Sayı: 10
Birleşmiş Milletler Millennium (Binyıl) Komitesi, 15-16 Ekim arası dünyanın her yerinden binlerce insanı mutlak yoksullukla mücadele için Ayağa Kalkmaya ve dünya liderlerine Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni 2015 yılına kadar gerçekleştirerek yoksulluğu ortadan kaldırma sözlerini hatırlatmaya çağırıyor. Siz de, yurttaşlarınız, iş arkadaşlarınız, aileniz ve dostlarınızla birlikte topluca oturduğunuz yerden kalkarak ve aşağıdaki “Ayağa Kalkma Yemini”ni vererek bu sembolik ancak anlamlı eyleme katılabilirsiniz. Üstelik bir Guinness Dünya Rekoru’nun kırılmasına da katkıda bulunabilirsiniz!
“Yoksulluğa Karşı Ayağa Kalkma” eylemi, 17 Ekim 2006’da gerçekleştirilecek olan “Uluslararası Yoksulluğu Ortadan Kaldırma ve Yoksullukla Mücadele Çağrısı için Beyaz Bant Takma Günü” faaliyetleri ile de örtüşüyor. Kampanya, Binyıl Kalkınma Hedefleri hakkındaki farkındalığı güçlendirecek ve bu hedeflere ulaşılması için artan küresel desteğin de açık bir göstergesi olacak.
Bu heyecan verici girişime siz de iki yolla katılabilirsiniz. Ya, zaten düzenlenmiş olan bir Millennium Kampanyası’na dahil olarak, ya da kendi “Ayağa Kalkma” girişiminizi düzenleyerek. Kendi toplu eyleminizi bir meydanda, belediye binasında, parkta, okulda, üniversitede veya işyerinizde gerçekleştirebilirsiniz.
“Ayağa Kalkıp” Yoksullukla Mücadele Yemini nasıl verilecek?
“Çağımızın en büyük sorunu olan mutlak yoksullukla mücadele etmeye kararlı bir kuşağın temsilcileri olduğumuz için gurur duyuyoruz.
Bundan yıllar sonra, bizden sonraki kuşağın karşısına geçerek ‘’milyonlarca kişinin her yıl gereksiz yere hayatını kaybettiğini biliyorduk – ve bile bile hiçbir şey yapmadık’’ demek istemiyoruz, işte bu yüzden ayağa kalkıyoruz.
Fakir bir ülkede bugün doğan bir çocuğun, zengin ülkede doğan çocuktan 30 yıl önce öleceğinin bilincindeyken oturamayız. Bu acıya son verme zamanı geldi.
Ayağa kalkıyoruz çünkü yardım değil adalet istiyoruz. Biliyoruz ki Dünya Liderleri, bu acıya son verecek olan Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni gerçekleştirmek için, bizim adımıza söz verdiler. Bu hedeflere ulaşmak ve hedefleri aşmak için siyasi iradeye ihtiyaç var.
Bizler, 100’ü aşkın ülkeden yüz binlerce kaygılı kişi olarak ayağa kalkarak şunları söylüyoruz:
Zengin ülke liderleri! Büyük olun – verdiğiniz sözleri tutmak için uğraşın – yoksulların borçların iptal edin, daha fazla ve daha iyi yardım yapın ve adil ticaret kurallarını uygulayın – ne yapılması gerektiğini biliyorsunuz – Yapın!
Yoksul ülke liderlerinin de önünde ayağa kalkıyoruz, ve diyoruz ki: Büyük olun – birincil sorumluluğunuz en yoksul yurttaşların hayatını kurtarmak olsun. Sizden, para harcamalarında gerçekten sorumlu ve şeffaf davranmanızı, eşitsizliğin çaresine bakmanızı, yolsuzluğun kökünü kazımanızı istiyoruz. Ne yapılması gerektiğini biliyorsunuz – Yapın!
Her kuşağın, - kölelik ve ayrımcılık dahil hiç yenilemeyecek gibi görünen kötülüklere karşı bile - zorlu mücadeleleri olmuştur. Ancak, haksızlığa karşı yeterli kişi ayağa kalktığı takdirde, kötülüklerin yenilebildiğini tarih defalarca kanıtlamıştır.
Bugün, yoksulluğa karşı harekete geçilmesini desteklemek için ayağa kalkan kişi sayısıyla rekor kırmak istiyoruz. Ama asıl kırmak istediğimiz, Dünya'nın sözünden dönme ve yoksulluğu görmezden gelme alışkanlığıdır.
Biz, altı milyar sesiz. Adalet istiyoruz, şimdi! Artık bahane yok. Mazeret kabul etmiyoruz!”
Guinness Dünya Rekoru için nasıl sayılacağız?
Eylemin son fakat çok önemli adımı, Yemin’e katılan insanların mümkün olduğunca kesin olarak sayılması. Bu çok önemli, zira her sayım rekor denemesine eklenecek. Mümkünse, eylemin görüntüleri dijital fotoğraf makinesi, cep telefonu veya video ile kaydedilip, Millenium Kampanyası New York ofisine gönderilmeli.
Ayağa Kalkma eyleminin kendisi başlı başına, güçlü bir sembolik değer taşıyor. Ancak, politik alanda etki yaratabilmek için, bu girişimin dünya hükümetleri ve liderleri tarafından iyi bilinmesi gerekiyor. Dolayısıyla, eylem düzenleyicilerine, katılımcıları sayarak bu bilgiyle beraber Katılım Formu’nu doldurup en geç 16 Ekim 21:00'a kadar formda belirtilen adrese gönderme sorumluluğu düşüyor.
Kalkınma sorunları alanında dünyaca tanınmış bir ekonomist olan Dr. Mahmood Ayub, “kültürel ve duygusal bağlarım var” dediği Türkiye’de görev almaktan memnuniyet duyduğunu belirtiyor.
1948 yılında Pakistan’da doğan Ayub, yüksek öğrenimini İngiltere’de tamamladıktan sonra, A.B.D.’nin Yale Üniversitesi’nden doktorasını aldı. Makro-ekonomik politikalar, özel sektör gelişimi, ticaret ve kapasite geliştirme alanlarında uzmanlık sahibi olan Dr. Ayub’un ekonomik kalkınma sorunları üzerinde çok sayıda yayını var. Ana dili Peştuncanın yanı sıra Urduca, İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Farsça ve çok akıcı olmamakla birlikte Arapça konuşuyor. BM Daimi Temsilcisi Mahmood Ayub, dünyaca tanınmış ressam Mansoora Ayub ile evli ve çiftin üç çocukları var.
UNDP’ye katılmadan önce yaklaşık 30 yıl Dünya Bankası’nda çalışan Dr. Ayub’un oradaki son görevi, Afrika Strateji ve Tatbikatlar (Operasyonlar) Direktörlüğü idi. Banka’nın araştırma ve strateji bölümlerinde uzmanlaşan Mahmood Ayub, Mısır ve Bolivya’daki temsilcilik görevi dahil olmak üzere, farklı ülkelerde de geniş deneyime sahip.
Ayub BM’nin Türkiye’deki öncelikli çalışma alanları ve BM-Türkiye işbirliğinin geleceği konusunda şunları söylüyor:
" Birleşmiş Milletler’in Türkiye’deki stratejik faaliyetleri üç alanda odaklanıyor, ki bunlar Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin de özünü oluşturuyor. Bildiğiniz gibi, Binyıl Kalkınma Hedefleri (Millennium Development Goals), 2000 yılındaki New York Millennium Zirvesi’nde 191 dünya lideri tarafından alınan kararla, yoksulluğun 2015 yılına kadar yarıya indirilmesi ilkesine dayanıyor ve sağlık, eğitim ve çevre alanlarında küresel sorunlara çözüm getiriyor.
BM’nin üç odak noktası; demokratik yönetişim, yoksulluğun ortadan kaldırılması ve insanlara yeterli temel hizmetlerin verilmesi ve çevrenin korunması. Bu öncelikler tabii ki birbiriyle çok yakından ilişkili.
Demokratik yönetişim alanında BM’nin amacı Türkiye’nin yerel idari sisteminde yapılacak reformları desteklemek, Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişilerin sorunları için insan haklarına dayalı çözümler üretmek, kadınların güçlenmesi ve siyasi süreçlerde, yerel ve merkezi karar alma mekanizmalarında yer almaları için çalışmalar yapmak. Aynı zamanda, karar alma sürecine katılımı, şeffaflığı ve etkinliği artırmak için bilgi ve iletişim teknolojisinin gelişmesine de yardımcı olmak.
Mutlak yoksulluğun ortadan kaldırılması alanında Türkiye son 20-30 yıldır muazzam gelişmeler kaydetti, ancak yoksulluk yer yer, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, hala sürüyor. Hükümetin ve kalkınma ortaklarının bu alandaki çalışmaları, kadın girişimciliği ve Doğu bölgesinin kırsal kalkınması dahil, üretici faaliyetleri destekleyen kalkınma programlarının geliştirilmesine odaklanıyor. Özellikle yoksul bölgelerde Türk vatandaşlarının insani yaşam koşullarının iyileştirilmesi, ömürlerinin uzatılması, okuryazarlık ve okullaşma oranının yükseltilmesi alanlarında da mücadele veriliyor. Bir ülke zincire benzer, en zayıf noktasında olduğu kadar güçlüdür. Dolayısıyla, bölgesel eşitsizlikleri ortadan kaldırmak Türkiye için çok önemli bir konu.
Üçüncü odak noktasına, yani çevre korumacılığına gelince, BM organları çevresel bozulmayı önlemek, temiz ve ucuz suya ve enerji hizmetlerine erişimi artırmak için Türk Hükümeti ile işbirliği yapıyor. Türkiye BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni Mayıs 2004’te imzaladı. BM örgütleri şimdi Türk Hükümetinin iklim değişikliği alanındaki çabalarına destek veriyor. Türkiye’nin zengin biyo-çeşitliliğini korumak için, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı projesi dahil, hükümet ve sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını destekliyor. "
Aynı zamanda UNDP Türkiye Temsilcisi olan Dr. Ayub, UNDP’nin ülkedeki stratejik faaliyet odakları üzerinde de bilgi verdi.
" UNDP’nin bir ülkedeki rolünü daha iyi anlayabilmek için BM sisteminin geneline bakmak gerek. BM ne kadar güçlü ve tutarlı olursa, UNDP de o kadar güçlü ve etkili olur. UNDP, BM’nin Türkiye’de faaliyet gösteren birkaç kuruluşundan bir tanesi. Genel BM sistemi içinde bu ülkede 100’ün üstünde görevli çalışıyor. UNDP çalışanları bunun üçte birini oluşturuyor.
UNDP 50 yılı aşkın bir süredir Türkiye’nin önemli bir kalkınma ortağı. Önümüzdeki yıllarda rolünün daha da artacağını tahmin ediyorum. Bazı stratejik kararlar almaya ihtiyacımız var. Öncelikle, çalışmalarımızı UNDP’nin görece avantajlı olduğu alanlara odaklamak için ne yapmalıyız? İkincisi, mali kaynaklarımızı, uluslararası fon kaynakları, özel sektör ve tabii Hükümet ile ortaklıklar kurarak, geliştirmek için neler yapmalıyız? Ve son olarak, pilot projelerimizin başarısını ölçmek ve bu projelere, Dünya Bankası ve Avrupa Komisyonu gibi, kalkınma ortaklarını dahil etmek için nasıl bir izleme ve değerlendirme sistemi geliştirmeliyiz? Bu konular üzerinde çalışıyoruz. "
Van, Türkiye’de Yerinden Olmuş Kişilerin en yoğun yaşadığı illerden biri. Ancak tüm resmi çabalara rağmen, Yerinden Olmuşların sayısının çoğalması ve yardım kaynaklarının sınırlılığı, bu kişilerin insan haklarına uygun koşullarda yaşatılmasını güçleştiriyor. Ayrıca, Yerinden Olmuş Kişilerin kendi içlerinde büyük farklılıklar taşıması, sunulacak hizmetlerin de çeşitlendirilmesini gerektiriyor.
Türkiye’de hükümetler son 15 yıldır, Van ilinin de bulunduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, başta güvenlik olmak üzere çeşitli nedenlerden dolayı yerlerinden olmuş kişilerin gönüllülük esasına bağlı olarak güvenlik içinde geri dönüşlerinin sağlanması, bu kişilerin yaşadıkları topluma entegrasyonu ve maddi kayıplarının telafisi konusunda çeşitli çalışmalar yapıyor. Devletin bu çalışmaları, pilot bölge seçilen Van’da geçtiğimiz aylarda bu konuda hazırlanan Eylem Planı’yla artık somut adımlara dönüşüyor.
Van Valiliği ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından hazırlanan somut Eylem Planı 29 Eylül tarihinde, Van’da, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, BM Genel Sekreteri’nin Yerinden Olmuş Kişilerin İnsan Hakları konusundaki Özel Temsilcisi Walter Kaelin, ve BM Türkiye Koordinatörü ve UNDP Temsilcisi Mahmood Ayub’un da katıldığı toplantıda açıklandı.
Eylem Planı; entegrasyon ve yeniden yerleşme, temel altyapı ve diğer sosyal yardım hizmetleri, sosyal ve ekonomik kalkınma, bilinçlendirme ve iletişim ile Yerinden Olmuş Kişiler dahil, tüm paydaşlarla işbirliği ve ortaklık konularında il düzeyinde uygulanacak stratejik tedbirleri içeriyor. Planda, eski yerleşim birimlerine gönüllü olarak geri dönmek isteyenlerin güvenlik içinde, herhangi bir olumsuzluğa maruz kalmaksızın dönüşlerinin sağlanması için gerekli ortamın yaratılması öngörülüyor. Yeniden yerleşime açılan kırsal yerlerde kadastro işlemlerinin de hızlandırılması isteniyor. Geri dönenlerin eski konutlarının onarılması ve ekonomik yaşama katılabilmeleri, yeniden üretime geçebilmeleri için yardım edileceği belirtiliyor. Ayrıca kentte kalmak isteyenler için örnek yerleşimler oluşturulması ve buralarda girişimcilikle ilgili bilgilendirme çalışmaları yapılması da öngörülüyor. Bu ve benzeri çalışmaların halka duyurulabilmesi için Van Valiliği tarafından bir iletişim stratejisi uygulanacağı da vurgulanıyor.
Van’daki Eylem Planı’nın tanıtım toplantısının açılış konuşmasını yapan Van Valisi Mehmet Niyazi Tanılır, Eylem Planı’nı sunmaktan memnuniyet duyduğunu, Yerinden Olmuş Kişilere hak ettikleri yaşam standartlarını sağlamanın toplumsal, siyasal ve ahlaki bir görev olduğunu söyledi.
Türk Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürü Büyükelçi Hasan Göğüş, toplantıda yaptığı konuşmada, BM Genel Sekreteri’nin Yerinden Olmuş Kişilerin İnsan Hakları konusundaki Özel Temsilcisi Dr. Kaelin’in Türkiye’ye yaptığı her ziyarette, Yerinden Olmuş Kişilerle ilgili kapsamlı bir adıma tanık olduğunu, bunların tesadüf değil, bu vatandaşların insanca koşullarda yaşamaları için atılmış planlı adımlar olduğunu belirtti. Göğüş, Türkiye’nin bu konudaki çabalarını ve uluslararası işbirliğini iyi niyetle sürdüreceğini bildirdi.
Türkiye’deki BM Koordinatörü ve UNDP Temsilcisi Mahmood Ayub, BM’nin Türkiye Hükümeti’ne Eylem Planı hazırlanırken destek vermesinin nedenlerini açıkladığı konuşmasında, bu çalışmanın, uluslararası alanda Türkiye’nin ‘en iyi uygulama örneği’ oluşturmasına yardımcı olmasını arzuladıklarını vurguladı. Dr. Ayub, Türkiye’nin AB üyeliği sürecindeki siyasi kriterleri yerine getirmesine destek olacak böyle bir konuda, Van Valiliği’ne sağladıkları teknik destekten gurur duyduğunu; plan hazırlanırken, Sivil Toplum Kuruluşları’na eğitimler verildiğini, ayrıca İçişleri Bakanlığı mensupları ve aralarında Barolar Birliği üyelerinin de bulunduğu Tazminat Komisyonları ile yakın işbirliği yaptıklarını ve uluslararası deneyimlerden alınan dersleri paylaştıklarını belirtti. Ayub, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Araştırmaları Enstitüsü’nün yürüttüğü ve yakında açıklanması beklenen “Türkiye’de İç Göç ve Yerinden Olmuş Nüfuslar Araştırması”nın, bu alanda gerekli olan toplam mali yatırıma ilişkin ipuçlarını vereceğine ve bir ‘Ulusal Eylem Planı’nın oluşturulmasına yardımcı olacağına inandığını söyledi.
BM Genel Sekreteri’nin Yerinden Olmuş Kişilerin İnsan Hakları konusundaki Özel Temsilcisi Walter Kaelin de, Türk Hükümeti’ni, Yerinden Olmuş Kişilerle ilgili sorunları çözme kararlılığından ve yedi ay gibi kısa bir sürede ortaya çıkardığı somut ve kapsamlı Eylem Planı’ndan dolayı tebrik etti. Dr. Kaelin, özellikle Türk hükümetinin bu süreçte sivil toplumla birlikte hareket etmesini övdü ve İçişleri Bakanı’nın bu konuya şahsen ilgi göstermesinin, planın başarıyla uygulanmasına dair umut verdiğini belirtti.
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da, Türk Hükümeti’nin Yerinden Olmuş Kişilerin rehabilitasyonu için bugüne kadar 500 bin doları aşkın harcama yaptığını, çalışmaların sürdüğünü ve bu somut Eylem Planı’nın diğer illere de örnek oluşturacağına inandığını söyledi.
| Yerinden Olmuş Kişilere Yaklaşımla ilgili Temel İlkeler
Seyahat Hürriyeti (Freedom of Movement) Tercih özgürlüğü ve gönüllülük Güvenlik Hizmetten yararlananın görüşlerine duyarlılık Katılım ve ortaklık Cinsiyet ve genç duyarlılık Çevresel sürdürülebilirlik Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişilerin farklılıkları Kent-kır ayrımı Bütüncül yaklaşım |
Uygulama Parametreleri
Hizmetten yararlanın katkısı Mükerrerlik ve israfın azaltılması Sürdürülebilirlik Dinamik planlama ve uygulama Tazminat yasası ile uyum |
5. Kadın Meclisleri Zirvesi, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) “Siyaset ve Kadın” projesi desteği ile Yerel Gündem 21 Programı kapsamında, 35 kentten gelen Yerel Gündem 21 (YG-21) Kadın Meclisleri temsilcilerinin, siyasetçilerin, akademisyenlerin, STK temsilcilerinin ve gazetecilerin katılımıyla gerçekleşti.
1-4 Eylül 2006 tarihlerinde düzenlenen zirvenin açılış konuşmalarını Ürgüp Belediye Başkanı Bekir Ödemiş, Ürgüp Kaymakamı Necdet Türker, YG-21 Ulusal Koordinatörü Sadun Emrealp, Ürgüp YG-21 Genel Sekreteri Necla Kırcı ve UNDP Mukim Temsilci Yardımcısı Sarah Poole’u temsilen UNDP Kadın ve Siyaset Projesi Asistanı Aslı Şahin yaptı.
Açılışta Emrealp, YG-21 programının Kadın Meclisleri’nin güçlendirilmesine devam edeceğini vurgularken, Bekir Ödemiş, Ürgüp’ün bir kültür kenti olarak kadın çalışmalarını her zaman desteklediğini ve eğitimli bir toplum yaratma hedefiyle kadınların karar mekanizmalarında yer almasına çok önemli verdiklerini belirtti.
Zirvenin “Kadınların Siyasal ve Toplumsal Hayattaki Yeri” adlı ilk panelinde, CHP Ankara Milletvekili Gülsün Bilgehan Toker, kadının hayatın her alanında yer alıp da siyasette zayıf kalmasının nedenleri ve kota sistemi üzerinde durdu ve sivil toplumun bu konudaki desteğinin ne kadar önemli olduğunun altını çizdi.
“Siyasette yer almak isteyen kadınlar, erkeklerle aynı kulvarda yarışmayı göze almak zorunda ve bu, erkeklerin kadınları siyasetten uzak tutmak istemesinin önde gelen sebeplerinden biri oluyor. ‘Kadınlar duygusaldır; evlerindeki sorumluluklarıyla siyasetteki sorumlulukları arasında sıkışıp kalmakla başa çıkamazlar’ söylemleri kadınların her zaman karşısına çıkıyor.” KADER Genel Başkanı Seyhan EKŞİOĞLU ve Milliyet Gazetesi Köşe Yazarı Ece TEMELKURAN’ın katıldığı “Türkiye’de Kadın ve Siyasetin Tarihi Gelişimi, Kadının Siyasetteki Yeri” konulu söyleşide, çizilen bu kadın profiline karşı bir öneri sunuluyordu: Siyasete atılan kadın, mücadele etmekten korkmayan, sosyal yaşamdaki korkularıyla yüzleşen, dayanışma olmadan gelişme olamayacağını, çeşitlilikten korkmamak ve diğerlerini anlamak için önce kendisini anlaması gerektiğinin bilincinde olan bir kadın olmalı.
Ancak, zirvenin en hararetli tartışmaları siyasette kadın kotası konusunda oldu. Zirve öncesinde ve tabii 2007 seçimleri yaklaşırken, kota sistemi konusunda çalışmalarını yoğunlaştıran Kadın Meclisleri, seçim kotası getirmek için imza kampanyası başlatmışlar ve milletvekilleri, siyasi parti ileri gelenleri, belediyeler ve basınla iletişimlerini yoğunlaştırmışlardı. “Türkiye’de Siyasi Partilerde Kadın Kolları: Görev ve işlevleri, neler getirdiler, neler götürdüler?” konulu panelde de bir çok partinin kadın kolları genel başkanlarıyla buluşma imkanı bulan gönüllüler, kota konusundaki isteklerini aktardılar ve siyasi partilerin yaklaşan seçimler sebebiyle kadın oylarına ihtiyaç duyacağını, dolayısıyla da Türkiye’deki kadın hareketine cevap vermeleri gerektiğini savundular. Gönüllüler ayrıca, kadın kollarının kol olmaktan çıkarılıp, proje ve kadın politikası üreten birimler haline gelmesi gerektiğini belirttiler ve bu modelin kadının hareket alanı açısından yeterli bir birim olup olmadığını tartıştılar. Panelin diğer bir önemli sonucu da, parti içerisinden kadın politikaları uygulayabilmeleri için özerklik ihtiyacında olan kadın kollarının temsilcilerinin bu organların işlevselliği hakkında yaptıkları öz eleştirilerini katılımcılarla paylaşması oldu.
Kota konusunun tartışıldığı bir başka panel de ‘Temsilde Kadın Erkek Eşitliğini Sağlamak için Gerekli Yasal Düzenlemeler: KOTA’ idi. Oturum başkanlığını KA-DER Ankara Başkanı İlknur Üstün’ün yaptığı panelde, İsveç Parlamentosu eski üyesi Bonnie Bernstrom ve YG-21 ‘Kadınlar için Seçim Kotası’ Çalışma Grubu temsilcisi Filiz Öztopal deneyimlerini paylaştı. Bernstrom, siyasette algı sorununu katılımcıların fark etmesini sağlayarak, İsveç’te kadın hareketinin nasıl başarıya ulaştığını anlattı. İsveç örneğinde, siyasi partiler gönüllü olarak cinsiyet kotası uygulamasını sürdürüyor. Kadınlar tüm siyasi partilere karşı birleşerek bir tehdit unsuru oluşturuyor ve siyasiler kadınların eşit katılımına razı oluyorlar.
Zirve’nin son gününde, YG-21 Kadın Meclisleri Bildirgesi yeniden paylaşıma açılıp, oy birliği ile onaylandı ve kamuoyuna sunulmak üzere medya temsilcilerine iletildi.
Kadınlar, devletin Yerel Yönetimler Yasası’nın ilgili maddelerine uygun hareket etmesini, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin ve Avrupa Birliği’nin de önemli kriterlerinden biri olan kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve ayrıca Türkiye’nin de taraf olduğu, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) tam uygulanması istiyor. Ve Türk Anayasası’nın 10. maddesinde yer alan “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür,” hükmünün herşeyi çözmeye yeterli olduğunu düşünüyorlar, yeter ki uygulansın, yeter ki kağıt üzerinde kalmasın.
Urfa bozkırlarında 100'den az ceylan kaldı. Yüzlerce bitki ve hayvan türü dünyada yalnızca Antalya makilerinde yaşıyor... Son 11 telli turna Muş'taki Bulanık Ovası'nda hayatta kalmaya çalışıyor ve yeryüzündeki son 200 orkide türünden ikisi sadece Batı Toroslar'da yaşıyor. Türkiye’de sayısı 100’den az kalan Akdeniz fokunun en önemli yaşam alanlarından biri İzmir - Karaburun Yarımadası. Ve Avrupa'daki kartalların yüzde doksanından fazlası her yıl İstanbul semalarından uçuyor.
Bird Life International (Kuş Yaşamı Uluslararası Derneği) Türkiye şubesi ‘Doğa Derneği’, UNDP/Türkiye ve Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ortaklaşa başlattığı “Doğa Fonu”, Türk halkının bireysel bağışlarıyla desteklenen ilk doğa koruma projesi oldu. Biz de Doğa Derneği Başkanı Güven Eken ile kampanya hakkında sohbet ettik:
UNDP Türkiye: Bir Doğa Fonu oluşturma fikri nasıl ortaya çıktı?
Güven Eken (G.E.): Türkiye’nin yaklaşık % 29’unu kaplayan 305 Önemli Doğa Alanı içinde yaşıyor. Ancak bu alanların çok azında doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımıyla ilgili çalışma var. Neden bu kadar az çalışma olduğuna baktığımızda, bunun iki ana nedeni olduğunu görüyoruz. Birincisi, bu işleri yürütecek yeterli uzman yok, ikincisi de doğal kaynakların akılcı kullanımına yönelik toplam bütçe çok yetersiz. Doğa Derneği, her iki temel boşluğu da doldurmak için projeler hazırladı. Bunlardan ilki “Doğa Okulu”, ki bu insan kaynağı meselesini çözmek için geliştirildi. Diğeri ise “Doğa Fonu”. Şu anda Türkiye’de doğa korumayla ilgili çalışmaları devlet, AB, çeşitli Avrupa Hükümetleri, GEF ve birkaç özel sektör kuruluşu destekliyor. Biz istedik ki bu ulusal sorunun çözümü de ulusal olsun. Hem Türkiye halkı, hem de bu alanları kullanan tüm kuruluşlar doğanın korunması için harekete geçsin. Toplanan bağışlar şeffaf bir şekilde yönetilen bir ulusal fon altında toplansın. Bu fikrimizi fonun kurucuları olan UNDP ve Çevre ve Orman Bakanlığı ile paylaştık. Onlar da desteklediler. Böylece “Doğa Fonu” doğmuş oldu.Türkiye’de korunması gereken çok sayıda canlı var. Bu canlıların büyük kısmı
UNDP Türkiye: “Hedef: Sıfır Yok Oluş” kampanyası nasıl başladı?
G.E.: ‘Sıfır Yok Oluş’ aslında küresel bir kavram. “Alliance for Zero Extinction - AZE” adı altında Doğa Derneği’nin de içinde bulunduğu 30’dan fazla kuruluşun bir ortak girişimi. Hedefi “Doğa Fonu” ile hemen hemen aynı. Dünyada sadece bir tek noktada yaşayan canlı türlerinin tükenme sürecini durdurmak. Biz aslında bu kavramı Türkiye’de biraz genişlettik ve sadece tek noktada yaşayan türlerin değil, bu türlerin ve diğer nadir canlıların yaşadığı ‘Önemli Doğa Alanları’na uyarladık. Bu nedenle artık “Sıfır Yok Oluş”u, Türkiye’deki 305 Önemli Doğa Alanı’nın korunması için kurulmuş olan “Doğa Fonu”nun sloganı ve kampanyanın adı olarak kullanıyoruz.
UNDP Türkiye: Kampanya ne zaman başladı? Ne kadar sürmesi planlanıyor? İlgi nasıl?
G.E.: Doğa Fonu için kaynak toplama çalışmamız Haziran’da başladı ve 2008’in ortasına kadar sürecek. Yani iki yıl. İlgi beklediğimizin çok ötesinde. Fon altında desteklenmesini istediğimiz 10 projenin ilki, yani Ceylan Projesi için gerekli kaynağın büyük kısmını SMS’ler ve bireysel bağışlar yoluyla toplandık. Ceylan Projesi, Türkiye’de Türk halkının bireysel bağışlarıyla desteklenen ilk doğa koruma projesi olduğu için çok mutluyuz.
UNDP Türkiye: Kampanya ne aşamada? Son istatistiki veriler neler?
G.E.: Kampanyaya şu ana kadar 20 bine yakın insan SMS veya banka aracılığı ile destek verdi. Ayrıca Motorola da bağışta bulundu. Şu anda toplanan kaynak 120 bin YTL civarında.
UNDP Türkiye: Kampanyanın hedefi olan canlıları belirlerken öncelikleriniz neler oldu? Türkiye’de korunması gereken canlı türleri 10 acil projeyle kurtarılabilecek mi?
G.E.: Herşeyden önce tüm projelerin bir ‘Önemli Doğa Alanı’nda gerçekleştirilmesine özen gösterdik. Bunların arasından en çok tür bulunan, en benzersiz ve bir bayrak tür (halk tarafından en çok bilinen tür) içeren alanları belirledik. Bir de uygulanabilirlik kriterimiz vardı elbette. Proje başladığında bize destek verebilecek yerel kapasitenin mevcut olmasına büyük önem verdik. 10 proje ile Türkiye’de korunması gereken türlerin çok azını koruyabileceğiz. Ancak bu bile ceylan, fok, endemik orkideler, kelaynak, telli turna gibi Türkiye’nin kültürüne mal olmuş canlıları kurtarmamıza yetecek. Öte yandan, bu projeler iyi birer örnek olarak büyük önem taşıyor. Böylece diğer alanların korunması için başka kurumları da teşvik etmiş olacağız.
UNDP Türkiye: CNN Türk’te yapılan bağış kampanyası ile elde edilen gelir nerelerde kullanıldı?
G.E.: Bağışların kullanılmasına Ekim’de başlanacak. Yaz boyunca, Urfa ve Ankara’daki Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlükleri ile çok yakın çalıştık ve projenin detaylarını belirledik. Şu anda Bakanlık ile bir protokol imzalıyoruz ve Ekim içinde çalışmalar başlamış olacak.
UNDP Türkiye: Bağışlar gelmeye devam ediyor mu?
G.E.: Evet. Haziran’daki lansmandan sonra çok sayıda şirket bizlerle iletişime geçti. Şu anda farklı projelerin desteklenmesi ve uygulanması konusunda müzakereler sürüyor.
UNDP Türkiye: UNDP ile ortaklığınızı değerlendirir misiniz?
G.E.: UNDP ile çok yakın bir işbirliği kurduk. UNDP, önce fon için finansal kaynak talep ettiğimizi düşündü. Ancak beklentimizin parasal kaynak değil, doğa için daha çok destek toplamak yönünde kurumsal destek ve işbirliği olduğu anlaşılınca süreç daha farklı gelişmeye başladı. Çünkü GEF kaynakları zaten şu ya da bu şekilde doğa için kullanılıyor. Bizim “Doğa Fonu” ile hedeflediğimiz, doğa için toplamda daha çok parasal kaynak yaratılması. Bu nedenle UNDP’nin Doğa Fonu ortağı olmasını çok önemsiyoruz. Bu ortaklık, yapılan çalışmanın uluslararası bir hedefe, “doğanın akılcı kullanımı” hedefine hizmet ettiğinin en ciddi kanıtı. Umarım bu ortaklığa Küresel İlkeler Anlaşması’na (Global Compact) katılan şirketler başta olmak üzere özel sektörden de katılım artar.
Zirvenin açılışında konuşan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, kamu-özel sektör ortaklığıyla (PPP) gerçekleştirilen işletmelerdeki verimliliğe dikkat çekti. Unakıtan, “İstekler sonsuz, kaynaklar sınırlı. Kamu-özel sektör ortaklıkları burada çare getiriyor. Özel sektörün kaynakları da tahsis ediliyor”, dedi.
Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği’nin (KSSD), UNDP, Dünya Bankası ve İngiltere Ticaret ve Yatırım Kuruluşu (UK Trade & Investment) ile birlikte organize ettiği, birçok bakanlık ve hükümet kuruluşunun da desteklediği “Uluslararası Kamu-Özel Sektör İşbirlikleri Zirvesi”nde katılımcılar hukuki, mali ve teknik bilgilerini paylaştılar. Maliye Bakanı Unakıtan’ın yanısıra, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Dünya Bankası Türkiye Direktörü Andrew Vorking, UNDP Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub, Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği Başkanı Serdar Dinler, İngiltere’nin Istanbul Başkonsolosu Barbara Hay, Özelleştirme İdaresi Başkanı Metin Kilci, Maliye Müsteşarı İbrahim Çanakçı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Adem Şahin de panellere konuşmacı olarak katkıda bulundular. Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne imza atarak 10 evrensel ilkeye uymayı taahhüt eden Türk özel sektör kuruluşlarının temsilcilerinin de katıldığı Zirve’de, etik değerler ve kurumsal sorumluluğun rolü masaya yatırıldı.
“Kamu mülkiyeti devredilmeksizin, özel sektör tarafından bitirilen yatırımları Maliye Bakanı olarak destekliyorum”, diyen Kemal Unakıtan, PPP sisteminin özellikle altyapı yatırımlarında önem taşıdığını ve gelişmekte olan ülkelerin altyapı ihtiyacının yılda 500 milyar doların üzerinde olduğunu söyledi. Kamu-özel sektör ortaklıklarının Türkiye’de daha çok otoyol, havaalanı, demiryolu gibi projelerde ve katı atık ve içme suyu gibi altyapı yatırımlarında çalıştığını ekledi.
“Küresel İlkeler Sözleşmesi, kurumsal vatandaşlık sorumluluğunu teşvik ediyor, sorunların çözümünde özel şirketlerin de rol almasını sağlıyor”
UNDP Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmada ve ‘Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin taahhütlerini yerine getirmede özel sektörün örnek bir rol oynadığına değinerek, şöyle dedi: “Birleşmiş Milletler, gerek küresel, gerek ulusal düzeydeki sürdürülebilir ve adil kalkınma çabalarında özel sektörün oynadığı etkin rolün uzun zamandır farkındadır. Genel Sekreter Kofi Annan'nın sözleriyle ‘Bugünün dünyasında kalkınmanın en güçlü lokomotifi - değer ve yönetim kaynaklarının yaratıcısı - özel sektördür. Özel sektör, adil ve sürdürülebilir ekonomik büyüme ve ekonomik fırsatlar yaratma alanında katkılarını sürdürmezse, dünya genelinde barış her zaman tehlikede olacak, sosyal adalet uzak bir düş olarak kalacaktır’. Özel sektör, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmada sağladığı mali ve teknik destekle son derece önemli bir rol oynuyor. Bildiğiniz gibi, Binyıl Kalkınma Hedefleri, 2015 yılına kadar yoksulluğu yarıya indirmeyi ve sağlık, eğitim ve çevre sorunlarını hem ulusal, hem küresel düzeyde çözmeyi amaçlıyor. Küresel ortaklıklar için bir çerçeve oluşturuyor ve taşıdığı iddialı amaçların gerçekleştirilmesinde hükümetlerin, uluslararası örgütlerin ve özel sektörün uyum içinde çalışmasını kolaylaştırıyor. (Öte yandan), Küresel İlkeler Sözleşmesi, kurumsal vatandaşlık sorumluluğunu teşvik ediyor ve böylelikle küreselleşmenin getirdiği sorunların çözümünde özel şirketlerin de rol almasını sağlıyor.”
“Kamu-özel sektör işbirliği geçici bir moda değil, gerekliliktir”
Diğer ortaklarla birlikte PPP Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Dinler, bu zirvenin kamu-özel sektör işbirlikleri için altyapı oluşturmada önemli bir adım olacağını ümit ettiklerini söyledi. “Kamu-özel sektör işbirliği geçici bir moda değil, gerekliliktir” diyen Dinler, kamu-özel sektör işbirliği ve sosyal sorumluluk gibi kavramların altyapıları oluşturulmadan uygulamaya konulmaya çalışıldığını öne sürdü. KSSD Yönetim Kurulu Başkanı, “Oysa, bunlar uzun vadede ekonomiye katkıda bulunacak uygulamalar haline gelmeli. Bunun için de tüm sosyal paydaşların desteğiyle sağlam altyapılar oluşturulmalı,”dedi. Dinler, Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin HIV/AIDS, temiz suya erişim ve barınma konularında yerel düzeyde kalkınma projelerine ve ortaklıkların kurulmasına ilham kaynağı olduğunu sözlerine ekledi.
Altyapı yatırımlarında PPP’ler için önemli işbirliği fırsatları var
Türkiye’nin, kamu-özel sektör ortaklıklarından özellikle kamu hizmetleri ve altyapıları alanında yararlanacağını örneklerle anlatan Dünya Bankası Türkiye Direktörü Andrew Vorking, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye, ekonomisinin tüm alanlarında birçok PPP modelini kolaylıkla ve başarıyla uygulayabilir. Altyapı ihtiyaçlarını ve ülkenin uygun yatırım ortamını göz önünde bulundurduğumuzda, enerji, su, atık su, demiryolları ve belediye hizmetleri dahil servis alt-sektörlerinde önemli PPP işbirliği fırsatları olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin tecrübesi, diğer yükselen pazarlar ve AB’ye geçiş ve geçiş-öncesi sürecinde olan ülkeler için güzel bir örnek oluşturuyor. PPP'ler; Türkiye’nin ve diğer ülkelerin tüm yatırım ihtiyaçları için tek çare değildir, ama kesinlikle ekonomiye ve tüm nüfusa büyük yararlar sağlayabilen işe yarar ve başarılı modellerdir.”
Yap-İşlet-Devret (YİD) ve Kamu-Özel Sektör Ortaklığı (PPP) sistemi ile Bakanlığının havaalanı, yat limanı, iskele ve demiryolu inşaatlarında gerçekleştirdiği ve yakın dönemde gerçekleştireceği projeleri anlatan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, DPT’nin elinde 4 bini aşkın projenin bulunduğunu, ancak bu projelerin genel bütçe imkanlarıyla 10 iktidar döneminde bile bitirilemeyeceğini söyledi. Bakan Yıldırım, kamu-özel sektör ortaklıklarının öneminin bu noktada ortaya çıktığını, sözlerine ekledi.
Elektrik üretimi, içme suyu vb. alanlarda Yap-İşlet-Devret modelinin, tasarım ve uygulamada yeterince başarılı olmadığını söyleyen Özelleştirme İdaresi Başkanı Metin Kilci ise, şöyle konuştu: “Siyasi, ekonomik ve hukuksal altyapının eksikliği yanında, sözleşme tasarımında yapılan hatalar, kamu ile özel sektör arasındaki risk dağılımının dengeli bir şekilde yapılmaması kamu-özel sektör işbirliği açısından ciddi olumsuzlukları beraberinde getirmiştir. Ancak, bu alanda, havaalanı işletmeciliğinde olduğu gibi başarılı uygulamalar da vardır.”
PPP Zirvesi’nde konuşmacılar arasında yer alan İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Barbara Hay de, kamu-özel sektör ortaklıklarının İngiltere’de çok geliştiğine dikkat çekerek, bu alandaki bilgi ve birikimlerini Türkiye ile paylaşmaya hazır olduklarını söyledi.
Zirve’ye, BM Genel Sekreteri Küresel İlkeler Sözleşmesi Özel Temsilcisi Prof. Klaus M. Leisinger ve Uluslararası Finansal Hizmetler, Londra (International Financial Services London, IFSL) Dış İlişkiler Başkanı Stephan Harris gibi isimler de katıldı.
“Tekstil ve Hazır Giyim Forumu”na, sadece tekstil firmaları değil, aynı zamanda Adıyaman Valiliği, GAP Bölge Kalkınma Ajansı, KOSGEB, Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği, İstanbul Tekstil Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri, Adıyaman Belediyesi, Ticaret ve Sanayi Odası ve Tekstil Hazır Giyim Kümelenme Derneği de katıldı.
Tekstil sektörünün değer zincirinde yeralan ve birbirleriyle girdi-çıktı ilişkisinde bulunan tüm kurum ve kuruluşların, Adıyaman odaklı olmak üzere Gaziantep, Adana, Şanlıurfa, Malatya, Kahramanmaraş ve Diyarbakır’ı içine alan coğrafi bölgede yoğunlaşarak, toplam katma değerin artırılması, böylece sektörün ve bölgenin rekabet gücünün geliştirilmesi hedeflendi.
Proje, Türkiye’deki pamuk üretiminin %60’ını karşılayan bu bölgenin, 10 yıllık bir perspektifte, emek yoğun olan tekstil ve hazır giyim sektörünün merkezi haline gelmesi vizyonunu taşıyor.
Kümelenmenin bölgesel boyutuna ve yöreye sağlayacağı yararların büyük olacağına inandığını belirten Vali Halil Işık, Kümelenme Projesi’nin Adıyaman odaklı yürütülmesinin yerel sanayici ve yatırımcılar tarafından heyecanla karşılandığını ifade etti.
Forum, “Adıyaman Tekstil ve Hazır Giyim Kümelenme Projesi” kapsamında GAP-GİDEM (Girişimciliği Destekleme Merkezleri) tarafından düzenlendi. UNDP ve GAP Bölge Kalkınma Ajansı tarafından AB destekli bir proje kapsamında oluşturulan GİDEM’ler; Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin’de bulunan hizmet ofisleri aracılığı ile hedef kitleye eğitim, tavsiye, danışmanlık ve bilgilendirme hizmetleri sunuyor ve ayrıca yerel ekonomik kalkınma ile ilgili faaliyetlerin bir bölümünde çağdaş bir yerel ekonomik kalkınma metodolojisi olan “kümelenme yaklaşımı”nı uyguluyor.