Sayı: 37
Açılışını Diyarbakır Vali Yardımcısı Suat Seyitoğlu’nun yaptığı sergide, yılbaşına yönelik hediyelik eşyaların yanı sıra, usta eğitmenlerin tasarladığı diğer ürünlere de yer verildi. Diyarbakır Babil Alışveriş Merkezi’nin projeye destek vermek amacıyla tahsis ettiği sergi alanında yer alan ÇATOM ürünleri sergisi 31 Aralık 2008 tarihinde sona erdi.
“GAP Bölgesi'nde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler” projesi, kadınların iş gücü piyasasına katılımına, Güneydoğu Anadolu'nun markalaştırılmasına ve yeni satış ve pazarlama fırsatlarının yaratılmasına önem veren çok boyutlu bir yaklaşımı hedefliyor. Proje çerçevesinde, ürün geliştirme ve tasarım desteğiyle katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesine ve bu ürünlerin satış ve pazarlamasına ağırlık veriliyor. Ayrıca, yenilikçi üretim-pazarlama stratejileri ve yeni imaj oluşturma yoluyla Güneydoğu Anadolu’da kadınların sosyal ve ekonomik yaşamının güçlendirilmesi amaçlanıyor. Tasarım ve pazarlama desteği yanında, teknik donanım ve eğitim desteği de veren projeyle Bölgedeki kadınların istihdamının artırılması hedefleniyor.
Bu proje, UNDP-GAP BKİ ortaklığında yürütülen ve Kasım 2007'de tamamlanan "Bölgesel Kalkınmanın Güçlendirilmesi ve Sosyo-Ekonomik Farklılıkların Azaltılması, II. Aşama" projesinin devamı niteliğinde. “GAP Bölgesinde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler” projesi, İsveç Uluslararası Kalkınma Kuruluşu olan Sida'nın finansal desteği ve UNDP Türkiye’nin teknik yardımıyla, GAP Bölge Kalkınma İdaresi tarafından yürütülüyor.
“Dijital Dünyana Beni Dahil Et” projesi ile kırsal kesimdeki düşük gelirli çocuklara ve yerel gençlik meclislerine sosyal medya aracılığıyla ulaşılması hedefleniyor. Projenin amacı, Türkiye’nin kırsal kesimlerinde ekonomik sebeplerle bilgisayar sahibi olamayan gençlerin bu açığını kapatmak. Proje çerçevesinde, bilgisayar erişimi olmayan 1600 okul çağı çocuğun, bilgisayar öğrenmesini ve çevrimiçi bilgi oluşturmasını sağlayarak, dijital dünyaya dahil edilmesi hedefleniyor.
"Dijital Dünyana Beni Dahil Et" portalı Intel, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Habitat için Gençlik Derneği ve Türk Bilişim Vakfı ortaklığında yürütülüyor. Proje sayesinde, bağışta bulunanlar ve yararlananlar arasında sosyal medya portalı aracılığıyla bir köprü kurularak yoksul çocuklara yeni ve kullanılmış bilgisayarlar dağıtılacak. Portal, eğitim içeriği açısından zengin ve ulaşımı eğlenceli. Öğretmenleri tarafından yönlendirilen öğrenciler kendilerini ifade etmek için yazılar, sanat eserleri ve fotoğraf gibi malzemeleri bu portala koyabilirler.
Portal başlangıçta ilkokul, ortaokul ve lise olmak üzere 11 okulu kapsayacak. Her okulda yedi ile on öğretmen ve altmış ile yüz öğrencinin aktif katılımıyla pilot proje şu an dört ilkokulda sürüyor.
Proje sonucunda, Türkiye’de bilgisayar erişimi olmayan tüm topluluklara yayılmak üzere bir altyapı ve yönetim modeli oluşturulması hedefleniyor.
Bu hibe programı çerçevesinde, birçok ortağın yanı sıra, UNDP Türkiye Ofisi’nin de desteğiyle Yaratıcı Kalkınma Fikirleri Yarışması düzenlenecek. “Türkiye’de Gençlik: Geleceğimizi Şekillendirelim” temasıyla düzenlenecek olan yarışmada potansiyel olarak kalkınmaya etkisi yüksek, yaratıcı projelere hibe verilecek.
Yaratıcı Kalkınma Fikirleri “Türkiye’de Gençlik: Geleceğimizi Şekillendirelim” Yarışması kapsamında bugünün gençleri için yeni düşünce şekli ve yeni başlangıçlar oluşturan her bir projeye 20.000 USD kaynak sağlanacak.
Yarışma, her alanda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına, proje gruplarına (yaş sınırı olmaksızın en az iki kişiden oluşan gruplar), gençlik topluluklarına (15-24 yaş grubundan en az iki kişiden oluşan gruplar, gençlik meclisleri, öğrenci toplulukları, üniversite öğrenci konseyleri) meslek liselerine, kent konseylerine ve belediyelere (bir sivil toplum kuruluşuyla ortaklık kurulması gereklidir) açık olmakla birlikte, sunulacak projelerin hedef kitlesinin 15–24 yaş grubu olması gerekmektedir.
Yarışmaya göndereceğiniz ön proje teklifleri için son başvuru tarihi 15 Şubat 2009’dur.
Yaratıcı Kalkınma Fikirleri Yarışması, aşağıdaki konu başlıkları kapsamında düzenlenecek. Konu başlıkları altında verilen alanlar örnek olarak verilmiş olup, proje konuları bu örneklerle sınırlı kalmayacak.
İş Yaşamımıza Başlarken: Gençler için daha Fazla ve Daha İyi İşler
Örneğin; iş İmkânlarının yaratılması, işler hakkında bilgi edinme, işe girme, yeni bir işletmenin kurulması, iş dünyasındaki gençler v.b.
Becerilerimizi Geliştirmek: Gençler için Daha Fazla ve Daha İyi Eğitim
Örneğin; öğrendiklerinizi değiştirmek, öğrenme şeklimizi değiştirmek, okuldan iş yaşamına geçiş, mesleki eğitim, “işyerinde” öğrenme, rehberlik v.b.
Sesimizi Duyurmak: Gençlerin Katılımı, Dâhil Edilmesi ve Çalışması
Örneğin; kızların ve genç kadınların güçlendirilmesi, toplumda gençliğin ihtiyaçlarıyla ilgili farkındalığın arttırılması, gençlerin toplum için çalışması, savunmasız ya da dezavantajlı gençlerin desteklenmesi, yarınlar için gençlerin liderlik becerilerinin geliştirilmesi v.b.
Geleceğimiz için Köprüler Kurmak: Ortaklarla Çalışmak
Örneğin; nesiller, sosyal çevreler, bölgeler, ülkeler ve kültürler arasında gönüllülük, öğrenme, sanat, iş dünyası, girişimcilik, liderlik v.b. konularda uygulamaya yönelik ortaklıklar geliştirmek.
İletişim için;
Tel.: 0 312 419 87 31
Fax: 0 312 446 24 42
E-Posta : bilgi@yaraticifikirler.org
‘YARATICI KALKINMA FİKİRLERİ YARIŞMASI TÜRKİYE 2009’ Türkiye’de Gençlik: Geleceğimizi Şekillendirelim adlı hibe programı, şu sıralarda çeşitli illerde tanıtılıyor. Ocak 2009 tanıtım programı şöyle:
Muş
Toplantı Tarihi : 05.01.2009
Toplantı Yeri : Muş Valiliği Toplantı Salonu
Toplantı Saati : 10.00
Batman
Toplantı Tarihi : 06.01.2009
Toplantı Yeri : Batman Belediyesi Toplantı Salonu
Toplantı Saati : 10.30
Diyarbakır
Toplantı Tarihi : 07.01.2009
Toplantı Yeri : STGM Diyarbakır Yerel Destek Merkezi
Fabrika Cad. Sümer Park Kampusu
Kent Gönüllüleri Binası Kat:1
Şehitlik-DİYARBAKIR
Toplantı Saati : 13.00
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Başbakanlık, Yasama Derneği ve Parlamenter Danışmanlar Derneği’nin ortak yürüttüğü “Yasama Süreçlerine Etkin Sivil Katılım Projesi” kapsamında, kamu kuruluşları ve parlamenter danışmanları için hazırlanmış olan danışma konulu kitapçıklar ilgili paydaşlara konu hakkındaki geri bildirimlerini almak üzere dağıtıldı. Bu süreçin tamamlanması ile, danışmanlar ve Başbakanlık ve bakanlıklardaki ilgili kamu görevlileri için danışmanın temelleri üzerine eğitimler verildi. Etkileşimli bir yaklaşımla yapılan eğitimler, Türkiye’deki karşılaşılabilecek zorluklar ve yasama sürecinde yapılan danışmaların olumlu etkileri üzerine birçok canlı tartışmaya ortam yarattı.
Bu süreç, Çorum, Mersin, Bursa ve Mardin gibi daha önceden belirlenmiş şehirlerde deneme amacıyla danışma yapmak için ve Veri Toplama ve Meyve-Sebze Ticareti konularında yasa taslakları ile ilgili yapılan başlangıç toplantıları ile paralel olarak devam etti. İki günlük çalışma olarak planlanan bu toplantılar, kamu görevlileri, belediyeler, muhtarlar, sivil toplum örgütleri ve ilgili vatandaşları kapsayan çeşitli yerel paydaşların biraraya gelmesine olanak sağladı. Toplantılara katılanlara, Proje, danışmanlık kavramı ve kapsamı ve yasama sürecinde yapılacak olan danışmalardan beklenen yararlar ile ilgi bilgi verildi. Ayrıca, bölgelerdeki paydaşların hangi mekanizmalarla katkıda bulunabilecekleri katılımcılara anlatıldı. İlgili bakanlık temsilcileri tarafından her iki mevzuat tasarısı hakkında yapılan sunumdan sonra, katılımcıların kanun tasarıları hakkındaki fikirlerini almak için tartışmaya olanak sağlandı. Başlangıç toplantıları ile başlayan bu danışma süreci Ocak ayının sonuna kadar tamamlanacak.
Bu deneyim UNDP ve proje ortakları açısından oldukça heyecan verici. Paydaşların bir hayli istekli oldukları ve yasama sürecine sivil katılım fikrini benimsedikleri görülüyor. Sivil katılım organize olmuş ve olmamış sivil toplum örgütleri tarafından imkan sağlayan çevre ne olursa olsun benimsendiği sürece, sivil katılım mümkün ve devamlı olacağı için, sürecin ilk adımı oldukça önemli ve teşvik edici.
[BAGLANTILAR]
Bu konferansa dünyanın dört bir yanından, özellikle de Doğu Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden milletvekilleri, sivil toplum örgütü temsilcileri, akademisyenler, araştırmacılar ve siyasi parti üyeleri katıldı. Katılımcılar, kadınları güçlendirmek ve politikaya katılımlarını arttırmak için başarılı uygulamalar ve stratejileri ve konu üzerindeki kendi tecrübelerini ve bilgilerini birbirleriyle paylaştılar.
Konferansın açılışında, TİKA Başkan Yardımcısı, Birleşmiş Birleşmiş Milletler Türkiye Daimi Koordinatörü, Başbakanlık Kadınının Statüsü Genel Müdür Yardımcısı ve UNDP Toplumsal Cinsiyet Bölümü Yöneticisi konuşma yaptı.
TİKA Başkan Yardımcısı Mustafa Şahin açılış konuşmasında, kadın ve yönetişim konusundaki bu toplantının, Türkiye’de yerel seçimler öncesine denk gelmesinin önemine dikkat çekti ve diğer gelişmekte olan ülkelerdeki kalkınma yardımlarının etkinliğini giderek arttıran TİKA’nın bu konferans aracılığıyla da, bölgedeki deneyimlerin paylaşılmasını sağlamayı hedeflediğini belirtti.
Birleşmiş Milletler ve UNDP’nin Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub, cinsiyet eşitliğinin, demokratikleşmeye önem veren ülkelerde en önemli sorunlardan biri olduğunu söyledi. Türkiye’de kadınların seçme ve seçilme hakkını Atatürk sayesinde yaklaşık 75 yıl önce kazandığına dikkat çeken Ayub, Türkiye’nin kadının statüsüyle ilgili yasaların hazırlanmasında önemli ilerlemeler kaydettiğini ancak kadının iş hayatına, sosyal ve siyasi yaşama katılımı konusunda hala atılması gereken adımlar olduğunu söyledi. Türkiye’de kadın milletvekillerinin oranının, son seçimlerde ikiye katlanarak yüzde 9’a yükseldiğine dikkat çeken Mahmood Ayub, aynı başarının, Mart 2009 yerel seçimlerinde tekrarlanmasını diledi. Ayub, Türkiye’de kadınların yerel yönetimlere katılım oranının şu anda yüzde iki düzeyinde kaldığını bildirdi.
Başbakanlık Kadınının Statüsü Genel Müdür Yardımcısı Leyla Coşkun da yaptığı konuşmada, gelişmişlik göstergelerinin yeniden yorumlandığı bir dönemde, kadınların güçlendirilmesinin çağdaşlaşma için önemli bir unsur olduğunu belirtti. Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için yasal düzeyde ve uygulamada birçok adım atılmasına rağmen, hala arzu edilen noktaya gelinemediğinin altını çizen Coşkun, toplumsal cinsiyet eşitliğinin doğru algılanması için medyaya önemli roller düştüğünü söyledi.
UNDP Toplumsal Cinsiyet Bölümü Yöneticisi Winnie Byanyima 2008 yılında dünyada kadınların siyasete katılım oranlarının son on yılda yakalanan %8 artışla %18 düzeyine geldiğini belirtti. Bu artışın siyasi parti kültürlerinin değişmesi, kadın hareketlerinin artması gibi nedenlere bağlı olduğunu ifade eden Byanyima, kadınların karar mekanizmalarına katılımını arttırmanın en kolay yollarından birinin, yerel düzeyde yönetime katılmalarının sağlanması olduğunu vurguladı. Byanyima, Hindistan’da yerel meclislerde uygulanan kadın üye kotası sayesinde, bir milyondan fazla kadının, köy meclislerinde temsil edilmeye başladığını vurguladı.
Konferansta, Mirjana Dokmanovic, Vlidimir Osipov ve Marivi Monteserin gibi akademisyen ve politikacılar da konuşma yaptılar.
Doğu-Batı Kadın Network'ü Uluslararası Yönetim Komitesi Üyesi Mirjana Dokmanovic konuşmasında kadınlar siyasette üst noktalara geldikçe medyadaki eleştirilerin katılaştığını belirtti. Dokmanovic örnek olarak, son ABD seçimlerinde Hillary Clinton’la ilgili medyadaki haberleri verdi ve kadınların medyada doğru temsil edilmesinin çok önemli olduğunu belirtti.
Ermenistan Fırsat Eşitliği Kanunu Milli Enstitüsü’nden Vladimir Osipov, akademisyenlerin, sivil toplum örgütlerinin yasalaşma süreçlerine katıldığını, ancak tasarı yasalaştığı zaman kadın örgütleri ve hareketlerinin toplumda farklılık yaratma sürecine katılması gerektiğini vurguladı.
İspanya Sosyalist Partisi Milletvekili Marivi Monteserin Cinsiyet Eşitliği Kanunu’ndaki düzenlemelerin tek başına yeterli olmayacağını, toplumsal cinsiyet eşitliği persfektifinin istihdam, seçim, eğitim, çevre ve tarım yasalarına da yansıtılabilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Genel Müdür Yardımcısı ve Bölgesel Merkez Müdürü, Jens Wandel de, Bölgesel Eğilimler üzerine bir sunum yaptı ve kadınların değişik yıllardaki siyasete katılımları ve HIV konularında bilgi verdi. (Bütün sunum için lütfen buraya tıklayınız – İngilizce)
“IKNOW politics” (Politikayı Biliyorum), Anita Vandenbeld tarafından tanıtıldı. (Bütün sunum için lütfen buraya tıklayınız – İngilizce)
Tematik oturumlar
Konferansta, kadınların politikaya, politika oluşturmaya katılımını arttırmak, kadınların politikaya katılımı için uygun bir ortam oluşturmak ve kadın-erkek eşitli kanunu üzerine tematik oturumlar yapıldı.
Oturum I : Kadınların politikaya katılımını arttırmak için mekanizmalar
Oturum sırasında UNDP’ye , politikaya kadınların katılımını arttırmak için, kadınların parti listelerindeki yerlerini garantiye almayı, partiler arası kadın-erkek eşitliği üzerinde çalışan kadın koalisyonları oluşturmayı, kadın hareketleriyle ve sivil toplum örgütleriyle meclislerde sabit bir kadın-erkek eşitliği gündemi oluşturmak için yakından çalışılmayı içeren bölgesel bir strateji uygulamasını tavsiye ettiler. UNDP’nin ayrıca, Avrupa Birliği'ne Katılım Ülkeleri (EE) ve BDT bölgelerinde kota gibi mekanizmaların kullanımını desteklemesi ve yönetişimdeki kadınların politikaya katılım isteğini arttırmak ve halkın ile hükümetin eğitimi için insani ve maddi kaynaklar sağlaması tavsiye edildi.
Oturum II: Kadınların politika yapmaya katılımı
Bu oturumda, öncelikle kadın-erkek eşitliğinin uygulanan politikalara, stratejilere, kanunlara ve yönetişimin bütün düzeylerindeki uygulamalara uluslararası sistemlerle (CEDAW, Beijing Platform, MDGs) uyuşması sağlanarak dahil etmek için sivil toplum kuruluşları kapasitelerinin ve hükümetin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. İkinci olarak da, kadın-erkek eşitliği mekanizmaları kaynak, uzman, geliştirme ve uygulama eksiği olan zayıf kurumların ve kadın-erkek politikaların desteklenmesi gerektiği belirtildi. Son olarak da, kadın-erkek eşitliğini uygulayan ve denetleyen kadın organizasyonlarının rölünün güçlendirilmesi gerektiği söylendi.
Bu oturumda, UNDP’nin kadın-erkek eşitliğini demokratik yönetişimdeki bütün programlara dahil etmesi tavsiye edildi. Ayrıca UNDP’nin kadın-erkek eşitliği konusundaki tecrübelerini hükümetler için başlangıç noktası olabileceğini savunmasını ve mevcut kadın-erkek eşitliği yasalarının, politikalarının ve kadın-erkek eşitliği ile ilgili stratejilerinin bütünleşmesini ve bunun programlara, proje çalışmalarına ve alan uygulamalarına dahil edilmesini desteklemeyi önerdi.
Bu oturumda ayrıca, geçiş dönemlerinde ve Avrupa Birliği’ne giriş süreçlerinde ülkeleri destekleyen uluslararası kuruluşların, hükümetlere kadın-erkek eşitliği ile ilgili kavramları zorunlu tutmasını önerdi.(Acquis Comminautaire, EU Direktifleri gibi)
Oturum III: Kadınların politikaya katılımı için uygun ortam oluşturma
Bu oturumda, küresel ve bölgesel politikaların eylem için gerekli olduğu, kadın-erkek eşitliği konusunda programlı tartışmaların devam etmesi gerektiği, medya kampanyalarının, kadınların daha iyi bir şekilde tanıtılması için gerekli olduğu ve seçim uygulamasının ve kampanyaların kadınların eşit temsili için güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Oturum IV: Kadın-erkek Eşitliği Kanunu
Bu oturumda, Kadın-erkek Eşitliği Kanunu’nun hazırlanması ve uygulanması ile içeriği üzerine önerilerde bulunuldu. Kanunun hazırlanması sırasında, akademik kuruluşlar, sivil toplum ve özel sektor ile birlikte çalışılması gerektiği ve uluslararası örneklerden yararlanılması gerektiği belirtildi. Ayrıca, kanun içeriğinin referans olarak kulanılabilmesi için genel olması gerektiği ve değişen diğer kanunları içermesi gerektiği vurgulandı.
UNIFEM’in “Dünya Kadinlarının İlerlemesi 2008- 2009: Kadınlara Kim Cevap Verecek? Kadın-Erkek Eşitliği ve Sorumluluk” adlı raporu
Konferansın son gününde UNIFEM’in “Dünya Kadınlarının İlerlemesi 2008- 2009: Kadınlara Kim Cevap Verecek? Kadın- erkek Eşitliği ve Sorumluluk” adlı raporu sunuldu. UNIFEM’in en önemli yayını olan bu rapor, kadınların sorumluluğunun, karar verme görevlerindeki kadınların sayısının arttırılması ile başladığını gösteriyor. Rapora gore, kadınlar idare süreçlerine dahil edilmeli ve kadın haklarının yükseltilmesi başlıca standart olmalı. Rapor, göstergelere gore uygulamaların başarıya ulaşmak için hala uzun bir yolu olduğunu belirtiyor. Dünyadaki yasamalarda, kadınlar 4’te 1’i oluşturuyor ve ailedeki çalışan bireylerin %60’ı kadın olmasına rağmen kadınlar erkeklerden %17 daha az kazanıyorlar. UNIFEM, Bratislava Program Uzmanı Erika Kvapilova, raporun sunumunda kadın-erkek arasındaki farklılığın sorumluluk krizinin belirtileri olduğunu ve hükümetler ile çok taraflı organizasyonların kadınlara cevap vermekte daha iyisini yapmak için sorumlukları olduğunu belirtti. Uzman panel katılımcısı, Parlamentolar Arası Birlik kuruluşunun Cinsiyet Ortaklığı programından Julie Ballington ve Chicago Loyola Üniversitesi Siyaset Bilimi profesörü Richard Matland, raporla ilgili görüşlerinde kadınların siyaset yapma şeklini değiştirdiği ve gündeme yeni öncelikler getirdiğini belirttiler. Rapor, iyi yönetişimin kadınlara ihtiyaç duyduğunu ve kadınların da sorumluluk hakkında farklı görüşlere sahip olduğu fakat bu konuda başarısız oldukları için iyi yönetişime ihtiyaç duyduklarını belirtiyor. Rapor ayrıca, rüşvetin kadınların karşılaştığı başka bir yenilgi olduğunu ve kadınların küresel piyasalardaki değişimlere karşı, onları koruyan önlemler olmadığı için çok savunmasız olduğunu vurguluyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tüm politika ve programlarında kapasite geliştirmeye önem veriyor. Kasım 2008’de UNDP Bölgesel Direktör Yardımcısı ve Bölgesel Merkez Direktörü Jens Wandel, kapasite geliştirmeyle ilgili soruları yanıtladı:
UNDP Türkiye: Kapasite geliştirme sizin için ne anlama geliyor? Kapasite geliştirme kavramını hiç duymamış birine nasıl açıklarsınız?
Jens Wandel (J.W.): Kapasite geliştirme, bir ülkedeki yeteneklere (resmi olmasalar dahi) saygı duyan bir kalkınma yaklaşımıdır. Bizler, mevcut olan kaynakları anlamaya, onları geliştirmek için yollar bulmaya ve onları daha güçlü yapmak için zaman ayırmaya gayret gösteriyoruz.
Kültür ve toplumlar her zaman karmaşıktır, bir ülkeyi ve onun nasıl işlediğini gerçekten anlamak için o ülkedeki insanlarla konuşmaya ihtiyacınız var. Kalkınma zorluklarına, işlevsel ve kalıcı çözümler sunabilenler o ülkenin insanlarıdır.
Bizler toplumları anlamaya zaman ayırırız. Bir ülkenin kurumlarını ve kuruluşlarını, insanlarını, - onların ne bildiğini, ne yaptığını, nasıl birarada çalıştıklarını, bir düzeyin diğerini neden ve nasıl etkilediğini- anlamak ve neye ihtiyacı olduğunu belirlemek için onlarla çalışmak vakit alır. Bir kuruluşun içindeki kapasiteler bir toplumun içinde çalışır ve kanunlar, iktisat, ve eğitim düzeyleri gibi konulardan etkilenebilirler.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) dünyadaki en iyi uzmanlara kolayca ulaşabiliyor; uzmanları ve hükümetleri biraraya getirebiliyor. Uzmanlık, önemli ve olumlu değişime katkı sağlayacak potansiyele sahip, fakat deneyimi de göz önünde bulundurmak gerek. Ülkelerin gerçek zenginliği insanlardır. Her ülkenin kendi kalkınma sorunlarına çözümleri vardır; UNDP bu çözümlerin yüzeye çıkmasına yardımcı oluyor.
Değişimlerin sürdürülebilir olduğundan da emin olmak durumundayız. Kalkınma programları ülke tarafından sahiplenilmeli ve öncülük edilmeli, çünkü bizim sağladığımız destek eninde sonunda bitecek. Bu yüzden, kapasite geliştirme, sürdürülebilir kalkınma kavramıyla yakından ilgili. Sürdürülebilir kalkınma, ulusal düzeyde sahiplenme gerektirir.
Bu, BM’nin acil gıda veya finans sağladığı aniden ortaya çıkan sorunlara yönelik kriz desteğiyle karıştırılmamalı. Hayatta kalmak için değil, gelişmek için kapasiteye sahip olmaktan bahsediyoruz.
Bununla bağlantılı olarak, bazen son derece başarısız olabiliyoruz. Diyelim ki, bir ülkeye bir kurum yaratması için yardımcı olduk veya belli bir grup insanın kapasite geliştirmesine yatırım yaptık. Ardından tekrar iç savaş patlak verebiliyor ve herşey bozulabiliyor. Veya şimdiki gibi finansal bir kriz bizi geriye götürebiliyor.
Bununla birlikte insan kapasitesi, özellikle orada olan insanlar baz alınarak geliştirilirse, dirençli olma eğilimindedir. Güçlü kapasitelerle, geçici bir krizden daha hızlı kurtulmak mümkündür.
UNDP Türkiye: Kapasite geliştirme kavramı daha fazla incelendiğinde, oldukça devrimsel görünmeye başlıyor ve UNDP ve diğer uluslararası ve ulusal ortakların iş yapma şeklinde bir değişim gerektiriyor. Kapasite geliştirmeye odaklandığından dolayı UNDP’nin nasıl değiştiğini görüyorsunuz? Önümüzdeki esas zorluk ne?
J.W.: Çok uzun bir zaman boyunca geleneksel kalkınma yardımı sadece dış uzmanlığa dayandı ve ülkenin gidişatına, bu ülke hakkında çok az şey bilen kalkınma kuruluşları ile bağışçı ülkeler karar verdi. “En iyi biz biliriz” zihniyeti vardı.
Ama düşünme tarzında bir değişim oldu ve ulusal kapasiteleri geliştirmek şu an büyük ölçüde kabul görüyor.
Bunu kavradığımız için UNDP olarak biz değişiyoruz. Ortaklarımıza bu yaklaşımın başarılı olduğunu kanıtlamak zorundayız, çünkü günün sonunda, bir dizi bağışçı ve bir dizi alıcı ülkenin arasında UNDP’nin aracılık eden bir rolü var – ve her ikisine hesap verme sorumluluğumuz var. Önemli olan alıcı ülkenin ve bizim hedefimizin uyuşması çünkü kendi başarımız onların başarısına bağlı.
Ülkelere, sosyal hizmetlerin geliştirilmesi, kapsayıcı planlama süreçlerinin hazırlanması, veya bölgesel kalkınma sorununa çözümler üretilmesi konularında yardımcı oluyoruz. Nasıl yapılması gerektiğini zorla kabul ettirmiyoruz.
Kendi başarınızı ülkenin başarısına bağlamak muazzam bir atılım. Yaklaşımınıza gerçekten güvenmelisiniz. Bizim hedeflerimiz birlikte çalıştığımız yapılar ve kuruluşların hedefleri ile uyuştuğu zaman başarı elde edilebilir. Bazen ‘hayır’ demek zorunda kalıyoruz.
Eğer yapmak için bir yol varsa, yaparız. Ama çaba göstermeye ve risk almaya inanmıyorsanız, sadece üstten bazı rötüşlarla sorunu geçiştirmeye çalışırsınız. Yani en yüksek başarı şansı olan ülkeleri ve kurumları geçiştirirsiniz ve zorlu konuları sizden sonrakilere bırakırsınız.
Bizim işimiz tam tersi. Bizim işimiz: dünyadaki en dirençli ve en zor kapasite geliştirme sorunları ile uğraşmak. Somali’ye gideceğiz, kurumların tamamen çöktüğü yerlere gideceğiz. Çok hızlı değişen ve hala bizim metodumuza güvenen toplumlara gideceğiz. Neden? Çünkü biz insani gelişme temelinden geliyoruz. Bireylerle konuşacağız. Evrensel değer temelimize bağlı bir şekilde insanların kapasitesinin geliştirilmesinde ısrar ederek buradan başlayacağız.
UNDP Türkiye: Şimdi, gelecekte bir zamana gittiğimizi hayal edelim ve o zamanda, kapasite geliştirme yaklaşımının, tüm ulusal ve uluslararası ortaklar tarafından benimsenen ve uygulanan bir yaklaşım olduğunu düşünelim. Böyle bir dünya nasıl görünürdü? Kalkınma yardımı nasıl değişirdi? Uluslararası ve yerel ortaklar nasıl çalışırdı?
J.W.: Şu an, hala uzmanlık ve deneyim arasındaki doğru dengeyi bulmaya çalışıyoruz. Kapasite geliştirmenin insani gelişme için etkili bir yol olduğu bir dünyada, bununla ilgili daha fazla bilgiye sahip olurduk.
Hala, kapasite geliştirme kavramımızın içini doldurmaya çalışıyoruz – çünkü kapasite geliştirme kendi kendi olan bir şey değil. Kapasite geliştirmek, iklim değişikliğini nasıl yöneteceğimizle, yerleşim alanlarını daha iyi idare edebilmek için nasıl kurumlar oluşturulacağıyla ilgili bir kavram… Bölgelerin kapasitelerini, kendi tarımsal üretimlerini daha iyi yönetmeleri için nasıl geliştirebileceğimizle ilgili… Dolayısıyla, kapasite geliştirme kavramını oldukça belirli kalkınma sonuçlarına bağlayabilirsiniz. Ancak o zaman gerçek bir kapasite geliştirmeden sözedebilirsiniz.
Karmaşanın hızla arttığı bir dünyada, kendimizi bir anlamda kontrol etmeye çalışmanın tek etkili yolu kapasite geliştirme yaklaşımıdır. Kapasite geliştirme, birinin tavsiyesine veya uzman görüşüne teslim olmaktansa, doğal bir demoktratik sürece teslim olmaktır. Gerçekleşmesi zaman alan derin bir psikolojik değişime olan istekliliktir...
Kapasite geliştirme yaklaşımı uzmanlığa ihtiyaç duyulmadığını söylemiyor. Aksine, uzmanlığın, sonuç veren sürecin bir parçası olduğunda ısrar ediyor. Ama sadece uzmanlıkla iş bitmiyor.
Çok dikkatli olmalıyız çünkü kapasite geliştirme ve bir grup insanın kapasitesinin arttırılması yatırıma çok benzer. Dolayısıyla, kapasite geliştirme ve buna ne kadar çaba sarfettiğimiz, ulaşmaya çalıştığımız hedefle orantılı olmalıdır. Daha fazla kapasite ille de daha iyi değildir. Dikkat edilmesi gereken, ulaşmak istediğimiz hedefe yönelik kapasitenin geliştirilmesi. Diğer bir deyişle, "amaca uygunluk."
Şu an, geliştirme yeteneğimiz konusunda sık sık değerlendiriliyoruz. Eğer geliştirirsek, başarıyı ilan ederiz ve ardından ayrılırız. Ama bu yeterli değil. Kapasite geliştirme, toplumların ve toplumsal ilişkilerin karmaşık olduğuna ısrarla inanmanız anlamına gelir. Dolayısıyla çözümler de basit değildir. Çözüm gibi görünen şey, o an için uygun yanıttır. Bunu kavrama yeteneğimiz, başarımızın büyük bölümünü oluşturur.
UNDP Türkiye: Hızlı kapasite değerlendirme yaklaşımı için artan bir talep var. ‘Hızlı’ veya ‘hafif’in aceleye getirilmiş ve kalitesiz olmamasını nasıl temin edebiliriz? Hafif değerlendirme veya hızlı yaklaşım için olan talep kapasite geliştirmenin karşılaştığı daha zor konular ve sorularla yüzleşmenin bir yolu mu?
J.W.: Kapasite geliştirmeden sözedebilmek için, kalkınma sürecinde, tüm verileri, zamanında kullanmaya çalışmalıyız.
Daha uzun süreç, daha kalitelidir fikrinin çok az ampirik dayanağı var. Ancak, zorla yapılan kapasite geliştirme girişimleri kalkınma için kötüdür – birçok bulgudaki ana nokta budur.
‘Kapsamlı çalışma’ adı altında, işleri uzun süreye yayma, hareketsizliğe ve işlevsiz ilişkilerin sürmesine yol açabilir. Girişimlerin hızının ya da süresinin, zor konularla yüzleşmekle çok az bağlantısı var. İster kısa, ister uzun dönemli olsun, genelde dikkatlice hazırlanmış çalışmalar, başarılı yapısal değişimlere yol açar.
Rapor, Türkiye’nin de içinde bulunduğu altı ülkede yapılan araştırmalara dayanıyor. Raporun bulgularına göre, Türkiye’de HIV taşıyan insanların sayısı artmakta. Türkiye’de resmi olarak ilk AIDS vakası 1985 yılında kayda geçirilmiş. Sağlık Bakanlığı’nın sağladığı veriye göre 1985 ve 2006 arasında rapor edilen HIV ve AIDS vakalarının toplam rakamı 2554’dür. Ancak, HIV ve AIDS vakalarının gerçek rakamı belirsizdir. Ulusal düzeyde gönüllü danışma merkezlerinin az olması, testlerin yetersiz değerlendirmeleri ve HIV enfeksiyonunun farkedilemediği uzun asemptomatik (belirti vermeyen) dönemi nedeniyle gerçek rakamın kaydedilenden daha yüksek olması beklenebilir.
Türkiye’de HIV taşıyan ve AIDS olanların çoğunluğu erkektir (%69) ve kadınların oranı göreli olarak azdır (%31). Sağlık Bakanlığı verilerine göre, temel bulaşma biçimi hetereseksüel cinsel ilişkidir (1341 kayda geçmiş enfeksiyon), bunu erkek erkeğe ilişki (207 enfeksiyon) ve enjeksiyonla uyuşturucu kullanımı (120 enfeksiyon) izlemektedir. Ne var ki pek çok kayda geçilen vakada (599) temel bulaşma yolu bilinmemektedir ve bu rakamların daha ileri incelenmeye tabi tutulması önerilmektedir.
Hastalık ile yaşayan az kişi olması sebebiyle HIV Türkiye’de önemli bir sağlık problemi olarak görülmüyor. Ancak dikkate alınması gereken Türkiye’de HIV’in yayılmasını arttırmayla ilişkili pek çok risk faktörü bulunmaktadır. Ticari seks işçilerinin hastalığın Türkiye’deki temel taşıyıcısı olduğu kabul edilmektedir. Aynı zamanda, Doğu Avrupa ve Eski Sovyetler Birliği’nden gelen seks işçilerinin Türkiye’ye turist vizeleriyle geldikleri ve seks işçisi olarak çalıştıkları dikkate alınmalıdır.
İlk AIDS vakası 1985 yılında kaydedilmesine rağmen ulusal politikalarda HIV ve AIDS bir öncelik olarak görülmemekte. HIV/AIDS ile ilgili konularda üç komisyon oluşturulmuştur: 1987’de Yüksek AIDS Komisyonu, 1993’de AIDS Danışma Kurulu ve 1996’da Ulusal AIDS Komisyonu. 1987’den bu yana serolojik testler kan ve organ bağışçıları ve kayıtlı seks işçileri için zorunlu tutulmaktadır ve 2002’den bu yana HIV testi çiftler evlenmeden önce zorunlu hale getirilmiştir. HIV testi uygulayan tüm sağlık merkezleri, sonuçları Sağlık Bakanlığı’na rapor etmektedir. 1994 yılında HIV/AIDS bulaşıcı hastalıkların kod sistemlerine dahil edilmiştir.
Anayasa’da HIV ile yaşayan kişilerin temel hak ve özgürlüklerini tümüyle kullanabilmesini sağlayacak bir referans yoktur. Türkiye’de hastalılığın başlangıç aşamasında damgalama ve ayrımcılık yaygındır, bu da savunmasız gruplara erişimi güçleştiriyor ve hedef önleme aktivitelerinin uygulanmasını zorlaştırıyor. HIV taşıyan çocukların eğitim haklarına işaret eden hiçbir yasal düzenleme bulunmamaktadır, Türk yasaları işyerinde HIV taşıyan kişilere karşı ayrımcılığa işaret etmemektedir. HIV taşıyan kişilerin tedavisi ve sağlık hizmetlerinin tüm safhaları çeşitli sağlık sigortası sistemleri (örneğin Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar ve BAĞ-KUR) tarafından karşılanmaktadır. HIV taşıyan kişiler antiretroviral tedavi dahil olmak HIV ve AIDS ile ilgili ilaç tedavilerinde devlet tarafından parasız sağlanması ile garanti altına alınmıştır.
STK’lar, Türkiye’de HIV ve AIDS konusunda en aktif ve etkili çalışan ulusal paydaşlardandır. STK’ların aktivitelerinin kapsamı sınırlıdır, ancak çoğunluğu ergenler, öğrenciler, halk ve özellikle savunmasız gruplar için eğitim malzemeleri yayınlama ya da eğitim programları yürütmek gibi savunma ve bilgi, eğitim ve iletişim faaliyetleri ile ilgilenmektedir.
HIV ve AIDS vakaları tüm kentlerde tanımlanmaktadır, ancak HIV taşıyan kişilerin çoğunluğu İstanbul, İzmir, Ankara ve Antalya’dadır. Bilinen HIV vakalarının en çok İstanbul’da olmasının temel nedeni, kırsal bölgelerde HIV pozitif taşıdıklarını düşünen kişilerin durumlarının ortaya çıkmasından korktukları için taşınmalarıdır. Bu sorunun yanı sıra, kırsal bölgelerde yaşayan hastalar tedavi görebilmek için büyük şehirlere uzun seyahatler etmek zorunda kalmaktadırlar. UNDP’nin Türkiye’de HIV Taşıyan Kişilerin Hassasiyet/Savunmasızlık Değerlendirmesi Raporu’na göre, bireysel mülakatlar HIV taşıyan kişilerin damgalama gördüklerini ortaya çıkarmış ve bu konuyla ilgili bilgi eksikliğinin bunun temel nedeni olduğu açıklanmıştır. Psikolojik tedavi ve destek HIV taşıyan kişilere sigortaları tarafından temin edilmemekte, bazı doktorlar tarafından gönüllü olarak verilmektedir.
İstihdamla ilgili problemlerin en önemlisi emeklililk fonu ve sosyal güvenliğin bürokratik süreçleridir. HIV taşıyan kişilerin ana destek kaynağı kendi aileleridir. Aynı zamanda hizmet sağlayıcılardan (özellikle bulaşıcı hastalıklar uzmanlarından) ve STK’lardan (örneğin Pozitif Yaşam Derneği) destek almaktadırlar. STK’ların çalışmalarına katkıda bulunan HIV taşıyan kişiler kendi özsaygılarının arttığını belirtmişlerdir. HIV taşıyan kişiler ve profesyoneller tarafından yaygın olarak bahsedilen problemler ülkede HIV taşıyan kişilerin görünmezliği, farkında olunmama ve göz ardı edilme gibi problemlerdir.
Bölgesel sonuç: ‘Bölge Şu Anda HIV ile Yaşıyor’
Raporun tanıtım toplantısında konuşan UNDP Avrupa ve BDT Bölge Direktörü Kori Udovicki “Şu anda bu bölge HIV taşıyan bireylerin yaşadığı gibi ‘HIV ile yaşıyor” dedi. Udovicki; “HIV’nin – kendilerine HIV bulaşmış olmasıyla yüzleşmek, baş etme ve sağlık destek stratejileri belirlemek, ve hayatlarını kurtaran tedavileri hayatlarının geri kalanı boyunca devam ettirmek zorunda olan - insanların hayatını dönüştürdüğü gibi, bölgedeki ülkeler ve toplumlar da gelecek nesillerle ilişki kurmak ve halklarına daha çok önem vermek için dönüşmeliler.”
Doğu Avrupa Bölgesi ve BDT, 2001 yılında HIV virüsü taşıyan 630.000 kişinin % 140 aratarak 2007 yılında 1.5 milyon kişiye ulaşması ile, dünyada HIV’nin yayılmaya devam ettiği birkaç bölgeden birisi. Bölgedeki yeni bildirilen HIV vakalarının yaklaşık %90’ı Rusya Federasyonu ve Ukrayna’dan. Orta Asya ve Kafkaslar’da, çoğunluğu Özbekistan’da olmak üzere bildirilen yeni HIV teşhislerinin sayısı hızlı bir şekilde artmakta.
Aynı zamanda, bu salgın devamlı değişiyor. HIV’nin tedavisine erişimin kolaylaşması daha çok insanın kronik ama başedilebilen bir hastalık olarak HIV ile yaşamasını sağlıyor. Ayrıca erkeklerle ilişkilendirilmiş olan HIV artık gittikçe kadın ve çocuklarla da ilişkilendiriliyor. Şu anda bölgede kendisine HIV bulaşmış insanlar, bölgenin çeşitliliğini yansıtıyor. Bazıları öğretmen, öğrenci, avukat, müşteri, anne-baba, çocuk, hasta, sağlık hizmeti çalışanı, yaşlı, genç, bebek, işçi, işsiz ya da işveren. Bu çeşitlilik de, salgının toplumu birçok yönden etkilemesine sebep olduğu için, HIV ile ilgili politika tartışmalarını daha karmaşık bir hale getiriyor. HIV taşıyan insanların sayısı arttığı sürece, damga, ayrımcılık ve haklarının ihlali, bölgedeki birçok ülkede büyük zorluklarla elde edilen başarıları yok ediyor ve Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşma beklentilerini büyük ölçüde tehlikeye atıyor.
UNDP ile Oxford Üniversitesi araştırmacıları, yerel sosyal araştırma merkezleri ve HIV taşıyan kişileri temsil eden kuruluşlar tarafından altı ülkede yaptırılan yenilikçi araştırmalara dayanan rapor, sağlık, eğitim ve istihdam sektörlerindeki dışlanmayı kendisine HIV bulaşmış insanların bakış açısıyla anlatıyor.
Rapor ayrıca HIV taşıyan kişilerin hergün karşılaştığı incinebilirliği yaratan üç kilit sektördeki: sağlık hizmetleri (doktorlar, hemşireler ve diğer görevliler), eğitim (idareciler ve öğretmenler) ve iş yeri (iş verenler ve meslektaşlar) kurumlarını temsil eden kişilerin görüşlerine danışıyor. Bu kaynaklar, bölgedeki HIV sorununa ve devletin bu konuları ele alması için müdahale ihtiyacına hep birlikte kapsamlı bir ışık tutuyor.
HIV salgın hastalıklar bilimi, bulaşması ve önlenmesi hakkında temel eğitim eksikliği tedavi edilmekte olan AIDS hastalarına karşı belirgin önyargılar ve belirsiz politika ilkeleri, işverenlerin, eğitim kurumlarının, ve uzmanlaşmış AIDS merkezleri dışındaki sağlık hizmeti sağlayıcılarının, kendisine HIV bulaşmış kişileri kabul etme ve onlara hizmet etme konusunda hazırlıksız olmalarına neden olan kilit etkenlerin bir kısmı.
Ukrayna’daki bir öğretmen: “'Çocuğunuzun HIV taşıyan çocuklarla aynı sınıfta olmasını ister miydiniz? sorusuna ebeveynlerin tipik cevabı, 'Hayır, onlar için yatılı okul yaratılması daha iyi olur, böylece ayrı ayrı eğitim almış olurlar.' Ebeveynler, öğrencilerden ve çocuklardan daha fazla korkuyor. Ebeveynler gibi, konuyla ilgili bilgisi olmayan sağlık hizmetleri çalışanları, 'Çocuklar neden bir arada olmalılar?'" diyor. Raporun dikkat çektiği gibi, yirmi beş yıldan fazla süren uluslararası deneyim gösteriyor ki herhangi bir çevredeki, gerek okulda, sağlık hizmeti ortamında, gerekse iş yerindeki, dışlayıcı yaklaşımların kamu sağlığına faydası yok ve sadece müdahaleyi zayıflatıyor.
Rapor, rahatsız edici diğer bir bulgunun altını çiziyor: HIV taşıyan birçok kişi hastalığın sağlık sonuçlarından daha fazla sosyal damgalanmadan korkuyor. Kendisine HIV bulaşmış ya da bulaşma riski taşıyan kişilerin damgalanma ve ayrımcılık korkusu, önleme, bakım tedavisi ve destek hizmetlerinin bedava dahi olsa düşük kullanılmasının esas nedeni. Bu da ulusal tepkilerin verimliliğini azaltıyor.
Rapor, hakların kısıtlanmasının salgını tetikleyeceği ve HIV’nin etkisini şiddetlendireceği sonucuna varıyor. Bu sebepten de, bireysel haklara saygı gösterilmesi ve tarihte dışlanmış toplumların statüsünün geliştirilmesi, HIV’nin yayılmasının, toplumdaki hastalık vakalarının azaltılmasına ve sosyo-ekonomik durum ile insani gelişimin sonuçlarını geliştirmeye yardımcı olabilir.
Rapor, HIV taşıyan birçok sosyal sınıftan insanın ihtiyaçlarını karşılamak için sağlık, sosyal ve diğer hizmetler üzerinde odaklanarak somut çabalarda bulunulması için çağrıda bulunuyor. Rapor aynı zamanda, HIV bulaşma risknin yüksek olduğu, uyuşturucu kullanıcıları, seks işçileri, erkeklerle cinsel ilişkiye giren erkeklerin, göçmenlerin ve onların eşleri ile partnerlerinin oluşturduğu topluluklar için de aynı somut çabaların gösterilemsi gerektiğini vurguluyor.
HIV taşıyan kişileri sosyal olarak dahil etme, bizim bireyler ve yurttaşlar olarak daha uzun ve üretken yaşamlarımızın olması, ailelerimize daha iyi hizmet etmemiz ve HIV’nin yayılmasının daha iyi önüne geçilmesi demek. Rapora katkı sağlayan kuruluşlardan bir tanesi olan HIV taşıyan kişilerin Doğu Avrupa ve Orta Asya Birliği Başkanı Vladimir Zhovtyak “HIV taşıyan insanlar ve risk altındaki nüfus için iyi olan tüm toplum için de iyidir sanırım,” diye ifade etti.
Analiz, bölgedeki epidemiyolojik durumların çeşitliliğini (yüksek düzey yoğunlaşmış, yeni yoğunlaşmış, düşük düzey salgın hastalıklar) temsil eden Estonya, Gürcistan, Rusya, Türkiye, Ukrayna, ve Özbekistan’da yapılan araştırmaya dayanıyor.
Dünya Aids Günü anıldı
Dünya AIDS günü ile ilgili yayınlanan bildirisinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon duygularını şöyle aktardı:
“Bu, yirminci Dünya AIDS Gününde, yeni bir dönemin şafağındayız. Daha az insana HIV bulaşıyor. Daha az insan AIDS yüzünden ölüyor. Bu başarı, dünyanın her tarafında AIDS’i durdurmak için liderlik eden insanlara borçlu. Hükümetler HIV’i önlemek, tedavi, ilgi ve destek için evrensel erişimi büyütmeye dair sözlerini tutuyorlar. Ama bu sadece bir başlangıç. Kayıtsızlık için yer yok. AIDS yakın bir zamanda yok olmayacak. İnsanlar hala HIV’den bizim onları iyileştirebilme hızımızdan daha hızlı bir şekilde etkileniyorlar. AIDS hala ölümlere en çok neden olan ilk on sebepten biri, ve Afrika’daki en büyük öldürücü.
Şimdi zor olan liderliği devam ettirmek. Başladığımızı güçlendirmek zorundayız. Ve bu ivmeyi korumalıyız. Hala bir sürü insanın, HIV’e engel olma ve tedavi yollarını öğrenmesini durduran, damga ve ayrımcılığı bitirmek zorundayız. Topluluklarda ve bütün milletlerde gerçek bir etki uyandırmasına yeterli hizmet sağlayacak kaynaklara ihtiyacımız var. Yol gösterme, etkin kılma ve AIDS konusunda sözünü tutma ihtiyacı hiç bu kadar gerçek ve acil olmamıştı.
Son zamanlarda, kendisine HIV bulaşmış Kongo’lu bir kadının Birleşmiş Milletler sayesinde ilaç aldığını okudum. O şimdi diğer ailelere HIV ile mücadeleye yardım eden “umut-veren takım” adlı bir grubun parçası. Bu Dünya AIDS Gününde, hepimiz AIDS’ın olmadığı bir gelecek y