Sayı: 43
Küresel İlkeler Sözleşmesi Direktörü Georg Kell Yedinci Yıllık Yerel Network Toplantısı'nda krizlerin risk almaya ve cüretkarlığa davetiye çıkardıkları için yeni fırsatlar oluşturduğunu ve Birleşmiş Milletler'in de desteklediği Sorumlu Yatırım İlkelerinin uzun dönemli performansı etkilemekte rol almasının tam zamanı olduğunu söyledi ve ekledi: “80'den fazla ülkedeki Küresel İlkeler Sözleşmesi Ağları, sorumluluk sahibi bir iş dünyasını geliştirmek olan misyonumuzun kalbini oluşturuyor."
İstanbul Sabancı Center'da düzenlenen toplantıya dünyanın bir çok yerinden katılan Yerel Network temsilcileri, sivil toplum, hükümet ve iş dünyasının önde gelenleri BM Küresel İlkeler Sözleşmesinin ilkelerini yüzyılın en zorlu ekonomik krizine rağmen geliştirmenin yollarını aradılar.
Toplantının gündeminde Küresel Sözleşmenin etki alanları olan insan hakları, çalışma koşulları, yolsuzlukla mücadele ve çevre duyarlılığı çerçevesinde uzun vadeli sürdürülebilirlik yaratma ve kurumsal sosyal sorumluluk geliştirme gibi konular yer aldı. Buna ek olarak Yedinci Yıllık Yerel Network Toplantısı’nda katılımcılara, İlerleme Bildirimlerini (COP) geliştirecek bir rehber de tanıtıldı.
İstanbul’daki toplantıya iki gün boyunca 77 ülkeden toplam 350 kişi katıldı. Geçen sene Bonn’da 70 ülkeden 220 katılımcıyla gerçekleşen toplantıya oranla, katılımcı sayısı %60’lık bir artış gösterdi.
BM Küresel İlkeler Sözleşmesi Yönetim Kurulu üyesi Mary Robinson, açılış konuşmasında şunları kaydetti: Seneye Küresel İlkeler Sözleşmesinin 10.yılını kutlayacağız. Devam eden ekonomik ve finansal kriz, ilkeleri, değerleri ve sorumluluklarımızı küresel piyasalarla bütünleştirmenin aciliyetini ve önemini daha da arttırıyor. İşte bu yüzden elimizdeki zamanı gelecek için plan yapmaya kullanmalıyız.”
Toplantıda bir sunum yapan Barselona Destek Ofisi Evrensel Kültürler Derneği Forumu Genel Yönetmeni Mireia Belil “Toplantının olağanüstü katılımcı sayısıyla gerçekleşmesi, hepimizin ciddi anlamda yeni bakış açıları edinmemizi ve değişik yöntemleri öğrenmemizi ve aynı zamanda yerel uluslarası topluluklarlı nasıl dengelememiz gerektiğini gösterdi” dedi.
Toplantının kapanışında saydamlık ve güvenirliliğe duyulan ihtiyacın yanısıra Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin vizyonunu ve ilkelerini günlük iş hayatına entegre etmenin hızlandırılması gerektiği konusunda da fikir birliğine erişildi.
Bir sonraki Yıllık Yerel Network Toplantısı, 24-25 Haziran 2010’da Küresel İlkeler Sözleşmesi Liderler Zirvesi’yle aynı zamanda New York’ta gerçekleşecek.
Etkinliğin ana konuşmacısı New York Ofis’inden İlerleme Bildirimi uzmanı Oliver Johner şunları kaydetti: “İlerleme Bildirimi BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin saygınlığını koruyan başlıca unsurlardan biri. Buna ek olarak, İlerleme Bildirimi, şirketlerin performansını arttırmanın yanı sıra esin ve öğrenim kaynağı.”
Küresel İlkeler Sözleşmesinin bir koşulu olan İlerleme Bildirimi, sözleşmenin 10 ilkesinin uygulandığına ve Binyıl Kalkınma Hedeflerine destek verildiğine dair yatırımcılar, müşteriler, sivil toplum ve hükümetlere karşı bir bildirge niteliği taşıyor.
İş dünyasından katılımcılar her sene İlerleme Bildirimini BM Küresel İlkeler Sözleşmesi internet sitesinde yayınlamak ve genel anlamda şirketin pay sahipleriyle paylaşmakla yükümlüler. İlerleme Bildirimi, katılımcının BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin 10 ilkesine bağlılığını gösteren önemli bir belge olduğu için İlerleme Bildirimi politikasının çiğnenmesi katılımcının bir sure sonra Sözleşme’den çıkarılmasına kadar gidebiliyor. İlerleme Bildirimi, şirketin varolan iletişim yöntemleriyle aynı doğrultuda olmalı. Bildirimin formatı esnek olmakla beraber, 3 önemli unsuru barındırmalı: Yönetim Kurulu Başkanın’ın açıklaması, Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin uygulandığını gösteren faaliyetlerin tanımlanması ve son olarak sonuçların ölçülmesi.
Etkinlik Mikado Danışmanlık’ın kurucu ortaklarından Serra Titiz’in şu sözleriyle son buldu: “Bugün kurumsal sorumluluk bir ayrıcalık değil, bir beklenti. Raporlamanın da özverili ve planlanmış bir kurumsal sorumluluk stratejisinin ayrılmaz bir parçası olması gerekir.”
Business Call to Action 2007 yılında Birleşik Krallıklar Başbakanı Gordon Brown ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarafından özel sektörün 2015 yılına kadar Binyıl Kalkınma Hedeflerine ulaşılmasında uluslarası topluluğa daha fazla destek sağlamasını teşvik etmek üzere hayata geçirildi.
BCtA’nın temel hedefi Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ilerlemeyi hızlandırarak gelişmekte olan ülkelerde çalışan ve ticaret yapan şirketlerin işleyiş şekillerini bu ülkelerde yaşayan insanların hayatlarını iyileştirmek için uyarlayıp kendi uzmanlık alanlarını da ticari başarı elde etmeye yönelik kullanmaları için teşvik etmek.
Girişimi Yerel Network Ek toplantısında tanıtan UNDP Özel Sektörle İşbirliği Program yöneticisi Hansın Doğan şunları söyledi: “Türkiye’de halihazırda iş olanakları yaratıp refahı arttıran birçok şirket var. Bu şirketler BCtA yoluyla diğer şirketlere esin kaynağı olup, onların da kendi stratejilerini aynı doğrultuda şekillendirmelerine örnek olabilirler... BCtA tüm işletmelerin yatırımlarını iş olanakları yaratmaya, daha ulaşılabilir ürünler üretermeye ve yeni teknolojiler geliştirmeye yönlendirerek bu yolla insanların yaşam kalitelerini arttırmalarını ve yoksulluğu azaltmalarını destekliyor.”
Kurak alanlarda su miktarının azalması, şimdiden su sıkıntısı çeken bir milyar insanın temiz suya ulaşmasının imkansızlaşması, dünya üzerinde salgın hastalıkların artması, tarımsal verimliliğin düşmesi, türlerin yok olması, deniz seviyesine yakın yerlerde insanların yerlerinden olması ve daha insanlığı bekleyen birçok ciddi sıkıntı… Tüm dünya iklim değişikliğinin şimdiden baş gösteren korkunç etkilerini tartışırken bu tartışmalar arasından milyar dolarlık bir sektör yükseliyor: Karbon Ticareti.
16 Şubat 2005’te yürürlüğe giren Kyoto Protokolü’yle beraber 157’den fazla ülke küresel iklim değişikliğiyle savaşmak için işbirliği yaptı. Protokolü imzalayan 32 tane gelişmiş ülke, 2008-2012 yılları arasında karbon salım seviyelerini 1990’lardaki seviyelerinden %5.2 oranında azaltmak için bir takım önlemler ve politikalar geliştirmeyi kararlaştırmıştı. Bu bağlayıcı sözleşmeye uymak için, gelişmiş ülkelerin salınımlarını bir miktar azaltmaları ya da çeşitli mekanizmalar sayesinde gelişmekte olan ülkelerden emisyon azaltımı satın almaları gerekiyor.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi bağlamında 186 ülke Kyoto Protokolü’nde yer aldı. Sözleşmeye göre, iklim değişikliğine sebep olan salınımların büyük kısmının sorumlusu olan gelişmiş ülkelerin temiz enerji tüketimi, temiz teknolojilerin geliştirilmesi ve sürdürülebilir toprak yönetimi uygulamaları konusunda öncülük etmeleri kararlaştırıldı. Sözleşme, katılımcıları taahütlerine göre 3 gruba ayırıyor: Türkiye’nin de dahil olduğu Ek 1 ülkeleri 1992’de OECD üyesi olan gelişmiş ülkelerin yanı sıra geçiş ekonomisine sahip (EIT) Rusya Federasyon, Baltık Devletleri ve bazı Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini kapsıyor. Ek 1’e dahil olan OECD ülkeleri, aynı zamanda Ek 2’ye de üyeler. Her iki eke de dahil olmayan üyeler genelde gelişmekte olan ülkelerden oluşuyor.
Karbon finansı ise karbon salınımı azaltımını satın almak için geliştirilen projelere sağlanan kaynaklar anlamına geliyor. 10 yıldan daha kısa süre önce başlayan ilk karbon alımlarından sonra karbon alımı için yapılan karbon finansı sözleşmeleri hızla çoğalmaya başladı. 2005’te sera gazı azaltımının küresel piyasada değeri 10 milyar doların üzerine çıktı. Dünya Bankası’nın yeni yayımladığı “Karbon Piyasası’nın Durumu ve Trendleri 2008” isimli raporuna göre 2004 yılında 0.7 milyar dolar değerinde olan karbon piyasasının hacmi, 2008’de 126 milyar dolara ulaştı.
Bu bağlamda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Dünya Bankası, T.C Çevre ve Orman Bakanlığı ve Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı 17 Haziran’da Swiss Otel’de ortaklaşa bir çalıştay düzenledi. Çalıştayda Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve devlette yetkili konuşmacıların sunumlarına yer verilirken, kamu yetkilileri ve olası karbon ticareti projesi sahipleri katılımcılar arasındaydı.
“Karbon Ticaretinde Fırsatlar” başlıklı çalıştayda, Kyoto Protokolü ve karbon ticareti, karbon finansının önemi, karbon ticareti için proje geliştirme ve proje döngüsü konularına geniş yer verilirken bu alanda daha önce yapılan projeler de anlatıldı. Dünya Bankası Karbon Finansı Takım Lideri Venkata Putti, açılış konuşmasında Dünya Bankası’nın Türkiye’de birçok kurumla beraber çalıştığını ve bu anlamda Türkiye’nin önemini, karbon ticaretinin potansiyelini ve bu çalıştayın karbon finans projelerinin nasıl geliştirileceğini paylaşmak amacıyla toplandığını anlattı. Daha sonra Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Özgür Pehlivan, 2008-2012 arasında Türkiye’nin sera gazı azaltımıyla ilgili taahütünün olmadığını ancak Aralık ayında yapılacak olan Kopenhag İklim Değişikliği toplantısından sonra Türkiye’nin de 2012 yılından sonraki iklim değişikliği stratejilerini belirleyeceğini söyledi. Son 15 yılda Türkiye’deki karbon salınım oranının %95 seviyesine ulaştığına dikkat çeken Pehlivan, bu seviyeye ulaşılmasında çok büyük oranda enerji sektörünün sorumlu olduğunu ve bu nedenle enerji verimliliği ve temiz enerjinin önemini belirtti.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Çevre Programı yöneticisi Katalin Zaim ise iklim değişikliğinin hem küresel ekoloji hem de küresel ekonomi için bir ‘felaket’ olduğunu ve en çok az gelişmiş ülkelerdeki yoksul insanları etkilediğini anlattı. Ayrıca ekonomik krizin tüm dünyanın karşı karşıya olduğu büyük bir sorun olduğuna dikkat çeken Zaim, temiz enerji yatırımlarının hem çevre hem de bu ekonomik kriz için çok önemli olduğunu vurguladı.
Açılış konuşmalarından sonra sunumlarını yapan Dünya Bankası Karbon Finansı Takım Lideri Venkata Putti, Kyoto Protokolü ve Karbon Piyasası başlıklı sunumunda iklim değişikliğinin %90’dan daha fazla bir oranla insan aktiviteleri sonucu olduğunu söylerken, 2 derecelik bir sıcaklık artışının ne kadar önemli olabileceğine dikkat çekti. Kyoto Protokolü’nün detayları hakkında bilgi veren Putti, yaşanan ekonomik krizde karbon piyasasını değerlendirdi. Putti ikinci sunumunda ise karbon finansının projelere nasıl entegre edileceği hakkında katılımcılara kapsamlı bilgiler sundu.
Ayrıca Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’ndan Anna Kaplina, Kyoto sonrası politikaları, karbon ticaretinin olası sonuçları ve Kyoto Protokolü’nde Türkiye’nin durumunu değerlendirirken yine Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’ndan Dimitry Goloubovsky, Atanmış Ulusal Otoritelerin (DNA) işlevleri ve yapıları hakkında bilgi verdi. Dünya Bankası’ndan Antonio Lim, karbon finansı projelerinin döngülerini ve bu döngülerde DNA’lerin, proje sahibinin ve Dünya Bankası’nın rollerine değindi.
Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan Orman Genel Müdür Yardımcısı İsmail Belen ise temiz enerji için Türkiye’deki biokütle aktivitelerinden örnekler verdi. Bunların yanı sıra Dünya Bankası Karbon Finansı Birimi’nden Monali Ranade ise biokarbon fonları hakkında detaylı bilgiler sunarken, atıklar ve biokütleden karbon varlıklarının nasıl geliştirilebileceğini anlattı. Son olarak Ranade karbon ortaklık yapısı, yapının amaçları, üyeleri ve fiyatlandırma yaklaşımının prensiplerini açıkladı.
Gönüllü Karbon Piyasaları
Karbon piyasalarıyla ilgili bir başka çalıştay da 24 Haziran’da Ankara'da düzenlendi. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın 'Türkiye’de İklim Değişikliği ile Mücadelenin Yönetimi için Kapasitelerin Arttırılması' projesi çerçevesinde Çevre ve Orman Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜSİAD’la ortaklaşa yapılan çalıştaya ilgi yoğun oldu.
Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan Fulya Somunkıranoğlu, Türkiye’nin Kyoto Protokolü’nde mevcut durumunu ve 2012 sonrası süreci değerlendirirken, Türkiye’nin eğer yeni iklim rejiminde kendisinin yerini ve sera gazı sınırlandırma oranını belirlemezse, başka ülkelerin Türkiye için belirleyeceği oranlarla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Karbon varlıkları geliştirmede ve ticaretinde aktif olan birkaç firmanın biraraya gelerek oluşturduğu Karbon Platformu’ndan Gediz Kaya ise, Karbon Platformu’nun amacını ve üstlendiği misyonu anlattıktan sonra gönülllü piyasaların hızla yükselişini, karbon ticaretinde uygulanan standartları ve değişik senaryolarla Türkiye’yi bekleyen gelişmeleri paylaştı. Türkiye karbon piyasasının süregelen ve uzun vadeli kaygılarını dile getiren Kaya, özellikle sayısal veri paylaşımı anlamında acil desteğe ihtiyaç duyduklarını belirtti. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’ndan “Türkiye’de İklim Değişikliği ile Mücadelenin Yönetimi için Kapasitelerin Arttırılması” projesinin müdürü Bahar Ubay, yetkilendirilmiş ulusal otoritelerin yapısı ve işlevi hakkında bilgi verdikten sonra bu otoritelerin dünyadaki uygulamalarından da örnekler sundu.
Çalıştay, gönüllü karbon piyasasının daha etkin hale dönüştürülmesine yönelik finans modellerinin geliştirilmesi, bu piyasaların uygun işleyişini sağlamak için düzenlemelerin hazırlanması ve olası uluslararası yükümlülüklerimizi de göz önünde bulundurarak Türkiye’de yetkilendirilmiş ulusal otorite kapasitelerinin geliştirilmesine katkı sağlamak amacıyla toplandı. Çalıştay sonucunda özellikle bu alanda araştırma merkezleri ve lisans üstü programlar kurulmasının yanısıra ilgili bakanlıklarda da teknik birimler kurulması gerekliliği ön plana çıktı. Finansman için Türkiye’de Gönüllü Karbon Piyasası’nın bir an önce oluşturulması, özel teşvik ve enerji firmalarından destek gelmesi konularında öneriler gelirken bankaların da karbon finansıyla ilgili çalışmalar yapmaları ve uluslararası kuruluşlarla işbirliğinin artması gerektiği konuşuldu. Karbon finansıyla ilgili kapsamlı bir terminolojinin gerekliliği öne çıkarken yetkilendirilmiş ulusal otoritelerin görev ve sorumluluk tanımının önemi konuşuldu.
Türkiye Vodafone Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Rengin Onay, Düşler Akademisi Projesi’nin Altın Pusula ile ödüllendirilmesinin sadece kendileri açısından değil, aynı zamanda sosyal ve fiziksel açıdan dezavantajlı gençlerin sosyal hayata katılımının desteklenmesi konusunda da büyük bir motivasyon kaynağı olduğunun altını çizerken, “Düşler Akademisi ortak düşleri gerçekleştirme projesidir. Türkiye Vodafone Vakfı olarak, sivil toplum bilinci, gönüllülük, paylaşma, farklı olanı kabul etme, problem çözme, üretken ve yaratıcı olma gibi değerleri yaşamın içine taşıyarak bu proje ile ödül almış olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Düşler Akademesi ile dezavantajlı gençlerimizi sosyal hayata yeniden kazandırıyoruz. Bu projenin hayata geçmesine katkıda bulunan herkese en içten teşekkürlerimi sunuyorum.” diyerek sözlerini tamamladı.
Dezavantajlı gençlerin sosyal hayata katılımını ve meslek edinmelerini desteklemek için Alternatif Yaşam Derneği (AYDER) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından ortaklaşa geliştirilen ve Türkiye Vodafone Vakfı’ndan sağlanan proje hibesiyle hayata geçirilen Düşler Akademisi, Beşiktaş Belediyesi tarafından tahsis edilen mekânlarda eğitimlerini gerçekleştirmektedir.
Alternatif Yaşam Derneği (AYDER), 2002 yılında başlayan ve 5 yılda 2500’den fazla engelli ve 600’den fazla yerli ve yabancı gönüllünün katıldığı Alternatif Kamp projesinin devamı olarak kuruldu. AYDER, “engellilik” olgusu için alternatif çözümler önerme, yenilikçi ve sürdürülebilir projeler üreterek “Engelsiz Türkiye”ye doğru giden yolda üzerine düşen görevleri yerine getirme sorumluluğunu üstlendi. AYDER, Birleşmiş Milletler’in “Global Compact” (Küresel İlkeler) sözleşmesini imzalayan ilk sivil toplum örgütüdür.
Vodafone Grup Vakfı, 2002 yılında kuruluşundan bu yana özellikle afet yardımları, spor ve müzik inisiyatifleri ile özel projeler yoluyla, imkânları kısıtlı çocuklara yardımcı oluyor. Vodafone’un dünya genelindeki 23 yerel vakfı aracılığıyla bu tür projelere 100 milyon sterlinin üzerinde yatırım yapıldı. Vodafone’un sosyal yatırım politikası doğrultusunda Mayıs 2007’de Vodafone Türkiye tarafından kurulan Türkiye Vodafone Vakfı, Vodafone’un sorumlu kurumsal vatandaş olarak toplumla bütünleşme taahhüdünün sosyal yaşama yansımasıdır. Türkiye’nin en saygıdeğer kurumsal vakfı olma vizyonuyla yola çıkan Türkiye Vodafone Vakfı, Türk toplumunun ekonomik, sosyal, kültürel gelişimine destek olma ve yaşam kalitesinin artırılmasına katkıda bulunma misyonuyla hareket ediyor.
5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde iklim değişikliğine ülkeler ve uluslar için ekonomik toparlanmayı teşvik eden bir unsur olarak yaklaşmanın doğuracağı fırsatlar hatırlatıldı. Eğer yoksulluğun ortadan kaldırılması ve ekonomik büyüme belli çevresel ve iklimsel değişikliklerin bir yüzü olarak değerlendirilip sürdürülebilir olacaksa, yeni stratejilerin benimsenmesi gerekiyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) önümüzdeki yıllarda fazladan 600 milyon insanın gıda kıtlığı ve yetersiz beslenmeyle karşılaşacağını, 1.8 milyar insanın su bulmak için mücadele edeceğini ve 330 milyonun insanın da iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri nedeniyle yerlerinden olacağını öngörüyor. Dolayısıyla UNDP yoksulluğu azaltmaya ve biyolojik çeşitliliği sürdürebilmeye yönelik çözümler arayıp onları uygulamaya koyuyor. Bu doğrultuda iklim değişikliğinin gittikçe artan etkilerini hafifletmek ya da ortadan kaldırmak için çalışan UNDP, devletlere ve insanlara politika danışmanlığı sunuyor ve teknik destek sağlıyor.
Bütün oklar aynı yönü gösterirken; etrafımızda olanları görmezden gelemeyiz. İklim değişikliğinin etkileri küresel toplumdaki herkes tarafından daha da çok hissedilecek. Herkes gıda ve su yokluğundan, türlerin yok olmasından, artan hava sıcaklığından ve deniz seviyelerindeki yükselmeden etkilenecek. Her ne kadar önümüzdeki Aralık ayında dünyanın her yerinden gelen liderler iklim değişikliğini konuşmak için Kopenhag’da buluşucaklarsa da yalnızca burada alınacak kararlarla yetinilmemeli. Bu dünya herkesin ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkanı Helen Clark’ın ifade ettiği gibi “Gezegenimize daha iyi davranmanın ve karbon ayak izimizi hafifletmenin zamanı geldi.”
Bu sayıya, Dünya Çevre Günü kapsamında dünyanın her yerinden insanların gösterdiği bireysel çabayla ulaşıldı. Bu çabalar dünya liderlerini Aralık’ta Kopenhag’daki önemli Birleşmiş Milletler iklim değişikliği görüşmelerinde sözlerini tutmalarına sevk etmek için de etkili bir yol oldu.
Kısa bir süre önce, Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı devletin, sivil toplum örgütlerinin ve sivil toplumun ortak çabalarıyla 2008 yılında 300 milyondan fazla ağacın dikildiğini açıkladığında, kampanya 3 milyar ağaç sınırına ulaşmış oldu.
Gezegen için Ağaç Dikin: Milyar Ağaç Kampanyası, 2009 Aralık ayının sonuna kadar dünyadaki herkes için bir ağaç; yani en az yedi milyar ağaç dikilmesi amacıyla insanları internet üzerinden ağaç dikmeye teşvik ediyor. Türkiye şimdiye kadar diktiği 707 milyon ağaçla en fazla ağaç diken on ülke arasında ikinci sırada yer alıyor. Bugüne kadar Milyar Ağaç Kampanyası’yla toplam 166 ülkede ağaç dikildi.
Ağaçlar için Twitter
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) da başarılı Twitter for Trees kampanyasıyla tüm dünyada yeni bir hareketi tetikledi.
Girişim basit ama güçlü bir fikirle ileri sürüldü: UNEP, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne kadar kampanyaya katılan her takipçi için bir ağaç dikmeye söz verdi. Kampanya, Dünya Çevre Günü haftasonuna kadar UNEPandYou sayfasını takip eden 10.300 insanla büyük bir başarıya imza attı. Bu sebeple UNEP Twitter for Trees ağaç dikme kampanyasının bir parçası olarak ve aynı zamanda Milyar Ağaç Kampanyası'na da yarar sağlayarak dünyanın çeşitli yerlerinde toplam 10.300 ağaç dikti.
Enerji ve İklim Değişikliği Danışma kurulu ilk toplantısını 18 Haziran’da UNIDO Genel Müdürü ve aynı zamanda birimler arası bir ajans olan UN-Energy'nin de başkanı Kandeh Yumkella’nın başkanlığında gerçekleştirdi.
Yumkella New York’ta düzenlenen bir basın toplantısında kurulun Birleşmiş Milletleri Kopenhag’da alınabilecek kararlar ve enerjinin iklim değişikliği üzerinde oynadığı rol konusunda hazırlayacağını kaydetti.
Ülkeler Aralık ayında Kyoto Protokol’ünü takiben seragazları emisyon hedeflerini belirleyecek bir anlaşma imzalayacak. 1997’de imzalanan Protokol’ün ilk etabı, 2012’de sona eriyor.
Kurul, gelişmekte olan ülkelere odaklanarak iklim değişikliğini kapsamlı bir şekilde ele alabilmek, enerji verimliliğini ve üretimini arttırmak için yollar arayacak.
Yumkella, hem iklim değişikliğiyle mücadelede yardımlarına ihtiyaç duyulduğu hem de enerji kaynaklarına muhtaç olmaları açısından gelişmekte olan ülkelere yoğunlaşmanın önemli olduğunu dile getirdi. Gelişmekte olan ülkelerin birçoğu hala kömür, odun ve diğer biyokütle yakıtlarını kullanarak göğüs hastalıklarını tetikleyen ekolojik zarara yol açıyor.
Kurula katılmaları için davet edilenler arasında Tata (Hindistan), Suntech Holdings (Çin), Edison International (ABD), the New Energy and Technology Development Organization (Japonya), ESKOM Holding (Güney Afrika) gibi şirketlerin üst düzey yöneticilerinin yanı sıra Costa Rica eski cumhurbaşkanı Jose Figueres önemli politik figürler ve Birleşmiş Milletler Temsilcileri de bulunuyor.
[BAGLANTILAR]
Konferansta taraflar insanlığın karşılaştığı en büyük sorunlardan biri olan iklim değişikliğini görüşmek için toplanacak. Görüşmelerde, gezegeni korumanın ve uzun vadeli istikrar için yeşil bir ekonomi yaratmanın yolları aranacak.
18 Aralık’ta görüşmeler sona erdiğinde varılan uzlaşmanın yalnızca siyasi görüşmelere bağlı kalmaması için dünya genelinde geniş çaplı bir kamuoyu baskısına ihtiyaç duyuluyor. Birleşmiş Milletler’in “Seal the Deal” kampanyası, herkesi internet üzerinden yayınlanıp daha sonra da liderlere sunulacak olan küresel dilekçeyi imzalamaya davet ediyor. Dilekçe dünya liderlerine Kopenhag’da adil, dengeli ve etkili bir anlaşmaya varmaları, yeşil büyümeyi etkinleştirmeleri, gezegenimizi korumak adına tüm ulusların ve insanların yararlanacağı başarılı ve sürdürülebilir bir küresel ekonomi oluşturmaları için hatırlatıcı bir nitelik taşıyor. Dilekçe dünya liderlerini,
Konferansın temelleri 1992’de Brezilya Rio de Janiero’da yapılan ve iklim değişikliğine karşı uluslararası bir eylemi koordine etmeyi hedefleyen Dünya Zirvesi’ne dayanıyor. Bundan altı yıl sonra Japonya’da Kyoto Protokol’ü imzalandı ve iki yıl sonra da imzalayanlar iklim değişikliğine karşı daha kuvvetli bir eylem için görüşmeler başlatmak üzere Endonezya Bali’de toplandı. Bu süreç şimdi Kopenhag’da yapılacak olan toplantıyla doruğa ulaşacak.
Paris School of Economics’te direktörlük yapan Dünya Bankası eski baş ekonomisti Bourguignon, 9 Haziran’da ODTÜ’de “İyi ve kötü zamanlarda sosyal güvenlik ağları” başlıklı bir seminere konuşmacı olarak katıldı.
Birleşmiş Milletler Türkiye Ofisi ve Dünya Bankası Türkiye Ofisi tarafından desteklenen İnsani Gelişme Diyaloğu- İGED, bugün Türkiye’de birçok şehirde devam eden girişim ve faaliyetleri tamamlayıcı bir nitelik taşıyor. Bugüne kadar bu kapsamda düzenlenen seminerler dizisinden altıncısı olan ‘Sosyal Eşitsizlikler ve Sosyal Güvenlik Ağları’ konulu seminerinde Bourguignon, sosyal güvenlik sistemleri, bu sistemlerin nasıl etkili ve verimli olacağı, sosyal güvenlik araçları ve sosyal güvenlik ağlarının boyutları ve yapıları hakkında katılımcılara detaylı bilgi verdi.
Toplumda sosyal güvenlik ağları ne kadar gelişirse, toplumun refahının o kadar artacağının altını çizen Bourguignon, etkili bir sosyal güvenlik sisteminin tüm nüfusu içermesi gerektiğine de dikkat çekti. Brezilya’dan çarpıcı örnekler sunan Bourguignon, Brezilya’nın sosyal politika reformları sayesinde toplumda eşitsizlik oranını düşürdüklerini anlattı. Özellikle şu anda da tüm dünyada etkisini gösteren ekonomik dalgalanma süreçlerinde sosyal güvenliğin önemine değinerek, kriz dönemlerinde işsiz kalanların sosyal güvenlik sisteminden gelir sağlamaya devam edecekleri için toplam talepte çok fazla azalma olmayacağını; bu sayede yatırımların süreceğini ve krizlerin daha kolay atlatılabileceğini vurguladı.
[BAGLANTILAR]
Etkilerini iyiden iyiye hissettiren ekonomik krize karşı, tüm uluslar bugüne kadar elde ettikleri kalkınma başarılarını sürdürmeye çabalıyor. Özellikle düşük gelirli ülkelerde önemli ölçüde artan yokluk bu ülkeleri krizin tutarsızlıklarına karşı daha da savunmasız hale getiriyor. Haneler, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, hükümetlerin de sosyal sağlık hizmetleri ve eğitim konusunda bütçe kısıtlamalarına gitmesi bekleniyor. Bu tür sosyal güvenlik ağlarından yoksun kalan aileler, çocuklarını okuldan almak, varlıklarını satmak ve beslenme alışkanlıklarındantaviz vermek gibi sonuçları krizden sonra da devam edecek yöntemlere başvuruyor. Böyle zor zamanlarla başa çıkmak, sadece insani gelişime devamlı ve artan bir bağlılıkla mümkün olabilecek gibi gözüküyor.
2009 raporu, şu andaki olumsuz tablo doğrultusunda, uluslararası camianın gittikçe ağırlaşan finansal kriz ortamına karşın, özellikle 2000’li yılların başındaki ekonomik büyümeden faydalanan gelişmekte olan ülkelerdeki milyonlarca insanın yanı sıra, bu büyümeden nasibini alamamış yoksulların durumunu da göz önünde bulundurarak, verdiği sözleri tutması gerektiğini savunuyor. Rapor, bu zorlu ekonomik zamanların, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşma yolunda ilerlemenin önüne geçmemesi gerektiğini vurguluyor.
Aynı rotada devam: UNDP 2008-2011 Stratejik Planı
Ekonomik krizin insani gelişim ve güvenlilik krizine dönüşmesini engellemek için yardımların en yoksul ülkelere gitmesini öngören raporda, UNDP’nin 2008-2011 Stratejik Planı’nda çizdiği rotadan sapmayacağı belirtiliyor.
2008 yılı boyunca, küresel ortaklarıyla birlikte gıda, yakıt ve finansal krizlerin doğurduğu acil zorluklarla mücadele eden UNDP, stratejik çözümler geliştirerek bu zorlukların uzun vadeli etkileriyle de mücadele etmeye devam edecek. UNDP’nin kalkınma eylemleri konusunda açık ve tutarlı bir yol haritası çizen 2008-2011 Stratejik Planı, UNDP’nin genel stratejik vizyonunuyla beraber kalkınma, yönetim ve kaynak önceliklerini de belirleyecek. Kalkınma hedeflerini belirlemeye yönelik ve Birleşmiş Milletler koordinasyon ve yönetim sonuçlarını gösteren belirli göstergeler gibi stratejiye ilk defa dahil edilen yeniliklerle, örgütün önümüzdeki zorlu zamanlarda hedefe odaklı bir yaklaşım sahibi olması amaçlanıyor.
Plan, UNDP’nin işlemsel faaliyetlerini yoksulluğu azaltmak, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak, çevre ve sürdürülebilir kalkınma, demokratik yönetişim ve kriz önleme olmak üzere 4 odak çalışma alanı altında toplayarak UNDP’nin Birleşmiş Milletler koordinasyonundaki rolünü güçlendirmeyi öngörüyor. En önemlisi, plan UNDP’nin insanlara sunulan seçenekleri çoğaltıp, onların hayatlarında somut iyileşmeler yaratmaya yönelik politika danışmanlığı ve teknik destek sağlama görevlerine devam etmesi gerektiğini yineliyor.
Yoksulluğun azaltılması alanında UNDP, Madagaskar, Pakistan ve Uganda’da BM bölgesel komisyonaları ve sivil toplum kuruluşlarıyla beraber Binyıl Kalkınma Hedefleri ilerlemelerini incelemek ve izlemek için yöntemler geliştirdi. Bunlara ek olarak, Afrika’nın bazı bölgelerindeki ülkeler, ulusal Binyıl Kalkınma Hedefleri programlarını uygulama aşamasına geçtiler. Böylelikle, Binyıl Kalkınma Hedeflerinin değerlendirilmesinde kullanılan yöntemler, bir kez daha gözden geçirilmiş oldu.
UNDP’nin küresel demokratik yönetişim ekibi 129 ülkede sosyal politika diyalogları geliştirme ve özellikle yerel yönetimlerde karar alma süreçlerine katılımı destekleyerek ülkelerin ulusal parlamentolarını güçlendiren yeniliklerin uygulamaya konulmasına doğrudan yardımcı oldu.
UNDP çevre ve sürdürülebilir kalkınma konusunda 2008 yılında yeni bir iklim politikası oluşturdu. Bu politikaya göre gelişmekte olan ülkelerde bilinçli politikalar ve yatırımlarla kapasite arttırılarak sera gazları emisyonu azaltılacak. Yeni iklim politikası aynı zamanda UNDP’nin gerek diğer BM birimleriyle birlikte gerekse UNDP, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve Dünya Bankası’ndan oluşan Küresel Çevre Fonu (GEF)’yla beraber sivil toplum ve özel sektörle nasıl çalışması gerektiğini belirliyor.
4 milyon doları aşan katkı
2008 yılında UNDP yoksulluğun azaltılması programları için yaklaşık 1.25 milyon dolar, demokratik yönetişimin yaygınlaşması programları için yaklaşık 1.43 milyon dolar, kriz engelleme programları için 656 bin dolar ve çevre ve sürdürülebilir kalkınma programları içinse 404 milyon dolar katkıda bulundu. Diğer program harcamalarıyla beraber, UNDP’nin 2008 yılında yaptığı toplam katkı 4 milyon doların üstünde.