Sayı: Aralık 2006
UNDP’nin Kıtlığın Ötesinde: Güç Dengesizliği, Yoksulluk ve Küresel Su Krizi başlıklı Küresel İnsani Gelişme Raporu, UNDP Başkanı Kemal Derviş ve Güney Afrika Başkanı Thabo Mbeki tarafından 9 Kasım 2006’da Güney Afrika’nın Cape Town kentinde açıklandı.
Rapora göre dünyanın gelişmekte olan bir çok bölgesinde, temiz suya ulaşım insanların güvenliği açısından şiddetli çatışmalardan çok daha büyük bir tehdit.
Kemal Derviş açılış konuşmasında: “Su, temel bir insani ihtiyaç ve esas bir insan hakkı. Zengin ülkelerin ulaşmayı garantilediği temel kaynak olan su, insanların yaşam ve seçim şanslarının artması ile en temel insani özgürlüklere sahip olmalarında büyük etken.”dedi.
Raporun tam metni için lütfen tıklayın.
Güney Afrika ülkelerinde insani gelişme yerinde sayarken, başka bölgelerde hızını artırıyor. 1990’ların başlarında yaşadıkları ve bedeli hayli yüksek olan gerilemeden sonra, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ve Bağımsız Devletler Topluluğu (eski Sovyetler) ülkeleri toparlanıp güçlendiler. Doğu ve Güney Asya ülkeleri gelişme hızlarını artırmaya devam ediyorlar. Oysa Güney Afrika Ülkelerinde insani kalkınmanın hiçbir belirtisi görülmüyor; bunun en başlıca nedeni, yaşam süresini azaltan HIV/AIDS hastalığının korkunç sonuçları.
2006 İnsani Gelişme Endeksinde en üstte ve en altta yer alan ülkeler, 2005’ten farklı değil. Norveç, İnsani Gelişme Endeksinin en başında; Nijer ise en sonunda. Norveçli insanlar Nijerlilerden 40 kez daha zengin ve iki misli daha uzun yaşıyorlar. Norveçlilerin hemen hemen tamamı ilk, orta ve yüksek öğrenim alıyor. Nijerlilerin ise ancak %21’i okula gidebiliyor.
Dünyanın en zengin 500 kişisinin toplam geliri, en yoksul 416 milyon insanın toplam gelirinden daha fazla.
2004’te meydana gelen 10.8 milyon çocuk ölümü, temel yaşam mücadelesindeki, yani hayatta kalabilme mücadelesindeki eşitsizliğin çarpıcı bir göstergesi. “Küresel köyün yanlış sokağında doğan insanlar ölüm-kalım mücadelesinin içine doğuyorlar.” Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne nihai ulaşma yılı olan 2015’te, sadece üç Güney Afrika ülkesi çocuk ölümlerini üçte iki oranında azaltmayı başarabilecek. Oysa bu hedefe zamanında ulaşılabilse, 2015 yılında 4.4 milyon çocuğun hayatı kurtulmuş olacak.
2006 İnsani Gelişme Raporu’nun yazarları, insani gelişmenin sürdürülmesi için, eşitsizlikleri görmezden gelme alışkanlığından vazgeçilmesini, ve varlık ve refahın ayrıcalıklı bir avuç insana değil, herkese ulaştırılması gerektiğini savunuyorlar.
Kenya’nın başkenti Nairobi’nin varoşlarında yaşayan aşırı yoksullar, bir litre su için aynı şehirde yaşayan zenginlere göre 10 misli fazla para ödüyor. El Salvador, Nikaragua ve Jamaika’daki en fakir haneler, gelirlerinin yüzde 10’unu suya harcıyor. Buna karşılık İngiltere’de, aile gelirinin yüzde üçünden fazlasını suya ödemek, ekonomik sıkıntı belirtisi sayılıyor.
Dünya üzerinde 1.1 milyar kişinin su kaynakları sağlıksız, mikroplu veya satın alma güçlerini aşıyor. 2006 İnsani Gelişme Raporu’na göre, ‘temiz suya ulaşamama’ ifadesi aşırı yoksulluğun kibarca söylenişi. “Bu insanlar bir kova içme suyu bulabilmek için en yakın temiz su kaynağına her gün kilometrelerce yol yürümek zorunda kalıyor. Ya da hastalıklara, hatta ölüme neden olabilecek bakteri ve mikroplarla kirlenmiş hendeklerden, kanallardan ve derelerden su topluyor.”
Zenginler genellikle tek bir sağlayıcıdan su alırken, yoksullar ortak su depoları, satıcılar, kamyoncular ve su taşıyıcıları gibi bir dizi tedarikçiyle muhatap olmak zorunda. Sonuç olarak kamu hizmetiyle sağlanması gereken suyu, satıcıdan 10 ya da 20 misli fiyatla temin edebiliyorlar.
2006 İnsani Gelişme Raporu, hükümetlerin muğlak anayasal ilkelerinin ötesine giderek, tüm insanlara düşük maliyetle temiz suya ulaşma hakkını kazandıran yasalar çıkarmasını savunuyor. “Her vatandaşa günde en az 20 litre temiz su sağlanması ve parasını ödeyemeyecek kadar yoksul olanlara bunun ücretsiz verilmesi hedeflenmelidir.”
2006 İnsani Gelişme Raporu, bu hedefe ulaşmak için yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:
1) Su sorununu, yoksulluğu azaltma stratejilerinin ve bütçe planlamalarının merkezine koyun.
2) ‘Yaşam sınırı’ tarifesi belirleyin: Su için bir yaşam sınırı tarifesi konarak, yoksul evlerin minimum miktarda suya çok düşük fiyattan veya bedelsiz olarak ulaşmaları sağlanabilir; bunun üstünde kullanım için fiyat artar.
3) Yoksul yanlısı yatırımları arttırın.
4) Net hedefler koyun ve su tedarikçilerine yaptırım uygulayın: Kamu-özel yönetim anlaşmalarının kontratlarında varoşlarda yaşayan yoksullara su ulaştırılması için açık ve net şartlar konmalı. Buna uymayanlara para cezası uygulanmalı.
5) Yönetmelikler geliştirin ve kapsamlarını genişletin: Su sektörü, tekelleşmeye müsait bir alan. Kamu yararını koruyan fiyatlandırma ve yatırım yönetmeliklerinin bulunmadığı durumlarda, kolaylıkla tekelcilik suistimalleri yapılabiliyor.
6) Su tarife ve sübvansiyonlarını yeniden düzenleyin: Su sübvansiyonları yoksullar için hayati bir rol oynayabilir, ama çoğunlukla bu destekten yoksul olmayanlar yararlanıyor; yoksullar suyu yüksek fiyatla almaya devam ediyor. Çapraz sübvansiyonlar uygulayarak, suya erişme ve adil fiyatlandırma politikaları birleştirildiğinde, yoksullar düşük ücretle suya kavuşabilir ve eşitsizlikleri gidermede ileri bir adım atılmış olur.
7) Kırsal kesime öncelik verin: Hükümetler, su tedarikçilerinin hizmet verdikleri toplulukların ihtiyaçlarına daha duyarlı ve sorumlu olmalarını sağlamalıdır.
2006 İnsani Gelişme Raporu, tüm insanlar için günde en az 20 litre temiz su sağlanmasının şart olduğunu savunuyor.
Kalkınmakta olan ülkelerin büyük bir bölümünde, kirli ve mikroplu sular insan güvenliği açısından silahlı çatışmalardan çok daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Oysa, silahlı çatışma ve doğal felaketlerin aksine, bu küresel kriz ortak bir uluslararası müdahaleyi harekete geçirmiyor. “Açlık gibi, su ve temizlik krizi de yoksullar tarafından sessizce katlanılan, ve bol kaynakları, teknolojisi ve bu felaketi sona erdirmek için siyasi gücü olanlar tarafından gözardı edilen bir olağanüstü durum”, deniyor raporda.
Temiz su tedarik etmek, atık suyu izale etmek, ve temizlik/sağlık koşullarını sağlamak insani gelişmenin en temel üç şartı. Ancak, günümüzde 1.1 milyar kişinin temiz suya, 2.6 milyar kişinin ise sağlık/temizlik koşullarına hala erişimi yok.
Kırsal kesimdeki yoksulların haklarının güvence altına alınması, daha iyi sulama koşullarına kavuşturulması, yeni teknolojilere ve iklim değişikliklerine uyum sağlamalarına yardım edilmesi, yaklaşan felaketi savuşturmak için gereken temel şartlar. Bu zorluklarla karşı karşıya bulunan dünyamızda, yoksullara su güvencesi sağlamak için sınırlar ötesi işbirliği yapma gereksinimi gün geçtikçe artıyor. Zira, 2025 yılına kadar 3 milyardan fazla insan su sıkıntısı çeken ülkelerde yaşıyor olacak.
“Ulusal hükümetler su ve temizlik krizini çözmek için güvenilir plan ve stratejiler geliştirmeli. Ama, G8 ülkelerinin aktif desteğini de alarak, kaynakları ve siyasi iradeyi harekete geçirmek için, bölünmüş olan uluslararası çabaları bir araya getirecek ve bu sorunu kalkınma gündeminin baş köşesine yerleştirecek bir Küresel Eylem Planına da ihtiyacımız var”, diyor 2006 İnsani Gelişme Raporu baş yazarı Kevin Watkins.
Su ve temizlik alanında Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılması için –yerel ve uluslararası kaynaklardan sağlanacak olan—yıllık yaklaşık 10 milyar dolarlık harcamaya daha ihtiyaç var. “Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne konan 10 milyar dolarlık fiyat etiketi, büyük bir para gibi görünebilir, ama göreceli bir çerçeveye oturtulduğunda, küresel silahlanma için sadece beş günde harcanan paradan, ve zengin ülkelerin her yıl maden suyuna harcadıkları paranın yarısından bile az bir miktar bu.”
İnsani Gelişme Raporu 2006, Küresel Eylem Planı’nın yanı sıra, aşağıdaki üç temel ilkenin gerçekleştirilmesini başarı için şart koşuyor:
2006 İnsani Gelişme Raporu’na göre, 2.6 milyarın üstünde kişi hala yeterli sağlık ve temizlik koşullarından yoksun. 1.1 milyar kişi ise temiz suya düzenli bir şekilde ulaşamıyor. Afrika’nın Sahra-altı bölgelerinin büyük bir bölümünde, insanlar içme, yemek pişirme ve yıkanma suyu ihtiyaçlarını insan ve hayvan pisliği karışmış dere, göl, hendek ve kanallardan gideriyor. “Nairobi’nin Kibera varoşlarında yaşayan insanların dışkılarını naylon torbalara doldurup, yol kenarlarına atmaktan başka seçenekleri yok.”
Ve sonuç olarak her yıl 1.8 milyon çocuk ishalden ölüyor.
Evlerde temizlik koşullarının sağlıklı hale getirilmesi ile, yani açıkta dışkılama yerine, akan suyu olan bir tuvalet veya hiç değilsebirhela çukuru kullanmak suretiyle, çocuk ölümlerini üçte bir oranında azaltmak mümkün.
Su ve temizlik/sağlık koşullarından yoksun olmak, en başta yoksulların yaşadığı bir kriz. Temizlik koşullarına sahip olmayan 660 milyonun üzerinde kişi günde 2 dolar, 385 milyonun üzerinde kişi ise günde 1 dolar veya daha az parayla var olmaya çalışıyor.
Sağlık ve temizlik koşullarının dünya çapında yaygınlaşması, uluslararası düzeyde acil bir sorun olarak ele alınması gerekirken, siyasi kampanyalarda ve kamu tartışmalarında kesinlikle yer almıyor. 2006 İnsani Kalkınma Raporu’na göre, tuvalet ihtiyacının açık yerlerde giderildiği gerçeği sadece siyasetin arka odalarında dile getirildiği için, bu konuda hiçbir ilerleme kaydedilmiyor. Kriz yalnız yoksulları hedef aldığı için tabular inatla süregidiyor.
Kadınların çilesi
İlerlemeyi engelleyen ikinci önemli faktör cinsler arası eşitsizlik. Genç kızlar, özellikle buluğa erdikten sonra, eğer okulda uygun hijyen koşulları sağlanmamışsa okula gitmiyorlar. Sahra-altı Afrika ülkelerindeki kızların yaklaşık yarısı, su ve uygun temizlik/ sağlık koşullarının bulunmayışı yüzünden okulu bırakıyorlar.
Tabandan yukarıya
Raporda, halktan güç alan bir hareketin hükümet liderliğiyle birleştiğinde, yoksullar için temizlik/ sağlık koşullarında nasıl farklar yaratabildiğinin somut örnekleri veriliyor. Pakistan’da başkent Karachi’nin Orangi adlı yoksul mahallesinde büyük bir katılımla gerçekleştirilen ve gücünü tabandan alan bir temizlik/sağlık projesi sonucunda, çocuk ölümleri oranında ciddi bir düşüş kaydedildi. 1980’lerde her 1000 canlı doğumdan 130’u ölümle sonuçlanırken, bugün bu sayı 40’lara düştü.
10 yıl önce Bangladeş’in kırsal kesimleri yeterli temizlik/sağlık koşulları açısından dünyada en alt sıralardaydı. Bangladeş halen dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olmasına rağmen, sivil toplum kuruluşları ve yerel otoriteler tarafından yürütülen ‘toptan sağlık/temizlik kampanyası’ sayesinde şimdi 2010 yılına kadar ulus çapında sağlık/temizlik hedefine ulaşma yolunda.
2006 İnsani Kalkınma Raporu, gelişmenin ön koşulları olarak aşağıdaki adımları belirliyor:
Dünyada kötü beslenen insanların büyük çoğunluğunu (830 milyon kişi oldukları tahmin ediliyor) küçük çiftçiler, çobanlar ve tarım işçileri oluşturuyor. 2050 yılına kadar dünya nüfusuna eklenmesi beklenen ilave 2.4 milyar insanın büyük çoğunluğunun, halen dünyadaki aç insanların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde toplanacağı tahmin ediliyor. Ve bu ilave nüfusun çoğunluğu, yağmur suyuna dayalı tarıma bağımlı olacağı için, risk altındaki insanların sayısı artmaya devam edecek.
İklim değişikliği, şimdiye kadar görülmemiş ölçüde büyük bir su sıkıntısı tehdidini getiriyor. Her ne kadar, uluslararası işbirliğiyle bir ‘karbon gazları salınımı azaltmaanlaşması’ yapılmış olsa bile, tehlikeli bir iklim değişikliği artık önlenemez görünüyor; ve bunun korkunç sıkıntılarını, bu gelişmede hiçbir suçu, hiçbir sorumluluğu bulunmayan ülkeler çekecek. Sahra-altı Afrika bölgelerinin büyük bir kısmı, iklim değişikliği yüzünden bozulan hava şartları nedeniyle %25’e varan oranlarda ekin kaybıyla karşı karşıya. Bu arada, azalan yağmurlar ve hızlanan buzul erimeleri Güney Asya’daki temel gıda tarımcılığını da tehdit ediyor.
İklim değişikliği kırsal kesimlerde yaşayan ve tarıma bağlı olup, yasal toprak hakları ve ekonomik güçleri olmayan, ve politik alanda seslerini duyuramayan yoksullara çok daha fazla zarar verirken, su konusundaki rekabet onları tam bir felaket tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor. Çiftçiler, kentlerin ve sanayileşmenin her geçen gün artan su ihtiyacına kurban gidiyor. Zengin ülkelerin tarım ürünlerini yoğun ölçüde sübvanse etmeleri bir yana, su darlığı yaşanan bölgelerdeki büyük ticari üreticiler, yoksul çiftçilerin su kaynaklarını da kendilerine sifonluyor, ve sonuçta yoksul çiftçiler ne kendilerine yetecek gıdayı üretebiliyor, ne de -doğal olarak, ticari rakipleri ile boy ölçüşecek gücü bulabiliyorlar.
İnsanlar zenginleştikçe daha fazla“suya açlığı” çekiyor
Su konusundaki zorlu rekabet ile iklim değişikliğinin bir araya gelerek yarattığı sıkıntı, doyurulması gereken insan sayısının artması ile daha da büyüyor. İnsanlar zenginleştikçe değişik şeyler yeme eğilimi gösteriyorlar. Et ve şeker üretmek, buğday ve pirinç üretmekten çok daha fazla su gerektiriyor. Bir tek hamburgeri üretmek için 11 litre su gerekiyor. Bu da kabaca, kentlerin kenar mahallelerinde yaşayan ve evinde su bağlantısı olmayan 500 insanın bir günlük su miktarı ihtiyacı.
Çözüm
2006 İnsani Gelişme Raporu, dünyadaki yoksul çiftçileri tehdit eden kriz konusunda üç temel önlem öneriyor:
1) Çiftçilerin haklarını güvence altına almak: Suyun kıt olduğu zamanlarda sadece güçlüler kaynağa erişebiliyor, yoksullar susuz kalıyor. Suya güvenli erişme hakkının olmadığı yerde hiçbir alanda, hiçbir düzeyde rekabet etme şansı kalmaz. Kadınlar, toprakla ilgili resmi haklara sahip olmadığından iki kat dezavantajlı durumdalar. İnsan gelişmenin sürdürülebilmesi için hükümetlerin kırsal kesimde yaşayan yoksulların su hakların tanıması, koruması ve arttırması gerekiyor.
2) Sulama ve Teknoloji: En yoksulların sulu tarım yapma olanağı çok az. Sulama için yeni su kaynakları bulmak gittikçe daha pahalı hale geldiği ve ekolojik açıdan da zararlı olduğu için, yasal hakları olmayanlar suya erişemez durumda. Ve marjinalçiftçilerin resmi toprak sahipliği hakları olmadığı için, kolaylıkla sulama sistemlerinin dışında kalabiliyorlar. Sulama için insanların ödeme gücüne göre fiyat belirlenmesi gerekiyor. Sulamadan elde edilecek yarara bağlı, etkili ve adil bir fiyatlama sistemi ile, suyun akılcı kullanımı sağlanabilir ve sulama alt yapısının bakımı için gerekli masraflar karşılanabilir.
3) Uyum: 2006 İnsani Gelişme Raporu, iklim değişikliğinin artık uzak bir korku olmadığını, günümüzün sorunu haline geldiğini, ve yoksulların iklim değişimine uyum sağlaması için daha çok ve daha etkili yardım yapılması gerektiğini vurguluyor. İklim değişikliğine uyum sağlama konusunda uluslararası yardım son derece yetersiz. Kyoto Protokolü kapsamındaki ‘İklim Değişikliğine Uyum Fonu’ şu andaki tahminlere göre 2012 yılına kadar sadece 20 milyon dolarlık bir yardım sağlayacak. Uyum için çok yönlü temel bir mekanizma olan Küresel Çevre Fonu ise, 2005-2007 döneminde uyum faaliyetlerini desteklemek için 50 milyon dolar tahsis ediyor.
Dünya nüfusunun yaklaşık %90’ı, su kaynaklarını komşularıyla paylaşan ülkelerde yaşıyor. Su alanındaki bu karşılıklı-bağımlılık zaman zaman politik gerginliklere yol açsa bile, ülkeler arasında paylaşılan su kaynakları genelde sınır-ötesi işbirliği ve diplomasi yoluyla barışçı bir şekilde idame ettiriliyor.
Sorun; nehirlerden, göllerden, yeraltı kaynaklarından veya diğer sulak alanlardan elde edilen suyun kötü idare edilmeye başladığı zaman ortaya çıkıyor. Ülkelerin çoğunda su dağıtımı için benimsenmiş kural ve yönetmelikler ve ülke içindeki anlaşmazlıkları çözmek için kanunlar bulunduğu halde, sınır-ötesi mekanizmalar çok zayıf işliyor. Dolayısıyla, suya erişme kaygısının yarattığı gerginlik ile bu zayıf kurumsal işlevsellik birleştiği zaman, ciddi çatışma riskleri ortaya çıkabiliyor.
Son 50 yılda, su yüzünden devletler arasında yaşanan toplam 37 silahlı çatışmadan 30’u Orta Doğu’da gerçekleşti. Ama bu 50 yıllık dönemde, dünyada su paylaşımı için 200’den fazla anlaşma da ülkeler arasında imzalanıp gerçekleştirildi...
Su kıtlığı, Orta Doğu ülkeleri içinde kanayan bir yara. Ve bunun acısı, hiçbir yerde İşgal Edilmiş Filistin Toprakları’nda hissedildiği kadar yoğun yaşanmıyor. Filistinlilerin nüfusu, İsraillilerin yarısı kadar. Oysa Filistinliler, İsraillilerin ancak %10-15’i kadar su kullanabiliyor...
Asya kıtasına gelirsek... Aral Gölü, dünyanın görmüş geçirmiş olduğu en çarpıcı çevre felaketi örneği! Aral Gölü’nün başına gelenler, su yönetiminde sınır-ötesi işbirliği yapmamanın bedelinin nerelere varabileceğinin canlı bir kanıtı! Aral Gölü’nün suyunun, son 50 yıldır son derece yetersiz bir sulama sistemi ile pamuk tarımına su pompalanması için kullanılması, gölü (bir zamanlar dünyanın dördüncü büyük iç denizi olan Aral Gölü’nü) ölümün eşiğine getirdi. 1990’lara gelindiğinde, Aral Gölü artık eskiden verdiği su akışının onda birini sağlayabiliyor, hatta yer yer hiç su veremiyordu. Bununla birlikte, geçtiğimiz son yıllarda bazı Aral Gölü ülkeleri geçmişte yapılan zararların bir bölümünü telafi etmeye başladılar. Su havzalarını koruma altına alarak ve yeni baraj ve kanallar inşa ederek Aral’dan boşalan suları kontrol altına almaya başladılar. Nitekim yarım yüzyıldan fazla bir zamandır Aral Gölü’nün su seviyesi ilk kez yükselmeye başladı.
1960 yılında Belçika büyüklüğünde olan Aral Gölü, parlak bir yerel ekonomiyi besliyordu. Bugün, eskisine göre dörtte bir ölçüde ve hemem hemen ölü bir tuz gölü
Öte yandan, yine Asya’da, Bangladeş gibi, tarım sulamacılığının ve yer altı su kaynaklarının beslenmesi için %91 oranında komşu Hindistan’a bağımlı olan ülkelerin gösterdiği işbirliği, sınır-ötesi barışçı işbirliğine güzel bir örnek teşkil ediyor.
Tarih boyunca izlediğimiz örnekler, su paylaşımında işbirliği yapmanın istisnai bir durum değil, yaygın bir uygulama olduğunu gösteriyor. Su kaynakları için giderek çoğalan insan nüfusunun rekabet ettiği bir ortamda, daha sorumlu ve daha az bölünmüş bir su yönetimi uygulaması, tüm insanlığın güvenliği için uzun vadede yararlı olacaktır.
Bunu başarmak için, 2006 İnsani Gelişme Raporu aşağıdaki önerilerde bulunuyor:
Rapor ayrıca, sulama altyapısının finansmanında eşitlik ve adalet sağlamak için geliştirilmiş bir planın olmadığından, sulama sistemleri kurmak için gerekli sermayenin, yoksul üreticilerin altından kalkamayacağı kadar yüksek olduğundan sözederken, bu sorunun aşılması için, Doğu Asya ülkelerindekine ve sulama sistemlerinin iyi performans gösterdiği Mısır, Fas ve Türkiye gibi diğer ülkelerdekine benzer, kullanıcıların ödeme gücüne ve verilen hizmetin kapsamına göre farklı fiyatlandırmaların yapıldığı bir sistem benimsenmesi gerektiğini vurguluyor.
Raporun sınır aşan sular bölümünde de, Türkiye’nin adı şöyle geçiyor:
‘Akar suların kaynağına sahip olan ülkeler, suyun aktığı aşağı bölgelerdeki su yönetimi şartlarını ve seçeneklerini belirliyor. Çatışma veya işbirliği de bu nedenle yaşanıyor. Bu durumlar en çok tarım sulamacılığı alanında görülüyor. Gelişmiş sulama sistemlerine sahip olan Mısır, Irak, Suriye, Türkmenistan ve Özbekistan kullandıkları suların üçte ikisinden daha fazlası için komşu ülkelerden akan nehirlere bağımlı. Üst nehir ülkelerinde suyu kullanma biçimlerinde yapılan bir değişiklik, aşağı nehir sularını kullanan ülkelerdeki tarım sistemlerini ve kırsal geçim kaynaklarını ciddi düzeyde tehdit edebiliyor.
Üst akar suların kullanımında yapılacak en küçük bir değişiklik bile insani gelişme durumunu her yönüyle derinden etkileyebiliyor.
Su konusundaki öncelikler, akar suyun hangi yakasından baktığınıza göre değişebiliyor. 2006 İnsani Gelişme Raporu’nun da belirttiği gibi, Türkiye’nin toplam sulak arazilerinin beşte biri, Dicle ve Fırat nehirlerinin kaynağının çıktığı sekiz Güneydoğu ilinde yer alıyor. Bu durumda GAP projesinin Türkiye için taşıdığı önemi anlamamak mümkün değil. Ancak, Suriye nüfusunun beşte biri de Fırat Nehri çevresinde yaşıyor ve Fırat ile Dicle Irak’ın en kalabalık şehirleri olan Bağdat ve Basra’nın içinden akıyor. Bu nehirler üzerindeki rakip hak iddialarını, ulusal çıkarlar ile daha geniş sorumlulukları birleştiren bir su yönetimi ile dengelemek ileri düzeyde bir siyasi liderlik gerektiriyor.’
Raporda, Türkiye’nin su kaynaklarında bulunan zehirli minerallerin tehlike yarattığına değiniliyor. Rapor, ‘Yüksek florür bölgelerinden biri Doğu Afrika’da Eritre ve Malawi’den geçiyor; bir diğeri ise Türkiye, Irak, İran, Afganistan, Hindistan, kuzey Tayland ve Çin’den. Elde edilen son bilgiler “fluorosis” hastalığının en az 25 ülkede yaygın olduğunu gösteriyor. Bu hastalıktan etkilenen insanların net sayısı bilinmiyor, ama on milyonlarca olduğu tahmin ediliyor.’
2006 Raporu’nda Dünyada İnsani Gelişme ve Türkiye – Genel eğilimler
İnsani gelişme açısından, 2006 İnsani Gelişme Endeksi’nde, Norveç 0.965’lik bir İnsani Gelişme Endeksi değeriyle ilk sırada yeralıyor ve onu İzlanda ile Avustralya takip ediyor. Avrupa Birliği’nin üyeleri Çek Cumhuriyeti ve Macaristan 30’uncu ve 35’inci sırada, aday ülkelerden Bulgaristan ve Romanya da 54’üncü ve 60’ıncı sırada yer alarak “iyi düzeyde” gelişmiş ülkeler kategorisine girdi.
Yukarıdaki tablolarda görüldüğü gibi, dünyadaki tüm bölgeler 1970’den beri İnsani Gelişme Endeksi değerlerini yükseltti. Türkiye’de de devamlı bir yükseliş gözlendi. Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkeleri ise 1990’ların ilk yarısında sert bir düşüş takip etmelerine rağmen, hızla toparlanıp eski güçlerine kavuştular. Öte yandan, Güney Afrika Ülkeleri’nde, HIV/AIDS’in ortalama yaşam süresine etkisiyle tam ters bir eğilim oldu. Sierra Leone Cumhuriyeti ve Nijer İnsani Gelişme Endeksi bakımından en alt sırada yer aldı.
Tabloda görüldüğü gibi, Türkiye’nin 2006’da İnsani Gelişme Endeksi’nde (HDI) yükselmesini, en çok kişi başına düşen GSYİH’nin satın alma paritesine göre 7.753 dolara çıkması etkiledi. Aynı zamanda, İnsani Gelişme Endeksi’ne göre Türkiye hala, özellikle eğitim ve yaşam beklentisi konularında, sorunlarla karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Sözgelimi, GSYİH’si satın alma paritesine göre 4.390 dolar olan Sri Lanka, İnsani Gelişme Endeksi sıralamasında, Türkiye’den hemen sonra 93. sırada geliyor. Bu konularda Arnavutluk ve Bosna gibi daha yoksul ülkeler de, Türkiye’den daha iyi performans gösterdi. Ek olarak, Suudi Arabistan ve İran’da olduğu gibi, Türkiye’nin İnsani Gelişme Endeksi’ndeki yeri, gelir seviyesine göre daha düşük kaldı. 2006 UNDP Küresel İnsani Gelişme Raporu’nda belirtildiği gibi bu da, “dikkatleri, kazanılan refahı, sağlık ve eğitim alanlarında fırsatlara çevirme konusunda bazı ülkelerin diğerlerinden daha başarılı olduğu gerçeği”ne çevirdi.
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu bu kalkınma mücadelesi, cinsiyet eşitsizliği, bölgesel eşitsizlikler ve özellikle sağlık ve eğitim alanında yaşadığı sorunlar, Türkiye Hükümeti’nin 2005 yılında yayımladığı Ulusal Binyıl Kalkınma Hedefleri Raporu’nda da vurgulanmıştı.
|
Sıra |
Ülke |
İnsani Gelişme Endeksi Değeri |
Ortalama Yaşam Süresi(yıl) |
Yetişkin Okuryazarlık oranı(% 15 yaş ve üstü) |
Birleşik ilk-orta öğretim brüt okullaşma oranı(%) |
Kişi başına GSYİH (satın alma paritesi dolar) |
|
1 |
Norveç |
0.965 |
79.6 |
100 |
100 |
38,454 |
|
2 |
İzlanda |
0.96 |
80.9 |
100 |
96 |
33,051 |
|
3 |
Avustralya |
0.957 |
80.5 |
100 |
113 |
30,331 |
|
30 |
Çek Cumhuriyeti |
0.885 |
75.7 |
100 |
81 |
19,408 |
|
35 |
Macaristan |
0.869 |
73 |
100 |
87 |
16,814 |
|
54 |
Bulgaristan |
0.816 |
72.4 |
98.2 |
81 |
8,078 |
|
60 |
Romanya |
0.805 |
71.5 |
97.3 |
75 |
8,480 |
|
76 |
Suudi Arabistan |
0.777 |
72 |
79.4 |
59 |
13,825* |
|
91 |
Paraguay |
0.757 |
71.2 |
93 |
70 |
4,813* |
|
92 |
Türkiye |
0.757 |
68.9 |
87.4 |
69 |
7,753 |
|
93 |
Sri Lanka |
0.755 |
74.3 |
90.7 |
63 |
4,390 |
|
96 |
İran |
0.746 |
70.7 |
77 |
72 |
7,525 |
|
176 |
Sierra Leone |
0.335 |
41 |
35.1 |
65 |
561 |
|
177 |
Nijer |
0.311 |
44.6 |
28.7 |
21 |
779* |
* Değerler regresyona dayanmaktadır.
Nüfusun % 27'si ulusal yoksulluk sınırının altında
2006 İnsani Gelişme Raporu gelişmekte olan 102 ülke için, yoksunluğu ve sosyal dışlanmışlığı ölçen bir birleşik endeks olan İnsani Yoksulluk Endeksi’ne de yer veriyor. Türkiye 102 ülke arasında % 9.8’lik bir yoksulluk oranıyla 21. sırada yeralıyor. Bu, yaklaşık 7 milyon insanın, eğitim hizmetlerine erişim gibi bazı temel ihtiyaçlardan yoksun olduğu gerçeğini ve bu eksiklikten dolayı sosyal alanda dışlanma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Aynı tabloya göre, nüfusun % 3.4’ü günlük 1 dolar gelir sınırının altında yaşarken, % 18.7’si de günlük 2 dolar gelir sınırının altında. Türkiye için belirlenen ulusal yoksulluk sınırının altında ise, nüfusun % 27’si yaşıyor.
|
HDI Sıra |
Ülke |
İnsani Yoksulluk Endeksi Değeri |
Yoksulluk Sınırının altında yaşayan nüfus (%) |
|||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Sıra |
Değer (%) |
günlük 1 dolar |
günlük 2 dolar |
ulusal yoksulluk sınırı |
||||||||||||||||||||||||||||||||
|
74 |
Tayland |
19 |
9.3 |
2 |
25.2 |
13.1 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
78 |
Lübnan |
20 |
9.6 |
.. |
.. |
.. |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
92 |
Türkiye |
21 |
9.8 |
3.4 |
18.7 |
27 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
69 |
Brezilya |
22 |
||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
HDI |
Ülke |
Toplumsal Cinsiyet Eksenli Gelişme Endeksi |
|
|
Sıra |
Değer |
||
|
30 |
Çek Cumhuriyeti |
28 |
0.881 |
|
35 |
Macaristan |
30 |
0.867 |
|
49 |
Birleşik Arap Emirliği |
43 |
0.829 |
|
76 |
Suudi Arabistan |
72 |
0.744 |
|
92 |
Türkiye |
71 |
0.745 |
|
93 |
Sri Lanka |
68 |
0.749 |
|
96 |
İran |
74 |
0.736 |
İnsani gelişme her şeyden önce, insanlara kendi değerleri doğrultusunda bir hayata ulaşmaları ve “insan” olarak potansiyellerinin bilincinde yaşamalarını hedefliyor. Bugün insani gelişmenin kuramsal çerçevesi, Binyıl Kalkınma Hedefleri doğrultusunda belirlenmiş olup; zamana bağlı hedefler doğrultusunda uluslararası alanda aşırı yoksulluğu azaltmayı, cinsiyet eşitliğini sağlamayı ve sağlık ve eğitim alanlarında fırsatları yükseltmeyi amaçlıyor. Bu hedeflere ulaşmaya çalışırken uluslararası toplumlar taahhütlerini eyleme geçiriyorlar. Her şeyin ötesinde bu hedeflere ulaşmak, her geçen gün birbirine bağlanan dünyalarımızda, zenginliğin paylaşılması ve ortak güvenliğin sağlanması için temel şart.
İnsani Gelişme Endeksi, insani gelişme konusunun üç boyutunu ölçen bir birleşik gösterge: uzun ve sağlıklı bir yaşam (ortalama yaşam süresi ile ölçülüyor), eğitim almak (yetişkin okur-yazarlık oranı ve birleşik ilk-orta öğretim brüt okullaşma oranı ile ölçülüyor) ve insanca bir yaşam standardına sahip olmak (satın alma paritesine göre kişi başına düşen GSYİH ile ölçülüyor).
UNDP’nin yayımladığı endeks aslında insani gelişme düzeyini hedeflenen düzeyde çok kapsamlı olarak ölçmüyor. Bunda teorik olarak insani gelişme kavramının ölçümlenemeyen veya tartışmaya açık bazı göstergeleri de içeriyor olmasının etkisi büyük. Örneğin İnsani Gelişme Endeksi, eşitsizlik göstergesini içinde barındırmıyor. Ek olarak, ölçümlenmesi güç olan insan hakları ve siyasal özgürlük göstergelerini de kapsamıyor. Endeks daha çok, daha geniş perspektifle insani gelişmeyi açıklamaya çalışıyor ve bu amaçla gelir düzeyi ile refah göstergeleri arasındaki karmaşık ilişkilere bakıyor.
Bu odakta, İnsani Gelişme Raporları kalkınmanın sadece ulusal geliri büyüten değil, eninde sonunda ‘insanların seçimlerini arttıran bir süreç’ olduğunu savunuyor. UNDP, yükselen gelirin her zaman, çocuk ölümleri veya eğitime katılım gibi diğer boyutları değiştirmediğine inanıyor. Bir bütün olarak İnsani Gelişme Endeksi, insanların refah düzeylerindeki değişimleri gösteren, ülkelerin kendi içlerinde, farklı bölgelerde ve ülkeler arasında gelişmeyi karşılaştıran, istatistiksel verilere dayalı bir gösterge.
2006 İnsani Gelişme Endeksi, ulusal hükümetlerin sağladığı istatistiklere dayanıyor. Bu verilere dayanarak İnsani Gelişme Endeksi, 175 BM üyesi ülkeye ek olarak Hong Kong (Çin) ve işgal altındaki Filistin toprakları da dahil toplam 177 ülke ve bölge üzerinden bir sıralama sağlıyor.