Sayı: 26
Ekim-Kasım 2007 tarihlerinde UNDP Bulgaristan ve BBSS Gallup International ortaklığında 15-30 yaş arası 1000 Bulgar genç ile sosyolojik bir anket yapıldı. Anketin amacı, ülkenin Avrupa Birliği’ne katıldığı ilk yılın sonunda Bulgar gençlerin bakış açılarının ve karşılaştıkları mücadelelerin bir değerlendirmesini yapmaktı. Bu kapsamda, uzmanlar tarafından araştırmalar yürütüldü, analitik değerlendirmeler yapıldı ve Bulgar gençlerin kariyer planlaması, göç ve siyasi ve toplumsal faaliyetlere katılım hakkında görüşlerinin alınması için görüşmeler gerçekleştirildi. Anketin sonuçları geniş kitlelere duyuruldu, uzmanlar, medya, hükümet temsilcileri ve akademisyenlerle tartışıldı ve daha sonra Bulgaristan: Gerçeklerin Ötesinde (Bulgaria: Beyond the Facts) dergisinin Aralık özel sayısında yayınlandı.
Bulgaristan’daki gençler, giderek azalmakta olan nüfusun bir unsuru gibi algılanıyor olsa da UNDP Bulgaristan Temsilcisi Henry Jackelen “Bulgaristan’daki gençlerin gelecekleriyle ilgili olarak iyimser olduklarını ve geleceklerini kendi ülkelerinde gördüklerini söylemekten memnuniyet duyuyorum. Bu, yapılan anketlerin kilit sonucudur. Birçok insan, Bulgaristan’ın AB’ye üye olmasıyla bunun tersi olacağını ve gençlerin fırsatları kendi ülkelerinde değil yurtdışında değerlendireceklerini tahmin ediyordu” dedi.
Anketin sonuçları, Bulgaristan’daki gençlerin AB üyeliğine, ekonomiye ve istihdama, bağımsızlığa, göç ve yurtdışı seyahate, siyasete ve eğitime bakış açıları olarak sınıflandırılıyor.
Araştırmalara göre, Bulgaristan’ın AB’ye üyeliği, bir risk kaynağı olarak değil, tam tersine fırsatlar kaynağı olarak görülüyor. Görüşülen gençlerin yüzde 56’sı Bulgaristan’ın AB’ye üyeliğinin kendileri için olumlu olacağı görüşünde. AB onlar için yeni iş fırsatları yaratabilir, onlara eğitimde hareketlilik ve esneklik sağlayabilir, çevrenin gelişmesini teşvik edebilir ve kazançlar ve genel anlamda refah dahil olmak üzere hayat standardını yükseltebilir. Bu bakımdan anket yüksek bir iyimserliğin altını çiziyor.
Bulgaristan’daki gençler arasında, ailelerden erken yaşta ayrılıp kendi paralarını kazanarak bağımsız olmaya dair güçlü bir istek var. Bulgaristan’daki gençler ekonomik açıdan ortalamanın üstünde bir etkinlik sergiliyor ve yine ortalamanın üstünde kazançları olan bir grup olarak sınıflandırılıyor. 26 yaşın üstündeki gençlerin yüzde 87’si çalışıyor ve sadece yüzde 7’si işsiz. 23-30 yaş arası görüşülen gençlerin yüzde 15’inin kendi işletmeleri var. Kişisel maddi durum gözönüne alındığında, Bulgaristan’daki gençler kişisel ve aile gelirlerinin hızlı büyümesinin yanısıra yüksek bir başlangıç maaşı doğrultusunda açıkça ifade edilmiş beklentilere sahipler. Araştırmalar bu bakımdan gençler için özel sektörün daha cazip olduğunu gösteriyor çünkü daha fazla fırsat sunuyor ve yüksek ve hızlı büyüyen maaşlar vadediyor. Bulgar gençler rekabetçi bir ortamı tercih ediyor ve sosyal statünün basamaklarını çıkmak için profesyonel becerilere güveniyor. “Bu açıdan bakıldığında, ekonomik algılarıyla Bulgar gençliği rekabetçi güçleriyle Bulgaristan’ın ekonomisine bir eksi olmaktan çok bir artı oluşturuyor” diyor Bulgaristan: Gerçeklerin Ötesinde. Araştırmalar gençler için, profesyonel ve kalifiye işin, iş güvenliğinden önce geldiğini gösteriyor.
Komünizm sonrası geçişin başlarında, Bulgaristan’ın etkin nesilleri yurtdışına seyahat etme arzusu içindeydi. Değerlendirmelere göre, 1989’dan sonraki ilk yıllarda çoğunu gençlerin oluşturduğu birçok Bulgar (yaklaşık 800 bin insan) daha yüksek maaşa bağlı olarak daha iyi bir hayat arayışıyla ülkeyi terketti. Ancak araştırmalar Bulgaristan’ın AB’ye üyeliğiyle beraber, bir hayat sürme, hedefleri gerçekleştirme ve eğitim görme ülkesi olarak gençler arasında değerinin önemli ölçüde arttığını ortaya koyuyor. Bugün gençler Bulgaristan’dan daha fazla beklenti içindeler, bunun sebebi siyasi istikrar, büyüyen ekonomi, genel anlamda bir gelir artışı ve daha yüksek maaşlı iş fırsatlarının artması. Diğer yandan, AB içinde kısmen ücretsiz ve erişilebilir seyahat noktaları, gençler için Bulgaristan’da kalmayı bir zorunluluktan çok tercihe dönüştürdü. Buna göre, 30 yaşa kadar olan Bulgar gençler göç etmek için eskiye oranla daha az istekli ve birçoğu halihazırda yurtdışına seyahat ya da geçici çalışma yoluyla kişisel deneyimlere sahip. 30 yaşına kadar her üç kişiden biri yurtdışına en az bir kere seyahat etmiş ve görüşülen her 10 kişiden biri gerek öğrenci gerekse mevsimsel eleman olarak yurtdışında bulunmuş. Doğal olarak bu gençler AB ülkeleriyle ilgili daha gerçekçi fikirlere sahip. Kalıcı göç istemi görece olarak düşük. Her ne kadar eğitim için yurtdışına çıkma arzusu devam ediyor olsa da, bu niyetleri, Bulgaristan’a dönme isteği takip ediyor. 14-30 yaş grubunun sadece yüzde 8’i diğer AB ülkelerine veya Amerika’ya taşınmayı düşünüyor ve bu oran İngiltere gibi ülkelerin abartılı kaygılarını boş çıkarıyor.
Bulgaristan’daki gençlerin siyasi katılımını inceleyen anket gençlerin genel anlamda politika ile ilgilenmediklerini gösteriyor. 1990-1992 yıllarında demokratik seçimlere katılım %75-80 düzeyindeyken bugün katılım sadece %45-55 düzeyinde. Vatandaşların siyasi hayata katılımında bir geri adım sözkonusu, ancak anket aynı zamanda gençlerin aslında yüksek siyasi beklentilerinin olduğunu da ortaya koyuyor. Gençlerin kendilerini siyasi hayattan uzaklaştırmalarının sebebi genel anlamda politikaya karşı olmaları değil, önde gelen siyasi modeli kabul etmemeleri. Anket, Bulgar gençlerin pasif olmadıklarını ve gönüllülük gibi toplumsal faaliyetlere büyük ilgi gösterdiklerinin altını çiziyor.
Sözkonusu eğitim olduğunda, araştırmalar, eğitimin Bulgaristan’daki gençler arasında henüz bir yatırım olarak görülmediğini ancak bir potansiyel olduğunu gösteriyor. Anket ülkedeki yükseköğretimin, genç nesillerin rekabet gücüne bir bariyer oluşturduğunu gösteriyor. Üniversite öğrencisi olan genç Bulgarlar’ın sadece üçte biri okudukları uzmanlık alanlarının kendilerine yüksek maaş getireceği kanısında. Yüzde 43’ü pazar piyasasının hali hazırda edinmekte oldukları uzmanlık alanında elemana ihtiyaç duyacağına inanmıyor ve görüşülen gençlerin yarısı ise iyi bir işe sahip olmak için örneğin lisede edinilmiş olsalar bile profesyonel beceriler edinmenin daha iyi olacağı düşüncesinde. Üniversiteler kariyer planlamasından çok bir moda olarak görülüyor.
Ulusal sosyolojik anket tüm ülkeyi temsil ediyor ve değişik cinsiyetten, etnik gruptan, eğitim seviyelerinden, bölgelerden ve yerleşkelerden (örneğin semt, kasaba ve köyler) gençleri içeriyor. Anket aynı zamanda farklı gelir düzeylerini, mülkiyetleri, tüketim seviyelerini ve temel mal ve hizmetlere ihtiyacı ve sosyal statüyü de gözönünde bulunduruyor.
2007 yılında yapılan ve Bulgaristan: Gerçeklerin Ötesinde dergisinde yayınlanan anket, 1997-2006 zaman diliminde yapılan anketlerin bir devamı niteliğinde. Bulgaristan: Gerçeklerin Ötesinde siyaset ve ekonomi alanlarında ve sosyal konulardaki eğilimleri inceleyen aylık bir yayındır. Dergi tarafından kullanılan veriler, resmi hükümet kuruluşları ve uluslarası örgütler gibi çeşitli kaynakların yanısıra özellikle dergi için gerçekleştirilen kamuoyu yoklamalarından da elde ediliyor.
[BAGLANTILAR]
Projenin toplam bütçesi 62 bin 300 dolar ve bu bütçenin 25 bin doları Küçük Destek Programı tarafından sağlanıyor. 2006 yılında başlayan proje faaliyetleri SGP’nin desteğini 2007’de almaya başladı ve proje Kasım 2008’e kadar devam edecek. Proje, Meyve Mirası Çalışma Grubu ve Ali Nihat Gökyiğit (ANG) Vakfı tarafından hayata geçirildi. Şu anda projenin diğer destekçileri arasında ANG Vakfı’nın bir uzantısı olan Nezahat Gökyiğit Botanik Parkı, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA), Türkiye Kültür Vakfı, Flora Derneği ve Mira Dizayn yeralıyor.
Türkiye’nin tarımsal çeşitliliği, tarım politikaları, küreselleşme, nüfus artışı ve diğer sosyo-ekonomik nedenlerden dolayı hızla azalıyor. Bu yokolma gelecek nesillerin besin kaynaklarını tehdit ediyor ve kültürel çeşitliliğin kaybolmasına sebep oluyor. Gelişen beton binalarıyla Muğla her ne kadar bir turizm bölgesine dönüşüyor olsa da korunmaya muhtaç olan 122 Önemli Bitki Alanı’ndan 3’ü Muğla’da be bu bölge narenciye, üzüm, incir, badem ve zeytin bakımından zengin. Şu ana kadar 28 meyvenin 400 yerel türü belirlendi, fotoğraflandı ve bunların 200’ünden örnekler alındı. Bu kapsamda, bir araştırma mekanizmasının geliştirilmesi, kapsamlı bir veritabanının oluşturulması, meyvelerin yerel isimleriyle resmi olarak kaydedilmesi ve Türkiye’deki diğer bölgelerin benzer yöntemleri uygulayabilmeleri için yayılması gerekiyor.
Proje faaliyetleri olarak, yerel türleri saptamak için arazi çalışmaları yapıldı, doğa dostu uygulamalar belirlendi ve onları alan içinde (in situ) ve alan dışında (ex situ) koruma yollarının araştırılmasının yanısıra potansiyel pazarlar incelendi. Arazi çalışmaları sonunda, 55 çeşit badem, 97 çeşit incir, 60 çeşit üzüm, 3 çeşit yerel zeytin, 22 çeşit elma, 106 çeşit armut, 21 çeşit erik, 8 çeşit ayva ve 11 çeşit nar belirlendi. Yapılan envanter daha sonra veritabanına aktarıldı ve genetik analizler gerçekleştirildi. Projenin bir parçası olarak, tercihlerini ve günlük yaşam biçimlerini öğrenmenin yanısıra kültürel bilgi toplamak amacıyla üreticilerle görüşmeler yapıldı, ilkokullarda eğitimler verildi, 200 yerel meyve türünü tanıtan bir yayın basıldı ve yerel üreticilere, belediyelere, okullara ve çiftçilere dağıtıldı.
Projenin gelecek faaliyetleri arasında 100 yeni tür için DNA testi uygulamak, üreticilerle görüşmelerin yanısıra hasat ve kurutma yöntemlerini gösteren bir belgesel film çekmek, bilgi vermenin yanısıra ilgililerin bilgi değiş tokuşu yapabilmesini sağlayacak bir web sayfası oluşturma, daha detaylı bir pazar analizi yapma, broşürler hazırlama ve ilgili yerel ve merkez kurumlar için sunumlar hazırlama yeralıyor.
Türkiye’de yerel türlere verilen önem azaldıkça yabancı ürünlere bağımlılık artıyor. 1982 yılında Türkiye’nin tarımsal ithalatları 2.3 milyar dolardı ancak bu rakam bugün 5 milyar dolar civarında. Diğer yandan Türkiye’nin tarımsal ihracatları da 1995 yıllarındaki seviyenin 5 kat altında. Yabancı tarımsal ürünler, hibrid tohumlar, ithal edilmiş gübre ve çeşitli tarım ilaçları Türkiye’nin tarımsal ithalatlarının büyük bir kısmını oluşturuyor. Türkiye’nin kendi ürünlerini ihraç edebileceği yeni pazar olanakları bulmak projeyi kuşkusuz daha sürdürülebilir kılacaktır.
GEF Küçük Destek Programı, Küresel Çevre Fonu’nun bir programıdır ve STK’lara ve yerel toplumlara biyoçeşitlilği koruma ve sürdürme faaliyetlerinde ve iklim değişikliğiyle mücadele faaliyetlerinde destek veriyor. GEF Küçük Destek Programı sadece fon sağlamakla kalmıyor aynı zamanda deneyimlerini ortaklarıyla paylaşıyor. GEF Küçük Destek Programı üç GEF örgütü olan UNDP, Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve Dünya Bankası adına UNDP tarafından yürütülüyor.
[BAGLANTILAR]
Bu proje Güneydoğu Anadolu’da Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin Geliştirilmesi projesiydi. UNDP Türkiye ofisi ve Avrupa Komisyonu Delegasyonu, Türkiye’nin AB üyeliği yolunda kalkınma hedeflerini gerçekleştirmesine yardımcı olmak amacıyla son zamanlarda diğer birçok proje ve alanda güçlerini birleştiriyor. Yeni Ufuklar, UNDP Türkiye Temsilci Yardımcı Ulrika Richardon-Golinski’ye Türkiye’deki Avrupa Komisyonu ve UNDP programlarının arasındaki ilişkiyi ve bu ortaklıktan çıkarılan dersleri sordu. İşte Golinski’nin anlattıkları:
Ulrika Richardson-Golinski (U.R.G.): Gelişmeyi hedef alan bir örgüt olarak, Türkiye’deki görevimiz ülkenin ulusal önceliklerini desteklemek. Bu bağlamda, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik süreci, ülkenin öncelikli gördüğümüz hedefidir. Bu nedenle, uygulamalarını AB normlarına uyumlu hale getirme çabalarında ulusal ve yerel resmi mercilerle ve sivil toplumla çalışıyoruz. Ayrıca resmi mercilerin öncelik vermesi gereken konuları belirlemede diğer BM örgütleriyle de çalışıyoruz. Örneğin, siyasi kriterlerle ilgili alanlarda, sektör değerlendirmelerini yaptık ve halen de yapmaya devam ediyoruz. Bu değerlendirmeler güvenlik sektörü değerlendirmelerinin yanısıra adalet sisteminde gereken yeni düzenlemeleri de içeriyor. Yeni alanlar, kanunları ve sivil toplumu da içerecek şekilde daha danışmaya dayalı yapmak amacıyla yasama (Meclis komiteleri) ve yürütme ile çalışmayı dahil ediyor. Buna bağlı olarak, çoklu karar ve siyaset yapma süreçleri için önemli olan çoklu paydaşlara danışma sürecini kolaylaştırıyoruz. Avrupa Komisyonu programlarının daha etkin bir biçimde uygulanması için yerel mercilerin ve sivil toplumun yanısıra özel sektörü de destekliyoruz. Örneğin şu anda, sanayileşme uygulamalarını uluslararası normlara uygun hale getirmek için Şanlıurfa’daki yerel mercileri destekliyoruz.
Ayrıca Avrupa Komisyonu’nun bazı bölgesel projelerine de destek veriyoruz. “Kurumsal Sosyal Sorumluluk Uygulamalarını AB’de Uyum, Rekabet ve Sosyal Birleşme aracı olarak AB Yeni Ülkelerde ve Aday Ülkelerde, Hızlandırma” programı bunun bir örneği. Bu kapsamda “Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluk” Araştırma Raporu bir Türk örgütü olan ve UNDP Türkiye’nin uzun zamandır önemli bir ortağı olan Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği’nin yardımlarıyla hazırlandı. Türkiye’deki kurumsal sosyal sorumluluk uygulamalarının kapsamlı bir analizi olan rapor bu bölgede AB tarafından fonlanan daha geniş bir programın parçası. Bu kapsamda “AB’ye Yeni Üye Ülkelerde ve Aday Ülkelerde KSS Uygulamaları üzerine Temel Araştırma” UNDP tarafından şimdiden basılmış durumda.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, bugüne kadar ne gibi programlara dahil oldu?
U.R.G.: "Avrupa Komisyonu programlarında dahil olduğumuz en uzun süreli faaliyetlerimiz Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde. Bu bölgede, küçük ve orta ölçekli işletmelere iş geliştirme hizmetleri sağlayarak Avrupa Komisyonu’nun geniş bölgesel kalkınma programının uygulanmasını destekledik. Avrupa Komisyonu’nun bu programı, bölgesel ekonominin gelişmesine ve binin üzerinde istihdamın sağlanmasında etkili oldu. Ayrıca son zamanlarda, kamu yönetimi reformları, insan hakları, kadınların güçlendirilmesi, cinsiyet eşitliği ve sürdürülebilir kalkınma alanındaki Avrupa Komisyonu programlarının uygulanmasında Avrupalı ortaklarımızla işbirliği yapıyoruz.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Avrupa Komisyonu programlarına olan katılımı sırasında çıkarılan dersler nelerdir?
U.R.G.: Çalışmalarımızın etkisini ve verimliliğini artırmanın bir yolu olarak donörlerle olan işbirliğinin öneminin her zaman farkında olduk. Ancak, bilgi her zaman eyleme dönüşmüyor. Geçen birkaç yılda, Avrupa Komisyonu’ndaki ortaklarımızla beraber düzenlenen bilgilendirme ve deneyim paylaşma toplantıları yoluyla işbirliği yapmanın çok yararlı olduğunu gördük. Böylece, programlarımızı daha stratejik olarak planlayıp, tekrarlardan kaçınıp bir sinerji oluşturabiliyorduk.
Alınan ikinci ders ise ulusal ve yerel ortaklarımızın uluslararası programlara katılabilmeleri amacıyla kapasite geliştirmeye odaklanmamız gerektiği. UNDP bir fon sağlama örgütü değildir bu yüzden ortaklarımıza girişimleri için daha geniş fon olanakları konusunda tavsiyeler veriyor olmamız daha da önemli. Örneğin kendi küçük programlarımız kapsamında verdiğimiz eğitim ve kapasite geliştirme desteğini takiben, Bayburt ve Erzurum’daki yerel ortaklarımızın bazılarının Avrupa Komisyonu fonlarına başvurduklarını söylemekten memnuniyet duyuyoruz. Birçok genç girişimin, ortaya çıkarak Leonardo ya da Erasmus gibi AB programlarına başvurmalarını görmek bizim açımızdan çok sevindirici. Bu girişimcilerin birçoğu, Yerel Gündem 21 Programı çerçevesinde gençlik konseyleri ve kent konseyleriyle yürüttüğümüz çalışmalar yoluyla ilk uluslararası proje deneyimlerini yaşadılar. Bu deneyime dayanarak, kendi hedeflerini belirlemeleri ve Avrupa Komisyonu programlarına katılabilmeleri için kurumsal kapasitelerini geliştirdiğimiz yerel mercilerin sayesinde UNDP’nin projelerine büyük değer kattıklarını görüyoruz.
UNDP Türkiye: Avrupa Komsiyonu ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın işbirliğinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
U.R.G.: Şu bir gerçek ki, BM örgütleri daha çok kendi aralarında işbirliği içerisinde. Örneğin, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Çukurova Bölgesi’nde iklim değişikliğine uyum, cinsiyet eşitliği ve Doğu Anadolu’da Kars’ta kültürel mirasın korunması gibi farklı alanlardaki ortak programlarda, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO), BM Çevre Programı ve BM Tarım ve Gıda Örgütü ile beraber çalışıyor. Ayrıca Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), UNFPA, Uluslararası Göç Örgütü (IOM), UNICEF ve UNDP Türkiye’nin 6 ilinde, ortak cinsiyet programında işbirliği yapıyor. Ortak programların deneyimi, yerel mercilerin ve hükümetin daha tutarlı bir BM programı olan “Tek BM” altındaki BM örgütlerinin farklı güçlerinden ve uzmanlık alanlarından yararlanmaktan memnun olduklarını gösteriyor. Ben bu yüzden, Avrupa Komisyonu ile işbirliğimizin geleceğini büyük ölçüde “Tek BM” ile yürümesi gerektiğine ve her BM örgütünün gücünü ve uzmanlık alanını daha stratejik olarak olarak kullanmamız gerektiğine inanıyorum.
UNDP’nin geniş ağı ve daha sürdürülebilir ve demokratik bir toplum için kapasite güçlendirme gibi alanlardaki faaliyetleri sayesinde kısa ve orta vadede, projelerin geliştirilmesinde Avrupa Komisyonu ve hükümetle, daha kapsamlı görüşmeler yapılacağını düşünüyorum.
DÜNYADA UNDP VE AB ORTAKLIĞI
Onlarca yıldır, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) dünya çapında insani gelişmeyi ilerletmek için beraber çalışıyor. Bu kadar güçlü bir ortaklık kurduklarını ve birçok alanda sayısız başarı kaydetmiş olmalarını görmek hiç şaşırtıcı değil. BM ve AB birbirinden ayrılmaz birer parça çünkü ilk kurulduğunda, Avrupa Topluluğu faaliyetlerinin bir yol haritası olarak doğrudan BM’nin değer ve amaçlarını benimsedi. Bir başka deyişle, Avrupa Topluluğu’nun kurulmasını sağlayan 1957 Roma Anlaşması, Avrupa’nın kendini, Birleşmiş Milletler’in amaçlarına adamasını açıkça belirtiyordu. BM ve AB diğer birçok anlaşmayla da birbirine bağlı. Örneğin, 2000 yılında yapılan Binyıl Bildirgesi’nde dünya liderleri yirmibirinci yüzyılda uluslararası ilişkiler için gerekli değerleri benimsedi. Buna göre, özgürlük, diğer bir deyişle, açlıktan, şiddetten, baskı veya adaletsizlikten arınmış bir dünya, herkes arasında eşitlik, dayanışma, farklı kültür ve inanışlara hoşgörü, doğaya saygı ve paylaşılmış sorumluluk uluslararası toplumun temel değerleri haline geldi. Bunlar, bugün BM ve AB arasındaki geniş ortaklığı harekete geçiren ve şekillendiren değerlerdi. Bu kapsamda, Avrupa Komisyonu (EC), BM’nin çalışmalarını desteklemek amacıyla önemli ölçüde maddi kaynak sağlıyor ve AB’nin harici yardımının uygulanmasında BM’yi kilit bir ortak yapıyor. 2006 yılında Komisyon’un ortak faaliyetleri desteklemek için sağladığı yardım 1.3 milyar Euro’ya tekabül ediyor.
BM ve Avrupa Komisyonu, programlarını 105 ülkede uyguluyor. Çalışma alanları farklılık gösterse de, her programın arka planındaki nihai amaç, insani gelişme. Bu bağlamda, iki ortak, insan haklarını ve uluslararası standartları destekliyor, hayat kurtarıyor, acil durumlarda ve insani krizlerde insanları koruyor, çatışma ve doğal afetleri önleme ve kurtarma için çalışıyor, sağlık, eğitim, su ve hijyen için yatırımlar yapıyor, sürdürülebilir geçim kaynkalarını ve besin güvenliğini teşvik ediyor ve yönetimi ve devlet kapasitesini güçlendiriyor. Örneğin 2006 yılında BM ve AB arasındaki işbirliği özellikle dahili yönetim ve planlama, bütçe, insan kaynaklarını içeren idare için iyi örneklerin değiş tokuşunun sağlandığı idare sektörü, tarım ve kırsal kalkınma sektörü, eğitim ve kültür sektörü, istihdam, eşit fırsatlar, ekonomik istatistiklerle ilgili olarak uluslararası örgütler arasında koordinasyonun sağlanmasının amaçlandığı istatistik sektörü, balıkçılık ve denizcilik işleri, tüketici koruma, bilgi toplumu ve medyanın yanısıra adalet, araştırma, ulaşım ve enerji alanlarındaydı.
Diğer yandan, Binyıl Kalkınma Hedefleri de AB’nin BM ile olan ilişkisinin dayandığı temellerden birini oluşturuyor. Bu Hedefler, Avrupa Komisyonu ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın işbirliği için kılavuz bir çerçeve. Faaliyetlerinin hedef kitlesi genellikle en az gelişmiş ve/veya gelişmekte olan ülkeler ve bu ülkelerde yoksulluğu ve açlığı azaltmak, herkes için evrensel ilköğretim sağlamak, cinsiyet eşitliğini sağlamak, çocuk ölümlerini azaltmak, anne sağlığını iyileştirmek, HIV/AIDS, sıtma ve diğer hastalıklarla mücadele etmek, çevresel sürdürülebilirliği sağlamak ve kalkınma için küresel işbirliği geliştirmek için çalışıyorlar.
Bugün, AB ve BM güçlendirilmiş ve düzenli bir diyaloğa sahip ve AB-BM Yönetim Kurulu için yılda iki kez toplantılar düzenliyorlar. Ortaklıkları yoluyla, BM ve Avrupa Komisyonu, milyonlarca insanın hayatında somut farklılıklar yarattı ve değerlerini eyleme geçirdiler.
Proje, kadınların istihdama sadece üretim aşamasında değil, pazarlama aşamasında da etkin katılımını teşvik etmeyi amaçlıyor. Proje ayrıca Erzurum ve çevre bölgesine yeni bir ürünü tanıtmayı ve üreticileri toptancılarla, pazarlamacılarla ve tüketim zincirinin son halkalarıyla da biraraya getirmeyi amaçlıyor.
Bölgenin iklim şartlarından dolayı, Erzurum’daki çilekler, Türkiye’nin diğer bölgelerinde yetişen çileklerin hasat mevsiminden daha sonra çıkıyor. Araştırmalar, yüksek rakımda yetişen organik çileklerin kalite bakımından daha iyi olduğunu ve bölge insanlarının yüzde 80’inin tarım sektöründe çalıştığı yerel halk için yeni bir gelir kaynağı olabileceğini gösteriyor.
Proje faaliyetleri kapsamında, proje önce kamu kuruluşlarına, yerel idarelere, sivil toplum örgütlerine, özel sektör temsilcilerine, tüccarlara ve medyaya bir basın toplantısı yoluyla tanıtıldı. Basın toplantısının ardından, Erzurum çileklerinin ve çilek ürünlerinin tanıtılmasına 4 gün süren bir kermes ile devam edildi. Kermeste, çilekli pasta, reçeller, marmelatlar, çilekli süt ve yoğurt ve çilek suyu gibi ürünler sergilendi ve satıldı. Kermes, kadın üreticilerin ve tüccarların biraraya gelmesi için çok iyi bir fırsat oluşturdu. Proje etkinlikleri kapsamında ayrıca çilekli pasta yarışması da düzenlendi. Kazananlara altın hediye edildi. Ayrıca, çileğin üretimi ve depolanması konularında eğitimler verildi ve Erzurum çileklerini tanıtmak amacıyla broşürler, posterler ve CDler dağıtıldı.
Proje sayesinde, kadın çiftçiler istihdama daha etkin bir şekilde katılmaya başladılar ve üreticiler biraraya getirilerek üretim aşamasının sürdürülebilirliği açısından önem taşıyan daha koordineli bir ağın oluşturulması sağlandı. En önemlisi, proje, STKların benzer projeler geliştirmesi için zemin hazırladı.
Hayata Artı Gençlik Programı’nın üçüncü aşaması kapsamında, Antalya, Balıkesir, Amasya, Erzurum, İstanbul, İzmir, Manisa ve Yörük Köyleri’nden 9 projeye fon verildi. Projeler, eğitim, çevre, kültür, sanat ve spor alanlarına yoğunlaşıyor.
Hayata Artı Gençlik Programı 16-26 yaş grubu tarafından geliştirilen yenilikçi, yaratıcı, katılımcı ve sürdürülebilir projeleri destekliyor ve gençlerin çevresel ve toplumsal sorunlara çözümler getirecek projeler geliştirmelerini teşvik ediyor. Programın 2005 yılında oluşturulmasından beri 22 proje gerçekleştirildi. Hayata + Gençlik Programı proje başına 3 bin ile 30 bin dolar maddi destek sağlıyor.
Tanıtım toplantısına katılanlar arasında Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımıcısı Sedat Kadıoğlu, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub, Devlet Planlama Teşkilatı Sosyal Sektörler ve Koordinasyon Genel Müdürlüğü Genel Müdürü Kemal Madenoğlu ve UNDP'nin Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu bölgesinde iklim değişikliğinden sorumlu teknik uzmanı Marina Olshanskaya vardı. UNDP tarafından hazırlanan 2007/2008 Küresel İnsani Gelişme Raporu 27 Kasım 2007 tarihinde Brezilya’da UNDP Başkanı Kemal Derviş tarafından açıklandı. Raporun tanıtımı İstanbul dahil olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde aynı anda yapıldı.
Toplantının açılış konuşmasını UNDP Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub yaptı. Ayub konuşmasında, dünya çapında çarpıcı istatistiklere yer verdi ve insani gelişme yaklaşımını açıkladı. UNDP iklim değişikliği teknik uzmanı Marina Olshanskaya ise ülkelerin karbon salımlarıyla ilgili daha detaylı bilgi verdi. Toplantı sırasında ele alınan diğer konular arasında Türkiye ve iklim değişikliği ve Türkiye’nin rapora yansıması vardı. Toplantı zorlu bir soru-cevap bölümüyle sona erdi.
İklim Değişikliğiyle Mücadele: Bölünmüş bir Dünyada İnsani Dayanışma raporu dünyanın, yoksulluğu azaltma, beslenme, sağlık ve eğitim üzerinde benzersiz gerilemelere yol açabilecek iklim değişikliğinin gelişme üzerindeki etkilerine odaklanması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor. İklim Değişikliğiyle Mücadele küresel ısınma tehdidinin katî bir hesabını ortaya koyuyor ve iklim değişikliğiyle mücadelede ortaya çıkan eşitsizliklerin dünyanın en yoksul ülkelerini aşağıya doğru bir sarmalın içine çekerek yüzlerce milyon insanı yetersiz beslenmeyle, su eksikliğiyle, ekolojik tehditlerle ve geçim kaynaklarının yok olmasıyla karşı karşıya bırakacak güçlü bir unsur olacağı konusunda uyarıyor.
Raporun altını çizdiği bazı ekolojik tehditler şunlar:
Bu sebeplerden dolayı raporun yazarları, gelişmiş ülkelerin 2050 yılına kadar sera gazı salımlarını 1990’daki seviyelerin en az %80 altına çekerek liderlik göstermeleri gerektiği çağrısında bulunuyor. Diğer alternatif öneriler arasında karbonun vergilendirilmesi, daha sıkı bir permi ticareti programı, enerji düzenlemeleri ve düşük karbonlu teknoloji transferinin finansmanı için uluslararası işbirliği bulunuyor.
Raporun küresel tanıtımı sırasında UNDP Başkanı Kemal Derviş: “İklim değişikliği her ne kadar tüm insanlığa karşı bir tehdit oluşturuyor olsa da, ilk ve en ağır bedelleri ödeyecek olanlar, bugünkü ekolojik borçta hiçbir suçu bulunmayan yoksullar olacaktır. Elbette belirsizlikler var ama bu büyüklükteki risklerle karşılaştığınız zaman belirsizlikler eyleme geçmemek için bir sebep olamaz. Isınmayı kendi isteğimizle azaltma, bunun gibi olası çok büyük risklere karşı satın aldığımız bir sigorta gibidir. İklim Değişikliğiyle Mücadele bugün insani gelişmeye olan bağlılığımız ve çocuklarımız ve torunlarımız için ekolojik güvenlik sağlayacak olan bir dünya yaratmak ile ilgilidir” dedi.
Proje temel sosyal hizmetlere daha iyi erişim, daha iyi entegrasyon ve sosyal içerme yoluyla yerinden olmuş kişilerin sosyo-ekonomik durumlarını iyileştirmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda, valilikler, belediyeler ve sivil toplum gibi hizmet sunucuların kapasitesini geliştirmek ve özel hazırlanmış programların yanısıra yerinden olmuş kişilerin yaşadığı kırsal ve kentsel yerleşimlere farklı modeller geliştirmek gerekiyor. Geliştirilen modeller yerinden olmuş kişilerin bu yerleşimlere entegrasyonunu sağlayacak.
7-15 Ocak 2008 tarihlerinde Ulster Üniversitesi’nden gelişime dayalı ekonomi profesörü Prof. Siddiq Osmani Van’a gelerek hizmet sunucuları arasında bir eksiklik analizi yaptı. Bu eksiklik analizinin amacı kurumsal kapasite geliştirme programlarını belirlemek ve hizmet sunumunun etkinliğini ve verimliliğini geliştirmekti. Osmani eksiklik analizinin raporunu Şubat ayının ortalarında tamamlayacak.
Gelecekte yapılacak ön faaliyetler kapsamında ise Van Valiliği yoluyla İçişleri Bakanlığı tarafından UNDP’nin desteğiyle çeşitli alan çalışmaları yapılacak, iş gücüne dayalı pazar analizi, çevresel etki değerlendirmesi ve kırsal ve kentsel yerleşimler için gereken diğer fizibilite çalışmaları gerçekleştirilecek.
Böyle ek bir projeye duyulan ihtiyaç İçişleri Bakanlığı tarafından UNDP’nin desteğiyle daha önce yürütülen “Türkiye’de Yerinden Olmuş Kişiler Programı’nın Geliştirilmesine Destek” projesi uygulanırken ortaya çıktı. Proje faaliyetleri arasında kamu ve özel sektörün, yerel yönetimlerin, STK’ların, devlet memurlarının ve yerinden olmuş kişilerin kendilerini içeren çoklu-paydaş görüşmeleri yoluyla Van Eylem Planı hazırlandı. 29 Eylül 2006 tarihinde Van Valiliği Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Merkezi tarafından açıklanan Eylem Planı, yerinden olmuş kişilerin beklentilerine cevap veren kapsamlı bir çalışma oldu. Diğer faaliyetler arasında yerel paydaşlarla görüşmeler, odak grup toplantıları, bireysel görüşmeler, STK’larla atölye çalışmaları ve politika önerileri hazırlamanın yanısıra temel bir anket gerçekleştirmek yer aldı. Hacettepe Üniversitesi’nin Nüfus Çalışmaları Enstitüsü tarafından yapılan “Türkiye Göç ve Yerinden Olmuş Kişiler” anketi, yerinden olmuş kişilerin büyük bir çoğunluğunun kentlerde yaşamak istediklerine dikkat çekti, ki bu hem kırsal yerleşimlere dönmek isteyen hem de kentlerde yaşamaya devam etmek isteyen kişiler için faaliyetlerde bulunmanın gerekliliğini ortaya koydu. Anketin bulguları daha geniş projelere ihtiyaç duyulduğu gerçeğine işaret etti ve böylece “Van’daki Yerinden Olmuş Kişilerin Ekonomik ve Sosyal Durumlarının Geliştirilmesi” projesinin hazırlıklarına başlandı.
Van Eylem Planı’nın ingilizce ve türkçe metinlerine www.van.gov.tr adresinden ulaşılabilir.