Ana Siteye Dön

Şubat 2010

Sayı: 50

BM/UNDP'nin Ankara'daki yeni temsilcisi

BM/UNDP'nin Ankara'daki yeni temsilcisi

Yeni Birlesmis Milletler ve UNDP Türkiye Temsilcisi Shahid Najam Ankara’ya gelerek 23 Aralık’ta göreve başladı.

Ankara, Şubat 2010

16 senesi BM sisteminde olmak üzere 33 senelik engin tecrübeye sahip Najam, Türkiye Hükümeti, sivil toplum ve diğer ortaklarla beraber çalışarak ortak önceliklerle BM-Türkiye işbirliğini artırmaya, yoksulların ve korunmasızların kalkınma seçeneklerini çoğaltmaya ve Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılmasına odaklanacağını belirtti.

Pakistan vatandaşı olan Najam, hukuk ve kamu politikası alanlarında London School of Economics and Political Science’dan, kırsal kalkınma alanında ise Londra’da yerleşik Wye College’den aldığı yüksek lisans diplomaları dahil dört alanda master derecesine sahip. Kariyeri süresince liderlik pozisyonlarında görev yapan Najam’ın çalışma alanları arasında kamu politikalarının belirlenmesi ve analizi, stratejik kalkınma planlaması ve programları, proje ve çalışma planlarının formülasyonu, uygulanması ve izlenmesi, kaynak yaratma ve yönetimi, afet yönetimi ve yardım operasyonları bulunuyor.

Najam ayrıca, Pakistan’da Lahor Hükümet Temsilcisi ve Punjap Yatırım ve Ticaret Kurulu bünyesinde üst düzey yönetici görevlerinde bulundu.

Najam, BM sistemi içinde de Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) İran Temsilcisi, FAO Yerelleşme (Decentralization) Destek Hizmetleri ve Tanzanya FAO Temsilci Yardımcısı görevleri dahil olmak üzere çeşitli mevkilerde görev yaptı.

Najam, BM sistemi içinde de Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) İran Temsilcisi, FAO Yerelleşme (Decentralization) Destek Hizmetleri ve Tanzanya FAO Temsilci Yardımcısı görevleri dahil olmak üzere çeşitli mevkilerde görev yaptı.

İngilizce, Fransızca ve Urduca’ya iyi derecede hakim olan Najam, ayrıca Farsça da biliyor.

Türkiye'ye karbon stratejisi gerekiyor

Türkiye gönüllü karbon piyasalarında tecrübe sahibi olsa da yeni iklim rejiminde karbon pazarı üzerinden kendine ait bir yer edinebilmesi için buna özel özel bir kurumsal yapının oluşturulması şart.

Ankara, Şubat 2010

Karbonun, herhangi başka bir ürün gibi bir süredir ticareti yapılıyor. Her ne kadar Türkiye gönüllü karbon piyasalarında tecrübe sahibi olsa da yeni iklim rejiminde karbon pazarı üzerinden kendine ait bir yer edinebilmesi için buna özel özel bir kurumsal yapının oluşturulması şart. Ocak ayında Ankara’da gerçekleşen Karbon Projeleri Mekanizmalarında Devletin Vizyonu ve Rolü konulu çalıştayda Türkiye’nin küresel karbon piyasalarında önemli bir oyuncu olabilmesi için başvurabileceği çeşitli yollar tartışıldı.

Türkiye’de İklim Değişikli ile Mücadelenin Yönetimi için Kapasitelerin Artırılması projesi kapsamında düzenlenen çalıştayda UNDP proje danışmanları Amit Bando ve Malik Amin Aslam'ın sunumlarının yanısıra ve karbon projeleri üzerine hukuk müşaviri olan Nursel Atar ve Devlet Planlama Teşkilatı'ndan İzzet Arı'nın sunumlarına yer verildi. Türkiye’nin küresel karbon piyasasındaki yerini daha güçlü bir hale getiren bir çerçeve oluşturulmasını kolaylaştırmak amacıyla Türkiye’de bulunan Bando ve Aslam, ülkenin doğru zamanda doğru yerde olmasından kaynaklanan özel konumunun önemli bir fırsat olduğunun ve Kyoto Rejimi’nin çökmesinden doğan belirsizliklerden yararlanabileceğinin altını çizdiler.

Yaklaşık 60 kişinin katıldığı çalıştay, aralarında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Çevre ve Orman Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Sanayii ve Ticaret Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği ve Hazine Müsteşarlığı’nın da bulunduğu bir çok kamu kuruluşuna ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Sermaye Piyasaları Düzenlenme Kurulu (SPDK) gibi diğer paydaşlara yönelik olarak düzenlendi. Çevre ve Orman Bakanlığı Hava Yönetimi Daire Başkanlığı başkanı Mustafa Şahin açılış konuşmasında Türkiye’de karbon ticareti konusunda kapasitesinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat Kadıoğlu Türkiye’de yasal önlemlerin alınması gerektiğine dikkat çekerken bakanlıkta karbon odaklı bir şubenin de bulunduğu bir iklim değişikliği dairesi kurulduğunu duyurdu. UNDP Türkiye Mukim Temsilci Yardımcısı Ulrika Richardson-Golinski karbon ticareti mekanizmalarının özel sektör için yeni fırsatlar doğurduğunu ve istihdam olanakları yarattığını söyledi. Golinski, Devlet Planlama Teşkilatı’na projeye önemli fonlar sağladıkları için, Çevre ve Orman Bakanlığı’na değerli işbirliği için ve Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD)’ne de projeye katkıları için teşekkür etti.

Türkiye’de neye ihtiyaç var?

Çalıştayın moderatörlüğünü yapan Cumhurbaşkanı’nın enerji danışmanı Dr.Volkan Ediger, Türkiye’de karbon ticaretinin ihtiyaçlarını şöyle sıraladı:

  • Veritabanı
  • İnsan kapasiteleri (hem hükümet hem STK düzeyinde)
  • Hukuki ve işleyiş çerçevesi
  • Düzgün işleyen kurumlar

Karbon piyasaları konusunda uluslararası uzman Amit Bando katılımcılara karbon projeleri kayıt sistemeleri ve uluslararası karbon düzenlemeleri konusunda bilgi verdi. Karbon piyasasının %95’ini oluşturan Temiz Kalkınma Mekanizmaları’nın (CDM) sadece Ek I ülkelerine dahil olmayan ülkeler için geçerli olduğun belirten Bando, yeni iklim rejimi oluşturulana kadar Ek I ülkelerine dahil olan Türkiye’nin CDM piyasa mekanizmalarını sadece örnek olarak kullanabileceğini kaydetti. Karbon piyasalarının yönetiminin şeffaf ve sistematik süreçlere dayanması gerektiğini söyleyen Bando, bunun için hukuki dayanağı olan bir yapıya ihtiyaç duyulduğunu da belirtti.

Farklı kayıt sistemlerinden örnekler veren Bando görüşlerin paylaşıldığı açık bir platform oluşturulmasının kayıt sistemi seçerken en iyi yol olduğunu dile getirdi ve dünyadaki çoğu kayıt sisteminin halka açık olarak işletildiğini söyledi. Çalıştayda, farklı konuşmacılar tarafından Türkiye’de gelişirilen karbon projeleri için farklı sayılar verilmesi, Türkiye’de ortak bir kayıt sisteminin olmamasına bağlandı. Tüm katılımcılar ortak hareket edilmeye ihtiyaç duyulduğunda hemfikir oldular.

Karbon finansı politikalarında uzman olan uluslararası uzman Malik Amin Aslam genelde düzenlemeler ve atanmış ulusal otorite yapılandırmalarından bahsetti. Geçmiş dönemde Pakistan’da çevreden sorumlu Devlet Bakanı olan Aslam, kendi ülkesinde karbon ticareti uygulamalarından örnekler verdi. Aslam, Pakistan Başbakanı’nın, sadece bir karbon projesinden elde edilen gelirin koca bir bakanlığın bütçesinden fazla olduğunu görünce, gerekli düzenlemeler ve mekanizmalar üzerinde çalışmak üzere bizzat kendi yönetiminde bir komite kurduğunu söyledi.

Uluslararası Uzmanlar Yeni Ufuklar’ın sorularını yanıtladı:

Türkiye’de karbon piyasaları hakkında ilk izlenimlerini dile getiren Bando ve Aslam özel sektörün ileriye dönük yaklaşımlarından ve bu alanda sahip olduğu bilgiden etkilendiklerini belirtirken gerekli mekanizmaların kurulması için kamu sektöründe ve hükümette yapılması gerekenler olduğununun altını çizdiler. Bando’ya göre Türkiye’de özel sektör oldukça aktif. Bunun kapasite geliştirme açısından yüreklendirici olduğuna inanan Bando özel sektörün çok da yardıma ihyiyaç duymadığını gösterdiğini söyledi. Bando “Özel sektör konuları, eksikliklerini ve sistemdeki boşlukları iyi biliyorlar, dolayısıyla ileri gitmek için nelerin gerektiği konusunda son derece belirli hedefleri var” dedi. Öte yandan hükümet ortaklarının karbonla ilgili konularda genel bir fikre sahip olsa da tam teşeküllü bir otorite yaratmak için yönlendirilmeye ve rehberliğe ihtiyaçları olduğunu kaydetti.

Temiz teknoloiler konusunda ekonomi uzmanı olan Bando Türkiye’nin örnek alabileceği çeşitli kayıt sistemlerinden bahsetti. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)’ndee gelişmiş Ek I ülkeler arasında yer almasına rağmen salım azaltım taahhütü bulunmamasından kaynaklanan özel konumu dolayısıyla “belirli usuller çerçevesindeele alınması zor”. Bu zorluk aynı zamanda Türkiye’nin diğer ülkelerin tecrübelerinden sonuçlar çıkarabilecek olması yönüyle debir avantaj sağlıyor. Teknik uzman Aslam’ın da dediği üzere “Karbon piyasaları bir süredir varolmaya devam ediyorlar ve Türkiye diğer ülkelerin yaptıklarından, hangilerinin işe yarayıp yaramadığından yararlanabilecek bir pozisyonda”. Tekerleği yeniden icat etmektense, düzenleyici faktörlerin olmadığı gönüllü karbon piyasaları üzerinden alım-satımdabulunan Türkiye’nin, zorunlu piyasalarda alım-satım yapan ülkelerde geçerli olan tüzüklerden yararlanarak karbon piyasalarında daha güçlü bir yere sahip olabilir.

Bando’nun sunumunda da belirttiği gibi Kyoto Protokolü çerçevesinde salım azaltma çabalarına katkıda bulunmak üzere oluşturulan piyasa tabanlı üç mekanizmadan biri olan Temiz Kalkınma Mekanizmaları (CDM) Türkiye için yol gösterici bir model oluşturabilir. CDM’ler gelişmekte olan ülkelerde hayata geçirilen salım azaltım projelerinin, her biri bir ton CO2’ye eşit sertifikalı salım azaltım kredisi (CER) ya da diğer deyişle CER sertifikalarının alınmasını öngörüyor. Gönüllü karbon piyasalarında takas edilen sertifikaların 4 misli kadar değerli olan CER sertifikalarına talep oldukça fazla.Şu anda Çin, Hindistan ve Brezilya’nın liderleri olduğu ve hükümetlerin arkasında durduğu bu piyasa, Türkiye’nin %70-80’ini oluşturduğu gönüllü karbon piyasalarına kıyasla daha istikrarlı.

Karbon piyasalarının bu denli karmaşık olması göz önünde bulundurulduğunda Bando ve Aslam Türkiye’nin karbon piyasalarındaki yerini güçlendirmek için UNDP’nin ülkede neler yapıldığına dair mesajların verildiği basın ve tanıtım kampanyalarıyla farkındalığı arttırmak konusunda en fazla yararlı olabileceğini söyledi. Bando yararlanıcıların ne gibi çerçevelerin ve kurumların önerildiğini, yeni bir yapılanmanın neler getireceğini ve nasıl işleyeceğini bilmeleri gerektiğini ekledi. Ayrıca, şu anda Çevre ve Orman Bakanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanlığı’nda sınırlı ölçekte dairelerin karbon piyasaları sürecinde aktif rol oynadığını ama aslında Dış İşleri Bakanlığı’nın da aralarında bulunduğu pek çok diğer bakanlıkların da bu sürecedahil olmalarının önemli olduğunu belirtti. Bando, Türkiye’nin karbon piyasalarındaki yerinin “sadece bir iklim meselesi” olmadığını; büyüme, istihdam ve AB’ye katılım süreci açısından “ulusal bir mesele” olduğunu vurguladı.

Ürün piyasalarına benzer olarak, karbon piyasları da atmosferdeki karbon dioksit (CO2) miktarını düzenlemek üzere oluşturulan bir mekanizma. Karbon piyasaları 1997’de yürürlüğe giren ve Avrupa Birliği ülkelerinin ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 189 ülkenin onayladığı Kyoto Protokolü’ne dayanıyor. Kanunen bağlayıcılığı olan bu Protokol Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)'ne bağlı. 38 gelişmiş ülke ve Avrupa topluluğu için seragazları salımının azaltılması için bağlayıcı hedefler koyan Protokol aşırı karbon tüketen ürün ve hizmetlerinin ve enerji üretiminin yeniden değerlendirilmesine yol açtı. Daha müsamahakar olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi iklim değişikliği sorunlarıyla başa çıkmak için genel bir hükümetlerarası çerçeve sunarak gelişmiş ülkelerin seragazı yayılımlarını azaltmalarını teşvik ederken, Protokol, bu ülkelerin yayılımlarını azaltmalarını taahhüt ediyor.

Türkiye’nin karbon alanındakiçabaları, Ulusal Azaltım Eylemleri (NAMA) ile dengelenebilir. Aslam NAMA’yı “bir ülkenin kendisi için uygun olan azaltım eylemleri üzerine karar vermesi ve bunları UNFCCC’ye beyan etmesi” olarak tanımlıyor. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları payını 2023 yılına kadar arttırmayı hedeflemesi, bir NAMA olarak iyi bir aday olabilir.

Karbon ticareti kalıcı olacak

Karbon piyasaları hakkında gelecekteki öngörüleri sorulduğunda “Uluslararası iklim rejiminin kuralları değişse de karbon ticareti her zaman tercih edilen araç olacak” sonucuna varan Aslam Türkiye’deki en önemli iki belirsizliği ulusal düzeyde karbon ticaretini düzenleyen mekanizmaların olmaması ve uluslararası düzeydeki özel konumu olarak belirliyor. Türkiye’nin gönüllü karbon piyasalarına getirdiği canlılığı vurgulayan Aslam, özel sektörün belirsizliklere rağmen çabalarını takdir ettiğini söylüyor. Aslam bu çabaların önemli bir fırsat olabileceğini dile getirirken özel sektörün Türkiye için bazı belirsizlikleri giderebileceğini ve böylelikle ülkenin uluslararası iklim düzeninde önemli bir oyuncu olabileceğini belirtiyor.

Amit Bando'nun Karbon Projeleri Kayıt Sistemleri ve Uluslararası Karbon Piyasası Düzenlemeleri sunumu için tıklayın.

Malik Amin Aslam'ın sunumu için tıklayın

Karbon Projeleri üzerine Proje Hukuk Müşaviri Nursel Atar'ın Türk Mevzuatında Karbon Piyasalarını Etkileyebilecek hükümler sunumu için tıklayın.

Devlet Planlama Teşkilatı'ndan İzzet Arı'nın Gönüllü Emisyon Ticaretinden Türkiye’nin Kazanımları sunumu için lütfen tıklayın.

 

 

 

S-UN Gençlik Fonu hayatları değiştiriyor

S-UN Gençlik Fonu’nun ilk döneminde Kocaeli, Konya ve Muğla’da toplam 303 bin dolarlık hibe alan 20 projeden 14'ü sona erdi.

Ankara, Şubat 2010

İlk dönemde göze çarpan üç projeden Küçük Kent Muğla ve Görünmeyen Konya projeleri biterken, Dokumalar Genç Ellerde Tezgahlara Yerleşiyor projesi Kocaeli’nde devam ediyor.

Küçük Kent Muğla projesi kapsamında bölge mimarisini tanıtma amacıyla 6 tarihi binanın minyatür modellerinden ve 24 yağlı boya tablodan oluşan bir sergi düzenlendi. Projeye Muğla Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nden ve yerel teknik liselerden 45 genç kadın ve erkek katıldı. Katılımcıların sanatsal yönlerini ortaya çıkaran proje aynı zamanda gençlerin ekip çalışması ve sosyal ağ kurma becerilerinin gelişmesine de katkıda bulundu. Küçük Kent Muğla projesinin şehrin mimari mirasını yeniden canlandırması, Muğla’da daimi olarak sergilenmesi bekleniyor.

Konya il merkezine diğer illerden ya da Konya'nın ilçe ve kasabalarından gelerek sosyal hayata uyum sağlayamayan ve Konya'yı tanımayan 15-20 yaş arasındaki gençlere tüm ilçelerin kültürünü, tarihini ve turizm kaynaklarını tanıtarak onları Konya’nın sosyal yaşantısına dahil etmeyi amaçlayan Görünmeyen Konya projesi, Kasım’ın ilk haftasında da Konya İlçelerinin Buluşması festivalini düzenledi. Şehir merkezinde gerçekleşen festivale Konya'nın tüm ilçelerinden festival katılımcıları gelerek merkezde ikamet eden halka kendi ilçelerini tanıttı. Proje arkadaşlık bağlarını ve ilçeler arasındaki iletişimi güçlendirdi. Katılımcıların birbirilerinin deneyimlerinden faydalanmasını sağlayacak bir ortam yarattı.

İlk dönemde destek alan projelerden Dokumalar Genç Ellerde Tezgahlara Yerleşiyor projesi ise hala devam ediyor. Altı çocuk annesi olan 24 yaşındaki Filiz Eroğlu, daha önceden Hereke halısının Kocaeli civarında yapıldığını bildiğini fakatDokumalar Genç Ellerde Tezgahlara Yerleşiyor projesinden küçük bir broşür sayesinde haberi olduğunu ve projeye katılmaya karar verdiğini dile getiriyor. Proje ile Kocaeli’ne göçle gelmiş ve istihdama katılamamış 25 genç kadına dokumacılık eğitimi verilerek girişimcilik becerilerinin geliştirilmesi amaçlıyor. Katılımcılar, Hereke Halı ve İpekli Dokuma Fabrikası ve Halk Eğitim Merkezi’nde dört aylık eğitime katılarak bir zamanlar sarayları süsleyen Hereke halılarını dokumayı öğreniyorlar. Dokumalar Genç Ellerde Tezgahlara Yerleşiyor projesiyle genç kadınlar artık hem süslü ve ayrıntılı halılar dokumayı biliyor hem de kendi ayakları üstünde durarak geçimlerini sağlıyor. Kurstan sonra serifikasını alan Filiz akranlarına “Gençlere sevdikleri şeyleri mutlaka yapmalarını tavsiye ediyorum. Ben halıyı seviyordum. Diğer gençlere de sevdikleri işi mutlaka yapmalarını, boş oturmaktansa birşeyler üreterek kendilerine değer vermelerini öneriyorum” tavsiyesinde bulundu. Proje genç kadınların vasıf kazandırmanın ve istihdam olanakları yaratmanın yanısıra kültürel değerini kaybetmeye yüz tutmuş geleneksel Hereke halılarını yeniden gündeme getirdi. Eğitimlerini tamamlayarak sertifikalı halı dokuyucusu olan genç kadınlar, kurulması planlanan şirket ve oluşturalacak kooperatifle üretime devam edecek.

S-UN Gençlik Fonu’nun ikinci dönem hibe başvuruları Adana, Balıkesir ve Kocaeli’nde devam ediyor. Başvuruların son tarihi 26 Şubat 2010.

İsviçre-UNDP Gençlik Fonu Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve UNDP tarafından başlatılan bir hibe ve teknik yardım programı. Türkiye Hükümeti’nin gençlerin sosyal entegrasyonu destekleme çabasına destek olmak amacıyla, Fon, İsviçre Kalkınma ve İşbirliği Ajansı tarafından UNDP’ye tevdi edilmişti.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Seyhan Havzası iklim değişikliğine hazırlanıyor

Seyhan Havzası artık iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle daha rahat mücadele edecek.

Ankara, Şubat 2010

Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi BM Ortak Programı kapsamında 2009 yılında başlatılan Seyhan Havzası’nda İklim Değişikliğine Uyum Hibe Programı ile havza sakinlerinin ve kurumların iklim değişikliğine uyum kapasitelerini geliştirecek yeni projeler hayata geçiriliyor.

Balıkçılık, hayvancılık ve ormancılık alanlarında yapılan yaklaşık 150 proje başvurusundan 18’i seçildi. 12’si Adana’da, dördü Kayseri’de ve ikisi de Niğde’de uygulanacak olan projeler, uzun vadede iklim değişikliğine uyum konusunda kapasite geliştirmeyi ve farkındalık yaratmayı amaçlarken, doğru tarım tekniklerinin geliştirilmesini, gıda güvenliğinin sağlanmasını, taşkın risklerinin belirlenmesini, alternatif sulama tekniklerinin kullanımını ve deniz seviyesinin yükselmesinin engellenmesini hedefliyor.

Hibe programı çerçevesinde yerel otoritelerden, sivil toplum kuruluşlarından, akademik çevrelerden ve diğer ilgili gruplardan tarım ve gıda güvenliği, su kaynakları ve kalitesi, halk sağlığı, afet risk yönetimi, havza ve kıyı alanlarının yönetimi, doğal kaynakların yönetimi ile altyapı başlıkları altında teklif sunmaları istenmişti. İklim değişikliğine uyumun sosyal, çevresel ve ekonomik boyutlarını ele alan projeler tercih edildi.

Hibe programı çerçevesinde yerel otoritelerden, sivil toplum kuruluşlarından, akademik çevrelerden ve diğer ilgili gruplardan tarım ve gıda güvenliği, su kaynakları ve kalitesi, halk sağlığı, afet risk yönetimi, havza ve kıyı alanlarının yönetimi, doğal kaynakların yönetimi ile altyapı başlıkları altında 14 Haziran 2009 tarihine kadar teklif sunmaları istenmişti. Başvurular, başvuran kurumun kapasitesi, önerilen konunun uygunluğu, yöntem, etki ve sürdürülebilirlik başlıkları altındaki 28 kıstas kullanılarak değerlendirildi. Değerlendirme sonucunda yenilikçi uyum tedbirlerinin uygulanması ve uyum kapasitesini geliştirecek şekilde iklim değişikliğine uyumun sosyal, çevresel ve ekonomik boyutlarını ele alan projeler tercih edildi.)

Hibe Programı, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltmak, olumlu etkilerden azami düzeyde faydalanmak ve Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılmasını güvence altına almak için birbirini destekleyen üç uzun vadeli hedeften oluşuyor. Bunlardan ilki, Ortak Program’ın da önceliklerinden biri olan Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılması sürecinde iklim değişikliği risklerinin azaltılmasına katkı sağlamak. İkinici hedef, uyum kapasitesinin geliştirilmesi için iklimsel risklerin yönetilmesinde önceliklerin belirlenmesi ve uyum tedbirlerinin alınmasını ve uygulanmasını amaçlıyor. İlk iki hedefi destekler nitelikteki üçüncü hedef ise, sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin iklimsel riskler ve uyum ihtiyacı doğrultusunda hayata geçirilmesini teşvik ediyor. Bu üç hedefle beraber Seyhan Havzası’nda iklim değişikliğine uyum kapasitesi geliştirilirken bölgede yaşayanlara sosyal ve kurumsal alanlarda yeni bakış açıları kazandırılarak, yenilikçi uyum faaliyetleri desteklenecek.

Daha çok coğrafyaya, yörenin gelişmişlik düzeyine ve bu etkilerle başa çıkabilecek insan kaynaklarına bağlı olan İklim değişikliğine uyum, uluslararası politikanın bir konusu olan iklim değişikliğini yaratan sera gazlarının kontrolünün aksine bölgesel ve yerel açıdan ele alınması gereken bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Uyum, iklim değişikliğinin özellikle toplumun yoksul kesimlerine olumsuz etkilerini azaltmak için doğru ve zamanında önlemler alarak uygun uyarlamaları ve değişiklikleri yapmayı gerektiriyor. İklim değişikliğinin kaçınılmaz etkileriyle mücadelede başrolde olan uyum, özellikle doğal kaynaklara dayalı tarım, ormancılık, hayvancılık gibi hassas sektörlerde ekonomik faaliyetleri düzenlemenin yanı sıra değişen iklim koşullarında sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek için de fırsatlar sunuyor.

Bilim dünyasından sonra uluslararası siyasi platformlarda da artan sıcaklıklar, kuraklık, orman yangınları, deniz seviyesinin yükselmesi, salgın hastalıkların artması, türlerin yok olması, insan yaşamının devamını sağlayan ekosistemlerin zarar görmesi, iklim göçlerinin başlaması ve daha birçok şekilde ortaya çıkan ilkim değişikliğinin etkilerine çözüm aranıyor. 2009 yılı sonunda Kopenhag’da yapılan müzakereler, ülkelerin bakış açıları ve sorunu çözmeye yönelik yaklaşımları farklı olsa da iklim değişikliği ve iklim değişikliğine uyum konularının küresel ölçekte önemle ele alınması gerektiğini bir kez daha gösterdi. Bu konular 2010 yılında ve belki daha sonrasında da uluslararası politik gündemin başlıca maddelerinden birisi olmaya devam edeceğe benziyor. Özellikle toplumların iklim değişikliğinin sebep olduğu alışılmadık iklim şartları ve bunun yol açtığı belirsiz gelecekle daha iyi mücadele etmeleri için iklim değişikliğine uyum konusunda somut adımlar atmaları gerekiyor.

Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi BM Ortak Programı, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin iklim değişikliği risklerinden etkilenebileceği düşüncesiyle 2008 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı ile ortaklaşa olarak başlatıldı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından yürütülen Ortak Program; iklimsel risklerin yönetilebilmesi, özellikle toplumun yoksul kesimlerinin etkilenebilirliğini azaltacak şekilde uyumun sağlanabilmesine yönelik politika çerçevesinin, bilimsel çalışmaların ve insan kaynaklarının geliştirilmesi ile uyum tedbirlerinin yerelde uygulanabilirliğinin gösterileceği bir hibe programına yönelik hedef ve faaliyetleri içeriyor.

Seyhan Havzası’nda İklim Değişikliğine Uyum Hibe Programı kapsamında desteklenen projeler şunlar:

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Yerelde iklim değişikliğiyle mücadele

Türkiye, son birkaç yıldır iklim değişikliğinin artarak hissedilen etkilerine karşı uyum çabalarını hızlandırmaya başladı.

Ankara, Şubat 2010

Ulusal iklim değişikliğine uyum stratejisi oluşturma sürecinde Tekirdağ, Trabzon, Kastamonu, Kars, Sivas, Şanlıurfa, Van, Antalya, Eskişehir, Samsun ve İzmir’de olmak üzere toplam 11 ilde ilk defa iklim değişikliğinin etkilerini yerel bilgi ve gözlemlerle ölçen Katılmcı Etkilenebilirlik Analizi Çalıştayları düzenlendi. Elde edilen tüm çıktılar ulusal iklim değişikliği uyum stratejisi geliştirme sürecine dahil edilecek.

Kasım 2009’da başlayan ve Ocak 2010’da tamamlanan Katılımcı Etkilenebilirlik Analizi Çalıştayı’nın düzenlendiği 11 ilde gözlemlenen iklim değişikliği ile bağlantılı değişimler ortaya kondu. Kimin, nasıl, nerede, ne zaman, hangi sıklıkta etkilendiği tanımlanarak, iklim değişikliğini etkileriyle mücadelede gelecekte ne gibi önlemlerin alınması (politika, mevzuat, yerel uygulamalar vb alanlarda) gerektiği belirlendi.

Bu çalıştaylarda amaçlananlar arasında; yerel düzeyde iklim değişikliğinin etkilerine karşı geçmişte gözlemlenen etkileri tespit etmek, değişen iklim koşullarında başta tarım olmak üzere diğer ilgili sektörlerdeki üretkenliği sorgulamak, ekosistem hizmetlerinin ve doğal kaynakların sürdürülebilirlik düzeyini tartışmak ve aynı zamanda iklim değişikliğinden kaynaklanan kuraklık, sel gibi doğal afetlere karşı hazırlıklı olma düzeyini ölçmek yer aldı.

Çalıştaylarla iklim değişikliğinin etkilerine karşı yerel kurumlarda farkındalık yaratılmasının yanı sıra, yerelde iklim değişikliği riskleriyle mücadele etmek amacıyla kurumlar tarafından sürdürülen çalışmalar değerlendirildi.

11 ilin seçiminde 7 bölgenin de temsil edilmesi göz önünde bulundurulurken, ilin bulunduğu su ve tarım havzası, iklim senaryolarına göre etkilenebilirliği, ilgili bakanlıkların bölgesel düzeyde hizmet alanlarına girmesi, iklim değişikliği ile ilgili bölgeye yönelik çalışmaların bulunması, kıyı alanları ile bütünlük içinde olması, Kalkınma Ajanslarının, devlete bağlı teknoloji geliştirme merkezleri ve araştırma enstitülerinin, Türkiye İstatistik Kurumu’nun, Ulaştırma, Sağlık, Kültür ve Turizm, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlıkları’nın, bölge müdürlüklerinin varlığı, büyükşehir belediyeleri ya da bölgesel düzeyde öne çıkan belediyelerin olması, su ve atık yönetim birimlerinin olması, üniversitelerin ve STKların bulunması gibi kriterler dikkate alındı.

Özellikle sıcaklık artışı, azalan yağışlar, kuraklık, artan seller gibi iklim değişikliğinin göstergelerine bağlı olarak baş gösteren su sıkıntısının insan yaşamına olumsuz etkisinin yanı sıra tarım sektörü olmak üzere sanayi, turizm, ulaştırma, enerji, sağlık gibi pek çok sektör de iklim değişikliğinden etkileniyor.

Bu bağlamda, Türkiye’nin iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlaması, bu etkilerle mücadele edebilmesi, belirsizliklerin ve etkilenebilirliklerin azaltılması, bu yönde gerekli stratejilerin oluşturulması amacıyla 2008 yılında “Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesi’nin Geliştirilmesi Birleşmiş Milletler Ortak Programı” başlatıldı. Ortak Program kapsamında, Türkiye’nin ulusal düzeyde iklim değişikliği uyum stratejisinin geliştirilmesi için çalışmalar hızlandırıldı.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Düşler Akademisi'nin birinci yılı kutlu olsun

Geçtiğimiz sene İstanbul’un popüler mekanlarında eğlenen, dünya çapında müzisyenlerle konserler veren, fotoğraftan dansa birçok alanda kendini geliştiren ve iş hayatında başarılı olmanın sırlarını Vodafone’da öğrenen 300 engelli genç kadın ve erkek Düşler Akademisi sayesinde her türlü engelin üstesinden gelebileceğini gördü.

Ankara, Şubat 2010

Almanya’da geçirdiği üniversite yıllarında engellilere havuzlardan diskolara ve spor sahalarına kadar sosyal yaşam kapılarının açılabileceğini gören ve Türkiye’de de evden çıkamayan, yok sayılan, yaşam alanlarında görmeye alışmadığımız ya da ön yargılarla dışladığımız “umacılar”ın sokağa çıkmasına önayak olan proje ortaklarından Alternatif Yaşam Derneği’nin (AYDER) Başkanı Ercan Tutal ile Düşler Akademisi’nin önümüzdeki senelerde gerçekleştireceği düşleri konuştuk.

Düşler Akademisi’nin birinci yılı kutlu olsun! Türkiye’de engelli gençlerin genel anlamda durumu nedir? Ne gibi sorunlarla karşılaşıyorlar? Bunların önüne geçmek için ne gibi çabalar var?

Engelli ve sosyal dezavantajlı bireyler, yeterli eğitimi alamıyorlar ve dolayısıyla da iş gücüne katılmakta çok zorluk çekiyorlar. Çevre ve mimari konusundaki yanlışlıklar da bu bireylerin evden çıkıp sosyal hayata katılımını güçleştiriyor.

Düşler Akademisi projesi bu iki temel sorunu yıkmak için, engelli ve sosyal dezavantajlı gençlere kültür ve sanat alanında eğitimler veriyor. Bu eğitimlerin hepsi gençlerin istihdamına yönelik. Hatta bu doğrultuda yetenekli gençlerden oluşan Social Inclusion Band duyarlı sanatçılarla beraber konserler veriyor. Yine aynı amaçla kurulmuş bir tiyatro topluluğumuz var. Tamamı engellilere uygun bir oyun çıkartmak üzere provalarına devam ediyorlar. Ayrıca, dönem sonlarında atölye katılımcılarının yüksek katılım gösterdikleri performans partileri İstanbul’un en önemli eğlence mekanlarında gerçekleştiriliyor.

Bir yıl kadar kısa bir sürede 300’den fazla engelli gencin düşlerini gerçekleştiren akademi nasıl oluştu ve temel amaçları neler?

Düşler Akademisi projesi, Alternatif Yaşam Derneği’nin engelli ve sosyal dezavantajlı gençlerle olan 10 yıllık deneyimiyle oluşturulmuş bir proje. Alternative Camp, Dalmak Özgürlüktür gibi spor ağırlıklı projelerini devam ettirmenin yanı sıra her insanın hayatında olması gereken sanatla ilgili projelere yönlenmek istedik. Sonuçta engellilerin ve sosyal dezavantajlı gençlerin sanat alanında ücretsiz eğitim alabileceği, sonrasında bu alanda iş gücüne katılabilecekleri kısaca birer “sanatçı”ya dönüşebilecekleri Düşler Akademisi projesi doğdu.

Düşler Akademisi’nin en temel hedefi sanatı kullanarak sosyal dışlanmayı kırmak, engelli bireylerin aktif ve üretken olmalarını sağlamaktır. Bunun yanı sıra, Yetenek ve becerileri gelişen engelli bireylerin ilgili sektörlerde iş bulmalarını kolaylaştırarak istihdam sorunda çözümün bir parçası olmayı, proje yararlanıcılarının edindikleri yeteneklerini yaşadıkları sosyal alanda kullanarak çevreleriyle eşit koşullarda ilişki sürdürmelerini sağlamak ve böylece bireylerin özgüvenlerini geliştirmeyi sıralayabiliriz.

Birinci senesinde Düşler Akademisi sosyal açıdan dezavantajlı gençleri topluma katılımını desteklemek için görme engellilere kişisel gelişim ve yaşam koçluğu eğitimi ve Social Inclusion Band konserleri gibi birçok aktivite düzenledi. Bunların yanında Mayıs ayında Engelliler Haftası daha önceden hiç kutlanmadığı bir biçimde, Düşler Akademisi eğitmen ve öğrencileri ile birlikte Ortaköy Meydanı’nda bir şenlikle kutlandı. Bu aktivetelerle engelli gençlerin hayatında ne gibi değişiklikler gözlemlendi? Bize başarı hikayeleri anlatabilir misiniz?

Düşler Akademisi bir yıllık sürecine pek çok başarı hikayesi sığdırdı. Örneğin, Social Inclusion Band’deki tüm öğrenciler başlı başına birer başarı hikayesi…

Daha önce ritim ile ilgili herhangi bir kurs ya da eğitim almamış öğrencilerden oluşan bir kaç öğrenci geçen yıl Düşler Akademisi’nin ritim atölyesine başladı. Kısa zamanda ritme olan yeteneklerini farkettik ve bu sayede bir iç proje olarak Social Inclusion Band doğdu. SIB, Akbank Caz Festivali’nde ilk konserini verdi. Konserde Baki Duyarlar, Gücüm sezer gibi isimlerin yanı sıra Almanya’dan Alfred Menhert de SIB grubuna eşlik etti. İkinci konser ise Pozitif grupla yapılan anlaşma kapsamında Türkiye’nin gelecek vaad eden raggea grubu Sattas’la beraber İstanbul’un önemli eğlence mekanlarından Babylon’da gerçekleşti. Social Inclusion Band konserleri her ay farklı müzisyenlerin katılımı ile devam edecek.

Resim atölyesi öğrencilerinden de benzer başarı öykülerine örnek verebiliriz. Resim atölyesinden iki öğrencimiz, kendi atölyelerini açarak “sanatçı” kimliğini kazandılar. Yaptıkları resimlerini kendi atölyelerinde sergilemenin yanı sıra satışa sunarak iş gücüne katılıyorlar. Doğuş otomotion, Vodafone gibi kurumlarda öğrencilerimizin yaptığı resimleri sergiledik. Bu gibi sergi teklifleri almaya da devam ediyoruz.

Türkiye’de sosyal açıdan dezavantajlı ya da engelli gençlerin genel bir tablosunu çizecek olursak, onların topluma dahil edilmesi sürecinde ne gibi zorluklarla karşılaşılıyor? Düşler Akademisi, bu zorlukların aşılmasında nasıl bir role sahip?

Türkiye’de engelli ve sosyal dezavantajlı gençler maalesef evlerinden dışarı çıkmak istemiyorlar. Mimari ve kentsel yapının uygunsuzluğu ya da iyi bir eğitim göremedikleri için istihdama katılamamalarının yanı sıra bir çoğu toplumsal dayatmalar sonucu özgüven sorunu da yaşıyor.
Düşler Akademisi tüm bu olumsuz tabloyu değiştirmek adına pek çok çalışmalar yapıyor. Örneğin dönem sonlarında gerçekleştirilen performans partilerinin bireyleri sosyal hayata katmasının yanı sıra mekanları engelsiz hale getirmek gibi bir amacı da var. Düşler Akademisi’nin tüm etkinliklerinde mekanlara önceden keşif gerçekleştirilerek gerekli görülen fiziki düzenlemeler yapılıyor ve bunların kalıcı olması sağlanıyor. Bu sayede; Düşler Akademisi’nin etkinlik mekanlarını engellilere uygun olarak düzenlediğini bilen engelli birey, aynı mekana ikinci kez gitmekte tereddüt yaşamıyor. Böylece de sosyal hayata katılıp toplumla kaynaşabiliyor.

Engelli ve sosyal dezavantajlı bireylerin özgüvenlerini arttırmaya yönelik olarak, Düşler Akademisi, devam eden atölyelerinin yanı sıra “kişisel gelişim” atölyelerini başlattı. Bu atölye 3 dönemdir devam ediyor. Dönem sonlarında katılımcılar kendilerine birer hedef koymuş ve hedefe ulaşma konusunda nasıl bir yol izlemeleri gerektikleri hakkında karar vermiş oluyorlar. Dönem sonlarında ise grup çalışması ile gerçekleştirilmiş bir proje sunuyorlar.

İlk senenin başarısını ilerki senelerde nasıl sürdürmeyi planlıyorsunuz? Düşler Akademisi’nin 2010 için ne gibi hedefleri var?

Düşler Akademisi, ikinci yılında daha çok engelli ve sosyal dezavantajlı bireye ulaşmak amacı ile Anadolu Yakası’nda da atölye açıyor. Farklı illerden gelen Akademi tekliflerini değerlendiriyor.

Düşler Akademisi kapsamında bu yıl ayrıca “farkındalık” yaratmayı amaçlayan işaret dili atölyesi ön plana çıkıyor. Bu atölye engelli ve sosyal dezavantajlı bireylerin yanı sıra, gönüllülerin, özel gelişimcilerin kısaca konuya ilgi duyan herkesin katılımına açık… Atölyeye başvurular da oldukça yoğun, öyle ki Ocak ayı içerisinde ikinci bir İşaret dili atölyesi açıldı.

Social Inclusion Band konserlerinden önce düzenlenen atölye çalışmalarında da değişik temalarla toplum içerisinde farkındalık yaratılmaya çalışılıyor. Babylon’da 4 ocak 2010’da gerçekleşen workshop’ta işaret dilinin kısa bir tanıtımı yapıldı, çok kullanılan kalıplar katılımcılara gösterildi…

Kısaca bu yıl ki hedefimiz, daha çok engelli ve sosyal dezavantajlı bireye ulaşmak, bu gençlerin başarılarını daha çok insanla paylaşabilmek ve tabii ki engellilik durumu ile ilgili bir farkındalık yaratabilmek.

Özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getiren sosyal sorumluluk projelerinde Düşler Akademisi’nin bir örnek oluşturduğunu söylemek mümkün. Türkiye’de henüz gelişmekte olan bu alanda gerçekleştirilen diğer projeler için önerileriniz neler?

Engelliler ve sosyal dezavantajlı bireylere yönelik gerçekleştirilen projelerin sürdürülebilir olması çok önemli. Bu hem proje yönünden hem de birey odaklı düşünülmesi gereken bir olgu. Geliştirilen projelerin kendi kendini sürdürülebilir olmasını biz Social Inclusion Band ve ilerleyen zamanlarda izleme fırsatı bulacağımız Düşler Akademisi Gösteri Topluluğu gibi iç projelerimizle sağladık. Bireysel olarak da katılımcılara Düşler Akademisi’nin aktardığı eğitim gibi çok önemli bir kazanım var. Akademi’den aldıkları eğitimle kendi galerilerini açan öğrencilerden bahsettik, kısa film çeken, senaryo yazan öğrencilerimiz var. Proje süresince temasa geçilen kişi ya da kurumlarda farkındalık yaratbilmek de çok önemli tabii ki.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Sanayileri bir araya getirip fırsatlar yaratmak

İskenderun Körfezi’nde bulunan endüstriler kaynakların verimli kullanımı için işbirliği yapmak üzere bir araya geldiler.

Ankara, Şubat 2010

21 Ocak 2010’da Adana’da Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi’nde gerçekleşen çalıştaylarda, endüstriyel ortak yaşam hakkında bilgilendirilen sanayiciler geleneksel olarak ayrı olan endüstrilerin aralarında bağlantı kurulmasına, atıkların azaltılmasına, kaynak verimliliğinin artırılmasına ve sürdürülebilir kaynak yönetiminde işbirlikçi yaklaşımlara büyük ilgi gösterdi. Çalıştayda konuşma yapan İngiltere Ulusal Ortak Yaşam direktörü Peter Laybourn, endüstriyel ortak yaşamı karbon salınımlarını azaltan ve sürdürülebilir ekonomiye katkıda bulunan bir yol olarak ön plana çıkarttı.

Materyal, atık, enerji, su, atık su, çevresel yönetim, bilgi yönetimi, donanım ve lojistik konularının ele alındığı çalıştay, aynı zamanda potansiyel sinerji ilişkilerinin kurulmasına da önayak oldu. Bu ilişkiler önündeki sınırlamalar da ayrıca tespit edilerek çözüm önerileri alındı.

Çalıştayın ikinci gününde, sanayiciler bölgedeki potansiyel endüstriyel ortak yaşam platformunun detaylarını görüşmek üzere bir araya geldi. İskenderun Körfezi’nde Endüstriyel Ortak Yaşama Doğru Projesi tarafından oluşturulan model önerisi sanayi temsilcileriyle paylaşılarak, konu hakkındaki yorumları ve görüşleri alındı. Endüstriyel ortak yaşam programı uygulamasına yönelik girişimlerden önce yapılan yorumlar doğrultusunda model önerisine son şekli verilecek.

İngiltere Ulusal Ortak Yaşam direktörü Laybourn bölgede oluşturulacak bir platformun yalnızca hammadde kullanımını, karbondioksit emisyonlarını, atıkları, kirliliği, ulaşım risklerini azaltmakla kalmayacağını, aynı zamanda karın ve varlıkların kullanımının artırılmasına, bölgedeki şirketlerin de gelişmesine katkıda bulunacağını anlattı. Bunun yalnızca ortaklık ve uzun vadeli iş kültürü değişikliği ile başarılabileceğini söyleyen Laybourn çalıştayların İskenderun Körfezi bölgesinde sanayiler arasında bağlantı kurmak ve fırsatlar yaratmak için önemli adımlar olduğunu belirtti.

Endüstriyel ortak yaşam daha çok iki ya da daha fazla endüstriyel aktivitenin, ortak faydayla sonuçlanan işbirliği ilişkisi olarak biliniyor. Endüstriyel ortak yaşam programları endüstriyel kurumların birbirlerinin doğal kaynaklarından, altyapılarından, bilgi ve insan kaynaklarından yararlandıkları Danimarka, İsveç, Amerika ve İngiltere gibi dünyanın farklı bölgelerinde uygulanıyor. 2008 yılı sonunda, İskenderun Körfezi’nde Endüstriyel Ortak Yaşama Doğru projesi başlatıldı. UNDP tarafından uygulanmakta olan “İskenderun Körfezi’nde Endüstriyel Ortak Yaşam Projesi”, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ve BTC finansal desteği ve ortaklığı, Adana Sanayi Odası (ADASO) koordinasyonu ile yürütülüyor.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Uzlaşma ile herkes kazanıyor

Cumhuriyet savcıları ve hakimler yargının daha etkin bir şekilde işlemesine ve sosyal barışa katkı sağlayacak bir müessese olarak uzlaşmayı 11-19 Ocak 2009 tarihleri arasında gerçekleşen Uzlaşma Eğitim Seminerlerinde “kazan-kazan” durumu olarak nitelendirdiler.

Ankara, Şubat 2010

Ceza Adalet Sisteminde Uzlaştırma Uygulamalarının Geliştirilmesi projesi kapsamında eğiticilerin eğitimi seminerlerinden geçen ve kaynak kişi olarak belirlenen Cumhuriyet savcıları ve hakimler yargının daha etkin bir şekilde işlemesine ve sosyal barışa katkı sağlayacak bir müessese olarak uzlaşmayı 11-19 Ocak 2009 tarihleri arasında gerçekleşen Uzlaşma Eğitim Seminerlerinde “kazan-kazan” durumu olarak nitelendirdiler. İlgili eğitim seminerleri Türkiye genelinde görev yapan 1700 Cumhuriyet Savcısı ve hakimin katılımıyla Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Van, Erzurum, Diyarbakır ve Samsun’da gerçekleştirildi.

Sözkonusu proje kapsamında geliştirilen ‘Ceza Uyuşmazlıklarında Uzlaşma Elkitabı’nda yer alan konulara parallel olarak ilgili eğitim seminerlerinde uzlaşmanın faydalarıyla sınırlı kalınmayarak; Cumhuriyet savcıları, hakim ve uzlaştırmacılar dahil olmak üzere uygulayıcılar tarafından izlenmesi gereken usul; uzlaşma kapsamındaki suçlar ve istisnaları; uzlaşma müzakereleri ve uzlaşmanın yasal sonuçlarına ilişkin konular tartışıldı. Bu bağlamda, eğitici olarak görev alan kaynak kişiler “Kelebek Etkisi Teorisi”nden yola çıkarak uzlaşma uygulamalarının mevcut iş yükünü azaltması ve yargının orta ve uzun vadede daha etkin bir şekilde işlemesine katkıda bulunacağı hususunun altını çizdiler. Bu uygulamayı teşvik eden mesajların da verildiği seminerlerde uzlaşmanın hem adalet sistemi ve hem de toplum açısından kazan-kazan durumu olduğu önemle vurgulanmış ve mahkeme sisteminde biriken işlerin azalması ve ihtilafların çözülmesi bağlamında uzlaşmanın ceza adalet kültürünün bir parçası haline gelmesi ve uzlaşmanın değerini savunmada gerekli cesur adımların atılması gerektiğinin altı çizildi.

İlgili adliyelerde uzlaşma müessesesini hayata geçiren temel aktörler olarak adalet mensupları, Türk Adalet Sisteminde uzlaşma uygulamaları ve uygulayıcılar arasında uzlaşmaya ilişkin bilgi düzeyinin artmasına katkı sağlanması amaçlanan seminerlerden duydukları memnuniyeti dile getirdiler.Önümüzdeki aylarda geliştirilecek kapsamlı bir “tabana erişim stratejisi” ve eylem planı ile gerek yargı mensupları gerek toplum arasında uzlaşma bilincinin gelişmesi ve ceza hukuku profesyonelleri arasında iş birliğinin artması hedefleniyor.

Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ve onarıcı adalet uygulamalarının geliştirilmesi, Türk adalet sisteminin genel olarak kabul görmüş olan mahkemelerin ağır iş yükü ve bir adli kovuşturma süresinin uzunluğu gibi sorunlarına eğilmede Türkiye Hükümeti’nin öncelikli alanları arasında yeralıyor. Yargının iş yükünün azaltılması, medeni ve ceza hukuku uyuşmazlıklarının hızlı, düşük maliyetli ve verimli çözülmesi ve sosyal barışa katkıda bulunması, uzlaşma gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının faydalarından bazıları… Bu önceliklendirmeye uygun olarak alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmaları Türk Ceza Adalet Sistemi’nce kabul görüyor. Ceza Muhakemesi Kanununca getirilen bu yeni hükümler çerçevesinde, UNDP onarıcı adalet ve uzlaşma ile ilgili pilot girişimlerde Adalet Bakanlığı’na destek vermeye devam ediyor.

Sorumlu yatırımlar

Sorumlu Yatırım İlkeleri Türkiye Çalıştayı 21 Ocak 2010’da İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Konferans Salonu’nda gerçekleşti.

Ankara, Şubat 2010

Birleşmiş Millletler tarafından desteklenen Sorumlu Yatırım İlkeleri (PRI) girişiminin, Avrasya Borsa Federasyonu (FEAS) ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) ile ortaklaşa düzenlediği Sorumlu Yatırım İlkeleri Türkiye Çalıştayı 21 Ocak 2010’da İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Konferans Salonu’nda gerçekleşti. Çalıştayla, Türk yatırımcıların yaklaşık $20 trilyon dolarlık varlıkların yönetildiği BM destekli sorumlu ilkeler ağına katılma fırsatlarını değerlendirmesi amaçlandı. Etkinlikte konuşan PRI Direktörü Dr. James Gifford “Umuyorum ki Türk yatırımcılar da yatırım portföylerine çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim konularını ekleyerek küresel hareketin bir parçası olur” dedi.

UNDP Türkiye Mukim Temsilci Yardımcısı Ulrika Richardson-Golinski açılış konuşmasında geçmişte UNDP’nin geleneksel ortaklarının hükümet ve sivil toplum olduğunu belirtirken, örgütün Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ve özel sektörün kalkınmaya önemli kaynaklar sağlamasının anlaşılmasından bu yana özel sektörle çalışmak ve işbirliği kurmak için bir strateji geliştirdiğine dikkat çekti. Golinski elverişli pazar koşullarının altında özel sektörün yoksulluğu azalttığının altını çizerken, UNDP’nin özel sektörle işbirliğinin istihdam olanakları yaratarak insani gelişmeye katkıda bulunduğunu dile getirdi.

Aralarında İş Varlıklar Yönetimi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Gürman Tevfik, Ak Varlıklar Yönetimi Başkan Yardımcısı Ertunç Tümen, ING Varlıklar Yönetimi Genel Müdürü Tankut Taner Çelik, Sabancı Üniverstesi İşletme Fakültesi öğretim üyesi ve Türkiye Kurumsal Yönetişim Forumu Başkanı Dr. Melsa Ararat, HSBC Küresel Varlıklar Yönetimi Genel Müdürü Xavier Desmadryl ve Küresel İlkeler Sözleşmesi Türkiye temsilcisi Yılmaz Argüden’in de bulunduğu konuşmacılar, Türk sermaye piyasası katılımcılarıyla çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (ÇSKY) konularının yatırım süreçlerine dahil edilmesinde karşılaşılabilecek zorlukları tartıştılar. Yatırım ve sosyal uyum raporlama çevrelerinden yaklaşık 150 kişinin katıldığı etkinlikte aynı zamanda Türk yatırımcılar küresel meslektaşlarının tecrübelerinden yararlanma ve kendi tecrübelerini paylaşma fırsatı buldu.

ÇSYK konularının yatırım kararlarına olan etkileri henüz yeterli ölçüde somut veriye dayanmasa da, Türkiye’de bu konuların konuşulmaya başlanmasının ilerleme için önemli bir adım olduğuna dair bir fikir birliği mevcut. Dolayısıyla, ÇSYK konularının kısa vadede şirket performansını ne ölçüde etkileyebileceği ve hükümetlerin çevresel konularla ilgilenen uluslararası bir çerçeve oluşturmaları etkinlikte ele alınan iki temel alanı oluşturdu.

Etkinliktte aynı zamanda İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Sorumlu Yatırım İlkeleri’ne Profesyönel Hizmet Ortağı kategorisnde imza attı. İMKB Yönetim Kurulu Başkanı ve FEAS Başkanı Hüseyin Erkan “Eminim ki UNPRI ile kurduğumuz bu ortaklık çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim alanlarında farkındalığı artırmakla kalmayıp yatırımcıların bu konuları daha iyi anlamasına da katkıda bulunmak açısından karşılıklı yarar sağlayacaktır” dedi. İMKB’nin Sorumlu Yatırım İlkeleri’ne imza atması yatırımları çekmeye ve çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim konularına ışık tutmaya devam eden Türkiye için ilerleme yolunda önemli bir adım olarak görülüyor.

Yakın zamana kadar para piyasalarının ve özel sektörün sürdürülebilir kalkınmada oynadığı rol ya çok az biliniyor ya da çok fazla önemsenmiyordu. Yatırımcların uzun vadede daha iyi yatırım getirileri elde etmesini ve piyasaların sürdürülebilirliğini sağlayan bir çerçeve olarak oluşturulan Sorumlu Yatırım İlkeleri, varolan bu izlenimleri değiştirmeye yardımcı oldu. 2006 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi (UNEP FI) ve Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi(UNGC) tarafından başlatılan ilkeler gönüllü olarak kabul ediliyor ve ÇSKY konularının yatırım uygulamalarına dahil edilmesini destekliyor. Artan sayıda kurumsal yatırımcı tarafından benimsenen Sorumlu Yatırım İlkeleri para piyasalarında önemli bir gelişme teşkil ediyor.

James Gifford sunumu için lütfen tıklayın.

UNDP Türkiye'de iş fırsatları

 

Tüm ilanlar

Katkıda Bulunanlar

Katkıda Bulunanlar

Editör: Aygen Aytaç
Asistan: Ece Ergen
Stajyer: Begüm Kalemdaroğlu

 

 

UNDP Türkiye’yi takip edin:

© 2010 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.