Sayı: 44
Toplantının amacı sadece paydaşların projenin hedefleri ve faaliyetlerinin belirtilmesi değil; aynı zamanda Türkiye’nin İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planını geliştirmede gelecekteki çok paydaşlı işbirliği için takım kurma sürecini başlatmak olarak belirlendi.
Toplantı İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Giles Portman’ın iklim değişikliğini 21.yüz yılın en büyük sorunu olarak tanımladığı konuşmasıyla başladı. Portman, Türkiye’de değişen yağış oranlarının tarım alanlarını etkileyeceğini, turistik alanlar başta olmak üzere sahil şehirlerinin erozyon ve sel riski altında olduğunu ve yakın gelecekte Türkiye’nin güneyinin fark edilir şekilde kuraklaşacağını belirtti. Portman, İngiltere’nin kendi hedeflerinin yanı sıra Avrupa Birliği’nin de iklim değişikliği alanındaki hedeflerini tutturmakta koordinasyon sağlamak için yeni bir Enerji ve İklim Değişikliği Bakanlığı kurduğunu ve 2050’ye kadar salınımları %80 azaltmak üzere İngiltere’de yasal bağlayıcılığı olan bir ulusal sözleşme yaptıldığını anlatarak; İngiltere’nin bu süreçteki katkılarına dikkat çekti. İklim değişikliğinin İngiliz Hükümeti’nin dış politikasında ilk dört konu içerisinde yer aldığını vurgulayan Portman, Türkiye’nin de İngiliz hükümeti için öncelikli ülkeler arasında olduğunu söyledi. İngiltere’nin, geçen sene Dışişleri Bakanlığı tarafından başlatılan İngiltere - Türkiye İklim Değişikliği Diyaloğu’yla Türkiye’nin düşük-karbon ekonomisine geçişini desteklemek konusunda çok istekli olduğunu da ekleyen Portman konuşmasına İngiliz Büyükelçiliği’nin bu konudaki çabalarını anlatarak son verdi.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Mukim Temsilci Yardımcısı Ulrika Richardson - Golinski ise konuşmasına küresel iklim değişikliğinin etkileriyle mücadeleye ve UNDP’nin önemli odak noktalarından biri olan sürdürülebilir kalkınma yolları yaratmaktan söz ederek başladı. UNDP’nin 2007/2008 yılı “İklim Değişikliğiyle Mücadele” İnsani Kalkınma Raporu’nu referans alan Golinski, iklim değişikliğinden kaynaklanan insani kalkınma sorununun büyüklüğüne dikkat çekti. Dünyada halen asgari düzeyde temiz suya erişimi olmayan 1.1 milyar insanın olması gibi çarpıcı örnekler sunan Golinski, uzun süreli işbirliği ile iklim değişikliği uyum sürecini geliştirmenin yanında finans, teknoloji ve kapasite oluşturmanın önemini belirtti. Golinski projenin sonuçlarının Türkiye’nin Aralık ayında yapılacak Kopenhag görüşmelerine katılımını da kolaylaştıracağının altını çizdi. Son olarak Richardson-Golinski, İngiltere tarafından sağlanan desteğin iklim değişikliğiyle mücadele alanında uluslararası işbirliğine önemli bir örnek teşkil ettiğini söyledi.
Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Recep Şahin ise Kyoto Protokolü’nün ilk anlaşma sürecinde Türkiye’nin sera gazı salınımını azaltmaya yönelik herhangi bir taahütte bulunmamasına rağmen; politika, mevzuat ve kurumsal yapılanma anlamında çok ciddi çaba harcadığını anlattı. Türkiye’nin temiz enerji kaynaklarını etkin hale getirdiğini söyleyen Şahin, bunun yanı sıra hidroelektrik ve rüzgar enerjisi potansiyellerini kullanımda adımlar atıldığını, enerji verimliliği ve tasarrufuna önem verildiğini, katı artıkları ortadan kaldırma ve kirli suları arıtma hedeflerine ulaşmak için çalışmalar yapıldığını kaydetti. Türkiye’nin iklim değişikliği düzenlemelerine ilişkin sürece katkı sağladığını da sözlerine ekleyen Şahin, son olarak Türkiye’nin İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planının Geliştirilmesi Projesi’nin amacının düşük karbon geliştirme prensiplerinin Türkiye’nin kalkınma politikalarına tanıtmak ve azaltmayı teşvik ederek uluslararsı antlaşmalara gerçekçi taahütlerle uyum sağlamak olduğunu söyledi ve planın uluslararası Kyoto sonrası sürece Türkiye’nin aktif katılımını sağlayacağını da aktardı.
Proje Yöneticisi Deniz Gümüşel projenin başlıca amacının sağlam, kapsamlı ve bütünleştirilmiş bir Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı geliştirerek Türkiye İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu’na sunulmak üzere ulusal bir politika oluşturmak olduğunu söyledi. Geçmişte yapılan aktiviteler ve projenin beklenen sonuçları hakkında detaylı bilgiler sunan Gümüşel, Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı’nın bir çok sektörle ve disiplinle tüme dayalı bir yaklaşımla geliştirilmesi gerektiği anlattı. Ayrıca çeşitli paydaşlar arasındaki uzun süreli iş birliği, stratejik planlama ve proje/program döngü yaklaşımının Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı geliştirmede çok önemli olduğunu vurguladı.
[BAGLANTILAR]
İşsizliğin getirdiği sayısız problemi hafifletebilmek için Birleşmiş Milletler (BM) ajansları Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ile ortaklaşa Herkese İçin İnsana Yakışır İş: Antalya’da Gençlik İstihdam Programını başlattı.
Temmuz ortasında Antalya’da düzenlenen tanıtım toplantısında İŞKUR Genel Müdürü Namık Ata kurumun istihdam politikaları ve projelerinden bahsederek BM ile yakın işbirliği içinde çalıştıklarını vurguladı.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Mukim Temsilci Yardımcısı Ulrika Richardson-Golinski konuşmasında devam eden ekonomik kriz ortamında gençliğe istihdam sağlanmasının Binyıl Kalkınma Hedeflerine ulaşılmasındaki önemini belirtti. Golinski, programın özellikle “istihdam politikalarında genellikle gözardı edilen genç kadınları ve dezavantajlı gençlği” hedef alacağını açıkladı. Antalya’nın pilot il olarak seçilmesinde şehirdeki İŞKUR şubesi ve aktif belediye meclisinin yanısıra mükemmel bir paydaş yapısına sahip olmasının da etkili olduğunun altı çizildi.
Katılımcılara Antalya’nın Türkiye’nin en yoğun göç alan ili olduğunu hatırlataran vali yardımcısı Mehmet Seyman, gençliğin istihdamı konusunda en büyük sorunun sektör ihtiyaçları ve mevcut insan kaynakları arasındaki uçurum olduğunu söyledi.Seyman Antalya’da Türkiye İş Kurumu ve sivil toplum kuruluşları ile mükemmel bir işbirliği sağlandığını, bu nedenle BM Ortak Programı için Antalya’nın ideal bir pilot bölge olduğunu da ekledi.
UNDP Yoksulluğun Azaltılması Program Yöneticisi Berna Bayazıt sunumunda program hedeflerini Ulusal Gençlik İstihdamı Eylem Planı’nın hazırlanması ve uygulanması, işverenlerin taleplerini yansıtacak ve genç kadın ve erkeklerin istihdam edilebilirliklerini arttıracak bilgi altyapısının geliştirilmesi, uzun vadeli bir Mesleki Görünüm modelinin hazırlanması, yerel ortaklara göç etmiş ailelerden olanları da içeren genç kadın ve erkekleri hedefleyen istihdam hizmetleri sağlama konusunda destek verilmesi, İŞKUR’un teknik ve idari kapasitesinin geliştirilmesi, ve göç ve göçün istihdam üzerindeki etkileri konusundaki farkındalığın arttırılması olarak sıraladı.
Bayazıt’ın sunumunu takiben yapılan tartışmalar, yerel ortakların programa müdahil olmaları ile sağlayacakları katkı üzerine yoğunlaştı. Bunun yanısıra Akdeniz Üniversitesi Girişimcilik Merkezi’nin sürece katılması, engelliler için de istihdam önlemlerinin Program kapsamında geliştirilmesi ve özellikle tarım sektörünün göçle gelmiş aileleri barındırması nedeniyle özellikle sürece ne şekilde dahil olacağı da masaya yatırılan konular arasında yer aldı.
Açılış toplantısı ile Ortak Program çerçevesinde ilk olarak bir Ulusal Gençlik İstihdamı Eylem Planı’nın geliştirilmesiyle ilgili çalışmalar başlatılmış oldu. . Bu Eylem Planı’nın uygulanması için kapasite geliştirme programlarıyla beraber Antalya’da da göçle gelen ailelerden genç kadın ve erkekleri de hedefleyen istihdam programlarının geliştirilmesi için ilgili tüm BM kuruluşlarının desteğiyle faaliyetler gerçekleştirilecek.
Ortak programı İŞKUR ile beraber yürütecek BM ajansları Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Uluslarası Çalışma Örgütü (ILO), Uluslarası Göç Örgütü (IOM) ve Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) olarak belirlendi.
[*] TUİK Hanehalkı İşgücü Araştırması Mart 2009 Dönemi Sonuçları
[BAGLANTILAR]
UNDP’nin Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma ekibinin düzenlendiği toplantıda Türkiye’deki elçilikler günlük iş hayatında kullandıkları çevre dostu uygulamaları tanıtmak ve birbirleriyle paylaşmak amacıyla bir araya geldiler.
Yeşillendirme için Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Krallıklar, İtalya ve Avrupa Komisyonu Temsilciliği’ni de içeren çeşitli elçiliklerde uygulanan ortak uygulamalar anlatıldı. Bu uygulamalar, geri dönüşüm, enerji tasarrufu, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ve elçilik çalışanları arasında farkındalığı arttırmak gibi ana başlıklar altında toplanıyor.
Çevreye katkıda bulunmak için alınan önlemler arasında geri dönüşüm kutularının sayısının arttırılması ve büyükelçilik binasının çevresinde uygun yerlere konulması, kullanılmadığında ışıkların söndürülmesi için hatırlatıcı yapıştırmılar hazırlanması, pişirme yağlarının dönüştürülebilir biyodizel olarak kullanılması, güneş panelleriyle su ısıtma ve bitkiler için gübre kullanımı da yer alıyor.
Elçilikler tarafından yaygın olarak kullanılan bir başka yöntem de çevresel satınalma stratejisi. Çevresel satınalma elçilik binalarında kullanılan ürünlerde enerji verimliliği olan ampüller, doğada yok olan poşetler ve çevre dostu temizlik maddeleri gibi ürünleri satınalmayı kapsıyor. Hatta İngiliz Büyükelçiliği, elektrik faturalarından enerji tüketimini belirleyerek karbon ayak izini hesaplatıyor. Yeni kurulan yeşil takım elçiliğin karbon ayak izini %5 oranında azaltmayı hedefliyor. Avrupa Komisyonu, şirketlerin ve diğer organizasyonların değerlendirme, raporlama ve çevresel performanslarını geliştirmek için kullandıkları yönetim aracı olan Ekolojik Yönetim ve Denetleme Sistemi (EMAS)’ı kullanmaya başladığını paylaştı. Avrupa Komisyonu aynı zamanda kirliliği önlemek ve enerji, su ve kağıt gibi ofis kaynaklarının etkili kullanılmasını sağlamak için bir takım önlemler alarak ulaştırmada olduğu gibi ofis binasında da toplam CO2 salınımını azaltmaya çalışıyor. Yeşillendirme projelerini destekleyerek ve eğitimlerle ofis çalışanlarına enerji tasarrufuyla ilgili sürdürülebilir davranışlar kazandıran Avrupa Komisyonu, çevresel farkındalığı arttırmayı hedefliyor.
Elçiliklerin sunumları için lütfen tıklayınız.
Toplantıdan sonra kendi aralarında konuyu tartışan çeşitli elçiliklerden gelen temsilciler, Birleşmiş Yeşil Lig Türkiye (ULG-T) adı altında birleşerek Mamak Katı Atık Yönetim Merkezi ve Ankara nehrine çevresel değişimleri takip etmek amacıyla Ağustos ayında geziler düzenlemeyi kararlaştırdılar. Bunların yanında elçiliklerin karbon ayak izlerini hesaplayıp sonuçları kendi resmi web sayfalarında yayımlamaları ve yeni oluşturdukları ULG-T girişimini Türkiye Büyük Millet Meclisi, belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarına tanıtmaları da toplantıda ortaya çıkan fikirler arasında yer aldı.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından Temmuz 2009’da başlatılan Birleşmiş Yeşil Lig Türkiye Girişimi (ULG-T), elçilikler arasında ağ oluşturmayı hedefliyor. Girişimin bir sonraki toplantısı Eylül 2009’da yapılacak.
Ankara için konuşursak çok temel yaşamsal hizmetlerin sağlanması lazım. Hava, su, toprak kalitesi, gürültü gibi çok temel çevresel konuların dikkate alınmadığını hatta çoğu zaman ihmal edildiğini görüyoruz.
Örneğin, Ankara başkent olmasına rağmen Avrupa standartlarına uygun bir depolama sistemi yok. Bunun dışında çöp ayrıştırma, bunları kullanılabilir kaynaklara dönüştürme gibi herhangi bir yaklaşım da mevcut değil. Hava kirliliği son yıllarda inanılmaz derecede arttı. Bu özellikle de doğalgaz kullanımından doğan bir sıkıntı. ODTÜ’nün yaptığı bir araştırmaya göre hava kirliliği 90’lı yıllardaki seviyeye ulaştı. Bunların dışında Ankara Çayı, Ankara’nın sembolü haline gelebilecek ve çok iyi değerlendirilmesi gereken bir kaynak olmasına rağmen açık bir kanalizasyon olarak kullanılıyor. Bu da ciddi bir halk sağlığı tehdidi oluşturuyor.
Sizce ne yapılabilir?
Çevre konularına öncelik vermek lazım. Tüm belediyelerin bu tür sorunları gündeme alması gerekiyor. Genelde çevre sorunları ancak çözülmez hale geldiğnde harekete geçiliyor oysa sorunları çözmek için belediyeler ve vatandaşların ortak hareket etmesi, bu tür girişimlerin de herkes tarafından desteklenmesi lazım.
Mesela Ankara Çayı’nın kapalı yerlerinin açılıp doğal akan bir nehir haline gelmesi, Ankara için önemli bir prestij sembolü olur. Bunlar biraz altyapı yatırımı, biraz çalışmayla olacak şeyler. Belediyeler bunu karşılayacak yeterli kaynağa sahip.
Bunun yanı sıra etrafımızdaki doğal güzellikler rekreasyon amaçlı değil de doğal yapıları ve karakterleri korunarak insanların hizmetine sunulabilir. Son olarak da her yeri betonlaştırma zihniyetinden vazgeçmek lazım.
Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye yönelik yıllık çevre fonu ne kadar?
Bizim çevreye yönelik ayırdığımız bütçe yaklaşık 100 milyon Euro.
Bu fonlar ne tür projelerde kullanılıyor?
70 – 80 milyon Euro civarı altyapı projelerinde kullanılıyor. Geri kalan kısmı ise teknik destek, eğitim ve bilinçlendirme amaçlı kullanılıyor.
Son olarak, toplantı hakkında ne düşünüyorsunuz? UNDP ne gibi bir katkıda bulunabilir?
Çevre konusunda Ankara çok bakir bir alan olduğu için yapılbilecek projelerin sonu yok. UNDP böyle bir toplantıya öncülük ederek, elçiliklerin Ankara yönetimiyle toplantılarında ya da resepsiyonlarda çevre meseleleri konusunda daha baskın bir tutum sergilemeleri gerekir.
İnsanların çevresinde gelişen sosyal medya etkili bir iletişim yöntemi olmakla beraber, ortak ilgi alanları paylaşan çok sayıda insana devamlı bir etkileşim içinde olma fırsatı sunuyor; bu nedenle UNDP sosyal medyaya her geçen gün daha fazla önem veriyor. UNDP sosyal medya yoluyla sadece insan hakları olgusunu internette kültürel alanlarda yaymakla kalmayıp; aynı zamanda bu potansiyelden küresel konuların büyük ölçekli mobilizasyonunu sağlayarak yararlanıyor. Başka bir deyişle, yeni sosyal medya UNDP’nin değerlerini yayma ve sosyal hareket için ağ oluşturma gücüne sahip.
UNDP Twitter'da
Twitter, kullanıcılarının ‘tweet’ (cıvıltı) diye bilinen mesajlar göndermesine ve başkalarının mesajlarını okumasına olanak veren bir sosyal ağ ve küçük ölçekli web günlüğü hizmeti. ‘Tweet’ terimi profil sayfasında görünen 140 karakterlik mesajlar için kullanılıyor. Tweetler, yazarın sayfasına üye olan ‘takipçi’lere anında ulaşıyor. UNDP’nin küresel haber güncellemeleri Twitter’da sıklıkla yapılıyor ve 1,723 üye tarafından takip ediliyor. Üyeler ‘tweet’lerin sonundaki bağlantıya tıkladıklarında doğruca haber metnine yönlendiriliyorlar.
UNDP'yi Twitter'dan takip etmek için lütfen tıklayınız.
Hayranı ol: UNDP Facebook'ta
UNDP’nin Facebook’da en son aktivitelerine, örneğin Picture This: Caring for the Earth Campaign’e yorum yapabilecek yaklaşık 6,500 hayranı var. Ayrıca facebook saydasında UNDP’ye ait videolar ve belgelere de kolaylıkla ulaşılabiliyor.
‘Hopenhagen’ adındaki site dünyanın her yerinden insanlara “Daha iyi bir dünya için size ne umut veriyor?” sorusuna Twitter’daki mesaj sistemi gibi, en fazla 45 karakterden oluşan bir cevap yazma imkanı sunuyor.
‘Hopenhagen’, Birleşmiş Milletler’in, Uluslararası Reklam Birliği ve dünyanın önde gelen reklam, pazarlama ve medya kuruluşlarının oluşurduğu bir koalisyonla beraber dünya vatandaşlarının liderlerinin dünya ve gelecek için doğru kararlar vermelerini sağlamak için oluşturduğu bir hareket.
İnternet sitesinde insanlar mesaj yazdıkça, daha önce yazılmış tüm cevaplar yukarıdan aşağıya doğru inmeye başlıyor. Etkili bir iklim sözleşmesi oluşturmak için 45 karakterlik bir ifadeden çok daha fazlası gerekiyor ama hareket, dünya liderlerinin üzerine anlamlı bir değişim için mutabakata varmaları konusunda ne kadar baskı uygulanırsa, sonucun da o kadar etkili olacağını savunuyor.
The Global Impact and Vulnerability Alert System (GIVAS), gerçek zaman bilgi sistemiyle, küresel krizin korunmasız toplumları etkilediği anı, otoritelere anında bildirerek, var olan bilgi boşluğunu doldurmayı hedefliyor.
Alarm sistemi, olası zorlukların birden fazla boyutta yaratacağı zor durumları takip ederek, dış etkenler nedeniyle ortaya çıkan ya da daha da kötüleşen korunmasızlıklara karşı erken önlem alınmasını sağlayacak.
GIVAS'ın başlıca işlevleri arasında:
[BAGLANTILAR]
Potansiyel işbirliği yolunda ilk adım, Haziran sonunda Adana’da gerçekleştirilen açılış toplantısıyla atıldı. Toplantıda %30’u kadın olmak üzere sanayi kuruluşlarından, STK’lardan ve devlet kurumlarından toplam 120 katılımcı yer aldı.
Adana Sanayi Odası (ADASO) başkanı Ümit Özgümüş yaptığı konuşmada, Türkiye’nin, mevcut AB mevzuatıyla uyumlu olacak yeterli altyapı ve çevre politikaları geliştirmesi gerekliliğinin üzerinde durdu.
UNDP Türkiye Mukim Temsilci Yardımcısı Ulrika Richardson-Golinski, projeden bahsederken kalkınmada karşılaşılan zorlukların, aktörlerin tek başlarına baş edemeyeceği kadar zor olduğunu, bu sebeple ortaklığın şart olduğunu belirtti. Golinski, çevre yönetiminin öneminin altını çizerek, ticari kuruluşların ekonomi ve çevre arasında bir tercih yapmak zorunda olmadıklarını, çevreye yapılan yatırımın, ekonomiye de katkı sağlayacak bir çözüm olduğunu vurguladı. (Golinski'nin konuşmasını İngilizce metni için lütfen tıklayınız).
ADASO başkanı Özgümüş, AB üyelik sürecinde çevresel uyum için gerekli altyapı yatırımının 60 milyar dolar olacağını söyledi. Bu yüksek maliyetlerin, toplantıda önerilen mantıksal bir çerçeve dahilinde etkili bir iş planı oluşturularak ve bütçe değerlendirmesi yaparak oluşturulacak proje dokümanlarıyla düşürülebilebileceği dile getirildi.
Endüstriyel simbiyoz karşılıklı fayda ile sonuçlanacak, iki veya daha çok tarafın bir araya geldiği, etkin kaynak kullanımını sağlayan ortaklıklara verilen addır. Şu anda Türkiye’de yaygın ve sistematik bir şekilde uygulanmamasına rağmen, Danimarka, İsveç ve İngiltere’de sanayicilerin birbirlerinin doğal kaynaklarından, altyapı ve iş gücünden yaralandığı endüstriyel simbiyoz örnekleri mevcuttur. Simbiyoz çerçevesinde kurulan ilişkiler sayesinde hem ekonomik, hem çevresel avantajlar elde edilebilir. 2008 yılı sonunda başlatılan İskenderun Körfezi’nde Endüstriyel Simbiyoz Programı Devlet Planlama Teşkilatı’nın desteğiyle, UNDP tarafından yürütülmekte ve Adana Sanayi Odası (ADASO) tarafından uygulanmaktadır.
Büyüyen ortaklıklar
Toplantının ertesi günü, 30 sanayicinin katılımıyla, bir çalıştay gerçekleştirildi. Çalıştayda madde girdi-çıktıları, atık, enerji, su, atık su gibi konular tartışıldı ve endüstriler arası potansiyel simbiyoz ilişkileri kuruldu. Buna ek olarak, endüstrilerdeki olası sinerjileri belirlemek amacıyla, çevre yönetimi, bilgi yönetimi, ekipman ve lojistik konuları da ele alındı. Ayrıca, bu sinerjilerde yer almasının yararlı olacağı düşünülen diğer gerekli ortaklar belirlenerek, bu ortaklıklarda yaşanabilecek muhtemel sorunlar da masaya yatırıldı.
Çalıştay sonucunda, sanayiciler, hammadde/atık dönüşümü, lojistik ve benzeri. konularda ortaklık kurdular. Bununla beraber katılımcılar, sanayilerin bireysel olarak üstesinden gelemeyeceği konularda, sanayicilerin ve önemli paydaşların problemleri çözmesi üzerine oluşturulması gereken karşılıklı bir platform kurulması gerektiğini öngördüler ve bu platformun yapısını görüşmek üzere kendi istekleriyle çalıştayın süresini uzattılar.
Sanayiciler arasında ortaklığı teşvik eden çalıştay değişik sanayiler arasındaki potansiyeli açığa çıkararak oldukça önemli sonuçların tartışılmasına elverişli bir ortam sağladı.
Durgun ve kısmen gerilemekte olan ekonomik şartlara odaklanan Binyıl Kalkınma Hedefleri 2009 Raporu azalan kaynakların, gelişmekte olan ülkeler için daralan ticaret fırsatlarının ve yardım yapan ulusların fonlarında kesintilerin ilerlemeyi önemli biçimde tehdit ettiğini ortaya koyuyor. Aynı zamanda, iklim değişikliğinin zarar verici etkilerinin hem zengin hem de yoksul toplumlarda artarak hissedilmeye devam ettiğine de dikkat çekiyor.
Örneğin 2009’da, krizden önce beklenenden 55 ila 90 milyon daha fazla insanın mutlak yoksulluk yaşayacağı tahmin ediliyor. 1990’dan 2007’ye çocuk beslenmesi konusundaki yetersiz ilerleme, 2015 hedefini tutturamayacağı gibi, artan yemek fiyatları ve ekonomik çalkantılardan da olumsuz etkilenecek. 2008’in ikinci yarısında uluslararası yemek fiyatlarında düşüş olmasına rağmen, bu fiyatlar dünyanın birçok yerindeki insan için hala karşılanamayacak kadar yüksek.
Süregelen krizler aynı zamanda doğrudan olmasa da kadın isthidamı karşısına yeni engeller çıkartarak cinsiyet eşitliği alanındaki ilerlemelerin de önüne geçecileceğinin sinyallerini veriyor. Rapora göre ormanları yok olan bölgelerin artması ve türlerin neslinin tükenmesi tehlikeli boyutlara ulaşmışken ve bir yandan da küresel su krizi patlak vermek üzereyken, ekonomik sıkıntı zaten hassas olan küresel çevrenin üzerinde baskı oluşturmaya devam edecek.
Raporda olumsuzluklardan en önemlisi de gelişmekte olan ülkelere yapılan yardımın dünya çapındaki finansal kriz nedeniyle kısılacak olması ve bunun sadece ilerlemeyi durdurmakla kalmayıp bugüne kadar elde edilen bazı kazanımları da tersine döndürme ihtimali olarak vurgulanıyor.
Ne var ki rapor, bu karanlık tablonun küresel toplumun cesaretini kırmaması gerektiğini, ve 2008’de gerçekleşen ekonomik değişimlerden önce birçok ülkenin ve bölgenin olumlu yönde ilerlemeler kaydettiğini ortaya koyuyor:
İlerleme yolunda elde edilen bu başarılar hedeflere hala ulaşılabileceğini gösteriyor. Rapor, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin temelini oluşturan yoksulluğun olmadığı bir dünya yaratmanın küresel çabaların odağı olmaya devam etmesi gerektiğini savunuyor ve şu çözümleri öneriyor:
Sonuç olarak, sürekli finansman sağlamayı garanti eden yapısal değişikliklere ve güçlü siyasi sözleşmelere ihtiyaç duyan ilerleme giderek durgunlaşıyor. Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak için kalkınma gündeminin büyümeyi canladırmayı ve küresel ekonomiyi tekrar yapılandırmayı öncelik haline getirmesi gerekiyor. Gündemin başında iklim değişikliği sorunu yer alıyor. Bu hedeflere ulaşmak aynı zamanda geride kalmış kırsal toplumlar, aşırı yoksul haneler ve etnik azınlıklar gibi dünyanın ortak geleceğini şekillendirecek nüfuslara odaklanılmasını gerekli kılıyor.
Kullanmadığınızda bilgisayarınızı kapatarak yılda 90 kg karbon dioksitten tasarruf edebilirsiniz. Ekran koruyucu kullanmak yerine bilgisayarınızı bekleme moduna alarak enerji tassarufu yapın.
Başka ipuçları için StopGlobalWarming.org sitesini ziyaret edebilirsiniz.