Sayı: 52
Bakımları oldukça zor olan fakat meralara zarar vermeyen ve besin değeri yüksek süt üreten Saanen keçileri sayesinde Niğde’de süt artık daha sağlıklı. Proje Niğdeliler için önemli ekonomik imkanlar sağlamanın yanı sıra ilde yoksulluk ve göç riskini de azaltmayı hedefliyor.
“Yoksul Çiftçiler ve Kadınlara Yönelik Saanen Süt Keçisi Yetiştiriciliği” Projesi, İç Anadolu Kuraklıkla Mücadele ve Ekolojik Yaşam Derneği (ANADOĞA) ve Genç Doğa Derneği tarafından gerçekleştiriliyor. Niğde Merkez, Çamardı, Bor, Ulukışla ilçelerinde yürütülen proje kapsamında seçilen 16 aileye, ilk aşamada süt sağım makinesi, kaba ve kesif yem dağıtıldı. 23 Şubat’ta düzenlenen Saanen Süt Keçisi Dağıtımı Şenliği'nde Bursa, Karacabey, Balıkesir, Bandırma ve köylerinden getirilen 240 adet damızlık Saanen süt keçisinin de dağıtımı gerçekleştirildi.
Şenliğe proje ortağı Genç Doğa Derneği Başkanı Murat Türk, Niğde Üniversitesi’nden öğretim elemanları, İç Anadolu Doğa Koruma Federasyonu (İÇDOĞA) Başkanı Cengiz Kayacılar, Bor Meslek Yüksek Okulu Müdürü Bilge Karatepe, Niğde Üniversitesi Rektör Yardımcısı Mehmet Şener ve Vali Yardımcısı Polat Kara katıldı.
ANADOĞA derneği, keçilerin bakımı sırasında karşılaşılabilecek bazı sorunlar karşısında ailelere destek vermek için proje ekibine bir zooteknist saha eğitimcisi, bir veteriner hekim, bir pazarlama uzmanı ve iki saha çalışanını dahil etti.
ANADOĞA Başkanı Mustafa Uludoğan, “Proje Niğde ve Niğdeliler için önemli ekonomik imkânlar sağlamasının yanı sıra Niğde, Bor, Ulukışla, Çamardı özelinde Seyhan Havzası’ndaki yoksulluk ve göç riskinin ortadan kaldırılmasına katkıda bulunacaktır. Çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması için yoksul ailelerin uyum kapasitesinin arttırılması gerekli” dedi.
Proje faaliyetleri, Niğde Üniversitesi ve Niğde Valiliği tarafından da destekleniyor.
Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi BM Ortak Programı, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin iklim değişikliği risklerinden etkilenebileceği düşüncesiyle 2008 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı ile ortaklaşa olarak başlatıldı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından yürütülen Ortak Program; iklimsel risklerin yönetilebilmesi, özellikle toplumun yoksul kesimlerinin etkilenebilirliğini azaltacak şekilde uyumun sağlanabilmesine yönelik politika çerçevesinin, bilimsel çalışmaların ve insan kaynaklarının geliştirilmesi ile uyum tedbirlerinin yerelde uygulanabilirliğinin gösterileceği bir hibe programına yönelik hedef ve faaliyetleri içeriyor. Hibe Programı kapsamında iklim değişikliğinin etkilerinin hissedilmeye başlandığı ve önümüzdeki on yıllarda da daha yoğun hissedileceği su kaynakları, tarım, hayvancılık ve ormancılık, bulaşıcı hastalıklar gibi havzanın önceliklerini de kapsayan 12’si Adana’da, 4’ü Kayseri’de ve 2’si de Niğde’de olmak üzere toplam 18 proje uygulanıyor.
Kocaeli’de yürütülecek göç haritası çalışmasından Balıkesir’deki kültür şölenine, Adana’da düzenlenecek yayla turlarından turizm alanında yürütülecek mesleki eğitimlere bakılırsa, İsviçre-BM (S-UN) Gençlik Fonu'nun en iyileri sona saklamış gözüküyor. 50'si genç kadınlardan, 36'sı da genç erkeklerden oluşan proje sahiplerinin 14 projesine 187,995$ dolarlık hibe aktarılacak. Proje sahipleri aynı zamanda kapasite geliştirme ve danışmanlık desteği alacak. İç göçten etkilenen genç kadın ve erkeklerin yanı sıra, fiziksel ve zihinsel engelli gençler, genç mahkûm ve hükümlüler, devlet koruması altındaki genç kadın ve erkekler de İsviçre-UNDP Fonu’nun 2. döneminde desteklenen projelerin içerisinde uygulayıcı ve faydalanıcı olarak yer alıyorlar.
İsviçre-UNDP Fonu’nca desteklenen projeler, iç göçten etkilenen genç kadın ve erkeklerin sosyal uyumunun güçlendirilmesi, gençler için kültür ve turizm sektöründe istihdam olanakları yaratılması ve bilgi iletişim teknolojilerinin etkin kullanımına odaklanıyor.
İsviçre-UNDP Gençlik Projesi’nin 2. döneminde pilot iller Adana, Balıkesir ve Kocaeli’de toplam 101 proje başvurusu kabul edildi.
Desteklenen projelerin Kasım 2010’da sona ermesinin ardından, İsviçre-UNDP Fonu’nun her iki döneminde desteklenen toplam 34 gençlik projesinin kazandırdığı deneyim ve bilgi, yine genç kadın ve erkeklerin katılımıyla gençlik politikası önerilerinin geliştirilmesini sağlayacak.
İsviçre-UNDP Gençlik Fonu Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve UNDP tarafından başlatılan bir hibe ve teknik yardım programı. Türkiye Hükümeti’nin gençlerin sosyal entegrasyonu destekleme çabasına destek olmak amacıyla, Fon, İsviçre Kalkınma ve İşbirliği Ajansı tarafından UNDP’ye tevdi edilmişti.
[BAGLANTILAR]
Türkiye Ulusal Kalkınma Ajansı TİKA'nın kapasitesini değerlendirerek, uluslararası kalkınma işbirliğindeki konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. Ocak’ta Güney-Güney İşbirliği ve Yükselen Donör Rolleri Arasında Köprü Oluşturmak projesi kapsamında yapılan TİKA kapasite değerlendirmesi sırasında Türkiye’ye gelen Kalkınma Politikası Bürosu Kapasite Geliştirme Grubu kıdemli politika danışmanı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Grubu Yardım Etkinliği başkanı Daša Šilovic “Türkiye İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) kapasite geliştirme programı ile çalışanların yeterliliğini güçlendirerek Türkiye’yi yardım alan ülkeler ortamında daha iyi bir pozisyona yerleştirmek ve Türkiye’nin kalkınma yardımlarının yerel, ulusal ve kalkınma öncelikleriyle daha iyi uyumlu hale getirilmesi için çaba gösteriyor” dedi.
Šilovic, Yeni Ufuklar’la gerçekleştirdiği röportajda yardım etkinliğinin genel bir resmini çizdi ve Türkiye’nin kendini uluslararası yardım etkinliği ilkeleriyle uyumlaşmasındaki rolünü anlattı.
Genel bir giriş noktası olarak yardım etkinliği nedir, ve UNDP bu konuda ne yapıyor?
Öncellikle yardımın kalkınmayı finanse eden araçlardan sadece bir tanesi olduğunu söylemekle başlayayım. Aslında bahsettiğimiz kalkınma etkinliği ile yardım sayısı (hacmi) ve yardım kalitesi (etkinlik) olan uluslararası taahhütler aktarılması yoluyla Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılması.
Kalkınma ile ilgili hiçbirşey anlık olmuyor. Sadece kalkınmadaki aksamalar anlık olabiliyor. Kalkınma işbirliği tarihi ve BM’nin ülke düzeyindeki deneyimi sorunlar ve aksamalar dışında gelişen kalkınma sürecinin sürdürülebilirliğinin zaman içerisinde bireysel olarak ya da kurum ve kuruluşlar bazında ülkelerin kapasitelerinin geliştirilmesine dayanıyor.
Finansal krize rağmen, küresel ve bölgesel yardım ortamı yeni oyuncuların katılmasıyla genişlerken, kalkınma işbirliği kalkınmayı finanse eden en önemli araçlardan biri olma rolünü korumaya devam edecek. Kalkınma sürecine yapılan iç ve dış yatırımların etkin bir şekilde planlanması ve izlenmesi için geliştirilecek etkili araçlar ve kurum kapasiteleri bir ülkenin sahipliği, sonuçların güvenilir olması ve kalkınma çabalarının sürdürülebilirliği için temel oluşturuyor.
Birleşmiş Milletler kalkınma sistemi ve UNDP’nin ülke düzeyindeki rolü ne büyük bir finansör, ne de geleneksel bir donör olmak. UNDP’nin hedefi fırsatları genişleterek ve insanların kalkınma potansiyeline ulaşmalarını sağlayarak insani gelişmeyi ilerletmek. Bunun gerçekleşmesi için UNDP temel katkı olarak insani gelişmeyi destekleyecek bir şekilde ulusal kapasitelerin güçlendirilmesine yardımcı oluyor. Ulusal düzeyde başlatılan programlar ve projeler ya da sektör bütçe fonları veya havuz fonlarıyla finanse edilen UNDP desteği: (a) belirli alanlar içinde, (b) halihazırda katıldığı sektörlerde, (c) ülke düzeyinde kapasite gelişirme rolü ve desteği ile bağlantılı olarak aynı kalıyor.
Birleşmiş Milletler kalkınma sistemi ülkelerin finansal kalkınma kaynaklarına erişimini kolaylaştırıyor, ihtiyaç duyulduğu ölçüde politika ve teknik servis sağlıyor ve devam eden ya da yeni oluşan sorunlara cevap verebilmesi için ulusal kapasiteleri güçlendiriyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Yardımı Çerçevesi (UNDAF) Birleşmiş Milletler kalkınma sistemi’nin politika ve program desteği finansmanının temelini oluşturuyor. Bu araç Birleşmiş Milletler’in her ülkenin kalkınma önceliklerine genel desteğinin taslağını oluşturuyor.
Mukim koordinatörlük sistemi ve Birleşmiş Milletler ülke ekipleri ülkeye ait yardım politikası, ulusal yardım koordinasyon mekanizmaları ve yardım yönetimi mekanizmalarını da kapsayan yardım yönetimlerini destekleyen kapasite geliştirme müdahelelerini yoğunlaştırmakla görevlidir. Şeffaf finansal yönetimi destekleyen politika ve teknik hizmetler, çalışanların öğrenimini teşvik edilmesi ve liderlik becerileri, tanı ve uygulama kapasiteleri, bilgi hizmetleri ve eğitimin yanı sıra kurumsal reform gibi alanlarda ülkeler arası değişimlerin gerçekleştirilmesi projelerin ya da havuz fonları mekanizmasıyla finanse edilen sektör programlarının fon sağladığı kapasite geliştirme çabaları arasında.
Yukarıda bahsedilen hizmetler değişen yardım ortamında ve 2007’de gerçekleştirilen Üç Senelik Kapsamlı Politika İncelemesi doğrultusunda, Birleşmiş Milletler kalkınma sisteminin tarafsız ve evrenselliğinin getirdiği karşılaştırmalı üstünlükle sunuluyor. Bu, çok taraflılık özelliklerin ön planda olduğu kritik hükümetler arası eylemlerin küresel kurallar ve standartlara hizmet etmesini, küresel kamu ürünleri ve hizmetlerinin desteklenmesini ve çatışma sonrası durumlar gibi kalkınma sorunlarının yanı sıra, iklim değişikliği ve gıda krizleri gibi yeni ortaya çıkan sorunların ele alınmasını mümkün kılıyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Grubu’nun (UNDG) değişen yardım ortamına yaklaşımı ve tepkisi ülkelere özel durumu tanırken yaklaşım ve araçlarının yerel yardım ve kalkınma finansı bağlamına uydurulması gerektiğini belirtiyor.
Son olarak Kalkınma Politikası Bürosu Kapasite Geliştirme Grubu’nun (BDP/CDG) yönettiği genel merkezde bulunan UNDP’nin Yardım Etkinliği için Kapasite Geliştirme Küresel Programı UNDP bölgesel merkezleri ve ülke danışmanları ile uygulayıcı bir topluluk (CoP) oluşturarak istek üzerine yardım yönetimi ve koordinasyon konularında dünya çapında 90’ın üzerinde ülkede kapasite geliştirme desteği veriyor.
Yardım etkinliğini izlemek için bir sistem var mı?
Kalkınmanın Finanse Edilmesi sürecinde Birleşmiş Milletler 2002 Monterrey Mutabakatı’nın altı tematik bölüm başlığının uygulanmasını denetler: yurtiçi finansal kaynaklarının kalkınma için mobilize edilmesi; uluslarası kaynakların kalkınma için mobilize edilmesi, yabancı doğrudan yatırımlar ve diğer özel akımlar; kalkınma için bir motor olarak uluslararası ticaret; kalkınma için uluslararası finansal ve teknik işbirliğinin artırılması; dış borçlar; ve sistemik konuların ele alınması: kalkınmayı desteklemek için uluslararası parasal, finansal, ve ticaret sistemlerinin bütünlüğünün ve tutarlılığının geliştirilmesi. BM Genel Sekreteri düzenli olarak Genel Kurula ilerlemeler hakkında bilgi veriyor. Bunlara, www.un.org/esa/ffd/adresinden ulaşılabilir.
Benzer şekilde UN ECOSOC Kalkınma İşbirliği Forumu da yardım kalitesini ve yardım dağıtımında hesap verilebilirliği ve etkisini izlemekle görevli.
Paris Bildirgesi bir dizi izlenebilir eylem ve göstergelerle sonuçlara ulaşmak için yardımın uyumlaştırılması, hizaya konulması ve yönetilmesi konusunda donörleri ve ortak ülkeleri yükümlü tutuyor. Paris bildirgesiyle donörler ve ortak ülkeler yardım etkinliğini gelişirmek için ilerlemelerini izlemeyi taahhüt ettiler. 2010 için hedef belirleyerek ilerlemeyi ölçmek için 56 spesifik eylem ve 12 gösterge üzerinde anlaştılar. Donörler ve ortak ülkelerin taahhütlerini tutmalarını sağlayan Paris Bildirgesi’nde izleme belirgin bir özellik olarak karşımıza çıkıyor.
Eylem için Akra Gündemi bu taahhütlerin üzerine dayanıyor. 2011 yılında geçekleştirilecek Paris Bildirgesi’nin İzlenmesi Anketi 2006 ve 2008’de yapılan anketleri takip edecek ve Paris Bildirgesi’nde belirlenen 2010 yılı hedeflerine ulaşılıp ulaşılmadığını belirlemekte kritik bir rol oynayacak. Sonuçlar 2011’de Seoul’da düzenlenecek Yardım Etkinliği Dördüncü Üst Düzey Forumu tartışmalarına önemli katkı sağlayacak. Bir önceki ilerleme raporu ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü Kalkınma Yardımı Komitesi’nin (OECD DAC) değerlendirmesine ulaşmak için lütfen tıklayın.
Son olarak şeffaflığın ulusal aidiyet ve kalkınma sürecinde liderlik açısından gerekli bir önkoşul olduğu ve Paris Bildirgesi, Binyıl Deklarasyonu ile IADG’nin ilkelerini desteklediği konusunda geniş bir fikir birliği mevcut. Şeffaflık aynı zamanda karşılıklı ve yurtiçi hesap verilebilirliği de kolaylaştırıyor. Yardımların şeffaf olması bütçelerin kısıldığı, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmanın zorlaştığı ve yardım akımlarının öngörülebilirliği tehlikede olduğu finansal krizler sırasında daha da önem kazanıyor. Yardımların şeffaf olması yardım parasının neye, ne zaman, hangi amaçla ve nasıl kullanıldığını bilmelerini sağlayarak hem ortak ülkeleri hem de yardım yapan ve yardım alan ülkelerdeki vatandaşları güçlendiriyor. UNDP’nin üye olduğu Uluslararası Yardım Şeffaflığı Girişimi (IATI), vaadedilen taahhütler ve gerçekleştiren taahütler arasındaki farkları giderecek somut bir mekanizma olarak göze çarpıyor.
Yardım Etkinliği konusunda son gelişmeler hakkında bilgi verebilir misiniz?
Şu andaki yardım ortamı yardım kalitesi, çeşitli yardım modelleri ve kalkınma yardımı oyuncuları olmak üzere uluslararası taahhütlerle kalkınmanın verimli bir şekilde finanse edilmesi için yeni fırsatlar sunuyor. Yine de çok sayıda kalkınma ortağı arasında bütünlük ve uyum sağlamak, güçlü ülke liderliği ülkelerin belirlediği kalkınma planları ve önceliklerine yardımın entegre edilmesi ve yardım yapılması için ulusal sistemlerin kullanılması gibi varolan sorunlar devam ediyor. Bu konuda detaylı bilgi için lütfen tıklayın.
Türk işbirliği ve Türkiye’nin Resmi Kalkınma Yardımları’ndaki (ODA) rolü hakkındaki izlenimleriniz neler?
Türk Hükümeti uluslararası kalkınma işbirliği arenasında öne çıkan oyunculardan biri olan Türkiye’nin konumunu pekiştirmekte ve kalkınma etkinliği ile Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılmaya katkıda bulunmak için BM ve diğer uluslararası taahhütlerini gerçekleştirmesi konusunda oldulça kararlı.
TİKA’nın kalkınma yardımı sağladığı temel alanlar arasında eğitim, sağlık, tarım ve altyapı projeleri yer alıyor. Türk nüfuslarının kimliklerini kaybetmeden kültürel bağlarını koruyarak ve onlarla işbirliği yaparak kalkınmalarını desteklemek yine TİKA uygulaması altında.
Ocak 2010’da Koordinasyon Kurulu Toplantısı’nda konuşan Devlet Bakanı Faruk Çelik ajansın koordinasyon ofislerini 23 ülkeden 30 ülkeye çıkarmak için çalışığını söyledi. Koordinasyon ofisleri Irak, Suriye, Lübnan, Pakistan ve iki Afrika ülkesinde açılacak. 100 milyonun üzerinde bir bütçe ile TİKA’nın tüzüğünün gözden geçirilmesi de gündemin ilk sıralarında yer alıyor. Yapılması öngörülen coğrafi ve bütçe genişlemeleriyle TİKA’da bu genişlemeleri destekleyecek kurumsal temelin oluşturulması için belirli alanlarda daha güçlü kapasitelere ihtiyaç var.
Türk işbirliğini Paris Bildirgesi İlkeleriyle bağdaştırmak için ne yapılmalı?
Kalkınma işbirliği kurulurken, anayasal ve yasal hükümler de dahil olmak üzere, küresel kurallardan ziyade farklı ülkelerde kalkınma yardımı konusunda farklı uygulamalardan bahsetmek mümkün.
Bu bir hükümetin kalkınma yardımlarını nasıl düzenleyeceği ve yöneteceği konusunda kendi vereceği bir karar. Bu anlamda, bir ülkenin kendini uluslararası yardım ortamında nasıl konumlandıracağını ve kalkınma yardımı hükümlerini nasıl yöneteceğini başkalarından öğrenmek her zaman önemli bir fırsat. Bunu söylemekle beraber, Yardım Etkinliği konusunda Paris Bildirgesi ve Eylem için Akra Gündemi ile yardım kalitesi ve miktarı konusundaki uluslararası taahhütler ülkelerin kalkınma yardımlarını genişletmeleri ve yardımların kalitesini iyileştirmeleri için birer çerçeve oluşturuyor.
Türkiye’nin kalkınma ajansı da kapasite geliştirme programı ile çalışanların yeterliliklerini güçlendirerek Türkiye’yi yardım alan ülkeler arasında daha iyi bir konuma oturtmaya ve Türk yardımlarını ulusal, bölgesel ve yerel kalkınma öncelikleriyle daha iyi uyumlaştırarak Türkiye’nin yardım yapma alanını genişletme çabaları yürütüyor. Bunu yaparken Türkiye’nin Paris Bildirgesi ve Akra Gündemi’ndeki taahhütleri göz önünde bulunduruluyor. Türkiye aynı zamanda kalkınma yardımı konusundaki uluslararası diyalogda daha fazla yer almaya başladı. UNDP bu konularda Türkiye ve özellikle TİKA’yla işbirliğini artırarak kapasitelerini desteklemeye devam edecek.
Edinilen dersler üzerine öğrenim, bilgi paylaşımı ve diyalog yardım etkinliği konusunda UNDP ve TİKA arasında gelişmekte olan ilişki ve işbirliğinin önemli bir bileşenini oluşturuyor. UNDP, TIKA ile işbirliğini aynı zamanda çok taraflı kalkınma yardımları çerçevesinde ve Türk kalkınma yadımının üçgensel
‘Paramı Yönetebiliyorum’ projesi dahilinde gerçekleştirilen “Gönüllü Eğitici Aday Profili” anketine göre, katılımcıların %98’i kişisel finans bilgisinin gerekliliğine inanıyor. Proje kapsamında 58 genç gönüllü eğitmen 24 Şubat’ta sertifikalarını alarak Türkiye çapındaki 17 ilde diğer gençleri eğitimeye başladı.
Bütçe, harcamalar, gelir, ödeme planları, birikimler, borşlar, tasarruf-kredi-finansal sistem konularında eğitim alan eğitmenlerin bu sayede “borçlarım-haklarım-yükümlülüklerim” bilinçleri de gelişti.
Kasım 2010 tarihine kadar İstanbul, Kocaeli, Bursa, Denizli, Izmir, Ankara, Eskisehir, Antalya, Samsun, Adana, Malatya, Gaziantep, Trabzon, Erzurum, Diyarbakir, Van ve Rize olmak üzere 7 bölgeden toplam 17 ilde pilot çalışmalar sürdürülecek. 15-30 yaş arası tüm gençlerin yanısıra lise ve üniversite öğrencileri ve gençlik sivil toplum örgüteri, projenin öncelikli faydalanıcılarını oluşturuyor. Akran eğitimleri ve e-eğitim modelinin kullanılacağı projenin ilk etabında altı bin kişinin eğitilecek. Sene sonuna kadar ise 60 bin gencin eğitilmesi amaçlanıyor.
Visa Europe Türkiye, T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı(DPT), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Habitat için Gençlik Derneği işbirliğiyle gerçekleştirilen ‘Paramı Yönetebiliyorum’ projesi, Türkiye’de finansal bilinç alanında kamu, özel sektör ve sivil toplum ilk kez biraraya getirdi. Proje, gençler arasında finansal bilinci geliştirerek sürdürülebilir ekonomiye katkı sağlamayı amaçlıyor.
[BAGLANTILAR]
Türkiye, 2009 yılı boyunca süren uluslararası müzakereler çerçevesinde 2012 sonrası döneminde ulusal programlara uygun azaltım eylemleri uygulayacağını beyan etmişti. NAMA (Nationally Appropriate Mitigation Actions) olarak bilinen ve gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir kalkınmaya da önemli katkılar sağlayabilecek bu eylemler, 17-18 Mart tarihlerinde Çevre ve Orman Bakanlığı ile UNDP Türkiye’nin İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’nın Geliştirilmesi Projesi çerçevesinde Ankara’da düzenledikleri çalıştayda ele alındı. 2012 Sonrası Süreçte Türkiye İçin Ulusal Programlara Uygun Azaltım Seçenekleri konulu çalıştayda, Türkiye’nin yeni dönemde kararlılıkla uygulamak istediği NAMA’ların ve diğer azaltım seçenekleri uluslararası perspektifte tartışıldığı bir üst düzey politika diyaloğu oluşturuldu.
Çalıştayda Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde ( BMİDÇS) gelişmiş ve geçiş ekonomilerine sahip Ek-1 ülkeleri arasında yer alan, fakat gelişmekte olan bir ülke olan Türkiye’nin iklim değişikliği müzakerelerindeki özel konumuna dikkat çekilirken, 2012 sonrası dönemde konumunun netleştirilmesi gerektiği üzerinde duruldu. Çalıştayda ayrıca, yasal bir anlaşma niteliği taşımayan fakat 2012 sonrası süreç için önemli bir yol haritası oluşturan 2009 Kopenhag Mutabakatı’nın Türkiye açısından da bir değerlendirilmesi yapıldı.
Mutabakatta düşük-emisyonlu bir kalkınma stratejisinin, kalkınma için şart olduğunu konusunda fikirbirliğine varıldığını söyleyen OECD Çevre Müdürlüğü İklim Değişikliği Baş Araştırmacısı Jane Ellis, çalıştayın ilk günü yaptığı sunumda Türkiye dışında tüm Ek-1 ülkeleri 2012 sonrası için sera gazı hedefleri ve bunları destekleyen azaltım eylemleri teklif ettiğine dikkat çekti ve Türkiye hariç tüm OECD ülkelerinin de 2020 yılı için ulusal emisyon hedefleri sunduğunu belirtti. 2012 sonrası süreçte iklim müzakerelerinde söz sahibi olmak için Türkiye’nin de ulusal koşullarına ve uluslararası iklim rejimindeki konumuna uygun azaltım seçeneklerini belirlemesi gerekiyor.
Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü İklim Değişikliği Daire Başkanı Fulya Somunkıranoğlu ise Türkiye’nin NAMA oluşturmak için sera gazı emisyon azaltım faaliyetlerini belirlemesi ve buna yönelik etki analizlerini tamamlaması, kısa, orta ve uzun vadede faaliyetlerin sağlayacağı azaltım miktarlarını hesaplaması, iklim değişikliği eylem planı ve stratejisini kalkınma planlarına entegre etmesi, emisyon envanter sisteminin kapsam ve yöntemlerini geliştirmesi ve özel sektörü iklim dostu teknolojiler kullanması için teşvik edecek yasal düzenlemeler ve finansal mekanizmaları oluşturması gerektiğini söyledi.
UNDP Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesel Ofisi İklim Değişikliği Politikaları Danışmanı Daniela Stoycheva ise Türkiye’nin bir NAMA oluşturma konusunda daha kararlı davranması gerektiğini ve düşük-emisyonlu kalkınma stratejilerini ulusal eylem planlarına dahil etmeye hazır olduğunu uluslararası topluluğa bildirmesi gerektiğini söyledi. Stoycheva, UNDP’nin başta Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü (EİE) olmak üzere ilgili ulusal kurumlarla birlikte yürüttüğü ve binalarda enerji verimliliği konusunda kanun ve yönetmeliklerdeki boşlukları incelemeyi, kapasiteleri değerlendirerek entegre bina tasarımı için stratejilerin uygulanmasını ve binalardaki enerji sorumlularını veya bina sahiplerinin enerji verimliliği konusunda eğitilmesini amaçlayan Binalarda Enerji Verimliliğinin Teşvik Edilmesi projesini Türkiye’nin NAMA’larına bir örnek teşkil edebileceğini söyledi.
NAMA’ların yoruma açık olduğunu dile getirdi ve ülkelerin bu mekanizmayı tek taraflı, doğrudan desteklenen veya kredilendirilen NAMA’lar olmak üzere destekleyebileceğini aktardı: Çoğu gelişmekte olan ülke için en çekici seçenek olan doğrudan desteklenen NAMA’lar, EK-1 ülkelerinin finansmanıyla desteklenen, gelişmekte olan ülke azaltım eylemleri olarak biliniyor ve küçük çaplı otoyol projelerinden, enerji verimliliği politikalarına ya da ulusal azaltım hedeflerine kadar birçok eylemi kapsabiliyor.
Niklas Höhne, Türkiye’nin 2012 sonrası süreçte iklim değişikliği müzakerelerinde kendini konumlandırmak için iki yol izleyebileceğini kaydetti. Türkiye gelişmekte olan bir ülke olduğunu ve NAMA geliştireceğini uluslararası topluma kabul ettirip ulusal azaltım eylemleri için bu mekanizmadan yararlanabilir, veya EK-1 ülkesi olarak kalıp, Dünya Bankası veya özel sektör gibi BMİDÇS dışı finansman kaynaklarından yararlanmaya devam edebilir.
Çalıştayın ikinci gününde ise katılımcılar oluşturulan çalışma gruplarında enerji arzı, sanayi, ulaştırma, binalar, atık, tarım ve ormancılık başlıkları altında Türkiye’nin azaltım eylemlerini tartıştı. Ayrıca, mevcut ve potansiyel eylemler ve önceliklerin yanı sıra azaltım eylemlerini finanse edecek seçenekler sektörler bazında değerlendirildi. Yapılan çalışmaların sunumlarını değerlendiren uluslarası uzmanlar, çalıştay sonuçlarının şimdiden gelişmiş birer NAMA örneği olarak değerlendirilebileceğini, Türkiye’nin azaltım eylemlerini belirlerken tüm paydaşların (kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum temsilcilerinin) ortak ürettiği bu eylem seçeneklerinin önemli çıkış noktaları oluşturduğunu belirttiler.
Kopenhag Mutabakatı’na göre Ek 1’e taraf ülkeler bireysel ya da ortak bir şekilde 2020 yılı için ekonomileri genelinde ölçülebilir, raporlanabilir ve doğrulanabilir emisyon azaltım hedefleri uygulamayı taahhüt ederken, Ek-1 dışı ülkeler ise azaltım eylemlerini uygulamaya koyacaklar. Türkiye ise, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde (BMİDÇS) Ek-1 ülkeleri, yani gelişmiş ve geçiş ekonomilerine sahip ülkeler arasında yer almasına rağmen, Marakeş 7. Taraflar Konferansı’nda alınan 26/CP.7 kararı ile özel koşulları kabul edilmiş bir ülke konumunda. Türkiye bu kararla tanınan özel koşullarını daha net ifade ederek 2012 sonrası iklim rejiminde gelişmekte olan ülke olarak BMİDÇS’nin uluslararası taraflarınca tanınmasını sağlayabilirse, NAMA’lar gibi azaltım destek mekanizmalarından yararlanabilecek.
Çalıştay sonuçlarının Çevre ve Orman Bakanlığı’nın yönetici, UNDP’nin ise uygulayıcı ortak olduğu ve İngiltere Dışişleri Bakanlığı Stratejik Program Fonu’nun desteklediği Türkiye’nin İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’nın Geliştirilmesi projesi dahilinde oluşturulacak iklim değişikliği eylem planına katkıda bulunması bekleniyor.
[BAGLANTILAR]
Manisalı Ayşenur Bardak ve Çankırılı Ragıp Çelik, Türkiye’nin dört bir yanında bilgisayar okur-yazarlığını artırmak için çocuklardan meslek sahiplerine kadar her kesimden insana bilişim eğitimi veren yüzlerce gönüllüden sadece ikisi. Henüz yirmili yaşlarında olan ve genelde bilişim konusundaki yeni gelişmeleri ve eğitmenlik deneyimlerini oluşturdukları e-posta grubu yoluyla paylaşan bu gençler, Mart ayında Ankara’da düzenlenen Ulusal E-Kapasite Zirvesi’nde, eğitmen arkadaşlarıyla tanışma fırsatı yakalayarak, karşılaştıkları sorunları ve başarı öykülerini yüz yüze paylaşabilmenin mutluluğunu yaşadılar.
9 - 10 Mart 2010 tarihlerindeki Ulusal E-Kapasite Zirvesi'nde, 81 ildeki gençlik konseylerinden gelen bilişim hakları talepleri ilgili kurum ve kuruluşlara aktarıldı. Toplantıya katılanlar arasında, bilişimin Türkiye için olmazsa olmaz öncelikler arasına girdiğini belirten Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da vardı. Bakan Yıldırım, yaptığı konuşmada, ülkenin bilgi toplumuna geçişteki en önemli kaynağının gençler olduğunu kaydederek, Türkiye’nin 32 milyonluk genç nüfusunun “büyük bir şans” olduğunu, bilgi toplumuna dönüşümü de gençlerin gerçekleştireceğini söyledi.
Mart ayının ilk yarısında Avrupa çapında Avrupa Komisyonu’nun girişimi ile bilgi ve iletişim teknolojilerinin kalkınmaya olan katkısı hakkında gençler arasında farkındalık yaratmayı hedefleyen E-Kapasite Haftası, Türkiye’de de temas noktası olan ve ortaklaşa Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor projesini yürüten Habitat için Gençlik Derneği, UNDP, Devlet Planlama Teşkilatı ve Microsoft tarafından başlatıldı. 81 ilde bilgi ve iletişim teknolojilerinin büyümeye ve istihdama katkısı, kişilerin mesleğindeki performansını arttırarak daha iyi kariyer olanakları sağlaması üzerine atölyeler, okul ziyaretleri, teknoloji karavanları, bilişim kampları, kampus gezileri, şirket ziyaretleri, e-kapasite konferansları, kariyer fuarları, teknoloji konulu gösteriler, sergiler, paneller, basın toplantıları ve radyo programları gibi çeşitli faaliyetler düzenlendi.
Ulusal E-Kapasite Zirvesi'nde, 81 ildeki gençlik konseylerinden gelen eğitmenler ve temsilciler herkesin internete erişiminin sağlanması, ifade özgürlüğü ve online örgütlenme hakkı tanınması, bilgiye erişimde coğrafi uzaklıkların engellenmesi, kadınlara ve erkeklere eşit bilgiye erişim hakkı verilmesi ve dezavantajların fırsatlara dönüştürülmesi gibi taleplerini Ulaştırma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığıı, İŞKUR, Türksat ve daha birçok kurumla paylaşma fırsatını yakaladı.Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor ve Bilişimde Genç Hareket projelerinde gönüllü eğitmenlik yapan 30 yaşındaki Dinçer Yılmaz, Türkiye’de yaşayan ve bilişime aç olan kesimin, bürokrasiden uzak, daha rahat ve aktif bir şekilde eğitilmesinin sağlanmasını ve yereldeki gençlerin daha aktif olabilmesi için desteklenmesinin talep edildiğini söyledi ve E-Kapasite zirvesinin bu açıdan çok faydalı olduğunu dile getirdi. Dinçer Yılmaz, bugüne kadar İstanbul’da 200 kadar katılımcıya temel bilgisayar eğitimi kazandırmakla kalmamış. Yılmaz, edindiği deneyimlerle şimdi kendi şirketini yönetiyor.
Zirve’nin ikinci gününde yapılan atölye çalışmaları ilginç diyaloglara sahne oldu. Atölyede genç gönüllülere sorular yöneltildi ve verecekleri olumlu veya olumsuz yanıta göre toplantı salonunda yer değiştirmeleri istendi. “Kadınlar bilişim eğitimlerine katılmaları için teşvik edilmeli midir?” sorusuna yanıtlar Türkiye’deki bölgesel farklılıkları bir kez daha gözler önüne serdi. Zirveye Kuşadası’ndan katılan genç bir kadın, arkadaşlarına projenin amacının dezavantajlı gençlere ve özellikle de kadınlara bilişim eğitim vermek olduğunu hatırlatırken, Batman’dan bir katılımcı, kendisinin de bu konuda kadınları teşvik etmek istediğini ama ısrarcı olunca yanlış anlaşıldığını söyledi.
Ulusal E-Kapasite Zirvesi’nde konuşulan ve sunulan içerikleri düzenlenen Yerel E-Kapasite Haftaları ile kentlere geri götürüldü. Kentlerde yerel yöneticiler, şirketler, kamu kuruluşları ve STK’ların da yardımıyla bilgiye erişimde kapasitenin önemi vurgulandı.
Türkiye’de bilgisayar ve internet kullanınımı %95’lik bir oranla en çok 16-24 yaş grubunda*, yani gençler arasında yaygın. Bilgi-İletişim Teknolojisi’nin, Türkiye’nin önemli kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesindeki yadsınamaz rolü nedeniyle UNDP Türkiye Temsilciliği 2004 yılında Bilgi-İletişim Teknolojisi’ni Türkiye’de İnsani Gelişme Ulusal Raporu’nun esas konusu olarak işlemişti. Bilgi-İletişim Teknolojisi’nin geliştirilmesi ayrıca 2005 yılından beri ülkenin kalkınma öncelikleri arasında yer alıyor.
813 gönüllü ile bugüne kadar Türkiye’de 87 bin gencin bilgisayar okur-yazarı olmasına katkıda bulunan Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor projesi ile 12 ilde yerel yönetimler ortaklığında Habitat Bilişim Akademileri kuruldu. Türkiye’de e-yönetim için gençleri etkin kılmayı hedefleyen proje, UNDP, Devlet Planlama Teşkilatı, Habitat için Gençlik Derneği, Microsoft ortaklığında yürütülüyor. Türkiye’de yürütülen diğer bilişim projeleri arasında UNDP, Habitat için Gençlik Derneği, CISCO, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Türkiye Bilişim Vakfı ortaklığında gerçekleştirilen Bilişimde Genç Hareket projesi, ve yine UNDP, Habitat için Gençlik Derneği ve Türkiye Vodafone Derneği’nin bir milyon kişiye bilgisayar öğretmek amacıyla yürüttüğü Bilgisayar Bilmeyen Kalmayacak projesi yer alıyor.
[BAGLANTILAR]
Her sene canlı türlerin %0.6’sının tükenmesiyle, biyoçeşitlilik emsalsiz bir hızla yok olmaya devam ediyor. İnsan faaliyetleri iklim değişikliğini hızlandırırken gıda zincirini altüst etti ve karbon, nitrojen ve su döngülerini bozdu. 2010 yılı boyunca UNDP, biyolojik çeşitliliğin korunmasını sağlama ve biyoçeşitliliğin kalkınma sürecindeki rolü hakkında duyarlılığı artırma çabalarını tüm dünyada siyasetçiler, halk ve özel sektör arasında sürdürecek.
Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı boyunca Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Sekreterliği (CBD) tarafından hem ulusal hem de uluslararası düzeylerde faaliyetler yürütülecek. “Biyoçeşitlilik ve Kalkınma” temasıyla kutlanacak 22 Mayıs 2010 Dünya Biyoçeşitlilik Günü, bu konuların özel olarak ele alınmasını sağlayacak. Düzenlenecek üst düzey etkinlikler arasında Eylül 2010’da Devlet Başkanları tarafından açılışı yapılacak Genel Kurul’da biyoçeşitlilik ve kalkınma konularına bir bölümün ayrılması kararlaştırıldı. Buna ek olarak Japonya’da Ekim 2010’da gerçekleşek Biyolojik Çeşitlilik Toplantısı’nda 2010 yılı sonrası biyoçeştlilik hedeflerinin belirleneceği üst düzey bir etkinlik daha gerçekleştirilecek. Yıl içinde biyoçeşitlik kaybını azalatacak bilimsel faaliyetleri belirleyecek ve bu sorunu ele alacak Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) benzer Biyoçeşitlilik ve Ekosistemler üzerine Hükümetlerarası Bilimsel Politika Platformu oluşturulması planlanıyor. UNDP ise biyoçeşitlilik yönetiminin ulusal kalkınma politikalarına nasıl dahil edilebileceğini gösteren yayınlar hazırlayıp dağıtacak.
“Biyoçeşitlilik kaybını azaltma”yla özdeşleştirilen 2010 biyoçeşitlilik hedefine ne derece yaklaşıldığını ve kalkınma stratejilerinde biyoçeşitlilik yönetimine hangi ölçüde yer verildiğini tartışmak için Uluslararası Biyoçeşitlilik yılı, çeştili aktörler arasında politika diyalogları ve müzakereleri oluşturmayı hedefliyor. Politika diyalogları 2010 Biyoçeşitlilik hedeflerini geliştirilmesine ve beraberinde gelecekteki biyoçeşitlilik yönetimi müdahalelerine odaklanacak bir Hareket Planı’nın oluşturulmasına yön verecek. UNDP, 2010 yılı boyunca sorun ve çözümlerin bu bağlamda politika oluşturanlar tarafından tartışılacağı yuvarlakmasa toplantılarına ev sahipliği yapacak.
Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı süresince, biyoçeşitlilik kaybı, kalkınma ve yoksulluğun arasındaki etkileşimi vurgulamak UNDP için birincil derecede önem taşıyor. UNDP özellikle biyoçeşitlilik ve ekosistem hizmetlerinin kullanabilirliği ve kalitesindeki değişimlerin yoksul ve korunmasızların kaynakları üzerindeki, azaltıcı etkisinin altını çiziyor. UNDP biyoçeşitlilik kaybını hem yoksulluğu azaltarak kalkınmayı baltalaması açısından ele alıyor, hem de biyoçeşitlilik kaybının nedenlerinin zayıf yönetim sistemleri (politikalar, kurumlar ve hesap verilebilirlik) ve pazarlarda başarısızlık gibi kalkınma yetersizliklerine değiniyor. Dahası, biyoçeşitlilik ve ekosistem hizmetlerinin sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne (MDG) ulaşımasında da önemli rol oynuyor. Biyoçeşitlilik kaybının tersine çevrilmesi, 2006 yılından beri Binyıl Kalkınma Hedefleri gündeminin çarpıcı konuları arasında yer aldı. Biyoçeşitlilik yönetimi konusunda geniş bir bilgi birikimi ve deneyime sahip olan UNDP, biyoçeşitlilik kaybını çoğaltan yönetişim ve pazar başarısızlıklarını ele almalarında hükümet yetkililerine yardımcı olamaya devam ediyor.
UNDP biyoçeşitlilik çalışmalarının amacı geçim, gıda, su ve sağlık güvenliğini sağlayan, iklim değişikliğine karşı korunmasızlığı azaltan ve karbon depolayarak toprak kullanımı ile ormanlarda yayılımı engelleyen doğal ekosistemlerin sağladığı yararlı hizmetleri korumak ve geliştirmek. UNDP biyoçeşitlilik yönetimi, hedeflerini ekonomik sektör faaliyetlerine dahil etmenin yanında, yönetim işlevlerini yerine getirebilmeleri, sürdürülebilir bir şekilde finanse edilmeleri ve sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunmaları için koruma alanlarının ekonomik potansiyelini açığa çıkararak biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem bozulmalarını değerlendiriyor.
Bu amaçlara ulaşabilmek için UNDP ekosistem ve doğal kaynak kullanımını yönetecek şeffaf karar alma çerçevelerinin ve kapasiteli kurumların oluşturulması; biyoçeşitliilik kaybını önleyecek sağlam kalkınma politikalarının geliştirilmesi ve ekonomi sektöründe biyoçeşitliliğin kullanılımını etkileyecek kurumlar da dahil biyoçeşitlilikten sorumlu tüm kurumlarda liderlik ve becerilerin geliştirilmesi konusunda bulunduğu ülkelere destek veriyor. UNDP aynı zamanda pazar fiyatlarını saptıran ve ekosistemlerle doğal kaynakların sömürülmesine yol açan başarısız ekonomik politikalarının düzeltilmesi ve biyoçeşitlilik kaybını önlemek için yerel toplumlar ile diğer paydaşların haklara dayalı bir yaklaşım ile yerel çevre yönetimlerinin ilerletilmesinde fon kaynaklarının bulunması konusunda program ülkeleriyle beraber hareket ediyor.
Türkiye’de biyoçeşitlilik
Biyolojik çeşitlilik ya da biyoçeşitlilik, dünya üzerindeki canlıların çeşitliliği ve oluşturduğu doğal düzen anlamında kullanılan bir terim. Biyoçeşitlilik doğal süreçler ve insanlar tarafından şekillenerek çoğalan milyarca yıllık evrimin meyvası. Biyoçeşitlilik insanların da ayrılmaz bir parçası olduğu ve tamamiyle bütünleştiği hayat ağını oluşturuyor.
Biyoçeşitlilik toplumları ekolojik, ekonomik ve kültürel açılardan destekler. İnsan hayatı açısından son derece önemli olmalarına rağmen, artan nüfus ile beraber ekosistemler bozuluyor ve türlerin genetik çeşitliliği korkunç bir hızla azalıyor. Biyoçeşitliliğin küresel çapta azalması insanlığın karşısındaki en önemli tehlikelerden biri sayılıyor. Biyoçeşitlilik kaybının dünya üzerindeki etkisinin farkına varılması küresel toplumun Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi müzakerelerine başlamasına sebep oldu. Sözleşme her ulusun süregelen biyoçeşitlilik koruma çabalarını değerlendirmesi, biyolojik kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını sağlaması ve bu konuda boşlukların nasıl doldurulmasını amaçlıyor.
Türkiye sözleşmeyi 1992 yılındaki Dünya Zirvesi’nde imzaladıktan sonra, 1996’da onayladı. Biyoçeşitlilik sözleşmesinin onaylanması Türkiye’de biyoçeşitlilik konularının tanınması yönünde atılan önemli bir adım.
UNDP Türkiye, hükümet ortakları ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) ile birlikte ülkenin ormanlarının yanısıra deniz ve kıyı alanlarının daha iyi bir şekilde korunmasının sağlanabilmesi için teknik destek sağlayan projeler yürütüyor.
Bu projelerden ilki model dizaynı, pilot uygulama ve maliyet-etkin yaklaşımlarla 117,000 hektarlık alanda yönetim etkinliği ve sürdürülebilirliği arttırarak, ileride orman koruma alanı olarak ilan edilmesi beklenen sekiz orman alanını dolaylı yoldan etkilemeyi ve küresel çevreye yarar sağlamayı hedefliyor.
İkinci proje ise ulusal deniz ve kıyı koruma alanları sistemini güçlendirerek ve etkin yönetimini kolaylaştırarak Deniz ve Kıyı Koruma Alanları sistemini yaklaşık olarak %44 oranında genişletmeyi hedefliyor. Proje aynı zamanda balıkçılıkla sınırlı alanlar oluşturarak Türkiye’de denizlerdeki biyolojik çeşitliliğin korunmasına önemli katkıda bulunacak.
[BAGLANTILAR]
Birleşmiş Milletler Ortak Programı “Herkes için İnsana Yakışır İş: Ulusal Gençlik İstihdam Programı ve Antalya Pilot Bölge Uygulaması” kapsamında Antalya Vali Yardımcısı Mehmet Seyman Türkiye’deki genç nüfus potansiyelini değerlendirirken, “Genç nüfus doğru değerlendirilmezse bir ülke için yüktür” dedi. BM Ortak Programı’na ilk günden bu yana büyük destek veren Seyman’la Antalya’da genç nüfusta yaygın olan işsizlik sorunu, kadınların iş hayatına katılımını ve BM Ortak Programı ile ilgili görüşleri hakkında konuştuk.
BM Ortak Programı’nın Antalya’yı pilot bölge olarak seçmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Genç nüfus için istihdam imkânlarının yaratılmasında Antalya’yı Türkiye’nin diğer illerinden ayıran özel durumlar nelerdir?
İŞKUR verilerine bakacak olursak Antalya, Aralık 2009 itibariyle 25-29 yaş grubu genel kayıtlı işgücü tablosu içerisinde 8807 kişi ile ilk sırada yer alıyor. Yani Türkiye’nin geri kalanında olduğu gibi Antalya’da da genç nüfus arasındaki işsizlik büyük bir sorun.
Öte yandan Antalya dinamik turizm ve tarım sektörleriyle genç nüfusa iş olanakları yaratma açısından diğer birçok ile göre çok daha elverişli koşullara sahip. Bu nedenle de Antalya Türkiye’nin en çok göç alan 3 ilinden biri. Göçle gelen kitle istihdam sorununu da beraberinde getiriyor. Çünkü, göçle gelmiş bu insanları istihdam edilebilir hale getirme sorunu ve sorumluluğunu doğuyor.
IBM Ortak Programı için Antalya’nın pilot bölge olarak seçilmesini çok önemli buluyorum. Çünkü öncelikle Ortak Program genç işsiz nüfus arasında bir farkındalık yaratacak. Ayrıca Ortak Program işgücü arz ve talebi arasındaki uyumsuzluk sorununu gidermeye yönelik çalışmalar da yürütecek. İşsiz gençlerin vasıfları ve sektörlerin ihtiyaçları arasında denge sorunu konusunda sağlayacağı katkıları çok önemsiyorum. Özel ve kamu sektörleri de bu Ortak Program vesilesiyle ihtiyaç, sorumluluk ve beklentilerini yeniden gözden geçirecekler. Ortak Program hedef kitlesi olan genç işsiz nüfus içinde kadınlara özel önem veriyor. Genç kadınların istihdam edilme oranlarında bir artış yaratmaya yönelik Ortak Program hedefini özellikle önemsiyorum.
Antalya Valiliği BM Ortak Programı içinde nasıl bir rol üstleniyor?
BM Ortak Programı’nın başlangıcından itibaren valilik olarak elimizden gelen her türlü desteği sunmaya çalışıyoruz. Bundan sonraki süreç için en büyük beklentimiz Programın somut aktivitelerinin bir an önce başlaması yönünde. Uygulamaya yönelik çalışmalar başladığında da valilik olarak her türlü desteği fazlasıyla sunmaya kararlıyız. Doğru verimli ve etkin koordinasyon sağlama konusuna büyük önem veriyoruz.
Kamu sektöründe çeşitli illerde çalışmış deneyimli bir idareci olarak genç nüfus ve işsizlik durumu konusunda yıllar içinde gözlemlediğiniz en önemli noktalar ve değişimler nelerdir?
İşsizlik sorunundan en yoğun ve öncelikli etkilenen kitlenin gençler olduğunu görüyorum. Bizim Valilik olarak düzenlediğimiz halk günlerine de giderek artan oranlarda üniversite ve yüksekokul mezunu genç geliyor. Özellikle son birkaç yıldır hızla artan sayıda genç insan, eğitimleri ya da uzmanlıkları ile ilgili olsun ya da olmasın herhangi bir iş bulabilmek için katılmaya başladı halk günlerine. Birkaç yıl öncesine kadar pek tanık olmadığımız bir durumdu bu. İş arayan bu genç nüfus içinde kadınların sayısında da önceki dönemlere göre dikkat çekici oranda bir arttığını söyleyebilirim.
Türkiye’de genç nüfusun çokluğu sizce bir avantaj mıdır?
Genç ve dinamik bir nüfusa sahip olmak her ülke için önemli bir avantajdır ve zenginliktir. Ancak doğru değerlendirilmezse bu potansiyel bir yüke dönüşebilir. Bu nüfusu eğitecek, uzmanlaştıracak, yani kalkınma sürecine dahil edecek kaynaklara ve politikalara sahip değilseniz genç nüfus çok ciddi ve tehlikeli bir sorun haline dönüşür.
Genç nüfusu işgücü potansiyeline dönüştürmek adına atılması gereken en önemli adımları neler olarak görüyorsunuz?
Atılması gereken en önemli adım ortaöğretimden itibaren gençleri doğru yönlendirmek olmalı. Tüm gençlerimiz için olabilecek en iyi ve ileri eğitimi hedeflesek de her ortaöğretim öğrencisi mutlaka üniversiteye gidecek diye koşullanmamak gerekli. Çünkü küçük ve orta ölçekli işletmelerde hızlı ama etkin bir eğitimden geçmiş teknik nitelikli ara eleman ihtiyacı çok büyük. Sektörlerin ihtiyaçlarını ve bu gençlerin kapasite ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak hem sektörlerin hem de işe ihtiyacı olan gençlerin ihtiyaç ve beklentilerini karşılayacak bir politika uygulanması gerekiyor. Bu mesleki eğitim ve yönlendirme politikası henüz yeterince oturmuş ve uygulanıyor değil ülkemizde. Kişisel olarak mesleki eğitim süresinin de bu gençlerin koşullarını göz önüne aldığımızda biraz uzun olduğu düşünüyorum. Bu sistemin doğru ve daha etkin işletilmeye başlamasıyla, ortaöğretim çağındaki gençlerin devlet tarafından kontrol edilen eğitim programlarından geçmesiyle genç nüfusun işsizliği sorununun çözümünde önemli bir adım atılacağına inanıyorum.
BM Ortak Programı’nın ulusal ortağı İŞKUR ve Program’dan sadece İŞKUR’a kayıtlı işsiz gençler yararlanabilecek. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kaynakları kullanırken iyi planlama yapmak, programları doğrular üzerine inşa etmek ve verimli olarak uygulamak gereklidir. Bunu da ancak ilgili ve yetkili kurumlar aracılığıyla başarabiliriz. Türkiye’de iş arayanı işle buluşturan yetkili kurum olan İŞKUR çok önemli bir koordinasyon görevi üstleniyor. Antalya’daki sektörleri, onların ihtiyaç profilini takip eden kurum olarak İŞKUR’un bu Ortak Program sürecine dahil olmasını çok önemsiyoruz. Bize iş bulmak için başvuranları tam da bu nedenle İŞKUR’a yönlendiriyoruz hemen. Her hafta gerçekleştirdiğimiz halk günüde 8 kişilik bir heyetimiz var ve İŞKUR bu heyetin içinde yer alıyor. 2008 yılında Antalya İŞKUR’un işe yerleştirmede etki oranı yüzde 23.9 iken 2009 yılında yüzde 49.8’e ulaşmış. Bu da İŞKUR’un önemini ve etkinliğini gösteren iyi bir örnek. İŞKUR’un kendisine başvuranlara hizmeti biraz daha hızlı ve etkin sunmasıyla bu sürece katkısı daha da önem kazanacak.
Antalya’ya iç göçle gelmiş ailelere mensup genç kadınlar konusundaki gözlemleriniz nelerdir? Aileleri bu kadınların çalışması konusuna nasıl yaklaşıyor?
Göçle gelen ailelerde öncelikli sorun iş bulmak olduğu için kadın ya da erkek ayrımı yapmıyorlar sanılanın aksine. Mümkün olan her aile bireyinin çalışmasını istiyorlar.
Tabii her kadının koşulu da farklılık gösteriyor. Aile bütçesine katkı için, aileye geçindirmek için çalışmak zorunda olan kadınların yanı sıra, ortaöğretime kadar okumuş ve beklentileri biraz daha yüksek genç kadınlar da var. İlk grup, hayatlarını idame ettirecek iş arayışındayken, ikinci gruptakiler ise Türkiye’de yerleşik anlayışla masa başı iş beklentisi içinde. Bu beklentiyi değiştirmek, ülkenin ve ilin koşullarına göre daha gerçekçi bir boyuta çekmek gerekiyor.
Valiliğin hem genel olarak genç kesim için hem de özellikle bu grupta yer alan dezavantajlı gençlerin istihdamını sağlamak ve bu gençlerin işgücüne entegrasyon sürecini hızlandırmak için yaptığı özel çalışmalar ya da yaklaşımlar var mı?
Geçen yıl il genelinde valilik olarak 60’ı aşkın branşta toplam 4858 kişinin katıldığı eğitim programlarından yaptık . Öncelikle sosyal kaynaklarımızı akılcı ve adil kullanmaya özen gösteriyoruz. Antalya’da yaşanan istihdam sorununu en aza indirmek için hem kamuyu hem de özel sektörü sahip oldukları kapasiteleri mümkün olduğunca geliştirmeye, kaynaklarını ve kapasitelerini azami oranda etkin ve verimli kullanmaya teşvik ediyoruz, zorluyoruz.
Tüm sektör temsilcileriyle mümkün olduğunca yoğun bir koordinasyon içinde olmaya önem veriyoruz ve kaynakları doğru değerlendirme konusunun önemine vurgu yapıyoruz.
Yaygın eğitim programlarının sektörlerin ihtiyaçlarına uygun şeklide şekillenmesi konusuna azami önem veriyoruz. Bu bağlamda İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu’nu olabildiğince etkili kullanmaya gayret ediyoruz. Yaygın eğitim programlarına katılıp sertifika almış gençlerin ne kadarı istihdam edildi, ne kadar süreyle iş hayatına dahil oldu gibi noktaları mutlaka ilgili kurumların takip etmesini sağlıyoruz. Bu nedenle yaygın eğitim programlarını planlayanlar, daha hazırlık aşamasındayken valiliğin tüm süreçlerin takibini yapacağını hissediyor.
Dünyayı eşit haklar, eşit fırsatlar ve herkes için ilerlemeye çağıran 8 Mart 2010 Uluslararası Kadınlar Günü için yaptığı açıklamada UNDP Başkanı Helen Clark “1995’ten bu yana geçen 15 sene içinde her alanda kaydedilen ilerlemelere rağmen cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlendirilmesi konularındaki gelişmeler orantılı ve istenilen hızda olmadı. Kadınların siyasete katılımı çok yavaş bir şekilde artıyor, istihdam konusunda kadınlar korunmasız kalmaya devam ediyor ve anne ölümleri birçok bölgede kabul edilemez oranlarda gerçekleşiyor.” dedi.
Kadınlar ve kızlara karşı şiddet küresel düzeyde devam ederken, anne ölümlerinin azaltılmasında da çok az bir yol kat edildi. 2006’da okula gitmeyen kızlar ilkokul çağında okula gitmeyen toplam 75 milyon çocuğun %55’ini oluşturuyordu. Dünyada okuma yazma bilmeyen 776 milyon yetişkinin üçte ikisini meydana getiren kadınlar için okuma-yazma bilmeme hala önemli bir kısıtlayıcı faktör.
Bölgesel Rapor'da Türkiye
Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 27 ülkeden oluşan Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu bölgesinde kadının statüsünde geçtiğimiz on yılda önemli gelişmeler kaydedilse de, bölgede hiçbir ülke üst düzey karar makamlarında cinsiyetler arası denge sağlayamadı. Yükselen bir ekonomik lider konumundaki Türkiye’de her ne kadar kadın hareketi gelişiyor da olsa, kadınların durumu hala endişe verici. Türkiye’de kadınlar cinsiyet konusunda varolan ve ekonomik ve toplumsal engeller oluşturan olumsuz önyargılardan işgücüne katılmakta ve işgücünde kalmakta ciddi sıkıntı çekiyorlar. Bu sorun %20.8 olan tarım dışı istihdam oranında da açıkça belli oluyor. Kadınların aynı zamanda erkeklere oranla daha düşük maaşlı, güvencesi olmayan ve korunmasız işlerde çalışması söz konusu. Günümüzde Türkiye çapında kırsal alanlarda yaşayan kadınların %70’i maaşsız çalışan aile işçileri. 2009 yılında, ülke genelinde çalışan kadınların %59’unun sosyal güvencesi bulunmuyordu.
Erkekler kadınlardan üç kat fazla kazanıyor
Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölge Ofisi (RBEC) tarafından 8 Mart 2010 tarihinde açıklanan ‘Kadınların Siyasete Katılımını Artırmak’ başlıklı rapora göre, Türkiye, bölgede cinsiyet gelir aralığı* gibi ekonomik göstergelerde sürekli olarak sonuncu geliyor; kadınların geliri, erkeklerinkinin sadece %28’i kadar... Türkiye’de erkeklerin kadınların neredeyse 3 katı kadar gelir elde ediyor olması, özellikle Ermenistan ve Gürcistan gibi komşu ülkelerin yanısıra benzer ekonomilere sahip Makedonya ve Arnavutluk’da gelir aralığının çok daha az olması nedeniyle endişe kaynağı oluşturuyor. Örneğin Ermenistan’da kadınların erkeklere gelir oranı %55’le Türkiye’dekinin iki katına yakın, aynı oran Rusya Federasyonu’nda %63 ve Azerbaycan’da %66. AB’nin en yeni üyeleri Bulgaristan ve Romanya’da da durum Türkiye’dekinden çok daha iyi. Bulgaristan’da kadınlar erkeklerin %66’sı kadar gelir elde ediyor. Bölgede ikinci sırada yer alan Romanya’da bu oran %70’e kadar yükseliyor. En üst sırada ise %72 ile Litvanya yer alıyor.
“Kadınların Siyasete Katılımını Artırmak” adlı raporda, kadın ve erkeklerin karar verme süreçlerine eşit şekilde katılmasının demokratik ve ekonomik bir ihtiyaç olduğunun altı çizilirken, kadınların yönetime katılımının desteklemesi için bir dizi pratik öneri sunuyor. Rapor, Türkiye’de cinsiyet eşitliliği alanında son yıllarda gerçekleşen gelişmelerin altını çizse de kadınların siyasete katılımını artırmak için ülkenin daha kapsamlı ve etkili önlemler almasını ve bu konuda önünde uzun bir yol olduğunu gözler önüne seriyor.
Bosna Hersek, Gürcistan, Kırgizistan, Polonya, Türkiye ve Ukrayna’da gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantılarının ardından 2008’de İstanbul konferansında sunulan belgelere ve bölgesel verilere dayanan rapor üç alanda politika ve eylem seçenekleri ortaya koyuyor: kadınların siyasete katılımını desteklemek için yasal ve kurumsal çerçeveler, katılımı artırmak için mekanizmalar ve stratejiler ve kadınlara verilen desteğin güçlenmesi için sivil toplum ve medya ile kurulacak ortaklıklar. Rapor bu seçeneklerle kadınların siyasete katılımı ve siyasette temsilinin önündeki engellerin kaldırılmasını, onların siyasette aktif bir rol oynamasının desteklenmesini, hükümetlerin kadınlara hesap verebilmesini ve cinsiyet eşitliliğinin ve toplumsal dahil edilebilirliğin yaygınlaştırılmasını öneriyor.
Rapor, kadınların siyasete katılımını desteklemek için yasal ve kurumsal çerçevelerin güçlendirilmesi alanında cinsiyet eşitliği kanunlarının ulusal kanunlarla bütünleştirilmesini, cinsiyet eşitliğinin desteklenmesinde ve ilerlemesinde uluslararası standartların benimsenmesini ve Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nde (CEDAW). önerilen önlemlerin uygulanmasını öneriyor. Bunun yanında bögesel rapor, hükümetlerin cinsiyet eşitliliği mevzuatı konusunda üzerlerine düşeni yapması konusunda güçlü ve aktif bir sivil toplumun bir önkoşul olduğunu belirtiyor. 22 Kasım 2001’de TBMM, kadınları sadece ailelerine tabi tutan 1926 Medeni Kanunu’nun yerine ayrımcı hükümlerin değişmesine önayak olan yeni bir Medeni Kanunu onayladı. Bu yeni Medeni Kanun, kadınların ailedeki yeriyle alakalı birçok değişikliği beraberinde getirdi. 2004 yılının Mayıs ayında Türkiye anayasasında kadın ve erkeklerin eşitliğini sağlayacak düzenlemeler kabul edildi (5170 sayılı kanun). Ayrımcılığa karşı garantiler diğer yasalarda da yer aldı. Aile kanunları, anne sağlığı, çocuk bakımı, ayrımcılık, iş kanunları, asgari ücretler, töre cinayetleri ve cinsiyete dayalı şiddete karşı hükümler kabul edildi. Rapora göre, kadınların resmi görevlerini sürdürmelerine engel olmaktan, kadınların medya organlarınca susturulmasına ya da cinsel tacize kadar tüm fiziksel ve psikolojik şiddet, kadınların siyasete girmesini ve siyasi hayatlarını sürdürmelerini baltalayabiliyor.
Türkiye’de Aile Araştırmaları Enstitüsü aile içi şiddetin ülkede en yaygın şiddet şekillerinden biri olduğunu belirtiyor. Yeni Türk Ceza Kanunu’na cinsiyet eşitliği ve kadına karşı şiddet ile ilgili modern hükümler eklenmesi, aynı zamanda 2005’te töre cinayetleri ve kadına ve çocuğa karşı şiddetin nedenlerini araştıracak ve bu konuda ne gibi önlemlere ihtiyaç olduğunu belirleyecek bir komisyonun kurulmasına önayak oldu. Bu gelişmelere rağmen, Türkiye hala cinsiyet eşitliği konusunda kadınların parlamentoda, belediye makamlarında ve Dış İşleri’nde yüksek makamlarda sayılarının artmasını sağlayacak bir cinsiyet kota sistemi gibi geçici önlemler almayarak, kararlı hareket etmekte çekimser davranıyor.
Yine de Türkiye, politika önerisinin kadınların siyasete katılımını artırmakta sivil toplum tarafından da desteklenen bölgede bazı ülkeler için öne sürdüğü bir strateji olan ülke sınırları içinde kadın ittifakları kurmakta oldukça başarılı. Türkiye’de kadın hareketi, kadınların partiler arası bir ağ kurmaları için çalışarak 2009 yılında Eşit Fırsatlar Komisyonu’nun kurulmasını sağladı. Diğer taraftan, kimi uzmanlara göre Polonya’da 1991 yılında kurulan Kadınlar Parlamento Grubu başlarda değişim için önemli bir güç olsa da, giderek daha az bir görünürlülüğe sahip olarak, kendini sivil toplumdan uzaklaştırdı ve siyasi mücadelenin üstünde olan konumunu yavaşça kaybetti.
Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nda yer alan tüm ülkelerde kadınların katılımını artırmak için gelişmeler kaydedilse de, hükümetlerin cinsiyet eşitliği mevzuatları konusunda sorumlu tutulabilmeleri için kadınların parlamento ve diğer karar verici makamlarla beraber sivil toplum kuruluşlarında da daha güçlü temsil edilmelerine ihtiyaç var.
“Kadınların Siyasete Katılımını Artırmak” kadınların siyasete katılımının artırılması için önemli mekanizmalar ve stratejiler arasında kotaları, orantılı temsili, kadınlardan oluşan sisyasi partilerin kurulmasını, kadınlara ait parti kollarının yaratılmasını ve partiler arası kadın ittifakları kurulmasını sıralıyor. Polonya, Kırgizistan, Gürcistan, Bosna Hersek ve Ukrayna’dan sunulan örnekler arasında, Türkiye kota sistemi olmayan tek ülke olarak göze çarpıyor. Buna karşın, Bosna Hersek’teki kota sistemi bundan yaklaşık 10 sene önce kurulmuş. Politika önerisi çok sayıda kadın parti mensubu olduğuna fakat bunların çok azınının yüksek mertebelere gelebildiğine dikkat çekerken, bunu siyasi partilerin kadınları özellikle seçim zamanlarında işe aldığını ve daha sonra da sadece teşkilatlanma işleriyle kısıtladığı argümanına bağlıyor. Bu durum da kadınların yeterli siyaset bilgilerinin, tecrübelerinin ve becerilerinin olmadığı izlenimi yaratırken, kadınların siyasete katılımı ve cinsiyet eşitliği açısından olumsuz bir ortam yaratıyor. Türkiye’de gerçekleştirilen Yerel Politika ve Karar Alma Süreçlerine Kadının Katılımı Projesi kapsamında 2007 genel seçimleri öncesinde düzenlenen anket, toplumda varolan cinsiyet rollerinden dolayı kadınların daha fazla sorumluluk alabilecekleri pozisyonlara yüksek olmalarının zorluklarının altını çizdi. Anket, aksine kadın siyasetçilere biçilen rollerin evde ve toplumdakilerin bir kopyası olduğunu ortaya koydu. Katılımcıların %82’si kadın siyasetçilerin artması gerektiğini söylerken, %77’i ise kadınların siyasette az sayıda temsil edilmesini ‘kadınlara bir şans verilmemesine’ bağlıyor. Bölgesel raporda, kadınların siyasi partilerde daha iyi temsil edilebilmesi için, erkeklerin domine ettiği siyaset kültürünün siyasi parti kotaları, kaynaklar ve kadın adaylar ve siyasi parti mensupları için kapasitelerinin geliştirimesi gibi gerekli önlemler alınarak değişmesi gerektiğie dikkat çekiyor.
Sonuç olarak rapor sivil toplum örgütlerinin, bulundukları bölgelerde kadınları siyasi gündemlerine alarak, kadınların yürüttükleri kampanyaların desteklenmesi, daha güçlü kadın adayları yaratma, örgütlenme olanağı sağlama, maddi ve manevi desteğin sağlanması, cinsiyet ayrımı gözeten politikalarda kadınların kapasitelerinin geliştirilmesinin desteklenmesi konularında oynadıkları önemli rolünün altını çiziyor. Politika önerisine göre Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin çeşitlilik göstermesi, ülkenin muhafazakar kesimlerinin benimsediği geleneksel cinsiyet rolüne karşı cinsiyet eşitliği mücadelesi veren kadın gruplarının mücadelesini de içeren ülkenin karmaşık yapısını yansıtıyor. Raporda sivil toplum örgütleri için çalışan kadınlar arasındaki dayanışmanın arttığı ve kadın hareketlerinin kadınların siyasi partilerdeki temsil oranını ulusal düzeyde yükseldiği 2007 genel seçimleri, sivil toplum örgütlerinin ülkedeki önemini gösteriyor. Aktivistlerin bir örgütü olan kadın hakları konusunda uzman kişiler ve bağımsız sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu Kadın Koaliasyonu, bu çabaların temel hedefinin politika önerisinde de belirtildiği gibi siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin birlikte çalışarak kadınların 2007 seçimlerinde %9.1 olan meclisteki temsil oranını iki katına çıkarmak olduğunu belirtiyor. Seçim kampanyasına diğer sivil toplum örgütleri, uluslararası kuruluşlar ve medyayla birlikte çalışmalarını sürdüren ve kadın adayları önemli bir biçimde destekleyerek sayılarını artıran Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KADER), öncülük ediyor. Sivil toplum örgütleri seçimlerden önce çeşitli platformlarda kadınların ortak bir biçimde siyasi temsilinin sağlanması için çalışıyor. Bu doğrultuda siyasi partilerin kadın adaylara yönelik davranışlarını gözlemleyen ve Siyasi Partilerin Kozu başlıklı bir rapor hazırlayan Kadın Koalisyonu kuruldu. Kadın grupları aynı zamanda yerel düzeyde diğer sivil toplum örgütleriyle birlikte mücadele verdi. Örneğin; Yerel Gündem 21, Kadın Meclisleri kota kampanyası uyguluyor. Tüm bu faaliyetler siyasi partilerin aday listesinde daha fazla kadın adaylara yer vermesi ve hatta politikada daha fazla kadının yer alması için bir baskı unsuru oluşturuyor.
Buna benzer olarak Türkiye’de KADER’in öncülüğünde gerçekleştirilen ‘bıyık kampanyası’ medyanın halka “Meclise seçilmek için erkek olmak gerekli mi?” sorusunu başarılı bir biçimde sormasını sağladı. Medyanın bıyık kampanyasına odaklanması nedeniyle ilk kez, kadınların siyasete katılımı sorusu toplumun her kesiminde tartışıldı. Kampanya, kadınların siyasi rollerinin medyada daha iyi kapsanmasının kamuoyunu üzerinde önemli bir etki yaratarak kadınların seçilme şansını artırmasına iyi bir örnek teşkil etti.
Rapor, her üç
Kars kültür, kış ve doğa turizmi alanlarındaki potansiyelini daha geniş kitlelere tanıtabilmek amacıyla 17–21 Mart tarihleri arasında düzenlenen 17. Uluslararası Moskova Turizm Fuarı’na (MITT) katıldı. 'Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar' Birleşmiş Milletler Ortak Programı ekibi ve Kars turizm sektöründen bir temsilciden oluşan bir grup üç gün boyunca fuarı gezen profesyonellere ve halktan ziyaretçilere Kars’ın sahip olduğu kültürel ve doğal değerlerle ilgili bilgi verdi. Birleşmiş Milletler Ortak Programı Kars İli’nde kültür turizmini harekete geçirmeyi ve geliştirmeyi amaçlıyor.
Moskova’nın devasa ticaret merkezinde düzenlenen fuarda tüm dünyadan 3000 civarında katılımcı 160’dan fazla destinasyonu tanımak ve tanıtmak için bir aradaydı. Türkiye, Akdeniz sahillerinin çekiciliğiyle hâlihazırda Rus turistlerin gözde tatil mekanı olsa da tüm dünyada olduğu gibi Rusya’da da kültür turizmi kavramı hızla gelişiyor. Bu bağlamda Kars da sahip olduğu değerlerle ziyaretçiler tarafından sıcak bir alternatif olarak karşılandı. Rusya turizm pazarında faaliyet gösteren ve sektörün bu ülkedeki dinamiklerini ilk eden takip eden seyahat acentelerinin de vurguladığı gibi kültür turizmi Rusya’dan Türkiye’ye gelmeyi düşünen turistler için deniz ve güneş turizmine heyecan verici ve önemli bir alternatif oluşturma yolunda. Bu nedenle Kars’ın alternatif bir turizm destinasyonu olarak Rusya pazarına tanıtılması büyük önem taşıyordu.
Kars’a düzenlenen iki ya da 3 günlük tur programlarıyla ortaçağ sanatı ve mimarisi bakımından dünyadaki en zengin örneklerden biri olan Ani Antik Şehrini, tüm şehre hâkim Kars Kalesi’ni, il merkezindeki zarif Rus mimarisi örneklerini, Kuyucuk ve Çıldır göllerinde barınan 250 farklı kuş çeşidini, benzersiz kar kalitesi ve gelişen tesis kalitesi ile önemli bir kayak merkezi olma yolundaki Sarıkamış’ı ve tarihi kiliseleriyle Digor ve Kağızman’ı ziyaret etmek mümkün. Aynı zamanda Türkiye’deki 15 “Marka Kent”ten birisi olan Kars, sahip olduğu tüm bu değerlerle kültür turizmi, kış sporları ve doğa turizmi meraklılarına keyifli bir ziyaret vaat ediyor.
Üç gün boyunca ziyaretçiler sadece Kars ve kültür, kış ve doğa turizmi için sahip olduğu zenginlikler hakkında değil, ilde turizm sektörünü geliştirmek için yürütülen Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar Birleşmiş Milletler Ortak Programı ve amaçları; ildeki konaklama olanakları, yerel mutfak ve kış sporları olanakları hakkında da bilgilendirildiler.
'Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar' Birleşmiş Milletler Ortak Programı finansmanı İspanya Hükümeti’nin sağladığı Binyıl Kalkınma Hedefleri Fonu’yla destekleniyor. Ulusal ortağı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı olan Ortak Program’da yer alan Birleşmiş Milletler kuruluşları ise UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı), UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü), UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) ve UNWTO (Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü).