Sayı: 78
Bu eşitsizlik, namıdiğer “dijital bölünme”, geniş ölçüde ülkeler arasındaki ve her ülkenin içindeki toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerin bir yansıması.
BİT hizmetlerine erişimi olmayanlar çağdaş dünyada giderek ötekileşiyor.
Günümüzde gençler yeni teknolojilerin varlığı ve yaygın şekilde gelişen BİT altyapısının etkisiyle eşi benzeri görülmemiş idealler ve hedeflerle büyüyor.
Gençler için yeteneklerini bütünüyle sergileyebilecekleri fırsatlar yaratmak ve onlara istedikleri geleceği sağlamak bizim en önemli görevimiz.
BİT’e erişimi kolaylaştırmayı amaçlarken, hızla gelişen teknolojik ilerlemelere yanıt verebilmek için yetkinlikleri, becerileri ve insan kapasitesini arttırmaya odaklanmamız şart.
Bu gelişme yalnızca gelişmekte olan ülkelerle sınırlı kalmamalı.
Sanayileşmiş dünya farklı eğitim ve gelir seviyelerine sahip gruplar arasındaki derin uçurumu kapatmaya çalışıyor. Bu derin uçurum, toplumdaki bütün sektörlerin BİT’e erişiminin olmamasına kadar varabilen engeller yaratıyor.
Durum, internet erişimindeki hızlı artış ve buna bağlı olarak en zengin kesimle en fakir kesim arasında giderek artan dijital eşitsizlik nedeniyle daha kötü bir hâl alıyor.
Üç Farklı Etki
Ayrıcalıklı gruplar, hızla büyüyen e-piyasadan, ekonomik yeniliklerden ve beraberinde gelen büyüme hızından faydalanamayan ötekileşmiş gruplara kıyasla teknolojiye çok daha rahat erişiyor ve kendi kendine katlanarak artacak bir üretkenliği daha kolay gerçekleştiriyor.
ICT, İnsani Gelişme’yi üç farklı biçimde etkiliyor:
a. insanların yetkinliklerini, yaratıcılıklarını ve bilgi düzeylerini arttırmak,
b. ekonomik büyüme sağlayan üretkenliği arttırmak,
c. az miktarda yatırımla geniş iş imkanları yaratmak.
Türkiye’nin AB ülkelerine oranla oldukça genç bir nüfusu var.
15-24 yaşları arasındaki gençler, toplam nüfusun 12 milyonunu oluşturuyor ve bu rakam yüzdeye vurulduğunda 16.8 ediyor. Yetişkinlere oranla gençlerin %67.7’si bilgisayar, %65.8’i de internet kullanıyor.
Bu gençler bir sonraki nesli temsil ediyor.
Türkiye, günümüz genç nüfusunu 2023 yılı ve daha sonrasının zorluklarına hazırlayabilmek için 15 yıllık bir demografik fırsat penceresine sahip. O yıllara gelindiğinde, Türkiye’nin nüfusunun %70’ini çalışan nüfus oluşturacak.
Nüfus artış oranı düşerken çalışma çağındaki nüfusun arttığı bu demokratik geçişe “demografik fırsat penceresi” deniyor. Bu, bir ülkenin tarihinde yalnızca bir defaya mahsus yakalanan değerli bir fırsat.
Günümüzde “Başarı” Tanımı
Bugünün gençleri, 2023 yılının karar mercileri ve uygulayıcıları olacaklar. Bu nedenle, Türkiye’nin genç nüfusunu bilgi ekonomisinin gerektirdiği gelişmiş becerilerle donatmak için şimdiden çok daha yoğun biçimde yatırım yapmalı.
Kişiyi yeterli bilişsel kapasite, eleştirel ve yaratıcı düşünme ve bilgisayar okuryazarlığı gibi becerilerle donatan kaliteli eğitim, hızla değişen ve gelişen dünyanın olmazsa olmazı.
Önümüzdeki 20 yılda, çevre, gelişmiş üretim yöntemleri, insan kaynakları yönetimi, bilgi yönetimi ve bilgi teknolojileri odaklı büyüme alanlarında meydana gelecek yeniliklere bağlı olarak şu an icra edilmekte olan mesleklerin yarısının yok olacağı pek çok tartışmanın konusunu oluşturuyor.
Küreselleşen dünyada başarı, temelde yeni bilgi ve iletişim teknolojileriyle desteklenen insanın yaratıcılığına, insanın bilgisine, insanın üretkenliğine, insanın getirdiği yeniliklere ve insanın becerilerine bağlı.
* Shahid Najam, UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi ve BM Türkiye Mukim Koordinatörü
Sağlam bir ekonomik büyümenin gerektirdikleriyle, gezegenimizin en değerli kaynakları olan toprak, hava ve suyu korumanın gerekliliğine karşı, artan nüfusun ihtiyaçlarını dengelemenin yollarını aradılar. Bunu başarmanın tek yolunun, eski ekonomik modelleri yıkıp yerine yeni bir tane inşa etmek olduğu konusunda anlaştılar; bu yeni modele ‘sürdürülebilir kalkınma’ dediler.
Yirmi yıl sonra, günümüzde, insanlığın karşı karşıya olduğu sorunlar o zamankilerle oldukça benzerdir; yalnız daha geniş ölçektedir. Artık yavaş yavaş yeni bir çağa adım attığımızı fark ediyoruz. Bazıları buna, insanların Dünya’nın kendi devinimini kökten değiştirdiği yeni bir jeolojik devir bile diyor.
Kişi başına düşen küresel ekonomik büyüme, geçtiğimiz yıl yedi milyarı aşan dünya nüfusuyla birleşerek hassas ekosistemlere daha önce hiç olmadığı kadar vurgu yapıyor. Refaha erişmek için bugün olduğu gibi tüketmeye ve enerji üretmeye devam edemeyeceğimizin farkındayız. Ancak henüz bu durumu değiştirmek için apaçık ortada duran çözüm yolunu, mümkün olan tek çözüm yolunu, benimseyemedik. Bu çözüm yolu yirmi yıl önce olduğu gibi bugün de sürdürülebilir kalkınmadır.
Neyse ki, harekete geçmek için ikinci bir şansımız var. Bir ay içinde, dünya liderleri bu sefer BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı, diğer adıyla Rio+20, için Rio’da toplanacak. Bir kez daha Rio bugünün nesline sıfırlama düğmesine basmak, ekonomik, sosyal ve çevresel refahı insan refahıyla dengeleyecek bir geleceğe doğru yeni bir yol belirlemek için bir fırsat tanıyor.
130’un üzerinde devlet ve hükümet başkanının yanı sıra, elli bin civarında iş dünyasından lider, belediye başkanı, aktivist ve yatırımcının da katılımıyla değişim için küresel bir koalisyon oluşturulacak. Fakat başarı garanti değil. Gerçekten risk altında olan gelecek nesiller için dünyamızı koruma altına almak, zengin-fakir, küçük-büyük tüm ülkelerin liderlerinin ortak bir şekilde kendilerini tamamen bu amaca adamalarını gerektiriyor. Bunun için aşmaları gereken en temel güçlük değişim için dönüştürücü bir gündeme küresel destek sağlamak, 21. yüzyıl ve ötesi için dinamik ama sürdürülebilir bir büyümeyi nasıl ele aldığımızla ilgili kavramsal bir devrim başlatmaktır.
Kendi halklarının gelecekle ilgili beklentilerini göz önüne alarak bu gündemi belirleyecek olanlar ülke liderleridir. BM Genel Sekreteri olarak benim verebileceğim bir tavsiye, Rio+20’yi olması gerektiği gibi bir dönüm noktası yapacak üç sonuç “küme”sine odaklanmak olacaktır.
İlk olarak, Rio+20 yeni düşüncelere ve faaliyetlere ilham kaynağı olmalı. Eski ekonomik modelin çökmekte olduğu aşikar. Birçok bölgede büyümede aksaklıklar meydana geliyor. İstihdam geriliyor. Zenginle fakir arasında uçurumlar büyüyor ve medeniyetin bağımlı olduğu gıda, yakıt ve doğal kaynaklarda endişe verici azalmalar kendini gösteriyor.
Rio’da, müzakereciler, milyonları yoksulluktan kurtarmaya yardımcı olan Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin başarısının üzerine başka başarılar inşa etmenin yollarını arayacaklar. Sürdürülebilirliğe yeniden vurgu yapmak, iktisatçıların “üçlü kar hanesi” dedikleri, çevrenin korunması ve sosyal kapsayıcılıkla bir arada gerçekleşecek, istihdam bakımından sağlıklı bir ekonomik büyümeyi beraberinde getirebilir.
İkinci olarak, Rio+20 insan odaklı olmalı; insanların günlük hayatlarında gerçekten daha iyi hale gelmesine yönelik somut bir umudu teşkil etmeli. Müzakerecilerin önündeki seçenekler arasında, gelecekte açlığın, yetersiz beslenmeye bağlı çocuklarda gelişim bozukluklarının, yeterince gıdaya sahip olmayan toplumlarda yiyeceklerin ve tarım girdilerinin israfının “tamamen ortadan kaldırılacağını” ilan etmek mevcut.
Rio+20, seslerini nadiren duyduğumuz kadınlara ve gençlere söz hakkı vermeli. Dünyamızın yarısını oluşturan kadınlar, toplumda erkeklere eşit konumda olmayı hak ediyor. Ekonomik hareketliliği ve toplumsal gelişmeyi sağlayacak oyuncular olarak onları güçlendirmeliyiz. Geleceğimizin aynası olan gençlere gelince... her yıl işgücüne katılan yaklaşık 80 milyon genç için fırsatlar yaratıyor muyuz?
Üçüncü olarak, Rio+20 herkese bir konuda sesi yankılandıkça yankılanacak bir eylem çağrısı yapmalı: israf etmeyin. Doğa ana bize iyi davrandı. İnsanlığın da onun doğal sınırlarına saygı göstermesini sağlayarak bu iyiliğe karşılık verelim. Rio’da, hükümetler kaynakların daha akıllıca kullanılması için çağrı yapmalı. Okyanuslarımızı korumalıyız. Su kaynaklarımızı, havamızı ve ormanlarımızı da aynı şekilde. Şehirlerimizi, daha yaşanabilir hale, doğayla uyum içinde yaşadığımız yerler haline hale getirmeliyiz.
Rio+20’de, kendi girişimim olan Herkes İçin Sürdürülebilir Enerji girişimiyle ilgili hükümetlerle, iş dünyasıyla ve diğer çevrelerle görüşeceğim. Hedef, 2030’a kadar, sürdürülebilir enerjiye evrensel erişimi, enerji verimliliğini ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını iki katına çıkarılmasını sağlamak.
Bugünün güçlüklerinin birçoğu küresel olduğundan, küresel çözümler, başka bir deyişle, sağlam bir ortaklığın toplu olarak gücünü ortaya koymasını gerektiriyor. Şimdi sığ atışmaların sırası değil. Şu an, dünya liderlerinin ve halklarının, ortak geleceğimizin ortak vizyonu etrafında, ortak bir amaçta birleşme zamanıdır. Hepimizin arzu ettiği bir gelecek için.
*Bu makale New York Times gazetesinde 23 Mayıs 2012 tarihinde yayımlanmıştır.
Konferans; sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması kapsamında yeşil ekonomi ve sürdürülebilir kalkınma için kurumsal çerçeve olmak üzere iki temaya odaklanacak.
Rio+20 hazırlıkları sırasında sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için öncelikle dikkat edilmesi gereken yedi alan ortaya çıktı. Bunlar; insana yakışır işler, enerji, sürdürülebilir kentler, gıda güvenliği ve sürdürülebilir tarım, su, okyanuslar ve afete hazırlık.
Konferans’ın temaları çerçevesinde bu alanların ayrıntılı bir şekilde ele alınması bekleniyor. Buna paralel olarak Konferans’ta resmi etkinliklerin yanı sıra, birçok yan etkinlik, sergi, sunum, fuar ve duyuruların olması planlanıyor.
‘Türkiye Geleceğe Sahip Çıkıyor’
1992’de Rio’da düzenlenen Dünya Zirvesi’nden 20 yıl sonra, Rio+20 hükümetlerin ulusal ve uluslararası düzeyde sürdürülebilir kalkınmaya yönelik ilgisini ve girişimlerini harekete geçirdi.
Türkiye Rio+20 için ulusal hazırlıklarını, Kalkınma Bakanluğı tarafından UNDP’nin kolaylaştırıcılığında yürütülen “Türkiye’nin 2012 BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’na (Rio+20) Hazırlıklarının Desteklenmesi” projesi kapsamında gerçekleştiriyor.
Türkiye ayrıca, BM Genel Sekreteri Üst Düzey Küresel Sürdürülebilirlik Paneli ve Küresel İnsanı Gelişme Forumu gibi Rio+20’ye yönelik uluslararası süreçlere ve etkinliklere destek oluyor.
Hazırlık çalışmaları kapsamında, Türkiye’de özellikle son on yılda sürdürülebilir kalkınmaya yönelik gelişmelerin mevcut durumunu belirlemek amacıyla ulusal ve yerel düzeyde katılımcı süreçler yürütüldü.
İklim değişikliği, ekonomik krizler gibi insani gelişmeye yönelik yeni tehditler altında sürdürülebilir kalkınmayı başarabilmek için bir araç olan yeşil büyüme, katılımcı diyalog toplantılarının yanı sıra teknik çalışmalar ve makro-ekonomik modeler aracılığıyla da ayrıntılı olarak ele alındı.
Yeşil büyüme diyalogları, Türkiye’nin gelecek yıllara yönelik yeşil büyüme vizyonu ve yaklaşımını güçlendirmeye katkı koydu. Türkiye’nin yeşil büyüme ile ilgili ulusal vizyon tanımı Rio+20 Konferansı’nda kamuoyuna açıklanacak.
Ayrıca Türkiye hazırlık çalışmaları kapsamında, son on yılda uygulanmış olan ulusal yeşil büyüme en iyi uygulamalarını belirledi. Ülke için model oluşturacak bu uygulamalar, aynı zamanda Rio+20’de uluslararası toplumla da paylaşılacak.
İyi uygulamaların belirlenmesi sürecinde; özel sektör, kamu kuruluşları, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ve akademi olmak üzere sürdürülebilir kalkınma ve yeşil büyüme ile ilgili olan ve bu konularda sorumluluğu olan tüm paydaşların başvurması istendi. 181 başvurudan; 10’u özel sektör, 6’sı kamu kuruluşları ve yerel yönetimler, 5’i STK ve 3’ü de üniversitelerden olmak üzere toplam 24 en iyi uygulama seçildi.
Bu sürecin çıktıları ve alınan dersler Rio+20’de yan etkinliklerle uluslararası alanda da paylaşılacak.
Dünyaca ünlü İspanyol oyuncu ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) İyi Niyet Elçisi Antonio Banderas, bugün herkesi 2012 BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı “Rio+20” üzerine yapılan küresel tartışmaya davet eden bir kamu spotu yayınladı.
Banderas, herkes için daha güvenli, adil, temiz, yeşil ve refah içinde bir dünyaya ulaşmak amacıyla izlenecek yolların belirleneceği bu tarihi fırsatın önemini anlatmak için şunları söyledi: “Sürdürülebilir kalkınma, insanları ilgilendiren bir meseledir. Bu, çevreyi korurken istihdam yaratmak ve daha iyi bir hayat sağlamak demektir. Temel bileşenleri yoksulluğu ortadan kaldırmak, çatışmaları önlemek, kadınları ve kızları güçlendirmek, sorumluluk sahibi yönetici kurumlar inşa etmektir.”
2012 BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı veya diğer adıyla “Rio+20,” bugün dünyada yaşayan yedi milyar insanın her biri için sürdürülebilir kalkınmanın nasıl gerçekleştirilebileceği ve 2050 yılında dokuz milyara ulaşacak dünya nüfusu için nasıl bir gelecek arzu ettiğimizi tartışmak için düzenlenen bir forum.
UNDP Başkanı Helen Clark konuyla ilgili olarak, “Bugün karşı karşıya olduğumuz kalkınma güçlükleri, gündemimizi yokuşa sürüp bambaşka bir seviyeye çıkarmamızı gerektiriyor. Dünyanın en yoksul yerlerinde yaşayan insanlar için fırsatları ve olanakları iyileştirecek gerçek anlamda sürdürülebilir bir mekanizma ortaya koymak için kalkınmanın güçlü yönlerini oluşturan ekonomiyi, toplumu ve çevreyi nasıl tam anlamıyla bir araya getireceğiz? Liderlerin işte bunun üzerinde yoğunlaşması gerek,"”şeklinde konuştu.
120’nin üzerinde devlet ve hükümet başkanı Rio+20 konferansına katılacaklarını bildirmiş durumda. Konferansın sonunda, üzerinde uzlaşılan bir siyasi belge yayımlanacak.
Banderas, “Bu, arzu ettiğimiz geleceği tanımlamak için benzersiz bir fırsat olacak,” diye ekliyor.
Antonio Banderas, başta Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde olmak üzere toplumun her düzeyinde Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne yönelik harekete geçilmesini teşvik etmek amacıyla UNDP ile birlikte çalışıyor ve 2010 Mart ayından beri UNDP İyi Niyet Elçisi olarak görev yapıyor. İspanya’nın Málaga kentinde doğan Banderas, dünyaca tanınan bir oyuncu, yazar, şarkıcı ve yapımcı.
Banderas, futbolcular Marta, Ronaldo, Zinedine Zidane, Didier Drogba ve Iker Casillas; tenisçi Maria Sharapova, Japon oyuncu Misako Konno ve Norveç Veliaht Prensi Haakon Hazretleri’yle birlikte sekiz UNDP İyi Niyet Elçisi’nden biri.
Araştırmaya göre en gelişmiş iller sırasıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli ve Antalya olurken, son sıralar ise Muş, Hakkari, Ağrı, Şırnak ve Siirt illerinden oluştu.
İllerin ve bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Endeksi (SEGE) en son 2003 yılında yayımlanmıştı.
SEGE-2011 çalışması ile illerin gelişmişlik düzeyleri farklı alanlardan seçilen değişkenler yardımıyla ölçüldü.
SEGE-2003 çalışmasında 10 alt kategoride 58 adet değişken kullanılmıştı.
SEGE 2011’de ise demografi, eğitim, sağlık, istihdam, rekabetçi ve yenilikçi kapasite, mali kapasite, erişilebilirlik ile yaşam kalitesi olmak üzere 8 alt kategoride, çoğunluğu 2009-2010 yıllarına ait 61 değişken kullanıldı.
SEGE-2011, hükümet tarafından yeni açıklanan teşvik sistemine de dayanak teşkil ediyor.
SEGE-2003 ile SEGE-2011 çalışmaları farklı değişken setlerinin kullanılması nedeniyle ”karşılaştırılabilir” nitelikte değil.
Hane başına ADSL abone sayısı, internet bankacılığı, marka ve patent oranları gibi son dönemde giderek önemi artan alanlara yönelik yeni değişkenler çalışmaya dahil edilirken daha önce kullanılan bazı değişkenlere yer verilmedi.
Araştırma, yayıma hazır hale getirilmesini takiben bütün detaylarıyla kamuoyu ile paylaşılacak.
Veri üretimi ve temininin sağlanması durumunda, SEGE çalışmaları yıllık veya 2 yılda bir yenilenebilecek.
UNDP’nin 2011 İnsanı Gelişme Raporu ilk olarak, tüm dünya ile aynı günde, 2 Kasım 2011’de İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde tanılmıştı.
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde moderatörlüğünü Özlem Gürses'in yaptığı tanıtım toplantısına BM Mukim Koordinatörü ve UNDP Mukim Temsilcisi Shahid Najam, İstanbul Üniversitesi’nden Mehmet Altan ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Asaf Savaş Akat katıldı.
UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Shahid Najam, “Sürdürülebilirlik ve Eşitlik: Herkes İçin Daha İyi Bir Gelecek” başlıklı 2011 İnsani Gelişme Raporu’nu İstanbul’dan sonra 9 Şubat’ta Mersin, 1 Mart’ta ise İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde tanıttı.
Mersin’deki tanıtım ve sunumu takiben Doç. Dr. Süleyman Değirmen, raporun içerik ve yöntemi ile ilgili görüş ve değerlendirmelerini aktardı. Tanıtım seminerinin moderatörlüğünü Mersin Üniversitesi’nden Doç. Dr. Serdar Ulaş Bayraktar yaptı.
İzmir’de ise Prof. Dr. Turhan Subaşat, panelde tartışmacı olarak yer aldı. Buradaki tanıtım seminerinin moderatörlüğünü ise İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Oğuz Esen yaptı.
İzmir’in ardından tanıtım turu Çanakkale ve Erzurum ile sürdü.
Mersin ve İzmir’in ardından Çanakkale ve Erzurum
16 Mart’ta Çanakkale’de düzenlenen tanıtımda Yrd. Doç. Dr. Yavuz Yıldırım ile Yrd. Doç. Dr. Sabri Sami Tan, raporun içerik ve yöntemi ile ilgili görüş ve değerlendirmelerini aktardı.
Tanıtım seminerinin moderatörlüğünü ise yine Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Kaya yaptı.
Erzurum’da ise UNDP temsilcisi Shahid Najam’ın sunumunun ardından Prof. Dr. Fahri Yavuz ve Prof. Dr. Faris Karahan, raporun içerik ve yöntemi ile ilgili görüş ve değerlendirmelerini aktardı.
Erzurum’da 24 Mayıs’ta düzenlenen seminerin moderatörlüğünü Atatürk Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erol Çakmak yaptı.
2011 İnsani Gelişme Endeksine (İGE) göre Türkiye 0.699’luk bir değerle 187 ülke arasında 92. sırada bulunuyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde ise Türkiye 0.443’lük bir değerle 146 ülke arasında 77. sırada yer alıyor. Raporda Eşitsizliğe Uyarlanmış İGE ve Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi gibi başka endeksler de yer alıyor.
Rapora dair ayrıntılı bilgi için: http://www.undp.org.tr/Gozlem3.aspx?WebSayfaNo=3472
Kutlamada Radyo Atölyesi Sorumlusu ve Öğretim Görevlisi Halil R. Güven, Radyo Koordinatörü Uzman Önder Çağlar, Radyo İlef ve UNDP Türkiye çalışanları ile öğrenciler yer aldı.
Radyo İlef, Mayıs’ın son haftasında yayımlanan 50. bölümü ile birlikte yaz tatiline giren Yeni Ufuklar programının büyük bir kısmının kayıtlarına evsahipliği yapmıştı.
Programın İstanbul’da kaydedilen bölümlerine ise Açık Radyo evsahipliği yaptı.
Programın her bölümünde, daha üretken, daha yeşil, daha sağlıklı ve daha bilinçli bir gelecek için çalışan UNDP'nin bu çalışmalarından seçilen bir öykü anlatılıyor.
Türkçe olarak yayımlanan Podcast formatındaki programlar, iTunes Store üzerinde de yer alıyor.
Programı UNDP Türkiye İletişim Ofisi hazırlıyor.
Yeni Ufuklar İstanbul’da Açık Radyo’dan ve yayın ağındaki üniversite radyolarından dinlenebiliyor.
Yaz ayları boyunca, bazı radyo istasyonları programın eski bölümlerini tekrar yayımlayacak. Yeni bölümlerin yayımına ise sonbaharda başlanması planlanıyor.
Programı yayınlayan üniversite radyoları
Daha fazla bilgi ve program arşivi için: http://www.bit.ly/yeniufuklar
Tortum Çayı ve Uzundere ilçesi Türkiye Şampiyonası’na ilk defa evsahipliği yapıyor. Parkur çalışmaları DATUR projesi kapsamında tamamlanan Tortum Çayı, yörede bu yıl faaliyete geçen iki rafting acentesi ile turizm amaçlı rafting için de kullanılabilecek.
Ayrıca çevre il ve ilçelerde 5 yıldır yürütülen farkındalık çalışmaları ve verilen eğitimler ile desteklenen 6 takım şampiyonaya katılacak.
Yöre gençlerinden oluşan bu takımların sporcularının Çoruh Vadisi’nde gelisen rafting turizmi aktivitelerinde profesyonel organizator, rehber ve cankurtaran olarak hizmet vermeleri beklenmekte ve bu sayede yeni iş olanaklarının oluşması amaçlanıyor.
Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi (DATUR)* kapsamında alternatif turizm türlerinin Çoruh Vadisi’nde yaygınlaşması, doğa sporları konularında farkındalığın artması, ulusal ve uluslararası etkinliklerin bölgede yapılması ile yöre halkının gelir elde etmelerinin sağlanması için çalışmalar yapılıyor.
DATUR projesi nedir?
DATUR, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Kültür ve Turizm Bakanlığı ve EFES işbirliği ile Çoruh Vadisi’ni bir “Turizm Varış Alanı” haline getirmek ve bölgede yaşayan insanların yaşam düzeylerinin yükseltilmesine katkı sağlamak amacıyla 2007 Nisan ayında yürütülmeye başlamıştır.
Daha fazla bilgi için:
http://www.datur.com/tr/
http://www.choruh.com/tr/
https://www.facebook.com/coruhvadisi
6294 sayılı kanunun meclisten geçtiğine dair onay yayınlandı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de kanunu onayladı.
Kanun 27 Nisan 2012 tarihinde yürürlüğe girdi ve aynı tarihte Resmi Gazete’de yayımlandı.
Resmi gazeteye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/04/20120427-1.htm
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Ortaklık Çerçeve Anlaşması’na da aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/05/20120510-2.htm
Son 5 yıldır UNDP Irak Baş Ekonomisti ve çok kurumlu Özel Sektör Geliştirme Programı Direktörü olarak görev yapan Dr. Marinescu, Irak hükümetinin ve toplumsal ortaklarının karmaşık çatışma sonrası ortamda piyasa oluşturmalarına ve sosyal kapsayıcılık alanında yapısal reformlar yapmalarına yardımcı oldu.
Simona, UNDP’de çalışmaya başlamadan önce, Irak’ta USAID Sosyal Güvenlik Ağı ve Emeklilik Reformları için Ekonomik Yönetişim Sektör Lideri olarak görev yaptı. Ondan öncesinde de aralarında Fas, Suriye ve Irak’ı da içine alan MENA (Orta Doğu ve Kuzey Afrika) Bölgesi’nde Dünya Bankası Enstitüsü İnsani Kalkınma Grubu Sosyal Koruma Program Lideri olarak çalıştı.
Simona Marinescu, aynı zamanda Romanya’da, ülkenin Avrupa Birliği’ne entegre olmadan önce, sosyo-ekonomik geçişlerin yaşandığı bir dönemde Çalışma ve Sosyal Güvenlik’ten Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev aldı.
2000 yılının Aralık ayında, Romanya Senatosu’nda görev süresinin sonuna kadar Senatör ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Komitesi Başkanı seçildi.
Dr. Marinescu, Bükreş ASE İktisadi Çalışmalar Akademisi’nden, Uluslararası İlişkiler dalında MBA derecesine, İktisat dalında da doktora derecesine sahip.
Harvard Üniversitesi’nden Liderlik alanında diploması, Kıbrıs’taki Akdeniz Yönetim Enstitüsü’nden de “Gelişme için Modern Çalışma İdaresi” üzerine sertifikası var.
Çalışma piyasası ve sosyal işler konusunda uzmanlaşmış iki ulusal gazetenin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.
Program, T.C. Kalkınma Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Intel ile Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği ortaklığında hayata geçiriliyor.
Teknoloji ve Girişimcilik Programı, gençlere girişimciliğin temel kavram ve süreçlerini tanıtarak bir ticari fikri geliştirmek için teknolojiden nasıl yararlanılacağını gösteriyor. Gençler, internet araçlarını ve ofis uygulamalarını kullanarak ticari bir fikirle ilgili araştırma yapmayı, bir fikri formüle etmeyi ve fikirlerini gerçekleştirmek için bir iş planı oluşturup sunmayı öğreniyor.
Teknoloji ve Girişimcilik Programı kapsamında Türkiye çapında 26 ilden 100 Gençlik Meclisi, Sivil Toplum Kuruluşu ve üniversite öğrenci kulübü üyesi gönüllü genç, rehberlik yeteneklerinin geliştirilmesi yoluyla eğitmen olarak yetiştirildi.
Gönüllü eğitmenler aracılığıyla bir yıl boyunca toplam 6000 gence eğitim verilmesi hedefleniyor.
Bilgisayar laboratuarlarında yapılacak yerel eğitimlerde gençler uluslararası alanda da uygulanan Intel Öğrenci Programı‘nın toplam 16 oturumdan oluşan Teknoloji ve Girişimcilik müfredatına dayalı bir eğitim alacak ve girişimci fikirlerinin hayata geçirilmesi için bir fırsat yakalayacak.
Proje İlleri
Teknoloji ve Girişimcilik Programı toplamda 34 ilde uygulanıyor: Adana, Adıyaman, Antalya, Ankara, Aydın, Batman, Hatay, Çankırı, Denizli, Diyarbakır, Düzce, Edirne, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, Uşak, İzmir, Kilis, Kocaeli, Kütahya, Mardin, Samsun, Siirt, Sivas, Şırnak, Trabzon, Yalova, Afyon, Bartın, Bursa, Çanakkale, Çorum, Şanlıurfa ve Zonguldak.
Teknoloji ve Girişimcilik Programı yerel eğitim müfredatı, 150-200 dakika arası uygulanan 16 oturumdan oluşuyor. Bir eğitimin toplam uygulama süresi 42-53 saat aralığında.
Teknoloji ve Girişimcilik Programı kapsamında eğitimlerin başladığı Ekim 2011’den itibaren 21 ilde düzenlenen 26 eğitim ile toplamda 560 kişiye eğitim verildi.
Teknoloji ve Girişimcilik Programı Eğitim Müfredatı:
1. Teknoloji Okuryazarlığı, Eleştirel Düşünce, İş Birliği, Girişimcilik
2. İş Fikri Üretmek
3. Geri Bildirim Toplamak
4. Anket Verilerini Analiz Etmek
5. İş Fikrinizi Analiz Etmek
6. İş Fikrinize ilişkin Son Kararı Vermek
7. Başlangıç Maliyetlerini Hesaplamak
8. Fiyatlandırmak
9. Bütçenizi Hazırlamak
10. Pazarlama Stratejisi Geliştirmek
11. İşinizi Markalaştırmak ve Reklamını Yapmak
12. İşiniz için Bir Web Sitesi Oluşturmak
13. Temel İşletme Faaliyetlerini Anlamak
14. Organizasyon Yapısı
15-16. İş Planı Geliştirmek
Güler Sabancı, yönetim kurulunun aday belirleme komitesi tarafından KİS Yerel Ağlar ve diğer paydaşların görüşleri göz önüne alınarak aday gösterildi.
130'u aşkın ülkede 7.000'in üzerinde katılımcısıyla dünyanın en büyük kurumsal sürdürülebilirlik insiyatifi olan Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin Yönetim Kurulu'nun başkanlığını ise Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon yapıyor.
Yönetim kurulu, BM-İş dünyası ilişkilerinin yoğunlaşan gündemini de içeren bu girişime, strateji ve politika konusunda süregelen tavsiyeler veren, çok paydaşlı bir yapı olarak tasarlandı.
Yeni yapılacak atamalarla yönetim kurulu üyelerinin sayısı 31’e çıkacak. 13 ülkeden seçilen bu üyeler dünyanın tüm bölgelerini ve çeşitli sanayi sektörlerini temsil ediyor.
Sabancı Holding, “Kadınların ve Kız Çocuklarının İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi BM Ortak Projesi”ne 2006 yılında 1,5 milyon dolarlık bir taahhütte bulunmasıyla Birleşmiş Milletler’in etkin ortaklarından biri olmuştur.
BM KİS’ni 2007 yılında imzalayan Sabancı Holding, 2009 ve 2011 yıllarında Yıllık Yerel Ağ Forumu'na ev sahipliği yaptı ve KİS’in girişimiyle oluşturulan Birleşmiş Milletler Kadını Güçlendirme İlkeleri’ne imza atan ilk Türk şirketi oldu.
14 üyenin yapacağı ilk KİS Yönetim Kurulu toplantısı, Rio+20 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansıçerçevesinde, 20 ve 21 Haziran 2012’de Rio de Janeiro’da düzenlenecek.
Kars’ta gerçekleştirilen kapanış toplantısına Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Özgür Özaslan, Kars Vali Yardımcısı Murat Demirci ve BM Türkiye Mukim Koordinatörü Shahid Najam’ın yanı sıra BM Ortak Programı’nı oluşturan BM kuruluşlarından temsilciler, Ortak Program’ın yerel paydaşları da katıldılar.
Ortak Program kapsamında Kars için geliştirilen Turizm Stratejisi, Turizmin Gelişimi İçin Yerel Kalkınma Girişimleri Hibe Programı, Kars’ın somut ve somut olmayan kültürele mirası, Çocuk Müze Odaları, Kars Turizm Web Sitesi ile ilgili bilgiler faaliyetlere birebir katılan yerel paydaşların da katılımlarıyla aktarıldı.
Toplantı Ortak Program sürecine aktif olarak katılan ve katkı sağlayan yerel paydaşlara teşekkür plaketi sunulması ile sona erdi.
Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar BM Ortak Programı
‘Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar Birleşmiş Milletler Ortak Programı doğal ve kültürel zenginliklerinden yararlanarak Kars’ta turizm sektörünü geliştirmek; istihdam yaratmak ve gelir getirici faaliyetlerin artması hedefiyle çalışmalarına Kasım 2008’de başlamıştı.
BM Ortak Programı, kültürel mirasın korunması ve kültür turizminin geliştirilmesi için katılımcı bir yönetişim modelinin oluşturulması ve özellikle uygulamaların gerçekleştiği Kars ilinde halkın gelir seviyesinin artırılması amacına ulaşılmak için ilde turizm alanında kapasite geliştirmeye yönelik bir dizi çalışma yürüttü.
Finansmanı İspanya Hükümeti’nin sağladığı Binyıl Kalkınma Hedefleri Fonu tarafından desteklenen programda T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ulusal ortak olarak, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) ise Ortak Program’ı oluşturan Birleşmiş Milletler kuruluşları olarak yer aldı.
BM Ortak Programı’nın uygulandığı üç yıl içinde aşağıdaki başlıkları kapsayan çeşitli çalışmalar gerçekleştirildi:
Kars ile ilgili daha fazla bilgiye ulaşmak için http://www.visitkars.com/ adresi ziyaret edilebilir.
Portal Kars’ın turizm değerlerini ve ürünlerini anlatıyor, Kars’a seyahat etmeyi planlayan yerli ve yabancı ziyaretçilere ilin tarihi, ekonomik yapısı, kültürü, turistik ve tarihi yerleri, konaklama, yeme-içme ve alışveriş olanakları ile ilgili gerekli bilgileri veriyor.
BM Ortak Programı kapsamında Kars için geliştirilen Turizm Stratejisi ve Eylem Planı esas alınarak hazırlanan web sayfasında ilin üç önemli turizm alanı olarak belirlenen kültür, kış ve doğa turizmi ile ilgili detaylı bilgiler, fotoğraflar, rota alternatifleri, tanıtım filmi, etkinlik takvimi gibi bilgiler yer alıyor.
Sayfaya www.visitkars.com adresinden ulaşılabiliyor.
Türkiye’nin en önemli blok ormanlarını barındıran Yenice Ormanları, anıt ağaçları, doğal yaşlı ormanları, derin vadileri, akarsu ekosistemleri, barındırdığı yaban hayatı zenginliği ve tür çeşitliliğiyle Türkiye’nin dokuz orman sıcak noktasından biri.
Proje deneyimlerinin yaygınlaştırılması için yapılan aktivitelerinden biri olarak 24-25 Mayıs 2012 tarihlerinde Karabük’ün Yenice ilçesinde “Yenice Ormanları için Sürdürülebilir Turizm Geliştirme Çalıştayı” düzenlendi.
Yenice Ormanları’nda Küre Dağları Milli Parkı örneğinden yola çıkarak orman ekosistemlerinde sürdürülebilir turizmin geliştirilmesi için yol haritası hazırlamayı amaçlayan çalıştayda uzman sunumları yapıldı, bölgede sürdürülebilir turizm için güçlü ve zayıf yanlar belirlendi, etkin tartışmalarla eylemler listesi oluşturuldu ve arazi çalışması gerçekleştirildi.
Çalıştaya Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Orman Genel Müdürlüğü’nün merkezi ve taşra teşkilatından uzmanlar ve görevliler, “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” Yönetim Birimi, Karabük Üniversitesi, Yenice Kaymakamlığı ve Belediyesi ile sivil toplum kuruluşları temsilcileri, OR-KOOP temsilcisi ve yöredeki orman kooperatifleri başkan ve üyeleri olmak üzere toplam 34 kişi katıldı.
Katılımcılar Yenice ilçesi ve ormanları için 25 yıllık vizyon oluşturdular: “Orman bütünlüğü ve zenginliğinin korunduğu; yöre halkının yaşam kalitesinin arttığı; göçün azaldığı; işsizlik sorunu olmayan; altyapı eksiklikleri giderilmiş olan; örnek odun dışı orman ürün ve hizmet uygulamalarıyla ulusal ve uluslararası camiada tanınan bir bölge.”
Çalıştayın sonunda yöre halkına ek mali gelir getirebilecek sürdürülebilir turizm uygulamaları için Yenice Ormanları Sürdürülebilir Turizm Gelişme Stratejisi hazırlanması sürecinde öncelikli eylemler belirlendi ve yol haritası taslağı hazırlandı.
Yenice ilçesi ve ormanları ile ilgili detaylı bilgi için: www.yenice.gov.tr
Birleşmiş Milletler 2011 – 2020 Biyoçeşitlilik Onyılı ve 22 Mayıs Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen sempozyumda Küre Dağları Milli Parkı çalışmaları bir sözlü sunum ve üç poster sunum ile katılımcılara anlatıldı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı X. Bölge Müdürlüğü standında da etkin olarak tanıtılan milli park ve çalışmalar katılımcıların ilgisini çekti.
Ayrıca proje kapsamında yayınlanan “Etkin Korunan Alan Sistemine Doğru: Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Korunan Alanlar İş Programı Uygulama Kılavuzu”, “Korunan Alanların Sürdürülebilir Finansmanı: Güçlükler ve Seçenekler Üzerine Kapsamlı Bir Değerlendirme” ve “Korunan Alanlar: İklim Değişikliğine Doğal Çözümler” kitapları da tüm katılımcılara dağıtıldı.
Rapor, BM Ortak Programı “Herkes için İnsana Yakışır İş: Ulusal Gençlik İstihdam Programı ve Antalya Pilot Bölge Uygulaması” kapsamında Doç. Dr. Helga Ritterberger Tılıç koordinatörlüğünde hazırlandı.
Göçün işgücü piyasası düzenlemelerindeki rolünü incelemek ve göç akımlarının işgücü piyasasındaki mesleki değişiklikler üzerinde etkilerini daha iyi anlamak amacıyla yapılan çalışmanın ana bulgularının paylaşıldığı toplantıya ilgili kamu kuruluşlarının, sosyal tarafların ve uluslararası kuruluşların temsilcileri ile akademisyenler katıldı.
Antalya İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu’nun (İİMEK) 24 üyesi ile birlikte BM Ortak Programı’ndan beş temsilci İİMEK’in kapasitesini geliştirmek üzere Amsterdam, Eindhoven ve Lahey’i ziyaret ettiler.
Çalışma ziyaretinin bir parçası olarak ilk ziyaret İŞKUR’un dengi olan Uitkeringsgerechtigde Volledig Werklozen (UVW) Genel Müdürlüğü’ne düzenlendi.
Burada katılımcılara Hollanda’daki bölgesel iş piyasası politikaları hakkında UWV’nin yapısı ve siyasi görevleri hakkında bilgi verildi.
Kurum temsilcileri bölgenin stratejisi, yapısı ve karakteri hakkında sunum yaptılar.
Ziyarette ayrıca UVW’nin yeniden yapılanması ve iş arayan gençler ile engellilere yönelik e-hizmet yaklaşımına ilişkin tanıtım yapıldı.
Eindhoven tecrübesi
Eindhoven’da ise kurul üyeleri Waalre şehrinin Belediye Başkan yardımcısı ile bir resepsiyona katıldılar.
Buradaki sunumlarda verilen hizmetler, hizmet noktası eğitimi ve çalışması ile “Philips istihdam işbirliği” modeli tanıtıldı.
Kurul Eindhoven’da UVW Work meydanını da ziyaret etti. Buradaki görüşmede “VDL Grup Eindhoven” sanayi kümesinin, gelecek aylarda İşkur’a göçmenlik yönetimi eğitimi vermesi ve istatistik değerlendirme sunumları yapmasına karar verildi.
BM Ortak Programı genç işsizliğini azaltmayı ve genç kadınların işgücü piyasasına katılımını arttırmayı amaçlıyor. Hedef ise genç işsiz kişilerin işe yerleştirilme oranının arttırılması.
2009 yılının sonunda başlayan BM ortak programı, 2012 yılının sonunda sona erecek.
İŞKUR, ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü), IOM (Uluslararası Göç Örgütü), FAO (BM Gıda ve Tarım Örgütü) ve UNDP işbirliğinde yürütülen ortak program, İspanya Hükümeti tarafından, UNDP’ye emanet edilen MDG (Binyıl Kalkınma hedefleri) fonu tarafından finanse edildi.
Mayıs ayında yayınlanan 2011-2012 tarihli Avrupa Kalkınma Raporu (AKR), enerji, su ve toprak konularında sıkıntıları irdeliyor ve bunların aralarında ne gibi ilişkiler olduğuna ışık tutuyor.
Aynı zamanda bu kaynakların gelişmekte olan ülkelerde hem kapsayıcı hem de sürdürülebilir bir büyüme sağlanması açısından nasıl yönetilebileceğini ele alıyor.
Rapor zorluklarla başa çıkabilmek için kamu sektörü ve özel sektörün eylemlerini birleştirmesi gerektiğini belirtirken, uluslararası toplumu gelişmekte olan en fakir ülkelerde kapsayıcı ve sürdürülebilir büyümeye destek olmak için suyu, enerjiyi ve toprağı (SET) yönetme konusunda köklü değişiklikler yapmaya teşvik ediyor.
AKR, politika ve araştırma arasındaki uçurumu kapatan ve Avrupa Birliği’nin temel kalkınma konularındaki bakış açısına katkıda bulunan, yıllık olarak yayınlanan bir rapordur. Raporun verdiği mesajlar ve ortaya çıkardığı sonuçlar Avrupa Komisyonu’nun tutumunu etkilememektedir.
Bilgi ve Deneyim Paylaşım Platformları, söz konusu Kampanyanın yerel ve bölgesel düzeyde tanıtımı ve toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin toplum ve ilgili kuruluşlar nezdinde farkındalığın arttırılması amacıyla, UNDP Türkiye ve TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ortaklığında yürütülen “Türkiye’de Cinsiyet Eşitliği’ne Yönelik Elverişli Ortamın Teşvik Edilmesi Ortak Programı” kapsamında düzenlenmektedir.
İzlenecek strateji ve gerçekleştirilecek olan faaliyetler dahil “Daha Eşit ve Adil Bir Dünya İçin Yanımda Ol” temalı kampanyanın tanıtımına katkı sağlayacak olan Platformlar, toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin mevcut durum, ihtiyaçlar ve yapılan çalışmaların sivil toplum kuruluşları ve ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinin de katılımıyla tartışılması açısından da önemli bir fırsat olarak nitelendirilmektedir.
Ocak 2012’de İstanbul Bölgesi’nde başlayıp Nisan 2012’de Bursa-Eskişehir-Bilecik ve Balıkesir Çanakkale Bölgeleri, Mayıs 2012’de de Tokat-Amasya-Çorum-Samsun Bölgesi ile devam eden Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinde Geri Sayım Başladı Kampanyası Bölge Bilgi ve Deneyim Paylaşım Platformları 12 Alt Bölge esasına göre düzenlenecek olup Haziran ayında Ağrı ve Gümüşhane bölgelerinde devam edecektir.
Engelli ve sosyal dezavantajlı kadın ve erkeklerin üretken bireyler olarak toplumsal hayata tam ve eşit katılımını amaçlayan Düşler Akademisi, yeni alt projesi Düşler Mutfağı’nı İstanbul Rotary Kulübü’nün mali desteğiyle hayata geçirdi.
Düşler Mutfağı, bir yandan Düşler Akademisi’nin toplumsal katılım amacını desteklerken, bir yandan gelir getirici bir model oluşturmayı hedefliyor.
Bir eğitim atölyesi ve imalathane olarak hizmet veren Düşler Mutfağı, müşterilerine catering hizmeti sunarken farklı engel gruplarından katılımcılarına pastacılık alanında mesleki beceri ve istihdam olanağı sağlayacak.
Düşler Mutfağı’nın elde ettiği gelir, bir sosyal işletme modeli temelinde, projenin yaygınlaştırılması ve daha fazla dezavantajlı bireyin aktivitelerden faydalanması için kullanılacak.
Nisan ayında deneme atölyeleriyle çalışmaya başlayan Düşler Mutfağı’nın lansmanı 8 Mayıs 2012 tarihinde The Hall’de yapılan partiyle gerçekleşti.
Lansman etkinliğine Social Inclusion Band gönüllü müzisyenlerinin yanı sıra DJ Funshine ve DJ Matto performanslarıyla destek verdi.
Mayıs ayı boyunca Yasemin Ergene, Melike Güner, Gamze Topuz ve Gürkan Uygun gibi ünlü isimler de Düşler Mutfağı’na konuk olarak eğitim çalışmalarına katıldılar ve projeye gönüllü destek verdiler.
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki semineri UNDP-Rotary Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) Komite Başkanı Tülin Seçen verdi.
“Sürdürülebilir Rekabetçi Türkiye İçin Kurumsal Sosyal Sorumluluk” projesi UNDP ve Rotary ile Temmuz 2011’de imzalanan bir anlaşma ile yürürlüğe girmişti.
Proje kapsamındaki seminerlerde Global Compact (Küresel İlkeler Sözleşmesi) üyelik süreci ve bu süreçte işletmelerin sorumlulukları hakkında bilgi paylaşılıyor.
Proje süresince katılımcı firmaların da desteği ile ülke bazında KSS yol haritası hazırlanacak ve buna ilişkin politika oluşturma sürecine destek verilecek.
Proje uyarınca 81 ilde 100 KSS semineri düzenlenecek.
Bu habere dair podcast yayınlarını dinlemek için aşağıdaki linklere tıklayınız.
Podcast 49 | 21 Mayıs 2012 - KSS Alanında Önemli Bir Çalışma (Audio) (Program Metni)
Podcast 38 | 05 Mart 2012 - Kurumsal Sosyal Sorumluluk (Audio) (Program Metni)
Sadece tarım odaklı faaliyetlerin gıda güvensizliğini ortadan kaldırmaya yetmeyeceğinin altını çizen rapor, kırsal altyapıdan sağlık hizmetlerine, yeni toplumsal koruma şekillerine ve yerel toplulukların güçlendirilmesine birçok sektörü kapsayan yeni yaklaşımların uygulanması gerektiğini vurguluyor.
Daha güçlü yerel hükümetler ve sivil toplum grupları kanalıyla yoksul ve savunmasız durumdaki insanların sesinin daha iyi duyulması da herkesin gıda güvenliğinin sağlanması için gerekli.
Rapor, aynı zamanda, kıtada değişimin hızlanması ve yeni gözlenmeye başlanan ekonomik canlılık harekete geçmek için bir fırsat teşkil ettiğini belirtiyor.
Afrika İnsani Gelişme Raporu’nu http://www.afhdr.org/ adresinden bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Raporun önsözünde yazarlar, “Afrika’nın hızla artan genç nüfusu için üretken istihdam yaratmak gerçekleştirilmesi çok zor olmakla birlikte gelecekte refaha erişmek için de en temel gereksinimdir,” diyor.
Afrika Kalkınma Bankası, OECD Kalkınma Merkezi, Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu (UNECA) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ile ortaklaşa yazılan raporda, gelecekte büyümenin sağlanması için genç nüfusun bir fırsat olduğu belirtiliyor.
2000 ve 2008 yılları arasında, dünyanın diğer ülkelerini katlayan ekonomik büyüme oranlarına ve daha iyi eğitimli gençlerin yetişmesine rağmen, Afrika’da 15-24 yaşlar arasındaki gençler için sadece 16 milyon iş yaratıldı.
Bugün, kıtanın işsizlik oranının %60’ını gençler oluşturuyor. Sayıları 40 milyonu bulan bu gençlerin, çoğunluğu kadınlar olmak üzere, %22’si iş aramayı bırakmış.
2012 Yıllık Afrika’nın Ekonomik Görünümü Raporu, kıtadaki 54 ülkenin 53’ündeki ekonomik, sosyal ve siyasi gelişmeleri kapsıyor.
Rapor, Avrupa Birliği ve Afrika, Karayip ve Pasifik Ülkeleri’nin (ACP) finansal desteğiyle yayımlandı.
İstatistikleri ve tek tek ülkelerin performanslarını içeren raporun tümüne bu adresten erişebilirsiniz: http://www.africaneconomicoutlook.org/en/
[BAGLANTILAR]
Çalıştay, Ankara’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’nde gerçekleştirildi.
Çalıştay, Türkiye'de Enerji Verimli Cihazların Piyasa Dönüşümü Projesi (EVÜdP) kapsamında görevlendirilen uluslararası danışmanların Piyasa İzleme Sistemi, AB Ekotasarım ve Enerji Etiketleme mevzuatının Türkiye’de uygulanması ve Test ve Uygunluk Değerlendirme Altyapısı konularında hazırladıkları raporlarda yer alan tavsiyeler ve ileriye dönük atılacak adımlar konusunda ilgili taraflar arasında mutabakat sağlanmasını amaçladı.
Çalıştaya kamu ve özel sektörden 40’a yakın kişi katılım sağladı.
Çalıştayda, EVÜdP Projesi tarafından önerilen mevzuat değişiklikleri, piyasa izleme sistemi ve test altyapısının geliştirilmesine yönelik yatırım planı ile proje dönemi içinde uygulanacak Piyasa Gözetim ve Denetim Planı ilgili taraflarca kabul edildi.
Sistem, Türkiye’de enerji verimliliği politikalarının daha sağlıklı geliştirilmesi ve uygulanması amacıyla, Enerji Verimli Cihazların Piyasa Dönüşümü Projesi (EVÜdP) kapsamına giren ve enerji etiketleme ve eko-tasarım mevzuatına tabi ürünlerin enerji sınıfları ve satış ağırlıklı ortalama enerji tüketim değerleri bazında Türkiye’deki yıllık satış hacimlerinin, enerji tüketimlerinin ve bu tüketimden kaynaklanan sera gazı salımlarının takibi için kurulmuştu.
Piyasa İzleme Sistemi, gerekli verilerin toplanması ve sistemin doğru işletilmesi kaydıyla, gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da bir ilk olacak.
Piyasa İzleme Sistemi'nin doğru anlaşılması ve işletilmesi için konu ile ilgili personelin eğitimi önem taşıyor.
Eğitime Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’nün Ölçme Değerlendirme İzleme ve Denetim Şubesinde görevli personel tam kadro halinde katıldı.
Eğitime AB mevzuatının uyumlaştırılmasından sorumlu Sanayi Genel Müdürlüğü Elektrik-Elektronik Sanayi Şubesi ve bu mevzuat kapsamında ürünlerin Piyasa Gözetim ve Denetiminen sorumlu Sanayi Ürünleri Güvenliği ve Denetimi Genel Müdürlüğü personeli katıldı.
Bu eğitimle, BSTB merkez personelinin AB Ekotasarım ve Enerji Etiketleme Direktifleri konusunda ilk kez bilgi alması sağlandı.
Eğitim, BSTB’nin İl Müdürlüklerinde görev yapan Piyasa Denetçileri için periyodik olarak gerçekleştirdiği mevzuat uygulama güncelleme eğitimlerinin sürekliliğini sağlayacak.
Eğitim, Haziran 2012’de planlanan ve İngiltere Piyasa Gözetim ve Denetim Kurumu Ulusal Ölçüm ofisi tarafından verilecek BSTB merkez personelinin Piyasa Gözetim ve Denetim Program Yönetimi Eğitimi ile desteklenecek.
Eğitime BSTB’nın çeşitli İl Müdürlüklerinde görev yapan 60’ı aşkın Piyasa Denetçisi katıldı.
Eğitim programı ile BSTB Piyasa Denetçileri AB Ekotasarım ve Enerji Etiketleme Direktiflerinin uygulaması konusunda ilk kez eğitim alıyor.
Piyasaya arz edilen ürünlerin enerji verimliliği açısından beyan edilen değerlerinin ve enerji sınıflarının doğruluğunun kontrolü ilgili mevzuata uyumun sağlanması açısından önem taşıyor.
Bu nedenle, BSTB tarafından piyasada gerçekleştirilen denetimlerin, mevzuat uygulaması konusunda yeterli eğitime sahip denetçiler tarafından yapılması gerekiyor.
Eğitimlerin başlangıçta 3 grup halinde toplam 200 denetçiye verilmesi planlanmıştı.
Ancak BSTB merkez ve il müdürlüklerinden gelen yoğun talep nedeniyle ilave bir grup daha açılmasına karar verildi.
Diğer grupların eğitim tarihleri şöyle:
Grup 2: 28-30 Mayıs 2012
Grup 3: 11-13 Haziran 2012
Grup 4: 18-20 Haziran 2012
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, UNDP, XPS Derneği ve B-Plas firmasının ortak katılımı ile iki yıl süren projede katılımcılar, XPS üretim süreçlerinde yeni yöntemler denediler.
Homojen hücre yapısına sahip, ısı yalıtımı amacıyla üretilen ve kullanılan köpük malzemeler, kısaca XPS olarak anılıyor.
Pilot üretici olarak B-Plas’ın üretim hatlarının kullanıldığı projede taraflar, Bursa, Ankara ve İstanbul’da çeşitli uygulama çalışmaları ve toplantılara katıldı.
Süreç zarfında projenin teknik sonuçları XPS Derneği üyesi firmalarla paylaşıldı.
XPS Derneği, Türkiye’de ısı yalıtımı yolu ile binalarda enerji verimliliğine dikkat çekmeyi hedefliyor.
Dernek, ayrıca yalıtım sektörü ile AB Standartlarında üretim konusunda bilgi paylaşımını da hedefliyor.
Türkiye, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında taraf olduğu protokoller gereği sera gazı salımının azaltımı ile ilgili birçok projeyi UNDP ile yürütüyor.
Küre Dağları Milli Parkı’nda uygulanan Küresel Çevre Fonu destekli Orman Koruma Alanları Yönetimi’nin Güçlendirilmesi Projesi, Haziran ayında Brezilya’da düzenlenecek olan Rio+20 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda, Sürdürülebilir Kalkınma ve Yeşil Ekonomi uygulamalarıyla Türkiye’yi temsil edecek olan en iyi 25 uygulamadan biri olarak seçildi. İşte bu bölümde, bu projeden ve projenin niçin bu en iyi 25 uygulama arasında olduğundan söz edeceğiz.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Küre Dağları Milli Parkı’nda uygulanan Küresel Çevre Fonu destekli Orman Koruma Alanları Yönetimi’nin Güçlendirilmesi Projesi, Haziran ayında Brezilya’da düzenlenecek olan Rio+20 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda, Sürdürülebilir Kalkınma ve Yeşil Ekonomi uygulamalarıyla Türkiye’yi temsil edecek olan en iyi 25 uygulamadan biri olarak seçildi. İşte bu bölümde, bu projeden ve projenin niçin bu en iyi 25 uygulama arasında olduğundan söz edeceğiz. Konuğum Orman Koruma Alanları Yönetimi’nin Güçlendirilmesi Projesi’nin Yönetici Yardımcısı Yıldıray Lise. Hoşgeldiniz.
Yıldıray Lise (Y.L.): Hoşbulduk.
UNDP Türkiye: Daha önce sizinle aynı konu üzerinde konuştuğumuzda hem Rio+20 öncesinde en iyi uygulamalara müracaat aşamasındaydınız, hem de Küre Dağları Milli Parkı, önemli bir ağ olan Pan Parks ağına adaydı. Küresel Çevre Fonu destekli Orman Koruma Alanları Yönetimi’nin Güçlendirilmesi Projesi en iyi uygulamalardan biri olarak seçilirken, Küre Dağları da Pan Park ağına kabul edildi. Haziran ayında Brezilya’da düzenlenecek olan Rio+20 için neden sizin projeniz seçildi?
Y.L.: Projemiz 2008 yılında başlayan ve Küresel Çevre Fonu’nun desteklediği çok ortaklı bir proje. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Ofisi ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı ortaklığında yürüyen bir proje. Bu projenin hem çevresel, hem sosyal, hem de ekonomik olarak gözle görülür birçok yararı oldu. Korunan alandaki bir milli parkta çalıştık ama çevresindeki yöre halkının kalkınması için de başta sürdürülebilir turizm ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı olmak üzere birçok ekonomik yarar elde edildi. Bu yüzden de çalışmamızın bu süreçte başarılı olduğunu düşünerek Orman ve Su İşleri Bakanlığı adına projemizi Rio+20 seçmelerine sunduk ve o da kabul edildi. Çevresel, sosyal ve ekonomik çıktıları bakımından örnek bir çalışma olduğu için de ödülü aldık.
UNDP Türkiye: 2008 yılından bu yana sürdürülen bu proje ile hem en iyi 25 proje içinde yer aldınız hem de Küre Dağları Pan Parks ağına kabul edildi. Pan Parks ağına katılabilmek için kriterler nelerdir?
Y.L.: Pan Parks Ağı, Korunan Alanlar Ağı demek. Avrupa’daki korunan elit alanlara verilen bir bu sertifika, Küre Dağları Milli Parkı da dahil olmak üzere tüm Avrupa’da 13 tane korunan alana verildi. Bu ağa katılabilmek için beş temek kriter var. Birincisi; alanın zengin bir doğal mirası olması ki Küre Dağları Milli Parkı hem küresel hem de ulusal öneme sahip olduğu için bunu zaten sağlıyor. İkincisi; alanda yapılan etkin bir planlama ile doğal bir yönetimin olması. Bunu da projemiz sayesinde sağlamış olduk.Üçüncüsü; ziyaretçiler için parkurlar ve merkezler kurularak etkinliklerin düzenlenmesi. Bu kriter için de planlamamızı bitirdik ve yıllardır da uygulamalarımız sürüyor. Dördüncüsü de alanın çevresinde de sürdürülebilir bir turizm stratejisi oluşturulması ki; Pan Parks’ın en güçlü yönlerinden biri bu. Amacımız doğayı korurken çevresinde de sürdürülebilir bir turizm uygulaması yapılması. Beşincisi ise yöresel ortaklıklar. Korunan alan sertifika aldıktan sonra çevresinde yer alan ve konaklama, yemek, ulaşım, rehberlik gibi alanlarında hizmet veren işletmeler de belli standartlara ulaştığı zaman sertifika alabiliyor. Bu süreç için de, yerelde kurduğumuz geniş katılımlı bir Pan Parks grubu tarafından bölgesel standartlar oluşturuldu ve uygulamalara geçildi.
UNDP Türkiye: Küre Dağları Milli Parkı, şu ana kadar Türkiye’den Pan Parks ağına kabul edilen ilk ve tek milli park, değil mi?
Y.L.: Evet.
UNDP Türkiye: Şu soru gündeme geliyor: Küre Dağları Milli Parkı Pan Parks sertifikasını aldı fakat bu Türkiye’ye ne kazandıracak?
Y.L.: Bu, Avrupa’da çok az bu şekilde korunan alan olduğu için ulusal bir prestij ve tanınırlık sağlıyor. Tanıtımı arttıkça, gelecek turist sayısında uzun vadeli bir artış gözlemleniyor. Sertifika alabilmesi için gerçekleştirilen kriterler sayesinde de alanın uluslararası standartlarda yönetimi ve izlenmesi de mümkün oluyor. Böylece bölge, uluslararası standartlarda iyi yönetilen ve güçlü sürdürülebilir turizm uygulamalarının yapıldığı yerlerden biri hâline geliyor. Aynı zamanda, başta pansiyonculuk olmak üzere yöredeki ekonominin canlanması açısından büyük önem taşıyor.
UNDP Türkiye: Türkiye’de toplam kaç milli park var?
Y.L.: Türkiye’de şu an 41 tane milli park var.
UNDP Türkiye: Türkiye’deki bütün milli parklar sizin yönteminizi izleyerek aynı sonuçlara ulaşabilir durumda mı?
Y.L.: Pan Parks’daki kriterlerden biri alanın 10.000 hektar ve bakir olması. Türkiye’de bu koşulu sağlayan 5 ya da 10 tane korunmuş alan bulunabilir. Anacak bu projeden elde ettiğimiz deneyimleri diğer parklarda da uygulamak için çalışmalarımız başladı.
UNDP Türkiye: Hangi parklar için çalışmalarınız başladı?
Y.L.: Örneğin Kaçkarlar ve Aladağlar’da ilgili çalışmalar sürüyor. Her ikisi de uygulama çalışmalarıyla Pan Parks Sertifikası alabilecek nitelikteki yerler.
UNDP Türkiye: Projenizin önemli hedeflerine ulaşmış vaziyette ve artık sonuna doğru yaklaşıyorsunuz. Projenin ardından Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) desteği sürecek mi? Bu konuda yeni projeler gündeme gelebilir mi?
Y.L.: Bizim projemiz Küresel Çevre Fonu destekli ve Küresel Çevre fonu bir kere fon verdiği yere bir daha fon vermiyor. Ancak Küre Dağları 2000 yılında ‘Milli Park’ ilan edildi ve o zamandan bu yana Küresel Çevre Fonu’nun Küçük Hibeler Programı sürekli olarak alandaki sivil toplum kuruluşlarını destekliyor. Bu nedenle bu gibi desteklerin ileride de süreceğini düşünüyorum. Aynı zamanda Doğal Hayatı Koruma Vakfı da Milli Park Teşkilatı ve STK’lar ile alanda yoğun çalışmalar yapıyor. Son dönemde Bartın ve Kastamonu’da bölgesel kalkınma ajansları da açıldı.
UNDP Türkiye: Dolayısıyla sizin izlediğiniz yol haritası, aldığınız dersler ve çıkan sonuçlar diğer projelere de uygulanması açısından bir örnek sunuyor. Bu proje yalnızca Türkiye’deki değil birçok benzer ülkedeki projelere örnek olabilecek nitelikte. Türkiye’yi temsil edecek en iyi 25 uygulamadan biri olarak seçilen projeniz için, Orman ve Su İşleri Bakanlığı adına Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdür Yardımcısı Sayın Mustafa Akıncıoğlu 20 Nisan’da gerçekleştirilen törende ödülünüzü aldı. Bu ödülü almanız neyi ifade ediyor? Rio’ya giderek projenizi sunacak mısınız?
Y.L.: Rio’da Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına yapılacak olan sunumlar var. Fırsatımız ve zamanımız olursa, biz de projemizi temsilen gitmek üzere hazırlıklarımızı yapıyoruz. Ancak biz gidemesek de, hem İngilizce hem Türkçe olarak bu 25 proje ilgililere sunularak, deneyimlerin geniş bir dağıtımı yapılacak.
UNDP Türkiye: Rio+20 dışında, bu deneyimlerinizi uluslararası düzeyde paylaşma konusunda başka çalışmalarınız da oluyor mu?
Y.L.: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Bölgesel Ofisi Bratislava’da. Bu ofisle sürekli olarak yazışıp, deneyimlerimizi onların çıkardığı kitapçıklarda ve kurdukları platformlarda paylaşıyoruz. Özel olarak belirtmek gerekir ki; Küre Dağları Milli Parkı Türkiye’de kendi internet sitesi olan tek milli park. Parkın kendi web sitesinde de İngilizce ve Türkçe olarak yayınlarımızı yaparak deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Ayrıca YouTube, Vimeo, Flickr, Twitter, Facebook gibi sosyal medya olanaklarını da kullanıyoruz.
UNDP Türkiye: Daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler Küre Dağları Milli Parkı’nın web sitesi kdmp.gov.tr adresini ziyaret edebilirler. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin Rio+20’de temsil edileceği projelerden biri olarak seçilen ve aynı zamanda Pan Parks ağına dâhil olan Küre Dağları Milli Parkı, havanın en uygun olduğu yaz ve sonbahar aylarında ziyaret edilebilir.Konuğum Uzman Biyolog Yıldıray Lise idi, Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesinin Yönetici Yardımcısı. UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu bölümünün de böylece sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu – Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!
Bu bölümde, kurumsal sosyal sorumluluk kavramı ve buna bağlı olarak KOBİ’leri küresel anlamda daha rekabetçi kılmayı hedefleyen bir çalışmadan söz edeceğiz.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde, kurumsal sosyal sorumluluk kavramı ve buna bağlı olarak KOBİ’leri küresel anlamda daha rekabetçi kılmayı hedefleyen bir çalışmadan söz edeceğiz. Konuğumuz UNDP’nin proje ortaklarından olan Marmara Rotary Kulübü Dönem Başkanı, Sürdürülebilir Rekabetçi Türkiye Projesi Komite Başkanı ve Yönetim Danışmanları Derneği Başkanı Tülin Seçen. Öncelikli sorumuz: Sürdürülebilir Rekabetçi Türkiye Projesi nedir ve neyi hedeflemektedir?
Tülin Seçen (T.S.): Sürdürülebilir Rekabetçi Türkiye Projesi, ekonominin temelinde olan küçük, orta ve büyük işletmeleri kurumsal sosyal sorumluluk prensipleri doğrultusunda yönlendiren bir proje. Hedefi, işletmelerin iyileştirilip, sürdürülebilir kılarak yarattıkları katma değerin toplumla bütünleştirilmesi.
UNDP Türkiye: Rotary Kulüplerinin, Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni imzalamasına siz öncülük ettiniz. Sadece imzalamakla kalmayıp bu sözleşmenin ilkelerini ve kurumsal sosyal sorumluluk anlayışını Anadolu’da yaygınlaştırmak için de bu projeyi başlattınız. Projenin faaliyetlerinden de biraz söz eder misiniz?
T.S.: Proje faaliyetlerindeki temel amacımız, Türkiye’deki küçük ve orta ölçekli işletmelerin kurumsal sosyal sorumluluk ilkelerini anlamaları ve bu ilkeler doğrultusunda faaliyetlerini gözden geçirerek daha kurumsal, daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşmaları.Bu kapsamda, tüm illerdeki Ticaret ve Sanayi Odaları ile işbirliği yapıyoruz. Onlar, belirlenen tarihlerde veri tabanlarındaki üyeleri davet ediliyorlar ve onlara bizim komitemizden seçilmiş olan eğitmen arkadaşlarımız eğitimler veriyor. Bu eğitimlerde, kurumsal sosyal sorumluluk ilkeleri, Küresel İlkeler Anlaşması, bu doğrultuda yapılan faaliyetlerin işletmelere katkıları ve elde edecekleri faydalar anlatılıyor. Uygun olan ilkeleri süreçlerine katabilecek durumda olan işletmelerin Küresel İlkeler Anlaşması’nı imzalamalarını sağlıyor ve gelişim sürecinde de onlara yardımcı oluyoruz.
UNDP Türkiye: Kurumsal sosyal sorumluluk kavramı, hayatımıza günden güne daha fazla giriyor. Birleşmiş Milletler’in Küresel İlkeler Sözleşmesi, kurum ve kuruluşların bu ilkeler doğrultusunda faaliyetlerini yapacaklarına dair verdikleri bir taahhüt.Türkiye’deki Rotary Kulüpleri, sizin öncülüğünüzde bu sözleşmeyi imzalama yarışına girdiler. Yapmış olduğunuz proje yoluyla Anadolu’daki pek çok KOBİ de bu kavramlarla tanışıyor. Bazıları da kendi faaliyetleri kapsamında bu ilkeleri uygulamayı taahhüt edecekler. Şu ana kadar nereleri gezdiniz ve Anadolu’da ne gibi eğitimler verdiniz?
T.S.: İlk olarak Gebze’de otomotiv yan sanayine yönelik olarak çalıştık. Küresel İlkeler Anlaşması’nın ne olduğunu, kurumsal sosyal sorumluluğun ne olduğunu ve bu anlamda firmaların ne yapması gerektiğini anlattık. Ardından, Gaziantep’te, Gaziantep Ticaret Odası üyeleri için bu semineri devam ettirdik. Arkasından Eskişehir, Antalya, Adana, Kastamonu, Samsun ve Edirne Ticaret ve Sanayi Odaları’yla işbirliği yaptık. Bunun dışında, turizm sektörüne yönelik olarak da faaliyetler içerisinde bulunduk.
UNDP Türkiye: Bu proje, kurumsal sosyal sorumluluk farkındalığının artması, sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleşmesi ve toplumsal alanda başarıya ulaşmak için çok önemli bir proje. bu hususta geliştirilen bu eğitim programını Anadolu’daki işletmelere ücretsiz olarak sunuyorsunuz. Bundan sonraki programınızda hangi kentler yer alıyor?
T.S.: 2012 yılı sonuna kadar 50 tane seminer gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Sıkı bir planlama yapmaya özen göstersek de, eğitmenlerimiz bunu gönüllülük esasına dayalı olarak yaptığı için onların programı da bizim için önem arz ediyor. Programımızda şu an için Mersin, İstanbul, Konya ve Kayseri Sanayi ve Ticaret Odaları var.
UNDP Türkiye: Projenin 2013 yılı Nisan ayına kadar devam etmesi planlanıyor, değil mi?
T.S.: Evet, ancak bu süreç aşılabilir de.
UNDP Türkiye: Rotary Kulüpleri’nden seçilen gönüllülerle bir Kurumsal Sosyal Sorumluluk Komitesi kurdunuz. Bu komite kapsamında strateji geliştirip uygulamalar yürütüyorsunuz. Gönüllü eğitmen olarak da görev yapan komite üyeleri, deneyimli iş adamlarından, akademisyenlerden, girişimcilerden ve profesyonel yöneticilerden oluşuyor. Bu kişilere birkaç örnek verebilir misiniz?
T.S.: Bu proje, dünyanın en önemli sivil toplum girişimlerinden olan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Rotary Kulübü’nün ortaklaşa başlattığı bir proje. Rotary, iş dünyasının en seçkin ve belli bir statüye gelmiş olan temsilcilerinden oluşan ve birikimleri ile topluma faydalı olmaya gayret gösteren bir topluluk. Rotary’nin misyonuyla çok örtüşen bu programı Türkiye’de bir ilke imza atıldı. 20 kişiden oluşan bir Eğitim ve Danışmanlık Komite’miz var. Bu komite eğitimlerden geçirildi ve şimdi bu işi başarıyla sürdürüyor. Bu komitede Semra Baysan, Ulya Selçuk, Osman Taşlıca ve Özcan Albak gibi değerli isimler var. Bizzat ben de birçok eğitim ve projeyi yürüterek danışmanlık faaliyetlerinden bulunuyorum.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Rotary’nin misyon ortaklığından söz ettiniz. Rotary’den de biraz bahsedelim. Rotary’nin misyonu ve bu projeye dahil olmasındaki motivasyonu nedir?
T.S.: Misyonu, toplumdan aldığını topluma geri vermek. Rotary, iş dünyasında belli bir seviyeye gelmiş ve entelektüel kişilerin, kendilerini topluma mal edecekleri sürdürülebilir projeler yaratmak adına bir araya geldikleri bir topluluk. Türkiye’deki kurumsal sosyal sorumluluk bilinci belli bir seviyeye getirildiğinde, bu misyon, kurum ve kuruluşların ortak paydası haline gelebilir. Birleşmiş Milletler’in Binyıl Kalkınma Hedefleri kapsamındaki tüm hedefleri, Rotary’nin hedefleriyle birebir örtüşüyor.
UNDP Türkiye: Rotary’nin üye profilini oluşturan bilinçli bireyler, güçlü bir motivasyonla bu çalışmaya katılıyorlar ve Türkiye’nin dört bir tarafında eğitimler vermeye devam ediyorlar. Birleşmiş Milletler ve yerel odalarla beraber yürüyen bu çalışmanın tüm dünyaya da bir model olabileceğinin altını çizerek bu bölümü noktalayalım. Konuğumuz da İstanbul’dan programımıza telefon bağlantısıyla katıldı. Sayın Tülin Seçen, Rotary 2420. Bölge Sürdürülebilir Rekabetçi Türkiye Projesi’nin Komite Başkanı ve Rotary Marmara Kulübü’nün Dönem Başkanı. Böylece bu bölümümüzün de sonuna gelmiş oluyoruz. Programımızı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu – Radyo İlef Stüdyosu’nda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!
Bu bölümde, Türkiye’de kadın işsizliğinden bahsedeceğiz.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Bu bölümde, Türkiye’de kadın işsizliğinden bahsedeceğiz ve konuğum Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde Araştırma Görevlisi Canet Tuba Sarıtaş. Hoşgeldiniz.
Canet Tuba Sarıtaş (C.T.S.): Merhabalar.
UNDP Türkiye: Kısa süre önce, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde “Genç Kadın Emeği ve Sermaye Arasındaki Pazarlık: Devlet, Emek Piyasası ve Aile Bağlamında Bir İşsizlik Analizi” başlığını taşıyan bir araştırma yaptınız. Türkiye’de eğitimli genç kadınlar niye işsiz kalıyor?
Canet Tuba Sarıtaş (C.T.S.): Ben bu nedenleri araştırırken çalışmamı bir model üzerine oturttum. Öncelikle, genç işsiz kadın ile işveren karşı karşıya geldiğinde gerçekleşen pazarlık sürecini inceledim. Çünkü, hem işsiz kadının iş ararken kendine göre kriterleri var hem de işverenin elemanında aradığı kriterler ve kadın emeğini algılama şekli var. Bu kriterler bazında bir işsiz kadın ile işveren arasında bir pazarlık süreci başlıyor. Bu pazarlık sürecini, devleti, aile yapısını, işgücü piyasasını ve özellikle 80 sonrası dönüşümleri değerlendirerek makro boyutta ele almak gerekiyor.
UNDP Türkiye: Sizin araştırmanıza gör, yeni mezun olmuş genç bir erkekle genç bir kadın aynı işverenin önüne geldiğinde, genç kadın genç erkeğe göre pazarlık konusunda neden dezavantajlı oluyor?
C.T.S.: Öncelikle genç ve işsiz bir kadınla işverenin karşı karşıya geldiklerinde hangi kriterlere göre hareket ettiklerine bakalım. Genç ve işsiz kadınlarla yaptığım görüşmelerde şu çıktıları elde ettim: genç kadınlar, geç saatte çıkmaları gereken, erkeklerin yoğun olduğu, bir erkekle baş başa kalacakları ve iş seyahatlerine çıkmaları gereken işlerde çalışmak istemiyorlar. İstedikleri tam zamanlı, masa başı ve güvenceli bir iş. Yani genç kadınlar için güvence, maaş miktarından önce geliyor. Ancak evli ve çocuklu kadınlar için hafta sonu tatili, çocuğun masraflarını karşılayacak düzeyde bir maaş almak gibi başla kriterler de devreye girebiliyor. Özellikle sıkça karşılaşılan bir konu çocuklarının kreş problemi. Yani çalışacakları işyerinin kreş imkânı sağlayıp sağlamaması, eğer sağlamıyorsa kazanacakları paranın dışarıdan bu hizmeti satın almaya yetip yetmeyeceği meselesi. Bu çocuklu bir kadının bir işi kabul edip etmemesinde önemli bir rol oynuyor. Ancak takdir edersiniz ki bu kriterler özel sektördeki çalışma koşullarına çok fazla uymuyor.
UNDP Türkiye: İşveren açısından baktığınız zaman, genç erkeğin tercih edilme sebepleri de bu anlattıklarınız üzerinde mi yoğunlaşıyor?
C.T.S.: Tabii ki, genç bir erkek işverenin karşısına geçtiğinde, onlar için kreş olup olmaması, evli olmak, çocuklu olmak, geç çıkmak, erken çıkmak, işin eve uzak olup olması gibi kriterler kadınlar kadar önemli olmuyor. Aslında eşitsizliği yaratan nokta da bu. Çünkü, işverenler kadınları bu kriterlerinden dolayı seçici ve aslında çalışmak istemeyen kimseler olarak görüyor. İşverenler de” Biz iş veriyoruz ama kimse başvurmuyor, zaten kadınlar hiç başvurmuyor.” diye kendilerini savunuyorlar. Kadın emeğini mobil ve esnek bir emek olarak görmüyor; kadınların profesyonellikten uzak ve duygusal davrandıklarını söylüyorlar. Ayrıca kadınların işe geç gelip erken çıkma eğiliminde olduklarını, sürekli izin ve rapor aldıklarını, “Çocuğu kreşe bırakmam gerekiyor”, “Çocuğu almam gerekiyor”, “Çocuğun toplantısı var”, “Çocuğum hasta” gibi durumlarda bahaneler yarattıklarını belirtiyorlar.
UNDP Türkiye: Bunların hepsinin objektif olduğunu söyleyemeyiz; elbette bazıları da subjektif gözlemler.
C.T.S.: Herkes için geçerli değil ama biz bütün verilerimize farklılıkları yansıtmak durumundayız. Yani biz sadece ortak olan ya da öne çıkanları değil, bütün verileri yansıtmak durumundayız.
UNDP Türkiye: Siz bu çalışmanızda ön yargılar da dâhil olmak üzere, bütün görüşleri yansıtıyorsunuz. Peki, çalışmanız içinde kadının iş hayatındaki gidişatını tarif ederken “M” şeklinden söz ettiniz. Bu ne anlama geliyor?
C.T.S.: Bu neden özellikle genç kadın işsizliği üzerine odaklandığımın bir açıklaması. Çünkü Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı “M” şeklinde bir eğilim gösteriyor. Bu şu demek; özellikle genç kadınlar yoğun bir şekilde işgücü piyasasına katılıyor; fakat daha sonra doğum veya evlenme nedeniyle piyasadan çekiliyor; ve çocuk belli bir yaşa geldikten sonra da piyasaya ekrar giriyorlar. Ama bu piyasaya geri girme sayısı genç kadınlarda daha az gerçekleşiyor. Ancak, Türkiye’de kadın işgücü aslında büyük oranda genç kadın işgücüdür. Dolayısıyla bu anlamda genç kadın işsizliği önemli bir problem ve özel politika üretilmesi gereken bir alandır.
UNDP Türkiye: Bu “M” şeklindeki grafik de onu gösteriyor ki; belli bir süre sonra birçoğu istihdam piyasasından zaten çekilmiş oluyor. Sağa doğru gidildikçe o “M”nin tepecikleri küçülüyor çünkü geri dönenlerin sayısı giderek azalıyor, değil mi?
C.T.S.: Evet, çünkü işveren kadın emeğini uçucu bir emek olarak görüyor. Çünkü Türkiye’de, kreş imkânı gibi çocuk bakımı meseleleri çok önemli. Kadınlar, kreş imkanı sunmayan işyerlerinde veya bu hizmeti dışarıdan almalarını sağlayacak kadar maaş ödemeyen işyerlerinde çalışmak istemiyor.
UNDP Türkiye: Bu çalışmanın, kentsel emeğe, sanayi ve hizmet sektörüne odaklanan bir çalışma olduğunu söyleyebilir miyiz yoksa kırsal kesime de hitap ediyor mu?
C.T.S.: Kentlerde işsizlik oranı yüksek olduğu için özellikle kent odaklı bir çalışma. Çünkü tarım sektörü kadın yoğun bir sektör; oralarda özellikle ücretsiz aile işçiliği şeklinde kadınların istihdamı daha yoğun bir şekilde var. Bu nedenle, kentsel alanda, özellikle tarım dışı işsizlik oranları bakımından genç kadınların çok daha dezavantajlı olduğu söylenebilir. Örneğin bu ay Hanehalkı İşgücü Anketleri ile işsizlik oranları açıklandı. Açıklanan veriler 2012 Ocak ayı verileriydi. Genç kadınların tarım dışı işsizlik oranlarının %23.6, kentlerde de %23.2 olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, kentsel genç kadın işsizliği oranı büyük önem arz ediyor. Özellikle kentsel alanlarda yeni işler yaratmaya yönelmek gerektiğini söyleyebiliriz.
UNDP Türkiye: Karşılaştırmalı olarak erkek ve kadınlar arasındaki işsizliği vurgulamak da iyi olabilir.
C.T.S.: Genç erkeklerde kentsel işsizlik oranı %18.8 iken bu oran genç kadınlarda %23.2. Aralarındaki boşluk ciddi boyutta bir toplumsal cinsiyet eşitsizliğine işaret ediyor. Ayrıca, diğer yaş grubundaki kadınlara göre genç kadınlar daha dezavantajlı. Eğitim meselesi de çok önemli. Eğitimli olmak, işgücüne katılmayı arttıran, bunu motive ve teşvik eden bir etmen.
UNDP Türkiye: Oluşturduğunuz model üzerinde yargılara varırken ortalamaları baz alıyor olmanıza karşı çıkanlar da oldu mu? Örneğin “Ben iş hayatında böyle bir sorunla karşılaşmadım, erkek adaylarla eşit koşullarda çalışabildim,” diyen, Türkiye’de kentlerde yaşayan kadınlarla da karşılaştınız mı yoksa hepsinde aynı yargılarla mı karşılaştınız?
C.T.S.: Eğitim ve sosyoekonomik düzeyinden bağımsız olarak bu kriterlerin geçerli olduğunu söyleyebilirim. Çok nitelikli ve eğitimli bir kadın da çok erkeğin olduğu bir ortamda çalışırken tereddüt edebilir. Görüştüklerim arasında iş arayan yüksek lisans mezunları da vardı. Onların bile değil çalışmak, iş görüşmesine giderken bile tereddüt ettiklerini; gazetedeki ilanlara güvenmediklerini; internette bir ilan gördüklerinde ancak firmanın web sayfasını görebiliyorlarsa, o görüşmeye gittiklerini; semtine göre iş görüşmesine gittiklerini öğrendim, Yani bunları yüksek lisans mezunu insanlar da yapıyor. Bir de tam tersi açıdan da bakarsak, örneğin görüştüğüm biri duldu, 2.5 yaşında bir çocuğu vardı ve ekonomik güçlüğü ciddi boyuttaydı. Burada bekleriz ki hiçbir kriter olmasın, ama hayır onun için bu kriterler çok daha ağırdı; çünkü duldu, boşanmış birisiydi ve toplumsal baskı altındaydı. Aile bireyleri de bu işe karışarak bir görüşmeye gidileceği zaman “Neresiymiş, kimmiş, nasıl bir yer?” demeleri, hatta bazen erkek arkadaşın, babanın da iş görüşmesine kadınla beraber gitmesi büyük bir dezavantaj oluyor. Çünkü işverende, kadının pasif olduğu ve tek başına bir şey yapamayacak durumda olduğu algısı oluşuyor. Kilit nokta bu. Kadın emeği, sadece iş piyasasında bir pazarlık sürecine dâhil olmuyor, aynı zamanda ailevi ve kültürel de bir mesele.
UNDP Türkiye: Bunların, tüm sosyoekonomik düzeylerden, tüm coğrafi bölgelerden ve tüm yaşlardan kadınların kısmen veya büyük ölçüde karşılaştığı problemler olduğu söylenebilir. Problemleri tespit etmek elbette önemli ama problemlerin çözümüne odaklanmak da bir o kadar önemli. Bu karşılaşılan güçlükleri gidermek için ne gibi politika önerileri gündeme gelebilir veya mevcut olanlardan hangileri gerçekten de bu sorunları hedeflemektedir?
C.T.S.: Yasal düzenlemelere baktığımızda, örneğin ayrımcılık İş Yasası’nın 5. maddesinde hiç kimseye cinsiyetinden dolayı ya da biyolojik faktörlerden dolayı ayrımcılık uygulanamayacağı söyleniyor. Fakat, bu, iş ilişkisi içerisindeki bir ayrımcılığı düzenleme şekli; işe alım sürecindeki ayrımcılık meselesi henüz İş Yasası’nda düzenlenmiş durumda değil. Bunun mutlaka düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yine kreş bakım ve yükümlülüklerinin nasıl düzenlendiğine bakmamız gerekiyor; bu da 88. maddede düzenleniyor. 150 ve üzeri kadın işçi çalışan işyerlerinin kreş ve gündüz bakımevi açma yükümlülüğü var. Fakat işveren çalıştırdığı kadın eleman sayısını 149’da bırakıp kadına yönelik bir ayrımcılık uygulayabiliyor. Bunun mutlaka toplam işçi sayısı üzerinden düzenlenmesi gerekiyor.
UNDP Türkiye: Yani “Çocuk bakımı yalnızca kadının görevi değildir” in bir şekilde altının çizilmesi gerekiyor. 150 ve üzeri çalışanı olan her yerin, her çalışma mekânının bir kreşe sahip olması lazım. Elbette bakım hizmeti dediğimiz zaman kastedilen yalnızca çocuk da değil.
C.T.S.: Evet, yaşlı ve engelliler de var.
UNDP Türkiye: Evlerde bakılan pek çok engelli ve yaşlıların yükü de kadınların sırtında olduğu için bu da önemli. Elbette pek çok şey var konuşulacak, zaman kısıtlı olduğu için hepsine giremiyoruz ama bu politika önerilerinin de bu çalışmada yer aldığını söylememiz gerek. Kadın çalışanların teşvik edilmesi yönündeki bazı yasal düzenlemelerin de bulunduğunu ve bunların var olan sorunları gidermeyi hedeflediğinin altını çizmemiz çok önemli.
C.T.S.: Ben teşekkür ederim.
UNDP Türkiye: Canet Tuba Sarıtaş, Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Araştırma Görevlisi konuğumuzdu ve UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu bölümünün de sonuna gelmiş bulunuyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu, Radyo İlef Stüdyosu’nda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden ve ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!
Bu bölümde, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yenilenebilir enerji kullanımı ve enerji verimliliğinin arttırılması projesinden söz edeceğiz.
UNDP Türkiye: Merhaba, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Bu bölümde, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yenilenebilir enerji kullanımı ve enerji verimliliğinin arttırılması projesinden söz edeceğiz. Konuğum Pelin Rodoplu, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nden Bölgesel Rekabet Edebilirlik Uzmanı. Hoşgeldiniz.
Pelin Rodoplu (P.R.): Hoşbulduk, teşekkür ederim.
UNDP Türkiye: “Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Yenilenebilir Enerji Kullanımı ve Enerji Verimliliğinin Arttırılması Projesi”. Uzunca bir isim ama anlattığımız zaman aslında yaşamla ne kadar bağlantılı olduğu ortaya çıkacak. 2007’den bu yana Güneydoğu Anadolu Projesi Bölgesi’nde bir rekabet gündemi mevcut ve bunun bir parçası olarak da bu ve bunun gibi projeler mevcut. Rekabet gündemi Güneydoğu Anadolu Projesi için ne anlama geliyor?
Pelin Rodoplu (P.R.): Rekabet gündemi, 2007’de Güneydoğu Anadolu Projesi için bir mihenk taşı diyebiliriz. Güneydoğu Anadolu Bölgesi Kalkınma Projesi 1989 yıllarına dayanıyor ama Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın GAP ile işbirliği 2000’li yıllara denk geliyor. 2002 yılında bölgede başlayan Girişimci Destekleme Merkezleri (GİDEM) Projesi’nin son döneminde, bölgenin güçlü yanlarını ön plana çıkarabileceğimiz bir çalışma ihtiyacı içinde olduk ve rekabet gündemi böyle başladı. 2007 yılı sonunda hazırlanan rekabet gündemi, GAP Bölgesi’ni sürdürülebilir medeniyetler beşiği vizyonu ile tanıştırdı.
UNDP Türkiye: “Rekabet” dediğimiz zaman, bir bölgenin veya bir yörenin diğer bölgelerle kıyaslandığında daha avantajlı olduğu yanlarının ön plana çıkarılmasını anlıyoruz. GAP Bölgesi için öne çıkan noktalar hangileri oldu?
P.R.: GAP bölgesi için öne çıkan en önemli noktalar; organik tarım, organik tekstil, ekoturizm, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği teknolojilerinin kullanımı ve bunlarda yerli üretime odaklanılması. Bu, aslında geniş bir vizyon çiziyor ve “yeşil büyüme” stratejisi dediğimiz stratejiye dayanıyor. Hem sürdürülebilir ekonomik kalkınma, hem de sosyal eşitlik anlamında daha yayılmacı ve daha kapsayıcı bir ekonomik kalkınmayı hedefliyor. GAP rekabet gündeminin geniş vizyonunu böyle anlatabiliriz.
UNDP Türkiye: Öne çıkan noktalar olarak bahsettiğiniz organik tarım, organik tekstil, ekoturizm ve yenilenebilir enerji üretimi bir yandan yeşil büyümeyi tarif ediyor. Bu alanlar için GAP Bölgesi’nde rekabetçi bir yeşil bir büyüme öngörülüyor. Organik tarım ve organik kümelenme bu işin bir ayağı. Bir diğer ayağı da ekoturizm aynı. Bu bölgede ne tür enerji üretimleri söz konusu?
P.R.: Yenilenebilir enerji derken aslında pek çok alternatifimiz var. Yenilenebilir enerji, hidroelektrik santrallerinden tutun güneş enerjisine; biyokütleden tutun biyoatık değerlendirilmesine kadar geniş bir çerçeve çiziyor. Ayrıca rüzgârı da işin içinde saymamız lazım ama GAP Bölgesi’nin potansiyeli dikkate alındığında özellikle güneş enerjisi ön plana çıkıyor. Çünkü GAP Bölgesi’nde, güneş enerjisinin özellikle tarımda, sulamada kullanılması gibi potansiyeller ve mevcut enerji kullanımının daha etkinleştirilerek enerji verimliliğinin arttırılmasını sağlayacak faydalar bulunuyor.
UNDP Türkiye: GAP Projesi’nin başlangıcından bu yana en önemli ilerlemenin enerji üretimi alanında olduğunu; buna karşın sulama konusunda istenen seviyede çok fazla ilerleme olamadığı yönünde birtakım görüşler mevcut. Siz bu projede rekabet gündemi kapsamında, enerji üretimiyle sulamayı birleştiren teknolojilere ağırlık veriyorsunuz, değil mi?
P.R.: Doğru. Aslında bütüncül bir yaklaşımla mevcutta yürütülen sistemin daha verimli olması ve daha uzun vadede sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya katkı sağlayacak bir şekle büründürülmesi diyebiliriz.
UNDP Türkiye: Neredeyse tüm Türkiye’nin elektrik ve enerji ihtiyacını karşılayabilecek bir potansiyeli olan bölgenin, kendi sulama ihtiyacını da güneş veya rüzgâr enerjisiyle karşılayabilmesi gerekiyor.Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve Enerji Verimliliğinin Arttırılması Projesi’nde 1. faz geride kaldı. Yaklaşık 3 seneye yayılan bir fazdan sonra şimdi 2. faza geçtiniz. 1. faz ve 2. faz arasında değişen nedir acaba? İlkinde tespit edildi ve ikincisinde uygulama mı yapılacak?
P.R.: Sonuçta ikisi de rekabet gündeminin oluşturduğu vizyon çerçevesinde devam eden projeler. 1. fazda, GAP Bölgesi’nde rekabet gücünün sürdürülebilir ve sosyal anlamda eşitlikçi bir şekilde arttırılması genel hedeflerimizden biriydi. 1. fazda bölgenin yenilenebilir enerji kaynakları nedir ve enerji verimliliği konusunda neler yapılabilir konularında hem uluslararası uzmanlardan faydalanıldı; hem yerelde kapsayıcı ve katılımcı bir süreçle bölge için yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği stratejisi ile eylem planlı oluşturuldu.
UNDP Türkiye: Eylem planı?
P.R.: Strateji ve stratejiyi hayata geçirebilmeye yönelik bir eylem planı. Strateji, tek bir kurumun uygulayabileceği bir şey olamaz. Çünkü bu, bölgesel bir proje ve bütün ilgili paydaşlar işin içerisinde yer aldı. Sonrasında da hepsi strateji ve eylem planının kabul edildiğine dair oybirliğine varıldı.
UNDP Türkiye: İlgili paydaşları açalım. Devlet kuruluşları, üniversiteler, yerel kalkınma ajansları ve sivil toplum kuruluşları olabildiğince işin içinde yer aldılar. 2. faza geçtiğiniz zaman da artık uygulama söz konusu.
P.R.: Aslında 1. faz daha çok stratejiyi ve eylem planını geliştirdi. Uluslararası deneyimlerden faydalanılmak üzere belli çalışmalar yapıldı. En önemli çıktılarından bir tanesi de bölgede bir Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Merkezi’nin kurulmasıydı. Bu kapsamda Harran Üniversitesi’yle birlikte çalışıldı ve Kalkınma Bakanlığı’na bir proje teklifi sunuldu Bölgeye hizmet etmek üzere, Harran Üniversitesi’nde bir “Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Merkezi”nin kuruluşu onaylandı.
UNDP Türkiye: Dikkatli takip edenler, Harran Üniversitesi’nde kurulan bu merkezin haberini basında epeyce yer aldığı için duymuş olabilirler.Bu merkez, Şanlıurfa Harran Üniversitesi’nde, Danimarka Teknoloji Enstitüsü’nün işbirliğiyle kurulacak olan bir merkez.
P.R.: Merkez, Kalkınma Bakanlığı’nın katkısı ve finansmanı ile kurulacak.
UNDP Türkiye: Yani projenin finansman desteği ülke içinden geliyor.
P.R.: Para, yerel para. Ama projenin başka bir ayağında, bu merkezin kurulması ve etkin bir şekilde rol alabilmesi için uluslararası ağlarla bağlantı kurulması gerekiyor. Merkezin tam adı: GAP YENEV Merkez.
UNDP Türkiye: YENEV değil mi? Yenilenebilir Enerji Merkezi.
P.R.: Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Merkezi, Danimarka Teknoloji Enstitüsü ile bir işbirliği anlaşması yaptı. Bu da çok yeni bir haber. Mart ayında yüksek katılımlı bir heyet Danimarka’ya gitti ve Kalkınma Bakanı Yardımcısı, GAP Başkanı ve Harran Üniversitesi Rektörünün de aralarında bulunduğu bir heyet bu işbirliği anlaşmasını imzaladı. Bu işbirliğinin kapsamında, kurulacak merkezin iş planının geliştirilmesi ve aynı zamanda merkezin bina tasarımının enerji dostu ve karbon emisyonu sıfıra yakın bir şekilde tasarlanması bulunuyor.
UNDP Türkiye: Verimlilik öncelikle kendi binasından başlıyor tabii.
P.R.: Evet, bu binanın örnek bir bina olması hedefleniyor. Sonuçta, Danimarka Teknoloji Enstitüsü’nün de bu konuda tecrübesi çok önemli. Bu kurum, Avrupa’da ve özellikle Danimarka’da yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği konusunda uzun yıllardır çalışıyor.
UNDP Türkiye: Bu merkez ne zaman faaliyete başlayacak ve kendi bilgi birikimini bölgeye aktarmaya başlayacak?
P.R.: Aslında inşaat, ihale işlemlerinin bu yıl sonuna kadar tamamlanması hedefleniyor ve önümüzdeki 3 yıl içerisinde de bütün inşaatın, iş planlarının hazırlanıp bu merkezin artık işlerlik kazanması ve hem bölgeye, hem de daha geniş çapta belki Orta Doğu’ya kadar uluslararası anlamda hizmet vermesi hedefleniyor.
UNDP Türkiye: Bu sözünü ettiğimiz projeler hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler gap.gov.tr adresine ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın web sitesi undp.org.tr’ye bakabilirler. Çok teşekkürler programımıza katıldığınız için. Bu sözünü ettiğimiz projeler hakkında daha fazla ayrıntılı bilgi isteyenler gap.gov.tr adresinden bakabilirler çünkü Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın ortaklarından biri, ayrıca undp.org.tr sayfasından ayrıntılara ulaşabilirler. Bölgesel Rekabet Edebilirlik Uzmanı Pelin Rodoplu’ydu konuğumuz ve UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı’nın bu bölümünün sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu, Radyo İlef’te hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!