Sayı: 32
Türkiye’nin “Türkiye’de Gençlik” başlıklı son İnsani Gelişme Raporu’nda da belirtildiği gibi, ülkede gençlik alanında çalışan STKlar yeterince iyi ortaklık ilişkileri kuramıyor ve gençlik politikaları üretmek konusunda etkili olamayabiliyorlar. Ancak bu durum, gençlik STKlarının, Türkiye İnsani Gelişme Raporu çerçevesinde harekete geçmesiyle yavaş yavaş değişmeye başladı.
Ulusal İnsani Gelişme Raporu’nun Mart 2008’de yayınlanmasıyla beraber gençlik alanında çalışan 50’ye yakın STK ortak bir basın bildirisi yayınlayarak raporun sunduğu önerilerin hükümet tarafından uygulamaya konması için çağrıda bulunmuştu. Gençlik STKları ayrıca, hükümetin bu alanda uygulayabileceği politikaları tartışmak ve yeni politikalar ve öneriler hazırlamak için bir STK platformu oluşturmaya karar vermişlerdi. Bu amaç için platform üyeleri ilk defa 17-21 Temmuz 2008 tarihlerinde Bursa’da biraraya geldi ve işbirliği ve bağlarını daha da güçlendirdi. Bursa Osmangazi Belediyesi’nin yeni bir kongre merkezi olarak modernize ve restore ettiği tarihi Türk hamamında yapılan toplantıya 26 platform üyesi katıldı. Osmangazi Belediyesi bu yeni binasını bu amaç için açmakla kalmadı ayrıca tüm etkinliği de finanse etti. İlk toplantının ev sahipliğini, merkezi Bursa'da bulunan E-gençlik Derneği üstlendi. Yeni oluşturulan STK platformunun etkin bir üyesi olan E-gençlik, Muş ilindeki Genç Birikim Derneği ile beraber bir yıllığına platformun sekreteryası seçildi.
Toplantıya katılan STKlar değişik komisyonlar kurdular. Bir komisyon, hükümete önerilecek gençlik politikaları üzerinde çalışacak. Bir diğer komisyon platformun ikinci toplantısının organizasyonunu yapacak ve bir başkası ise GENÇLİNK internet sitesinin oluşturulması için çalışacak.
Toplantıda STKların kapasitelerini güçlendirmeyi amaçlayan eğitimler de düzenlendi. UNDP’nin Ulusal İnsani Gelişme Raporu Koordinatörü Aygen Aytaç raporun bulgularını hatırlattı ve insani gelişme yaklaşımıyla ilgili bir eğitim verdi. Türkiye’deki GSM-Genclik Servisleri Merkezi Koordinatöru Mehmet Arslan ise Türkiye’de daha önceki gençlik hareketleriyle ilgili bir eğitim verdi. Arslan, Türkiye’deki STKların AB süreci dolayısıyla faaliyetlerinde genelde insan hakları yaklaşımını kullandıklarını ancak insan hakları yaklaşımını içeren ve bunun ötesine geçen insani gelişme yaklaşımının gençlik STKları tarafından benimsenmesi gerektiğini vurguladı. Arslan’a göre, insan hakları perspektifi gençleri özel bir kategori olarak görmüyor ancak insani gelişme yaklaşımı görüyor, hatta son yayınlanan Ulusal İnsani Gelişme Raporu, bu yaklaşımın gençlere çok büyük önem verdiğini ve gençleri kalkınmanın kilit unsuru olarak kabul ettiğini gösteriyor. Mehmet Arslan insani gelişmeye dayalı gençlik politikaların çok daha gerçekçi olacağına dikkat çekti.
Toplantıda yerel STKlar, STK platformunun bir sonraki toplantısına ev sahipliği yapmak için birbirleriyle yarıştılar. Toplantı sonunda bir sonraki toplantının sonbaharda Muş’ta yapılmasına karar verildi.
Her ne kadar koruma altında olsa da Kars iline bağlı Kuyucuk Gölü’nde kaçak avcılık yapılıyor, hayvanların fazla otlatılması sonucu gölün etrafındaki bitki örtüsü yok oluyor, gölün sazları köylüler tarafından kesiliyor ve gölün etrafındaki tarımsal alanlardan göle organik madde akıyor. BTC/UNDP Küçük Yatırımlar Fonu’nun desteğiyle Yer Gök Anadolu Derneği (YEGA) “Kars Kuyucuk Gölü’nde Doğa Turizmi İmkânlarının Geliştirilmesi” projesiyle bu süreci tersine çevirmeyi hedefliyor.
Kuyucuk Gölü, Kars’ın en önemli sulak alanı ve Uluslararası Önemli Doğa Alanı ve Yaban Hayatı Koruma Bölgesi statüsüne sahip. Bu kapsamda proje, Kuyucuk Gölü ve çevre köylerin doğal zenginliğini ulusal ve uluslararası platformlarda tanıtıp bu sayede sürdürülebilir ekoturizm faaliyetlerini yaygınlaştırmayı ve bu faaliyetlerden gelen gelir ve tanıtımla yerel sahiplenme yaratmayı ve gölü, kuşlarını, çevresindeki bitki örtüsünü ve diğer canlıları yerel halk ve yerel yönetimle işbirliği içerisinde korumayı amaçlıyor.
Kuyucuk Gölü bölgesinde yer yer saz öbekleri olsa da göl kıyısı bitki örtüsü bakımından fakir ve göl çevresinde hayvancılık için tahıl ve yem bitkileri yetiştiriliyor. Ancak bölgede angıt (Tadorna ferruginea) ve nesli tehlike altında olan dikkuyruk ördeği (Oxyura leucocephala) başta olmak üzere yaşayan zengin kuş toplulukları, Kuyucuk bölgesini doğa turizmi için çok büyük bir potansiyel aday yapıyor. Bu bölge en az 108 kuş türünden on binlerce kuşu barındırıyor. 2006 ve 2007’nin bahar aylarında göl suyunda kimyasal ölçümler yapan California Devlet Üniversitesi’nden Dr. Sean Anderson bu sulak alanın biyolojik çeşitliliği geliştirmek için son derece umut vadedici olduğunu ve bölgenin ekolojik restorasyon için mükemmel bir aday olduğunu belirtmişti.
Proje kapsamında gölün dünya çapındaki ekoturizm potansiyelini ve gölün kuş zenginliğinin köylülere getirebileceği turizm gelirini değerlendirmek için, yerel halk, gölün önemi ve değeri konusunda bilinçlendiriliyor ve sürdürülebilir köy tabanlı doğa turizm faaliyetlerinin başlatılması amaçlıyor. Bu kapsamda, köy halkı ile değerlendirme toplantıları yapılarak faaliyetlerin tarihleri ve içeriği belirlendi, Kafkas Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğrencileri bölgede etno-botani anketleri yaptı, hayvan otlatmanın etkileriyle ilgili bilimsel deney hazırlıkları yapıldı, nisan ayı itibariyle hergün kuş gözlemleri yapılarak toplam 155 kuş türüne rastlandı, yetişkinlere ve çocuklara yönelik film gösterimleri yapıldı, kuş gözlemi için yürüyüş patikası oluşturuldu, göle 100 metre uzaklıkta bir ziyaretçi merkezi oluşturuldu ve özellikle kadınların da katılımıyla turistler için konaklama ve beslenme imkânları yaratıldı. İletişim ve bilgilendirme çalışmaları kapsamında ise proje, yurt içi ve yurt dışında yayınlanan makaleler ve internet sitesi (www.kuyucuk.org) aracılığıyla tanıtıldı ve bölgede doğa turizmi stratejisinin belirmesi için valiyle ve yerel halkla bilgilendirme toplantıları yapıldı.
Ekim 2008’de sona erecek proje kapsamında ayrıca oluşturulan kuş ziyaretçi merkezi hizmete açılacak, kitapçıklar ve takvimler basılacak, yöre halkı ve çocuklara daha fazla eğitimler verilecek ve 2-5 Ekim 2008 tarihinde Kuyucuk kuş gözlem festivali düzenlenecek. Çevre halkı, hem gölün dünya çapındaki önemi hakkında bilinçleneceğinden hem de gölü ziyarete gelen doğaseverlerden gelir kazanacaklarından dolayı, gölün uzun süreli korumasında etkin bir rol oynayacaklar.
Projenin koordinörü ve Yer Gök Anadolu Derneği’nin kurucu üyesi olan Dr. Çağan Şekercioğlu, Kuyucuk bölgesinde yürüttüğü bu proje ile İngiltere’de Whitley Altın Çevre Ödülü’nü aldı. Şekercioğlu bir ekolog, ornitolog (kuşbilimci), ekoturizm uzmanı ve doğa fotoğrafçısı.
[BAGLANTILAR]
UNDP, Parlamento Danışmanlar Derneği, Yasama Derneği ve Başbakanlık işbirliğinde yürütülen “Türkiye’de Yasama Süreçlerine Etkin Sivil Katılım” projesi sivil toplumun yasa-yapma ve karar-alma süreçlerine katılımlarının önemi üzerine bilinç arttırmayı ve hesap verilebilirliğe, şeffaflığa, daha iyi bir yönetişime, daha iyi uygulamaya, verimliliğe ve Türkiye içinde tam bir temsile ulaşabilmek için etkin yurttaşlığı teşvik etmeyi amaçlıyor.
Bu kapsamda, UNDP yetkililerinden oluşan bir ekip 7-8 Temmuz 2008 tarihlerinde Mersin ve Bursa’yı ziyaret ederek bu şehirlerde çeşitli STKlar, paydaşlar ve yerel mercilerle görüşerek yönetime sivil katılım perspektiflerini ve karşılaştıkları zorlukları anlamaya çalıştılar. Çoklu taraflarla görüşmelerde, bazı kurumlar, görüşlerinin Hükümet ve Meclis süreçlerinde yer almasında sınırlı imkana sahip olduklarını belirtirken daha küçük STKlar karar-alma süreçlerinde dışlandıklarını düşündüklerini ifade ettiler. Dışlanmalarının sebepleri sorulduğunda, STKlar, Hükümet ve Meclis tarafından görüşlerinin alınmaması, hangi yasa tasarılarının planlandığı konusunda bilgi edinmede zorluk çekmeleri ve kendilerine danışılsa bile kapasite eksikliğinden ötürü katkıda bulunamayacakları gibi çeşitli unsurlar olduğunu ifade ettiler. Bu kapsamda, taraflar ayrıca STK’ların yasa tasarıları üzerinde görüşlerini belirtmelerinin farklı yollarını ve STK’ların toplu bir görüş sunabilmeleri için bu konuları üyeleriyle görüşmelerine olanak tanıyacak zaman çizelgelerini tartıştılar.
Bu ziyaretlerde elde edilen bilgiler, Ekim ve Kasım aylarında başka şehirlerde yapılacak olan görüşmelerin planlama aşamalarını oluşturmak için kullanılacak. Görüşmelerin sonuçları, Parlamento Danışmanlar Derneği, Yasama Derneği ve Başbakanlık ile paylaşılacak ve kanun tasarıları için yapılan görüşmeler için kullanılan yöntemlere de şekil vermeye yarayacak.
Ayrıca Ekim ayının başlarında, bu ziyaretlerin bulgularını paylaşmak amacıyla ulusal bir konferans da düzenlenecek. Konferans, Hükümet, Meclis ve sivil toplumun yanı sıra uluslararası uzmanlardan kilit isimleri biraraya getirecek. Konferans sırasında, kapsayıcı yasa-yapmanın iyi örnekleri ve bu örnekleri Türkiye’ye entegre etme yöntemleri tartışılacak.
“Türkiye’de Yasama Süreçlerine Etkin Sivil Katılım” projesi Türkiye’deki sivil toplumu yasa-yapma süreçlerine dahil etmeyi amaçlayan bir sürecin ilk aşamasını oluşturuyor. Proje bunu, algı analizi, kapasite ve teknik bilgi geliştirme ve kurumsal kapasiteyi geliştirme yoluyla gerçekleştirmeyi hedefliyor.
İnsani Gelişme Diyaloğu, insani gelişme üzerine yapılan diyalogları kolaylaştırmayı ve Türkiye’nin birçok şehrinde halihazırda yürütülen faaliyetlere tamamlayıcı nitelikte olmayı amaçlayan bir girişim.
İnsani Gelişme Diyaloğu’nun internet sitesi insani gelişme diyaloğu hakkında genel bilgi veriyor ancak daha önemlisi site, Türkiye’de düzenlenen faaliyetler hakkında bilgi de sağlıyor. Bu internet sitesi aracılığıyla insani gelişmeyle ilgili dünyaca tanınmış konuşmacıların sunumlarına ve videolarına da erişilebiliyor.
Türkiye’de şu ana kadar İnsani Gelişme Diyaloğu kapsamında UNDP ve Dünya Bankası’nın düzenlediği üç seminer gerçekleşti. İlk seminer, Berkeley California Üniversitesi’nde Ekonomi profesörü olan Profesör Paul Gertler tarafından 15 Mayıs 2008’de Ankara’da Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTU) Sosyal Politikalar Programı’nda düzenlendi. Gertler, sosyal ve insani gelişme politika modelleri için yapılan etki analizlerinin etkileri üzerine bir konuşma yaparak politikaların geliştirilmesi ve sürdürlebilirliğinin sağlanmasında etki analizinin önemini anlattı. Gertler sunumunu, etki analizinin birçok ülkede birçok şekilde siyaset yapmayı nasıl etkilediğinin örneklerini vererek güçlendirdi. Gertler ayrıca Meksika’daki koşullu nakit transferi ve Arjantin’deki erken çocuk gelişimi ve sosyal ademi merkeziyet programlarına da değinerek etki analizlerinin sürdürülebilir yoksul politikalara nasıl katkıda bulunduklarıyla ilgili kanıtlar sundu.
20 Mayıs 2008’de İstanbul’da Sabancı Üniversitesi Eğitim Reformu Girişimi’nin desteğiyle düzenlenen ikinci seminer London School of Economic’ten Profesör Nicholas Barr’a ev sahipliği yaptı. Barr, kalite ve daha geniş bir katılım sağlamak için yükseköğretim finansmanı konusuna değindi. Profesör Barr üniversite ücretlerinin finansmanı, öğrenci kredileri ve yüksek öğretim finans reformu konularında uluslararası deneyimleri paylaştı ve yüksek öğretim “piyasası”nı düzenlemede hükümetlerin görevini anlattı.
Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde 25 Haziran 2008 tarihinde düzenlenen son seminer ise Dünya Bankası’ndan Dr. Francisco Ferreira’ya ev sahipliği yaptı. Ferreira, fırsat eşitsizliği ve ekonomik gelişme konularına değindi. Ferreira ayrıca aile, sosyal çevre, cinsiyet ve doğum yeri gibi dış faktörlerin fırsatları nasıl etkilediğini ve “fırsat eşitsizliği” perspektifinin gözardı edilmemesinin yoksulluğu azaltma politikalarını nasıl etkilediğini anlattı.
“Genç Liderler Akademisi” gençlerin kapasitelerini arttıracak ve topluma daha etkin bir şekilde katılmalarını sağlayacak. Akademi, gençlere yazılım eğitimi, girişimcilik, liderlik, iletişim becerileri, proje yönetimi teknikleri, İngilizce gibi pratik eğitim ve cinsiyet eşitliği, insan hakları ve iklim değişikliği bilinci gibi kültürel öğretiler sağlayarak uluslararası gençlik politikalarının geliştirilmesine ve uygulamasına katkıda bulunacak.
Akademinin genel amacı “-ebilir” bir gençlik oluşturmak ve kapasitelerini arttırarak onları karar-alma mekanizmalarına dahil etmek, onları etkin çözüm getiricilere, uygulayıcılara ve girişimcilere dönüştürmek. Akademi, halihazırda başvuru kabul etmeye ve öğretilerine başladı.
Türkiye’de, gençler, toplam nüfusun %18’ini oluşturuyor. Bu oran içinde kalanların 12 milyonu 15-24 yaş arasında. Tek başına bu rakam bile birçok Avrupa ülkesinin toplam nüfusundan daha fazla. Daha da önemlisi, bu rakam “demografik fırsat penceresi” adı verilen büyük bir avantajı da beraberinde getiriyor. Bu avantaj doğru bir biçimde kullanılırsa, ülkeye yüksek istihdam ve yüksek büyüme oranı gibi ulusal faydalar sağlayabilir.
UNDP Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub’a göre Türkiye hazırlıklı ve eğitimli gençleri sayesinde başarılı bir ekonomik büyüme kaydederek ya Güneydoğu Asya gibi şansı yakalayabilir ya da Latin Amerika’da olduğu gibi yoksulluk ve ekonomik sıkıntılar çekerek geride kalabilir. Ne yazık ki, okuyan %30 ve çalışan %30’luk gençlik kesimi dışında Türkiye’de ne okuyan ne de çalışan %40’lık bir genç kesimi var.
Ayub, 20 yıl sonra Türkiye’nin diğer Avrupa ülkeleri gibi daha yaşlı bir nüfusa sahip olacağı ve bu demografik fırsat penceresinin de kapanacağı konusunda uyarıda bulunuyor. Bu yüzden Türkiye’nin genç insanına bir an önce yatırım yapmaya başlaması son derece önemli ve “gençler toplumun temelleridir” diyor.
Habitat için Gençlik Derneği, Birleşmiş Milletler ile ortaklık içinde çalışan uluslararası bir gençlik ağıdır. Daha fazla bilgi edinmek için lütfen buraya tıklayınız.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından Temmuz ayında yayınlanan ve bir ilke imza atan "Herkes için Değer Yaratmak: Yoksullarla İş Yapma Stratejileri" başlıklı rapor, şirketlere geleneksel iş uygulamalarının ötesine geçmeleri, büyüme ve refah yaratmada yoksulları, birer ortak haline getirmeleri için stratejiler ve araçlar sunuyor. UNDP’nin Yoksulları İçeren Piyasalar Girişimi’nin bir çıktısı olan rapor, örnek olaylarla ilgili kapsamlı incelemeler ve yoksulları içeren iş modellerinin hem insani gelişme hem de refah yaratmadaki etkinliğini ortaya koyuyor.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon geçtiğimiz günlerde Binyıl Kalkınma Hedefleri doğrultusunda harekete geçme çağrısı yapmış; 2008 yılını yoksullukla mücadelede bir dönüm noktası yapmak için uluslararası bir çaba gösterilmesini istemişti. Bu rapor, özel sektörün bu son derece önemli çabaya katılması için somut yöntemler öneriyor.
Rapor, UNDP Türkiye Temsilciliği ve Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) tarafından, özel sektör temsilcileri ve çeşitli STK’ların katılımıyla 8 Temmuz 2008’de İstanbul’da da tanıtıldı. TÜSİAD Temsilcisi Dilek Yardım ve UNDP Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub’un açılış konuşmalarının ardından, Harvard Üniversitesi Kennedy Kamu Yönetimi Okulu’ndan Beth Jenkins raporun tanıtımı yaptı. Tanıtım boyunca soru ve cevap bölümlerinin yanı sıra yoksulları içeren piyasaların Türkiye’ye uyumu ve atılacak adımlar için tavsiyelerle ilgili tartışmalar yapıldı.
Yoksullar, tüketim, üretim, yenilik ve girişimci faaliyetler alanında henüz keşfedilmemiş büyük bir potansiyele sahip. Ancak iş modelleri yoksulları daha çok kapsadıkça, yüksek gelir sahibi başarılı şirketler de Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmada daha çok yardımcı olacaktır.
Ancak özel sektör, yoksulların ihtiyaçlarını karşılayamadığı gibi sadece yoksullarla iş yapmak için önlerine çıkan engelleri de aşamıyor. Rapor, işletmelerin, hükümetlerin, toplumların, sivil toplum kuruluşlarının, donörlerin ve uluslararası örgütlerin en büyük faydayı sağlamaları için ne yapmaları gerektiğinin resmini çiziyor.
UNDP Başkanı Kemal Derviş’in de raporun önsözünde yazdığı gibi “Yoksulların piyasa faaliyetlerinden yararlanmadaki güçleri, piyasalara katılma ve piyasa fırsatlarını değerlendirme becerilerinde gizli. Yoksulları içeren iş modelleri, geniş desteğe ihtiyaç duyar ve herkes için kazanç sağlar”.
Neden daha çok işletme yoksul piyasalarla bağlantı kuramıyor?
Yoksulları çevreleyen piyasa koşulları ve yoksulların ihtiyaçlarını karşıladığı piyasalar, işleri zor, riskli ve pahalı yapabiliyor. Raporda, 5 esas zorluk tanımlanıyor: Kısıtlı piyasa bilgisi, yetersiz düzenlemeler, yetersiz fiziksel altyapı, bilgi/beceri eksikliği ve finansal ürün ve hizmetlere erişimde zorluk. Rapor aynı zamanda bu engelleri aşmak ve başarılı bir işletme yaratmak için 5 başarılı strateji de belirliyor. Bunlar:
Yazarların da dediği gibi “Yoksulları içeren daha birçok iş modeline yer var. Yoksulları içeren piyasalara yer var ve çok daha büyük bir değer kazandırma için yer var. Mahatma Ghandi’nin sözleriyle ‘Ne yaptığımız ve ne yapabildiğimiz arasındaki fark, dünyanın birçok problemini çözmeye yetecektir.’”.
Rapor ne sunuyor?
Herkes için Değer Yaratmak, araştırmacılar tarafından gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde yaşanan 50 olayın incelemesini de sunuyor. Bu çalışmalar, yerel ve uluslararası küçük ve orta ölçekli işletmelerin yanı sıra çok-uluslu şirketlerin hem yüksek gelir hem de başarılı bir sosyal etki yarattıklarını ortaya koyuyor.
Raporda örneğin, Çin’deki bir şirketin, düşük maliyetli basit bir işletim sistemi ve müşteriler için anlaması daha kolay olan bir yazılım yoluyla, çiftçilere uygun fiyatlı bilgisayar ve eğitim sunarak piyasasını nasıl genişlettiği aktarılıyor. Yıllarca süren savaşlar nedeniyle banka sektörünün hemen hemen yok olduğu Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bir cep telefonu şirketi şifreli bir kısa mesaj teknolojisi sunarak müşterilerinin para gönderebilmelerine olanak sağlıyor. Şirketin Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bugün 2 milyon müşterisi var. Kenya’da sağlık alanındaki mikro-franchise sahipleri kırsal bölgelerde ve gecekondularda sıtma ve diğer hastalıklarla mücadele eden 400 bin kişiyi tedavi ederek aylık gelirlerini arttırıyor. Meksika’daki bir inşaat firması ise Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 14 binden fazla Meksikalı göçmene Meksika’da bir ev inşaa etmeleri, almaları ya da yenilemeleri için yardım ediyor. 2002 yılından 2006 yılına kadar, şirket inşaat malzemesi satışlarından 12.2 milyon dolar elde ediyor ve 2005’in sonlarından itibaren 200 ev satıyor.
Bir başka örnekte, Avrupalı bir su ve atık şirketinin Fas’taki şubesi Casablanca’nın gecekondularında suya ve elektriğe erişimi olan insanların oranını önemli ölçüde arttırdığını ortaya koyuyor. Toplum temsilcilerini işe alarak ve onlara teknik ve idari eğitim sağlayarak, şirket yerel bir denetim sağlıyor. Bugün 30 binden fazla yeni hanehalkı Casablanca’nın elektrik sistemine bağlı ve bu bölgedeki evlerde enerji giderleri 17 dolardan 6 dolara düştü.
Rusya Federasyonu’nda mikrofinans alanında çalışan bir STK, ticari sermayeye erişim sağlamak ve daha çok müşteriye ulaşmak için bir bankaya dönüştü. 2006 yılında, banka 4,250 doğrudan ve 19,950 dolaylı iş yaratmaya yardımcı oldu. 2007 yılında, kredi portfolyosunun 2 milyonu geçen kredilerdeki net kârlarla beraber 60 milyon doları geçtiği tahmin ediliyor.
50 örnek olay incelemesinin yanı sıra, Herkes için Değer Yaratmak ilgili işletmeler için yeni araçlar sunuyor. Sunduğu strateji matrisi alışılagelmiş problemlere potansiyel çözümler üretmeye yardımcı olurken diğer bir araç olan ve potansiyel yeni piyasaları gösteren haritalar ise piyasa ve hizmet görünümüne görsel bir bakış sağlıyor ve potansiyel piyasalara bir ön bakış sağlıyor. Örneğin, raporda yer alan bu haritalardan biri, Guatemala’nın batı bölgelerinde 2 doların altında yaşayan insanların yüzde 13’ünün krediye erişiminin olduğunu ancak bu oranın ülkenin doğu bölgelerinde yüzde 8’e düştüğünü gösteriyor.
Kâr amacı gütmeyen bazı senaryolar neden bir özel sektör raporu içine dahil edildi?
Kâr amacı olmayan sektör, sonuçta kar edebilecek özel şirketlerin kurulmasının ilk adımı olabilir. Bu bir tarafın kaybedip bir tarafın kazanacağı bir oyun değil. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, hükümetler, donörler ve özel işletmelerin tümünün, sürdürülebilir kalkınmayı, refahı ve iş yaratmayı kolaylaştıracak güçleri, kuvvetleri ve bilgileri var. Toplumdaki tüm aktörler en fazla sayıdaki insan için en iyi çözümü sağlamada birlikte çalışmak için teşvik edilmeli.
Bu raporu uygulamaya koymada hükümetler ne gibi bir rol oynayabilir?
Herkes için değer yaratmada hükümetler kilit unsurlardır. Hükümetler, rekabetçi piyasaların önündeki engelleri kaldırabilecek, bunu kolaylaştırıcı düzenlemeler yürürlüğe koyabilecek, aşırı bürokrasiyi azaltabilecek, işlevsel ve kapsayıcı bir finansal piyasa oluşturarak yoksullar için hukuksal sisteme erişimi temin edecek güce sahipler. Bunun yanı sıra, özel kurslar ve tüketici bilincinin arttırılması gibi yollarla, altyapı ve eğitimin güçlendirilmesinde hükümetle özel sektörün işbirliği yapması, temel zorlukları ortadan kaldırabilir ve girişimleri daha başarılı kılabilir. Bununla birlikte, yoksulun da yoksulu var ve bu kesimin ihtiyaçları her zaman özel sektör girişimleri tarafından karşılanmak durumunda değil ve bu insanların gerek ulusal gerekse uluslararası yardıma ve desteğe ihtiyaçları bulunuyor.
UNDP tarafından yürütülen Yoksulları İçeren Piyasalar Girişimi tüm tarafların yoksulları içeren iş modelleri kullanarak refah yaratmanın ve insani gelişmenin ikili avantaj sağlamasını kolaylaştıran bir platform. Girişim, ilgili bilgiyi topluyor, iyi örneklerin altını çiziyor, kullanışlı işletme stratejileri geliştiriyor ve diyaloğa yer açıyor. Daha fazla bilgi için buraya tıklayın.
Bu makale birkaç ekleme ve değişiklikle UNDP’den alındı.
Hızlı ve sürdürülebilir bir büyüme mucize değil – gelişmekte olan ülkeler için, liderleri kendilerini adadıkları ve küresel ekonominin sunduğu fırsatlardan yararlandıkları sürece bu mümkün. Gelişmekte olan ülkeler, ekonominin uzun vadeli çeşitliliğine ve küresel ekonomiye uyum sağlamaya yardımcı olacak özel yatırım için gerekli olacak teşvik ve kamu yatırımları düzeylerini de bilmeliler. Bunlar, aralarında UNDP Başkanı Kemal Derviş’in de bulunduğu ve genelde gelişmekte olan ülkelerden gelen 21 saygın hükümet, özel sektör ve siyaset yapıcıların temsilcilerinden oluşan Büyüme ve Kalkınma Komisyonu’nun geçtiğimiz aylarda yayınladığı “Büyüme Raporu: Sürdürülebilir Büyüme ve Kapsayıcı Kalkınma için Stratejiler” başlıklı raporun bulguları.
“Sanayileşmiş ülkelerin büyümede keskin bir yavaşlama dönemine girdiği bir zamanda dünyanın en yoksul ülkelerinin birçoğu büyümeyi imkansız olarak görüyor. Ancak biz sürdürülebilir yüksek büyümenin açıklanabilir ve tekrarlanabilir olduğuna inanıyoruz”diyor Komisyon’un ekonomi dalında Nobel ödüllü Başkanı Michael Spence.
“Ekonomileri için zor kararlar vermek durumunda kalmış ekonomistleri ve siyaset yapıcıları biraraya getirerek hazırlanan Büyüme Raporu, kapsayıcı, yüksek seviyeli büyüme yakalamak için bir karar-alma çerçevesi sunuyor.” Büyüme Raporu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana 25 yıldan uzun bir süredir %7’den fazla büyüme kaydeden ‘hızlı büyüyen’ ekonomilerin belirgin özelliklerini tespit ediyor ve diğer gelişmekte olan ülkelerin bu özellikleri nasıl örnek alabileceklerini sorguluyor.
Spence “Büyüme Raporu, büyüme olmaksızın da insanları yoksulluktan kurtarabileceğiniz yönündeki yanlış kavramı ilk ve son olarak yok ediyor. Büyüme, insanları kitleler halinde yoksulluktan ve angaryadan kurtarabilir. Hindistan’ın, Çin’in bugün bulunduğu noktaya gelebilmesi için daha bir 13-15 yıl hızlı büyüme kaydetmesi gerektiğini ve Çin’in tarım sektöründen kentsel bölgelerde daha üretken bir istihdama taşıması gereken daha 600 milyon insan olduğunu gözönünde bulundurursak; büyüme, ilerleyen on yıllarda daha birçok insanı yoksulluktan kurtaracak” diyor.
Rapor, artan gıda fiyatlarının oluşturduğu tehdide işaret ederek, yoksul insanları fiyat artışlarından korumak için acil önlem alınması konusunda çağrıda bulunuyor ve yetersiz beslenme ve azalan gelirlerin uzun-vadeli büyüme beklentilerini azaltacağı uyarısında bulunuyor.
Raporun, gıda fiyat artışlarıyla mücadele etmek (mevcut acil durum çözüme ulaştırıldıktan sonra) için sunduğu öneriler arasında ihracat yasaklarını kaldırmak, daha etkin güvenlik ağları kurmak, fiyatlardaki ani artışlara karşı savunmasız kalacak insanları korumak için dağıtım mekanizmaları oluşturmak ve tarım için altyapı yatırımının yeniden canlandırılması sıralanıyor. Rapor aynı zamanda, gıdaya kıyasla biyo-yakıtlara öncelik veren politikaların yeniden gözden geçirilmesi ve gerektiği takdirde tersine çevrilmesi ve rezerv ve stokların biriktirilerek geçici açıkları kapatmak için kullanılması konusunda uyarıda bulunuyor.
Bununla birlikte rapor ayrıca giderek önem kazanan ülkelerin politikalarını düzenlemek için bir sistem kurma ve küresel finansal sistemin istikrarını korumak için çağrıda bulunuyor. Rapor, yeni küresel aktörlerin artan ekonomik önemlerini gözönünde bulundurarak küresel sorumlulukların ve rollerin yeniden dengeye oturtulması gerektiğini savunuyor.
Yaşanan kredi sıkıntısının gelişmiş ekonomileri etkilediği bir dönemde, rapor, gelişmekte olan ülkelerde güçlü mali sistemlerin önemini vurguluyor ve bankaların kredileri genişletmelerini önlemek için bankacılık sektörünün dikkatli bir şekilde denetlenmesi gerektiğini ve sermaye kontrollerinin mali pazarların olgunluğuna göre kaldırılması gerektiğini savunuyor.
Raporun diğer önemli sonuçları şunlar:
Son olarak rapor, yarım asırlık çevresel uyum hedeflerinin uygulanamaz olduğunu ve bunun yerine 10-15 yıllık zaman dilimleri için belirlenen uyum hedeflerinin daha olanaklı olduğunu ve böylece uyum çabalarının gerçek maliyetinin hesaplanabileceğini belirtiyor. Rapor, dünyanın kişi başına en çok karbon salan ülkelerinin gelişmiş ülkeler olduğunu kabul ediyor ancak gelişmekte olan ülkelerin, kişi başına düşen gelirleri gelişmiş ülkelerin düzeyine erişene kadar uyum çabalarının tüm maliyetini üstlenme çağrılarını reddediyor.
Michael Spence’e göre: “Büyüme, liderlik, azim ve küresel ekonomiye dahil olmayı gerektirir. Büyüme ayrıca gelişmiş ekonomilerin de üstlerine düşeni yaparak enerji sübvansiyonlarına, biyo-yakıtlara ve gelişmekte olan ülkelerin büyümeleri için son derece gerekli olan küresel pazarlara erişimlerini kısıtlayan korumacı politikalara verilen önemi sonlandırmaları gerekiyor.”
Büyüme Raporu, ülkelerin homojen yapıda olmadıklarını ve tek bir politika türünün her yerde işlemeyeceğini kabul ediyor. Ancak yine de rapor, dört tür ülke için odak konuların altını çiziyor. Bu ülke türleri: Afrika ülkeleri, küçük ülkeler, kaynak zengini ülkeler ve büyümenin durduğu orta gelirli ülkeler.
Raporun bazı tavsiyeleri şöyle:
Komisyon, gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme koşullarını irdeleyen iki senelik bir çalışmanın sonucu ve 21 deneyimli siyaset yapıcı ve ekonomi dalında Nobel ödülü almış iki ekonomistten oluşuyor. Komisyonun çalışması, Avustralya, İsveç, Hollanda ve Birleşik Krallık Hükümetleri’nin yanı sıra Willliam and Flora Hewlett Vakfı ve Dünya Bankası Grubu tarafından destekleniyor.
Bu makalenin büyük bir çoğunluğu Büyüme ve Kalkınma Komisyonu’nun basın bildirisinden alındı.
En Az Gelişmiş Ülkeler 2008 raporu, en az gelişmiş ülkelerin 2005 ve 2006 yıllarında en güçlü büyüme performanslarını kaydederek %7’lik büyüme hedefini aşmalarına rağmen bu büyümenin yoksulluğu azaltma çabalarına yansımadığını ve en az gelişmiş ülkelerin (LDC) refahını sadece küçük ölçüde iyileştirdiğini belirtiyor. Rapor, bunun nüfusun sadece belirli kısmını etkileyen yanlış büyüme ve kalkınma modelleri uygulamaktan kaynaklandığını vurguluyor ve en az gelişmiş ülkelerin aldıkları yabancı yardımı en olumlu etkiyi yaratacak şekilde nasıl kullandıkları konusunda daha kontrollü ve esnek olmaları gerektiğinin altını çiziyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından hazırlanan “Büyüme, Yoksulluk ve Kalkınma Ortaklığı Koşulları” başlıklı 2008 En Az Gelişmiş Ülkeler Raporu 17 Temmuz 2008 tarihinde dünyanın dört bir yanında olduğu gibi Ankara’da da tanıtıldı.
Raporun Ankara’daki tanıtımına katılanlar arasında çeşitli diplomatik misyonlar ve basın mensupları da vardı. Açılış konuşmasında BM Daimi Koordinatörü ve UNDP Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub “birçok sözün verilip çok azının gerçekleşmiş olması bir trajedi” dedi. Ayub raporun ticaret, finans, yoksulluk eğilimleri, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşma, küresel gıda krizinin en az gelişmiş ülkelere etkileri ve kalkınma ortaklığı gibi konuları işlemesinden dolayı son derece kapsamlı ve yaklaşan ve Eylül ayında Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin durumu, Paris Yardımların Etkinliği Bildirgesi ve artan emtia fiyatlarının en az gelişmiş ülkelere etkileri konularında yapılacak olan toplantılar açısından da son derece zamanlı bir rapor olduğunu belirtti.
Ayub’un açılış konuşmasının ardından UNCTAD Ekonomik İşler Sorumlusu Rolf Traeger raporun içeriği ve sonuçları hakkında bir sunum yaptı (Traeger’in sunumunu görmek için lütfen buraya tıklayınız – İngilizce). Traeger, BM üye ülkelerin dörtte birinden fazlasının en az gelişmiş ülkeler olduğunu hatırlattı ve raporun temel mesajını anlattı. Buna göre, en az gelişmiş ülkeler arasında hızla bir büyüme var ancak bu büyüme sürdürülebilir ve kapsayıcı değil, farklı bir kalkınma modeline ihtiyaç var ve siyaset yapmayı zorlaştıran zayıf bir “ülke bazında sahiplenme” var. Traeger, en az gelişmiş ülkeler arasında eşit olmayan bir büyüme gözlendiğini ve en az gelişmiş ülkelerin üçte birinde kişi başına düşen gelirin %1’den daha az arttığını belirtti ve bunun zayıf bir performans olduğunu ekledi. Traeger ayrıca Asya’daki en az gelişmiş ülkelerin Afrika’daki LDC’lerden ve ada LDC’lerden daha iyimser bir büyüme izlediğini söyledi.
Traeger, en az gelişmiş ülkelerdeki büyüme unsurlarının, yerel büyüme yerine yabancı dinamikler, arttırılmış yabancı kalkınma yardımı, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve diğer donörler tarafından borçların hafifletilmesi ve petrol, metal, altın ve bakır gibi ihracat ürünlerin artması olduğunu ancak bu unsurların dışa bağlı şoklara karşı savunmasızlık, emtialara yüksek bağımlılık, emtia fiyatlarının istikrarsızlığı, yabancı tasarruflara bağımlılık ve dinamik olmayan bir üretim ve ihracat yapısı oluşturduğu için gelişmiş ülkelerin sürdürülebilir bir büyümeye sahip olmalarını engellediğini vurguladı. Traeger, LDC’lerin onları emtia fiyatlarına dayalı büyümeden, yetişmeleri gereken büyümeye taşıyacak kalkınma modellerine ihtiyaç duyuduklarını belirtti.
En az gelişmiş ülkelerin Binyıl Kalkınma Hedefleri süreçleri hakkında görüşlerini bildiren Traeger 1994 yılından beri aşırı yoksulluk oranlarında azalma olmuş olsa da bu ülkelerin insanlarının üçte birinin hala aşırı yoksulluk çektiğini ve günde bir dolarla iki dolar arasında yaşayan insanların oranının ise en az gelişmiş ülkelerin toplam nüfusunun dörtte üçüne - %75 – tekabül ettiğini belirtti. Traeger, yoksulluğun, başta Afrika’daki birçok LDC olmak üzere petrol ve mineral ihracatlarına bağlı ülkelerde daha yüksel olduğunu kaydetti. Traeger “çıkartmamız gereken temel mesaj birçok LDC’nin Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmada rotadan çıkmış oldukları ve bu hedeflere 2015 yılına kadar ulaşamayacak olmaları” dedi. Traeger ayrıca raporun ortaklıklar geliştirme, ve yardım yönetiminin rolü üzerine değerlendirmelerini ve raporun genel tavsiyelerini de paylaştı.
Raporun tanıtımı sırasında, Türkiye Dışişleri Bakanlığı LDC Koordinatörü Kenan Tepedelen de kısa bir konuşma yaparak Türkiye’nin sadece bölgesinde değil aynı zamanda Afrika’da da artan donör ülke rolünü ve Türkiye’nin en az gelişmiş ülkeleri desteklemek için gerçekleştirdiği faaliyetleri anlattı ve uluslararası toplum için bazı tavsiyelerde bulundu. Tepedelen ayrıca Türkiye’nin yardımlarıyla ilgili rakamları sundu ve Türkiye’nin en az gelişmiş ülkelere 2005 yılında 600 milyon dolar 2006 yılında ise 750 milyon dolar resmi kalkınma yardımı sağladığını belirtti. Tepedelen “en az gelişmiş ülkelerle ilişkileri ve ortaklığı geliştirmek Türk dış politikasının önemli bir unsurudur” dedi ve Türkiye’nin uluslararası kalkınma yardımının temel kanalı olan Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı’nın kısa bir tarihçesini sundu.
Bugün 49 ülke Birleşmiş Milletler tarafından “en az gelişmiş ülkeler” kategorisinde sınıflandırılıyor ve Afrika’dan (33), Asya’dan (10), Pasifik’ten (5) ve Karayipler’den (1) ülkeleri içeriyor. Ülkeler, brüt milli gelirlerine; besin, sağlık, okula kaydolma ve okur-yazarlık gibi göstergeleri içeren İnsani Varlık Endeksi’ne ve doğal felaketler, ticari sarsıntılar ve ekonomik küçüklük gibi göstergeleri içeren Ekonomik Savunmasızlık Endeksi’ne göre “en az gelişmiş ülke” olarak sınıflandırılıyor.