Sayı: 45
Tatil denince ilk akla gelen genelde Ege ve Akdeniz kıyıları olurken Doğu Anadolu’nun turistler için çekici bir turizm bölgesi olabileceğini kim tahmin edebilirdi? Esintili vadide yürüyüşe çıkmak, Türkiye’nin ilk bisiklet parkurunda bisiklet sürmek ve nehrin serin sularında rafting yapmak herkesin tatil anlayışına uymasa da son iki yıldır aralarında Çin’den bile gelenler olmak üzere 1.400 turisti Doğu Anadolu’ya çekmeye yeterli oldu.
Doğu Anadolu kentsel yaşamdaki kargaşadan uzaklaşmak için ilk tercihlerden biri olmasa da; Efes Pilsen grubu, UNDP ve Kültür ve Turizm Bakanlığı, Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi (DATUR) ile Erzurum’un Çoruh bölgesini, Doğu Anadolu’yu bir eko-turizm cevheri haline dönüştürmekle kalmayıp, yerel nüfusa da önemli iş olanakları sunmaya devam ediyor.
2007’den beri Çoruh bölgesi kuş, kelebek ve ayı gözlem turlarına, bio-çeşitlilik meraklılarına ve trekking ve rafting severlere ev sahipliği yaparak yaklaşık 130.000$'lık bir turizm geliri elde etti. Aynı zamanda yerli ve yabancı turistleri ağırlamak için bölge sakinleri pansiyon işletmesi, kamp kurma teknikleri ve trekking rehberliği gibi konularda eğitim aldı.
Bu eğitimler dahilinde girişimciliği teşvik etmek adına Ege ve Akdeniz’deki geleneksel turizm beldelerine ziyaretler düzenlendi. 2008 ylında, 21’i kadın olmak üzere 38 kişi Pansiyon Kapasitesi Geliştirme saha gezisine katıldı. Geçtiğimiz sene, çoğu kadınlar tarafından işletilen 18 yeni pansiyon açıldı.
Proje, pansiyon yönetimi eğitiminin yanı sıra Türkiye’de birçok ilke öncülük ediyor. Örneğin, bölgenin ekolojik yapısı envanterlere dökülerek, tanıtıcı kampanyalarda kullanıldı ve bu sayede bölgeyi ziyaret eden tur sayısı arttı. Türkiye’de ilk kez “Çoruh Vadisinin Kuşları” kitabı basıldı ve 2007 yılında Kuş Gözlem Festivali düzenlendi. Bunlarla beraber, Uzundere – Bağbaşı – İspir – Yusufeli – Ayder hattı üzerinde Türkiye’nin ilk dağ bisiklet yolu çizilerek haritaya işlendi. 2009 baharında, Çoruh nehrini tercih eden rafting gruplarının % 200 oranında artması, Dünya Rafting Federasyonu’nun 2010 Resmi Avrupa Rafting Şampiyonası’na ev sahipliği yapması için Türkiye’yi seçmesinde önemli bir rol oynadı.
Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi, bölgesel/kırsal kalkınma stratejileriyle bir örnek oluşturmayı amaçlıyor. Doğu Anadolu Bölgesinde, özellikle Çoruh Vadisi’nde tarım sektörüne alternatif olabilecek sektörler geliştirilerek bölge sakinlerinin gelirlerinin arttırılması hedefleniyor. Çoruh’taki turizm aktivitelerinin gelişmesi, Doğu Anadolu bölgesinde çoğu zaman ihmal edilen diğer bölgelere bir örnek teşkil etmesi bekleniyor.
[BAGLANTILAR]
Kolluk kuvvetlerinin “Toplum Destekli Polislik” insiyatifi içinde yürüttüğü bu uygulama, Kasım 2007’den bu yana ilde pilot olarak sürdürülen İç Güvenliğin Sivil Gözetiminin Güçlendirilmesi projesinin temel amaçlarından biri olan tepkisel güvenlik hizmetinden önleyici güvenlik hizmetine geçişte önemli bir örnek teşkil ediyor.
Avrupa Komisyonu tarafından finanse edilmekte olup, İçişleri Bakanlığı tarafından UNDP’nin teknik desteğiyle yürütülen İç Güvenliğin Sivil Gözetiminin Güçlendirilmesi projesi kolluk kuvvetlerinin mevcut yapılanmasını gözden geçirip, yeni öneriler geliştirmeyi ve bu bağlamda şeffalık ve hesap verilebilirlik ilkelerini ön plana çıkararak yurttaşların kolluk kuvvetleri ile ilişkilerini demokratik prensipler çerçevesinde çağın koşullarına uygun olarak düzenlemeyi hedefliyor. UNDP Demokratik Yönetişim program yöneticisi Leyla Şen sivil gözetimi “insan onuruna yakışır bir ortam için gerekli olan siyasi, kültürel, ekonomik, askeri ve sosyal süreçlerin oluşturulması” olarak tanımlıyor. Bu yöntem, aynı zamanda Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinde, kamu yönetişiminin teknik ve idari kapasitesinin demokratikleştirilmesi ve modernleştirilmesine yönelik reformların bir parçası.
Proje çerçevesinde gerçekleştirilen araştırmalar; iç güvenlik hizmetlerinin denetiminden ve yürütmesinden sorumlu olan valilik ve kaymakamlık makamlarının sözkonusu sivil gözetim fonksiyonlarını gerçekleştirebilmek için kurumsal kapasite, demokratik yönetişim mekanizmaları ile teknik bilgi ve kaynaklara ihtiyac duyulduğunu ortaya çıkardı. Bu ihtiyaçların giderilmesine yönelik olarak yasal mevzuatın gözden geçirilmesinin yanısıra, gerçekleştirilen bir dizi eğitim ve oluşturulması önerilen yurttaş katılımına açık çeşitli istişare mekanizmaları ile daha saydam, hesapverebilir ve demokratik bir yönetişim sistemi amaçlanıyor.
Proje ilk olarak İstanbul, Erzurum ve Niğde olmak üzere üç pilot ilde uygulamaya kondu. Pilot illerin seçilme kararında söz konusu yerlerin nüfus yapıları; kayıtlı suç ve mağduriyet oranları ve coğrafi konumları göz önüne alınırken proje uygulama sürecinde en gerekli etkenlerden biri olan personel altyapısı ve etkin sivil toplum potansiyeli de hesaba katıldı.
Erzurum’da 17-20 Ağustos’ta düzenlenen 3 günlük toplantıda emniyet teşkilatı görevlileri, insan hakları kurulları üyeleri, medya temsilcileri, Erzurum Vali yardımcısı, akademisyenler ve UNDP temsilcileri hazır bulundu.
Toplantıların ilk iki gününde gerçekleştirilen çalışma gruplarında Erzurum ili özelinde oluşturulabilecek sivil gözetim yapılanmalarına yönelik bir faaliyet planı çıkarılmasına yönelik çalışmalar yapıldı. Bu bağlamda İnsan Hakları kurullarının Erzurum’da işleyişleri, kurul üyelerine yönelik eğitimler ve halkla iletişim kurma yöntemleri ve sivil gözetimde sektörlerarası iletişim konuları üzerinde duruldu. Bulguların sunulduğu Erzurum Yönlendirme ve Yürütme Kurulu toplantısında ise araştırma ve analiz, politika, strateji ve sistem geliştirme mekanizmalarından bahsedildi. Toplantıda bir sunum yapan emniyet amiri İrfan Demir’e göre emniyet teşkilatı son 2 senedir önemli değişiklikler geçirdi. Demir, emniyetin bu süreçle beraber halkla empati kurmaya daha açık hale geldiğini ve yurttaşlardan gelen eleştirilerle emniyet teşkilatının şeffaflığının artacağını dile getirdi. Emniyet Amiri Demir’in bu görüşüne karşın, projenin hedef gruplarından olan Erzurum Barosu’ndan avukat İzzettin Genç sivil gözetimi “güç kullanan kişilerin halka hesap vermesi” olarak tanımlarken, şimdiye kadar atılan adımlar umut verici olsa da kolluk kuvvetlerinin hala bazı konularda tam anlamıyla şeffaf davranmadığını ve yurttaşların ihtiyaçlarına cevap veremediğini söyledi. Bu bağlamda, yurttaşlar ile kolluk kuvvetleri arasındaki iletişimi kuvvetlendirmeyi hedefleyen Proje için sayın Leyla Şen, çözüm olarak saydam bir iletişim stratejisinin yurttaşlar ile paylaşılarak halk arasında üniformadan kaynaklanan çekincelerin azaltılmasının desteklenmesini ve polisin de aslında sade ama işini yapan bir vatandaş olduğu anlayışının yerleştirilmesini önerdi.
Çalışma Grupları toplantıları ile arka arkaya gerçekleştirilen 19 Ağustos Medya Yuvarlak Masa toplantısında ise kamu kuruluşları ve yerel medyanın ilişkisinin sağlıklı bir şekilde yürümesinin gereklilikleri masaya yatırıldı. Birbirine paralel gerçekleştirilen iki oturumda, bir grup medya katılımcısı medyanın kamu sektöründen beklentilerini tartışırken kamu görevlilerinden ve kolluk kuvvetlerinden oluşan bir diğer grup ise kamunun medyadan beklentilerini tartıştı.
Kamu oturumunu yönlendiren gazeteci Mehmet Altan oturumun bulgularını sunarken çok yoğun bir bilgi ve iletişim ihtiyacı olduğunun tesbit edildiğini dile getirdi. “Temel kavramlar, hukuksal normlar ve bu işleyişi çerçeveleyen mevzuat hem toplum- devlet, hem meslek örgütleri, hem de kamu arasında yaygın şekilde paylaşılmazsa, derinleştirilmezse, zorlukları aşmak için biraz daha zamana ihtiyaç duyulacaktır. Bu etkin bilgilendirme iletişimini herkes kendi bulunduğu mecrada birinci amaç olarak tercih ederse sürecin daha hızlı akacağını düşünüyorum” şeklinde özetlediği konuşmasına "kendimizi esas alan, mahkeme yerine koyan, yargı sürecini işleten, savcı görevi yapan temel anlayışı kırmadan buradaki medya, vatandaş ve kolluk kuvvetleri ilişkilerinin sağlam bir temele dayanması, denetlenmesi ve yurttaş odaklı bir toplum devlet anlayışına uyarlanmasının zorluğu açıkca ortaya çıkmaktadır” diyerek devam etti.
Medya oturumunu yönlendiren Gazi Üniversitesi, İletişim Fakültesinden Doç.Dr. Ruhdan Uzun ise kendi oturumunun sunumunda Gazeteci- Haber Kaynağı İlişkisinin Sağlıklı İlerlemesini Engelleyen Konular araştırmasının sonuçlarını aktardı. Araştırmada kamu görevlileri ile medyanın ilişkisinin sistematik olmadığı, bu ilişkinin yöneticilerin inisiyatifleri ve medyaya karşı tutumuna göre değişebildiği ifade edildiği gibi, bazı katılımcılar, yargıya ve polise direkt müdahale olabildiğini iddia ederek haber yayınlandıktan sonra doğabilecek yaptırımlardan çekindiklerini belirttiler.
Erzurum’un çeşitli bölgelerinde görev yapan Toplum Destekli Polis Birimi, Toplumla Birlikte Toplumla Elele anlayışıyla vatandaşlarla sıcak bir diyalog kurup, onların her türlü sorununa çözüm arıyor. Emniyet Amiri Engin Özyurt’a göre, Erzurum’da “polis görevde sınır tanımıyor.” Toplum Destekli Polislik insiyatifi, 2006 yılından beri uygulanan ve karşılıklı bilgi alışverişi ile vatandaşların emniyet teşkilatının faaliyetlerine katılımını arttırarak, varolan birtakım ön yargıları değiştirmeyi, polis ile toplum arasındaki sınırları yıkmayı hedefliyor. Bunun için de esnafları, suç mağdurlarını ve evleri sıkça ziyaret edip, onlara güvenlik konusunda eğitimler veriyor, sorunlarını dinleyerek, raporlarla takip ediyor.
Birimin birçok projesi arasında Gençlik Merkezleri’ni ziyaret edip, gençleri karikaturize şemalarla güvenlik konusunda uyarmak, Kızılay’la birlikte kan bağışı kampanyaları yürütmek ve Sorumluluk Alanı Huzur Toplantıları ile kahvehanelerde bölge sakinlerini eğitmek yer alıyor. Özyurt, polisin gösterdiği özveriyi “biz polis olarak vatandaşın ayağına kadar gidiyoruz, böylece onların sempatisini kazanıyoruz” sözleriyle dile getirdi.
Bu özellikleriyle Erzurum’daki Toplum Destekli Polislik, suç islendikten sonra harekete geçen tepkisel güvenlik hizmetinden suç işlenmeden önce tedbir alan önleyici güvenlik anlayışını benimseyerek, Türkiye ‘de iç güvenlik sektörünün demokratik ve toplum öncelikli uygulamalarına bir örnek oluşturuyor. Sağlanan hizmetteki bu anlayış değişikliğini destekleyen Erzurum Vali yardımcısı Gürkan Polat, Toplum Destekli Polisliğin öneminin, birimin büro amirliğinden şube müdürlügü seviyesine yükseltilmesinden de anlaşılabileceğini dile getirirken, bu insiyatifin İç Güvenliğin Sivil Gözetiminin Güçlendirilmesi projesi kapsamında iyi örnek olarak değerlendirilen İspanya’da da yapılan çalışmalardan etkilenilerek güçlendirildiğini ve diğer illerde de örnek alınmasını umduğunu belirtti.
Bu yeni marka Türkiye’nin dört bir yanındaki kadınlar tarafından coşku ve takdirle karşılanırken şimdiye kadar 280 adet ürün satarak İstanbullu kadınların favorisi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Marka, Ağustos ayından itibaren İstanbul’da 7 Mudo mağazasının raflarında yerini aldı. Fiyatları 39 – 129 TL arasında değişen kıyafet ve aksesuarlar, bugünlerde İstinye Park, Akmerkez, Maslak, İçerenköy ve Profilo Alışveriş Merkezi’ndeki mağazaların özel olarak ayrılmış köşelerinde sergileniyor. Ayrıca, Bağdat Caddesi ve Nişantaşı gibi yaya trafiği yoğun bölgelerdeki Mudo mağazalarında tasarlanan özel vitrinlerle, Argande için daha da fazla ilgi yaratılması hedefleniyor. Koleksiyon, Eylül ayından itibaren Ankara'da da sergilenmeye başlanacak.
İsmini Kommagene Krallığı’nın tek tanrıçasından alan Argande markası, Türkiye’nin en büyük ve yenilikçi perakende satış şirketlerinden Mudo’nun gönüllü desteği ile üretildi. Kıyafet ve aksesuarların çizgisiyse, ünlü moda tasarımcısı Hatice Gökçe koordinatörlüğünde Ezra Çetin, Tuba Çetin, Rana Canok, Berna Canok Özay, Deniz Yeğin, Simay Bülbül, Gamze Saraçoğlu ve Mehtap Elaidi gibi Türk moda endüstrisinin önde gelen isimlerinin 9 il’e 9 modacı girişimi dahilinde biraraya gelmesiyle yaratıldı. Tamamıyla Anadolu’ya özgü motiflerin kullanıldığı tasarımlardan her birinin arkasında değişik ve ilgi çekici bir hikâye yatıyor. Mitolojik söylencelerden Hıdrellez seremonilerine, düğün geleneklerinden toprak ve doğaya kadar Anadolu’yu tanımlayan birçok unsur tasarımcılar için ilham kaynağı oldu. Kullanılan kumaş ve materyallerin tarihi ve yöresel özelliği de koleksiyonun özgünlüğüne değer katıyor. Bu tasarımlar daha sonra GAP bölgesine gönderilerek Batman ve Mardin/Ömerli’deki çok amaçlı toplumsal merkezleri (ÇATOM) bünyesinde kurulan atölyelerde 145 Güneydoğu Anadolu’lu kadına istihdam sağlayarak moda ürünlerine çevrildi.
GAP Bölgesel Kalkınma İdaresi ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ile ortak yürütülen ve İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı (SIDA) tarafından finanse edilen GAP Bölgesinde Kadınların Güçlendirilmesinde Yenilikler projesi, kadınların istihdam oranını arttırmayı, onları sosyal ve ekonomik yönden güçlendirmeyi, Güneydoğu Anadolu’ya yeni bir imaj kazandırmayı ve yenilikçi satış ve pazarlama fırsatları yaratmayı hedefliyor. Proje’de hedeflenen çıktılardan biri kapsamında geliştirilen 9 İl’e 9 Modacı girişimi, bölge kadınlarının ürettikleri ürünlerle kendi kültürel ve manevi değerlerini ulusal ve uluslararası pazarlarla birleştirmelerini amaçlıyor. Bu kapsamda, Türkiye’nin önde gelen modacıları Mudo’nun desteğiyle, bölgedeki kadınlarla yakın işbirliği içinde çalışarak Argande adıyla yeni bir marka yarattılar. Argande markası, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa ve Mersin’de toplam 17 mağazada satışa sunulacak ve daha sonra uluslararası pazarlarda yer alacak.
Argande’nin satışlarından elde edilen gelir doğrudan projeye katılan Güneydoğu Andaolu’lu kadınlara aktarılacak.
[BAGLANTILAR]
Yeşim Tekstil yayımladığı son raporda insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele alanlarında faaliyetlerini paylaşıyor.
Yeşim Tekstil, kurumsal sosyal sorumluluk konusunda örnek uygulamalarını ve raporunu paylaşmak üzere geçtiğimiz Haziran ayında İstanbul’da düzenlenen VII. Yıllık Yerel Network Toplantısı’na davet edildi. Şirket, çalışan memnuniyetini arttırmak için insanlara yatırım yaparak ve Yeşim&Tedarikçiler scorcard’ı oluşturarak, Sosyal Uygunluk Yönetim Sistemi’ni benimseyen bir kurumsal sosyal sorumluluk anlayışı geliştirdi. Bu anlayış, çalışanlara standart yaşam ücreti ödenmesini, tedarikçilerin kontrol edilmesini, birlik oluşturma ve toplu sözleşme hakkı tanınmasını ve etkili iç denetim mekanizmaları geliştirilmesini içeriyor.
2009 yılına kadar, Küresel Ülkeler Sözleşmesi Türkiye Network’üne üye olan 55 şirket İlerleme Bildirim’i raporu (COP) yayımladı. Bunların arasında Eczacıbaşı ve Koç gibi yerel holdinglerin yanında, Coca-Cola Company gibi çok uluslu şirketler de yer alıyor. Örneğin Eczacıbaşı, 2008 yılı İlerleme Raporu’nda Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin 10 ilkesini günlük iş hayatında ve uzun dönemli projelerinde nasıl uyguladığını ortaya koyuyor. İnsan Hakları ilkesi alanında, Nisan 2008’den beri 32 şehirde 5800 okulda 5 milyona yakın ilkokul öğrencisini kişisel hijyen konusunda eğiten projesinden örnekler verirken, çevreyle ilgili ilkeler adına da, 2007 yılında başlayıp, 3 yıl sürecek olan ve şirket içinde sürdürülebilirlik farkındalığını arttırıp, Eczacıbaşı’nın en fazla enerji harcayan 6 işletmesinde enerji kullanımı ve karbon salınımlarını hesaplayacak olan bir eylem programından bahsediliyor. Benzer enerji tasarrufu yöntemleri Coca-Cola Company ve ARGE Danışmanlık Şirketi’nin de İlerleme Raporları’nda yer alıyor.
BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin İlerleme Bildirimi, kurumsal sosyal sorumluluğu güvenilirlik yaratarak, gelişimi sürdürerek, ve en iyi kurumsal sorumluluk örnekleri için bir arşiv oluşturmaya katkıda bulunarak belli bir standarda oturtmaya çalışan bir sistem. Rapor aynı zamanda şirketlerin şeffaflığını belirterek, Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin 10 ilkesine ve Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne bağlılığını birçok paydaşla paylaşmasını öngörüyor.
Temmuz 2009’dan itibaren ilk İlerleme Bildirimi, Küresel İlkeler Sözleşmesin’e üye olduktan 1 yıl sonra, ve onu takiben her yıl yayımlanır. Belirli bir biçimde yazılması gerekmese de, her raporda 2 odak noktası belirlenerek, yönetimin Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne yönelik desteğinin devam edeceğini dile getiren bir beyan, Küresel İlkeler Sözleşmesi ilkelerinin uygulanması için alınan uygulamaya dönük tedbirlere ilişkin açıklama ve mevcut ya da beklenen sonuçlara ilişkin ölçümler yer almalıdır. İlerleme raporu, şirket performansının hem olumlu hem de olumsuz yönlerini gösteren dengeli bir perspektif sergilemeli, genel açıklamalardan kaçınmalı ve doğru ve güvenilir ölçüler sunmalıdır.
İlerleme Bildirimi şirketlere bir sürdürülebilirlik stratejisi belirleyip, kurumsal yönetişim ve liderlik uygulamalarını geliştirip, şirket içi iletişimi arttırama ve ilerlemeyi değerlendirme olanağı sunuyor. Rapor aynı zamanda şirketlerin kurumsal itibarlarını ve marka değerlerini geliştirerek, Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne aktif katılımcı olmalarını sağlıyarak ve işbirliği için daha fazla fırsta sunarak, paydaş ilişkileri konusunda da avantajlar sağlıyor.
Türkiye’de ilk defa Mersin’de uygulanan Kurumsal Hizmet Gücü isimli gönüllü hizmet programı kapsamında 6 farklı ülkeden 7 IBM lideri küresel ekonomik fırsatları geliştirmek, eğitim kaynaklarına erişimi kolaylaştırmak, ve çevre ve toplum sorunları üzerinde çalışmak üzere biraraya geldi.
Haziran ayında başlayan Kurumsal Hizmet Gücü (KHG) programının ilk ayağında, proje ekibi Mersin’deki Sivil Toplum Kuruluşlarıyla beraber Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Teknopark, Mersin Üniversitesi, Mersin Deniz Ticaret Odası, Turizm Platformu ve Mersin Lojistik Platformu’nun belirlediği öncelikli ekonomik sektörleri geliştirmek için 3 ekibe bölünerek 3 farklı projeye imza atıldı.
Birinci projede Mersin Üniversitesi teknoloji parkı Technoscope’la yapılan işbirliği dahilinde, üniversite araştırmacıları ile sanayiciler arasında işbirliğini teşvik ederek, bölgedeki ekonomik kalkınmayı güçlendirmek için Akademik-İşletme-Toplumu ağı kuruldu. Bu ağ ile, işletmelerin AR-GE gereksinimlerine cevap bulmak için iş dünyasını akademisyenler ve araştırma görevlileriyle buluşturmanın yanı sıra, öğrenciler ve işverenleri de biraraya getiren bir platform oluşturulması hedefleniyor. Benzer bir ağ olan “Business Angel Network” ise yenilikçi girişimciler ve işletmeler yatırım yapılmasını ve sanal bir pazar oluşturularak yatırımcıların yeni girişimcilerler tanışması ve işe alma olasılığının sağlanması öngörüyor. İkinci ekip, kurulma aşamasında olan Mersin Lojistik Parkı için Lojistik Stratejiler dosyası hazırlayarak, Mersin Lojistik Platfomu için web kapasitesi raporu hazırladı. Son olarak, üçüncü ekip, Mersin’in bölgesel turizmini geliştimek ve bu alandaki girişimleri teşvik etmek için stratejik öneriler içeren bir raporla, Mersin bölgesinde turizmi arttırmak için stratejiler oluşturulmasının yanı sıra Mersin turizm web portalı düzenlenmesini de önerdi.
Programın sonuçları, 21 Temmuz 2009’da düzenlenen bir basın toplantısıyla duyuruldu. Toplantıda konuşan Yüksek “Mersin’deki aktivitelerini tamamlayan ekip, projeyi Ekim ayında Türkiye’ye gelecek olan yeni grupla paylaşarak, program sürdürülebilirliği sağlayacak. İçtenlikle inanıyorum ki birçok yönde avantaj sağlayan ‘Kurumsal Hizmet Gücü’ programını hayata geçirme çabalarımız, başta Türkiye olmak üzere, tüm taraflara değer ekleyecektir” dedi.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Özel Sektörün İşbirliği program müdürü Hansin Doğan ise şunları söyledi: “UNDP, Yeni Binyılın Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmanın, özel işletme tarafından güdülen ve yeni işler yaratıp, yoksullara mal ve hizmet sağlayan kuvvetli ekonomik kalkınmadan geçtiğinin farkında… Digital Opportunity Trust (DOT), Devlet Planlama Teşkilatı, Özel Sektör Gönüllüler Derneği ve Mersin’deki bölgesel ortaklarımız olan Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Teknopark, Mersin Üniversitesi ve Mersin Deniz Ticaret Odası ile birlikte IBM Kurumsal Hizmet Gücü Programı’nda yer almaktan mutluluk duyuyoruz. Proje, özel sektörün Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmayı hızlandırma potansiyalinden yararlanan kuvvetli bir işbirliğinin göstergesi oldu.”
DOT başkan yardımcısı, IBM’in KHG Programı’nın küresel uygulama ortağı ve aynı zamanda proje ortağı olan Jane Jamieson; “Kuruluşlarımız, teknolojinin ekonomik ve sosyal gelişimde oynadığı kilit rol hakkında ortak bir bakış açısına sahip. Mersin’deki ilk KHG takımı, programın sadece küresel liderlik becerileri geliştirip, IBM’nin KHG katılımcılarıyla kültürler arası bir tecrübe kazandırmadığını, aynı zamanda katılımcı ülkelerin, IBM’in en zeki çalışanlarının önde gelen Bilgi Teknolojileri ve işletme tecrübelerinden de yararlandıklarını gösterdi” dedi.
Kurumsal Hizmet Gücü (KHG), IBM’nin küresel bir liderlik girişimciliği. KHG, farklı ülkeler ve işletme unite ve bölgelerinden gelen IBM gönüllü idarecilerinden oluşan takımları bir araya getiriyor ve onları, Sivil Toplum Kuruluşları, ulusal ve bölgesel ortaklarla işbirliği içinde, öncelikli ve gelişmekte olan piyasalara, önemli sosyal ve ekonomik sorunlarla uğraşmaları için yerleştiriyor. Türkiye’deki program, IBM tarafından, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Devlet Planlama Teşkilatı, Özel Sektör Gönüllüler Derneği ve Digital Opportunity Trust (DOT)’ın ortaklığıyla başlatıldı.
KHG Programı dahilinde, IBM liderleri, “dünya vatandaşı” kimliklerine bürünme ve yabancı bir ülkenin sosyal dinamikleri ile işletme politikalarını tanıma fırsatı buluyor. Mersin’deki program, yerel ortakların, kobilerin ve gençlerini IBM liderlerinin bilgilerinden ve uzmanlıklarından yararlanmalarını amaçlıyor.
[BAGLANTILAR]
Her yıl 21 Eylül Uluslararası Barış Günü’nde tüm dünyada çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Her Barış Günü etkinliği, insanlara ve toplumlara yıl boyunca kazanılan barış zaferlerini kutlamaları için fırsatlar sunmakla beraber, daha barışçıl, adil ve sürdürülebilir bir dünya yaratmak için çabaların devam ettirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bu sene Uluslararası Barış Günü için BM kurduğu internet sitesiyle ziyaretçilere dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen Barış Günü etkinliklerini bulmaları ve desteklemeleri için bir platform oluşturdu. Ziyaretçiler, sitedeki "Katıl!" sekmesine tıklayarak, düzenlenen bir etkinliğin yerini belirleyebilir veya Barış Günü etkinliklerini duyurarak bu güne nasıl katkıda bulunabilecekleri hakkında bilgi edinebilirler.
Barış Günü etkinlikleri, bir mum yakmak kadar basit veya binlerce insanın katılacağı bir Barış Konseri düzenlemek kadar karmaşık olabilir. Etkinlikler, resim ve sanat, medya, eğitim, spor ve sağlık ve dilekçeler/hükümetler konuları olmak üzere 8 başlık altında toplanıyor. Barışı kutlama önerileri arasında yerel medyayı haberlerinde çeşitli topluluklar tarafından düzenlenen barış etkinliklerine yer vermeye teşvik etmek, barış günü hakkında bir blog oluşturmak, “Küresel Barış Film Festivali”'ne bir film yollamak veya barış için fırıldak yapmak yer alıyor.
Japonya’nın Okinawa kentinde, 6 aydır devam eden ve Barış Günü’yle sona erecek olan Dünyayı Kutlama Kampanyası Barış Günü nedeniyle katılımcıların küresel işbirliğini destekleyen etkinliklerini paylaştıkları bir barış festivali düzenlenecek. Nairobi Kenya’da ise Umut Merkezi’nde gerçekleşecek bir şiir etkinliğine ev sahipliği yapacak.
Her yıl Eylül’ün 21’inde Birleşmiş Milletler Ululararası Barış Günü, bireylerin, toplumların, ulusların ve hükümetlerin, çatışmalara son vermek ve barışın önemi vurgulamak amacıyla çözümler aradığı bir gün olarak kutlanıyor. Barış Günü, bireylere, organizasyonlara ve uluslara barışla ilgili çalışmalar yürütmeleri için ortak bir gün sağlıyor. 1982 yılında, Birleşmiş Milletler kararı ile belirlenen “ Barış Günü”’nü her sene milyonlarca insan kutluyor.
100 günlük süreçte Birleşmiş Milletler kampanyayla, nükleer silahların tehlikeleri ve maaliyetlerinden yola çıkarak, silahsızlanmanın ve silahların çoğalmasını engellemenin gerekçeleri üzerine; Twitter Facebook ve Myspace gibi sosyal ağ siteleri yardımıyla farkındalığı arttırmayı hedefliyor. Genel Sekreter’e kampanyada, 1998’den beri silahsızlanmanın nedenlerini şiddetle savunan Birleşmiş Milletler barış elçisi Michael Douglas ve TV dizisi The Office’de konuya yer veren Amerikalı oyuncu Rainn Wilson da katıldı.
Silahsızlanmalayız dilekçesini imzalayarak herkes Ban Ki-moon’un dünyayı nükleer silahlardan arındırmasına destek verebilir ve silahsızlanma sebeplerini yayınlayabilir.
Ban Ki-moon silahsızlanma yolunda aşağıdaki 5 öneriyi dile getiriyor:
I. Nükleer Silahların Çoğalmasını Engelleme Antlaşması'nın tüm tarafları, özellikle nükleer silaha sahip devletler, nükleer silahları yasaklayan bir çerçeve anlaşmasına odaklanan silahsızlanma görüşmelerine girmek için üzerlerine düşeni yerine getirmelidir.
II. Nükleer silaha sahip devletler, nükleer silaha sahip olmayan devletleri, nükleer silahların onlara karşı kullanılmayacağına veya tehdit unsuru oluşturmayacağına dair temin etmelidirler.
III. Varolan nükleer düzenlemeler ve anlaşmalar (örneğin test edilmenin yasaklanması, nükleer silahsız bölgeler ve güçlendirilmiş korumalar) devletler tarafından kabul edilmeli ve etkinleştirilmelidir.
IV. Nükleer güçler, cephaneleri, patlayabilir madde stokları ve silahsızlanma konusunda elde ettikleri başarılar hakkında daha fazla bilgi yayınlamalıdır.
V. Silahsızlanmanın daha etkin hale gelmesi; silahsızlanmak için daha fazla çaba gösterilmesi, geleneksel silahlara sınırlar getirilmesi ve füzeler ve diğer silahları da kapsayan yeni silah yasakları yürürlüğe konmalıdır.
[BAGLANTILAR]
İlk Dünya İnsani Yardım Çalışanları Günü, din, ırk, milliyet ve politika gözetmeksizin yardıma ihtiyacı olan herkese yardım edilmesi idealine ne derece yaklaşıldığını yansıtmak için kutlandı. BM’nin İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Başyardımcısı John Holmes’un belirttiği gibi, “Bugün herhangi bir kriz yaşandığında insani yardım çalışanlarının olay yerine hemen gelmesinin artık doğal karşılanması, dikkate değer bir başarıdır.” Son 20 sene içinde insani yardım çalışanlarının doğal veya insan kaynaklı krizlere hızlı ve etkili bir şekilde cevap verebilirliği önemli ölçüde arttı ve İhtiyacı olanların tarafsızca yardım alması, bu kişilerin siyasi olmayan, özverili gayretleri sayesinde gerçekleşti.
Milyonlarca insana umut dağıtmalarına ve yardımcı olmalarına rağmen, insani yardım çalışanları gitgide ateş altına girerken varoluşlarını sürdürmekte de ciddi engellerle karşılaşıyorlar. Holmes, bu konuda duyduğu sıkıntıyı şöyle ifade ediyor: “İnsani yardım çalışanları, yaptıkları işin kaçırılma, veya yanlış zamanda yanlış yerde olma gibi zorluklarının ve tehlikelerinin her zaman için bilincinde olmalarına rağmen, maruz kaldıkları saldırılar artan bir şekilde kasıtlı hale gelmektedir.”
İnsani Yardım Sınır Tanımıyor
Son 20 senedir dünyadaki çatışmaların sayısında bir azalış yaşansa da, bu çatışmaların insani yönden yarattığı olumsuzluklar hala oldukça fazla ve devam eden iç çatışmalar, sivillerin yaşam ve geçimleri açısından yıkıcı nitelilerini koruyor. Yılın ilk altı ayı boyunca Sri Lanka ve Pakistan’da meydana gelen gelişmeler, küresel insani yardım sisteminin sınırlarını bulanıklaştırıyor. İlk birkaç ay içerisinde Pakistan’da yaklaşık iki milyon insan yerinden edilmiş, neredeyse 300,000 kişiyse yardıma muhtaç ve hareket özgürlüğünden yoksun olarak halen yaşadıkları kamplara geçmek durumunda kalmıştır.
Ayrıca, Darfur, Somali, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Filistin Bölgesi’nde uzun süredir devam eden çatışmalar, halen milyonları etkilemeye devam ediyor. Darfur’da beşinci yılına ulaşan insani operasyon, halen 4.75 milyon sivile yardım sağlıyor. Benzer şekilde Somali’de ise 3.25 milyon insan vahim olarak yardıma muhtaç durumda.
İklim değişikliğinden kaynaklanan doğal afetler, özellikle Asya’daki fakir insanlar için korkunç sonuçlar doğuruyor. Geçen yıl Nergis Kasırgası sebebiyle Myanmar’da 140.000 kişi hayatını kaybederken, 2 milyon kişi de insani yardıma muhtaç kaldı. Benzer olaylar Güney Amerika’da da yaşanmakta ve John Holmes’un da dediği gibi, “en çok acı çekenler her zaman en fakir kimseler ve en hazırlıksız ülkeler” olmakta. Halihazırda varolan tehditlere eklenen sürekli yoksulluk, gıda ve finans krizleri, su ve enerji kıtlığı, göç, nüfus artışı, kentleşme ve salgın hastalıklar gibi yeni tehditler, insani yardıma olan ihtiyacı giderek arttırmakta. Kayıtlara göre birbirini izleyen son iki sene, insani yardım çalışanları için en ölümcülleri oldu. BM ve STK’ların bayrak ve amblemleri ise artık koruma sağlamak yerine provokasyona teşvik ediyor ve dünyanın her yanından insanlar, kendilerini yardıma muhtaç bırakan zorluklarla karşılaşmaya devam ediyor.
Bu ilk Dünya İnsani Yardım Çalışanları Günü bir bakıma başkalarına yardım ederken hayatlarını kaybetmiş insani yardım çalışanlarının anısına ithaf edildi. Bu profesyonellerin arasında 19 Ağustos 2003’te diğer 21 meslektaşıyla birlikte Bağdat’taki Canal Hotel’de hayatını kaybeden Sergio Vieira de Mello da bulunuyor. Kutlamaya katılanlar, de Mello hakkında “Birçok yerdeki yardım çabalarımız artan şiddet olayları ve çalışanlarımıza düzenlenen kasıtlı saldırılar yüzünden sınırlansa bile, onun anısı bugün insani yardım işiyle uğraşan bizler için bir esin kaynağı olmalı” şeklinde görüş bildirdiler.
John Holmes 19 Ağustos’taki konuşmasını “Bu ilk Dünya İnsani Yardım Çalışanları Günü’nde şimdiye kadar elde edilen başarıları kutlarken, artan ihtiyaçlardan ötürü karşılaştığımız büyük zorlukları da hatırlamalı; bağımsızlık, nesnellik ve tarafsızlık gibi temel insani prensiplere saygı gösterilmesi için daha fazla çalışmalı ve insani yardım çalışanlarının güvenliğini sağlamak için harekete geçmeliyiz” diyerek tamamladı.
[BAGLANTILAR]