarız rapora yansıdığı şekilde Küresel Kalkınma Gündemi’nin içinde de yerlerini bulurlar. Çok teşekkürler Gıda ve Tarım Örgütü’nden FAO’dan Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Akın programımıza katıldığınız için.
A.A.: Ben teşekkür ediyorum böyle bir fırsat verdiğiniz için.
Y.U.: Bu bölümde 2015 Sonrası Kalkınma Gündemi’nde dokuz tematik alandan biri olan Gıda Güvencesi ve Beslenme hakkında konuştuk ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu bölümünün de sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi radyosu Radyo İlef’te hazırladık. Programımıza podcast formatında iTunes üzerinden, İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, elliye yakın ilde Polis Radyosu’ndan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız UNDP Türkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!
Bu bölümde Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu yani TÜRKONFED’in hazırladığı “Orta Gelir Tuzağı’ndan Çıkış: Hangi Türkiye?” adlı rapor hakkında konuşacağız.
Yeni Ufuklar (Y.U.): Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu yani TÜRKONFED’in hazırladığı “Orta Gelir Tuzağı’ndan Çıkış : Hangi Türkiye?” adlı rapor hakkında konuşacağız ve konuğum raporun yazarlarından ODTÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ebru Voyvoda. Hoşgeldiniz.
Ebru Voyvoda (E.V.): Hoşbulduk, teşekkürler.
Y.U.: Siz bu ekibin bir parçasısınız Ebru Hanım. Ekipte başka kimler yer alıyordu onları da bir hatırlatalım isterseniz.
E.V.: Elbette. Bu raporun hazırlanmasında, hazırlayan ekipte yer alan, ekibin başkanı Yaşar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erinç Yeldan, daha sonra ayrıca Kalkınma Bakanlığı’ndan Kamil Taşçı ve Mehmet Emin Özsan da benimle birlikte ekibin üyeleri arasında.
Y.U.: Dolayısıyla dört kişilik bir ekip oluşturdunuz uzmanlar ve akademisyenler olarak ve “Orta Gelir Tuzağından Çıkış: Hangi Türkiye?” başlığını taşıyor TÜRKONFED’in adına çıkan bu rapor. İsterseniz önce “Orta gelir tuzağı nedir?” sorusunu cevaplayarak başlayalım. Nedir ve niye önemli bir sorundur size göre?
E.V.: Elbette. Şimdi orta gelir tuzağının ve bu tuzak kavramının net bir tanımı olmamakla birlikte gerek ülkelerin kalkınma serüvenleri ya da büyüme serüvenleri göz önünde bulundurulduğunda gerekse bu serüvenlerin orta noktalarının resmi çizildiğinde aslında orta gelir tuzağı kavramı şöyle bir patika içerisinde ortaya çıkıyor; öncelikle kalkınma serüveninin ilk aşaması tarımdan sanayiye geçiş, işte tarımdaki yığılmış iş gücünün sanayiye ve kentsel bölgelere aktarılmasıyla birlikte hızlı büyüme ve sermaye birikiminin gerçekleşmesi ve sermaye birikimiyle birlikte de bu işgücü verimliliğinin artışının büyümenin temel kaynağı olması olgusu var. Bu (büyüme ya da kalkınma) düşük gelirden orta gelire ülkeleri görece kolay bir şekilde çekebiliyor. Ama serüvenin, büyüme serüveninin ya da kalkınma serüveninin bundan sonrası artık kente köyden ya da kente tarım ya da sanayiye tarımdan geçişin, işgücü akışının yavaş yavaş kısıtlandığı, kentteki yığınlaşmayla ve sermaye yoğunlaşmasıyla birlikte sermaye karlılığının azaldığı, işte ithal teknolojilerin kullanılmasının belirli bir sınıra eriştiği, sermayenin getirisinin belirli bir sınıra eriştiği durumda artık ülke sermayeye dayalı, gelenekselleşmiş, olgunlaşmış teknolojilerle büyüyememeye ya da büyümesi kısıtlanmaya başlıyor.
Y.U.: Burada ülkeleri tarif ediyorsunuz ama bir yandan da illerden de söz ediyoruz, dolayısıyla orta gelir tuzağı diyelim tırnak içinde ülkelerin yanı sıra iller ve bölgeler için de geçerli olan bir sorun olsa gerek.
E.V.: Kesinlikle. Yani farklı farklı ülkeler ya da bölgeler için söz konusu olabileceği gibi bir ülke içindeki iç bölgeler için de bunu tarif etmek mümkün. Dolayısıyla bir noktaya gelindiğinde artık büyüme standart, klasikleşmiş sermaye birikimine dayalı büyümekten çıkıp artık üretkenliği yüksek bir başka şekil alması gerekiyor. İşte biz de o zaman yüksek gelirli ülkelere geçiş olarak tanımlıyoruz bu noktayı. İşte Ar-Ge ile beşeri sermayeyle, eğitimle, işgücünün verimliliğinin artışına ve sermayenin verimliliğinin artışına, teknolojik gelişmeye dayalı bir büyüme haline geliyor. Bunu beceremeyen dolayısıyla bu yüksek gelir grubuna ve artık yeni teknolojili sanayiye geçişi beceremeyen ve bu ortada kalan ülkelere de çok genel olarak orta gelir tuzağına yakalanmış ülkeler diye tanımlamak mümkün.
Y.U.: Kuramsal bir giriş yapmış olduk raporun girişinde, giriş bölümünde de tarif edildiği üzere. Bunu isteyenler TÜRKONFED’in web sayfası üzerinden raporu indirebilirler bu arada, bunu da vurgulayalım. İsterseniz bulgularla devam edelim ve Türkiye özelinde devam edelim. Orta gelir tuzağı diyorsunuz, tuzak dediğimiz zaman tabii bunu açıklamak gerekir. Bir üstte çıkamıyorlar anlamını sanki taşıyor gibi geliyor. Yüksek gelir, orta gelir ve alt gelir grupları, nasıl bir sınıflandırma yaptınız?
E.V.: Çok doğru söylediniz, tuzak kavramı kendi içerisinde arada kalmışlık, yukarıya çıkamamazlığı da ifade ediyor. Literatürde farklı tanımları olmakla birlikte biz de literatürdeki farklı tanımlara göre Türkiye’nin durumunu rapora koymaya çalıştık. Ama daha çok iki çalışmadan yararlandık. Bunlardan bir tanesi Barry Eichengreen ve arkadaşlarının yaptığı tanım. Yine farklı kombinasyonları olmakla birlikte fert başı yurtiçi hasılanın, Amerikan fert başı yurtiçi hasılasının % 58’ine ya da işte 2005 sabit fiyatlarla reel fert başı milli gelirin 16.000 $ seviyesinde olması, bununla birlikte sanayinin katma değer içindeki payının yüzde 23 civarında olması bunu daha netleştiren ve bu kuramsal çerçevesini koyduğumuz kavramı somutlaştıran bir kavram. Yararlandığımız bir başka çalışmaysa orta geliri ve bu tuzağın değerlerini yine rakamsal olarak ifade ediyor. O da 2000 $ ile 7250 $, kişi başı milli gelir açısından arada kalmış bölgeye orta düşük gelir, 7250 $ ve 11750 $ arasındaki bölgeye de orta yüksek gelir olarak tanımlanıyor.
Y.U.: Kuramı bu şekilde koydunuz, kriterleri belirlediniz ve hangi Türkiye diyerek bölgesel analiz yaptınız. Üç farklı Türkiye’den bahsediyorsunuz raporda. On dört şehrin toplamı önemli bir bulgu bizim dikkatimizi çeken, İsviçre, Singapur gibi dünyanın önde gelen ülkelerini geride bırakıyor. Yirmi yedi şehir yoksulluk seviyesinde yer alıyor ve kırk şehir de orta gelir düzeyinden bir türlü çıkamıyor. Bu şehirlerde Artvin’den, Çanakkale’ye, Türkiye’nin doğusundan batısına pek çok yerden farklı özellikte şehirler. Neden bu kentler bir türlü orta gelir tuzağından, sizin ifadenizle, çıkamıyorlar?
E.V.: Çok doğru ifade ettiniz. Aslında hangi Türkiye ve orta gelir tuzağıyla Türkiye’nin genel resmini ilişkilendirmeye çalıştığımızda üç farklı Türkiye ortaya çıkıyor. Bunlardan bir tanesi sanayileşmiş, neredeyse dünya üretim ağlarıyla eklemlenmiş, teknolojik düzeyiyle ve gerek beşeri sermayesi gerek sermayenin niteliğiyle dünya ekonomisiyle eklemlenmekte artık çok zorluk çekmeyen bölgeler. İfade ettiğiniz gibi Kocaeli, İstanbul, Ankara bu bölgelerin başını çekiyor. Temel olarak işte Zonguldak ve Hatay arasında bir eksen çizdiğimizde aslında bu eksenin batısında kalan bölgeler için orta gelir tuzağı çok söz konusu değil. Hatta bu bölgelerin bir kısmı neredeyse ileri teknoloji ile de eklemlenebilecek potansiyele sahip bölgeler. Ama bunun yanında, özellikle gelenekselleşmiş sanayilerin yoğunlaştığı Denizli, Gaziantep, Kahramanmaraş gibi tekstil, giyim, konfeksiyon sanayilerinin, metal sanayinin yoğunlaştığı ekonomiler bu az önce verdiğim tanımlar çerçevesinde orta gelirde yer alan iller ve bölgeler olarak ortaya çıkıyor. Bununla birlikte, sanayinin neredeyse hiç olmadığı, hala geleneksel sanayinin bile yeşermekte zorlandığı, tarımsal ekonominin, beşeri sermayenin niteliğinin düşük olduğu ve tarımsal ekonominin yoğun olduğu illerde özellikle doğu ve güneydoğu illerimizde bir nevi yoksulluk tuzağı dahi söz konusu olabilir. Dolayısıyla Türkiye’nin geneline baktığımızda, sizin de başlangıçta ifade ettiğiniz gibi, homojen bir resim görmek mümkün değil. Gerek sermayenin niteliği gerek işgücünün niteliği gerekse doğal kaynakların niteliği açısından farklılaşmış bölgelerde farklı tuzaklar söz konusu.
Y.U.: Rapordan bizim dikkatimizi çeken birkaç başka bulgudan da söz edeyim. Türkiye’nin düşük orta gelir düzeyinde elli yıl kaldığına dikkat çekiyor rapor. Bu süre içinde on yedi yıl (geçti) ve düşük orta gelir düzeyine Türkiye 1955’te ulaştı, bu düzeyden elli yıl sonra 2005 yılında çıktığına vurgu yapılıyor. (Raporda) Bunun gibi pek çok bulgu var. Diğer ülkelerle kıyasladığımızda çok kısaca anlatır mısınız Türkiye’nin orta gelir tuzağındaki kentleri için çıkış nasıl mümkün?
E.V.: Aslında bu rapor ve çalışma iki bölümden oluşuyor. Bu tartıştığımız bölüm…
Y.U.: Herhalde ikinci bölüm sonra gelecek.
E.V.: Evet kesinlikle. Biz öncelikle bu ciltte ya da bu raporda durum tespiti yapmak amacındaydık. 2013 yılında çıkacak diğer raporda da aslında bir nevi öneriler paketiyle gelmeyi umuyoruz. Bunun için de bu raporda ortaya koyduğumuz bölgesel nitelikleri yansıtabilecek bir bölgesel modelleme, bölgesel makro-ekonomik modelleme çerçevesinde elimizdeki araçlar ya da politika yapıcıların elindeki araçları ne şekilde uygulanabilir, neler tavsiye edilebilirle daha detaylı çalışmayı planlıyoruz ama ben sizin sorunuza yine de çok geniş bir şekilde ya da çok makro anlamda cevaplandırmaya çalışayım. Söylediğiniz gibi ülkesel deneyimlere baktığımızda aslında Türkiye’nin bu orta gelir tuzağı içinde en uzun kalmış ülkeler arasında yer aldığını görüyoruz. Örneğin bizim kadar, elli yıl ya da elli yılın üzerinde bu tuzakta yer alan ülkeler arasında Bulgaristan ve Kosta Rika var. Ama ifade ettiğiniz gibi örneğin Çin bu tuzaktan on yedi yıl içinde kurtulmayı başarmış ya da orta düşükten orta yüksek gelir grubuna geçmeyi on yedi yılda başarmış bir ekonomi. Keza, Kore yine yirmi yılın altında bu geçiş sürecini tamamlamış bir ekonomi. Şimdi bunlara baktığımızda çok farklı deneyimler ülkeler için farklı deneyimler olmakla birlikte özellikle teknoloji ve teknoloji transferinin (ve) bunun yanında işgücü eğitiminin çok önemli iki kriter olarak beşeri sermayenin ve eğitimin çok önemli iki kriter olarak ortaya çıktığını görüyoruz. Bizimle birlikte 1950’ler ve 1960’larda son derece düşük gelir grubunda yer alan ekonomilerden işte Kore, Malezya gibi ekonomilerin özellikle ortalama eğitim seviyelerini yükselterek ve beşeri sermayenin niteliğini değiştirerek, arttırarak bir çıkış yolu bulabildikleri en azından genel gözlemler arasında.
Y.U.: Buradan da insani gelişmenin yine kilit noktada yer aldığını vurgulamamız mümkün. Teknoloji dediniz, insan sermayesi ve eğitim dediniz. Bu üç noktayı aşmadığı müddetçe ülkelerin bu tuzaktan çıkmaları çok kolay değil. İkinci cildini merakla bekliyoruz. 2013’ün ortasında bir dizi öneriler getirecek bu raporun ikincisi, bunu da vurgulayalım. İsteyenler turkonfed.org sitesinden “Orta Gelir Tuzağından Çıkış: Hangi Türkiye?” raporunun ayrıntılarına ulaşabilirler. Doç. Dr. Ebru Voyvoda, çok teşekkürler programımıza katıldığınız için.
E.V.: Ben çok teşekkür ederim Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’ne.
Y.U.: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufukların bu bölümünün de sonu gelmiş oluyoruz. Program Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi radyosu Radyo İLEF’te hazırlandı. Programımıza podcast formatında iTunes üzerinden, İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, elliye yakın ilde Polis Radyosu’ndan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız UNDP Türkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!
Bu bölümde Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) Şanlıurfa’da yaptığı “Kırsal Kalkınmada Yönetişim” başlıklı bir araştırma hakkında konuşacağız.
Yeni Ufuklar (Y.U.): Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye temsilciliğinin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde TEPAV’ın yani Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın Şanlıurfa’da yaptığı “Kırsal Kalkınmada Yönetişim” başlıklı bir araştırma hakkında konuşacağız. Konuklarım TEPAV’dan Yönetişim Etütleri Programı’ndan araştırmacılar Ülker Şener ve Ragıp Evren Aydoğan. Hoşgeldiniz.
Ülker Şener (Ü.Ş.): Hoşbulduk. Teşekkürler.
Ragıp Evren Aydoğan (R.E.A.): Hoşbulduk. Merhaba.
Y.U.: Siz Kasım 2012’de yaptınız bu araştırmayı, Şanlıurfa’yı seçtiniz bu araştırmayı yapmak için. Kırsal kalkınmada yönetişim mekanizmalarının nasıl işlediğini ve hangi araçların kullanıldığını ortaya koymaya çalıştınız ve amacı da Şanlıurfa’daki kırsal kalkınma araçlarının nasıl kullanıldığını ortaya koymaktı. Dokuz kurumla görüştünüz bu araştırmayı yaparken, hemen sormak istiyorum neden Şanlıurfa’yı seçtiniz? Sizinle başlayalım lütfen Ülker Hanım.
Ü.Ş.: Neden Şanlıurfa’yı seçtik aslında Şanlıurfa’da biz dokuz kurumla görüştüğümüzde kurumların da bize sorduğu ilk soru buydu. “Neden Şanlıurfa’yı seçtiniz, neden buradasınız, Türkiye’de başka bir il yok muydu?” diye sordular. Buna bizim iki cevabımız vardı: Bunlardan bir tanesi Urfa’nın nüfus yapısı ile ilgili bir sorun söz konusu, ikincisi de nüfus yapısına bağlı olarak (ve) ekonomik yapısından kaynaklı olarak biz Urfa’yı seçmiştik. Nüfus yapısından kastettiğimiz şey şu, Türkiye’de aslında kırsal nüfus azalıyor, köy nüfusu azalıyor ve en son verilere göre Türkiye’de kırsal nüfus oranı yüzde 23, bir 2011 verisi bu. Ancak Şanlıurfa’ya baktığımızda 2007 yılında nüfusun yüzde 40’ı kırsal alanda yaşarken 2011 yılında bu yüzde 45’e çıkıyor. Yani Urfa’nın tersine Türkiye’de kırsal nüfus 2007’de yüzde 30 iken yüzde 23’e geriliyor, Şanlıurfa’da ise yüzde 40’tan yüzde 45’e yükseliyor.
Y.U.: Yani Türkiye’nin tam tersi bir trend söz konusu. Kırsal nüfusu oransal olarak artan belki de tek veya birkaç ilden biri diyebiliriz.
Ü.Ş.: Ben de öyle düşünüyorum. Muhtemelen tek ildir yani diğer illere çok fazla bakmadık. İkincisi bu nüfus yapısıyla ilgili Türkiye’de kırsal nüfusla ilgili önemli bir sorun (da) aslında kırsal nüfusun yaşlandığı, köylerde sadece yaşlıların kaldığı ve bu nedenle kırsal alandaki ekonomik faaliyetlerin de bu yaşlı nüfustan etkilendiği üzerine. Fakat, Urfa’da yaşlı bir kırsal nüfusla karşı karşıya değiliz, tam tersine gençlerin olduğu bir kırsal nüfus söz konusu. Bunu da doğum oranlarına baktığımızda görüyoruz. Urfa’nın çok üstünde bir doğum oranı. Kırsal köylerde, Urfa’nın köylerinde doğum oranı yüzde 4,4 ve bu Türkiye ortalamasının da üstü Urfa’nın (ortalamasının) da üstü. Bu nedenle, bu iki ayırt edici nedenden kaynaklı aslında biz Urfa’yı tercih ettik.
Y.U.: Urfa’nın seçilmesinin başlıca sebepleri böylece anlatmış olduk ama biraz da isterseniz arka plandan bahsedelim çünkü siz bir kırsal kalkınma araştırması yaptınız ve elbette bu demografik nedenlerin dışında orada bir kırsal kalkınma tablosu olmalı ki orayı seçmiş olmalısınız. Bunu da anlatır mısınız, Urfa’da nasıl bir tablo var ki bu araştırmanın yapılması için orayı seçmek gerekiyor?
Ü.Ş.: Nüfus yapısının yanında aslında ekonomik yapı da önemli. Türkiye’de ekonomide sanayiye doğru bir kayış söz konusu ve hizmet sektörüne doğru bir kayış söz konusu. Urfa’da hala tarım ağırlıklı bir ekonomi var ve gelişen sanayi de aslında tarımla bağlantılı olarak gelişen bir sanayi. Bu nedenle hani ekonomik yapıyla nüfus yapısını yan yana getirdiğimizde neden Urfa sorusuna cevap üretmiş oluyoruz. Şimdi altyapısına baktığımızda aslında kırsal kalkınma kırsalda yaşayan dezavantajlı nüfusun dezavantajlı kesimlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesini hedefler. Urfa’ya baktığımızda aslında göstergeler de bize Urfa’nın (bu kriterler dâhilinde) kötü olduğunu gösteriyor. Örneğin 1973’te gelişmişlik durumu 42. sırada olan Urfa, 2011 yılında 72. sıraya geriliyor. Köyle kent arasındaki ayrımlar çok fazla Urfa’da. Bunu biraz önce söylemiştik hani köyde eğitime erişim noktasında sorunlar söz konusu. Türkiye’de genel olarak kıra baktığımızda kente baktığımızda kırsal yoksulluk çok fazla. Türkiye’nin iki katı yani kentlerle karşılaştırıldığında Türkiye’de kırsal yoksulluk kentsel yoksulluğun iki katı düzeyinde ve bu nedenle kırsal kalkınmaya ya da kıra yönelik özel politikalara ihtiyaç duyuyor Türkiye.
Y.U. : Şimdi tam bu noktada ben Evren Beye dönmek istiyorum. Kırsal kalkınmada yönetişim mekanizmalarını incelemek amacıyla sahaya gittiniz orada araştırmada bulundunuz ve dokuz kurumla görüştüğünüzden bahsettim ama nasıl bir yöntem izlediniz oradaki tabloyu ortaya koymak için?
R.E.A.: Şuradan başlayalım dilerseniz, zihnimizdeki en önemli kavram koordinasyondu yola çıkarken. Yani bundan neyi kastediyoruz; bir yatay koordinasyondan bahsedebiliriz bir de dikey koordinasyondan bahsedebiliriz. Kırsal kalkınma alanında kamu kurumları tarafından yapılan çalışmaların hangi türden süreçlerde organize edildiğini anlamaya çalışmak için gittik. Bu süreçler içinde de kurumlar arasında koordinasyon mekanizmaları kendiliğinden mi oluşturuluyor yoksa belli bir strateji üzerinden mi oluşturuluyor, hedefe yönelik mi, sorunları mı tespit ediyor yoksa çıkan sorunlara acil çözüm bulmak üzere mi politikalar üretiliyor ona bakmak için gittik. Dolayısıyla, gittiğimizde de bu dokuz kurumun içinde Tarım İl Müdürlüğü, Tarımsal Kalkınmayı Destekleme Koordinatörlüğü ki şu anda sanırım Başkanlığı da oraya taşınan GAP İdaresi Müdürlüğü, Valilik bünyesinde SODES, Sosyal Destekleme Sisteminin parçası, Ziraat Odası, Üreticiler Birliği ile teker teker görüştük.
Y.U.: Kalkınma Ajansı ile de değil mi?
R.E.A: Evet, Karacadağ Kalkınma Ajansı’nın yatırım ofisi, merkezi Diyarbakır’da olan. Bizim için de üzücü olan bir eksikliği iletmek gerekir. Bir köylü kooperatifi, köylü üretici kooperatifine de ulaşmak gayemizdi. Bu konuştuğumuz dokuz kurumdan bir isim ya da bu türden organize olmuş kendi çıkarlarını savunan, sorunlarını anlatan bir kooperatifle de görüşmek istedik ancak ulaşmak imkânımız olmadı. Daha sonra (Ankara’ya) döndüğümüzde, sempozyumumuzda paydaşlarımızla paylaştığımızda çok etkili olmasa da birkaç kooperatif olduğunu öğrendik.
Y.U.: O zaman başta çizdiğiniz tablonun üzerine bir de örgütlülük problemini ekliyoruz. Demografi problemi var, bunun yarattığı sosyal problemler var. Kırsal kalkınmayla ilgili bu ciddi sorunların üstüne de örgütlenme problemi.
R.E.A.: İkinci olarak oraya gelecektim zaten. Bir kurumların koordinasyon sorunu bir de asıl kırsal kalkınma politikalarının ve bahsettiğimiz gelişmişlik düzeylerinin konusu olan köylülerin, kırsal üreticilerin örgütlenip örgütlenemedikleri, haklarını savunup savunamadıkları konusunda sorularla gittik zihnimizde.
Y.U.: Şimdi sizin bu araştırmanızın pek çok bulgusuna tepav.org.tr adresinden ulaşmak mümkün ve siz bunu bir kitaba dönüştürmeyi hedefliyorsunuz bildiğim kadarıyla. Bizi dinleyenler #yeniufuklar etiketiyle konu hakkındaki görüşlerini Twitter üzerinden iletebilirler. Bunu da vurguladıktan sonra işin en heyecanlı aşamasına yani sonuçlara geçmek istiyorum. Çok kısaca özetler misiniz aldığınız sonuç neydi acaba bu araştırmanın sonucunda?
Ü.Ş.: Bu araştırmanın aslında birkaç tane sonucu var. Bunlardan bir tanesi kıra yönelik, Türkiye’deki kırsal kesim örgütsüz ve örgütlenmesi gerekiyor, kendi sesiyle konuşması gerekiyor, kendi sesini duyurması gerekiyor, çünkü politika üretim sürecine baktığımızda Türkiye’de aslında kırsal politikanın merkezde belirlendiğinin, yani Ankara’dan belirlendiğinin ve bunun yerele empoze edildiğini görüyoruz. Ankara nasıl belirliyor Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde hani belli taahhütler var onlara bakıyor, Dünya Bankası var, IMF var ve benzeri. Birincisi, bizim tespit ettiğimiz sorun şuydu; kırsal kalkınmaya ilişkin politikalar yerelde belirlenmeli bu nedenle daha fazla yerelleşme diyoruz. İkincisi yerel derken sadece yereldeki kamu kurumlarını kastetmiyoruz, yerelde bulunan insanların ve örneğin mevsimlik tarım işçileri de buna dahil, küçük köylülük de buna dahil, bunların kendi seslerini duyurması, örgütlenmesi ve politika üretim sürecine aktif olarak katılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü kalkınma zaten insan odaklı bir yaklaşımdır. Biz kalkınma derken bunu kastediyoruz insanın gelişmesini anlıyoruz kalkınmadan.
R.E.A.: Başta söylediğimiz gibi iyi niyetli çabaların olduğu kesin hem Odalar bağlamında hem de kamu kurumları bağlamında. Ancak sistematik ve formel bir koordinasyon mekanizması yok. Yani ne demek bu, genel bir kırsal politikayla ilgili, örneğin ayda bir toplanan bir mekanizma yok. Ama diyelim bir destek politikası ile ilgili ya da o sene yaşanan bir felaketle ilgili kurumlar bir araya gelebiliyorlar. Dolayısıyla enformel bir koordinasyon mekanizması var. Genel eksiklikten de belki kaynaklı STK’lar bunun içinde bulunamıyor maalesef, çok sınırlı bir şekilde bulunuyor. Daha çok yerel idarecinin, daha çok Vali Beyin inisiyatifi ile kurumların bir araya geldiğini görüyoruz. Şimdi bu bize neyi getiriyor; aynı örgütlülük meselesi ile iç içe katılımcı süreçler yok, yani özel olarak kırsal kalkınma anlamında genel olarak da bir yönetim anlayışı çerçevesinde katılımcı bir mekanizmayla sorunlar tespit edilip politikalar ona göre belirlenmiyor. Ülker Hanımın ifade ettiği gibi daha çok merkezden belirlenen ki bu merkez Ankara’da olabilir, Urfa merkezindeki Tarım İl Müdürlüğü’nden Ceylanpınar’a ilişkin program belirlenmesi de olabilir.
Y.U.: Katılımcılık zaten bizi örgütlülük problemine tekrar geri götürüyor. Koordinasyondan söz ettiniz, âdem-i merkeziyetçilik önerisinden söz ettiniz. Bir sistem eleştirisi getirdiniz ve elbette getirdiğiniz her bir eleştirinin tersine okunduğunda bir çözüm önerisi olarak da anlamamız mümkün değil mi?
R.E.A.: Evet, aynen.
Y.U.: Umarız bu çalışmanız bu tartışmaya bir katkıda bulunur ve yereldeki kapasite de güçlendirilerek sözünü ettiğiniz ideal sisteme ulaşmış oluruz. Çok teşekkürler. TEPAV’dan Yönetişim Etütleri Programı’ndan araştırmacılar Ülker Şener ve Ragıp Evren Aydoğan’dı konuklarımız. Ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye Temsiciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu bölümünün de sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi radyosu Radyo İlef’te hazırladık. Programımıza podcast formatında iTunes üzerinden, İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, elliye yakın ilde Polis Radyosu’ndan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, ayrıca undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız “undpturkiye”. Tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu bölümde, 2015 Sonrası Kalkınma Gündemi’nin dokuz tematik alanından biri olan çevresel sürdürülebilirlik hakkında konuşacağız.
Yeni Ufuklar (Y.U.): Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye temsilciliğinin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde 2015 Sonrası Kalkınma Gündemi’nin dokuz tematik alanından biri olan çevresel sürdürülebilirlik hakkında konuşuyoruz ve konuğumuz UNDP’ den Sürdürülebilir Kalkınma Uzmanı Alper Acar. Hoşgeldiniz.
Alper Acar (A.A.): Hoşbulduk.
Y.U.: Siz aynı zamanda daha önce de Türkiye 2012 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı Hazırlıklarının Desteklenme Projesi’nde de yönetici olarak bulundunuz. Şimdi de, geçmişten gelen tecrübeleriniz doğrultusunda, sürdürülebilir kalkınma konusunda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na destek veriyorsunuz. İsterseniz öncelikle şu anki durumla başlayalım. Çevresel sürdürülebilirlik alanında, Binyıl Kalkınma Hedefleri çerçevesinde dünyada ama özellikle Türkiye’de nasıl aşamalar kaydedildi; neredeyiz şu an itibariyle?
A.A.: Çevresel sürdürülebilirlik anlamında baktığımızda, aslında 1960’ların sonunda ekolojik kriz olarak tabir döneme kıyasla bugün aslında birbiriyle bağlantısız olduğunu düşündüğümüz birçok farklı konunun aslında birbirini etkilediğini, birbirinin içerisinde olduğunu, birbirini beslediği ve zayıflattığının bilindiği bir döneme gelmiş bulunuyoruz. Tabi ki bu süreç otuz yıla yayılan bir süreç. Sürdürülebilir kalkınmanın kurumsallaştığı 1992 Rio Zirvesi’nden bu yana küresel ölçekte oldukça önemli gelişmeler kaydedildi. Bildiğiniz gibi bu iletişim teknolojilerinin gelişmesi, bilimdeki ve teknolojideki gelişmeler bize insanın yaşam kalitesini yükseltecek birçok fırsat da yarattı. Ama bu gelişmeler bir yandan da çevre kirliliği, ekosistemlerin kaybı, biyolojik çeşitlilik kaybı dediğimiz bir takım maliyetler de yarattı. Aslında son 20 yıla baktığımızda şu anda bu çelişkileri yaşadığımız bir dönemdeyiz. Biliyorsunuz, sürdürülebilir kalkınma konusunda on yılda bir yapılan zirveler var. 1992’de Rio, 2002’de Johannesburg’de ve en son 2012’de yine Rio’da yapıldığı için Rio+20 olarak tariflenen bir süreç. Aslında tarihsel anlamda baktığımız zaman bunların öğrenme süreçlerini de bize gösterdiğini görüyoruz. İçerisinde bulunduğumuz 2015 Sonrası Kalkınma Gündemi de bu öğrenme süreçlerinin sonuçlarından bir tanesi. İlk 92 Rio Zirvesi’nde Gündem 21 kabul edildiği zaman katılım ve yönetişim kelimesi hayatımıza girdi. Tabi uluslar arası camia: uluslar, ülkeler ve kurumların bu katılımı hem kendi içlerinde hem de uluslararası süreçlerde sindirmeleri biraz vakit aldı. Öğrendik; daha önce insanlar bu süreçlere sadece izleyici olarak katılırken şu anda aktif olarak düşüncelerini söyleyebildikleri, bir takım politikaları yönlendirebildikleri bir aşamaya gelmiş durumdayız.
Y.U.: Tabi kalkınmadan söz ettiğimi zaman çevre faktörünün göz ardı edilmemesi gerekiyordu. Bunun yanına sürdürülebilirlik ve sizin de bahsettiğiniz gibi katılım faktörü eklendi. Bunlar da muhakkak iç içe tartışılması gereken konular. Bizi dinleyenlere hatırlatmak açısından şunların altınız çizmekte fayda var: 2015 Sonrası Kalkınma Gündemi küresel düzeyde on bir tema üzerinde, Türkiye’de ise dokuz tematik alan etrafında tartışılıyor. Türkiye 2015 sonrasını tartışan elli ülkeden birisi. Sizin alanınız olan çevresel sürdürülebilirlik de bu dokuz tematik alandan biri. Binyıl Kalkınma Hedefleri 2000 yılında belirlenmişti, biraz değindiniz. Bu hedeflerin 2015’e kadar süresi var. 2015 ‘ten sonra küresel kalkınma anlamında biz neyi konuşacağız? Çevresel sürdürülebilirliğe bu anlamda yaklaşmamızda da fayda var.
A.A.: 2015 sonrasında konuşacaklarımızın bir kısmı belirli bir kısmı da belirsiz. Bildiğiniz gibi Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin taahhüt süresi 2015 yılında doluyor. En son yapılan Rio+20 zirvesinde şöyle bir yol haritası çıkı: önümüzdeki iki üç yıllık süreci, tüm ülkeler için geçerli olabilecek daha sürdürülebilir olan hedefler oluşturmak. Tabi bunun yanında izleme mekanizmaları ve göstergeler de olsun. Dolayısıyla, Binyıl Kalkınma Hedefleri sürecinde edindiğimiz dersler ve karşılaştığımız zorlukları değerlendirerek 2015 Sonrası için kalkınma hedefleri oluşturmaya ve buna yönelik de uluslar arası ölçekte ortak hareket etme, güçlü birliği yapma veya bir takım uluslar arası fonları daha doğru alanlara kanalize etmek için bir yol haritası çıktı diyebiliriz. Tabi bu, belirli olan kısmı. Belirsiz olan kısmı ise bu hedefler zincirinin içinin nasıl doldurulabileceği. Az önce öğrenme sürecinde bahsettik. Daha önce bu tür hedefler belirli bir uzman grubunun hazırladığı hedeflerden oluşuyordu. Birleşmiş Milletler, bu sistemdeki bir takım aksaklıkları gördüğü için daha halkın katılımına açık ve daha tabandan tavana yükselebilecek bir süreci başlatmak istedi. Bu ulusal istişare süreçlerinin temel amacı da aslında sorunlarla günlük hayatlarında birebir karşı karşıya kalan ve bu nedenle çözüm üretebilecek insanların veya kurumların fikirlerini alabilmek. Dolayısıyla tematik alanda ve içerik anlamında 2015 sonrası için neler tartışacağımız, nelerin hedef olarak konması gerektiği bu paydaşlarla yapılan danışma toplantılarının sonucunda belirlenecek. Bir yandan da paralel olarak uluslararası hükümetler arası görüşmeler de sürecek ama temel olarak bu süreçte söyleyebileceğimiz şeyler aslında gerçekten gündeme gelebilecek, belki politikacıları ve bilim adamlarını yönlendirebilecek konular olacaktır.
Y.U.: 2015 Sonrası Kalkınma Gündeminde geleceğe ilişkin önerileri ve söyleyecek sözü olan herkesin görüşlerinin alınması hedefleniyor. 'Çevresel sürdürülebilirliği sağlama, sekiz tane olan Binyıl Kalkınma Hedefleri'nin yedincisi. Türkiye'nin durumuna baktığımızda, örneğin Binyıl Kalkınma Hedefleri'nin birincisi olan aşırı yoksulluğun önlenmesi, üçüncü hedef olan kadının güçlendirilmesi ve kadın temsili ve sizi de ilgilendiren yedinci hedef çevresel sürdürülebilirlik konusunda Türkiye'nin yumuşak karnı olduğunu söyleyebiliriz. Şu anki durumdan biraz bahsettik ama Rio+20 bağlamında devam edelim. Haziran ayında Rio’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı'nın bı kalkınma tartışmalarında dönüm noktası olduğunu söyleyebiliriz. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin, az önce sözünü ettiğim Binyıl Kalkınma Hedefleri'nin yerini alması burada kararlaştırıldı. 2015 sonrası kalkınma gündemiyle de ilişkilendirerek biraz bu süreçten bahsedelim. Türkiye'deki istişare süreci nasıl yürüyor acaba?
A.A.: Türkiye'deki istişare süreci, az önce bahsetmiş olduğunuz dokuz tematik alan üzerinde yürüyor. Tabi bunlar öncelikle konu bazında işin paydaşı olan sivil toplum örgütleriyle, özel sektör ve akademiden katılımcılar ile tartışılacak. Daha sonra da yerel ölçekte de insanların görüşleri alınmaya çalışılacak. Tabi buradaki temel felsefe sesini duyuramayan grupların veya kişilerin sesini yükseltebilmelerini sağlamak. Bu süreç görüşler alındıktan sonra 2013'ün başlarında tamamlanacak. Daha sonra bu bir rapor haline getirilip hükümetler arası müzakere süreçlerine dahil edilecek. Ondan sonraki süreç, politikacıların veya hükümet görevlilerin inisiyatifinde olacak.
Y.U.: Rio +20'nin üzerinden 1,5-2 yıl geçtikten sonra yeni kalkınma gündemi de küresel olarak şekillenmiş olacak. Siz de geçtiğimiz haftalarda Ankara'da çevresel sürdürülebilirlik konulu tematik bir toplantı düzenlemiştiniz. Bu toplantıdaki gözlemleriniz nasıl oldu? Kimler katıldı ve nasıl çıktılar elde edildi?
A.A.: Hem küresel camia olarak hem ulusal örgütler olarak ortak bir akla ulaşmışız diyebiliriz. Bu bağlantıyı nasıl kurduğumuza gelirsek: Rio+20'nin bizim hayatımıza getirdiği ve önümüzdeki iki üç yılı dolduracak bir takım konular var. Bunlardan bir tanesi bahsettiğimiz gibi sürdürülebilir kalkınma hedefleri. Rio'dan çıkan en önemli şeylerden bir tanesi de insanın refahını ölçmek için gayri safi milli hasılayı tamamlayacak bir takım göstergelerin gelmesi. Çünkü bildiğiniz gibi gayri safi milli hasıla maddi bir değeri ifade eder. Ancak her parası olan mutlu olmayabilir; sağlıklı bir çevrede yaşamayabilir veya kendi kararlarını verecek seçeneklere sahip olmayabilir. Dolayısıyla böyle bir gayri safi milli hasıla yaklaşımını tamamlayacak bir süreç de başlatılıyor.
Y.U.: Yani kalkınmayı ve gelişmeyi nasıl ölçeceğimiz belirlenecek.
A.A.: Aynen. Bir diğeri sürdürülebilir kalkınmanın finansmanı konusundaki temel problem. Yani biz belli hedefler koyacağız ama finansman anlamında ne yapacağız? Biliyorsunuz, dünyanın son yıllarda yaşadığı ekonomik kriz birçok şeyi sekteye uğrattı. Ulusal camia, daha yenilikçi finansman kaynaklarının neler olabileceğini tartışacak. Bilgi ve teknolojinin hem ulusal hem Uluslar arası düzeyde paylaşılmasını hedefleyen bir süreç başlayacak. Bizim 28 Kasım'da yaptığımız çalıştaya baktığımız zaman da aslında paydaşların görüşlerinin veya çözüm önerilerinin bu çıktılarla paralel olduğun görüyoruz. Örneğin biz hem sosyo-ekonomik politikaların sürdürülebilirlik üzerine ne gibi etkileri olduğunu hem de bir yandan da çevresel sürdürülebilirlik politikalarının uygulanmasında karşılaşılan engelleri tartıştık. Sadece sorunlardan bahsetmek yetmiyor; bir şeyleri değiştirmek istiyorsak elimizdeki fırsatları da tartışmamız gerek dedik. Bu yüzden elimizdeki fırsatlar çerçevesinde olaylara bakmaya çalıştık. Daha sonra da gündemimize almamız gereken temel mesajların neler olabileceğini formüle etmeye çalıştık. Belirli ortak hedeflerin konulması paydaşların görüşleri içerisinde de çıktı. Yine paydaşların önerileri doğrultusunda, insan refahını ölçecek bir takım göstergelerin olması gerektiği ortaya çıktı. Tabi finansman her zaman bir sorun olduğu için o da çıktı. Katılımcıların yerel siyaset hakkındaki de önerilerini aldık. Orada aslında çok ilginç şeyler de çıktı. Bunlardan da biraz bahsetmek isterim. Sürdürülebilir kalkınma komitesi veya konseyi gibi ulusal düzeyde yapılar var bazı ülkelerde. Bunlar bu tarz politikalardaki yönlendirmeyi ve koordinasyonu sağlar. Katılımcıların bazıları, yereldeki bu tip örgütlenmelerin de belediye meclislerinin bir parçası olarak yer almasının gerektiğini söylediler. Bu güzel bir öneriydi mesela. Daha sonra içerisinde olduğumuz bu dinamik gündemde paydaşların görevlerinin neler olabileceğini de tartıştık. Örneğin sivil toplum örgütlerinin ulusal ölçekte bir takım faaliyetleri izleyebilecekleri bir mekanizmanın oluşturulması gerektiği ortaya konuldu. Bu da çok güzel bir nokta.
Y.U.: Başta da bahsettiğiniz gibi hem çevre, hem sürdürülebilirlik, hem katılım hem de yönetişim var. Sizin başlığınız olan sürdürülebilir çevre bunların hepsini bir arada bulunduruyor. Türkiye'de dokuz tematik alanda istişareler devam ediyor. Bu istişarelere katılmak isteyenler, bizi dinleyenler #2015sonrasi etiketini kullanarak Twitter üzerinden bu tartışmaya katılabilirler. 2015Sonrasiturkiye.org bir adres var. Bu adres üzerinden ankete katılabilir ve küresel kalkınma gündemi tartışmasına katkıda bulunabilirler. Instagram üzerinde, farkındalığı artırmak için bir fotoğraf yarışması açıldı. 2015Sonrasi.org adresi üzerinden de bu yarışmaya katılmak mümkün. Dokuz tematik alanda raporlar hazırlanacak. Türkiye'nin katkısı 2013'ün ik aylarında Birleşmiş Milletler'e sunulacak. 50 ayrı ülkeden gelecek üst düzey panel bunları değerlendirecek. 2013 ve 2014 boyunca bu tartışma devam edecek.2015 Sonrası kalkınma gündemi de böylece oluşmuş olacak. Bugünkü konuğumuz UNDP'den Sürdürülebilir Kalkınma Uzmanı Alper Acar idi. VeBirleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye temsilciliğinin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu bölümünün de sonuna gelmiş olduk. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef’te hazırladık. Programımızı FM bandında ve internette Açık Radyo’dan; Polis radyosundan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından; podcast formatında ITunes üzerinden ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
Katkıda Bulunanlar
Editör: Faik Uyanık
Asistan: Nazife Ece
Stajyer: Gülşah Balak
Bu sayıya katkıda bulunanlar: Deniz Tapan, Pelin Kihtir Öztürk
© 2013 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.