Ana Siteye Dön

Mart 2009

Sayı: 39

'Sunum yapmamı, çiftçi olmama borçluyum'

'Sunum yapmamı, çiftçi olmama borçluyum'

UNDP’nin Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Boru Hattı Şirketi Çevresel Yatırım Programı ile birlikte oluşturduğu Küçük Yatırımlar Fonu’ndan (KYF) yararlananlar Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının geçtiği güzergahta yaşayan çiftçiler, emekli öğretmenler, memurlar, gençler ve kadınlar tarafından geliştiriliyor ve yürütülüyor.

Ankara, Mart 2009

Kalkınma projeleri, bürokratik ve uzun adlarına rağmen, genelde, yoksullar, işsizler gibi toplumun kıyısında kalmış kesimleri hedef alır. Ve yine genelde, bu projeler, profesyonel kuruluşlarca yönetilirler. Ancak, UNDP’nin Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Boru Hattı Şirketi Çevresel Yatırım Programı ile birlikte oluşturduğu Küçük Yatırımlar Fonu’ndan (KYF) yararlananlar, hiç de profesyonel proje yöneticileri değil. Tam aksine, bu projeler, UNDP’nin de desteğiyle, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının geçtiği güzergahta yaşayan çiftçiler, emekli öğretmenler, memurlar, gençler ve kadınlar tarafından geliştiriliyor ve yürütülüyor. Bu proje kapsamında, hem bu bölgelerde proje yönetme kapasitesi arttırılıyor, hem de doğal kaynakları kullananların ve yoksul halkın ihtiyaçları, doğayla uyumlu yeni alternatiflerle karşılanıyor. Bu yöntemin kurumsal kapasite gelişimine katkısı, yerel toplulukların yapabilirliklerini ve istihdamı ne denli arttırdığı, KYF İkinci Aşaması etkinlikleri kapsamında Şubat ayında yapılan deneyim paylaşımı toplantısında, bir kez daha gözler önüne serildi.

"Burada sizler karşısında sunum yapmayı, çitçi olmama borçluyum" diye söze giren birçok katılımcı, KYF projesi kapsamında aldıkları teknik ve mali destekle kendi yerleşim bölgelerinde neler başardıklarını anlattı.    Türkiye çapında ilk defa büyük ölçekli bir biyogaz reaktörünün kurulması, tıbbi aromatik bitkilerin üretilmesi ve köy kadınlarına gelir getiricek şekilde kullanımı, yerel beslenme alışkanlıklarında sağlanan olumlu değişimler, tarihe karışmış olan yerel tohumların yeniden gün ışığına çıkartılıp üretilmeye ve kullanılmaya başlanması, uluslararası öneme sahip bir sulakalanın korunması için gerçekleştirilen doğa turizmiyle ilgili çalışmaların uluslararası ödüle layık görülmesi ve tüm bunların yerel halk tarafından gerçekleştirilmesi, bu başarılardan sadece birkaçı…11 yerleşim bölgesinde yürütülen projelerden bugüne kadar toplam 3000'den fazla kişi doğrudan ve dolaylı olarak  yararlandı. Bu projeler, sadece uygulandıkları yerleşim bölgelerinin özgün doğal varlıklarının korunmasının bir yerel kalkınma aracı olarak kullanımına katkıda bulunmakla kalmadı, ayrıca, uluslararası kuruluşların, kamu kurumlarının, yerel ve ulusal medyanın da dikkatinin bu  yerel çözümlere çekilmesine, bu tür projelerin başka bölgeler için model oluşturmasına da sebep oldu. 

Şubat ayında, Ankara’da Orman Genel Müdürlüğü’nde yapılan deneyim paylaşımı toplantısında, Küçük Yatırımlar Fonu’ndan yararlanan kuruluşların temsilcileri sunum yaptılar. (Sunumlara ulaşmak için aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz:“Hatay ili Samandağ İlçesi Yoğunoluk Köyünde Doğa Turizmi Geliştirme”, “Boğatepe Köyü Bitkilerle Yaşam ve Sürdürülebilirlik”, “Düzenli Toplanan Büyükbaş Hayvan Atıklarından Biyogaz ve Biyogübre (2BG) Üretimi”, “Kars Kuyucuk Gölü’nde Doğa Turizmi İmkanlarının Geliştirilmesi”, “Yumurtalık Lagünleri Tanıtım Merkezi”)

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doçent Doktor Bülent Gülçubuk’un projelerde elde edilen deneyimler ve ortaya çıkardıkları etkilerini değerlendirdiği sunumundan sonra (sunuma ulaşmak için lütfen buraya tıklayınız), projelerle davranış değişikliği yaratılması ve  kalkınma projelerinde kapsite geliştirme konulu tartışmaların ardından yürüttükleri projelerin BM Binyıl Kalkınma hedeflerine sağladıkları katkıları değerlendirdikleri atölye çalışması gerçekleştirdi.  

BTC Çevresel Yatırım Programı KYF Projesi Birinci Aşaması hakkında daha fazla bilgi için lütfen buraya tıklayınız.

BTC Çeversel Yatırım Programı KYF Projesi İkinci Aşaması hakkında daha fazla bilgi için lütfen buraya tıklayınız. 

Projenin web sitesini ziyaret edebilirsiniz: http://www.kyfnet.org/

UNDP, kadınların siyasete katılımını teşvik ediyor

"Yerel Siyaset ve Karar Alma" projesi çerçevesinde 6-7 Şubat 2009 tarihinde Şanlıurfa'da atölye çalışması gerçekleştirildi.

Ankara, Mart 2009

Ana paydaşları Kadın Koalisyonu ve Yerel Gündem 21 (YG-21) Kadın ve Gençlik Meclisleri olan, İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (Sida) tarafından fonlanan ve Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA-DER) Ankara Şubesinin teknik desteği ile UNDP tarafından uygulanan proje ile Türkiye’de kadın siyasetçiler ve aktivistlerin kapasitelerini geliştirmek ve politika oluşturma sürecine katılımlarını ve liderlik etmelerini sağlamak hedefleniyor.

Böylece, kadınların yerel karar alma düzeyine katılmasını arttırmak yoluyla Türkiye’de hayatın her alanında kadın-erkek eşitliği teşvik ediliyor. Kadınların güçlendirilmesi alanında aktif çalışan gruplar ve siyasi partiler il başkanlıkları temsilcileri, kadın adaylar, kadın meclis üyeleri, gençlik ve kültür evi temsilcileri, kadın koalisyonunu temsilen kadın aktivistler ve dernekler, kadının yerel siyasette katılımının artırılması ortak hedefinde bir araya geldiler.

Atölye çalışmasında, kadın dostu yerel yönetimlerin gerekliliği ve bunun nasıl gerçekleşeceği tartışıldı. İnsanların taleplerine temel olabilecek uluslararası anlaşmalar ve yasal düzenlemeler de masaya yatırıldı. Çalıştaylar, ayrıca, her yerin kendine özgü ihtiyaçları temelinde yerel düzeyde cinsiyete duyarlı politikaların daha kapsamlı anlaşılması için yerel yönetimlerin gelecekteki temsilcilerine yönelik bir yatırım oldu.

Bu çalıştaylar serisi, Adana, Eskişehir, İzmir ve Trabzon’un ardından Şanlıurfa’da son buldu. Projenin oluşturulmasından bu yana, genç kadınları siyasete teşvik etmek için, genç kadınların katılımına özel bir önem verildi. Proje paydaşlarından olan Ulusal Gençlik Parlamentosu, gençlerin siyasete katılımını teşvik etmek için “Seçilmek İstiyorum” adında UNDP Türkiye’nin de destek verdiği bir bilinçlendirme kampanyası yürütüyor. Eş zamanlı yürütülen UNDP’nin atölye çalışmaları ve “Seçilmek İstiyorum” kampanyası, 2009 yerel seçimleri öncesinde önem taşıyor.

Çalıştaylar süresince, kadın hakları aktivistleri, gençlik ve kadın sivil platformları, Şanlıurfa belediye başkanlığı için tek kadın adayın seçim kampanyasını, kadın-erkek eşitliği üzerine oluşturduğunu öğrenme şansına sahip oldular. Bunun, kadın seçmenlerin oylarını harekete geçireceği ümit ediliyor. Çalıştayların yapıldığı sırada siyasi partilerin çoğunun yerel seçimler için adaylık başvurusu sürelerinin henüz dolmamış olduğu dikkate alınırsa, bu çalıştaylar serisi, kadınların aday olmaya teşvik edilmesi ve kendi siyasi partileri içinde ve yerel seçimlere doğru kadın adayların güçlendirilmesi yönünde katkı yaptı.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Ormanların korunması için örnek proje

Ormanları korumak, korunan alanları arttırmak amacıyla, UNDP, kamu kuruluşları ve sivil toplum işbirliğinde 2008'den bu yana sürdürülen proje kapsamında, özellikle korunan alanların çevresinde yer alan tampon bölgelerde sürdürülebilir doğal kaynak yönetiminin sağlanması ve korunan alana yönelik tehditlerin azaltılması için çaba harcanıyor.

Ankara, Mart 2009

Türkiye’nin üçte birine yakını ormanlık alanlardan oluşuyor. Ancak, toplam ulusal orman alanlarıyla karşılaştırıldığında herhangi bir koruma statüsünden yararlanan ormanlık alanlar %6’yı geçmiyor. Diğer bir deyişle Türkiye’deki orman koruma alanlarının sayısının ve yüz ölçümünün artırılması gerekiyor. Ormanları korumak, korunan alanları arttırmak amacıyla, UNDP, kamu kuruluşları ve sivil toplum işbirliğinde 2008'den bu yana sürdürülen proje kapsamında, özellikle korunan alanların çevresinde yer alan tampon bölgelerde sürdürülebilir doğal kaynak yönetiminin sağlanması ve korunan alana yönelik tehditlerin azaltılması için çaba harcanıyor. Projenin ortaklarından Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nde Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışan Osman Öztürk, ayrıca "Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi" projesinin koordinatörlüğünü yapıyor. Yeni Ufuklar’a verdiği mülakatta, projeye neden gerek duyulduğunu ve proje çerçevesinde neler yapıldığını anlattı:


Osman Öztürk (O.Ö.): Ormanlık alanlar, Türkiye topraklarının yüzde 27’sini oluşturduğu halde, ne yazık ki, korunan alanlar içinde bu oranda yer almıyor. Türkiye’deki doğa koruma çalışmalarında özellikle korunan alanların çevresinde yer alan tampon bölgelerde sürdürülebilir doğal kaynak yönetiminin sağlanması ve korunan alana yönelik tehditlerin azaltılması gerekiyor. Ayrıca, korunan alanlarda yönetim planlarının katılımcı hazırlanması planın uygulanmasında tüm ilgi gruplarının sahiplenmesini ve eylemlere ortak olmalarını sağlayacağından Türkiye’de bu tür uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır. Proje, özellkle bu konularda Küre Dağları Milli Parkı’nda örnek bir sistem oluşturulmasını sağlayarak bu modelin yaygınlaştırılmasını amaçlıyor.

UNDP Türkiye: "Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi" projesini kısaca anlatır mısınız lütfen?

"Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi" projesi, Küresel Çevre Fonu (GEF) tarafından finansal olarak desteklenmektedir. Proje, Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) ile Orman Genel Müdürlüğü (OGM) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından ortaklaşa ve WWF–Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü (AGM), Orman ve Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü’nün (ORKÖY) katkılarıyla yürütülüyor.

Projemiz, Kastamonu-Bartın Küre Dağları Milli Parkı ve çevresinde doğa koruma ve sürdürülebilir kaynak yönetimini güçlendirmek; katılımcılık esasına dayalı, etkin ve bütüncül bir yönetim modeli oluşturmak; bu deneyimler ışığında da orman koruma alanlarının ulusal korunan alanlar sistemindeki yerini ve yönetsel etkinliğini geliştirmeyi amaçlıyor. Kastamonu-Bartın Küre Dağları Milli Parkı’nda oluşturulan model deneyiminin, Türkiye’deki diğer sekiz orman sıcak noktasına yaygınlaştırılması hedefleniyor. Türkiye'deki diğer sekiz sıcak noktası:

  • Amanos Dağları (Hatay)
  • Yenice Ormanları (Karabük)
  • Fırtına Vadisi (Rize)
  • Karçal Dağları (Artvin)
  • İstanbul Ormanları (İstanbul)
  • İbradı - Akseki Ormanları (Antalya)
  • Datça ve Bozburun Yarımadaları (Muğla)
  • Fethiye Babadağ (Muğla)

UNDP Türkiye: Projenin öne çıkan özellikleri nedir?

O.Ö.: Genel olarak bakıldığında, proje:

A. Türkiye’de ortağı olarak bir sivil toplum kuruluşunun katıldığı ilk orta ölçekli GEF projesidir.

B. Türkiye’de korunan bir alan tüm paydaşların katılımıyla ilk kez çevresiyle (tampon bölge) birlikte planlanıyor ve yöre halkına alternatif gelir getirici kaynaklar oluşturmak için adımlar atılıyor. Küre Dağları Milli Parkı bu kapsamda Türkiye’ye örnek bir alan olacaktır.

C. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi”nin Korunan Alanlar çalışma programının uygulanmasında atılacak önemli adımlardan biridir.

UNDP Türkiye: Proje ne kadar sürüyor ve hedefleri nelerdir?

O.Ö.: 28 Mayıs 2008’de başlayan ve üç yıl sürecek olan projemizin üç ana hedefi var:

Hedef 1. Orman korunan alanları için maliyet etkin koruma ve yönetim yaklaşımlarının belirlenmesi ve Kastamonu-Bartın Küre Dağları Milli Parkı’nda örnek uygulamaların yapılması

Bunun için DKMP tarafından milli park yönetimi güçlendirilecek, milli parkın yönetim planın katılımcı bir yapıda hazırlanacak ve uygulamaya konulacak, Milli Park ve çevresi için sürdürülebilir turizm planı geliştirilecektir.

Hedef 2. Korunan alanların tampon bölgelerinde sürdürülebilir doğal kaynak kullanımı yönetimi yaklaşımı uygulamalarının geliştirilmesi

Bu hedef altında, tampon bölgedeki başta orman alanları olmak üzere doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi için katılımcı planlar hazırlanacak ve uygulamaya konulacaktır. Orman Genel Müdürlüğü tampon bölge içinde yer alan ormanlık alanlar için biyolojik çeşitlilik entegre edilmiş fonksiyonel orman yönetim planları hazırlayarak uygulayacaktır. AGM, erozyon kontrol ve ekosistem restorasyonu için örnek programlar oluşturacaktır.

Ayrıca, WWF-Türkiye tarafından yöredeki sivil toplum kuruluşlarının kapasitelerinin artırılması için programlar uygulanacak, örnek doğal kaynak kullanımı ve sürdürülebilir kalkınma uygulamaları özendirilecek ve orman köylüsünün alternatif gelir kaynakları konusunda ORKÖY tarafından orman köylülerine yönelik kredi desteği verilecektir.

Hedef 3. Türkiye’deki korunan alanlar sisteminin gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla Küre Dağları Milli Parkı deneyimlerinin Türkiye’nin diğer sekiz orman sıcak noktasına yaygınlaştırılması

Küre Dağları Milli Parkı’nda elde edilen korunan alan ve tampon bölge ortak yönetimi, tehditleri önleme, korunan alanların planlama ve yönetiminde yeni yaklaşım deneyimleri az önce belirttiğim diğer orman sıcak noktalarına yaygınlaştırılacaktır.

UNDP Türkiye: Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik ve doğasının korunması için Genel Müdürlüğünüz tarafından yapılan çalışmalar hakkında kısaca bilgi verir misiniz lütfen?

O.Ö.: Türkiye’de biyolojik çeşitlilik ve doğa korumadan sorumlu ana kurum, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’dür. Genel Müdürlüğümüz, mevzuatlar ve uluslararası sözleşmeler doğrultusunda ülkemizin sahip olduğu ulusal ve uluslararası öneme sahip kaynak değerlerini koruma çalışmalarını belirlediği politikalar çerçevesinde yürütüyor.

Türkiye’deki tarihi, kültürel, doğal kaynak değerleri ile zengin biyolojik çeşitliliğin bulunduğu alanlar farklı kurum ve kuruluşlar tarafından ve farklı pek çok kategori ve statülerde koruma altına alınmıştır ve alınmaktadır. Şu anda ülkemizdeki kaynak değerleri 16 farklı koruma statüsüyle korunmaktadır. Bu koruma statülerinin bir kısmı ulusal mevzuatlara göre ilan edilirken, bir kısmı da uluslararası sözleşmelere dayanarak ilan ediliyor.

Genel Müdürlüğümüz, Milli Parklar ve Kara Avcılığı kanunlarımıza göre ilan edilen korunan alanlarımızın planlama ve yönetimine ilişkin çalışmaları yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler işbirliğinde yürütüyor. Bu kapsamda;

  • Mevcut korunan alanların ülke yüz ölçümüne oranını artırmak
  • İlan edilen alanların planlarının tamamlanması ve yeni ilan edilecek sahaların ilan sürecinde planlanması,
  • Korunan alanların planlanmasına ilişkin planlama kılavuzlarının uluslararası korunan alan planlama yaklaşımları da dikkate alınarak hazırlanması,
  • Korunan alanların yerinde yönetimi alt yapısının güçlendirilmesi,
  • Korunan alanlarda etkin bir ziyaretçi yönetimi ile birlikte yöre halkının süreçlerde etkin rol almasını sağlayacak mekanizmaların kurulması,
  • Yöre halkına yönelik olarak alan kılavuzluğu, ekoturizm gibi alternatif gelir getirici faaliyetler ile desteklenmesi ve bu konulara ilişkin mekanizmaların kurulması,
  • Korunan alanlar için gönüllülük programlarının geliştirilmesi ve uygulanmasına ilişkin mekanizmaların oluşturulması,
  • Korunan alanların etkin yönetimi ve etkinliğinin izlenmesine yönelik izleme sistemlerinin kurulması ve uygulanması,
  • Korunan alan çalışanlarının gerek sayısal olarak ve gerekse kapasite olarak güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yürütüyoruz.

Bugün itibariyle Genel Müdürlüğümüz sorumluluğunda olan Türkiye’deki korunan alanlarımız ve sayıları şöyledir:

Korunan alan tipi

Sayısı

İlgili Kanun

Milli Park

40

Milli Parklar Kanunu

Tabiatı Koruma Alanı

31

Milli Parklar Kanunu

Tabiat Anıtı

105

Milli Parklar Kanunu

Tabiat Parkı

30

Milli Parklar Kanunu

Yaban Hayatı Geliştirme Sahası

80

Kara Avcılığı Kanunu

Ramsar Alanı

12

Ramsar Sözleşmesi / Sulak alanların Korunması Yönetmeliği

Biyosfer Rezervi

1

Yönetmelik hazırlık aşamasındadır

Kara avcılığıyla ilgili tüm düzenlemeler de Genel Müdürlüğümüzce geliştirilip uygulanıyor. Genel Müdürlüğümüzce yürütülen dış kaynaklı projelerle birlikte özellikle korunan alanlarda yöre insanının süreçlere etkin katılımını desteklemeye yönelik ve gelir getirici faaliyetler olarak tanımlanan alan kılavuzluğu ve ekoturizm faaliyetleri de gerçekleştiriliyor. Yine spesifik olarak mağara araştırmalarına yönelik çalışmalar da yürütülüyor.

UNDP Türkiye: Proje bu koruma sürecine nasıl katkı koyacak?

O.Ö.: Öncelikle şunu belirtmek isterim, korunan alanların, öncelikle biyolojik çeşitliliğin korunması esasıyla çok önemli ekosistemleri, su havzaları ve toprakların korunması gibi pek çok fonksiyonları bulunuyor. Yine birçok korunan alan bu alanlar içerisinde yaşayan ve yaşamını korunan alanın kaynak değerlerini kullanarak sürdüren yöre insanı için önemlidir. Çünkü korunan alanlarda yaşayan yöre insanı bu alanlardaki peyzajı şekillendirdiği ve etkilediği gibi kendiside yaşadığı coğrafyadan etkileniyor. Bu da korunan alanlara ayrı bir kültürel zenginlik sunuyor.

Proje, şu uygulama örneklerini oluşturarak Türkiye’deki mevcut koruma çalışmalarına katkı koyacaktır:

  • Korunan alan planlanması ve yönetiminde geniş katılımın sağlanması
  • Tampon bölge planlama ve yönetimi mekanizmasının oluşturulması
  • Milli parkların yerinde yönetimi alt yapısının güçlendirilmesi
  • Etkin ziyaretçi yönetimi mekanizmasının kurulması
  • Milli Park için gönüllü programının geliştirilmesi ve uygulanması
  • Milli Park yönetimi izleme programının oluşturulması
  • Yöre halkına alternatif gelir kaynakları oluşturma altyapısının oluşturulması
  • Yöre ormanlarının sürdürülebilir yönetimi için biyolojik çeşitlilik değerlerinin de kullanılarak yönetim planlarının hazırlanması ve uygulanması
  • Küre Dağları Milli Parkı ve çevresinde elde edilen deneyimin diğer sekiz orman sıcak noktasına yaygınlaştırılması

UNDP Türkiye: Projenin geliştirilmesi ve uygulanmasında UNDP ile işbirliğiniz nasıl gelişti?

<

Ceza adalet sisteminde uzlaştırma uygulaması

UNDP ve Adalet Bakanlığı’nın ortak girişimi olan “Ceza Adalet Sisteminde Uzlaştırma Uygulamalarının Geliştirilmesi" projesi kapsamında, Türkiye’nin her tarafından 100 hakim ve savcının katıldığı eğitimcinin eğitimi 2-13 Şubat 2009 tarihleri arasında Ankara’da yapıldı.

Ankara, Mart 2009

Eğitim ile Türkiye'de ceza adalet sisteminde mağdur-fail uzlaştırma konusunda kaynak olabilecek kişilerin oluşturulması amaçlanıyor. Deneyimli uzlaştırmacıların kolaylaştırıcılığında gerçekleştirilen eğitimler interaktif bir yaklaşımla ve canlandırmalarla, Türkiye'de mağdur-fail uzlaştırmasının önündeki olası zorluklar ve avantajlar konusunda etkili tartışmalara olanak sağladı.

Proje kapsamında, Mart 2008’de mağdur-fail uzlaştırması hakkında algılama ve ihtiyaç değerlendirme çalışmasının ardından Haziran 2008’de değerlendirmenin sonuçlarının tartışıldığı iki günlük atölye çalışması yapıldı. Ekim 2008'de ise geçekleştirilen 2 günlük çalışmada ise eğitimcinin eğitimi konuları belirlendi.

Bu sürecin sonunda, uluslararası ve ulusal danışmanlar, Adalet Bakanlığı'nın ilgili birimi olan Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ile görüş alışverişinde bulunarak eğitim kitapçıklarını hazırladılar. Eğitim kitapçığı, Onarıcı Adalet Programlarının Ceza Konularında Kullanılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Temel İlkeleri, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi R (99) 19 Numaralı Tavsiye Kararı, Mağdur-Fail Uzlaşısının Daha Fazla Kullanılmasını Teşvik Etmeye Yönelik Stratejiler, Mağdur Fail Derneği Tarafından Tavsiye Edilen Etik İlkeler, başarılı uzlaştırma uygulamalarının koşulları ve başarılı uzlaştırma pratikler gibi konuları kapsıyor.

Mahkemelerde mağdur-fail uzlaştırma uygulamalarını teşvik etmede esas yetkili olan yargı mensuplarının katıldığı ve uzlaştırma uygulamalarıyla ilgili zorlukların detaylı bir şekilde tartışıldığı eğitim oturumları proje için önemli bilgiler sağladı. Proje süresince, bir web sitesi yaratılacak, uygulayıcılar için bir el kitabı hazırlanacak ve büyük adliyelerde farkındalık yaratma faaliyetleri gerçekleştirilecek.

Prof. Dr. Cumhur Şahin (Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Türkiye), Michael Konigshofer (Uzlaştırma Uzmanı, Avusturya) ve Alenka Meznar (Emekli Yüksek Devlet Savcısı, Slovenya) Yeni Ufuklar’a verdikleri mülakatta ceza adalet sisteminde uzlaştırma uygulaması hakkında görüşlerini paylaştılar:

UNDP Türkiye: Uzlaştırma ne demek? Ceza adalet sisteminde uzlaştırma nasıl işliyor?

Prof. Dr. Cumhur Şahin (C.Ş.): Uzlaştırma özü itibarıyla ceza uyuşmazlığının tarafı olan kişilerin (failin ve mağdurun) iradelerinin ön plana çıkarılması suretiyle uyuşmazlığın sonuçlandırılması sürecine verilen isimdir. Şöyle ifade edeyim, hukuk sistemi olarak bizim dahil olduğumuz sistemde tarafların iradesinin bir önemi yoktur. Bir ceza uyuşmazlığı, suç, ortaya çıktığında devlet harekete geçer, savcı soruşturmasını yapar, davasını açar, mahkeme devreye girer, yagılamasını yapar. Eğer kişiyi suçlu bulursa cezalandırır, infaz kurumuna koyar; değil ise beraat ettirir. Burada dikkat ederseniz ne faailin ne de mağdurun bir girişimi vardır. Onlar sadece bu sürece tabidirler. Bu çok uzun zaman alan, çok pahalı ve başka bir takım sıkıntıları da olan bir sistemdir. Bütün uyuşmazlıkları bu şekilde çözmeye kalktığımızda, hiçbir devlet bu sistemin altından kalkamaz. Uyuşmazlığın çok olduğu toplumlarda, bu, adalet sistemini tıkıyan bir yoldur.

Onun için bütün dünyada alternatif uyuşmazlık çözüm yolları geliştirilmiştir. Bu alternatif yollar, öncelikle Anglo-Amerikan ülkelerinde başlamış ve sonra kıta Avrupası ülkeleri bundan belli ölçüde etkilenmişlerdir, mevzuatlarına bu alternatif yolları almaya başlamışlardır. Yani, klasik sistemin yavaş olması, beklenen faydaları vermemesinden dolayı seçenek yollar aranmıştır, uzlaşma bunlardan birisidir. Hem bu klasik, ağır, yoğun işi yükünden kaçışı ifade eder hem de daha önemlisi, klasik sistemde mağdur gerçekten tatmin edilmez. Suçluya devlet cezasını verir, infaz kurumuna sokar onu ama bu arada mağdur hiçbir zaman bundan tatmin olmaz. Genellikle şu lafı duyarsınız: “Ya tamam, siz onu hapse koydunuz ama bu yaptığınız işin bana ne faydası oldu?” Uzlaşma bu yönü itibarıyla mağduru önce çıkaran, olayları onun gözünden görmemizi, onun acılarını anlamamızı ve gerekirse onun failin cezalandırılması dışında tatmin edilmesini sağlamaya çalışan kurumdur. Uzlaşma, mağduru önemseyen, ona değer veren ve onu tatmin etmeye de çalışan bir sistemdir.

UNDP Türkiye: Ceza adalet sisteminde uzlaştırma uygulaması Türkiye'de ne aşamada?

C.Ş.: Bizde yakın zamana kadar klasik dediğimiz sistem uygulanıyordu: soruşturma, yargılama, cezalandırma sistemi. Uzlaşma yeni bir kurum. Her toplum yeni kurumlara ihtiyatla yaklaşır. Bu, kendi çapında hukukta bir devrimdir. Toplumlar her devrime tepki koyarlar. Uygulayıcılar, alıştıkları sistemin dışında bir şey istendiği için ihtiyatla yaklaşırlar. İnsanlar bunu bilmez, bazen uyuşmazlık çıktığında henüz psikolojik olarak barışmaya uzlaşmaya hazır olmadıkları bir ortamda bunu söylerseniz, öfkeyle ve kızgınlıkla olumsuz cevap verirler. Hem uygulayıcı açısından, hem taraflar açısından, hem kurumun yeni olması açısından ve başka daha sebeplerden toplum ihtiyatla yaklaşıyor.

Bunu incelediğiniz takdirde her ülke benzer bir süreci yaşamış. Bir süre sonra başka destekleyici tedbirler ile bu sistemin hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu toplantılar da buna yönelik yapılıyor. Yeni kurum olmasının getirdiği ihtiyatın dışında başka ne gibi olumsuzluklar var bu sistemin önünde, bunu şu anda bu çalıştayda tespit edip, çareler nedir bunu araştırıyoruz. Şimdi gayet tabiidir bunu asıl olarak uygulayacak olan hakimlerin, savcı ve avukatların bildikleri, alıştıkları uygulamalar var. Diyorsunuz ki, "Bunu bırakın, biraz da bunun yapın." Buna psikolojik olarak da hazır hale gelinmesi lazım.

Şu anda o hazırlık sürecinin sıkıntılarını yaşıyoruz. Bir süre sonra başka destekleyici tedbirlerle de hayata geçirilmesi için iyi tanıtılması gerekiyor sistemin. Özellikle de savcılarımız ve hakimlerimiz için de bu işin onlar için angarya olmaktan çıkcak bir yapıya dönüştürülmesi lazım. “Bir sürü işinizin arasında bunu da böyle vatan millet uğruna yapın” diyerek, onlardan da bir fedakarlık bekliyoruz şu anda. Onlar kamu görevlisi, haklı olarak kendi kariyeri açısından bunun yansımasını görmek istiyorlar. Onunla ilgili belki yasal düzenlemeler ya da teşvik edici tedbirlerin alınması gerekli. Bir savcı ve hakim için bu sistemi özendirmemiz lazım. “Kanunun bir kuralıdır, uygulayacaksın!” demekle olmuyor. Kanunun iki tane kuralı var: Bir klasik yol, bir de uzlaştırma. Klasik yolu uyguladığında puanını alıyor, tayinini alıyor, terfisini alıyor; yani onun kariyerine bir katkısı oluyor. Ama bunu uyguladığında hiçbir şey olmuyor. Bunun önündeki engeli de aşmamız lazım. Tıpkı klasik yol uygulandığında ödüllendirildiği gibi, bunun için de eşit bir ödüllendirme sisteminin oluşturulması gerekiyor. Bunu yapan hakimi ve savcıyı da takdir edecek, yapının angarya olmadığını gösterecek bir düzenlemeye ihtiyaç var. Eksiklerimiz bunlar gibi gözüküyor, aşağı yukarı tespit ettik.

 

UNDP Türkiye: Ne tür davalar uzlaştırma ile sonuçlandırılabilir?

Michael Konigshofer (M.K.): Tüm davalar olmasa da birçok dava uzlaştırmaya yönlendirilebilir. Sistem oluşturulması gerek, çünkü bazı davalar uzlaştırma ile sonuçlandırılamıyor. Kuruluşların davaları ve gerçekten zor cezai davaları uzlaştırma yoluyla halletmek mümkün değil. Uzlaştırma, mahallede ve trafikte olduğu gibi çoğu sosyal anlaşmazlıklara ve küçük genel davalara hitap ediyor.

UNDP Türkiye: Uzlaştırma uygulaması kültürden kültüre değişiyor mu? Türk kültürü uzlaştırma uygulamasına ne derece hazır?

M.K.: Uzlaştırma aslında ne kıta Avrupası’nda, ne Türkiye’de ne de Afrika’da yeni bir kavram. Uzlaşmazlıkları çözmek için dünyanın her yerindeki insanların tedbirleri var. Bunu aslında toplumun gelişmesinin bir yansıması olarak görmeliyiz.Toplumun gelişmesine doğru cevap vermek için ceza sisteminin gelişmesi gerek. Örneğin, Ortaçağ’da çiftçiler arasındaki sorunları çözen kişiler vardı, onlar eğer kralın aleyhinde birşey söylerlerse, bu, hayatlarına mal olabiliyordu. Ulus devletin gelişmesinde ceza sistemini çok güçlü tutmak gerekliydi… Sanırım şu an bu durumda değiliz, gelişmeyi yakaladık. Böylece, uyuşmazlıkları ve suçları ceza sisteminin bir parçası olarak kişilere yönlendirebiliriz.

UNDP Türkiye: Uzlaştırma uygulaması konusunda Slovenya örnek bir ülke. Slovenya bunu nasıl başardı? Ayrıca, Slovenya’nın deneyiminden Türkiye neler öğrenebilir?

Alenka Meznar: Mağdur-fail uzlaştırma uygulamasının Slovenya ceza hukukuna entegre edilmesini Türk meslektaşlarıma anlatırken kendimi ilginç bir durumda buldum. Slovenya çok küçük bir ülke, 200 tane savcımız var. Türk meslektaşlarım gülmeye başladılar; kendilerinin baktığı davalarla karşılaştırılınca, Slovenya’dakilerin ne kadar ceza davasına baktıklarını anlayamadılar.

Ankara’ya ilk kez geldiğimde, onlara dedim ki Slovenyalı yargıçlar cennette yaşıyorlar, çünkü iş yükleri çok az...Fakat bu sorun değil, esas nokta uzlaştırma uygulamasına nasıl başladıkları. Uygulama genel anlamda zor değildi. 1999 yılında kanununda bazı değişiklikler yapıldığı zaman, mağdur-fail uzlaştırma konusundaki tavsiye kararı kabul edildi. Tavsiye kararındaki bazı önemli noktaları ceza kanunuda uyguladık ve bir yıl sonra uzlaştırma uygulamasına başladık. Hatırladığım kadarıyla o zamanlar sadece 150 savcı vardı. Hepsini bir kerede eğitmiştik. Ardından, Slovenya’da gönüllü uzlaştırmacaların olmasını istediğimiz için, yaklaşık 200 uzlaştırmacı atadık. Slovenya’da denetimli serbestlik büroları yok...Böylece, gönüllü uzlaştırmacılara sahip olmaya karar verdik, tabi daha sonra onları eğitmemiz lazımdı. Birinci yılın sonunda 2000’e yakın davanın uzlaştırma uygulamasına yönlendirildiğini fark ettik. İkinci ve üçüncü yılda yine aynı sayıda dava yönlendirildi...Ardından, yönlendirilen davaların sayısı yavaş yavaş azaldı, çünkü savcılarımızın bu alternatif tedbire sahip olmanın yanı sıra ertelenmiş ceza davası gibi diğer sormlulukları da var...Tüm Avrupa’daki savcıların esas sorunu, uzlaştırmacılara güvenmemeleri. Sanırım bununla bağlantılı olarak, iş yüklerinden şikayet etmelerine rağmen, Türk savcıları uzlaştırmayı kendileri uygulamak istiyorlar. İlginç bir durum, çünkü herkes “İş yükümüz çok fazla” diyor, diğer bir taraftan da uzlaştırmayı kendileri yapmak istiyor. Bu, daha fazla iş demek. Yeterince davayı uzlaştırmaya yönlendiremekleri için şikayet ediyorlar. Bence, en önemli görev daha fazla davayı uzlaştırma uygulaması yönlendirmeleri için savcıları ikna etmek. Bunu şu an yapmak çok zor, çünkü güven sorunu var. Aynı sorun Avrupa’da her tarafta var. Profesyonel ve gönüllü uzlaştırmacılara sahip olabilirsiniz.

İklim değişikliğine uyum için ortak çalışma

UNDP ve Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından tarafından yürütülen “Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesi’nin Geliştirilmesi” isimli Birleşmiş Milletler (BM) Ortak Programı çerçevesinde, 16-18 Şubat 2009 tarihleri arasında “Seyhan Havzası’nda İklim Değişikliğine Uyum Konusunda Sistem Yaklaşımı Uygulaması” çalıştayı düzenlendi.

Ankara, March 2009

“Seyhan Havzası’nda İklim Değişikliğine Uyum Konusunda Sistem Yaklaşımı Uygulaması” çalıştayına, Seyhan Havzası’nda yer alan Adana, Kayseri ve Niğde’deki kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra akademisyenler ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarından yaklaşık 95 uzman katıldı.

Çalıştayın açılışında konuşma yapan Adana Vali Yardımcısı Fikret Deniz; “Bütün dünya küresel iklim değişikliğinin etkileriyle karşı karşıya. Doğanın denklemine ters düşmeyelim. Biz doğanın denklemine ters düşersek, yarın bunun bedelini ağır öderiz” dedi.

BM Ortak Programı Bölgesel Proje Koordinatörü Alper Acar, çalıştayın, iklim değişikliği konusunda sistem yaklaşımının uygulanacağı ilk çalıştay olması nedeniyle önem taşıdığını belirtti. Çalıştayda, iklim, ekosistemler ve insan gibi karmaşık sistemlerin çözümlenmesine ve birbirleriyle olan ilişkilerinin ve etkileşimlerinin ortaya çıkartılmasına çalışılacağını belirten Acar, Seyhan Havzası’nda iklim değişikliğine uyum ile ilgili konular arasındaki bağlantıları ve etkileşimleri belirlemenin yanı sıra bölgesel iklim değişikliğine uyum stratejisinin bir parçası olarak ele alınan Toplum Temelli Uyum Hibe Programı’nın öncelikleri ve konu başlıklarının da belirleneceğini açıkladı.

Açılış konuşmalarının ardından Türkiye ve Kyoto Protokolü, İklim Değişikliği ve Türkiye, İklim Değişikliği ve Seyhan Havzası başlıklı sunumlar gerçekleştirildi. Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesi’nin Geliştirilmesi Ortak Programı kapsamında gerçekleştirilen İlgi Grupları Analizi, Geçim Kaynakları Analizi ve Ekosistem Değerlendirmesinin sonuçları paylaşıldı. Daha sonra Su Kaynakları ve Su Kalitesi, Tarım ve Gıda Güvenliği, Doğal Kaynak Yönetimi, Doğal Afetler ve Afet Yönetimi, Halk Sağlığı, Altyapı, Havza ve Kıyı Alanları Yönetimi olmak üzere farklı temalar altında gruplara ayrılarak, sistem yaklaşımıyla Seyhan Havzası’nın iklim değişikliği kaynaklı sorunları ve öncelikleri belirlendi. Lundt Üniversitesi’nden Dr. Deniz Koca’nın yönlendirmesiyle tüm bu sorunlar ve iklim değişikliğine uyum konusunda yapılması gerekenler nedensel döngü yaklaşımıyla ele alındı.

Çalıştay, Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi başlıklı BM Ortak Programı kapsamındaki faaliyetlerinden biri olarak gerçekleştirilidi. Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi Ortak Programı ile, Türkiye’nin kırsal ve kıyı alanları gelişimini tehdit edebilecek iklim değişikliği risklerini yönetmek için kapasite geliştirilmesi hedefleniyor.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

'Küresel istikar sosyal adalete bağlı'

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Sosyal Adalet Günü dolayısıyla 20 Şubat 2009 tarihinde yaptığı açıklamada küresel istikrarın ve gelişmenin, insanların kabul edilebilir bir düzeyde fırsat eşitliğine ve refaha sahip olmalarını temin etmeye bağlı olduğunu belirtti.

Ankara, Mart 2009

Ban Ki-moon’un tüm açıklaması şöyle:

"Sosyal adalet, ulusların kendi içinde ve başka uluslarla barış ve refah içinde bir arada yaşaması için gerekli temel bir ilkedir. Cinsiyet eşitliğini veya yerli halkların ve göçmenlerin haklarını savunduğumuzda, sosyal adaletin ilkelerini uyguluyoruz. İnsanların cinsiyeti, yaşı, ırkı, etnik kökeni, dini, kültürü veya engelli olma durumundan dolayı maruz kaldıkları engelleri kaldırdığımızda sosyal adaleti artırmış oluyoruz.

Herkes için sosyal adaleti sağlama, Birleşmiş Milletler’in kalkınmayı ve insan onurunu savunan küresel misyonunun esasını teşkil ediyor. Daha Adil Küreselleşme için Sosyal Adalet Bildirgesi’nin Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından geçen yıl kabul edilmesi, Birleşmiş Milletler sisteminin sosyal adalete olan bağlılığını gösteren bir örnek. Bildirge, istihdam, sosyal koruma, sosyal diyalog, iş yerinde temel ilkeler ve haklar yoluyla herkes için adil sonuçlar yaratılmasına odaklanıyor.

Ne yazık ki, sosyal adalet insanlığın çok önemli bir kısmı için hala ulaşılması zor bir hayal. Aşırı yoksulluk, açlık, ayrımcılık ve insan haklarının ihlali bizi yaralamaya devam ediyor. Küresel finansal kriz bu sorunları daha da kötüleştiriyor.

2007’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilan edilen Sosyal Adalet Günü ilk kez bu yıl anılıyor. Bu anma, tüm çalışmalarımızı yönlendiren ahlaki zorunluluk olan sosyal adaletin önemini vurguluyor.

Küresel istikrar ve gelişme, insanların kabul edilebilir bir düzeyde fırsat eşitliğine ve refaha sahip olmalarını temin etmeye bağlı. Herkes için sosyal adaletin olmaması hepimizi küçük düşüren bir durum. Bu yılki anmada, sosyal adaletin ilkelerine ve ona ulaşmak için stratejilerin ve politikaların arayışında olacağımıza dair bağlılığımızı yineleyelim."

UNDP Türkiye'de iş fırsatları

 

Tüm ilanlar

Katkıda Bulunanlar

Katkıda Bulunanlar

Editör: Aygen Aytaç
Asistan: Mehmet Baha

 

 

UNDP Türkiye’yi takip edin:

© 2009 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.