Sayı: 38
Sanat, toplumda yaratıcı ve üretken bireylerin sayısını arttırmak ve bu bireyleri değerlendirmedeki en önemli araçlardan biri. Engelli gençler, sosyal hayatın bir çok yönünde olduğu gibi, sanattan da mahrum kalıyorlar. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Alternatif Yaşam Derneği (AYDER), Vodafone Türkiye Vakfı ve Beşiktaş Belediyesi tarafından yürütülen "Düşler Akademisi" projesi, engelli bireylerin aktif ve üretken olmaları için sosyal ihtiyaçlarını karşılamayı ve onları güçlendirmeyi hedefliyor. Sanatı bir araç olarak kullanan "Düşler Akademisi" projesinin, fiziksel, zihinsel, işitsel ve görsel engelliler ile kronik hastalığı olanlar, düşük gelirli ve dezavantajlı genç gruplara ilham vermesi ve onları bütünleştirmesi bekleniyor.
Bu proje ile Türkiye’nin gerçek anlamda erişilebilir ilk partisi, İstanbul Beyoğlu’ndaki en popüler müzik mekanlarından biri olan Ghetto’da 28 Aralık 2008 tarihinde düzenlendi. Partiye hatırı sayılır bir katılım oldu. Tamamen erişilebilir hale getirilen eğlence mekanına yaklaşık olarak 450 kişi geldi ve parti geç saatlere kadar sürdü. Engelli ve engelsiz birçok kesimden kişinin ilk defa bir araya geldiği ve müzik, dans, görsel performanslar eşliğinde birlikte eğlendiği partide katılımcılar unutulmaz bir gece yaşadılar. (Etkinlik ile ilgili Star TV'nin yaptığı yayını görmek için lütfen buraya tıklayınız)
Bu parti, Kasım 2008'de gerçekleştirilen proje tanıtım toplantısından sonra, "Düşler Akademisi" projesi kapsamındaki ikinci büyük etkinlik. "Düşler Akademisi" sayesinde her iki etkinliğin yapıldığı mekan engellilerin erişebileceği şekilde düzenlendi. Önceden engellilerin erişimini olanaksız kılan mekandaki odalarda ve tuvaletlerde engellilerin erişimi için şu an rampalar ve diğer araçlar bulunuyor.
2008’in Aralık ayından itibaren, eğitimlerini İstanbul’da dört farklı mekanda yaklaşık 10 atölyede yürüten "Düşler Akademisi"ne 400’den fazla başvuru yapıldı. "Düşler Akademisi"nde, vokal, ritim, dans, enstrüman, DJ’lik, film ve animasyon eğitimlerinin yanısıra, İstanbul Moda Akademisi ile yapılan işbirliği sayesinde, engelli bireylere ilk kez moda tasarımı üzerine eğitimler veriliyor.
"Düşler Akademisi"; UNDP, AYDER, Vodafone Türkiye Vakfı ve Beşiktaş Belediyesi arasındaki ortak çalışmaları sonucunda kuruldu. AYDER, sosyal ve fiziksel yönden dezavantajlı kişilerin ihtiyaçları ve sosyal yaşamla bütünleşmeleri için bilincin arttırılması ve engelli gruplar arasında, hükümet, yerel otoriteler ve özel sektörle ortaklıklıkların geliştirilmesini amaçlayan bir sivil toplum kuruluşu.
[BAGLANTILAR]
Fotoğraf: Hakan Çınar
UNDP ve Maliye Bakanlığı’nın bu ortak girişimi, vergi politikaları seçeneklerine ilişkin son eğilimlerin ve gelişmelerin tartışıldığı bir platform niteliğinde. Konferansın, Türkiye’nin Avrupa Birliği katılım sürecinde vergilendirme başlığına ilişkin devam eden görüşmelere de katkıda bulunması bekleniyor.
Konferansın ilk gününde, Türk vergi sistemi ve politikalarının yeniden biçimlendirilmesi, Avrupa’daki ilgili vergi sistemleri ile karşılaştırmalı olarak tartışıldı.
İlk konuşmayı yapan Maliye Bakanlığı Gelir Politikaları Genel Müdürü Seyit Ahmet Baş, konferansın Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü’nün yönetsel kapasitesini güçlendirmeye katkı sağlayacağını belirtti.
Ardından, sırasıyla Birleşmiş Milletler Mukim Temsilci Yardımcısı Ulrika Richardson-Golinski ve Maliye Bakanlığı Müsteşarı Hasan Basri Aktan söz aldılar. Birleşmiş Milletler Mukim Temsilci Yardımcısı Ulrika Richardson-Golinski, Türk vergilendirme sistemindeki sorunlarını ele almak için politikalar geliştirilmesinin önemini vurguladı. Maliye Bakanlığı Müsteşarı Hasan Basri Aktan ise, konferansın vergilendirme konusunda politika oluşturlmasına katkı sağlayacağını kaydetti. Aktan, ayrıca, konferansı düzenlediği için UNDP Türkiye Ofisine teşekkürlerini iletti.
“Türk vergi sistemi ve politika hedefleri” adlı konuşmasında, Maliye Bakanlığı Gelir Politikaları Genel Müdür Yardımcısı Ünal Tayyan, Türkiye’deki vergilendirme sistemini gözden geçirdi ve gelir vergilerinin yerel yönetimlerdeki payını inceledi.
Avrupa Birliği Komisyonu’nu temsilen Kamu Maliyesi Sektör Yöneticisi Umut Özdemir, AB vergi politikası hakkında bilgi verdi ve Türkiye’nin alkollü içeceklere ve tütün ürünlerine uyguladığı vergilerin AB mevzuatına uyumu için önemli konular olduğu belirtti.
Uluslararası Para Fonu (IMF) Mali İlişkiler Direktörü Teresa Ter-Minassian, Vergi sistemlerinin etkinlik ve verimliliğinin artırılması konusunda son gelişmeler (Doğrudan ve dolaylı vergilendirme arasındaki geçişler, vergi yükünün yeniden dağıtımı) hakkında konuşma yaptı.
Türk kanunlarının İngilizce’ye tercümesinin yabancı yatırımcılar için faydalı olacağına dikkat çeken, IMF Kıdemli Danışmanı Victor Thuronyi, Türkiye’deki vergi yapısının gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti.
UNDP Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Ofisi Kıdemli Ekonomisti Ben Slay ise konuşmasında AB’ye yeni üye olan devletlerin vergi ve sosyal politika reformlarına yer verdi. Slay, vergi reformunun aynı zamanda yoksulluğu azaltmakla ilgili olduğunu kaydederek, doğru uygulandığında yoksulluğu azaltabilceği ve toplumsal birlikteliği güçlendireceğinin altını çizdi.
Güney Afrika’daki Pretoria Üniversitesi Afrika Vergi Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olan Caner Selçuk, Ekonomik Büyümede Vergilendirmenin Rolü (Sermayenin, Gelirin ve Tüketimin Vergilendirilmesi) hakkında bilgi verdi.
Konferansın ilk günü, Roy Bahl (Georgia Devlet Üniversitesi, ABD), Selçuk Caner (Pretoria Üniversitesi, Güney Afrika), Ben Slay (UNDP), Teresa Ter-Minassian (IMF) ve Victor Thuronyi (IMF)’nin katıldığı ve Jorge Martinez (Georgia Devlet Ünivesitesi, ABD) tarafından yönetilen yuvarlak masa toplantısı ile son buldu.
Konferansın ikinci günü özellikle katılım sürecinde dolaylı vergilerin uyumlaştırılması; vergilendirmenin mikro boyutları; maliyerelleşme ve mahalli yönetimlerle gelir paylaşımı gibi vergilendirme politikalarının derinlemesine tartışılması için önemli bir fırsat oldu. Akademisyenler, uzmanlar ve Bakanlık yetkilileri ile uluslararası toplum temsilcileri vergilendirmeyle ilgili unsurlar üzerinde odaklandılar ve Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecindeki yol haritasının geliştirilmesine katkıda bulundular.
Yeni Ufuklar, UNDP Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Ofisi Kıdemli Ekonomisti Ben Slay’ın konferans, Türkiye ekonomisi, Türk vergilendirme sistemi ve küresel kriz hakkındaki görüşlerini aldı.
UNDP Türkiye: Konferans hakkındaki düşünceleriniz neler?
Ben Slay (B.S.): Mühim bir zamanda gerçekleştirilen bu konferansın üç nedenden dolayı çok önemli olduğunu düşünüyorum. Birincisi, Türkiye, Avrupa Komisyonu ile vergi konusunda müzakerelere başlıyor. Avrupa Birliği ile bütünleşme açısından bu çok önemli bir nokta. İkincisi, küresel ekonomi ve Türkiye ekonomisi hızlı bir şekilde geriliyor. Türkiye ekonomisinin şu an ekonomik durgunluğa girme ihtimali var ve tüm makroekonomik durum kötüleştiğinde, mali denge ve bütçe çok büyük ölçüde önem taşıyor. Zamanla bu konular gittikçe daha önemli olacaklar. Üçüncüsü, diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de bulunan durumu iyi olmayan insanları düşünmemiz gerek. Vergi sistemindeki değişikliklerin en hassas ve en yoksul insanlar üzerinde yük olmayacak şekilde yapılması çok önemli. Bu noktada, vergi politikası, sosyal politika ve piyasa politikası arasındaki bağlantılara dikkat etmek önemli.
UNDP Türkiye: Küresel ekonominin ve Türkiye ekonomisinin hızlı bir şekilde gerilediğinden bahsettiniz. Bu konu hakkında daha fazla bilgi verebilir misiniz?
B.S.: Aslında, küresel kriz gelişmekte olan ülkeleri ve Türkiye’yi üç veya dört şekilde etkiliyor. Birincisi, ihracat için olan talep düşüyor. Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletler, Ortadoğu gibi Türkiye’nin ihracat piyasaları daralıyor ya da bu piyasalardaki büyüme azalıyor. Bu ilk etkisi, yani ihracat etkisi. İkinci etki ise ticaret şartları konusunda. Türkiye’nin ödediği fiyatlarla, yaptığı ihracat için aldığı fiyatlar arasında düşüş var. Böylece, daha az ihracat yapılabiliyor ve tekstil fiyatlarında olduğu gibi fiyatlar düşüyor. Bu konularda gerçekten bir düşüş var. Diğer ülkelere kıyasla Türkiye’de böyle bir sorun yok. Üçüncüsü, büyük borca, geri ödenmesi gereken büyük bir dış borca, sahip olmak Türkiye için çok ciddi bir sorun. Başka bir deyişle, borcun yakında ödenmesi gerekiyor, borç ya ödenecek ya da borcu ödemek için tekrar borçlanılacak. Ülkelerin şu an dış borçlarını finanse etmeleri çok zor, bunun en kolay yolu Uluslararası Para Fonu (IMF) sayesinde finanse etmek. Bu nedenle, 2009’un başındaki yerel seçimlerden sonra Türkiye’nin IMF ile anlaşması oldukça önemli. Böylece, Türkiye 2009 başında ödemesi gereken 7-8 milyar dolar dış borcu, daha yüksek faiz oranlı piyasalardan borçlanmaktansa, IMF veya başka yerlerden düşük faizle elde edebilir. Son olarak, Türkiye için önemli diğer bir konu yurtdışında yaşayan Türklerin Türkiye’ye gönderdikleri birikimleri. Avrupa’da yaşayan ve Türkiye’ye Avro gönderen Türkler için şu an Avrupa’da daha az iş var, böylece göçmen işçiler tarafından daha az para yollanılıyor. Bunun da etkisi olacak. Bunlar bizim takip ettiğimiz dört mekanizma.
UNDP Türkiye: Avrupa Birliği yolunda Türkiye’nin vergi politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
B.S.: Avrupa Birliği’ne 2004 ve 2007’de katılmış ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye birçok açıdan daha iyi bir durumda, çünkü Türkiye piyasa ekonomisne sahip ve yıllardır Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) üyesi. Avrupa Birliği’ne 2004-2007’de katılmış olan ülkeler ise sadece yakın zaman piyasa ekonomisine geçtiler; 1990 öncesi sosyalist olan Sovyet veya Yugoslav ekonomisine bağlıydılar. Bu açıdan bakınca, diğer ülkelere kıyasla Türkiye oldukça hazır görünüyor. Konu aslında vergi sistemi ekonomisinden ziyade, vergi sisteminin yönetsel boyutları ve Türkiye’deki siyasi ve hukukun üstünlüğünü kapsayan yasal boyutlar hakkında.
UNDP Türkiye: Kayıtdışılık konusu ile Türkiye nasıl daha iyi mücadele edebilir?
B.S.: Birçok gelişmekte olan ülke kayıtdışı sektörlere sahip. Avrupa Birliği’ne 2004-2007’de üye olan birçok ülkenin büyük kayıtdışı sektörleri var. Yapılması gereken bu kayıtdışı sektörlerin neden var olduğunu, devletin hangi faaliyetlerinin müteşebbislerin işlerini beyan etmelerinin önüne geçtiğini ve vergi ödememenin maliyetini artırmaya veya kayıtdışı olan faaliyetlerin beyanının maliyetini düşürmeye yönelik devletin politikalarının nasıl değiştirileceğini anlamak. Bazen bir vergi reformu, bazen hizmetlerin sağlanmasındaki bir değişiklik, her sektör teker teker göz önünde bulundurulmalı ve insanların yaşama şeklini gerçekten anlamak için sadece iktisatçı olarak değil psikolog ve antropolog olarak düşünülmeli.
UNDP Türkiye: Küçük ve Orta Boy İşletmelerin (KOBİ'lerin) daha fazla güçlenmesi için Türkiye’deki vergilendirme sisteminin nasıl değiştirilmesi lazım?
B.S.: Sanırım, daha az verginin ve vergi kaçırmanın daha az yolunun olduğu daha basit, daha şeffaf, ve istikrarlı bir vergi sistemi Türkiye’deki daha büyük firmalar için olduğu gibi KOBİ’ler için çok faydalı olacak. Örneğin, küçük ölçekli bir çiftçiye ya da iş adamına farklı oranlarda işletme ve tüketim vergisi uygulamaktansa belki de yılda bir kez ödenen, 100, 200 dolar değerinde kayıt vergisi uygulanabilir. Sorunu çözmenin en kolay yolu bu. Küçük işletmelerin şu an ki oldukça karmaşık durumu ile, ne kadar iş yapıldığından bağımsız olarak belli bir miktarda yıllık ödenen götürü vergi arasında ara çözüm bulunabilir. Bunların hepsi mevcut sistemin belli ölçüde basitleştirilmesi ve açıklığa kavuşturulmasını kapsıyor.
UNDP Türkiye: Konferanstaki konuşmanızda, düz oranlı vergi sistemine (flat tax) neden bu kadar fazla vurgu yaptınız?
B.S.: Vurgu yapmamın neden şu: 2004-2007’de Avrupa Birliği’ne katılan ülkeler arasında gittikçe artan bir şekilde ülkeler düz oranlı vergi sistemini uygulama başladılar ve birçok açıdan en iyi ekonomik duruma sahip olanlar düz oranlı vergi sistemini ilk uygulayanlar. Düz oranlı vergi sistemi her derde deva değil, bir mücize değil ama incelemeye değer. Düz oranlı vergi sistemi, sosyal politika reformu ve iş gücü piyasasını denetleme reformu ile birleştirildiğinde, aksi halde çok zor olacak sorunları çözmeye yardımcı oluyor.
UNDP Türkiye: Vergi tabanının genişletilmesi ne demek? Bu konuda Türkiye’nin durumu ne?
B.S.: En genel anlamda ekonomik kalkınma vergi tabanının genişletilmesi olarak anlaşılır. Bir ülke düşük kalkınma düzeyinde ise, çoğu ekonomik faaliyet tarımsal üretim veya kendi kendine yeterli olmak şeklindedir. Böylece, aile kendine yetecek yiyeceği üretir veya hayvan besler ve piyasada gerçekleşen ekonomik faaliyetin içinde yer almaz, böylece vergilendirilen ekonomik faaliyetlere sahip olmaz, ve ailenin tüm ekonomisi vergi sisteminin dışında olur. Ekonomik kalkınma gerçekleştikçe, piyasalar büyüdükçe, ekonomik faaliyetler genel anlamda daha çağdaş oldukça, vergi tabanı genişler. Buna ek olarak, daha önceden vergilendirilmemiş ekonomik faaliyetler nasıl vergilendirilir ve ekonomiyi bozmadan bunu yapmanın en iyi yolu nedir gibi sorular gündeme gelir. Türkiye gibi büyük oranda tarımsal sektörün olduğu bir ekonomide piyasalar gelişiyor. Ve hizmetler ve küçük ölçekli endüstrinin olduğu diğer sektörlerde büyük oranda kayıtdışılık var. Bu aslında bir piyasa ama resmi değil. Vergi ödemenin anlam ifade ettiğini insanların anlaması için kültürü değiştirmek söz konusu. Bu belli bir ölçüde halkla ilişkileri kapsıyor. İnsanlara sivil sorumluluk duygusunu iletmeyi ve vergi ödemeyi daha az külfetli hale getiren vergi sistemini basitleştirmeyi içeriyor. Böylece, bu, KOBİ’leri, tarım veya diğer sektörleri ilgilendiren yasal ve idari bir sorun.
UNDP Türkiye: Türkiye’deki vergi sistemi ile ilgili eklemek istediğiniz başka birşey var mı?
B.S.: Birkaç yorum yapabilirim. Birincisi, ekonomik sorunlara bağlı olarak azalan ekonomik faaliyetleri veya düşüşe geçen ekonomik büyümeyi kısa dönemli vergi tedbirleri ile desteklemek ve ekonomik kriz ile bağlantılı gelecek yıl Türkiye’de gerçek bir gerginlik olacak. Bütçe açığı daha iyi bir durumda olacak. Bütçe açığının kontrol dışında olmaması için kısa dönemli çözümler aranacak. Çağdaş ve adil Avrupa vergi sistemi yerleştirmenin uzun dönemli zorluklarından çok farklı birşey bu...Böylece, ekonomik krizi kısa dönemde yönetmenin ihtiyaçları ve vergi sistemini uygulamanın daha uzun dönemli ihtiyaçları arasındaki denge ortaya çıkıyor. İkincisi, Türk toplumundaki düşük gelirli ailelerin sadece vergi sistemindeki değişikliklerden değil sosyal politika değişikliklerinden de etkilendiğini göz önünde bulundurmamız gerek. Yoksulluk ve sosyal dışlanma gibi amaçlanmamış sonuçların olmaması için tüketim vergisi, katma değer vergisi ve gelir vergisindeki değişikliklerin toplumsal fayda ile bağlantısına bakmak çok önemli. Eğer böyle değişiklikler gerekli ise, daha yüksek vergi yükünü kaldıramayacak veya diğer konularda daha az yarar elde edecek olanlar için toplumsal fayda konusunda telifi edici değişiklikler yapılması lazım.
UNDP Türkiye: Küresel kriz, Birlemiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedeflerine (MDGs) ulaşmayı nasıl etkiliyor?
B.S.: Ne yazık ki, MDG’lere ulaşmayı daha çok zorlaştıracak, çünkü MDG’lere ulaşmadaki en önemli tek etken ekonomik büyüme. Ekonomik büyüme yoksul insanların gelirlerini artırır, böylece MDG 1 hedefine ulaşılır. Ekonomik büyüme, devlet bütçesi için daha fazla gelir yaratarak kamu sağlığı harcamalarına olanak sağlar, böylece MDGs 2, 3, 4 hedeflerine daha iyi bir şekilde ulaşılır. MDG, devletlerin cinsiyetle ilgili girişimlerini desteklemesi için, MDG 5, ve HIV/AIDS, verem ve sıtma ile mücadele için, MDG 6, işletmelerin çevreye duyarlı sürdürülebilir teknolojilere yatırım yapmaları için, MDG 7, ve gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere daha fazla fon sağlamasına olanak yaratıyor. Ekonomik durgunluk olduğunda veya ekonomik büyüme yavaşladığında, MDG’lerle ilgili çalışma daha zor oluyor. Birçok ülkenin yoksulluğu azaltmaya ve ülkelerindeki yoksullara yardım etmeye, yani MDG gündemi, odaklanacağına şu an makro ekonomik yönetime odaklanması ve bankalarını kurtarması ve büyük makro ekonomik sorunlara çözümler bulunması gerçekten üzücü. Bu çözümler birçok ülkede bulundu ve şimdi bunlar ortaya çıkıyor.
UNDP Türkiye: Küresel krizin uluslararası kalkınma kuruluşlarına etkileri neler?
B.S.: Avrupa Birliği, ABD, Kanada, Japonya gibi resmi kalkınma desteği (ODA) yapan ülkelerin yardımlarında çok açık bir şekilde düşüş olacak...Aynı zamanda Türkiye, Rusya, ve Çin gibi ülkelerin ODA’sında artış olabilir. Bu aslında güzel bir nokta, ama bağışta bulunanların koordinasyonunu zorlaştırıyor. Bağışta bulunanların koordinasyonu ve uyumu kalkınma kararlarının daha iyi olması için önemli. Paris Bildirgesi bununla ilgili. Gelişmiş ülkeler tarafından sağlanan ODA azalsa dahi, bu, Çin, Brezilya, Hindistan, Rusya ve Türkiye’den gelen ODA’larla dengelenebilir, bu durumda koordinasyon daha da zorlaşır. Gates Vakfı, Açık Toplum Enstitüsü ve diğer birçok sivil toplum örgütünden gelen daha fazla ODA ile koordinasyon sorunları daha da kötü olur. Böylece, genel olarak sabit ve belki belli bir ölçüde azalan ODA, esas bağış yapanların yardımlarında önemli bir şekilde düşüş ve kalkınma işbirliği için daha zor koordinasyon söz konusu.
Doğu Anadolu Tarımsal Üreticiler ve Besiciler Birliği Derneği (DOĞBESBİR), UNDP ve Bakü-Tiflis Ceyhan (BTC) Boru Hattı Şirketi ortaklığı ile yürütülen Küçük Yatırımlar Fonu Projesi 2. Aşama Hibe Bileşeni kapsamında desteklenen “Yerel Zerun, Kırik, Şigon Organik Buğday Üretiminde Kaynakların en Etkin, Sürdürülebilir Şekilde Kullanımı” projesi ile, buğday çeşitleri ve yem bitkilerinin yok olmasının önlenmesi, bu yerel çeşitlerin bölge ekosistemi içinde ve yerinde korunması ayrıca su kaynakların en etkin şekilde sürdürülebilir olarak kullanımının sağlanması amaçlanıyor.
BTC Boru hattı güzergahı üzerindeki Erzurum’a bağlı Pasinler, Aşkale, Ilıca köyleri geçimlerini tahıl üretiminden sağlıyorlar. Bölgede karasal iklime uygun ve hastalıklara karşı dirençli yerel zerun, kırik, şigon buğday çeşitleriyle küşne, külür, zegerek yem bitkileri bulunuyor. Fakat ülke dışından getirilen verimi yüksek tohumlar karşısında bu çeşitlerin verimlerinin düşük olması ve verimli tohumların teşviklerle desteklenirken yerel tohumların teşvik kapsamında bulunmaması yöre halkını olumsuz etkiliyor. Alıcılar bu ürünlere rağbet göstermediği için ürün pazarda hakettiği yeri bulamıyor ve gluteni yüksek olmasına rağmen pazarda düşük fiyatlardan satılıyor. Çiftçiler yerel çeşitlerin özellikleri hakkında yeterince bilgili değil. Buna ek olarak, bu yerli tohumlarla ilgili bir akademik çalışma bulunmuyor. Bu proje ile bölgedeki yerel zerun, kırik, şigon buğday çeşitleriyle yerel küşne, külür, zegerek yem bitkilerinin yerinde korunarak organik ürün sertifikası ile tescilinin sağlanması, üretiminin artırılması ve var olan bu biyoçeşitliliğin koruma altına alınması hedefleniyor. Ayrıca bölgede gıda üretimini verimli, besi kalitesini sürdürülebilir seviyelere getirmek ve aynı zamanda su kaynaklarını koruyup geliştirmek suretiyle yoksul kesimlerin kurak alanlarda refah düzeyini iyileştirmek ve bölgede örnek oluşturmak diğer hedefler arasında bulunuyor.
Proje sayesinde DOĞBESBİR'in temin ettiği yerel tohumlar ziraat mühendisi kontrolünde çiftçilere dağıtıldı. Çiftçilerin yükümlülükleri gereği dağıtılan yerel tohumların ekimi ziraat mühendisi kontrolünde gerçekleştirildi. Çiftçi kayıtları tutuldu, sözleşmesi yapılan kontrol ve sertifikasyon kuruluşu ilk incelemelerini gerçekleştirdi. Çiftçilerin eğitimi için müfredat programı hazırlandı, programda yer alan doğru toprak işleme yöntemleri, biyoçeşitlilik, tarımsal verimi artıran sebepler ve organik tarım konuları ile etkin sulama teknikleri konularında çiftçilere gruplar halinde eğitim verildi ve eğitim malzemeleri hazırlandı. Ayrıca, Kontrol Sertifikasyon Kuruluşu’nun da organik ürün alma kuralları konusunda üreticilerin bilinçlenmesinde önemli katkıları bulunuyor.
Daha önce proje ile ilgilenmeyen çiftçiler, projenin başarısını görünce projeye katılıyorlar. Böylece, organik üretime başlayan üye çiftçiler de projeye kendi tohumları ile dâhil oluyorlar. Proje sayesinde, 2009 yılı ekimi için çiftçilerin sayısında artışlar gözleniyor.
2002'de yapılmaya başlanan organik tarım, bölge çiftçisine önemli kazanç sağlıyor. İstanbul Halk Ekmek A.Ş.'ye 2004 yılından beri yılda yaklaşık 10.000 ton organik buğday satıldı; ülke içi ve dışından diğer organik ürün talepleri karşılandı. Bu proje ile gelişmesi sağlanan yerel organik ürünlerin üretimi ile çiftçilerin gelir düzeylerinin artmasına katkı sağlanıyor.
Erzurum’daki proje, BTC/UNDP Küçük Yatırımlar Fonu Projesi İkinci Aşama hibe bileşeni kapsamında desteklenen dokuz küçük ölçekli projeden biri. Bu kapsamda, Kars, Adana, Osmaniye ve Hatay illerinde de biyoçeşitliliğin korunması ve bilinçlendirme, yerel temiz enerji kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı, doğa turizmi alanlarında projeler desteklendi. Kasım 2007-Aralık 2008 tarihleri arasında yürütülen projelere, toplam 263.950 Dolar hibe verildi.
Sergi, 18 Mart’ta İstanbul Teknik Üniversitesi Maslak Kampüsü’nde ziyaretçileriyle ilk buluşmasını gerçekleştirecek. Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesi’nde bulunan 21 ülkeyi kapsayan bölgesel ortaklık projesi “Her Damla Değer Katar”, sergiyi Türkiye’ye getiriyor. Bu proje, temiz içme suyuna erişimin artırılması, çevreye saygılı endüstriyel teknolojilerin kullanımının kolaylaştırılması ve sorumluluk taşıyan su kaynakları yönetiminin benimsenmesi konusunda bilinç artırıcı faaliyetler gibi alanlara odaklanıyor.
İstanbul’da 4 ay bolyunca ziyaret edilebilecek sergi süresince, "Her Damla Değer Katar" girişimlerinin ve Dünya Su Formu’nun tanıtımı yapılmasının yanısıra su kaynaklarının korunması konusunda bilinç artıran faaliyetler yapılacak. Serginin, 300.000 katılımcıyı hedeflemesine ek olarak, medya organları ve kampanyalar sayesinde milyonlara ve aynı zamanda açılış töreni ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından düzenlenen “Resmi Yan Etkinlik” ile Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Coca-Cola Şirketi, Türk hükümeti ve İstanbul Belediyesi gibi üst düzey paydaşlara da ulaşılması amaçlanıyor.
Bütün dünyaya ulaşması amaçlanarak Amerikan Doğal Tarih Müzesi Sergi Departmanı tarafından tasarlanmış olan Su:H2O=Hayat sergisi, 2008-2011 yılları arasında Güney Amerika, Asya, Avusturalya ve Kuzey Amerika’yı dolaşacak. Serginin amacı özellikle çocukların eğitimine odaklanarak çevresel sorunlar konusunda bilinç artırmak. Suyun yenilenebilir bir kaynak olmadığının ve dünya üzerindeki suyun sadece yüzde birinin insanlar tarafından kullanılabileceğinin altının çizilmesiyle birlikte, etkileşimli paneller sayesinde artan çevresel kirliliğin temiz içme suyunu nasıl tehlikeye soktuğu gösteriliyor. Bu durum için çözüm önerileri sunulurken, daha az verimli olduğu kanıtlanan barajlar yerine rüzgar, güneş, gelgit enerjisi kullanımı teşvik ediliyor.
Su, hayatımızı sürdürmemizi sağlayan ve geçim kaynaklarımızı besleyen önemli bir yaşam hazinesi ve doğal kaynak olmasına rağmen aynı zamanda bir risk ve hassasiyet unsuru. En az 1.2 milyar insan şu anda temiz içme suyuna ulaşmakta güçlük çekiyor ve temiz su kaynakları günden güne tükeniyor. Suyun yoksulluğu azaltmada ve insan ve ekosistem sağlığındaki önemli rolü göz önünde tutulacak olursa, su kaynakları yönetimine mümkün olduğunca fazla önemin verilmesi gerekiyor. Suyla ilgili göz ardı edilemez zorluklardan hareketle, Coca-Cola Şirketi ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı bu sorunların tanımlanması ve sorunlara çözümler bulunması için seferber oldu.
Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB), İş Bankası ve Vakıfbank gibi sürdürülebilir finans alanında önde gelen kuruluşlar, çevresel konuları finansal ürünlere ve hizmetlere nasıl entegre ettiklerini anlattılar. Bölgeden katılan uzmanlar tarafından çevreye duyarlı bankacılık ve sigorta ürünleri hakkında yeni fikirler ortaya konulmasının yanısıra çevresel iç yönetim konusunda en iyi örnekler sunuldu.
TSKB, İş Bankası ve Yapı Kredi Bankası, Türkiye’de sürdürülebilir finans alanında hala yürürlükte olan etkinlikler olduğunu belirtmelerine rağmen daha yapılacak çok fazla işin olduğunun da altını çizdiler. Bank Austria ve Piraeus Bank tarafından paylaşılan deneyimler de memnuniyetle karşılandı. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ise İstanbul’da ve çok yakın zamanda da Ankara’da çalışmaya başlayacaklarını ve Türkiye'deki diğer şehirlerde de benzer fırsatlar aradıklarını belirtti.
Toplantı yaklaşık 80 kişinin aktif katılımı ile gerçekleşti. Alternatif sürdürülebilir finans ürünleri, bunların finansal kapasiteleri, şirketlerin karşılaştırılmalı avantajları ve böyle bir altyapının oluşturulması için gereken süre hakkında sorular gündeme getirildi. Bütün katılımcılar, kapasite geliştirme programının hazırlanması için öncelikle takip çalışması olarak bir ulusal talep analizi yapılması gerektiği konusunda fikir birliğine vardı. UNDP ise Birleşmiş Milletler Çevre Programı, Bölgesel Çevre Merkezi (REC) ve İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği ve Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği gibi kuruluşlarla işbirliği kurarak yerel ortaklar için bir takip eğitimi düzenlemeyi kabul etti.
REC Türkiye, EBRD ve UNDP Türkiye’nin desteğiyle Yapı Kredi Bankası tarafından düzenlenen etkinlik sayesinde finansal kuruluşların üst ve orta düzey yöneticileri buluşup finansal endüstrinin çevresel ve sosyal konulara yaklaşımı hakında bilgi sahibi olma şansı buldular.
UNEP FI, 170’i aşkın finansal kuruluş ve diğer birçok ortak kuruluşla beraber; çevre, sürdürülebilirlik ve finansal başarı arasındaki bağları geliştirmek ve güçlendirmek için çalışıyor.
[BAGLANTILAR]
Habitat için Gençlik Derneği, Microsoft Türkiye ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın ortaklığında yürütülen proje ile, dezavantajlı gençler hedeflenerek onların bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanabilmesi ve Türkiye’deki e-yönetişim mekanizmalarında yer almak üzere onlara istihdam imkanları yaratılması amaçlanıyor.
Bilişim akademisinin İzmir’deki açılışına aralarında gönüllülerin ve İzmirli vatandaşların bulunduğu 100’den fazla kişi katıldı. Açılışta, Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ, Microsoft Türkiye Kurumsal Sorumluluk Müdürü Şeniz Ciritçi, Habitat için Gençlik Derneği Başkanı Sezia Hazır, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Özel Sektörle İşbirliği Proje Asistanı Deniz Öztürk ve Dokuz Eylül Üniversitesi Meslek Okulu Müdürü Dr. Şevkinaz Gümüşoğlu konuşma yaptılar.
Yerel yönetimlerle oluşturulan ortaklıklarla kurulan bilişim akademileri şu an İstanbul, Yalova, Rize, Ankara, Bitlis ve İzmir’de bulunuyor.
Akademiler ayrıca eğitmenler için de eğitim veriyor. Genç Liderlik Akademisi olarak faaliyet gösteren İstanbul’daki merkez, liderlik becerileri, gençlerin girişimciliği, uluslararası ilişkiler ve Avrupa meseleleri, yerel yönetişim, bilgi ve iletişim teknolojileri, ve sürdürülebilir kalkınma konularında gençlere eğitimler sağlıyor.
Projenin uygulama yöntemi gençlerin gönüllülüğü esasına dayanıyor; Türkiye’deki her bölgeyi kapsayan 61 ilden gelen 520 genç, akranlarına temel bilgisayar ve internet becerileri konusunda eğitim vermek için gönüllü oldu. Böylece, proje sayesinde çocuklar, bayanlar, devlet memurları, yerel karar vericiler, toplum liderleri, küçük işletmeler, fiziksel ve zihinsel engelli kişiler, askeri görevliler ve tutuklular dahil olmak üzere 40,000’den fazla kişi eğitim aldı.
“Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor” adıyla da bilinen bu proje kapsamında, birçok bilgisayar kapsamlı bir şekilde yenilendi. Ayhan Şahenk Vakfı, Microsoft Türkiye, Habitat için Gençlik Derneği, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları ve Milli Eğitim Bakanlığı ortaklığıyla, yaklaşık 6,000 kullanılmış bilgisayar yenilendi ve gençlerin faydalanması için kurumlara dağıtıldı. Buna ek olarak, 60 tane şehirdeki ilkokul, ortaokul ve yerel gençlik konseylerinde oluşturulan yaklaşık 1,125 bilgisayar laboratuvarı, gençleri bilişim konusunda eğitmeye devam ediyor.
Proje ile yerel gençlik konseyleri, yerel yönetimleri ve sivil toplum örgütlerinin kapasitelerinin artırılması ve böylece projenin gönüllü destekçileri olarak onların üyelerinin ve gönüllülerinin eğitimler vermesi amaçlanıyor. Böylece, projeye insani kapasite ve altyapı olarak fayda sağlayacak pek çok yerel ve bölgesel kurumla ortaklık yapılıyor.
[BAGLANTILAR]
Türkiye'nin bilgi ve iletişim teknolojilerinden tam anlamıyla yararlanması ve bilgi toplumuna dönüşmesi yolundaki en büyük engellerden biri dijital uçurum. Dijital uçurumun kapatılmasındaki ilk aşama ise, dezavantajlı grupların bilgiye erişimini, dolayısıyla bilgisayar okuryazar sayısının arttırılmasını sağlamak gibi görünüyor. Bu amaçla kolları sıvayan UNDP, Habitat için Gençlik Derneği ve Türkiye Vodafone Vakfı, Microsoft Türkiye'nin "Türkiye Bilişimle Kalkınıyor" vizyonunu destekleyerek, "Dijital Uçurumun Kapatılması: Türkiye'nin E-Dönüşümü için Gençliğin Etkin Kılınması" projesini geliştirdi. ‘Bilişimde Hedef 1.000.000!’ sloganı ile "Bilgisayar Bilmeyen Kalmayacak" adıyla bilinen projenin ana hedefi tam 1 milyon genci, bilgisayar okuryazarı yapmak.
"Bilgisayar Bilmeyen Kalmayacak" projesi, internet üzerinden verilecek Avrupa Bilgisayar Yeterlilik Sertifikası eğitimi (ECDL) ile 1.000.000 gencin bilgi teknolojileri kullanım kapasitesini arttırmayı ve gençlerin bilgi toplumuna dönüşüm sürecinde etkin bireyler olmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor. Projenin öncelikli hedef kitlesini 30 yaş altındaki dezavantajlı gençler oluşturuyor. Genç kızlarla kadınlara ise özel önem veriliyor.
Projenin yalnızca dijital uçurumun kapatılmasına destek vermekle kalmayıp, aynı zamanda bilgi iletişim teknolojileri alanında istihdam eksikliğinin giderilmesine de katkıda bulunması bekleniyor.
İNTERNET ÜZERİNDEN YAYGIN EĞİTİM MODÜLLERİ
"Bilgisayar Bilmeyen Kalmayacak" projesi, Türkiye'deki dijital uçurumun kapatılması hedefi ile, 81 ilden 1.000.000 gence internet tabanlı Avrupa Bilgisayar Yetkinlik Sertifikası eğitimi fırsatı sunulmasını öngörüyor.
Avrupa Bilgisayar Yetkinlik Sertifikası (ECDL) e-eğitim modülleri bilgisayar teorisi ve pratiğini içeren 7 bölümden oluşmakta:
Modül 1 - Bilgi Teknolojileri Kavramı
Modül 2 - Bilgisayar Kullanımı ve Dosya Yönetimi
Modül 3 - Sözcük İşlem
Modül 4 - Hesap Tablosu
Modül 5 - Veritabanı
Modül 6 - Sunum
Modül7 - Bilgi ve İletişim
ECDL e-eğitim kullanıcı şifreleri, 2005 yılından bugüne binlerce gence yüz yüze temel bilgisayar eğitimleri ulaştırmış "Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi"nin 43 ilden 200'ü aşkın gönüllü eğitmeni ve Türkiye Yerel Gündem 21 (YG-21) çatısında kurulmuş olan gençlik platformları aracılığıyla tüm Türkiye'deki gençlere ulaştırılacak.
Gönüllü eğitmenler aynı zamanda bilgisayar ve internet bilgisi olmayan dezavantajlı gençlere, yüz yüze akran eğitimleri yoluyla temel bilgisayar eğitimi ulaştıracak. Gönüllü akran eğitimi takımı, gençlerin eğitimleri boyunca oluşabilecek sorunlarına destek olabilmek için bölgesel danışmanlık birimleri olarak da çalışacaklar.
Oluşturulan internet portalı üzerinden 1.000.000 genç, Türkiye'deki diğer gençlik çalışmaları ve bilgi teknolojilerindeki yenilikler hakkında bilgilendirilecek. Türkiye'nin en büyük eğitim ve gençlik ağı ile gençlerin forumlar aracılığıyla proje hedeflerine katkı sağlaması hedefleniyor.
"Bilgisayar Bilmeyen Kalmayacak Projesi"nin internet üzerinden eğitim alan gençlerin sayısının 1.000.000'a ulaşmasıyla, Türkiye’deki en büyük bilgi ve iletişim teknolojileri okuryazarlık projesi olması hedefleniyor.
EĞİTİM YÖNETİM SİSTEMİ
Proje süresince; şifre edinmiş ve eğitime başlamış gençlerin potansiyellerini değerlendirmek ve sistemin gençler tarafından nasıl kullanıldığına ilişkin veri toplamak amaçlı bir eğitim yönetim sistemi oluşturuldu. Eğitim yönetim sistemi ile oluşturulan veri tabanı, Türkiye'de bilişim ve gençlik bileşenine dair önemli analizler yapılabilmesini sağlayacak.