Ana Siteye Dön

Mayıs 2008

Sayı: 29

İşsiz gençler eğitiliyor

İşsiz gençler eğitiliyor

UNDP ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından ortaklaşa kurulan Binyıl Kalkınma Fonu birçok işsiz genç için fırsat yaratmaya başladı.

Ankara, Mayıs 2008

Fon yoluyla Şubat – Nisan 2008 aylarında 40 genç kadın ve erkek otel yönetimi ve hizmetleri alanında eğitim gördü ve bu gençlerin 20’si Afyonkarahisar’daki otellerde şimdiden yeni işlerine yerleştirildi. Afyonkarahisar’da yürütülen projenin sonunda en az 10 genç daha işe yerleştirilecek.

Mermer taş ocakları, sucuğu, mandası ve kaymağının yanı sıra Afyonkarahisar’ın doğal kaynak suları iyileştirici özellikleriyle biliniyor ve şehrin termal turizm sektörünün de temelini oluşturuyor. Şehirdeki potansiyele rağmen kayıtlı işsizlik oranı yüzde 8 ve toplam nüfusun yüzde 53’ü ise kırsal alanlarda yaşıyor. Bu bakımdan, proje, şehirdeki önemli otellerin acil talebi için gençlere mesleki eğitim sağladı.

Geçen yıl UNDP’nin “TOBB Ticaret ve Sanayi Odaları Binyıl Kalkınma Fonu” altında yaptığı proje çağrılarının ardından Afyonkarahisar’da Turizm ve Otel Yönetimi Personeli’nin Eğitimi ve İşe Yerleştirilmesi” projesi fon almaya hak kazan 10 projeden biri oldu. 14 Aralık 2007’de başlatılan ve 14 Haziran 2008 tarihinde sona erecek olan proje, Afyon Ticaret ve Sanayi Odası, sivil toplum, STK’lar ve Termal Turizm Otelleri Birliği arasında kilit ortaklıklar sağlayarak eğitim ve Afyonkarahisar için kilit önem taşıyan bir sektörde istihdam yoluyla yoksulluğu azaltmak için sürdürülebilir işbirliğinin süreçlerini belirlemede bir başarı olduğunu kanıtlıyor. Benzer bir şekilde, şu anda Türkiye çapında devam eden ve stratejik istihdam yaratma faaliyetleri de dahil olmak üzere yerel binyıl kalkınma ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için oluşturulan özel sektör ortaklıklarını teşvik etmede kilit rol oynayan 9 küçük ölçekli proje var... Tüm projeler yerel ticaret ve sanayi odaları tarafından, Yerel Gündem 21 Genel Sekreterlikleri’nin ortaklığında yerel düzeyde uygulanıyor. Tüm projeler, “Yerel Gündem 21 Yönetişim Ağı Aracılığıyla Türkiye’deki BM Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin Yerelleştirilmesi” başlıklı Yerel Gündem 21 projesinin dördüncü etabının dördüncü bileşeni altında gerçekleşiyor...

Afyonkarahisar, Yerel Gündem 21 Programı’na, 1996 yılında BM İstanbul Habitat Konferansı’nın ardından Türkiye’deki Yerel Gündem 21 süreçlerinin başlatılmasının ilk yılında yani 1997’de katıldı. Ayrıca Afyonkarahisar’ın Birleşik Kentler ve Yerel Hükümetler’e olan üyeliği ise Şubat 2008’de yapıldı.

Niye Binyıl Kalkınma Fonu?

Bu fon, türünün bir ilki ve Türkiye’nin Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne destek vermek için UNDP ve Yerel Gündem 21 ile birlikte TOBB tarafından atılan önemli bir adımın ürünü. Fonun amacı – TOBB liderliğinde – ülke çapında tüm Türk vatandaşlarının hayatlarında Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni bir gerçeğe dönüştürmek için özel sektörü teşvik etmek.

Yararlanıcılar

Binyıl Kalkınma Fonu’nun amacı, özellikle yerel merciler, özel sektör ve sivil toplum arasındaki ortaklıkların insanlar ve işletmeler için sürdürülebilir kalkınma kazançları ve tüketiciler ile benzer işletmelere yarar sağlayabileceğini ve sağlayacağını göstermek.

Amanos balıklarını kurtarma çabası

Türkiye’nin dünya çapında önemli biyolojik çeşitlilik alanlarından ve dokuz “sıcak nokta”sından biri olan Amanos Dağları’nın sahip olduğu değerlerin, yerel halka tanıtılması ve yerinde korumanın sağlanması amacıyla, AÇED tarafından yürütülen “Amanos Dağları Dere Yataklarında Yaşayan Balık Popülasyonu Üzerindeki Baskıların Azaltılması” projesi, yerel bilinç ve bilgi düzeyinin artırılması açısından önemli katkılar sağladı.

Ankara, Mayıs 2008

Tarihi Hatay kentindeki dereleri, önce Tatlı Su Kaya Balıkları terketmeye başladı; ardından tarih boyunca, üşenmeden yorulmadan taa Atlas Okyanusu’ndan buraya göçeden ve Tatlı Su Kaya Balıklarıyla beslenen yılan balıkları gelmemeye başladı... Bu derelerdeki Tatlı Su Kefalleri de bilinçsiz avlanmaya ne zamana kadar dayanır derken, Amanoslar Çevre ve Dayanışma Derneği (AÇED) araya girdi ve BTC/UNDP Küçük Yatırımlar Fonu Projesi desteğiyle halkı bilinçlendirme projesi başlattı.

Ağırlıklı olarak Dörtyol-Kuzuculu beldesinde yürütülen proje kapsamında geçtiğimiz aylarda,

  • Bölgenin sahip olduğu değerlerin ve yerel halkın bu alandaki bilgi ve bilinç düzeyi ile eğilimlerinin belirlenmesi için bir araştırma yapıldı. Elde edilen bilgi ve veriler doğrultusunda, yöredeki derelerde yaşayan balıkları tanıtan, yanlış ve doğru avcılık yöntemlerini anlatan bir kitapçık ve afiş bastırılarak halka dağıtıldı; dere yatakları girişlerine, duyarlılık yaratılmasına yönelik uyarı levhaları kondu.
  • Yörede yaşayan çocukların bilinç düzeyinin yükselmesi için, bölgedeki iki ilköğretim okulunda eğitimler verildi. Eğitim programı kapsamında, öğrenciler Amanos Dağları’nın sahip olduğu biyolojik çeşitlilik, bölge derelerinde yaşayan balıklar ve karşılaştıkları baskılar hakkında bilgilendirildi.
  • AÇED, proje kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi, bölgedeki su kaynakları öncelikli olmak üzere, doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı, yerel yönetimler, kamu ve özel sektör kuruluşlarınca yürütülen çalışmaların sürdürülebilir kalkınma yaklaşımıyla geliştirilmesi, uygulanması ve izlenmesi için girişimlerine devam edecek gibi görünüyor.

Hatay’daki bu eğitim projesi, BTC/UNDP Küçük Yatırımlar Fonu Projesi 2. Aşama çalışmaları kapsamında hibe alan dokuz projeden biri… Bu çerçevede, Erzurum, Kars, Adana, Osmaniye ve Hatay’da sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimler tarafından; biyolojik çeşitliliğin korunması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ve Ekolojik Sürdürülebilir İşletme Projelerinin geliştirilmesi projeleriyle, yerel kalkınmanın yanı sıra BM Binyıl Kalkınma Hedeflerine erişime de katkı sağlanıyor.

BTC/UNDP Küçük Yatırımlar Fonu Projesinin 2. Aşaması kapsamında yürütülen diğer hibe projeleri ve yürütücü kuruluşlar şöyle:

  • Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği/ Boğatepe Köyü Bitkilerle Yaşam ve Sürdürülebilirlik Projesi, Kars
  • Hemite ve Çevre Köyler Toplumsal Gelişim ve Girişim Derneği/ Düzenli Toplanan Büyükbaş Hayvan Atıklarından Biyogaz ve Biyogübre (2BG) Üretimi, Osmaniye
  • Amik Sürdürülebilir Avcılık Atıcılık ve Ekoturizm Derneği/ Hatay İli Samandağ İlçesi Yoğunoluk Köyünde Doğa Turizmi Geliştirme, Hatay
  • Kırmıtlı Belediyesi/ Kırmıtlı Belediyesi İçme Suyu Sisteminde Rüzgar Enerjisi Kullanımı, Osmaniye
  • Kuş Araştırmaları Derneği/ Yumurtalık Lagünleri Tanıtım ve Ziyaretçi Merkezi, Adana
  • Kırmızıdam Köyleri Su Ürünleri Kooperatifi/ Yelkoma Lagün Gölünden Alınan Su ve Çamur Örneklerinden Bazı Parametrelerin Saptanması ile Modern Bir Kuzuluk Prototipinin Geliştirilmesi, Adana
  • Yer Gök Anadolu Derneği/ Kars Kuyucuk Gölünde Doğal Turizm İmkanlarının Geliştirilmesi

Hatay’daki proje çervesinde yayınlanan Balık Koruma kitapçığı için tıklayınız.

Sayısal uçurum kapanıyor

Türkiye’deki sayısal uçurumun kapatılması ve bilgisayar okuryazar sayısının arttırılmasını hedefleyen “Bilgisayar Bilmeyen Kalmayacak” Projesi’nin altyapı çalışmaları tamamlandı.

Ankara, Mayıs 2008

UNDP ile Habitat için Gençlik Derneği tarafından Vodafone Türkiye’nin finansmanıyla yürütülen proje 81 ilden bir milyon gence ulaşmayı ve bu gençlere internet tabanlı Avrupa Bilgisayar Yetkinlik Sertifikası (ECDL) eğitimi vererek onların bilgi teknolojileri kullanım kapasitelerini geliştirip Avrupalı gençlerin standardına yükseltmeyi hedefliyor. Yerel Gündem 21 Programı kapsamında kurulan yerel gençlik platformları ve “Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor” (bu projeyle ilgili bilgi almak için buraya tıklayınız) projesinin gönüllü eğitmenlerinin işbirliğiyle gerçekleştirilen projenin öncelikli hedef kitlesi 30 yaş altındaki dezavantajlı gençler ve kadınlar. Haziran 2007’de başlatılan ve 2009 yılının sonuna kadar sürecek olan projenin internet portalının altyapı çalışmalarının tamamlanmasının ardından Nisan ayının başından itibaren şimdiden bin gence ulaşılmış durumda.

Portal, gençleri, Türkiye’deki diğer gençlik çalışmaları ve bilgi teknolojilerindeki yenilikler hakkında bilgilendirecek ve forumlar yoluyla karşılıklı bilgi paylaşımını sağlayacak. “Bilgisayar Bilmeyen Kalmayacak” projesi yalnızca sayısal uçurumun kapatılmasına destek vermekle kalmayıp aynı zamanda bilgi iletişim teknolojileri alanındaki istihdam eksikliğini de kalifiye elemanlarla doldurarak Türkiye’deki gençlerin bilgi toplumuna dönüşüm sürecinde etkin bireyler olmalarını sağlayacak.

Küresel İlkeler Sözleşmesi İlerleme Raporu Kılavuzu

New York’taki Küresel İlkeler Sözleşmesi Ofisi, bu yıl, şirketlerin ilerleme bildirimlerini nasıl hazırlayacaklarını, paylaşacaklarını ve internet sitelerinde nasıl yayınlayacaklarını öğreten bir kılavuz yayınladı.

Ankara, Mayıs 2008

Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne imza atan şirketlerin her yıl paydaşlarına yönelik, Sözleşme’nin on ilkesinin uygulanmasında kaydedilen ilerlemeleri içeren bir “İlerleme Bildirimi” (COP) hazırlamaları gerekiyor. Bu sebeple, New York’taki Küresel İlkeler Sözleşmesi Ofisi, bu yıl, şirketlerin ilerleme bildirimlerini nasıl hazırlayacaklarını, paylaşacaklarını ve internet sitelerinde nasıl yayınlayacaklarını öğreten bir kılavuz yayınladı.

Bir şirketin tüketicileri, çalışanları, hissedarları, medya ve hükümet gibi paydaşları hedef alan ilerleme bildirimi; şirketlerin kurumsal politikalarını, insan hakları, işgüçü, çevre ve yolsuzlukla mücadele alanlarında nasıl hayata geçirdiğine ışık tutuyor ve bir şirketin hesap verebilirliği, şeffaflığı ve sürekli gelişimi için çok önemli. İlerleme bildirimleri, şirketlerin BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne olan katılımlarını daha güvenilir ve değerli hale getiriyor, şirketlerin çevre, toplum ve yönetişim faaliyetleri ile performansı konusunda paydaşların başvurabilecekleri bir bilgi kaynağı, BM Küresel İlkeler Sözleşmesi katılımcılarına öğrenme, paylaşma ve ilham alma/verme imkanı sunuyor ve şirketlerde iç ve dış değişim için itici güç oluşturmanın yanı sıra BM Küresel İlkeler Sözleşmesi girişiminin bütünlük ve hesap verebilirliğini koruyor. Bununla birlikte, ilerleme bildirimleri sadece Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne üye şirketlerin değil, tüm işletmelerin kurumsal sosyal sorumluluk raporlarını hazırlarken başvurabilecekleri iyi birer araç...

Bu sebeplerden ötürü, ilerleme bildirimlerinin halka açık halde basılı ya da bir şirketin web sitesinden ulaşılabilir şekilde paylaşılması gerekiyor ve ayrıca BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin web sitesinden de yayınlanması gerekiyor. İlerleme bildirimleri için belirli bir format ya da standart olmamakla birlikte, rapor; şirketin Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne yönelik desteğinin devam ettiğini dile getiren bir beyanı, Küresel İlkeler Sözleşmesi ilkelerinin uygulanması için yapılan faaliyetleri ve mevcut ya da beklenen sonuçları içermeli...

Dolayısıyla, “İlerleme Bildirimi” kılavuzu, bu bildirimin nasıl hazırlanacağını göstermekle kalmıyor aynı zamanda Küresel İlkeler’in tüm 10 ilkesini kapsayacak şekilde dikkate değer bildirimlerin sayısız örneğini de sunuyor. İlerleme bildirimiyle en fazla değeri yaratmayı gösteriyor ve yararlı ipuçları, göstergeler, tanımlar ve diğer yayınlara referans gibi ilave kaynakları içeriyor.

Şirketler “etkin” birer üye olabilmek için, ilk ilerleme bildirimlerini Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne katılımlarını izleyen iki yıllık süre içerisinde ve sonrasında ise yılda bir kere hazırlamak zorundalar.

New York’taki BM Küresel İlkeler Sözleşmesi Ofisi benzer bir kılavuzu ilk olarak 2005 yılında yayınlamıştı. Bu kılavuz daha sonra bu sene güncellendi. Kılavuzun Türkçe çevirisi Kalite Derneği (Kalder) sponsorluğunda çevrilip basılarak İngilizce versiyonuyla aynı anda çıkarıldı. Kılavuz şu anda sadece İngilizce ve Türkçe dillerinde mevcut.

Şahinler güvercinler ve yaban koyunları

Kıbrıs’ın sahipsiz topraklarında biyoçeşitlilik gelişiyor.

Ankara, Mayıs 2008

Nicolas Jarraud’un makalesi

1974 yılından beri bir yamaca kurulmuş olan Variseia Köyü’nde kimse oturmuyor. Adanın genelde güneyinde yaşayan Kıbrıslı Rumlar ile kuzeyinde yaşayan Kıbrıslı Türkler’i ayıran bu sahipsiz topraklar, doğanın elementlerine bırakılmış durumda ve taştan duvarları dökülüyor. Ancak bu köy şimdi çok farklı bir nüfusa ev sahipliği yapıyor: adanın en büyük memeli hayvanı olan ve sayısı 3 binin biraz üstünde olan yöresel Kıbrıs muflonları, bölgede düzenli olarak görülüyor.

Bu küçük Akdeniz adasında yaşanan ihtilafın (anlaşmazlık) ardından, günümüzdeki haliyle 1974 yılında oluşturulan bu tampon bölge mayınlarla dolu, BM barış gücü tarafından devriye kontrolünde ve her iki tarafı silahlı kuvvetlerce korunuyor. Kıbrıs’ı ortadan kesen ve başkent Lefkoşa’yı bölen tampon bölge adanın neredeyse yüzde üçünü kaplıyor ve bazı yerlerde dört mil genişliğe ulaşıyor.

Kıbrıs’ın askerden arındırılmış tampon bölgesi beklenmedik bir vahşi hayat mabedine mi dönüştü? İşte Kıbrıslı Rum ve Türk toplulukların benzeri görülmemiş bir çaba ve çoklu-disiplinli bilimsel bir işbirliğiyle gönderdikleri uzmanlar bu sorunun yanıtını bulmayı amaçlıyor. Geçmişte, bu topluluklar bir defaya mahsus ortak bilimsel bir proje gerçekleştirmişti; ancak bu tampon bölgedeki bitki örtüsü ve biyoçeşitliliği incelemek için 30 yıldan beri ilk kez bu kadar geniş çapta bir girişimde bulunuluyor. Bu çaba, Tulipa cypria (Kıbrıs lalesi) ve Ophrys kotschyi (Kotschyi’nin orkidesi) gibi yerel bitki türlerinin yanı sıra tatlı su terapininin (kamlumbağa) kanıtlarını ortaya çıkarabilir. Bu tampon bölge ayrıca bitkileri ve doğal hayatı; bu habitatları tehlikeye atmış kitlesel iskân ve turizmdeki gelişmelerden korumuş olabilir. Kuş bilimci (ornitolojist) Iris Charalambidou’ya göre çayır balabanı (kocagöz) gibi kuş türleri tampon bölgenin dışında kalan yerlerde ciddi doğal yaşam alanı (habitat) kaybı ile karşı karşıya. Bu kuşlar tampon bölge içerisinde bir üreme nüfusu yaratmayı başardılarsa, bu onların adadaki geleceklerini koruma altına almaya yardımcı olabilir.

14 üyelik biyoçeşitlilik ekibini kuran Kıbrıslı Türk botanikçi Salih Gücel, iki topluluktan biraraya getirilen bilimadamlarının birbirleriyle iyi çalıştıklarını belirterek “Kıbrıslı Rum meslektaşlarımızla çok iyi gidiyor. Hepimiz bilimadamıyız ve hepimiz meraklıyız. Herkes bu projeyle yakından ilgileniyor, dolayısıyla problem yaşamıyoruz” diyor. Biyoçeşitlilikle ilgili veri toplamanın yanı sıra, proje, bilimin evrensel değerlerinin ve doğal çevre için taşınan ortak kaygının, barışı pekiştirmede önemli bir araç olabileceğini göstermeyi ve belki de bölünmenin sembolü olan tampon bölgeyi Kıbrıs için umudun bir sembolü haline getirmeyi amaçlıyor.

İhtilaf ve çevre

Çevre ve anlaşmazlıklar arasında olası dört kavramsal ilişki bulunuyor: çevre anlaşmazlık-sonrası durumlarda işbirliği ve güveni arttırmak için bir köprü görevi görebilir; Sudan’da[1] olduğu gibi çevrenin kendisi anlaşmazlığın sebebi olabilir; ve eski Yugoslavya’da[2] tükenen uranyum durumunda olduğu gibi anlaşmazlığın kurbanı olabilir. Bazen de hassas doğal yaşam alanları, anlaşmazlık-sonrası bölgelerdeki uzun zaman zarfında azalan sosyoekonomik faaliyetlerin sonucunda kasıtsız olarak korunabiliyor. Kıbrıs’ta, tüm dört olasılık mevcut.

Çevrenin, barışı sağlama aracı olarak görev görüyor olması yeni değil. Örneğin, Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın Çatışma-Sonrası ve Felaket Yönetimi Departmanı, Israilliler ve Filistinliler arasındaki acil çözüm bekleyen çevresel konularda “sınır aşan işbirliğini” sağlamlaştırdı. UNDP’nin Kıbrıs’taki iki-toplumlu çevresel projelere verdiği destek 1998 yılına uzanıyor (ağaçlandırma, organik tarım, atık yönetimi) ve böylece bu küçük adada yaşayan farklı toplumların, tek başlarına çözemediği çevresel sorunlar çözülüyor.

Toplumlar arası işbirliğini çevresel programlama ile güçlendirmek, Kıbrıs’ta aşamalar halinde oldu. 1990’ların sonlarına kadar olan ilk aşama Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk uzmanların aynı çevresel konularda paralel fakat bağımsız çalıştığı ve nadiren biraraya geldikleri “paralel projelerin” uygulanmasını kapsıyordu (bu projeler, adadaki bruselloz ve ekinokokiyaz gibi hayvan hastalıklarının ortadan kaldırılma çabalarını içeriyordu). Tampon bölgedeki geçiş noktalarının 2003 yılında açılmasıyla birlikte ikinci aşama olan işbirliğe dayalı projeler başladı. Bu kapsamda, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk uzmanlar bağımsız olarak çalışıyor ancak düzenli olarak biraraya gelerek ortak çıkarları olan projelerde çabalarında eşgüdüm sağlamaya çalışmışlardı.

2005 yılında başlayan üçüncü aşamada, bağımsız çalışmak yerine her iki toplumdan ekiplerin beraberce çalıştıkları ortak projelerin uygulanmasına önem verildi. Yukarıda bahsedilen biyoçeşitlilik anketi bu yaklaşımın bir örneği...Bir başka örnek ise, Madison Dairy Advisory Group (Madison Süt Ürünleri Danışma Grubu) (MADAG), Cyprus Organics Advisory Group (Kıbrıs Organikleri Danışma Grubu) (COAG) veya son zamanlarda oluşturulan Emergency Disease Forum (Acil Hastalıklar Forumu) (EDF) ve Cyprus Environmental Stakeholder Forum (Kıbrıs Çevresel Paydaş Forumu) (CESF) gibi uzmanlaşmış ağların kurulması... Ada çapındaki bu ağlar, mandıra sektörünü geliştirme, organik tarımı teşvik etme, pandemiklere karşı hazırlılık diyaloğu ve çevresel sivil toplum savunuculuğunu teşvik etmede uzmanlaşıyor. UNDP tarafından oluşturulan bu grup ve ağlar geliştikçe çevresel işbirliğini dördüncü aşama olan sürekli diyalog ve eşgüdüme doğru yönlendirecekleri ümit ediliyor.

Adanın bölünmüş olmasının elbette olumsuz çevresel etkileri var. Avrupa Birliği’nin Kıbrıslı Türk toplumunda[3] şu anda askıya almış olduğu çevresel müktesebat; çevresel etkilerin değerlendirilmesi, kurumsal çevresel sorumluluk, kent planlaması ve korunacak alanların oluşturulması başta olmak üzere çevresel standartlarda ciddi ayrılıklara sebep oluyor. Kıbrıs’ın Türk toplumunda son zamanlarda yaşanan turizm ve iskân patlaması doğal alanların kaybolmasına, artan taş ocağı faaliyetlerine ve artan sağlık sorunlarına sebep oldu. Benzer bir şekilde, iki toplum arasında çevresel konulardaki zayıf teknik işbirliği tampon bölgede söndürülmesi güç yangın riskinin yanısıra hastalık salgınlarına da sebep oluyor.

Tampon bölgeler ve biyoçeşitlilik

Kıbrıs’ın tampon bölgesinin fiilen bir çevre mabedine dönüşmüş olması aslında adanın tarihine aykırı ama benzer durumlar, çatışma sonrasında “sahipsiz toprakların” oluştuğu diğer çatışma-sonrası bölgelerde de görülebiliyor. Kuzey ve Güney Kore arasında kalan askerden arındırılmış bölge geçtiğimiz son elli yılda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış birçok tür[4] için bir mabet haline geldi. 1974 yılından beri, Kıbrıs’taki tampon bölgenin bazı yerleri BM barış gücü tarafından devriye geziliyor ve diğer yerlerinde ise tarım yapılıyor ancak yeni inşaatlara izin verilmiyor. Tampon bölgede avlanmak da yasak ve bu da türü tehlikeye girmiş hayvanları korumaya yardımcı olmalı. Ancak, biyoçeşitlilik ekibi (Cyprus Game Fonu’nun desteğiyle) tampon bölgede düzenli olarak avlanma ve yasa dışı tuzak kanıtları ortaya çıkarıyor. Dahası, tarıma ayrılan bölgede ekip yakınlarda yaşayan topluluklar tarafından atıldığı tahmin edilen yasa dışı çöplük ve zirai ilaçların bulunduğu konteynerler buluyor.

Tampon bölgede bazı yöresel türler hayatta kalmayı başarmış olsa da, ada birleştiğinde, yerel toplumlarla ciddi diyalog kurulmadığı takdirde bu türlerin yaşamlarını sürdürmesi için çok az umut var. İşte bu sebeple, UNDP tarafından desteklenen her iki toplumun bilimadamları Mammari’deki (tampon bölgenin kenarında bir köy) köylülerle paralel bir projede; yerel orkide ve lalelerin yetiştiğine inanılan bir bölgede bitkilere mikro-rezervler oluşturmak için beraber çalışıyor. Bu tür yerel bir diyalog özellikle biyoçeşitliliğin çok ciddi bir kaygı kaynağı olarak görülmediği bir adada önem taşıyor. Gerçekte, AB’nin biyoçeşitliliğe karşı tutumların araştırıldığı bir ankette Kıbrıslılar listenin sonunda yer alıyordu: ankete katılanların yüzde 84’ü bu kavramla hiç karşılaşmadıklarını söylemişlerdi[5].

Bu yüzden UNDP’nin biyoçeşitlilik projesi, çevresel korumanın çeşitli alanlarında çalışan her iki toplumdan uzman ağından oluşan Kıbrıs Çevresel Paydaş Forumu (CESF) çerçevesinde uygulanıyor. CESF 2007 yılında UNDP tarafından Kıbrıs Türk Mühendisler ve Mimarlar Odası ve Kıbrıs Teknik Odası işbirliğinde oluşturuldu. CESF, yerel çevresel sivil toplum hareketine derinden bağlı çevresel uzmanlardan ada çapında bir ağ oluşturmayı ve bu ağ ile adanın ortak önceliklerinin kanıta dayalı çevresel savunuculuğunu yapmayı amaçlıyor. CESF, yerel çapta ve yurtdışında kamu ve diğer kilit karar alıcıları hedefleyerek, ilerleyen yıllarda daha fazla Kıbrıslı’nın en azından çevresel konularda beraber çalışmalarına yardımcı olarak önemli bir etki yaratmayı amaçlıyor.

Geleceğin, tampon bölgenin bitki örtüsü ve faunası için neler barındırdığını ya da bir gün bir barış parkına[6] ya da vahşi doğa koridoruna dönüştürülüp dönüştürülmeyeceğini kimse bilemez. Ancak şimdilik, 34 yıldan beri ilk kez, biyoçeşitlilik ekibinin çalışmaları Yeşil Çizgi’nin sınırlarında hangi türlerin yaşadığına dair zengin bilgi birikimi sağlıyor ve CESF ve genelde çevresel topluma, tampon bölge için yapılacak en iyi şeyi önermek için araçlar sunuyor. Kıbrıs sorunu nasıl ve ne zaman çözülürse çözülsün, ekibin çalışması, bilimadamlarına ve çevrecilere işbirliğinin zevkini tattırmış olabilir.

Nicolas Jarraud UNDP’nin Kıbrıs’ta İşbirliği ve Güven Hareketi için çalışan bir çevresel değerlendirmecidir.

Bu makale Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bürosu’nun “Development and Transition” başlıklı elektronik bulteninin nisan sayısından alınmıştır.

 


[1] UNEP, 2007. Sudan: Anlaşmazlık-Sonrası Çevresel Değerlendirme. http://www.unep.org/sudan/.

[2] UNEP, 2001. Kosova’da Tükenen Uranyum - Anlaşmazlık-Sonrası Çevresel Değerlendirme.http://postconflict.unep.ch/publications/uranium.pdf

[3] 2004 yılında imzalanan Katılım Anlaşması’nın 10’uncu Protololü’nün 1. maddesine uygunluğuna göre

[4] Kim, K.C. 1997. “Preserving biodiversity in Korea’s demilitarized zone” (Kore’nin askerden arındırılmış bölgesinde biyoçeşitliliği korumak). Science, 278: 5336, s. 242-243.

[5] Christou, J. 2008. “Biodiversity, what’s that?” (Biyoçeşitlilik, o da ne?), Cyprus Mail, 23 January 2008, s.5

[6] Barış parkları kavramı ile ilgili daha detaylı bilgi için barış parkları vakfının adresini ziyaret edebilirsiniz (www.peaceparks.org) - bu parklar “sınırı aşan” koruma çalışmaları yoluyla uluslararası ve yerel anlaşmazlıkları hafifletmek için hızlandırılmış çabalar.

 

Sivil topluma yatırım yapmak: Orta ve Doğu Avrupa'da çevre STK'larının çeşitliliği

Sivil toplum kuruluşları (STK’lar), sivil toplum aktörleri olarak, demokrasinin oluşması ve sürdürülmesinin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor.

Ankara, Mayıs 2008

JoAnn Carmin’in makalesi [*] 

Temel önerme, bu kuruluşların kamu çıkarlarını temsil etme, bireyleri vatandaşlık normlarına dahil etme ve hizmetlerin sunumunda destek verme yoluyla demokratik idealleri ilerlettiğidir. Bu vizyon, devlet sosyalizminin düştüğü sıralarda Orta ve Doğu Avrupa’da olduğu kadar hiçbir yerde bu kadar yaygın değildi. Çoğunluktan ayrılan grupların ve muhaliflerin, rejimin yetersizliklerini göstermede oynadıkları rolden ötürü, STK’ların devlet mercilerini yeni demokrasilerde hesap verir halde tutacakları konusunda büyük umutlar vardı.

STK’ların demokratik sözlerini tutmalarına yardımcı olma arzusu,  - her birinin yeni oluşturulmuş örgütlerin yanı sıra önceki rejimde etkin olan ancak daha sonra bağımsız olan ve devlet tarafından sponsorluğu yapılan derneklere kaynak aktaran - yerel ve yabancı hükümetler ve vakıflar  tarafından güçlendirildi. Birçok alanda STK’ların kapasitelerinin arttırılması için çabalar gösterildi ancak başlarda ‘çevresel arena’ sayısız fon sağlayıcısının önceliğiydi. İlgileri, biraz sivil toplumu yeniden yapılandırmak hedefi ve biraz da, rejimlerin düşüşüne ve düşüş sonrası dönemde, çevresel aktivistlerin fazla görünülürlüklerine bir tepkiden kaynaklanıyordu.

Artık erken geçiş yıllarının keyfi azaldı. Çevre STK’larının (Environment Non-Governmental Organisations-ENGOs) kapasitelerini güçlendirmeye verilen ilk önem ve çevre konusunda politika oluşturma, yönetim ve eğitim alanlarında yurttaşlık yükümlülüğünü teşvik etmeye rağmen, özellikle ihtilaflı taktikleri olan bu örgütlerin bazılarının toplum çıkarları yerine kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettikleri algısı bölgede yaygın hale geldi.

Orta ve Doğu Avrupa’da Çevre STK’ları

Bölgedeki çevre STK’larının özellikleri ve faaliyetlerini anlamak için, 2007 yılında, Avrupa Birliği’ne 2004 yılında girmiş ülkelerin çevre kurumlarıyla ilgili bir anket gerçekleştirdim. Anketin özetinde, Çek Cumhuriyeti’nden 206, Estonya’dan 97, Macaristan’dan 227, Letonya’dan 35, Litvanya’dan 20, Polonya’dan 142, Slovakya’dan 54 ve Slovenya’dan 57 olmak üzere toplam 838 çevre STK’sının ya da irtibat kurulan STK’larının yüzde 60’ının yanıtlarını kapsayan anketin sonuçlarını yazdım.

Kaynak Bulma ve Gelir Düzeyleri

Avrupa Birliği’ne geçişlerinden itibaren, çevre STK’larının demokratik toplumlar ve pazar ekonomileriyle bağdaştırılan yeni kaynak gerçeklerine uyum sağlamaları gerekti. Tablo 1’de gösterildiği gibi, doğrudan fonlarının temin edildiği kaynaklar sorulduğunda, üyelik harçları ve yerel hükümetler başta geliyor. Yerel hükümet fonları genelde çevre, eğitim ve bölgesel kalkınma bakanlıkları ve bazı durumlarda belediye fonlarının sübvansiyonları tarafından desteklenen hibeleri veya götürü iş sözleşmelerini kapsıyor. Bu fonların esas kaynakları değişse de, birçok durumda Avrupa Birliği’nin ilgili kurumsal organları, fonları ve araştırma, eğitim ve projeye dayalı faaliyetler gerçekleştiren hükümet kurumlarının programları tarafından sağlanıyor. Diğer yandan, bu fonların bazıları, yerel hükümetler tarafından belli başlı bazı görevleri yerine getirmeleri için çevre STK’larına aktarılıyor. Birçok kurum için harçlar önem taşısa da bu kurumların birçoğu genelde mütevazı yıllık harçlarına rağmen yeni üyeler kazandırmada zorluk çekiyor.

Yerel fon kaynaklarına karşılık, çevre STK’ları, uluslararası fon sağlayıcılarını, maddi destekçileri arasında en az yaygını olarak sıralıyor. Başlarda, saha, yabancı vakıflar ve yabancı hükümetlerle onların iki-yönlü kurumları ile dolup taşıyordu. AB’ye katılımdan hemen önce, birçok fon sağlayıcısı bölgeyi terk etti ve desteklerini bitirdiler. Bu dönüşüm yabancı vakıf ve hükümetlerin en alt sıralardaki destekleyiciler olduğunu gösteren anket sonuçlarına yansıyor. Ancak sıralamasının hala alt seviyelerinde olsa da, en etkin uluslararası fon sağlayıcısı Avrupa Birliği. AB, hükümetler yoluyla destek sağlamanın yanı sıra bazı programları sayesinde çevre STK’larına fonlarını doğrudan kullanışlı hale getiriyor.

Tablo 1: Çevre STK’larının doğrudan kaynakları, 2005-2006

 

Biraz Destek

Ana Destek

Harçlar ve bireysel katkılar

%80

%27

Yerel hükümet

%73

%40

Satışlar

%54

%15

Yerel vakıflar

%51

%13

Kurumsal sponsorlar

%50

%10

Avrupa Birliği

%35

%15

Yabancı vakıflar

%21

%6

Yabancı hükümetler

%19

%3

Birçok çevre STK’sı yıllık gelirlerinin yarısı ya da daha fazlası için tek bir fon kaynağına güveniyor. Bir kez daha belirtmek gerekirse bu esas kaynakların başında yerel hükümetler ve üyelik harçları geliyordu. AB ve yerel vakıflar (aracı fon sağlayıcıları da dahil olmak üzere) da esas fon kaynak sağlayıcıları durumunda ancak daha sınırlı sayıda kurum için... Pazar kuvvetlerinin de kurumsal desteğe etkileri oldu:  Çevre STK’larının yarısından fazlası, satış ve kurumsal sponsorluklardan biraz fon elde ettiğini belirtti; ve bunlardan birçoğu da birincil destekleri için bu kaynaklara dayanıyor.

Finansal yelpazenin düşük ve yüksek tarafında bulunan STK’lar arasında belirgin farklar var. Birçok çevre STK’sının sınırlı gelirleri var; bu STK’ların %55’i yıllık bütçelerinin 10 bin eurodan düşük olduğunu ve %77’si ise 50 bin eurodan düşük olduğunu bildirdi. Tablo 2’de gösterildiği gibi, çevre STK’larının %11’i hiçbir gelirlerinin olmadığını belirtti. Diğer uç değerlere baktığımızda, 100 bin euro ve üstü bütçeye sahip olan kurumların %8’i 100,000 – 250,000 euro aralığında, %4’ü 250,000 – 500,000 euro aralığında ve %2’sinin 500 bin euronun üzerinde yıllık bütçeleri var. Genel anlamda, daha yüksek fonları olan çevre STK’larının daha fazla personeli var ki bu da daha fazla maddi kaynağa sahip olan STK’nın daha profesyonel olabileceğine işaret ediyor.

Tablo 2: Orta ve Doğu Avrupa’daki çevre STK’larının 2006 yılındaki yıllık gelirleri

100,000 euronun üstünde

%14

50,001 – 100,000 euro

%9

10,001 – 50,000 euro

%22

1,001 – 10,000 euro

%25

0 – 1,000 euro

%19

Bütçesi olmayan

%11

Toplam

%100

Çevre STK’larının fon kaynakları, o STK’nın yıllık geliriyle yakından ilişkili. Her ne kadar az sayıda çevre STK’sı temel fon sağlayıcıları olarak AB ve diğer yabancı vakıfları saysa da, bu STK’lar aynı zamanda en yüksek geliri olan STK’lardır. Buna ek olarak, desteklerini AB’den ve satışlardan elde eden STK’lar da en fazla tam gün ve yarım gün çalışan eleman sayısına sahip. Bu, fonlarını doğrudan AB’den sağlayan çevre STK’larının en zengin ve en profesyonel STK’lar arasında olduklarını gösteriyor. Birçok çevre STK’sı temel kaynak destekleri için harçlara ve yerel vakıflara güvense de bunlar genelde en az yıllık gelire sahip olan kuruluşlar. Şaşırtıcı olmamakla birlikte, fazla üyesi bulunan çevre STK’ları aynı zamanda temel kaynakları için üyelik harçlarına güvenen STK’lar. Sonuçlar, bu STK’ların aynı zamanda en az tam gün ve yarım gün personele sahip olan STK’lar olduğunu gösteriyor.

Faaliyetler ve Belirlenen Etkiler

Çevre STK’larının çoğunluğu bilgi yayma (%88), çevresel yönetim (%77) ve eğitim (%76) faaliyetleri gerçekleştirdiklerini belirttiler. Bu STK’ların birçoğu bu faaliyetlerin özellikle bilinç arttırma ve çevreyi koruma konularında etkilerinin olduğunu düşünüyor. Çevre STK’larının bir çoğu toplum ve sivil toplum desteği faaliyetleri (%12) ve politika teşviki (%58) alanlarında da çalıştıklarını ifade ettiler. Toplumu destekleme faaliyetleri, idari, yasal ve kapasite geliştirme hizmetleri sunmanın yanı sıra yerel toplantılarda uzman görüşü sağlamayı kapsıyor. Diğer yandan politika teşviki ise lobiciliği, hükümet temsilcileriyle görüşmeleri, kanun tasarıları hazırlamayı ve araştırma ve analiz yapmayı içeriyor. Çevre STK’larının daha küçük bir bölümü ise (%39) protestolar, dilekçeler ve mektup yazma kampanyaları gibi doğrudan faaliyet taktikleri uyguluyor. Bu kurumların, çabaları sadece halkı seferber etmek ve bazı konulara dikkat çekmekle kalmıyor aynı zamanda toplumda ve demokraside müzakere süreci başlatmaya katkı sağlıyor.

Fon Kaynakları Yapılacak Faaliyetleri Belirliyor Mu?

Çevre STK’larının fon kaynaklarının bir çoğu birtakım kurumsal faaliyetlerle doğrudan ilişkili. Tablo 3’ün de gösterdiği gibi, bir STK, AB’den ne kadar fon alırsa, politika teşviki, toplum desteği ve eğitim konularında çalışması daha muhtemel... Çevre STK’larının daha az bir kısmı yabancı vakıflardan fon alıyor ve bu kaynaklardan fon alan STK’lar daha çeşitli faaliyetler yürütüyor. Diğer yandan, eğitim düzenleme ya da okullarda ders verme gibi eğitsel faaliyetler gerçekleştiren kurumlar hem yerel hem de yabancı vakıflardan en büyük desteği alıyor. Dahası, bilgi dağıtımı konularına odaklanan çevre STK’ları kurumsal sponsorluk bulabilirken, doğrudan faaliyet içinde olan STK’lar etkinliklerini karşılamak için genelde harçlar ve bireysel katkılardan yararlanıyor. Bazı yabancı vakıflar da doğrudan faaliyetler için fon ayırıyor ancak bu sınırlı ölçülerde oluyor. Çevre STK’larının çoğunluğu yerel hükümetlerden fon sağlasa da, bu kaynak desteği ve bazı faaliyetler arasında istatistik olarak önemli bir ilişki görünmüyor.

Tablo 3: Fon Kaynakları ve Çevre STK’ları Faaliyetleri Arasındaki Önemli İlişkiler

 

Toplum Desteği

Doğrudan Eylem

Eğitim

Çevresel Yönetim

Bilgi Dağıtımı

Politika Teşviki

Yabancı Vakıflar

X

X

X

X

X

X

Avrupa Birliği

X

 

Katkıda Bulunanlar

Katkıda Bulunanlar

Editör: Aygen Aytaç
Asistan: Gökçe Yörükoğlu

 

 

UNDP Türkiye’yi takip edin:

© 2008 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.

© 2026 Yeni Ufuklar Arşivi