Ana Siteye Dön

Nisan 2012

Sayı: 76

Mukim temsilciden: Küresel İnsani Gelişme Forumu

Mukim temsilciden: Küresel İnsani Gelişme Forumu

Dünya liderlerinin, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı için Rio’da buluşmalarına üç ay kala, Küresel İnsani Gelişme Forumu İstanbul’da geçtiğimiz hafta 22-23 Mart tarihlerinde düzenlendi.

Ankara, Nisan 2012

Forum, zamanlaması açısından yerinde ve önemli bir etkinlik olup Brezilya’da konuşulmasını istediğimiz konuları tartışmak için ve 1972’deki Stockholm Konferansı’yla 1992’deki Dünya Zirvesi’nden beri öğrendiklerimizin üzerinde düşünmek için bulunmaz bir fırsattı.

Yıllar boyunca, Türkiye birçok önemli küresel konferansa ve etkinliğe ev sahipliği yaparak insani gelişme kavramının gelişmesine katkıda bulundu. 1985’te, UNDP’nin bir araya getirdiği 50 seçkin düşünür “İstanbul Bildirgesi: Kalkınmanın insani boyutu” belgesini yine İstanbul’da hazırlamıştı.

İnsani Gelişme Raporu’nun 20. yaşını kutlayan 2010 raporu son 40 yılda insani gelişme konusunda elde edilen dikkate değer kazanımların altını çiziyor. Rapor, en yoksul ülkelerin İnsani Gelişme Endeks’lerini genel olarak, küresel ortalamanın iki kat üstünde, %82 oranında artırarak insani gelişme uçurumunu kapatmaya yardımcı olduğunu gösteriyor.

Küresel Sürdürülebilirlik Panel raporunda da belirtildiği gibi, 2030 yılına kadar, tahmini nüfus ve tüketim seyrine göre dünya en az %50 daha çok gıdaya, %45 daha çok enerjiye ve %30 daha çok suya ihtiyaç duyacak. Kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınma yollarına yönelmek sadece ‘ahlaki’ bir zorunluluk değildir; bu mümkün olan tek kalkınma yoludur.

İşte bu nedenle, hem Küresel Sürdürülebilirlik Panel raporu, hem de 2011 İnsani Gelişme Raporu cesur adımlar atmaksızın insani gelişmede ilerleme sağlanamayacağını ileri sürüyor. Gelecek nesiller, bağımlı oldukları çevre geri dönüşü olmayan şekilde bozulursa, eşitsizlikler toplumlarımızı istikrarsız, üretkenlikten yoksun ve adaletsiz hale getirirse bugünkü kadar refah içinde yaşayamayacaklar.

Rio+20’nin iki teması – sürdürülebilir kalkınmayla yoksulluğun ortadan kaldırılması kapsamında yeşil ekonomiler ve sürdürülebilir kalkınma için kurumsal çerçeve – 40 yıldır tasarı aşamasında kalanların gerçekleştirilmesi için çağrı yapıyor.

Neyin işe yarayıp neyin yaramadığını değerlendirmemiz, işe yarayan çözümleri paylaşıp duruma uyarlayıp uygulamamız lazım. Başarmak için kalkınma söylemini sıfırlayıp politika geliştirilmesine ve kalkınma planlanmasına uzun vadeli bir bakış açısı getirmeliyiz.

Uzun vadeli düşünmeyi unuttuk. Yerine acil, kısa vadeli çözümlere odaklanıyoruz. Rio+20, bize 2030 yılında nerede olmamız gerektiği ve oraya nasıl ulaşacağımız konusunda rehberlik edebilir.

Rio’da küresel gündemi sıfırlamak kapsamında, eşitlikçi ve sürdürülebilir insani gelişmeyi başarmak için İstanbul’da iki gün boyunca somut öneriler geliştirdik.

Konferans sonunda, Brezilya’da gerçek anlamda etkili olacak “İstanbul Deklarasyonu” üzerinde mutabık kaldık.

Küresel İnsani Gelişme Forumu aynı zamanda sektörler arasında yeni ortaklıkların kurulmasına yardımcı oldu ve son derece verimli tartışmaların gerçekleşmesini sağladı. Forum katılımcılarının bu deklarasyonu kendi çevrelerine taşıyıp çok daha geniş bir dinleyici kitlesinin hayal gücünü çalıştırarak ilgisini çekeceğini umuyoruz.

* Shahid Najam, UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi ve BM Türkiye Mukim Koordinatörü

İstanbul Deklarasyonu, Rio+20'de cesur adımları teşvik ediyor

Küresel İnsani Gelişme Forumu’nun delegeleri Mart sonunda oybirliğiyle “İstanbul Deklarasyonu”nu kabul ettiler. Deklarasyon, dünyayı 2012 Haziran ayında Rio de Janeiro’da düzenlenecek BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda küresel toplumsal adaletsizliklere ve çevrenin bozulmasına karşı cesur adımlar atmaya çağırıyor.

Ankara, Nisan 2012

“Küresel gündemi sıfırlamanın zamanının geldiğini” ortaya koyan İstanbul Deklarasyonu, “Dünyanın sürdürülebilir kalkınmaya bağlılığını yenilemeye ve bu bağlılığı uygulayacak güçlü bir siyasi liderliğe ihtiyacı var,” diye belirtiyor.

İstanbul Deklarasyonu iki gün süren Küresel İnsani Gelişme Forumu’nun kapanışında oybirliğiyle kabul edildi. Forum, dünyanın dört bir yanından 200’den fazla önde gelen kalkınma uzmanını, sivil toplum aktivistini, hükümet bakanı, özel sektör temsilcisini ve BM görevlisini bir araya getirdi.

Forum, UNDP’nin İnsani Gelişme Raporu Ofisi ve UNDP Kalkınma Politikaları Bürosu tarafından, Türkiye Cumhuriyeti Kalkınma Bakanlığı’yla ortaklaşa düzenlendi.

Türk Hükümeti, bugün açıklanan İstanbul Deklarasyonu’na verdiği destekle, Haziran’daki Rio+20 konferansına kadar uzanacak BM müzakerelerine ve tartışmalarına en temel katkıda bulunmuş oldu. Konferansın gündemine ilişkin önerilen çözümlerle ilgili görüşmeler bu hafta da BM’nin New York’taki merkezinde devam etti.

Deklarasyon, “sosyal kapsayıcılık, toplumsal korunma ve adalete vurgu yaparak” küresel ve ulusal düzeyde kalkınma stratejileri geliştirmenin gereğinin altını çiziyor. Aynı zamanda “iktisadi kalkınmanın sıklıkla çevresel bozulmayı ve artan eşitsizliği de beraberinde getirdiğini” kabul ediyor.

Bu hedeflere ulaşmak, daha iyi yönetilmesi gereken bir “küresel sermaye ve yerel kaynak seferberliğini;” hem yerel hem de küresel düzeyde iyi yönetişimi; ve kadınların “eğitime, sağlığa ve temel hizmetlere erişimini sağlayıp iş gücüne katılımlarını gerçekleştirerek” tam olarak güçlendirilmesini gerektiriyor.

UNDP Başkan Yardımcısı, Rebeca Grynspan, Forum katılımcılarına, “Bu Forum’un, sektörler arasında yeni ortaklıklar kurulmasını sağlayacağını ve sizlerin bugün burada tartışılanları ve bu Deklarasyonu kendi çevrenize taşıyıp çok daha geniş bir dinleyici kitlesinin hayal gücünü çalıştırarak ilgisini çekeceğinizi umuyorum,” dedi.

Deklarasyon, Genel Sekreter’in Üst Düzey Küresel Kalkınma Paneli’nde ortaya koyduğu tavsiyeleri ve UNDP’nin Sürdürülebilirlik ve Eşitlik temalı 2011 İnsani Gelişme Raporu’nda belirtilenleri aktarıyor. Deklarasyon, aynı zamanda, “2015 yılında Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak için ilerlemenin hız kesmemesi gerektiğine” vurgu yapıyor. Bununla birlikte 2015 sonrası için oluşturulacak yeni küresel çerçevenin, üzerinde fikir birliği sağlanması için:

  • tüm ulusları kapsayan, evrensel nitelikte;
  • özellikle de en az gelişmiş ülkelerde yoksulluğu ve eşitsizliği azaltmanın süregelen önemini içerecek şekilde, sürdürülebilir kalkınma gündemini tümüne yansıtan;
  • sürdürülebilir kalkınmanın üç boyutunun (toplumsal, ekonomik ve çevresel) tümüne ve bunların birbirleriyle olan bağlantılarına yönelik; ve
  • ilerlemenin etkin şekilde izlenmesine ve zorlukların giderilmesine olanak sağlayacak ölçülebilir göstergelere dayalı

olması gerektiğini belirtiyor.

Forum katılımcılarına gönderdiği kişisel mesajında, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, “Sürdürülebilir kalkınma, ekonomik, toplumsal ve çevresel hedeflerimizin birbirinin önüne geçmesi gereken, çatışan amaçlar değil, aksine bütüncül bir yaklaşımla daha etkin bir şekilde ulaşılabilecek, birbiriyle bağlantılı gayeler olduğu gerçeğini tanıyor. Rio+20’den bu anlayışı yansıtan ve tüm kaygıları dikkate alan bir sonucun çıkmasına ihtiyacımız var,” diyor.

120’den fazla devlet ve hükümet başkanı Rio de Janeiro’da yapılacak konferansa katılacağını açıkladı. Bu nedenle, Rio Konferansı yakın zamanda düzenlenen en geniş katılımlı dünya liderleri zirvesi olma niteliğini taşıyor.

Genel Sekreter’in Üst Düzey Küresel Kalkınma Paneli’nin üyelerinde biri olan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Forum’da, “Karar vermemiz gereken en önemli soru, sadece şimdilik mi ekonomik olarak kalkınıp gelişeceğiz, yoksa gelecek nesilleri düşünerek sürdürülebilir kalkınmaya mı odaklanacağız?” diye belirtti. Babacan, “Kalkınma ve ekonomi aynı hızda ilerlemedikçe refaha erişmek zor olacaktır,” diye ekledi.

Kalkınmanın ölçülmesi son derece önemli

Gelişmekte olan ülkelerin hükümet ve sivil toplum liderleri, Rio Konferansı’nın sadece iklim değişikliği ve kirlilik gibi çevresel tehditlere odaklanmayıp açlık, önlenebilir hastalıklar ve belli bölgelerde süregelen yoksulluk gibi ciddi toplumsal kaygılara eşit ölçüde vurgu yapmaya çağıdı. Deklarasyon’da bahsedilen ve bu hafta gerçekleşen Forum’da derinlemesine incelenen 2011 İnsani Gelişme Raporu, her iki alanda eşzamanlı ilerlemenin gerekli olduğunu savunuyor. Rapor, ülke içinde ve ülkeler arasında toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri azaltmanın çevresel riskleri de azaltmaya yardımcı olacağını, bununla birlikte, çevresel bozulma yavaşlatılmadığı takdirde, tüm dünyada toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri daha da artıracağını belirtiyor.

UNDP İnsani Gelişme Ofisi’nin başkanı Khalid Malik, “Bu durum aynı zamanda bir nesiller arası eşitlik meselesidir,” diye belirtti ve, “Dünya toplumu olarak bugün yaptıklarımız bizden sonra gelenlerin nasıl bir toplumu ve çevreyi miras alacağını belirleyecek. Daha ileri düzeyde insani gelişme sağlamak için onların ellerine geçecek fırsatlar, bizler şu anda doğru politikaları belirleyemedik diye kısıtlanmamalı,” diye ekledi.

İnsani Gelişme Raporu, yaklaşık 20 yıl önce İnsani Gelişme Endeksi uygulamaya konulduğundan beri kalkınmanın ölçülmesinde yeni yaklaşımlara öncülük ediyor. Küresel İnsani Gelişme Forumu’nun katılımcıları, Rio+20 konferansı ve sonrası için bu alanda yeniliklerin devam etmesinin önemine işaret etti.

İstanbul Deklarasyonu’nda şöyle belirtildi: “Ölçebildiğimizi yönetebiliriz. Bunun karşılığında, ölçtüklerimiz yaptıklarımızı etkiler. Bu nedenle sürdürülebilir kalınmaya yönelik ilerlemeyi daha geniş kapsamlı bir şekilde ölçmemiz büyük önem taşıyor. İnsani gelişmeyi tam olarak anlayabilmek, sürdürülebilir ve eşitlikçi sonuçlara vurgu yapabilmek için GSYH’nın ötesinde ölçütlere ihtiyaç var. Daha uygun ilerleme ölçütlerinin tasarlanması ve kullanılması için yapılan çalışmalara, Birleşmiş Milletler çatısı altında olsun olmasın, tüm dünyada daha büyük destek verilmesine, ülkelerin ve toplumların da bu doğrultuda veri toplamasına çağrıda bulunuyoruz.“

Bugün Forum’da Deklarasyonu kabulü için açıklayan Butan Eğitim Bakanı, Thakur Singh Powdyel, “Ölçebildiğimiz değer verdiklerimizdir. Güvenilir bir pusula olmaksızın bir yol tutturamayız,” diye yorumda bulundu. Küresel İnsani Gelişme Forumu’nun diğer konuşmacıları arasında eski Finlandiya Cumhurbaşkanı, Tarja Halonen; Birleşmiş Milletler Sanayi Kalkınma Teşkilatı Genel Direktörü, Kandeh K. Yumkella; OECD Kalkınma Destek Komitesi Yönetim Kurulu Başkanı, Brian Atwood; İsveç Kalkınma İşbirliği Bakanı, Gunilla Carlsson; Kenya Planlama Bakanı, Wycliffe Ambetsa Oparanya; Pakistan Ulusal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü, Muhammed Asghar; ve Brezilya Senatörü, Cristovam Buarque bulunuyordu.

UNDP Kalkınma Politikaları Bürosu Yöneticisi, Olav Kjorven, “Tıpkı toplumların insan hakları, adalet, fırsatlar, düzgün iş, bütçelerine uygun sağlık hizmeti ve enerjiye erişim talep etmelerini duyduğumuz gibi, 2011’de, ve şu ana kadar 2012’de de, insanın Doğa’nın sınırlarını küstahça zorladığına dair açık ve net uyarılar da duyduk. Bu uyarılara başarıyla karşılık vermek, çevresel, toplumsal, ekonomik cephelerden karar vericilerin, hepimizin istediği geleceği yaratmak için bir araya gelmesini gerektiriyor” diye konuştu.

 

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Genel Sekreter’in İnsani Gelişme Forumu’na mesajı

Küresel İnsani Gelişme Forumu’na iyi dileklerimi iletmekten memnuniyet duyuyorum.  Rio+20 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Forumu’ndan sadece üç ay önce yaptığınız bu çalışma, Brezilya’dan çıkacak sonuçlara gerçek bir etki yapabilir.

Ankara, Nisan 2012

Sürdürülebilir kalkınma, ikinci görev dönemimde, başta gelen önceliklerden biri. Dünya bir yol ayrımında. Ekonomilerimizi dönüştürmek, toplumlarımızı daha adil ve eşitlikçi bir tabana oturtmak, ortak geleceğimizin bağlı bulunduğu kaynaklarımızı ve ekosistemleri korumak için herkesin, bakanların ve siyasetçilerin, sivil toplum liderlerinin ve gençlerin, birlikte çalışmasına ihtiyacımız var.

Su, gıda ve enerji güvenliği, iklim değişimi, şehirleşme, yoksulluk, eşitsizlik ve dünya kadınının güçlendirilmesi gibi konular arasındaki noktaları birleştirmek, sürdürülebilir kalkınmanın temelinde yatıyor. Ancak, bunun için, tüm toplum kesimlerinin kararlılığı gerekiyor.

Sürdürülebilir kalkınma, ekonomik, sosyal ve çevresel hedeflerimizin birbirinin önüne geçmesi gereken, çatışan amaçlar değil, aksine bütüncül bir yaklaşımla daha etkin bir şekilde ulaşılabilecek, birbiriyle bağlantılı gayeler olduğu gerçeğini tanıyor.

Rio+20’den bu anlayışı yansıtan ve tüm kaygıları dikkate alan bir sonucun çıkmasına ihtiyacımız var.

İnsani gelişme kavramı, insanlığın gelişimini sadece gayri safi yurtiçi hâsılayla ölçen yaklaşımın yarattığı, haklı temellere dayalı bir memnuniyetsizlikten doğdu.   Bu anlayış, kalkınma konusundaki yaklaşımımızda başlıca ölçüt olsa da, kalkınmayı ölçme ve değerlendirme yöntemlerimizin önemli bir değişimden geçmesi gereği de ortada.

Bu, Küresel Sürdürülebilirlik Panelimin yeni yayımladığı rapordaki mesajlar arasında da bulunuyordu. Ve Rio+20 yaklaşırken, kulak vermemiz gereken mesaj da bu.

Bu forumdan çıkacak tavsiyeleri dört gözle bekliyor ve bu tavsiyeleri buradan ayrıldığınızda da savunmaya devam edeceğinize güveniyorum.

Başarılı bir Forum geçirmenizi dilerim.

Okuyan, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkan Yardımcısı Rebeca Grynspan

 

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

 

"Değişimden Dönüşüme" raporu açıklandı

İstanbul’da açıklanan BM raporunda Doğu Avrupa ve Orta Asya’da, fosil yakıtlara devlet desteğinin kaldırılması, ‘yeşil’ istihdama yatırım yapılması ve sürdürülebilir bir gelecek yaratmak için, sosyal koruma önlemleri alınması gerektiği belirtildi.

Ankara, Nisan 2012

“Değişimden Dönüşüme: Avrupa ve Orta Asya’da Sürdürülebilir ve Kapsayıcı Kalkınma” adlı rapor, ilki düzenlenen Küresel İnsani Gelişme Forumu’nda açıklandı. Forum, günümüz ve gelecek kuşaklar için sürdürülebilir bir gelecek yaratmak adına, küresel düzeydeki politika değişikliklerini ele almak için toplanan hükümetleri, iş çevrelerini, sivil toplum örgütlerini ve uluslararası kuruluşlardan üst düzey uzmanları bir araya getirdi.

BM Avrupa Ekonomik Komisyonu Genel Direktörü Jan Kubis ve BM Kalkınma Programı Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Büro Direktörü Kori Udovicki raporun önsözünde, “Bu değişimi ne kadar ertelersek, o kadar büyük bir bedele mâl olacak” diyor.

Raporda; Kubis ve Udovicki ayrıca, “Orta ve uzun vadede, yeni yaşam biçimleri, üretim ve tüketim alışkanlıkları belirecek. Bu yüzden, eldekinin üzerine koyan ek politika önlemler alarak, ya da düşük gelirli ülkelerde yüksek karbon üreten, çağdışı kalkınma yöntemlerinden tamamen vazgeçerek değişimi hızlandırmak akıllıca olur” diye de belirtiyor.

Doğu Avrupa ve Orta Asya son 20 yılda bir yandan karbon salımında büyük düşüşlerin yaşandığı, ama aynı zamanda gelir adaletsizliğinin çok büyüdüğü, dünyanın tek bölgesi.

13 Birleşmiş Milletler Kurumu tarafından desteklenen raporda; sosyal adalet, ekonomik büyüme ve çevrenin korunmasını birlikte ele alan, bütüncül bir politika uygulanması çağrısında bulunuluyor.

Raporda; bu kadar çok çeşitlilik arz eden bir bölgede bile değişimin hem gerekli hem de mümkün olduğu vurgulanıyor.

  • Fosil yakıtlara uygulanan teşviklerin kaldırılması, hem hanelere, hem de işletmelere doğru bir mesaj verecektir. Enerjinin doğru fiyatlandırılması, enerjiyi verimli kullanan teknolojilerin gelişmesini teşvik edecek, yenilenebilir enerjiyi daha çekici kılacak ve tüketim alışkanlıklarını değiştirecektir.
  • Ulusal olarak tanımlanmış bir sosyal koruma zemini oluşturulması, iklim değişikliğine uyumu kolaylaştıracak ve çalışanların yeni ekonomik fırsatları yakalamasını güçlendirecek, böylece adil ve kapsayıcı yapısal dönüşümü sağlayacaktır. Sosyal koruma zemini oluşturulması, sosyal bütünlüğün ve istikrarın temel ayağıdır, aynı zamanda yoksullukla ve sosyal dışlanma ile mücadelede güçlü bir araçtır. Ayrıca ekonomik kriz ve yapısal değişim dönemlerinde istikrar sağlayıcı rolü olmasının yanı sıra kapsayıcı ve adil kalkınma stratejilerinin ana bileşenidir.
  • Bölgedeki en büyük fırsatları sunan, yenilenebilir enerji, geri dönüşüm, enerji verimli binalar ve sürdürülebilir ulaşım gibi sektörlere yatırım yaparak, erkek ve kadınlar için yeşil ve insana yakışır istihdam yaratılabilir.
  • Etkin işgücü piyasası politikalarına ivme kazandırılması için; işsizlik yardımları, işgücü piyasası aracılığı ve ekonomik çeşitliliğin yanı sıra yeni işgücü niteliklerine yatırım yapılması gereklidir. Dönüşümün adil ve kapsayıcı olması için kaynak yoğun sektörlerdeki işçilerin istihadımının bu bağlamda ele alınması gereklidir.
  • Hükümetler sürdürülebilirliği ulusal ve yerel düzeydeki tüm kararlarında göz önüne almalıdır. Ayrıca, kamu satın alımlarında yeşil bir tutum göstererek, enerji ve çevre politikalarının sağlık üzerindeki etkilerini dikkate alarak ve özel sektörün sürdürülebilir kalkınmaya yatırım yapmasını sağlayarak liderlik sergilemeliler.
  • Üreticiler, tüketiciler, siyasi partilerle, bilimsel ve kültürel topluluklarda farkındalık yaratılmalıdır. Söz konusu olan onların yaşam kaliteleri olduğundan, gençler sürece dâhil edilmelidie. Hane içi tüketim kadınların kontrolünde olduğu için kadınların bu çabalara katkısı kritik önemdedie. Sivil toplum kuruluşları, hükümetlerin sürdürülebilir kalkınma politikaları uygulamaları için baskı grupları oluşturmalı, kaynak yoğun sektörlerin baskılarına karşı durmalıdır.

Rapor, hükümetlerin, uzmanların, araştırmacıların ve kalkınma alanındaki uygulayıcıların, Haziran ayında Brezilya’da yapılacak “Rio+20” BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferası’na yaptığı bir katkıdır. 110’dan fazla devlet ve hükümet başkanı, binlerce parlamenter, belediye başkanları, BM yetkilileri, çeşitli şirketlerin yönetim kurulu başkanları ve sivil toplum liderlerinin katılacağı konferansta, refahın yükseltilmesi, yoksulluğun azaltılması, sosyal eşitlik ve çevrenin korunması alanlarında ilerleme kaydetmek için yeni politikalar tartışılacak ve şekillendirilecek.

Yeryüzünde Bir Gün 22 Nisan’da gösterimde

Her ülkeden insanlar etraflarındaki dünyayı bir günlüğüne görüntülemeye davet edildi. Binlerce insanın katılımıyla 3,000 saatlik görüntü elde edildi. Bu, dünyadaki her ülkede aynı gün çekilen ilk film.

Ankara, Nisan 2012

“Yeryüzünde Bir Gün” projesi, dünyanın bir bütün olarak kendini daha iyi anlaması için oluşturulmuş olan bir zaman kapsülü. Proje, insanın bir canlı türü olarak soyunun devam etmesine fayda sağlanması adına insanların özünde kim olduğunu bulmayı amaçlıyor.

Her kültürden, inanıştan ve milletten insana açık olan projeye katılım ücretsiz. Projenin hedefi, herkese dünyanın zaman kapsülüne katkıda bulunma imkanı sağlayarak insanların sesine kulak vermek. Proje kapsamında, herkesin bir günlüğüne kendisi için en önemli olan şeyi görüntülemesi bekleniyor. Bu anlamda projenin kişisel inanışların, kendini ifade etme şeklinin ve olaylara bakış açısının bir tür kutlanışı olduğu söylenebilir.

“Yeryüzünde Bir Gün” insanları hem farklı, hem de benzer yönleriyle birbirine yakınlaştırarak katılımcıların gelecekte de işbirliği yapmasını sağlamayı ve bu işbirliğini desteklemeyi amaçlıyor; ve böylece, iletişimden beslenen bir toplum oluşturmayı hedefliyor.

Dünyanın dört bir yanından projeye katılanların 10 Ekim 2010 tarihinde çekip gönderdiği görüntülerden oluşan film, her ülkede 22 Nisan Yeryüzü Günü’nde gösterilecek.Türkiye’deki gösterim İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde yapılacak.

Cihan Sultanoğlu UNDP’nin yeni bölge şefi

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Türkiye’den Cihan Sultanoğlu’nu BM Kalkınma Programı (UNDP) Başkan Yardımcılığı ve Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölge Ofisi Direktörlüğü'ne atadı.

Ankara, Nisan 2012

Cihan Sultanoğlu, hâlen UNDP Yönetim Ofisi'nde İnsan Kaynakları Direktörü olarak görev yapıyor.

Sultanoğlu, bu görevinin öncesinde Başkan Yardımcı Vekili ve Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölge Ofisi Direktör Yardımcısı (2007-2010); Belarus’ta BM Mukim Koordinatörü ve UNDP Mukim Temsilcisi (2004-2007); Litvanya’da BM Mukim Koordinatörü ve UNDP Mukim Temsilcisi (2000-2005); Fas’ta Mukim Temsilci Yardımcısı (1995-2000); Başkanlık Makamı Müdür Yardımcısı (1993-1995); Personel Bölümü'nde Genç Profesyonel Çalışanlar (JPO) İşe Yerleştirme Uzmanı (1988-1993); Personel Bölümü'nde İşe Alım Görevlisi (1986-1988); UNDP Malavi’de İdari Görevli (1982-1985); New York’ta ve Bangkok'ta İdari Yönetici Adayı (1981-1982); New York Columbia Üniversitesi, Uluslararası ve Kamu Çalışmaları Okulu, Cinsiyet Rolleri ve Toplumsal Değişim Merkezi’nde Araştırma Görevlisi ve Program Direktörü (1980-1981) olarak görev almıştı.

Sultanoğlu, lisans eğitimini iktisat alanında Barnard College’da, yüksek lisans eğitimini ise New York Columbia Üniversitesi’ndeki Uluslararası ve Kamu Çalışmaları Okulu’nda (SIPA) Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı.

UNDP Rebeca Grynspan Düşler Akademisi'ni ziyaret etti

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkan Yardımcısı ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Rebeca Grynspan, Türkiye’ye gerçekleştirdiği çalışma gezisi kapsamında 21 Mart’ta Düşler Akademisi’nin İstanbul Ataşehir binasını ziyaret etti.

Ankara, Nisan 2012

Ziyareti sırasında Grynspan’e UNDP Mukim Koordinatörü Shahid Najam ve İstanbul’daki UNDP Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi yetkilileri eşlik etti.

Ataşehir yerleşkesinde engelli çocuklara ve gençlere sanat dersleri veren Düşler Akademisi’ni gezen Grynspan, zihinsel engelli gençlerden oluşan ritim atölyesine katılarak kısa bir ritim-dans gösterisi izledi.

Her katında farklı sanat derslerinin yapıldığı Düşler Akademisi binasındaki diğer etkinlik ise sosyal dezavantajlı gençlerden oluşan ve Grease müzikalini sahnelemek için provalarını sürdüren caz dans - bale atölyesinin sunmuş olduğu dans gösterisiydi.

Genç dansçıların yoğun ilgisiyle karşılaşan Rebeca Grynspan, kendisiyle İngilizce konuşan çocukların sorularını yanıtlamayı da ihmal etmedi.

Grynspan, Program Koordinatörü Sercan Duygan ile kısa bir görüşme yaparak uluslararası bir gönüllülük programı olan ve Türkiye ayağı Alternatif Yaşam Derneği (Ayder) tarafından yürütülen Best Buddies hakkında bilgi aldı.

Ayder Kurucu Başkanı ve Düşler Akademisi Proje Koordinatörü Ercan Tutal’ın Türkiye’deki engellilik sorununu anlattığı ziyarette, özel ihtiyaç sahibi çocukların çekmiş olduğu fotoğraf kareleri, küçük bir sergi ile ziyaretçilerle paylaşıldı.

Grynspan son olarak Düşler Akademisi proje ekibiyle bir toplantı yaparak süregelen Ayder – UNDP ortaklıkları hakkında detaylı bilgi aldı.

UNDP Rebeca Grynspan Düşler Akademisi'ni ziyaret etti

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkan Yardımcısı ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Rebeca Grynspan, Türkiye’ye gerçekleştirdiği çalışma gezisi kapsamında 21 Mart’ta Düşler Akademisi’nin İstanbul Ataşehir binasını ziyaret etti.

Ankara, Nisan 2012

Ziyareti sırasında Grynspan’e UNDP Mukim Koordinatörü Shahid Najam ve İstanbul’daki UNDP Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi yetkilileri eşlik etti.

Ataşehir yerleşkesinde engelli çocuklara ve gençlere sanat dersleri veren Düşler Akademisi’ni gezen Grynspan, zihinsel engelli gençlerden oluşan ritim atölyesine katılarak kısa bir ritim-dans gösterisi izledi.

Her katında farklı sanat derslerinin yapıldığı Düşler Akademisi binasındaki diğer etkinlik ise sosyal dezavantajlı gençlerden oluşan ve Grease müzikalini sahnelemek için provalarını sürdüren caz dans - bale atölyesinin sunmuş olduğu dans gösterisiydi.

Genç dansçıların yoğun ilgisiyle karşılaşan Rebeca Grynspan, kendisiyle İngilizce konuşan çocukların sorularını yanıtlamayı da ihmal etmedi.

Grynspan, Program Koordinatörü Sercan Duygan ile kısa bir görüşme yaparak uluslararası bir gönüllülük programı olan ve Türkiye ayağı Alternatif Yaşam Derneği (Ayder) tarafından yürütülen Best Buddies hakkında bilgi aldı.

Ayder Kurucu Başkanı ve Düşler Akademisi Proje Koordinatörü Ercan Tutal’ın Türkiye’deki engellilik sorununu anlattığı ziyarette, özel ihtiyaç sahibi çocukların çekmiş olduğu fotoğraf kareleri, küçük bir sergi ile ziyaretçilerle paylaşıldı.

Grynspan son olarak Düşler Akademisi proje ekibiyle bir toplantı yaparak süregelen AYDER – UNDP ortaklıkları hakkında detaylı bilgi aldı.

 

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Küre Milli Parkı'na İngilizce altyazı

Küre Dağları Milli Parkı tanıtım filmlerine İngilizce altyazılar eklendi.

Ankara, Nisan 2012

Küre Dağları Milli Parkı tanıtım filmlerine İngilizce altyazılar eklendi.

Tanıtım filmleri 2011 Uluslararası Orman Yılı kutlamaları kapsamında İZ TV ve 11.11.11 tarihinde Yeryüzü’nde Bir Gün Projesi kapsamında Cengiz Tapan tarafından Milli Park bölgesinde çekilmişti.

İngilizce altyazılı tanıtım filmleri Küre Dağları Milli Parkı Vimeo ve Youtube sitelerine de yüklendi.

Diğer tanıtım filmini şu linklerden seyredebilirsiniz:

 

Küre Dağları Milli Parkı Taslak Planı hazır

GEF destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında gerçekleştirilen Halkın Katılımı Toplantıları ile Küre Dağları Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı’nın (UDGP) nihai hale getirilmesi için büyük bir adım atıldı.

Ankara, Nisan 2012

Küre Dağları Milli Parkı’nın yönetimi ile ilgili tüm paydaşların katılımını sağlamak amacıyla Amasra, Bartın, Ulus, Pınarbaşı ve Cide merkezde olmak üzere 5 toplantı gerçekleştirildi. Toplantılarda Küre Dağları Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı taslağı, karar vericiler, resmi kurum ve kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve yöre halkı ile paylaşıldı.

200’den fazla kişinin katılım sağladığı toplantılarda Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü yetkilileri, Orman ve Su İşleri Bakanlığı X. Bölge Müdürlüğü yetkilileri ve proje yönetim birimi uzmanları tarafından, Küre Dağları Milli Parkı, PAN Parks süreci, Türkiye’de Uzun Devreli Gelişme Planı süreci, Küre Dağları Milli Parkı UDGP taslağı ve bölgeleme haritası sunum ve açıklamalarla katılımcılarla paylaşıldı.

Plan taslağının ve Küre Dağları Milli Parkı bölgeleme haritasının tanıtımının yapılmasının ardından, uzmanlar ve Proje Yönetim Biriminin kolaylaştırıcılığıyla katılımcıların görüş ve önerileri, soru cevap yöntemiyle etkin bir şekilde alınarak plan üzerinde tartışıldı. Bu tartışmalar sonucunda plan üzerinde gerekli değişiklikler yapılarak Küre Dağları Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı nihai hale getirilecektir.

 

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

 

 

PAN Parks Sertifikası için geri sayım

GEF destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında yapılan çalışmalar Küre Dağları Milli Parkı’nın PAN Parks sertifikası almak için nihai aşamaya gelindi.

Ankara, Nisan 2012

17-21 Nisan 2012 tarihleri arasında bağımsız uluslararası denetmenlerin yapacağı arazi çalışmaları ve görüşmelerle Küre Dağları Milli Parkı’nın sertifika alması yolunda nihai denetim yapılacak. Bu denetim sonucunda sertifika için karar verilecek.

PAN Parks nedir?

PAN Parks (Korunan Alanlar Ağı Parkları), Avrupa’ya özgü, bağımsız bir korunan alan sertifikalandırma sistemi. Bir korunan alanda sürdürülebilir turizmin geliştirilmesi yoluyla doğanın daha iyi korunmasını sağlamayı amaçlıyor.

PAN Parks logosu Avrupa’da milli parklar için hem doğal değerler hem de sürdürülebilir turizm açısından bir seçkinliğin işareti.

Bir korunan alanın PAN Parks sertifikası alabilmesi için aşağıdaki 5 kritere sahip olması gerekiyor:

Kriter 1 - Zengin doğal miras: Korunan alan içinde en az 10.000 hektar yabanıl alanın varlığı.

Kriter 2 - Doğa Yönetimi: Korunan alanın yönetim planın olması.

Kriter 3 - Ziyaretçi Yönetimi: Korunan alanın ziyaretçi yönetim planının olması.

Kriter 4 - Sürdürülebilir Turizm Stratejisi: PAN Parks bölgesi için sürdürülebilir turizm gelişme stratejisinin olması.

Kriter 5 - Ortaklıklar: Bölgede belirli kriterler çerçevesinde çalışan yerel işletmeler ve korunan alan yönetimi arasında yerel iş ortaklıklarının kurulması.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

 

Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması Ankara’da

Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve BM Kalkınma Programı (UNDP) ortaklığında, 22-23 Mart 2012 tarihlerinde Ankara’da düzenleniyor.

Ankara, Nisan 2012

Ankara’daki buluşma, ulusal toplumsal cinsiyet eşitliği sistemlerinin, karşılaşılan güçlüklerin üstesinden gelme ve BM’nin Kadınlara Karşı Her Tür Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’nin (CEDAW) tam olarak uygulanmasını sağlama konusundaki deneyimleri paylaşmayı hedefliyor.

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun üçüncü kuruluş yıldönümüne rastlayan buluşma, farklı ülkelerin toplumsal cinsiyet eşitliği sistemleri arasında diyalog ve ortaklığın geliştirilmesi ve CEDAW’ın hayata geçirilmesi alanındaki deneyimlere ilişkin görüş alışverişinde bulunulmasını amaçlıyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla düzenlenecek buluşmada, ulusal toplumsal cinsiyet eşitliği sistemlerinin daha eşit bir toplum oluşturmada ve devletlerin CEDAW yükümlülüklerini yerine getirmede oynayacakları rol de tartışılacak. Buluşma ayrıca ulusal parlamentoların, CEDAW önerileri ışığında toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik çalışmalarının tartışılmasını da hedefliyor.

Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması; ABD Dışişleri Bakanlığı Küresel Kadın Sorunları Ofisi Sorumlusu Melanne Verveer, Avusturya Federal Kadın ve Sivil Hizmet Bakanlığı’ndan Barbara Selden ile İspanya, Bosna Hersek, Belçika, Bahreyn, Makedonya, İsveç, Kosta Rika, Kanada, Almanya gibi dünyadaki farklı Parlamentoların Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonlarının Başkanları ve milletvekilleri; BM’nin farklı kuruluşları dâhil uluslararası toplumun diğer temsilcileri, ilgili kamu kurum ve kuruluşları, ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ve akademisyenleri biraraya getirecek.

Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin konuların tartışılacağı, ulusal ve uluslararası katılımcıların bilgi ve deneyimlerini paylaşacakları üç paralel ve üç ortak oturumdan oluşan buluşma, farklı ülkelerin ulusal toplumsal cinsiyet eşitliği sistemleri arasında Türkiye ev sahipliğinde güçlü bir ağ oluşturulmasına yönelik bir platform niteliğinde.

Tekstil sektöründeki KOBİ'lerinin uluslararası düzeyde rekabet edebilecek

Ankara, Nisan 2012

UNDP, UNIDO ve ILO işbirliğinde yürütülen ortak program tekstil ve hazır giyim sanayisinin rekabetçiliğini artırmayı hedefleniyor.

Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri doğrultusunda hazırlanan, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı ve Uluslararası Çalışma Örgütü işbirliğinde İstanbul Tekstil ve Konfeksyon İhracatçı Birlikleri tarafından yürütülen ve Kahramanmaraş Sanayi ve Ticaret Odası'nın da bölgesel koordinatör ve yerel yürütücüsü olduğu “MDGF-2067 Türkiye’nin Tekstil Sektöründe Kobi’ler İçin Sürdürülebilir Ağlar Ve İlişkiler Zinciri Oluşturulması Ortak Programı,” tekstil sektöründeki KOBİ'lerin küresel ve ulusal değerler zincirlerine dahil olarak, özellikle ortak programın uygulanacağı pilot iller olan Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep ve Malatya KOBİ'lerinin uluslararası düzeyde rekabet edebilirliğini artırmayı amaçlıyor.

Ortak program kapsamında gerçekleştirilen çeşitli çalışmaların Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep ve Malatya illerinde yoğunlaşmış olan ve bu illerin ekonomik kalkınması için önem arz eden tekstil ve hazır giyim sanayisinin rekabetçilik seviyesinin geliştirilmesi hedefleniyor.

Muğla ÖÇK bölgeleri için ekonomik faaliyetler masaya yatırıldı

Muğla’daki Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Bölgeleri’nde gerçekleştirilebilecek ekonomik faaliyetler, Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi kapsamında değerlendirildi.

Ankara, Nisan 2012

Toplantı 15 Mart’ta Akyaka’da proje paydaşlarının katılımıyla düzenlendi.

Çalıştayda Muğla’daki ÖÇK Bölgelerinde sürdürülebilir ve çevre dostu ekonomik faaliyetler paydaşların katılımı ile belirlendi.

Proje Alanlarında Sürdürülebilir ve Çevre Dostu Ekonomik Faaliyetlerin Belirlenmesi Çalıştayı’nda, proje iş geliştirme birimi faaliyetleri de anlatıldı.

Çalıştayda, Proje Alanlarında Sosyo-ekonomik Genel Bakış ve Yeni Gelir Getirici Faaliyetlerin Analizi Çalışması ile birlikte Gökova ÖÇK Bölgesi’nin Ekonomik Analiz Çalışması’nın sonuçları da açıklandı.

Balıkçı kadınlar için mikro kredi önerisi

Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi kapsamında Gökova ve Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Bölgeleri’nde yapılan araştırmadan, kadınların balıkçılık faaliyetine katkıda bulunmasını sağlayıcı mikro kredi önerisi çıktı.

Ankara, Nisan 2012

Proje kapsamında, Gökova ve Datça-Bozburun ÖÇK Bölgeleri’nde balıkçılık ve sosyo-ekonomik araştırmalar yapıldı.

Balıkçılık takip edilmeli

Araştırma raporuna göre, bundan sonra yapılacak çalışmaların başında, balıkçılık yönetimi için gerekli verilerin belli zaman aralıklarında toplanmasını olanaklı kılacak izleme sisteminin başlatılması geliyor.

Raporda ayrıca balıkçılığın sosyo-ekonomik özelliklerinin de bilinmesi ve takip edilmesi gerektiği belirtildi.

Kadınların katkısı için mikro kredi

Raporda Gökova ve Datça-Bozburun ÖÇK bölgelerinde balıkçılık temelli herhangi bir mikro kredi uygulamasının mevcut olmadığı ifade ediliyor.

Raporda söz konusu ÖÇK Bölgeleri’nde mikro kredi uygulamalarına yönelik koşulların araştırılabileceği de vurgulanıyor.

Özellikle küçük ölçekli balıkçılığı, aile balıkçılığını güçlendirmeye yönelik çalışmaların faydalı olabileceğine dikkat çekilen raporda “Kadınların balıkçılık faaliyetine katkıda bulunmasını sağlayıcı mikro kredi uygulamaları konusunda çalışmalar yürütmek gerekir” ifadesi yer alıyor.

Farkındalık Tiyatrosu 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü'nde sahne aldı

Türkiye’nin önde gelen sosyal girişimcilik örneklerinden Düşler Akademisi, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde ‘Farkındalık Tiyatrosu’ performansıyla İstanbul’da sahne aldı.

Ankara, Nisan 2012

Oyun Beşiktaş Belesiyesi’ne ait Akatlar Kültür Merkezi’nde sahnelendi.

Düşler Akademisi öğrencilerinin ve gönüllü eğitmenleri, bu oyunu farklı engellilik durumlarına karşı farkındalık yaratmak üzere sahneledi.

Düşler Akademisi projesinin yeni çıktısı olan oyun 27 Mart’ta ilk kez seyirciyle buluştu.

Argande, Kadınlar Günü'nü Markafoni'de kutladı

Argande koleksiyonu 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde ünlü model Sema Şimşek’in de destek verdiği bir proje kapsamında çevrimiçi alışveriş sitesi Markafoni‘de yer aldı.

Ankara, Nisan 2012

Kampanyadan elde edilen tüm gelirin tamamı bu projeye destek olarak aktarılacak. 

Argande, ismini Mezopotamya topraklarında hüküm sürmüş Kommagene Krallığı’nın tek tanrıçasından alıyor. 

GAP Bölgesinde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler Projesi kapsamında yaratılan Argande markası, Hatice Gökçe koordinatörlüğünde Türkiye’nin önde gelen tasarımcılarının da desteğiyle ilerliyor. 

Argande ürünlerini Hakan Yıldırım, Gamze Saraçoğlu, Özgür Masur, Simay Bülbül, Mehtap Elaidi, Zeynep Tosun, Günseli Türkay, Gül Ağış ve Rojin Aslı Polat gibi ünlü tasarımcılar tasarlıyor. 

Güneydoğulu kadınlar bu tasarımları Anadolu’ya has,  organik “Kutnu Kumaşı” gibi otantik kumaşlar ve özgün motifler kullanarak üretiyor.

Satıştan elde edilen tüm gelir yine bu projenin devamı için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler Gönüllüleri (UNV), Bilkent Üniversitesi'nde sunum yaptı

Bileşmiş Milletler Gönüllüleri (UNV) ve çevreci bir gelecek için çalışan bağımsız, kar gözetmeyen bir örgüt olan Yeşil Aslan Derneği, Bilkent Üniversitesi İç mimarlık bölümünde gönüllülük ve gönüllülüğün dünya üzerindeki etkisi üzerine bir konferans düzenledi.

Ankara, Nisan 2012

Bu konferans gönüllülük konusunda öğrencilere bilgi vermenin yanı sıra onları Nisanda düzenlenecek bir yarışma hazırlamayı amaçlıyordu.

Yarışmanın ana konusu gönüllülük, sürdürülebilirlik ve çevre olacağından konferansın önemi yarışmaya katılacak yüzü aşkın öğrenci için büyük önem taşıyordu.

Sanat ve kültür dersinden sorumlu Hakan Yurda Doğan, çoğu öğrencinin gönüllüğün tam olarak ne anlama geldiğini bilmediğini ve konuyu tam olarak anlamadan bu konu hakkında bir sanat eseri yaratmanın son derece zor olacağı gerçeğinin altını çizdi.

Bu yarışmada öğrencilerden gerçek insan boyutunda heykeller yapmaları isteniyor. Eserleri gönüllülük üstüne ilk sanat örnekleri olacağından çok büyük önem taşıyor.

BM Kuruluşları: Kadına karşı şiddet dünyanın dört bir yanında varlığını sürdürüyor

Kadına karşı şiddet en utanç verici, sistematik ve yaygın insan hakkı ihlali olarak dünyanın dört bir yanında varlığını sürdürüyor. Dünya genelinde şiddet nedeniyle hayatını kaybeden kadınların sayısı kanser, sıtma, trafik kazası ve savaşlar nedeniyle ölen kadınlardan daha fazla.

Ankara, Nisan 2012

Geçtiğimiz dönemde küresel ölçekte kadın erkek eşitliği açısından önemli ilerlemeler sağlandı. Kadınların yaşam süresi uzadı. Daha fazla sayıda kız çocuğu okullara kaydoldu.Ekonomik ilerlemelerden yararlanan kadın sayısı arttı.

Ancak, tüm bu ilerlemelere rağmen, şiddet, ayrımcılık, yoksulluk ve açlık gibi bir çok küresel bela kadınları hedef almayı sürdürüyor.

Kadınların ekonomik olarak kendi kendilerine yetmeye başlamaları, onlara toplumsal kısıtlamalardan, aile içi istismardan ve boyun eğme zorunluluğundan kaçma imkanı tanıyabilir.Ancak, kadınların ekonomik özgürlüklerini kazandıkları ve toplumda üst seviyelere geldikleri ülkelerde dahi kadına karşı şiddette artış görülüyor. Bu durum, dünyanın dört bir yanında bazı işkadınlarının, bazı kadın parlamenterlerin, bazı bilim kadınlarının ve meslek sahibi kadınların iki farklı hayat sürmelerine yol açıyor. Onlar, toplumsal yaşamlarında en üst basamakta bulunan örnek birer kişi olarak kabul ediliyor. Özel hayatlarında ise aşağılanıp, saldırıya maruz kalabiliyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutladığımız bir dönemde karşımıza çıkan küresel istatistiki bilgiler, kadına karşı şiddetin ve ayrımcılığın sona erdirilebilmesi için STK’lar, üniversiteler ve kanaat önderlerinin de aralarında bulunduğu Uluslararası, ulusal ve toplumsal liderlerin ortak herekete geçmesi gerektiğini gösteriyor.

Küresel istatistikler kadın erkek eşitliğinin sağlanması için daha fazla çaba harcanması gerektiğini gösteriyor

  • Dünya genelinde şiddet nedeniyle hayatını kaybeden 15-44 yaş grubundaki kadınların sayısı kanser, sıtma, trafik kazası ve savaşlar nedeniyle ölen kadından daha fazla (Dünya Bankası).
  • Çalışma saatlerinin üçte ikisi kadınlar tarafından dolduruluyor, ancak dünya gelir ortalamasının ancak onda birini ücret olarak alıyorlar. Dünyadaki menkul ve gayri menkullerin sadece yüzde birine sahipler.
  • Kadınlar düşük ücretli, düşük statülü, yarı zamanlı veya kısa dönemli işlerde çalışıyor, yeterli sosyal güvenlik imkanlarına ulaşamıyor. Aynı işi yapsalar dahi erkeklerden yüzde 20 ile 30 daha düşük ücret alıyorlar.
  • Gelişmekte olan ülkelerde tarımsal üretimin yüzde 50’sini gerçekleştirseler de kadınlar tarlaların sadece yüzde 10 ile 20’sine sahipler.
  • Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, eğitim düzeylerine ve kentsel ya da kırsal alanda yaşıyor olup olmadıklarına bakılmadan, gıda fiyatlarında yaşanan krizden aile reisinin kadın olduğu evler erkeklerin aile reisi olduğu evlere göre daha çok etkilendi.
  • Kadınlar gelişmekte olan ülkelerde tarımsal işgücünün yüzde 43’ünü oluşturmalarına karşın, üretim kaynak ve fırsatlara erişimleri erkeklere göre daha az.
  • Dünya genelinde okula gitmeyen her 100 erkek çocuğa karşılık 122 kız çocuğu okula devam etmiyor. Hatta bazı ülkelerde aradaki fark daha da büyüyor.
  • Her yıl çoğunluğunu kadınların ve çocukların oluşturduğu 500 yüz bin ila 2 milyon arasında kişi insan tacirlerinin eline düşerek fuhuşa, köle olarak veya özgürlükleri kısıtlanarak çalışmaya zorlanıyor.
  • Cinsel ayrımcılık, insan tacirlerinin eline düşme, uyum, siyasette yeterli derecede temsil edilememe, kaynaklara ulaşmada karşılaşılan eşitsizlikler, temel hizmetlere ulaşılmasında yaşanan sıkıntılar göçmen kadınların karşı karşıya kaldığı sorunların başında geliyor.
  • İkamet izni bedeli, temel sosyal hizmetlere kısıtlı ulaşım, cinsel şiddet ve güvenli ikamet imkanına sahip olamamak mülteci kadınların karşı karşıya bulunduğu eşitlikten yoksun statülerinin ana unsurlarını teşkil ediyor.
  • Türkiye'de bir çok alanda ilerleme sağlanmış olmasına rağmen dikkat edilmesi gereken hususlar da bulunuyor

Türkiye’de her 10 kadından dördü eşinden ya da partnerinden fiziksel/cinsel şiddet görüyor.

  • Töre ve namus cinayetleri kadınlara yönelik şiddetin önemli bir yönünü teşkil ediyor.
  • Türkiye’de kadınlar parlamentoda yüzde 14,1 oranında (550 üyeli mecliste sadece 78 üye) temsil ediliyorlar. Daha önceki dönemlere oranla artış yaşanmış olsada bu hala düşük bir oran. Yerel yönetimler seviyesinde ise bu oran yüzde 2’lerin altına iniyor.
  • UNDP’nin 2010 Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi (GII), Türkiye’yi, 146 ülke arasında, üreme sağlığı, siyasi temsil ve işgücü piyasasına katılımda 77. sıraya koyuyor.
  • 2011 yılında erkeklerin işgücüne katılım oranı %71,7 iken, bu oran kadınlar için %28,8. Bu oran %52 olan dünya ortalamasının çok gerisinde kalıyor.
  • Kadınlara yönelik sosyal ve ekonomik engellerden kaynaklanan olumsuz önyargılarının yaygınlığı nedeniyle, kadınlar işgücü piyasasına girerken ve bu piyasada tutunurken ciddi zorluklarla karşılaşıyor. Bu da, 2011 yılında yüzde 17,7 olan tarım dışı kadın işsizlik oranında açıkça gözleniyor.
  • 2011 verilerinde kadınların istihdam oranı %25,6’dır. Bu oran her dört kadından sadece birinin istihdam edildiğine işaret ediyor.
  • Türkiye’de kayıtdışı istihdam kadınlar arasında daha yaygın. 2011 yılı verilerine göre, çalışan kadınların yüzde 55’i sosyal güvenceden yoksun. Dünyada ise güvencesiz işlerde çalışan kadınların oranı yüzde 51,2.
  • 2010 Binyıl Kalkınma Hedefleri (BKH) Türkiye İlerleme Raporu’na göre, ilköğretimdeki cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırma hedefine hemen hemen ulaşıyor, ancak orta öğretime devam etmeyen kızların sayısı dikkat çekici seviyeye ulaşıyor.
  • Türkiye’de faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler Kuruluşları kadın erkek eşitliğinin sağlanmasında ve belirlenen hedeflere ulaşılması için resmi makamlar, STK’lar ve medya kuruluşları ile birlikte çalışıyor

Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarımsal ve kırsal sektörler için cinsel ayrımcı verileri toplama ve analiz etmede teknik destek sağlıyor. Cinsiyet eşitliğinin önemi, kaynaklara, hizmetlere, mallara ve karar alma süreçlerine eşit erişim olması ve aynı zamanda gıda güvenliği ve tarımsal kalkınma için kırsalda insana yakışır istihdam sağlanması konularında çalışıyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tüm kadın ve erkeklere insana yakışır iş sağlanması için çalışıyor ve tüm faaliyetlerinde cinsiyet eşitliğini ön plana çıkarıyor. İŞKUR ile işbirliği yaparak kadınlar için insana yakışır istihdamı arttırmaya yönelik projeleri hayata geçiriyor. Daha önceki projelerden elde edilen başarılı sonuçlar ışığında İŞKUR tarafından uygulamaya konulan mesleki eğitim programlarına kadınların insan haklarıyla ilgili bölümler eklenmesi için çalışmalar yapıyor. Ayrıca, istihdam piyasasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için çeşitli çalıştaylar ve seminerler düzenliyor.
Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Türkiye’de 22. yılını doldururken göçmen kadın ve çocukların insan hakları ve onurlarını savunmaya devam ediyor. IOM’in çalıştığı başlıca alanlar içinde cinsiyete duyarlı göç politikalarının savunuculuğu yapmak, insan kaçakçılığı ile savaşmak ve göçün cinsiyet üzerindeki etkilerine yönelik politika oluşturma amaçlı araştırmalar yapmak bulunuyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve BM Kadın Ajansı (UN Women) Türkiye’deki cinsiyet eşitliği mekanizmasının ortaklığındaki Türkiye’de Cinsiyet Eşitliği için Ortam Sağlanmasının Teşviki Hakkında Ortak Program ile yetki ve hak sahiplerinin kapasite geliştirmesine yardım amacıyla oluşturulan kurumsal ortamı güçlendirmeyi hedefliyor.
GAP Bölgesi’nde yürütülen Kadının Güçlendirilmesi için Yenilikler Projesi kapsamında ise kadınların yalnızca yüzde üçünün ücretli bir işe sahip olduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde UNDP ve İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA), kendi kooperatiflerini oluşturup yöneterek moda girişimcisi olmaları konusunda yaklaşık 150 kadını destekliyor.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) kadına karşı şiddetin önlenmesi için daha iyi politikalar ve koruma sistemi oluşturulması için çalışıyor. Son on yıldır ilgili makamlara yönelik kapasite artırıcı etkinlikler ve eğitimler düzenliyor. UNFPA ayrıca kadın erkek eşitliğinin sağlanması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi için gençlerle çalışıyor.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) mülteciler ile temas halinde olan sivil toplum kuruluşları, emniyet mensupları, askeri birimler ve diğer ilgili kuruluşlara eğitim imkanı sağlıyor. UNHCR İçişleri Bakanlığı, diğer devlet kurumları ve STK’larla birlikte çalışarak ulusal mülteci kabul kapasitesini artırmaya ve bir Mülteci Statüsü Belirleme sistemi kurmaya çalışıyor.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Haydi Kızlar Okula Kampanyası ile aileleri, okul personelini ve yetkilileri harekete geçirerek ilkokul eğitiminde cinsel eşitliğin sağlanması için çalışıyor. Kampanya okul dışı olan kız çocuk sayısının düşürülmesine ve ilköğretimde cinsiyet farkının kapanmasına yardımcı oluyor.
Haydi Kızlar Okula Kampanyasının devamı olarak nitelendirilebilecek Telafi Eğitimi, okula hiç gitmemiş veya yarıda bırakmış 10-14 yaş grubu çocuklara eğitimde ikinci bir şans tanınmasını öngörüyor.
900 yetişkin eğitim merkezinde başlatılan ebeveyn eğitim programı ile 2007 yılından bu yana yarım milyon aileye ulaşılıyor.
UNICEF’in 81 ilde aktif olan Çocuk Hakları Komiteleri, erkek çocuklarının yanında kız çocuklarının da kendi illerinde karar alma süreçlerinde yeralmalarını sağlıyor. Bu komitelerde yaklaşık 5 bin genç kız çocuğu aktif olarak görev yapıyor. Bu kız çocukları diğer gençleri çocuk hakları ve çocukların katılımı ile ilgili bilgilendirmek üzere yaşıtlarına eğitimler veriyor.
FAO, ILO, IOM ve UNDP tarafından Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ile işbirliği içerisinde yürütülen Birleşmiş Milletler Ortak Programı “Herkes için İnsana Yakışır İş: Ulusal Gençlik İstihdam Programı ve Antalya Pilot Bölge Uygulaması” (BM Ortak Programı) gençler arasında işsizliğin azaltılmasını ve özellikle genç kadınların işgücüne katılımının artırılmasını amaçlıyor. 2009 yılında başlayan BM Ortak Programı 2012 yılı sonunda bitecek. Bu program çerçevesinde, İŞKUR tarafından ILO’nun teknik desteği ve ilgili kamu kurumları ve sosyal ortakların işbirliğiyle, cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadınların istihdamının artması için yapılacakları da sıralayan Türkiye’nin ilk Ulusal Gençlik İstihdamı Faaliyet Planı hazırlandı.
Türkiye'de KOBİ'lerin uluslararası rekabetini artırmak ve tekstil ve konfeksiyon sektöründe insana yakışır iş olanaklarını teşvik etmek, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını desteklemek amacıyla, ILO, UNDP, Birleşmiş Milletler Sanayi Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) ve İTKİB (İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri) tarafından "Türkiye'nin Tekstil Sektöründe KOBİ'ler için Sürdürülebilir Ağlar ve İlişkiler Zinciri Oluşturulması" başlıklı BM Ortak Programı yürütülüyor.
Kadın Dostu Kentler Ortak Programının ikinci aşaması UNDP, UNFPA, İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı (SIDA) ve İçişleri Bakanlığınca hayata geçiriliyor. Bu aşamada, yerel yetkililerin kadın STK’ları ve ulusal ve yerel düzeyde hükümet kurumları ile diyaloğa girmesi ve planlama süreçlerine cinsiyet eşitiliğini de sokmaları sayesinde kadın dostu topluluklar için uygun bir ortam oluşturulmaya çalışılıyor.
BM Gönülleri (UNV), kadınların bilişim alanındaki katılımlarını arttırmak amacıyla Kadınlar için Kıvılcım (Kadın Bilişim Hareketi) çalışmalarına yardımcı oluyor, yasal konularda eğitim sağlıyor.
Hedefimiz kadın erkek eşitliği

Türkiye’de kadınların konumlarının güçlendirilmesi için bir çok ilerleme kat edildi.Türkiye’de faaliyette bulunan Birleşmiş Milletler kuruluşları da Türkiye’ye hedeflerine ulaşmasında katkıda bulunmak için devlet kurumları, özel sektör, STK’lar ve medya ile birlikte çalışmalarını sürdürdü, sürdürüyor.

Birleşmiş Milletler’in bu alandaki küresel ölçekli çalışmaları da devam ediyor. Kadınların konumlarının güçlendirilmesi ve kadın erkek eşitliğinin sağlanmasının küresel bir hedef olduğunun bilincindeyiz. Daha sağlıklı, iyi eğitimli, huzurlu ve refah toplumlar oluşması için de kadın erkek eşitliğinin gerekli olduğunu biliyoruz. Kadınların toplumdaki yerleri tam olarak güçlendirildiğinde ve sosyal yaşama katılmaları sağlandığında bundan tüm toplum olumlu etkileniyor. Dünyamızın karşı karşıya olduğu zorlukları başarılı bir şekilde aşmanın tek yolu kadın erkek eşitliğinden geçiyor.

Birlikte, geleceğimizi herkes için daha iyi bir dünyaya dönüştürmek elimizde.

Sivas ve Erzincan'da süt sığırcılığına destek

Sivas Erzincan Kalkınma Projesi, Sivas Damızlık Sığır Yetiştiriciler Birliği’ni (SDSYB) yerel çiftçiler için cazibe merkezi haline getirdi.

Ankara, Nisan 2012

Sivas Süt Sığırcılığı Stratejik Yatırım Planı, sunduğu teşviklerle bir yıl içinde Birliğin üye sayısı 48’den 1026’ya yükselterek büyük başarı sağladı.

UNDP’nin uygulama desteği verdiği Sivas Erzincan Kalkınma Projesi, bölgedeki süt üretimini ve pazarlanabilirliğini bir dizi süt sığırcılığı yatırımıyla artırarak Sivas’taki yerel çiftçileri süt sektörüne girmeleri yönünde özendiriyor.

Suni tohumlama programı

Program çerçevesinde, toplam 8350 doz boğa spermi satın alınarak Sivas Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği’nin (SDSYB) üyesi olan 500 çiftçinin dört bini aşkın ineğine suni tohumlama yapıldı.

Suni tohumlama, ineklerde hamilelik sırasında düşüklerin ve buzağı ölümlerinin azalmasına önemli ölçüde katkıda bulunuyor.

Ekonomik açıdan ise hayvan doğumlarının 12 aya yayılmasını sağlayarak işletmelerde süt üretiminin sürekliliğini destekliyor.

Süt toplama organizasyonu

Bölgede süt toplama ve saklama sürecinin etkinliğini artırmak amacıyla pilot bölge olarak Sivas’ta SDSYB üyesi çiftçilerin kullanımı için 4 adet araç üstü üç bin litre kapasiteli süt taşıma tankı, 15 bin litre kapasiteli 22 süt soğutma tankı alınarak süt üretiminde verim alınabilecek bölgelere yerleştirildi.

Organizasyonun ikinci aşamasında Sivas için alınan 37 ek süt soğutma tankının yerleştirme işlemi devam ediyor.

Modern hayvan barınakları yapımı

Sivas Süt Sığırcılığı Stratejik Yatırım Planı çerçevesinde, 58 adet modern yarı açık serbest duraklı hayvan barınağı inşaatı tamamlandı, aynı kapsamda 6 mevcut hayvan barınağı da modernize edildi.

13 hayvan barınağının yapım süreci de devam ediyor.

Tüm bu faaliyetlere ek olarak Birlik üyelerine konsantre yem kullanımı desteği, besi hayvanlarına içme suyu oluklarının (sıvat) sağlanması, muhtelif süt sağım gereçleri ve tarım makineleri temini ile Sivas Süt Sığırcılığı Stratejik Yatırım Planı’nın verimliliğine katkı sağlandı.

Tüm bu yatırımlar ile birliğin topladığı süt miktarı günlük olarak yaz aylarında 14 tondan ortalama 55-60 tona, kış aylarında ise 2 tondan 14-15 tona çıktı. Birliğin kayıtlarına göre proje uygulamalarından sonra süt üretiminde yıllık bazda ortalama yüzde 25-30’luk bir artış oldu.

Süt fiyatları

Süt verimindeki artışın etkileri süt fiyatlarında da gözleniyor.

Bölgede sütün litre fiyatı 0,43 liradan 2012 başı itibariyle 0,74-0,80 liraya yükseldi.

Bu da bölgede projenin uygulamasına başlanmasının öncesi ve sonrası arasında yüzde 72-86’lık bir artış anlamına geliyor.

Verimlilik artışına ek olarak, bu rakamlar sütün pazarlanabilirliğinde de önemli ölçüde ilerleme olduğunu gösteriyor.

Süt fiyatlarındaki artış, alıcıların bölgede üretilen süte giderek artan bir ilgi gösterdiğini ortaya koyuyor.

Bu ilginin kaynağı, bölgede iyi kalitede sütün düzenli bir biçimde üretilebilmesi, bu üretimin sadece yüksek sezonda tavan yapmayıp tüm bir yıla yayılabilmesi.

Yapılan yatırımlar bölgede pazarlama grubunun güçlenmesine yardımcı olarak, üreticilerin daha fazla para kazanmasını sağlıyor ve iyi kalitede daha fazla süt üretmelerini teşvik ediyor.

SDSYB, üyeleri adına süt işleyicileri ile yıllık sözleşmeler imzalayarak çiftçilerin üretimlerinin sürekliliğini teminat altına alıyor.
Suni tohumlama yoluyla doğumların ve dolayısıyla süt üretiminin 12 aya yayılması ile üreticiler süt işleyicilerine sürekli süt temin etmeye başladıkları için süt işleme firmaları da kış aylarında tesislerini makul bir kapasitede işletme şansı buluyorlar.

Bu da projenin nihai olarak amacına hizmet edebildiğini gösteriyor.

BM Ortak Programı kapsamında Antalya'da Kurumsal Kapasite Arttırma Programı

BM Ortak Programı “Herkes için İnsana Yakışır İş: Ulusal Gençlik İstihdam Programı ve Antalya Pilot Bölge Uygulaması” Şubat 2012 itibariyle Antalya’da yeni bir eğitim programı başlattı. 

Ankara, Nisan 2012

Çalışmayla Antalya’da halihazırda öne çıkan ve gelişme potansiyeli taşıyan sektörlerin ve yerel rekabetçiliğin arttırılması konularında stratejik öneme sahip kilit yerel paydaşların kümelenme alanında kurumsal kapasitelerinin arttırılmasına katkı sunulmuş olacak.

“Kümelenme, Sektörel Gelişme ve Rekabetçilik İlişkisi” konularını kapsayan eğitimler uluslararası deneyime sahip iki uzman tarafından gerçekleştirildi. Biz de son yılların en çok kullanılan kavramlarından biri olan “kümelenme” nedir, Antalya’da neler yapılıyor gibi sorularımızı uzmanlara yönelttik.

Sizleri biraz tanıyabilir miyiz?

Ben Ümit Evren. Yüksek lisansını İnsan Kaynakları konusunda yapmış bir Gıda Mühendisiyim. Ağırlıklı olarak Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, girişimcilik, sektör gelişimi gibi konularda çalıştım. 2008’den bu yana da Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde kamu kurumlarıyla, Sivil Toplum Örgütleriyle ve Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerle kümelenme konularına ağırlık üzerine çalıştım.

Ben de Ifor Ffowcs-Williams. Yeni Zelandalıyım ve 20 yıldan uzun bir süredir kümelenme geliştirme alanında çalışıyorum. Bu sayede 45’den farklı ülkede çalışmalar yürütme olanağım oldu.

Kümelenme son yıllarda sıklıkla duymaya başladığımız bir kavram. Ne anlama geliyor?

Kümelenme en sade anlatımıyla; belirli bir coğrafi alanda ve belirli bir sektörde benzer veya tamamlayıcı iş kollarında faaliyet gösteren firmaların, o coğrafi bölgede yer alan ilgili kamu kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve iş dünyası örgütlenmeleri ile bilim ve akademi dünyasının yakın işbirliği ve koordinasyon içerisinde ve ortak bir vizyon çerçevesinde beraber hareket etmeleri ve dolayısıyla sektörün rekabet gücünün arttırılmasına ve yerel ekonomik kalkınmanın ivme kazanmasına katkıda bulunmaları olarak tanımlanıyor.

Bu bağlamda kümelenme, birbiriyle ilişkili sektörleri ve bağlantılı kurumları bir araya getirerek verimliliklerini artırır ve bu yola yerel ekonominin gelişmesine katkıda bulunur.

Peki bu bağlamda Antalya’da neler yaptınız?

Antalya’daki görevimiz temel olarak ekonomik gelişme ve istihdam yaratma konusunda en uygun yaklaşımlardan biri olan kümelenme konusunda bilinç artışı oluşturmayı ve kümelenme sürecine katkı sağlaması muhtemel kurum ve kuruluşlarla bir araya gelmeyi kapsadı.

Antalya’da başlatılan bu çalışmayla amaçlanan nedir?

Bu çalışmanın amacı ildeki kısa vadeli ekonomik kalkınma gündemine “kümelenme”yi dahil edebilmek. Bu doğrultuda, Antalya’da küme gelişimi için uygun zemini hazırlama yönünde çalışmaları başlattık ilk olarak.

Peki başlatılan bu çalışma neden önemli?

Ekonomik ve sosyal kalkınma sadece müşterek çaba ve tabandan yukarıya bir yaklaşımla mümkün. Kümelenme farklı kaynaklardan beslenen şirketler, kurumlar ve Sivil Toplum Kuruluşları arasında ortak bir vizyonla işbirliği olanaklarını geliştirmeyi sağladığı için çok önemli.

Şu ana kadar kümelenme program kapsamında neler yapıldı peki?

Konuyla ilgili bir farkındalık yaratma amacıyla pilot kümelenme çalışmalarının yürütüleceği sektörlerle ilgili kurumları ziyaret ederek başladık. Ardından da sürece dahil olacak potansiyel katılımcılara yönelik bir eğitim gerçekleştirdik.

Antalya’yı böyle bir çalışma için uygun kılan özellikler neler?

Her ilde ya da bölgede belirli sektörler doğal süreç içinde koşullar gereği öne çıkar. Kümelenme zaten doğal olarak başlayan bu süreci güçleri ve kaynakları birleştirerek hızlandırmayı sağlar. Dolayısıyla kümelenme her ilde ya da bölgede oranın kendine has koşulları göz önünde bulundurularak uygulanabilir bir metodolojidir.

Antalya hem doğal hem de ekonomik koşulları gereği birçok sektörde avantaja ve güce sahip. İklim, uzun bahar ve yaz mevsimleri, hali hazırdaki bilgi birikimi, yan sanayilerin uygunluğu ilk etapta sayılabilecek avantajlar arasında. BM Ortak Programı’nın Kasım 2010’da Antalya’da öncelikli sektörlerin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirdiği detaylı çalışma Antalya’da oluşturulacak her bir küme için var olan ve gereken koşulların detaylı bir analizini sunuyor zaten. Gerçekleştirilen stratejik sektör taramasıyla yat imalatı, tohumculuk ve süs bitkileri, ulusal ve küresel pazarlarda Antalya’nın rekabetçi avantaja sahip olduğu stratejik sektörler olarak ortaya çıkmış.

Sürece dahil olan yerel aktörler kimler?

BM Ortak Programı’nın da ulusal yürütücüsü olan İŞKUR başta olmak üzere Antalya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA), Antalya Ticaret ve Sanayi Odası, Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği, Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü, SBİB, Antalya Serbest Bölgesi İşadamları Derneği, Antalya Serbest Bölgesi, Akdeniz Üniversitesi, KOSGEB ve Teknokent de sürece dahil olan diğer önemli kurumlar.

Bu çalışmayla elde etmeyi umuyorsunuz?

Pilot kümelenme çalışmalarından edinilecek deneyimlerle sadece Antalya’da değil, diğer il ve bölgelerde de yeni kümelenme faaliyetlerine yol açmayı umuyoruz.

Bu çalışmanın gerçekten işe yaradığını nasıl anlayabiliriz?

Kümelenmenin en temel hedefi firmaların rekabet güçlerini artırarak ekonomik gelişmeye katkıda bulunmaktır ama bunun kesin bir formülü, reçetesi yok tabii ki. Tamamlayıcı faktörler de uygun olmalı. Dolayısıyla birincil ve en kesin başarı göstergesi firmaların rekabet gücünün artmasıdır; ama bu ancak uzun vadede gözlemlenebilen bir sonuçtur ve belirleyici başka bir çok faktör de vardır. Ama şu sayacaklarımız biraz daha kesin göstergeler saymamızı isterseniz, yerel aktörler arasında işbirliğinin gelişmesi, yerel kaynakların daha etkin kullanımı (bilgi, sosyal sermaye, maddi kaynaklar ve insan kaynağı vb.), uluslararası pazarda tanınırlık, gelir artışı (özellikle ihracat gelirinin artması) ve tabii ki istihdam oranlarını önemli örnekler olarak verebiliriz.

Bundan sonrası süreçle ilgili bize ne söyleyebilirsiniz peki?

Hali hazırda BAKA için bir “Kümelenme İş Geliştirme Planı” ve İŞKUR için de kümelenme girişimleri için istihdam yaratma ve yönetim politikalarını içerecek bir rehber hazırlamak üzerine çalışıyoruz.

Çok teşekkürler, kolay gelsin.

 

 

UNDP ve Rotary, Antalyalı KOBİ’lerle bir araya geldi

UNDP ve Rotary’nin “Sürdürülebilir Rekabetçi Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projesi” seminerleri devam ediyor.

Ankara, Nisan 2012

Adana, Gebze, Eskişehir, Samsun ve Gaziantep’in ardından 9 Mart’ta Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda da bir seminer düzenlendi.

Seminerde Bayrampaşa Rotary Kulübü Başkanı Semra Baysan ve Kuruçeşme Rotary Kulübü Başkanı Avukat Ulya Selçuk, katılımcılara Kurumsal Sosyal Sorumluluk kavramını anlattı.

Seminerde yerel belediyelerden temsilciler ve üretici KOBİ’lerin yöneticileri de yer aldı.

Seminerin ikinci bölümünde ise eğitimci Avukat Ulya Selçuk Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin şartlarından ve getirdiği avantajlardan bahsetti.

Sürdürülebilir Rekabetçi Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projesi, Anadolu’daki KOBİ’lerin kurumsal sosyal sorumluluk ilkelerini iş süreçlerine dahil etmesini sağlamayı amaçlıyor.

Proje, Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) ve Sürdürülebilirlik Bilinçlendirme Eğitimleri, KSS Durum Değerlendirmesi ve Analizi, KSS Strateji Geliştirme ve Çözüm Belirleme Semineri, İletişim ve Uluslararası Ağlara Dahil Olma aşamalarından oluşuyor.

Eğitim programı Anadolu’daki işletmelere ücretsiz olarak sunuluyor.

2013 Nisan ayına kadar 50’si Marmara Bölgesi’nde olmak üzere Türkiye’nin 81 ilinde 100 KSS eğitimİ düzenlenmesi ve proje sonunda Türkiye’nin kalkınmasında önemli görev üstlenen KOBİ’lerin KSS ilkelerini yönetişim planlarına dahil etmesi ve Küresel Sözleşme İlkelerini (Global Compact) imzalaması hedefleniyor.

Yoksulluk ölçümüne yeni yaklaşımlar

Kriz, Yoksulluk ve Zaman Kullanımı konferansı Mart ayının son haftasında Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsünde düzenlendi.

Ankara, Nisan 2012

Konferansta ekonomik krizlerin gelir dağılımı ve yoksulluk üzerindeki etkileri ve yoksulluğun ölçümlenmesi konuları ele alındı.

Toplantıda yoksulluk ölçümünde yeni yaklaşımlar ele alınırken, gelir ve zaman yoksulluğu da tartışıldı.

İki gün süren toplantıya konu hakkında araştırmalar yapan, yoksullukla mücadele politika ve stratejileri üzerine çalışmalar yürüten uzmanlar katıldı.

Konferansı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat bölümü ve Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KASAUM) ile Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, Mülkiyeliler Birliği, UNDP Türkiye ve Levy Enstitüsü (New York) ortaklaşa düzenledi.

Daha fazla bilgi için lütfen bu bağlantıyı tıklayın. 

Uçan Süpürge ve BM

 

Bu bölümde kısa adı UNV olan Birleşmiş Milletler Gönüllüler Programı ve Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği’nin planladığı çalışmalardan bahsedeceğiz.

UNDP Türkiye: Merhaba, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Bu bölümde kısa adı UNV olan Birleşmiş Milletler Gönüllüler Programı ve Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği’nin planladığı çalışmalardan bahsedeceğiz. Uçan Süpürge Derneği’nin, aralarında medyada kadın imajının kullanımının da yer aldığı pek çok farklı alanda çalışmaları var.  Konuklarım Uçan Süpürge Genel Yayın Yönetmeni ve editör aynı zamanda Yerel Kadın Gönüllü Muhabirler Ağı koordinatörü Selen Doğan ve Uçan Süpürge Gönüllü Koordinatörü Ceren Kocaman. Hoşgeldiniz. 

Selen Doğan (S.D.), Ceren Kocaman (C.K.): Merhaba, hoşbulduk.

UNDP Türkiye: Öncelikle Uçan Süpürge’yi  ve düzenlendiği etkinlikleri daha yakından tanıyalım.

C.K.: Uçan Süpürge geçtiğimiz on beş yıldır bir Uluslararası Kadın Filmleri Festivali düzenliyor. Festivalin bu sene demin de söylediğim gibi on beşinci yaşı kutlanacak. Bu bizim için önemli çünkü Ankara gibi kültür sanat etkinliklerinin görece kurak olduğu bir ortamda bir film festivalinin on beş yıl sürdürülmesi aynı zamanda bunun bir kadın filmleri festivali olması bizim için çok büyük bir önem taşıyor.

UNDP Türkiye: On beş yıldır aralıksız devam ediyor bu film festivali.

C.K.: Evet, aralıksız devam ediyor. Festivalde neler yapıyoruz? Festivalde kadın yönetmenlerin çektiği uzun metraj, kısa metraj, belgesel ve animasyon filmlere yer veriyoruz. Festivalde, görüşümüz gereği diyelim, kadınları yarıştırmaya inanmadığımız için yarışmamız yok ama uluslar arası film eleştirmenlerinin verdiği Fipresci Ödülü var. Fipresci’nin dünyada ödül verdiği tek kadın filmleri festivali de Uçan Süpürge.

UNDP Türkiye: Müthiş, bunun da altını çizelim. Fipresci ödülü sizin düzenlemiş olduğunuz kadın filmleri festivalinde veriliyor Ankara’da ve Mayıs ayı içinde yapılacak. Bu arada kadın filmleri derken illa konusunun kadınlarla alakalı olması, birebir ilintili olması değil, kadın yönetmenlerin çektiği filmlerden söz ediyorsunuz.

C.K.: Evet, yani aslında festivalde ilginç olan her gün karşılaştığımız konuları kadınların gözünden görmek oluyor biraz da. Tabi ki her şeyin arkasında yatan amaç olarak da kadınların sinema sektöründeki emeğinin biraz görünür kılınması gibi festival amaçları arasında çeşitli şeyler sayılabilir.

UNDP Türkiye: Şimdi programı kaydettiğimiz sırada biliyorum ki sizin netleşmiş değil programınız ama önemli filmlerin geleceğini söyleyebiliriz bu film festivaline. İsteyenler ucansupurge.org, değil mi?

C.K.: Evet.

UNDP Türkiye: O adres üzerinden girerek bilgi alabilirler. Hemen gönüllülük konusuna biraz geçiş yapalım. Gönüllülerin rolü ne acaba, Uçan Süpürge Derneği’nde?

S.D.: Bu çok önemli bir rol çünkü biz bir kadın derneği olarak sınırlı sayıda sınırlı zamanda ve kaynaklarla iş yaptığımız için, tabi ki belli bir kadromuz, belli bir mekanımız var. Dolayısıyla bütün yapmak istediğimiz işlere bütün kadromuzun yetişmesi zaten mümkün değil. Bu noktada gönüllüler devreye giriyorlar ve üzerimizden çok önemli işler alıyorlar aslında. Bu gönüllü desteğini sadece günlük işleyiş, günlük fiziksel bir takım işlere katkı anlamında ele almıyoruz. Akademisyenlerden de gönüllü destek alıyoruz. Onlar bizim için danışmanlık da yapıyorlar. Ya da film festivali zamanında festival için bir danışma kurulumuz oluyor, onlar bizi görüşleriyle, zenginlikleriyle besliyorlar. Bütün o fikirlerle ufkumuzu açıyorlar. Bir de üniversite öğrencileri, lise öğrencileri veya o dönemi atlatmış yetişkin kadın ve erkekler var. Onlar da bizim için gönüllü katkılarda bulunuyorlar. Bunlar çok önemli çünkü hem bir dolgu malzemesi o, yani bütünü tamamlayacak bir harç görevini görüyor onları katkıları. Çünkü bir alanda çalıştığınız vakit her zaman o alanda her istediğinizi yapamayabiliyorsunuz. Yetersizlikler olabiliyor, zamanınız yetmiyor; enerjiniz, gücünüz, temponuz buna el vermeyebiliyor. Gönüllüler bu noktada çok önemli. Bir de o körleşmeyi de gideriyorlar aslında. Çünkü sürekli aynı konu üzerinde çalıştığınız için belli bir yerde artık siz de yanlışı doğru gibi görmeye başlıyorsunuz. Ya da hep aynı temalar etrafında dolanabiliyorsunuz. Dışarıdan, hariçten bir gözün size fikir vermesi, bir kapı açması bambaşka olabiliyor.

UNDP Türkiye: Müthiş bir katkı olsa gerek. Bu noktada Ceren Kocaman’a tekrar dönelim, kendisi gönüllü koordinatörü Uçan Süpürge Derneği içinde. Derneklerin biliyoruz ki en önemli faaliyet alanları, ya da en fazla enerji harcadıkları alanlar bir kere finansman kaynağının bulunması, ikincisi ise insan kaynakları. Yani çoğu gönüllü olan o kadroların oluşturulması... Çünkü çekirdek kadrolar, profesyonel kadrolar son derece dar ve kısıtlı bir bütçeyle ancak kendini döndürebiliyor. Dolayısıyla gönüllüleri koordine etmek güç bir iş mi? Nasıl bir iş bundan bahsedebilir misiniz biraz?

C.K.: Gönüllüleri koordine etmek şöyle güç bir iş: Demin Selen de bahsetmişti. Bizim ofis içinde kendi kaynaklarımız da sınırlı ve biz sınırlı sayıdayız, yapacağımız çok iş oluyor. Dolayısıyla gönüllüler bizim için çok kilit bir rol oynuyorlar. Koordine etmek şöyle zor oluyor: gönüllülere ofisdeki herkes teker teker kişisel olarak vakit ayırmak, onlara bir şekilde minnetlerini aktarabilmek istiyorlar. Ama bunu biraz mümkün kılabilmek için organize olmaya ve güzel bir plan çerçevesinde ilerlemeye ihtiyaç oluyor. UNV ile açıkçası tanışmamız biraz da böyle oldu. Bize bu konuda destek vermeye başladılar. İlk iletişimimiz böyle kuruldu. Nasıl daha iyi bir gönüllü koordinasyonu sağlayabiliriz düşüncesi üzerinden yola çıktık. Kendi fikirlerimizi paylaştık. Onlar bizimle bu işi daha profesyonel nasıl yürütebiliriz, ondan bahsettiler. Dolayısıyla zor ama geri dönüşü çok olumlu olan bir alan. Ben de kendim gönüllü olduğum için biliyorum. Belki Selen daha iyi anlatır bu kısmı.

S.D.: Evet, benim de öyle bir geçmişim oldu dernekte. İkimiz de gönüllülük üzerinden gelip kadroya devam etmiş kişileriz. Tabi herkesin yapabilirlikleri farklı, ihtiyaçları ya da beklentileri de farklı. Etrafınızda belki bazen yüzlerce kişi olabiliyor ve bunların hepsiyle ortak bir noktada buluşabilmeniz gerekiyor. Bu açıdan zor.

UNDP Türkiye: Bir kadın derneği uçan süpürge. Kadınlar mı daha fazla gönüllü oluyor sizin derneğinizde?

S.D.: Erkekler de var aslında, ama kadınlar daha çok sanırım.

UNDP Türkiye: Nedir peki motivasyonları genel olarak? Siz kendinizden de örnek verebilirsiniz.

C.K.: Çoğunlukla kadın meselesine bir yakınlık duyuyorlar, bir dertleri oluyor. Yani onları rahatsız eden, bulundukları çevrelerinde bir sorun oluyor ve bir şekilde bizi duyuyorlar. Festival olsun diğer projeler olsun geliyorlar ve diyorlar ki “ben de kendimden bir şeyler katmak istiyorum”. Ve bu çok değerli bir şey açıkçası. Çünkü bu, işimizi çeşitlendiren bir şey.

S.D.: Hani bir parça vardır ya, müzik parçası: bir şey yapmalı. Tam da aslında hepimizin ortak motivasyonu o “bir şey yapmalı” duygusu.

UNDP Türkiye: Hemen bu noktada ben mesela katılmak istiyorum derneğinize. Nasıl size müracaat edeceğim? Web sayfanızda üzerinde bütün bilgiler var herhalde değil mi?

C.K.: Web sayfası üzerinde de bilgilerimiz var. Onun dışında zaten bize ulaştığınız zaman size bir gönüllü formu yolluyoruz. Gönüllülerle iletişim kurduğumuz bir ağ var, düzenli olarak onlara haber yolladığımız ve onları yaptığımız işlerden haberdar ettiğimiz. Onu bir şekilde yürütmeye çalışıyoruz ve yardım olduğunda da gönüllülerimizden geri dönüş bekliyoruz. Dolayısıyla bir al-ver sistemi oluşuyor.

UNDP Türkiye: Örneğin karşılıklı bir ilişki. Ucansupurge.org diyelim. Birleşmiş Milletler gönüllüler programı, UNV’de diyebiliriz; 2011 yılında, geçen sene 26 ülkede 8 Birleşmiş Milletler kuruluşunda cinsiyet odaklı görevlerde pek çok gönüllüyü harekete geçirmişti. Türkiye’de aslında yeni yeni örgütlenmeye başlayan bir Birlemiş Milletler kuruluşu olduğunu vurgulayalım ve Uçan Süpürge ile birlikte çalışmak istiyor çünkü pek çok ortak hedefi var. Ancak henüz ortaya çıkarmış olduğunuz bir proje yok, üzerinde çalışmakla birlikte. Önümüzdeki dönemde, zannediyorum, bu projeleri daha somut olarak da görebileceğiz. İki dakikalık vakit kaldı. Yerel kadın muhabirler ağından da söz edelim. Medyada kadının görünürlüğü ya da medyada kadın imajı ile ilgili çalışmalarınız da var. Ve Selen Hanım biliyorum ki siz bu konuda çalışıyorsunuz. Bir iletişimcisiniz, gazetecesiniz aynı zamanda ve editörsünüz dernekte. Nasıl bir çalışma acaba bu?

S.D.: Evet ben Yerel Kadın Muhabirler Ağı’nın 2003 yılında ilk kurulduğu döneminden itibaren hem tanığıyım hem çalışanıyım hem editörüyüm. Aslında bütün o süreci birebir yaşadım. Uçan Süpürge’de yaptığımız en iyi örgütlenme çalışmalarından bir tanesiydi bu diyebilirim. Halen de kesintisiz olarak süren bir süreçtir bu ağ. Biz burada yine internet sitemiz üzerinden açık çağrı yapıyoruz. Bütün kadınlara bu çağrımız ve hepsine diyoruz ki: siz de kendi haberlerinizi yapabilirsiniz. Çünkü biz biliyoruz ki ana akım medyada biz kadınlar olarak istediğimiz gibi ya da bir cinsiyet eşitliği perspektifinde temsil edilmiyoruz. Pek çok ihlaller var, pek çok şiddet ve ayrımcılık temsilleri görünümleri var. Dolayısıyla bu ağ biraz alternatif bir bakışla, başka türlü bir medyada bir kadın medyasında mümkün diyor. Her şeyin haber olabileceğini; kadınların hayatla ilgili, hayata dokundukları her yerden haberler çıkabileceklerini söylüyor, öneriyor. Bizim hali hazırda Türkiye’nin her yerinden, neredeyse bütün illerden başvurular alıyoruz ve beş yüzün üzerinde gönüllü kadın muhabirimiz var.

UNDP Türkiye: Müthiş, müthiş. Bunların hepsi profesyonel gazeteci olmak zorunda değil zaten.

S.D.: Hiçbiri olmak zorunda değil. Bizim hiçbir kriterimiz yok bunun için. Bir gazetecilik öğrencisi ya da sektör çalışanı olmasına da gerek yok. Sadece okuma yazma bilmek ve kadın bakış açısına sahip olmak yeterli. Zaten muhabirlerimiz arasında emekli bankacılar da var, lise öğrencileri ya da aktivistler de var. Çok çeşitli bir profil. Onlar tabi yavaş yavaş aktive oluyorlar, beş yüzü birden bir haber üretim sürecinde değil ne yazık ki ama aşama aşama oluyor. Biz onları biraz daha harekete geçirmek için bir online eğitim sistemi hazırlıyoruz. Böylece bilgiyi de orada eşitleyerek bütün muhabirlere ulaşacağız ve gönüllü kadın haber ağı örgütlenmesini biraz daha güçlendirmiş olacağız.

UNDP Türkiye: O zaman içinde gazetecilik aşkı bulunan, kadın konusuyla da bağlantılı olan, bu konudan rahatsızlık duyan ve gördüklerinden herkesi haberdar etmek isteyen kimseleri buradan uyarmış olalım. Sesinizi duyurabileceğiniz bir imkan var: “Yerel Kadın Muhabirler Ağı”. Uçan Süpürgeye ulaştıkları taktirde ucansupurge.org üzerinden de başvuruda bulunulabilinir. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programının sonuna geldik. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu - Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes ü

Doğu Anadolu'da ekoturizm

 

Bu bölümde, Doğu Anadolu’daki ekoturizm olanaklarından bahsedecek ve  Erzurum Çoruh Vadisi’nden bir başarı hikâyesine tanık olacağız.

UNDP Türkiye: Merhaba, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Bu bölümde, Doğu Anadolu’daki ekoturizm olanaklarından bahsedecek ve  Erzurum Çoruh Vadisi’nden bir başarı hikâyesine tanık olacağız. Konuklarımız Atatürk Üniversitesi’nden İktisat Bölümü Öğretim Üyesi ve DATUR Projesi’nin danışmanı Prof. Erol ve DATUR Projesi Saha Yöneticisi Egemen Çakır. Hoşgeldiniz! 

Erol Çakmak (Er.Ç.), Egemen Çakır (Eg.Ç.): : Hoşbulduk

UNDP Türkiye:  Projenin tabii ki uzun yıllara dayanan bir arka planı ve  hikâyesi var ancak ben öncelikle sondan başlamak istiyorum. Projeniz sayesinde geldiğiniz nokta nedir? Sizin proje bölgeniz olan Çoruh Vadisi’nde  bir ekoturizm oluşmuş vaziyette mi?

Eg.Ç.: Evet, Çoruh Vadisi’nde ekoturizm olanaklarını oluşturduk. Şu anda hiçbir konaklama tesisi bulunmayan yerde yılda, gecelik 1000 kişi konaklamamız oluştu. Bu konuda da, gelen ziyaretçilerimiz de %100’e yakın memnuniyetle döndüler.

UNDP Türkiye: Çoğunlukla pansiyonlar değil mi?

Eg.Ç.: Aynen, ev pansiyonlarında kalıyorlar. İşte 2 oda, 3 oda, 5 oda, imkâna göre, evin durumuna göre insanlar evlerinde misafir ağırlıyorlar ve yerel kalkınmada bunu çok önemsiyoruz. Bunun yanında, günübirlik ziyaretçiler konusunda 30.000’lere varan günübirlik ziyaretçiler var Tortum Şelalesi’ne, Tortum Gölü’ne. Bu günübirlik ziyaretçiler için de yerel işletmelerde kapasite geliştirme konusunda eğitimler düzenlendi ve yerel işletmelerin imkânlarını genişletme konusunda çalışmalar yapıldı.

UNDP Türkiye: Hem kültürel değerler hem de doğal değerler ziyaretçileri çeken unsurlar burada değil mi? Siz, tabii Tortum Vadisi’nden, şelaleden söz ettiniz ama aynı zamanda kültürel değerler de var ki bunun da haritası çıkarılmış vaziyette.

Eg.Ç.: Evet, envanterlerimizde Öşvank Manastırı tarihi eserlerden, bunun yanında Haho Kilisesi, daha sonra tarihi camilerimiz var, onların restorasyonuna kadar yan çıktılarımız var. Bu konuda da çalışmalar hâlen daha devam ediyor. Broşürlerimizle, envanterlerimizle en son aşamada, şu an fuarlarda, yurtdışında tanıtma imkânları buluyoruz ve bu imkânları değerlendiriyoruz.

UNDP Türkiye:  Bu durumda, şu anda oluşmuş olan bir sektörden, bir ekoturizm sektöründen söz etmek mümkün Çoruh Vadisi’nde. Hocam, size sormak istiyorum bu noktada, Sayın Erol Çakmak. Bu oluşan şeyin arka planından biraz bahsedelim. Nasıl ortaya çıktı? Bir harita çıkardınız, kaynaklarını ve ihtiyaçlarınızı tespit ettiniz herhâlde. Biraz ondan bahseder misiniz?

Er.Ç.: Pek tabii. Bütün bu anlatılanlar Doğu Anadolu Turizmini Geliştirme Projesi’nin çıktıları. Doğu Anadolu Turizmini Geliştirme Projesi kısa adıyla DATUR, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Efes Pilsen’in desteğiyle yürütülen bir insani gelişme projesi. Bu proje kapsamında, bir kere her şeyden önce alternatif turizmi geliştirmek, Çoruh Vadisi’ni alternatif turizm için bir varış alanı hâline getirerek bu yörede yaşayan insanların yaşam düzeylerini, yaşam kalitelerini yükseltmek hedefi var. Bu hedefe ulaşabilmek için, üç temel amaç edindik kendimize ve bu amaçlar doğrultusunda faaliyetlerde bulunduk. Bu amaçlardan ilki, bölgenin turizm zenginliklerini belirlemek, bunların envanterlerini çıkarmak. İkincisi, bu envanterlere dayalı olarak turizm ürünleri geliştirmek. Şöyle ifade edeyim, turizm bir hizmet sektörü olduğu için çok geniş bir hizmet ürünü skalası var. Bunların oluşturulabilmesi, yerelde kapasite geliştirmeyi, işgücü, bilgi ve beceri geliştirmeyi gerektiriyor. Yani insan sermayesini geliştirmek gerekiyor.

UNDP Türkiye:  Buradan da aslında, böyle bir turizm projesine neden bir iktisatçının danışmak olarak seçildiğini anlamak mümkün. Aslında, bakış açısı turizm yoluyla kalkınmanın desteklenmesi.

Er.Ç.: Pek tabii, kesinlikle. Yerel ekonomik kalkınmaya yönelik bir proje bu. Tabii, bu proje hedefini gerçekleştirebilmek için aynı zamanda bölgenin tanıtılması gerekiyor idi. Bunun için, bilimsel olarak elde edilmiş bu envanterlere dayalı tanıtım materyalleri üretildi ve bölge, hedef kitlelere, hedef pazarlara tanıtıldı. Pek tabii, bunlar yetmezdi. Bu projenin sürdürülebilir olması için, her şeyden önce yerelde kapasite geliştirme, yerelde sahiplenme oluşturma ve daha sonra da bu projeleri sürdürebilecek yerel aktörleri hazırlamak gerekiyordu. Bu çerçevede, bu projenin temel stratejisi olarak, özellikle yereldeki ortaklarımızdan Uzundere Belediye –.

UNDP Türkiye:  Bu proje bittiği zaman sürdürülebilir olması için yereldeki kaynakların ve kişilerin harekete geçirilmesi, sahiplenmesi sizler için çok önemli. Egemen Bey, size bu noktada dönmek istiyorum. Tabii ki bu proje, Doğu Anadolu Kalkınma Projesi’nin (DAKAP) bir devamı niteliğinde olarak da görülebilir. Çünkü onun 3 bileşeni vardı; kırsal kalkınma, turizm ve diğer bileşen vardı ve turizm konusunda böyle bir sonuç aslında, aynı zamanda bu projenin geri planına baktığımız zaman. Hoca biraz bahsetti; değerlerin tespiti, haritanın tespiti, kaynakların ve ihtiyaçların tespiti, daha sonra yerelde neler oldu? Uzundere İlçesi’nden bahsediyoruz burada özel olarak, Çoruh Vadisi dediğimiz zaman. Uzundere İlçesi’nde nasıl bir hareketlenme oldu? O eğitimlerden, o süreçten bahseder misiniz?

Eg.Ç.: Eğitimlerden en son gastronomi ve yerel gıdaları kapasite geliştirerek daha katma değeri yüksek bir şekilde değerlendirme söz konusuydu.

UNDP Türkiye:  Oraya gidenlerin yerel lezzetleri tatması için oraya bir eğitim verilmesi gerekiyor tabii, değil mi?

Eg.Ç.: Aynen. Doğu Anadolu’da bir Akdeniz iklimi ve geçiş noktası olmasıyla yüksek kapasitede ürünlerin olması, bu bir kısım. Ondan sonra ev pansiyonculuğu çalışmalarında ve lokantalarda hijyen, ev pansiyonlarında temizlik ve bunun yanındaki işlerin nasıl yürüyeceğine dair eğitimler yapıldı. Kuş gözleminin önemiyle ilgili ve oradaki potansiyeli değerlendirmeyle ilgili insanlarda yerelde farkındalık eğitimleri yapıldı. Bunun yanında, seramik çalışmalarıyla ilgili eğitimler yapıldı. Yerelde hediyelik eşya hiç yoktu yöreye özgü. O yöreye özgü hediyelik eşyalar konusunda yerel motiflerin ve yerel ürünlerin üzerinde –

UNDP Türkiye: Motif olarak, dinleyenlerden oraya gidenler varsa biliyorlardır, oranın tabii kendine özgü yırtıcı kuşları var, değil mi? Neydi en önemlisi mesela bunlardan?

Eg.Ç.: Kaya kartalı.

UNDP Türkiye: Kaya kartalının motifini görebiliyoruz veya oradaki Öşvank Manastırı gibi, Gürcü kiliseleri gibi çeşitli motiflerin hediyelik eşyaya dönüşmüş seramiklerini görebiliyoruz. Seramik eğitimi de bu yüzden bu projenin içine dâhil edilmiş vaziyette. Hemen ben ortaklardan bahsedeyim Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın dışında, Kültür ve Turizm Bakanlığı elbette işin içinde, Efes Pilsen içinde ve sizin saha yöneticisi olduğunuz bölgede örneğin Uzundere Belediyesi gibi yerel ortaklar ve dernekler de bu işin içinde. Başka bölgeye özgü yaptığınız son zamanlardaki çalışmalardan da bahsedelim.

Eg.Ç.: Uzundere’de Uzkader derneği var, Uzundere Kadın Emeğini Değerlendirme derneği. Bunun yanında Uzetik diye yeni bir kooperatif kuruldu, belediyeyle birlikte sivil toplumun ve devletin hep bir arada yürüyeceği bir kalkınma modelini destekliyor ve sürdürülebilirlik olması açısından çalışmalar devam ediyor.

UNDP Türkiye: Sürdürülebilirlik dediniz, Erol Hoca size sormak istiyorum.

Er.Ç.: Her şeyden önce biz yerelde kapasite geliştirmeyi ve bu projeyle ilgili çalışmalar konusunda yerelde sahiplenme oluşturmayı hedef edinmiştik kendimize. Bütün eğitim çalışmalarımız, bütün çabalarımız yerelde kapasite geliştirmeyi hedefliyordu. Bunun için, başta Uzundere Belediyesi olmak üzere yerelde yer alan, yerel sivil toplum örgütleri, Uzundere Kadın Emeğini Değerlendirme Derneği, Uzundere Doğa Sporları Kulübü Derneği ve Uzundere Uzetik Kooperatifi gibi sivil toplum kuruluşlarını, ayrıca yine önemli kalkınma aktörleri olan Uzundere Kaymakamlığı, bütün bu kamu, özel sektör ve sivil toplumda kapasite oluşturduk. Bu oluşturduğumuz kapasitelerle bu kurumlar, kendi çabalarıyla ama bizim desteğimizle çeşitli finansman kaynaklarına projeler sunabildiler. Örneğin, Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı’na toplamda 2 milyon TL’ye ulaşan çeşitli projeler sunuldu ve bunlar kabul edildi. Bunların bir kısmı uygulamaya konuldu, bir kısmı da uygulamaya konulacak.

UNDP Türkiye: Dolayısıyla DATUR Projesi bittiği zaman aslında başlatılan bu sinerji, Kalkınma Ajansı’ndan sağlanan bu kaynakla devam edecek. Şimdi oraya gittiğimizde artık trekking, rafting gibi sporları ve kuş gözlemi yapabiliyoruz. Yoksulluğu azaltmayı, bölgesel farklılığı gidermeyi turizm üzerinden yapmayı hedefleyen çok etkin bir projeden söz ettik bugün. DATUR Projesi’nin ayrıntılarına datur.com, coruhvadisi.com üzerinden ulaşabilirsiniz. Konuklarım Prof. Erol Çakmak, Atatürk Üniversitesi’nden İktisat Bölümü Öğretim Üyesi ve DATUR Projesi Danışmanı, Egemen Çakır, Proje Saha Yöneticisiydi ve DATUR Projesi’nden biraz bahsetme olanağı bulduk. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı’nın da böylece sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu, Radyo İlef’te hazırladık. Programımızı FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın! 

Kapsayıcı piyasalar ne demek?

 

Bu bölümde “Kapsayıcı Piyasalar” adı verilen bir kavramdan söz edeceğiz.

UNDP Türkiye: Merhaba, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Bu bölümde “Kapsayıcı Piyasalar” adı verilen bir kavramdan söz edeceğiz. Bu, Güneydoğu Avrupa’da ve Bağımsız Devletler Topluluğu bölgesinde Türkiye dahil olmak üzere altı ülkenin içerisinde yer aldığı bir tanımlamadır. Bunun dışında başka bölgeler de var ancak bunun ne anlama geldiğini ve kapsayıcı piyasaların ne olduğunu konuğumuz Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Kapsayıcı Pazarlar Bölge Koordinatörü Gökhan Dikmene’e soracağız. Hoşgeldiniz Gökhan Bey.

Gökhan Dikmener (G.D.): Hoşbulduk.

UNDP Türkiye: Kapsayıcı piyasalar ne demek?

G.D.: Kapsayıcı piyasaların tanımı ile başlamak istiyorum. Daha sonra tanımı genişleterek devam edebiliriz. Dezavantajlı grupları talep tarafında müşteri olarak, arz tarafında ise çalışan, girişimci ve değer zincirinin çeşitli noktalarında yer alan insanlar olarak biraraya getiriyor.Bunun iki yönü var. Belki de daha basit bir tanım vermek gerekirse yoksullarla birlikte yoksullar için üretmek diyebiliriz.

UNDP Türkiye: Bu program bazında dezavantajlı dediğimiz kavram yoksul kesimi içermektedir.

G.D.: Birinci grup olarak yoksullar. Daha sonra belki bu tarzda hizmet ve servisler.

UNDP Türkiye: Gençler, kadınlar hatta engellilerin de dahil olduğu..

G.D.: Evet, engellileri de dahil etmekte fayda var. Ürün ve hizmetlerin ulaşamadığı ve ulaştıramadığı kişiler olarak tanımlayabiliriz.

UNDP Türkiye: Bu kesimleri hem üreten haline getirmek hem de talep olarak bakıldığı zaman, birer müşteri ya da alıcı haline getirebilmek için hem onların yaşam standartlarını yükseltmeyi hem de alım güçlerini yükseltmeyi hedefleyen bir iş modeli. Bunun desteklenmesi üzerine kurulan bir programdan bahsediyoruz. Peki bu dünyanın hangi bölgelerinde yoğunlaşıyor? Az önce saydığım bölge Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölge ama özellikle hangi bölgelerde var?

G.D.: Bu UNDP’nin küresel bir inisiyatifi. UNDP’nin özel sektör alanında 3 tane küresel inisiyatifi var. Bir tanesi Kapsayı Piyasalar Programı. Bu zaten az önce bahsettiğimiz program. İkincisi Büyüyen Kapsayıcı Piyasalar Programı ki bu bizim araştırma ve savunucu hareketimiz. Biz burada yoksullarla birlikte iş geliştirmenin ve onlara dönük olarak hizmet üretmenin karlı olduğunu ve onlarla birlikta başaran şirketlerden örnekler vererek bu alanda daha çok şirketin ve girişimcinin faaliyet göstermesini hedefliyoruz. Diğer taraftan, ‘business called action’ dediğimiz, özellikle çok uluslu şirketleri hedef alan, onların bu alanda geliştirdiği ürünleri duyuran takip eden, raporlayan ve bunu daha geniş bir kitleyle paylaşan bir programımız var.

UNDP Türkiye: Aslında hala geliştirilmekte ve olgunlaştırılmakta olan bir iş modelinden söz ediliyor burada değil mi? Aynı zamanda bu alanda yaşanan başarı öykülerinin de paylaşılması çok önemli. Tanımlama bu şekilde yapılırken, bunun hayata geçirilmesi nasıl olacak, bir iki örnek verebilir miyiz? Kapsayıcı piyasa oluşturmak için nasıl bir iş modeli oluşturulabilir?

G.D.: Öncelikle biz kapsayıcı piyasalar ya da kapsayıcı iş modeli dediğimiz zaman ürün, sektör ya da servis sınırlandırılmasına gitmiyoruz. Bu alanda dezavantajlı grupların ürün ve servislere ulaşabilmesini kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Aynı zamanda onların ürettikleri ürünleri de pazara ulaştırmada yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu sayede onların kullandıkları ürün ve hizmetlerin maliyetlerini düşürmeyi, kalitesinin arttırılmasını ve bu yolla hayatlarında iyileştirilme sağlanmasını diğer yandan da onların tükettiği ürünlerin daha iyi şekilde pazara ulaşmasını, bu sayede çok kazanmalarını ve hayatlarına olumlu bir şekilde yansımasını sağlıyoruz. Şimdi bu iki gruba da örnek vereceğim. Bu konseptin temelinde, piramitin tabanı diye tanımladığımız bir iş modeli diye tanımladığımız bir konsept ve kavram var. Bunu ortaya atan bir strateji profesörü, Prahalad. Bu alandaki çalışmalar Prahalad’ın 1994 yılında Stuart L. Hart ile birlikte yazdığı makale ile başlıyor.

UNDP Türkiye: Bu ne anlama geliyor?

G.D.: Piramidin tabanını açıklamak gerekirse ki piramidin en altında yer alan grup günlük 2 doların altında geliri olan en kalabalık grubu ifade ediyor. Çeşitli gruplandırma yolları var ama yapılan en geniş gruplandırmaya göre buna göre piramidin tabanında 4 milyar insan yaşıyor. Bizim şu an gözlemlediğimiz ekonomik aktivitelerin çoğu piramidin üstünde yer alan 2 milyar insanı hedefliyor. Ve geriye kalan bu 4 milyarlık grup bütün bu ekonomik faaliyetlerde ihmal ediliyor ve görmezden geliniyor. Bunların ürettiği ürünler de pazara uygun koşullarda ulaşamıyor. Dolayısıyla, ekonomik anlamda iki farklı dünya var. Bunlardan bir tanesi tamamen ihmal edilmiş, diğeri için ise ürün ve hizmetler geliştiriliyor. Ancak diğer grubun da bu servislerden faydalanılması hedefleniyor. Yoksulların ilk başta tüketen kesim olarak bizim çok uluslu diye tabir ettiğimiz şirketlerin ürettiği ürün ve hizmetlerin ulaştırılması gerektiği olarka başladı. Daha sonra alınan birkaç eleştiriden sonra kavram tekrar düzenlendi ve neticesinde onların da ürettikleri ürünün pazara ulaştıtrılması hedeflenirken piramidin tabanına yönelik iş modelleri ortaya çıktı. İşte bu da piramidin tabanından gelen iş modelleri.

UNDP Türkiye: İş modellerinden soyut olarak bahsettik. Biraz da somut örnekler vermemiz mümkün mü?

G.D.: Bu alanda en yagın örneklerden bir tanesi mobil telefonların kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan mobil para kavramı. Sizlerin de bilgiği üzere Afrika’nın çoğu bölgesinde yerleşim oldukça dağınık düzeyde. Bu sebepten ötürü orada herhangi bir finans kuruluşunun faaliyet göstermesi mümkün değil. Yapacağınız en ufak bir para transferi için kilometrelerce yol yürümeniz gerekebiliyor. Ailenizden biri size para gönderdiği zaman, bu para miktarını alabilmek için belki de 20 kilometre yürüyeceksiniz ve geri dönüşte de bu aldığınız para sizin için çok ciddi bir güvenlik riski oluşturacak. Sağ salim ulaştığınızda bunu haracayacak ya da saklayacağınız bir yeriniz olmayacak. Yaygınlaşan cep telefonları neyi getirdi? Bu bizlerin Türkiye’de kullandğı kontör transferi gibi bireyler arasındaki para transferini kolaylaştırdı. Bu sayede Afrika’nın herhangi bir köyündeki bir birey farklı bir yere gitmeden oturduğu yerden parasını alabiliyor ve bulunduğu yerdeki market ya da bakkallardan ihtiyaçlarını karşılayabiliyor.

UNDP Türkiye: Burada pratik bir şekilde hayatlarına dokunan insanların getirdiği çözümlerden söz ediliyor. Aynı zamanda işin felsefi planında da kalkınmada özel sektörün oynadığı rolün vazgeçilemez bir noktaya geldiğinden söz etmek mümkün. Sözünü ettiğiniz uzmanlar bu modeli geliştirdiler ve üzerine yeni yeni örnekler inşaa ediliyor. Özel sektör vazgeçilemez ve dünyanın bir gerçeği ise bunu kalkınmaya nasıl entegre edebiliriz? İşte, üzerine kafan yoran uzmanların modelleri bunlar. Türkiye’ye baktığımız zaman Birleşmiş Mlletler Kalkınma Programı’nın bir ortağı var: Türkiye İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA). Bu ortaklıktan biraz bahsetmekte fayda var.

G.D.: Bu bahsettiğimiz bölgesel proje 2009 yılında başladı. Bölgeselden kastımız; güneydoğu Avrupa ve BDT ülkeleri . Bu bölgede bahsettiğimiz iş modellerini yaygınlaştırmak, bunların tanınırlığını arttırmak ve yeni uygunlanan modelleri koymak için bir projeye başlandı. Projenin 2 çıktısı olacaktı. Bir tanesi, bölgeden bu tarzda derlenen iş modellerinin paylaşılması. Bu bizim daha önce de bahsettiğimiz büyüyen kapsayıcı piyasaların içerisinde yer almakta. Bahsettiğimiz bölgeden yani güneydoğu Avrupa ve BDT ülkelerinden 20 vaka toplandı. Bu alanda yapılan güzel örnekler paylaşıldı. Ülkemizden de bir örnek var: Hey Tekstil. Websitemize ulaştığınız zaman, Hey Tekstil ile ilgili hazırlanmış vaka örneğini inceleyebilirsiniz.

UNDP Türkiye: Ben hemen websitenizi söyleyeyim. iicpsd.org veya http://www.growinginclusivemarkets.org/ yazdığınız zaman sözünü ettiğimiz iş modellerine -Türkiye’den Hey Tekstil’in de örnek olarak yer alıyor- ulaşabilirsiniz . Siz bununla da kalmadınız ve aslında sosyal girişimcilikle ilgili bir yayın hazırladınız ve buda kısa bir süre içerisinde Bilgi Üniversite ile birlikte yayına çıkacak. Bunun içerisinde de Türkiye’den Büyüyen Kapsayıcı Piyasalar la ilgili sosyal girişimcilik örnekleri de yer alıyor değil mi?

G.D.: Kapsayıcı iş modellerinin bir alt kümesi olarak sosyal girişimciliği ele aldık. Sizlerin de bildiği gibi soyal girişimciler de dezavantajlı gruplara ürün ve hizmetlerin kolaylaşmasını sağlıyorlar. Bu tanıma uyan 5 tane sosyal girişimci seçtik. Bu sosyal girişimcileri, Türkiye’de yaptığı faaliyetlerin daha tanınır olması, sosyal girişimcilik kavramı Türkiye’de yeni tanınan bir kavram olduğundan dolayı bunun doğru tanınması ve yeni başlayacaklara ilham kaynağı olması açısından güzel örneklerin yer alması sebepleriyle bu örnekleri derlemeye karar verdik. Hepsi kendi alanlarında oldukça tanınan büyük organizasyonlar. Ayrıca biz bu süreç içerisinde bir de metadoloji geliştirdik. Vaka örneği toplamak ve analizini yapmak normalde çok uzun süren ve çok uğraş gerektiren bir iştir.

UNDP Türkiye: Başarı öyküsünü nasıl kaleme alacaksınız değil mi? Başarı ama nasıl tekrarlanabilir, nasıl öyküye dönüştürülebilir siz de herhalde bunu anlatıyorsunuz.

G.D.: Evet, aynen öyle. Eğer bunu yemek tarifi gibi düşünürseniz, bazı noktalarda sizin kritik müdahale etmeniz gerekebiliyor. Onların tespit edilebilmesi gerekiyor. Yani, bir hikaye dinlediğiniz zaman bunun içerisinden bazılarını duyarsınız ancak her zaman duyamayabilirsiniz. Bu vaka analizinin önemli olan tarafı da çğrenilmesi gereken derslerin oradan en uygun şekilde toplanması ve bunun da bir metadoloji ile yapılması.

UNDP Türkiye: Bu girişimin amacı, olmazsa olmazların altına çizerek vaka analizlerinin yapılması ve başarı hikayelerinin kaleme alınması. Bu programımızda, sosyal girişimciliği tarif etmeye ve ‘Büyüyen Kapsayıcı Piyasalar nedir?’ sorusuna cevap vermeye çalıştık. Konuğumuz, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Büyüyen Kapsayıcı Piyasalar Programı Güneydoğu Avrupa ve BDT ülkeleri koordinatörü Gökhan Dikmener idi. Çok teşekkür ediyoruz. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programının sonuna geldik. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu - Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileğiyle hoşçakalın!

Özel sektör ve kalkınma

 

Bu bölümde bundan bir sene önce faaliyete geçen UNDP’nin İstanbul’daki Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’nden bahsedeceğiz.

UNDP Türkiye: Merhaba, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Bu bölümde bundan bir sene önce faaliyete geçen UNDP’nin İstanbul’daki Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’nden bahsedeceğiz. Bu merkez neden İstanbul’da kuruldu, neyi hedefliyor ve çalışmaları ne aşamada? Bu ve bu tarz soruları konuğumuz, UNDP İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi Direktör Yardımcı Vekili ve ayrıca Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Özel Sektör Program Yöneticisi Hansın Doğan ile konuşacağız.Hoşgeldiniz.

Hansın Doğan (H.D.): Hoşbulduk.

UNDP Türkiye: Bu merkez, belli bir sürecin sonunda ortaya çıkan bir merkez. Küresel İlkeler Sözleşmesi ile başlayıp İstanbul’da noktalanan bir hikayeden söz ediyoruz.  Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin kendi hikayesini ve onun Türkiye’ye yansımasını anlatarak başlayabilir miyiz?

H.D.: Küresel İlkeler Sözleşmesi bir yandan özel sektör çalışmalarını toparlayan stratejik bir yaklaşım. Bütün Birleşmiş Milletler’i ve kuruluşlarını bağlayan bir yapısı var. İlk tohumları 1999 yılında atılmış ki bu Kofi Annan’ın bireysel girişimi olarak da kabul edilir. Kendisi Davos zirvesinde ilk duyuruyu yapıyor ve Birleşmiş Milletler ile özel sektörün daha çok işbirliği yapması gerektiğini vurguluyor. Bununla ilgili gerekli hazırlık çalışmaları yapılıyor ve 2000 yılında da duyurusu yapılıyor.

UNDP Türkiye: Bu işbirliğinin aslında zeminini ve arka planını belirleyen bir ilkeler sözleşmesinden bahsediyoruz. Eğer bu ilkelere uyan, Birleşmiş Milletler ile uyumlu ilkelere sahip bir firma ya da kuruluş varsa onlarla beraber çalışma yapmak daha uygun hale geliyor.

H.D.: Aslında Birleşmiş Milletler’in misyonu gereği yapılması gereken bir takım işler var. 2000 yılında duyurusu yapılan sizlerin de bildiği gibi 8 hedeften oluşan Binyıl Kalkınma Hedefleri vardır. O ilkeler doğrultusunda, özellikle 8. hedef olan Küresel İşbirliği Hedefi ile de doğrudan bağlantılı. Amaç, orada yeryüzünde yaşanan kalkınma konularıyla ilgili herkesin topyekün çözüm arayışına girmesi ve eyleme geçmesi.

UNDP Türkiye: Hem özel sektörle uluslararası kuruluşların ve hükümetlerin hem de devletlerin kendi aralarında işbirliğini belirleyen Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin 8. Hedefinden söz ediyoruz. Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin bunun altına oturduğunun da altını çizmekte yarar var. İnsan hakları var, çalışma standartlarına yönelik ilkeler var, çevre var ve de yolsuzlukla mücadele ilkesi var. 1999’dan sonra Türkiye’ye yansıması nasıl oldu acaba?

H.D.: Türkiye’de hazırlık çalışmaları yayınlandıktan sonra 2002 yılında Türk İşveren Sendikaları konfederasyonu ile ortak bir lansman yapıldı ve o lansman kapsamında Kürsel İlkeler Sözleşmesi Türk iş dünyası ile paylaşılmış oldu. 2002 yılında TİSK işbirliği ile Türkiye’de lansman yapıldıktan sonra 50 tane işletme taahhütte imzayı koydu. Hızlı bir başlangıç oldu. 50 şirketin taahhütü ile birlikte Türkiye’de Küresel İlkeler Sözleşmesi anlayışının gelişmesi için birtakım çalışmalar başladı. Bunun neticesinde 2005 yılında UNDP Türkiye ofisi bir karar aldı. Operasyonları hızlandırmak ve zenginleştirmek için İstanbul’a bir ofis açmaya karar verdi. Sadece özel sektörle ilgili işleri yönetmek amacıyla bu ofisi 2005 yılında açtık. 2005 yılından itibaren ofisimiz Ulus’ta faaliyetine devam ediyor.

UNDP Türkiye: Küresel İlkeler Sözleşmesi Türkiye’de nereden nereye kadar geldi? Ne kadar firma buna imza atmışken 2012’nin başında hangi noktadayız?

H.D.: Küresel İlkeler Sözleşmesi her şeyden önce bir platform. Hem özel sektörü birbiriyle buluşturan yani firmaları ve değişik sektörleri birbiriyle kaynaştıran hem de özel sektörü kamu ve sivil toplum ve üniversitelerle buluşturan bir platform. O açıdan baktığımız zaman her yıl düzenli olarak yapılan ulusal toplantılar ve sektör içi yapılan çalıştaylarla güzel etkileşimlerinin olduğunu görüyoruz. Özellikle ilaç ve otomotiv sektörüyle yapılmış ve bir takım sonuölar doğurmuş çalışmalar vardı. Tekstil sektörüyle keza çalışmalar oldu. Tabii bunların da projelere dönüştüğünü söylemek gerekiyor. Kamu-özel sektör işbirliği, sivil toplum uygulamacılığı, ve sahada yürüyen bu güzel çalışmalar bizim portföyümüzü doldurmaya başladı. Şu an itibariyle yaklaşık olarak 30 tane aktif olarak yürütülen proje var. Burada kamu sektörünü buluşturan ve kalkınma sorunlarına çözüm getiren 30 tane projeden bahsedebiliriz. O platformların bir ürünü olarak bu projeler işin uygulama yönünü oluşturmakta.

UNDP Türkiye: Onlarca firma bu sözleşmeyi imzaladı ve saydığınız miktarda firma da Birleşmiş Milletler ile iş birliği yaparak kalkınma projelerine dahil oluyor ki artık özel sektörün kalkınmadaki rolü inkar edilemez bir noktaya gelmiş vaziyette. Hatta uluslararası kuruluşlar da kendilerini buna göre uyarlamaya başladılar. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın özel sektörle işbirliğinden bahsettik. Herhalde bu süreç de sizi 2011 yılının Mart ayına getirdi. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye’de uluslararası bir merkez açtı. Bu uluslararası merkezin hedefi nedir ve bu merkez neyi amaçlıyor?

H.D.: Bu merkezi geçtiğimiz yılın Mart ayından Eminönü’nde açtık. Burada amaç, Türkiye’nin geçtiğimiz on yıl içerisinde kazandığı deneyimi paylaşması, uzmanlar havuzu oluşturmak ve UNDP’nin özel sektördeki çalışmalarında New York’tan bağımsız hale getirip sahaya indirip, daha hızlı bir momentum ile uygulamaya dönüştürebilmek. Merkez için tespit ve tayin edilmiş belli başlı çalışma konuları var. Bunlar UNDP’nin 2007 yılı özel sektör stratejilerini takip eden uygulamalar. Bir tanesi kapsayıcı pazarlar ile ilgili. Burada işletmelerin müşterilerine karşı yaklaşımını ele alan, müşterisi ile olan ilişkilerini geliştiren ve zenginleştiren bir takım politikalar söz konusu. Örnek vermem gerekirse dezavantajlı kesimden yoksulların, engellilerin şirketlerin sağladığı ürünlerden eşit şekilde yararlanmasını sağlayacak ortamları iyileştirmek. Aynı şekilde amaç, bu kişilerin üretime dahil olmasını ve istihdamını sağlamaktı.

UNDP Türkiye: Ana başlıklar altında faaliyetlerini sürdürüyor ancak üst başlık özel sektör ve kalkınma arasındaki İstanbuldaki uluslararası merkezin de katkısıyla o köprüyü oluşturmak. Başta sorduğum bir soru vardı; ‘Bu merkez neden İstanbul’da kuruldu?’ Bir kısmı belli bir ölçüde tahmin edilebilir. Türkiye’nin daha çok uluslararası organizasyona ev sahipliği yapma isteği ve bu konuda çeşitli fonların sağlanması. Elbette bunlar sebeplerinden birkaçı. Ancak Birleşmiş Milletler açısından da İstanbul’da bir merkez açmak için belirli sebepler vardı. Nedir bu sebepler?

H.D.: İstanbul’da bir merkez kurulmasının birkaç sebebi var. Birinci sebebini söylemiştim zaten, burada ciddi bir deneyim birikti ve bu deneyimin paylaşılması isteniyor. Daha önce bunu farklı kanallardan yapıyorduk. Ancak şimdi adı konmuş oldu ki burada stratejik bir yaklaşım söz konusu. Ayrıca bunu da geçtiğimiz yıllar içerisinde birçok ülkeyle yaptık ve uyguladık. Tabii bunun dışında İstanbul’un İstanbul olmaktan kaynaklanan kendine özgü özellikleri var. Kültürler arasında bir köprü ortamı, çok hızla gelişen bir dinamik ekonomik var ve birçok ülkenin örnek alıp takip etmeye çalıştığı uygulamaları var. Şimdiye kadar gelişmiş olan ülkeler sahip oldukları deneyimi gelişme olan ülkelerle paylaşıyorlardı. Türkiye’yi artık o noktada görüyoruz. Bunu bu şekilde kabul eden de birçok ülke var. Biz bu ortamdan yararlanarak, İstanbul’a böyle bir merkezin açılmasını sağladık ve o talebe de güzel bir şekilde hizmet sağlanıyor.

UNDP Türkiye: Tekrar ‘köprü’ konseptine geri döndük. Bu anlamda özel sektör ile kalkınma arasında bir köprü oluşuyor ve de İstanbul’un o doğu-batı kültürü arasındaki vazifesi köprü olarak görülüyor. Hatta sizin merkezin logosunda da köprü imajını görüyoruz; iicpsd.org adresinden merkezin amaçlarına ve hedeflerine ulaşabilirsiniz. Aradan bir sene geçti. Elbette bu çok kısa bir zaman özellikle isminin duyulması için. Ancak başlayan bazı projeler var. İsterseniz biraz da bu projelerden bahsedelim.

H.D.: Bizim merkezi kurmamızla beraber önümüzde çok önemli olan bir gündem maddesi vardı. En Az Gelişmiş Ülkeler Zirvesi ve bununla bağlantılı olan özel sektör bacağı vardı. O kapsamda birçok faaliyet yürüttük ve merkezde yan etkinlikler düzenledik. Koşullu para transferleri üzerine bir uluslarası toplantı söz konusu oldu. Bir donör koordinasyon toplantısı gerçekleştirdik. Bunun çıktılarını takip ediyoruz. Rotary ile güzel bir proje başlattık. İlk etapta Rotary International ile uygulamalarını hayata geçirdik. Türkiye’deki tüm Rotary kulüpleri Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne imza attı. Hem 10 ilkeye sadık olacakları konusunda taahhütte bulundular hem de kendi iletişim ağları üzerinden bu bilgiyi aktarmak istediklerini söylediler. Biz de bir eğitim programı başlattık. Rotary’den seçilmiş deneyimli yaklaşık 30 tane gönüllü eğitmene merkezimizde eğitmenler için olan eğitimi verip daha sonra bu kişilere aldıkları eğitimleri şehirlerde aktarmalarını sağlayan bir sistem oluşturduk.

UNDP Türkiye: Bu bahsettiğiniz de önemli bir projeydi. Girişim Akademisi adı altında yine teknik desteğe, araştırmaya ve eğitime odaklanan yeni bir projeniz olduğunu da belirtelim. Konuğumuz, UNDP İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi Direktör Yardımcı Vekili ve ayrıca Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Özel Sektör Program Yöneticisi Hansın Doğan idi. Çok teşekkür ediyoruz. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programının sonuna geldik. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu - Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileğiyle hoşçakalın!

UNDP Türkiye'de iş fırsatları

Aşağıdaki linkten iş ilanlarımıza ulaşabilirsiniz: 

Tüm İlanlar

Katkıda Bulunanlar

Katkıda Bulunanlar

Editör: Faik Uyanık

Stajyerler: Esra Sergi, Gönenç İnal

 

 

UNDP Türkiye’yi takip edin:

© 2012 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.