Sayı: 65
http://www.yeniufuklar.info//Upload/Media/30e2b622-f970-49a5-907a-69bd79639688/dostluk treni.JPGBM Ortak Programı, Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü (SHÇEK), Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı işbirliğinde, çocuk haklarını baz alarak kültürel miras konusunda çocuklarda bir bilinç oluşturma ve İl Çocuk Hakları Komiteleri’nin faaliyetlerini paylaşma hedefiyle düzenlenen etkinlik “Dostluk Treni” adını taşıyordu.
BM Ortak Programı kapsamındaki Müze Eğitim Programı’nın son ve en eğlenceli aktivitesi olan tren yolculuğu 18 Nisan Pazartesi sabahı Haydarpaşa Tren Garı’nda başladı.
Yağmura ve soğuk havaya rağmen kalabalık bir grup tarafından uğurlanan “Dostluk Treni”nde Çocuk Hakları İl Çocuk Komitesinden katılımcı çocuk ve yetişkin temsilciler, ilgili paydaş kurum temsilcileri ve medya temsilcileri yer aldı.
SHÇEK Genel Müdürlüğü ve T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü arasında imzalanan özel bir protokolle çocuklara tahsis edilen 8 vagonluk “Dostluk Treni”nin İstanbul’dan sonraki durağı Eskişehir oldu.
Eskişehir Garı’nda müzik, dans ve elma şekeri dolu bir şenlikle karşılanan Dostluk Treni yolcuları daha sonra Ankara’ya doğru hareket ettiler.
Dostluk Treni Ankara, Sivas ve Erzurum'da
Çocuklar Ankara’da Anıtkabir ve CerModern müzelerini ziyaret ettiler.
Ayrıca CerModern’de bu tren yolculuğuna da temel oluşturan ve BM Ortak Programı kapsamında hazırlanan müze eğitim modülünü geliştiren Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi hocaları eşliğinde bir müze eğitimi gerçekleştirdiler.
Günün sonunda ise Ankara Garı’nda Kültür ve Turizm Bakanlığı ve SHEÇK Ankara İl Müdürlüğü tarafından organize edilen uğurlama töreni vardı.
Çarşamba günü Sivas’a ulaşan Dostluk Treni yolcuları Sivas Cumhuriyet Müzesi’ni ziyaret ettiler ve müze yetkililerinden Sivas Kongresi’nin düzenlendiği bu özel bina hakkında detaylı bilgiler aldılar.
Güne Sivas Arkeoloji Müzesi’nde devam eden çocuklar önce burada Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi hocaları eşliğinde bir müze eğitimi gerçekleştirdiler.
Ardından 200’den fazla Sivaslı çocuğun da katılımıyla özel bir tören gerçekleştirildi. Törenin en ilginç anlarıysa Sivaslı Aşıkların Çocuk Hakları ile ilgili olarak yaptıkları atışmaydı.
Dostluk Treni Perşembe sabahı günün ilk ışıklarıyla Erzurum’a ulaştı ve Erzurum Garı’nda yüzlerce çocuk tarafından şarkılarla ve danslarla karşılandı.
Garda gerçekleşen törene Erzurum Valisi ve ildeki ilgili kurumların yöneticileri de katıldı.
Dostluk Treni yolcuları ve Erzurum Garı’nı dolduran İl Çocuk Hakları Komitesi üyesi yüzlerce çocuk Türkiye’nin ikinci Çocuk Müze Odası’na evsahipliği yapacak olan Atatürk Evi’ne bir yürüyüş gerçekleştirdiler ve Türkiye’nin ikinci çocuk müze odasının açılış törenine katıldılar.
22 Nisan Cuma sabahı yağmur ve soğuk bir günde Kars’a ulaşan Dostluk Treni garda Kars’lı çocuklarla buluştu ve halk oyunları ve Kafkas Dansları ekiplerinin gösterilerini izledi.
Son durak Kars
Garın ardından Kars Aşıklar Kültür Evi’nde gerçekleştirilen törene katılan çocuklar burada Karslı Aşıkların yanı sıra Karslı arkadaşlarının müzik performansları eşliğinde eğlendiler ve yorucu ama bir o kadar da eğlenceli geçen Dostluk Treni yolculuğuna keyifli bir nokta koymuş oldular.
Dostluk Treni’nde ilk günden itibaren programlarını fotoğraflar, röportajlar ve karikatürler içeren bir günlük gazeteye dönüştüren çocuklar “Raylı Beşik” adını verdikleri gazetelerini Dostluk Treni’nin yemekli vagonu duvarlarında okuyucularıyla paylaştılar.
Gezi boyunca ekibe trende eşlik eden TRT Çocuk kanalı ekibi trende ve ziyaret edilen illerde çocukların faaliyetlerini gün gün takip etti ve izleyicileriyle paylaştı.
Gene trende çocuklarla birlikte seyahat eden UNICEF danışmanı Bernard Kennedy de Dostluk Treni kapsamında yürütülen tüm faaliyetleri bir kitaba dönüştürecek.
Dostluk Treni, Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar BM Ortak Programı kapsamında Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü (SHÇEK), BM Ortak Programı, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı işbirliğinde, çocuk haklarını baz alarak kültürel miras konusunda çocuklarda bir bilinç oluşturma ve İl Çocuk Hakları Komiteleri’nin faaliyetlerini paylaşma hedefiyle düzenlendi.
Müze Eğitim Modülü Kitaba Dönüştü
Dostluk Treni’ne temel oluşturan Müze Eğitim Programı çocuk bakış açısının BM Ortak Programı’na yansıtılması ve genel hedefe çocuklarla birlikte katkı sağlanması amacıyla UNICEF, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın işbirliği ile geliştirildi.
Müze Eğitim Programı’na katılan ve aynı zamanda İl Çocuk Hakları Komitesi üyesi de olan çocuklar “akran eğitimcisi” olarak kendi illerindeki arkadaşlarını eğittiler.
Müze eğitimi sürecinde oluşturulan özel eğitim modülünün Kültür Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun işbirliği ile Türkiye’nin diğer illerinde de uygulanması hedefleniyor.
Müze Eğitim Programı çalışmalarının sonucunda 4 kitaptan oluşan bir eğitim modülü geliştirildi.
Birinci kitap yetişkinlere yönelik olarak hazırlanırken, ikinci kitap çocuk akran eğitimcilerini bilgilendirmeyi hedefliyor.
Üçüncü kitapta müze eğitimi katılımcıları için etkinlik paketi ve son kitapta ise Kars ve Erzurum illerinin örneklemede kullanıldığı bir örnek uygulama paketi bulunuyor.
Program, doğa koruma, sürdürülebilir doğal kaynak kullanımı ve sürdürülebilir turizm uygulamalarına yoğunlaşacak.
Bu kapsamda Kastamonu ve Bartın yöresinde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları tarafından geliştirilen beş proje teklifi değerlendirilerek kabul edildi.
Beş proje uygulamasının her biri sekiz ay sürecek.
Kabul edilen projeler
Elektrikli Çit İle Tarımsal Üretim Alanlarının Korunması Projesi
Proje Yürütücüsü: Bartın ve Çevresinde Yaşayan Uluslular Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği
Proje Destekçileri: Ağaköy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Dizlermezeci-Sarıderesi-Elvanlar-Paşalılar Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Kurucaşile EkoTurizm ve Eko Tarım Derneği, Yukarıdere Tarımsal Kalkındırma Kooperatifi, Arıt Beldesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi
Proje Özeti: “Elektrikli Çit İle Tarımsal Üretim Alanlarının Korunması Projesi” Küre Dağları Milli Parkı tampon bölgesinin Bartın bölümünde insan ve yaban hayvanları çatışmalarını önlemeyi amaçlıyor. Bu proje ile tarımsal üretim alanları ile arıcılık yapılacak alanlar yaban hayvanları zararlarına karşı korunurken yaban hayvanlarının zarar görmesi de engellenecek. Yaban hayatına zarar vermeden tarımsal üretimin ve arıcılığın devamlılığının sağlanması için 300 dekarlık tarımsal alan elektrikli çitlerle çevrilerek korunacak ve bunun sonucunda 40 tarımsal işletmenin tarımsal üretim alanını koruma masrafı yüzde 40 oranında düşecek.
Eko Turizm Tabanlı Ev Pansiyonculuğunun Geliştirilmesi Projesi
Proje Yürütücüsü: Drahna Çevre Kalkınma Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği (DrahnaDer)
Proje Destekçileri: Ulus İlçesi Aşağıçerçi Köyü Kalkındırma - Güzelleştirme Ortak Mallarını Yaptırma ve Yaşatma Derneği, Kurucaşile Eko Turizm ve Eko Tarım Derneği
Proje Özeti: “Eko Turizm Tabanlı Ev Pansiyonculuğunun Geliştirilmesi Projesi” Küre Dağları Milli Parkı tampon bölgesinde yer alan Bartın köylerinde eko turizm faaliyetlerini ve ev pansiyonculuğunu geliştirilmeyi amaçlıyor. Proje sonunda gerekli eğitim ve donanım sağlanarak 15 hanenin ev pansiyonculuğu yapmaya başlayacak kapasiteye ulaşması hedefleniyor.
Tarımsal Ürün Pazarlamasının İyileştirilmesi Projesi
Proje Yürütücüsü: Ulus İlçesi Aşağıçerçi Köyü Kalkındırma-Güzelleştirme Ortak Mallarını Yaptırma ve Yaşatma Derneği
Proje Destekçileri: Kurucaşile Eko Turizm ve Eko Tarım Derneği, Ulus Tarım İlçe Müdürlüğü, Arıt Belediyesi, Ulus Belediyesi
Proje Özeti: “Tarımsal Pazarlamanın İyileştirilmesi Projesi” pazarlarda kadınların tarımsal ve el emeği ürünlerini daha uygun koşullarda pazarlamasına imkan sağlayacak ürün satış stantlarının yapılmasını amaçlıyor. Böylece yöre kadınları, pazarlarda ürünlerini daha iyi şartlarda satabilecek. Stantlar ayrıca Küre Dağları Milli Parkı’nın tanıtımına da katkı sağlayacak.
Keten İşlemeciliğinin Desteklenmesi Projesi
Proje Yürütücüsü: Bartın ve Çevresinde Yaşayan Uluslular Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği
Proje Destekçileri: Ulus İlçesi Aşağıçerçi Köyü Kalkındırma-Güzelleştirme Ortak Mallarını Yaptırma ve Yaşatma Derneği, Bartın Tarım İl Müdürlüğü, Ulus Tarım Kredi Kooperatifi, Ulus Halk Eğitim Müdürlüğü
Proje Özeti: “Keten İşlemenin Desteklenmesi Projesi”, Küre Dağları Milli Parkı tampon bölgesinde katma değeri yüksek tarımsal üretimi desteklemeyi amaçlıyor. Bu amaçla Ulus ilçesine bağlı Hoca Köy’de üretimi yapılan ketenin yörede işlenerek katma değerinin artması desteklenecek.
Geleneksel Kültürün Korunması ve Kadın Emeğinin Değerlendirilmesi Projesi
Proje Yürütücüsü: Küre Dağları Eko Turizm Derneği
Proje Ortakları: Azdavay Belediyesi, Pınarbaşı Belediyesi, Azdavay Kaymakamlığı, Pınarbaşı Kaymakamlığı
Proje Destekçileri: KEKOOP (Küre Dağları Eko Turizm Geliştirme Kooperatifi), Kastamonu Kooperatifler Birliği, Kastamonu Kız Teknik ve Meslek Lisesi
Proje Özeti: “Geleneksel Kültürün Korunması ve Kadın Emeğinin Değerlendirilmesi Projesi” Küre Dağları Milli Parkı Kastamonu ili tampon bölgesinde yer alan Azdavay ve Pınarbaşı ilçelerinde yöre kadınlarının halen kullandıkları yöresel kıyafetlerin kültürel bir değer olarak korunmasını ve kadın emeğinin değerlendirilerek kadınlara alternatif gelir kaynağı oluşturmayı amaçlıyor. Bu proje, yöresel kıyafetli oyuncak bebeklerin ve yöresel kıyafetlerden esinlenerek yeni aksesuar tasarımlarının geliştirilmesini; bu tasarımların yöre kadınları tarafından üretilmesi için kurslar düzenlenmesini ve ürünlerin tanıtılmasını hedefliyor.
Kırşehir de geçen ay projenin ulaştığı iller arasında yer aldı. Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor projesi Nisan ayı içinde yeni eğitim merkezleri ve eğitim seminerleri yoluyla Türkiye genelinde çok sayıda yeni kişiye ulaştı.
Nisan ayı içinde Hakkâri, SODES programı kapsamında hazırlanan bir projenin kabulü ile birlikte, bir bilişim akademisi kazandı.
Kısa adı SODES olan Sosyal Destek Programı, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yürütülüyor.
Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor (BBBÖ) projesi kapsamındaki Hakkâri Bilişim Akademisi, detaylı mesleki beceri eğitimlerini de kapsayan bir eğitim programı ile faaliyetlerini yürütecek.
Mesleki eğitim merkezi yerel yöneticilerin yanı sıra Habitat için Gençlik Derneği, Van Genç Girişimciler Kurulu ve Hakkâri Genç Girişimciler Kurulu, STK temsilcileri ve gençlerin katılımıyla açıldı.
Akademinin oluşturulmasında Hakkâri’deki Âti Gençlik ve Spor Kulübü Derneği de önemli rol üstlendi.
Proje kapsamında 15-29 yaş arası 80 gence internet sitesi tasarımı, ağ eğitimi, bilgisayar işletmenliği ve çağrı merkezi operatörlüğü alanlarında mesleki eğitim kursları verilecek.
Alanya Bilişim Akademisi
Bilişim akademilerinde eğitim ve faaliyetler devam ederken, bir yandan da açılan akademi sayısı artmaya devam ediyor.
Erzincan, Malatya ve Hakkâri’de valiliklerin desteği ile açılan Habitat Bilişim akademilerinin ardından, Nisan ayı içinde Alanya Belediyesi’nin desteği ile bu ilçede de bir Bilişim Akademisi açıldı.
Buradaki açılışa Avrupa Konseyi Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Microsoft Ortadoğu ve Afrika bölgesi yöneticilerinden Jeffer Avina da katıldı.
Kars’taki ‘Kardelenlere’ eğitim
Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor (BBBÖ) Projesi bir süre önce KAGİDER yani Türkiye Kadın Girişimciler Derneği ile bir işbirliği başlatmıştı.
Bu işbirliği kapsamında, Sarıkamış'ta yer alan Milliyet Kız Öğrenci Yurdu'ndan seçilen 15 kız öğrenciye eğitmen eğitimi verildi.
Projeye yeni katılan 15 kız öğrenci aynı zamanda birer "Kardelen". Proje ekibi, bu yolla daha farklı gruplara da eğitimlerini ulaştırmayı umuyor.
Projenin Kars'taki bir gönüllü eğitmeni de Kars'taki tüm mahalle muhtarlarına yönelik proje eğitimlerine başladı.
Kütüphaneler ile işbirliği
Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi kapsamında kütüphanelerle işbirliği de devam ediyor.
Kırşehir'de Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi kapsamında ofis programları eğitimleri yapılıyor.
Kırşehir İl Halk Kütüphanesindeki eğitim 23 Şubat - 19 Mart tarihleri arasında 25 kişinin katılımıyla düzenlendi.
Eğitimde Gençlik Meclisi ve proje hakkında katılımcılara bilgiler verildi.
OGM ile işbirliği
Proje kapsamında Orman Genel Müdürlüğü ile de yeni bir işbirliği başlatıldı.
İşbirliği kapsamında; proje eğitimleri orman bölge müdürlüklerindeki personele de ulaştırılacak.
Orman Genel Müdürlüğü proje eğitimlerini hizmet içi eğitim olarak kabul ediyor.
Bu kapsamda ilk olarak Ege Orman Bölge Müdürlüğü'nde 17 çalışanın katıldığı bir eğitim düzenlendi.
Ankara buluşması
Bu arada Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor projesi eğitmenleri Nisan ayının son haftasında Ankara’da bir koordinasyon toplantısında bir araya geldiler.
Türkiye’nin çeşitli illerinden gelerek Ankara’da buluşan eğitmenler bu toplantıda projeyi ilgilendiren çeşitli konuları ele aldı.
Üç gün süren buluşmada ayrıca DPT tarafından Türkiye Bilgi Toplumu Stratejisi Eylem Planı da tanıtıldı.
Buluşmaya proje ortaklarının yanı sıra çok sayıda STK Temsilcisi de katıldı.
[BAGLANTILAR]
Toplantının ev sahipliğini Çevre ve Orman Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı yaptı.
Toplantıya kamu, özel sektör, STKlar, Üniversiteler ve Belediyelerden toplam 155 kişi katıldı, ilgili gruplara projenin hedefleri ve faaliyetleriyle ilgili bilgi verildi.
Türkiye, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Sekretaryasına sunacağı İklim Değişikliği İkinci Ulusal Bildirim hazırlıklarına, Çevre ve Orman Bakanlığı liderliğinde ve UNDP’nin desteğiyle devam ediyor.
Türkiye, İkinci Ulusal Bildirimi’ni 2011 yılı sonunda BMİDÇS Sekretarya’sına sunmayı hedefliyor.
“Türkiye’nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (BMİDÇS) İlişkin İkinci Ulusal Bildirim Hazırlık Faaliyetlerinin Desteklenmesi” Projesi Ekim 2010’da başlamıştı.
Proje Küresel Çevre Fonu (GEF) tarafından destekleniyor.
İlk bildirim 2007 yılındaydı
Proje, İkinci Ulusal Bildirimin hazırlanmasına katkı sağlayarak Türkiye’nin BMİDÇS kapsamındaki taahhütlerini yerine getirmesine destek verecek.
Proje faaliyetleri arasında ulusal koşulların, sera gazı envanter bilgisinin, sera gazı projeksiyonlarının etkilenebilirlik değerlendirmesinin, iklim değişikliği etkileri ve uyum önlemlerinin, iklim değişikliği alanında gerçekleştirilen araştırma ve sistematik gözlemin, finansal kaynaklar ve teknoloji transferinin ve Türkiye’deki ulusal öğretim, eğitim ve halkı bilinçlendirme faaliyetlerinin gözden geçirilerek güncellenmesi, ile politika ve önlemlerin değerlendirilmesi ve analiz edilmesi yer alıyor.
BMİDÇS’ye 2004 yılından beri taraf olan Türkiye, sözleşme kapsamındaki yükümlülükleri gereği olarak yayımladığı İlk Ulusal Bildirimi’ni 2007 yılında Sözleşme Sekretaryası’na sunmuştu.
Birinci Ulusal Bildirim’in hazırlıkları, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ile Türk Hükümetinin ortaklaşa yürüttüğü, Küresel Çevre Fonu (GEF) destekli bir proje kapsamında gerçekleştirilmişti.
[BAGLANTILAR]
"Hayata Artı" Gençlik Programı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Coca-Cola Hayata Artı Vakfı ve Yaşama Dair Vakıf (YADA) ortaklığı ile yürütülen bir gençlik programı.
"Hayata Artı" Gençlik Programı, gençler tarafından tasarlanan, toplumsal fayda hedefleri olan yenilikçi, yaratıcı, katılımcı, sürdürülebilir "çevre" projelerini destekliyor.
Gençlik gruplarına projelerini gerçekleştirmek üzere fon desteği sağlamanın yanı sıra proje tasarımı, yönetimi ve iletişim konularında kapasitelerini arttırmayı, böylece gençlerin çevresel sorunlara çözümler üreten projeler geliştirmelerine katkıda bulunmayı amaçlıyor.
İki aşamalı başvuru sürecinden oluşan "Hayata Artı" Gençlik Programı tarafından ön başvuru aşamasında proje fikirleri başarılı bulunan ekiplere, proje tasarımı ve yönetimi konularında eğitimler veriliyor ve düzenlenen atölye çalışmalarında proje ekipleri ön başvurularını uzmanlar ile bir arada değerlendirme fırsatı buluyor.
Eğitimler sonrası sunulan ana başvurular arasından seçilen projelere "Hayata Artı" tarafından fon desteği, proje yönetimi ve iletişim faaliyetlerinde danışmanlık sağlanıyor ve projeler için tanıtım faaliyetleri düzenleniyor.
Nasıl başvurulur?
Projelerin uygulama aşamasında düzenli uzman ziyaretleri ile projelere geri bildirim sağlama ve iyileştirme amaçlı öneriler geliştiriliyor.
2005 yılında oluşturulan "Hayata Artı" Gençlik Programı kapsamında bugüne kadar; Trabzon, Kocaeli, Van, Mardin, Siirt, İstanbul, Mersin, Bursa, Adana, Konya, Kahramanmaraş, Batman, İzmir, Mersin, Bitlis, Hakkâri, Şırnak, Çankırı, Ankara, Amasya, Erzurum, Manisa, Balıkesir, Antalya, Kırşehir, Uşak, Hatay, Kütahya, Muğla, Isparta, Artvin, Diyarbakır, Kırklareli, Elazığ illerinde toplam 52 proje hayata geçirildi.
"Hayata Artı" Gençlik Programı'na başvuru hakkındaki bilgiler, hayataarti.org adresi üzerinde yer alıyor.
Ön başvuru için son tarih ise 6 Haziran 2011.
Proje, ayrıca, bine yakın katılımcı Visa üye kuruluşu temsilcisinin oyları ile bütün projeler arasında “En İyinin En İyisi” seçildi.
Böylece “Paramı Yönetebiliyorum” uluslararası alanda en iyi uygulama olarak tasarlanan örnek bir proje haline gelmiş oluyor.
Bu proje kapsamında, finansal okur-yazarlık ve bütçe yönetimi eğitimleri verilmişti.
Projeyi Devlet Planlama Teşkilatı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Habitat İçin Gençlik Derneği ve Visa 2009 yılında oluşturmuştu.
Daha sağlıklı ve daha aydınlık bir gelecek için mali bilinç oluşturmayı amaçlayan proje, şu ana kadar altı bin genç bireye ulaştı.
Visa Avrupa Bölge Genel Müdürü Berna Ülman, bu ortak çabaların gelecekte her iki taraf için yeni başarılar getireceğine güvenlerinin tam olduğunu belirtti.
İklim değişikliğinin etkileriyle daha sık görülen ve en tahrip edici doğal afetlerden biri olan sel risklerini en aza indirmek için erken uyarı sistemlerinin kurulması kaçınılmaz.
Bu kapsamda Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi Birleşmiş Milletler Ortak Programı tarafından desteklenen İskenderun Aşkarbeyli Sel Erken Uyarı Sisteminin Kurulması Pilot Projesi’ne başlandı.
Pilot proje, Adana Devlet Meteoroloji İşleri tarafından Türkiye’de sel açısından en riskli bölgeler arasında yer alan Hatay İli’nin İskenderun İlçesi’nde yer alan Aşkarbeyli Deresi üzerinde gerçekleştirilecek.
Türkiye’de sellerin büyük bir kısmı kuru dere havzalarında oluyor. Bu nedenle, projenin kuru dere yatağında uygulanacak olması önem taşıyor.
Amanos Dağları’ndan gelen suyla beslenen Aşkarbeyli Deresi’nin yatağı zamanla dolarak biriken suyu yatağından denize ulaştırıyor, ancak kuvvetli yağışlarda ani sellere neden oluyor.
Erken uyarı sistemi ile risk azaltılması
Kurulacak olan erken uyarı sistemi ile bu risklerin azaltılması hedefleniyor.
Yapılacak olan bu pilot uygulama ile İskenderun Aşkarbeyli Deresi’nde sel ve taşkına neden olabilecek şiddetli meteorolojik olayların daha ayrıntılı ve noktasal hava tahminleri ile birlikte incelenmesi, ilgili kurum ve kuruluşlar ile bölgede yaşayan vatandaşların konu hakkında bilgilendirilmesi, erken uyarı sistemi aracılığıyla risklerin en aza indirilmesi ve yöre halkının oluşabilecek zararlardan korunmaları için gerekli tedbirlerin alınmasının sağlanması hedefleniyor.
Projenin açılış toplantısında konuşan BM Ortak Programı Bölgesel Proje Koordinatörü Alper Acar şunları söyledi: “İklim değişikliği, en ciddi şekilde yoksullar olmak üzere toplumun tüm kesimini etkileyecek.
Bu etkilerden en önemlisini yağış düzeninin değişmesi nedeniyle oluşan kuraklık ve sel gibi afetler oluşturuyor. Dünyaya baktığımızda afetlerin, yönetilebilen ve dolayısıyla azaltılabilen riskler olduğu görülüyor.
Örneğin, gelişmiş ülkelerde afet riski olan bölgelerde yaşayan insanların sayısı gelişmekte olan ülkelerden çok daha fazla olmasına rağmen, afetler nedeniyle can kayıplarının gelişmekte olan ülkelerde çok daha fazla olduğu dikkat çekiyor. Bu da bize, afetleri göz önüne alan bir kalkınma yaklaşımıyla afetlere maruz kalma ve etkilenebilirlik durumunun azaltılabileceğini gösteriyor.
İskenderun Aşkarbeyli’de temeli atılan bu projeyle, çok da ihtiyaç duyulan bir bölgede, sel afeti oluşmadan can ve mal kayıplarını azaltacak önlemleri almaya yardımcı olacak bir sistem kurulmuş olacak.
Bir yandan da pilot proje kapsamında gerçekleştirilecek eğitim çalışmalarıyla bölgede afet bilincinin oluşması ve korunma yöntemleri konusunda halkın bilgi düzeyinin artması sağlanacak ve toplum temelli afet yönetiminin ilk adımları atılmış olacak. ”
Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi BM Ortak Programı ile iklim değişikliğine uyumun ulusal, bölgesel ve yerel politikalara, sürdürülebilirlik yolunda ve Türkiye’nin kalkınma hedefleri çerçevesinde entegre edilmesi hedefleniyor.
Ortak Program, Türkiye’nin kırsal ve kıyı alanları gelişimini tehdit edebilecek iklim değişikliği risklerini yönetebilmek için kapasite geliştirmeyi amaçlıyor.
[BAGLANTILAR]
UNDP Türkiye’nin hazırladığı radyo programları Nisan ayından itibaren beş üniversite radyosu aracılığıyla da dinleyicilerine ulaşmaya başladı.
Yeni Ufuklar programını yayımlamaya başlayan üniversiteler şöyle:
Akdeniz Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Ege Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi.
Yeni Ufuklar’ı İstanbul merkezli bağımsız radyo istasyonu Açık Radyo da yayımlıyor. Türkçe olarak yayımlanan programlar iTunes Store ve YouTube üzerinde de yer alıyor
Programın her bölümünde, daha üretken, daha yeşil, daha sağlıklı ve daha bilinçli bir gelecek için çalışan UNDP'nin bu çalışmalarından seçilen bir öykü dinleyenlerle paylaşılıyor.
Üniversite radyolarının linkleri:
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ile beraberce düzenlenen tanıtım 5 Mayıs’ta üniversitenin Beyazıt kampusunda düzenlenecek.
Böylece “Ulusların Gerçek Zenginliği: İnsani Gelişmenin Yolları” başlıklı 2010 İnsani Gelişme Raporu, Türkiye’nin dört bir yanındaki toplam dokuz üniversitede tanıtılmış olacak.
BM Kalkınma Programı (UNDP) Mukim Temsilcisi Shahid Najam raporu Nisan ayı içinde de Anadolu ve 19 Mayıs Üniversitelerinde tanıttı.
“Ulusların Gerçek Zenginliği: İnsani Gelişmenin Yolları” başlıklı 2010 İnsani Gelişme Raporu, 22 Nisan’da Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi’nde tanıtıldı.
İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’ndeki etkinlikte moderatörlüğü Prof. Necat Berberoğlu üstlenirken, Yar. Doç. Dr. Tuğberk Tosunoğlu da tartışmacı olarak yer aldı.
BM Mukim Koordinatörü, raporu 25 Nisan’da da Samsun’da Ondokuz Mayıs Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Konferans Salonu’nda düzenlenen bir panel ile tanıttı.
Panele, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Bulut, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Ahmet Mutlu, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Alper Güzel tarafından yönetilen panelde Doç. Dr. Kürşat Demiryürek de tartışmacı olarak yer aldı.
Tanıtım turu nasıl başlamıştı?
“Ulusların Gerçek Zenginliği: İnsani Gelişmenin Yolları” başlıklı 2010 İnsani Gelişme Raporu ilk olarak tüm dünya ile aynı anda 4 Kasım 2010’da Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde tanıtılmıştı.
UNDP Temsilcisi Shahid Najam, raporu 26 Kasım 2010’da Şanlıurfa Harran Üniversitesi’nde, 8 Aralık 2010’da da Antalya Akdeniz Üniversitesi’nde tanıtmıştı. Raporun tanıtım turu Ocak ayında da Adana ve Kars ile devam etmişti.
Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Konferans Salonu’ndaki etkinlik 13 Ocak 2011 günü düzenlendi. İnsani Gelişme Raporu, 17 Ocak 2011 günü Kars Kafkas Üniversitesi’nde, 23 Şubat’ta ise Kocaeli Üniversitesi’nde tanıtılmıştı.
Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi kapsamındaki eğitim 29 Mart-1 Nisan arasında Antalya’da düzenlendi.
Eğitimde korunan alan politikaları, korunan alanlarla ilgili mevcut mevzuat, korunan alanların planlanması, korunan alanlarda katılımcılık, planlamada sosyo-ekonomik ve kültürel değerlerin önemi, korunan alanların finansmanı, korunan alanlarda rekreasyon ve turizm uygulamaları, iletişim ve tanıtım konuları ele alındı.
Ayrıca korunan alanlarda planlama örnekleri, Küre Dağları Milli Parkı’nda yapılan turizm uygulamaları ve “Pan Parks” girişimi de katılımcılarla paylaşıldı.
Eğitim seminerine; Küre Dağları, Karçal Dağları, Fırtına Vadisi, Datça-Bozburun Yarımadaları, Babadağ, İstanbul Ormanları, İbradı-Akseki Ormanları, Amanoslar, Yenice Ormanları olmak üzere Türkiye’nin dokuz orman sıcak noktasından yetkililer katıldı.
Katılımcılar arasında İl Çevre ve Orman Müdürlüğü uzmanları, Orman Bölge Müdürlüğü Planlama Şube Müdürleri, Küre Dağları Milli Parkı çevresindeki Orman İşletme Müdür ve Şefleri yer aldı.
Seminer kapsamında ayrıca Antalya’daki Termessos (Güllük) Milli Parkı’na da bir alan gezisi düzenlendi.
Katılımcılar bu eğitimde kullanılan yöntemlerin proje kapsamında Çevre ve Orman Bakanlığı’nın düzenleyeceği diğer eğitim çalışmalarında da kullanılmasını önerdi.
Projenin amacı
Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi ile, Küre Dağları Milli Parkı ve çevresinde doğa koruma ve sürdürülebilir kaynak yönetiminin güçlendirilmesi, katılımcılık esasına dayalı, etkin ve bütüncül bir yönetim modeli oluşturulması, orman koruma alanlarının ulusal korunan alanlar sistemindeki yerinin ve yönetsel etkinliğinin geliştirilmesi hedefleniyor.
Ayrıca bu deneyimin Türkiye’deki diğer sekiz orman sıcak noktasında yaygınlaştırılması da amaçlanıyor.
Proje; Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Orman Genel Müdürlüğü’nün yürütücülüğünde, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye tarafından uygulanıyor.
Küresel Çevre Fonu’nun (GEF) mali desteğiyle uygulanan projenin diğer ortakları WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü ve Orman-Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü.
[BAGLANTILAR]
UNESCO Paris Ofisi tarafından 28-30 Mart tarihlerinden Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’da düzenlenen çalıştay, benzer konular üzerinde çalışan MDG-F destekli Ortak Programların iyi örneklerin değerlendirilmesi ve süreç içinde çıkarılan derslerin paylaşılması amacıyla düzenlendi.
BM Ortak Programı’nın Neşe Çakır (BM Ortak Programı Program Yöneticisi), Berna Bayazıt (UNDP), Nilgün Çavuşoğlu (UNICEF), Serra Aytun (UNESCO), Evrim Ulusan ve Semih Yılmaz (Kültür ve Turizm Bakanlığı) tarafından temsil edildiği çalıştaya ayrıca MDG-F Sekreteryası’nda, Bosna Hersek, Makedonya ve Arnavutluk’ta yürütülen MDG-F Ortak Programlarından ve UNESCO Paris ve Venedik ofislerinden temsilciler de katıldı.
Çalıştay tüm katılımcıları “bilgi yönetimi” kavramı konusunda aynı seviyede bilgilendirmek ve kültür ve kalkınma ile bilgi yönetimi kavramlarının ilişkisini netleştirmek amacı taşıyan bir sunumla başladı.
Çalıştay boyunca katılımcılar iyi örnekleri ve deneyimlerini Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne etkileri üzerinden de ele aldılar.
UNDP Türkiye’nin program altında yürüttüğü iklim değişikliği, enerji verimliliği, biyolojik çeşitlilik konularındaki ulusal ve yerel projeler hakkında bilgi ve deneyim paylaşımını amaçlayan sunumlar ile UNDP Türkiye ekibi ile OGM ekibi arasındaki iletişim güçleniyor.
UNDP Türkiye Program Yöneticisi Dr. Katalin Zaim tarafından yapılan ilk sunum ile UNDP’nin çalışma yöntemi ve Türkiye’de yürüttüğü çalışmalar hakkında detaylı bilgi verildi.
Sunumunda OGM ile yürütülen ve gelecek senelerde başlayacak olan projeler hakkında da bilgi veren Dr. Katalin Zaim, OGM ile yürütülen işbirliğinin öneminin altını çizdi.
Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı hakkında ki ikinci sunum ise UNDP Türkiye Proje Yöneticisi Deniz Gümüşel tarafından gerçekleştirildi.
Mayıs ayı içerisinde yapılacak sunumlar ile Seyhan Havzası’nda yürütülen pilot çalışmalar, GEF-SGP Projeleri, İklim Değişikliği 2. Ulusal Raporlama ve Küre Dağları hakkında bilgiler paylaşılacak.
OGM’nin Çarşamba Konferansları ve UNDP Türkiye’nin sunumları hakkında detaylı bilgi almak için Orman Mühendisi Emrah Kabasakal veya Proje Yöneticisi Nuri Özbağdatlı ile iletişime geçilebilir.
Nisan ayı içinde bölgesel danışma toplantısını Ankara’da düzenleyen BM Gönüllüler Programı, pek çok ülkede UNDP ofisleri aracılığıyla temsil ediliyor.
AA muhabiri Murat Ünlü’ye BM Gönüllüler Programı ve Türkiye'deki çalışmaları hakkında bilgi veren Ghulam Isaczai, programın 1971 yılında kurulduğunu, BM Genel Kurulu'nun da 2001 yılını ''gönüllüler yılı'' ilan ettiğini ifade etti.
Programın, gönüllüler aracılığıyla hükümetleri ve ülkeleri desteklemeyi amaçladığına işaret eden Isaczai, böylece gönüllülerle ilgili politikaların belirlenmesine ve bu konudaki altyapının hazırlanmasına da katkı sağlandığını kaydetti.
Son 40 yılda dünyanın pek çok yerinde hükümetlere destek olduklarını ifade eden Isaczai, nihai hedeflerinin gönüllülüğü savunarak daha çok gönüllü sağlamak ve gönüllüleri kalkınma programlarına entegre etmek olduğunu anlattı.
Isaczai, ''Gönüllülüğü yönetme bizim görevlerimizden biri. Pek çok ülke ve hükümet gönüllülere sahip ama bunu nasıl yöneteceğini ve motive edeceğini bilmiyor'' dedi.
BM Genel Kurulu'nun, gönüllüler yılının 10. yıldönümü olması dolayısıyla 2011 yılındaki çalışmalara önem verilmesi kararı aldığını hatırlatan Isaczai, bu kapsamda bir yıl boyunca program paydaşlarını bir araya getirerek, gönüllüğü teşvik etme konusunda görüşmeler yaptıklarını anlattı.
Bir dizi bölgesel danışma toplantıları düzenlediklerini dile getiren Isaczai, ilk toplantıyı Ekvador'da yaptıklarını, ikincisini de Türkiye'de düzenlediklerini söyledi.
Türkiye'deki toplantıda iki gün boyunca Ortadoğu, Orta Asya ve Doğu Avrupa'dan gönüllü temsilcilerinin bir araya geldiğini anlatan Isaczai, toplantıya Türkiye'nin kamu kesiminden yetkililerin de katıldığını belirtti.
Isaczai, toplantılarda elde ettikleri sonuçlar çerçevesinde Eylül'de Budapeşte'de küresel bir konferans düzenleyeceklerini kaydetti.
8 bin gönüllü
Gönüllülüğün barış ve gelişmeye büyük katkılar sağladığına işaret eden Isaczai, bunun da, BM'nin Milenyum hedeflerinin gerçekleştirilmesi bakımından önemli olduğunu söyledi.
Programda 8 bin gönüllünün çalıştığını bildiren Isaczai, bu gönüllülerin BM sistemi için kritik bir destek sağladıklarını belirtti.
Gönüllülerin çoğunun gelişmekte olan ülkelerde çalıştıklarını ve kalkınmayla ilgili pek çok alanda hükümetlere destek olduklarını vurgulayan Isaczai, gönüllülerden önemli bir bölümünün de insani yardım çalışmalarında ve sığınmacı kamplarında çalıştıklarını söyledi.
Türkiye'deki çalışmaları hakkında da bilgi veren Isaczai, Türkiye'de 35 BM gönüllüsü bulunduğunu belirterek, bunlardan çoğunun BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin faaliyetlerinde çalıştığını kaydetti.
Türkiye'de gönüllülerle ilgili organizasyonların kapasitesinin nasıl arttırılabileceği konusunda çalışma yaptıklarını belirten Isaczai, Türkiye'de bir birim kuracaklarını ve gelecek ay temsilci atayacaklarını söyledi. Isaczai, ''Türkiye'deki gönüllü sayımızın artacağını umut ediyoruz'' dedi.
Isaczai, Türkiye'ye bazı teknik kaynaklarını getirebileceklerini ve Türkiye'nin gençlik kapasitesini kullanabileceklerini ifade etti.
''Online volunteering/Çevrimiçi gönüllülük"
''Online volunteering/çevrimiçi gönüllülük'' sistemi hakkında da bilgi veren Isaczai, şu anda bu kapsamda 10 bin BM gönüllüsü bulunduğunu, bunun kendileri için giderek büyüyen bir alan olduğunu belirtti.
Isaczai, bu sistem sayesinde bütün dünyadan insanları bir araya getirebildiklerini, böylece evinde oturan bir insanın örneğin Nepal'de ihtiyacı olan insanlara yardım sağlayabildiğini kaydetti.
Bu platformun teknolojinin gücünü sosyal alana yansıttığına dikkati çeken Isaczai, platformun gönüllülerin sahaya ulaşmasını sağlayarak müthiş sonuçlar ortaya koyduğunu söyledi.
Isaczai, sahada çalışamayacak veya çalışmak istemeyecek gönüllülere bu platformu önerdiklerini de bildirdi.
Tüm gönüllüleri ve gönüllü organizasyonlarını gönüllüler yılının 10. yıl dönümünü kutlamaya çağıran Isaczai, ''BM gönüllüğü insanın kendisini zenginleştirebileceği bir deneyim. Bu sayede insanlar çevre ve yoksulluk gibi dünyanın bütününü ilgilendiren konularda çalışabiliyorlar'' dedi.
BM gönüllüsü olmak için iki temel şartın bulunduğunu ifade eden Isaczai, başvuracakların, uzmanlık alanlarında en az iki yıl deneyimleri olması gerektiğini, 25 yaşın üzerindeki kişilerin başvuru yapabildiğini kaydetti.
Isaczai, yaş konusunda bir üst sınırın olmadığını, her türlü deneyime ihtiyaç duyduklarını sözlerine ekledi.
[BAGLANTILAR]
İki aşama halinde sürdürülen eğitimlerin ilk aşaması 17 Ocak – 12 Şubat 2011 tarihleri arasında Antalya ve Ankara’da, ikinci aşaması ise 21 Mart – 07 Şubat 2011 arasında Kızılcahamam’da düzenlendi.
LAR II Projesi eğitimler için Türkiye genelindeki yerel yönetimlerin atanmış yöneticileri ve seçilmiş temsilcilerini hedefledi.
Eğitimlerin içeriği, Nisan – Eylül 201 tarihleri arasında, 111 pilot yerel yönetimde yapılan eğitim ihtiyaç analizi sonucunda oluşturuldu.
Eğitimler, yerel yönetimlerin hizmet içi eğitimleri konusunda uzman olan 25 eğitimci ile 7 konuk konuşmacı tarafından gerçekleştirildi.
Eğitimler; Atanmış Yöneticiler ve Seçilmiş Temsilciler Arasındaki Verimli Çalışma İlişkileri, Cinsiyet Politikası, Yerel Yönetimlerde Vizyon Geliştirme, Proje Döngüsü Yönetimi ve Avrupa Birliği Fonları, Bilgi ve Deneyim Paylaşımı ile Akran Öğrenim Teknikleri, Mali Yönetim ve Bütçe konularını kapsıyor.
Sayısal olarak, 918 seçilmiş temsilci ve 587 atanmış yöneticiden oluşan toplam 1505 yerel otorite görevlisine eğitim verildi.
Ayrıca, katılımcı değerlendirme anketi sonuçlarına göre eğitimler kalite, içerik ve organizasyon başarısı açısından son derece tatminkar bulunmuştur.
Eğitimler yalnızca bilgi vermekle kalmayıp aynı zamanda katılımcıların deneyimlerini paylaşabildikleri bir platform ve sosyal paylaşım ağı oluşturuldu.
Katılan pilot yönetimler
Bu bölümde konumuz Birleşmiş Milletler’in Türkiye’deki tekstil sektörünün daha verimli, daha yenilikçi ve daha rekabetçi hale gelmesi, ayrıca yoksullukla ve cinsiyet eşitsizliği ile mücadelede ve çevre duyarlılığının arttırılması yolunda vermiş olduğu katkılar.
UNDP Türkiye: Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde konumuz Birleşmiş Milletler’in Türkiye’deki tekstil sektörünün daha verimli, daha yenilikçi ve daha rekabetçi hale gelmesi, ayrıca yoksullukla ve cinsiyet eşitsizliği ile mücadelede ve çevre duyarlılığının arttırılması yolunda vermiş olduğu katkılar. “Türkiye’nin Tekstil Sektöründeki KOBİ’ler için Sürdürülebilir Bağlantılar” adlı bir Birleşmiş Milletler Ortak Programı var ve bu programı, programın başında bulunan Sayın İnci Ataç Rösch ile konuşacağız. Siz bu Birleşmiş Milletler Programı’nın başında bulunan isimsiniz ve koordinasyonu sağlıyorsunuz.Hoşgeldiniz.
İnci Ataç Rösch (İ.A.R.): Hoş bulduk.
UNDP Türkiye: Bu programı birden fazla Birleşmiş Milletler kuruluşu ve İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İTKİB) ile ortaklaşa yürütüyorsunuz. Bu program ne anlama geliyor ve neler yapıyorsunuz?
İ.A.R.: Bu proje oldukça önemli ve büyük bir proje. Bütçesi küçük olmasına rağmen, hedefleri büyük olan bir proje. Bu proje, tekstil sektöründeki KOBİ’lere destek vermek için oluşturulmuş bir proje. Özellikle de tekstil sektörünün geliştiği yerlere değil, gelişmekte olduğu yerlere yönelik bir proje. Bunun için de tekstil sektörünün gelişme potansiyeli gösterdiği fakat Türkiye’deki milli gelirden de düşük pay alan iller seçilmiş durumda. Dört ilde uygulamaları sürdürülecek.
UNDP Türkiye: Hangi iller bunlar acaba?
İ.A.R.: Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Gaziantep illerinde.
UNDP Türkiye: Aslında birbirlerine yakın iller bunlar.
İ.A.R.: Birbirlerine yakın ve tekstil sektörü açısından baktığınız zaman birbirlerini tamamlayan iller. Böyle olunca da projenin çok önemli bir koordinasyon boyutu var. Bu projenin uygulamaları öncelikli olarak bu dört ilde sürecek. Üç tane Birleşmiş Milletler kurumu devrede olduğu için Ankara’da ve İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri (İTKİB) tarafından yürütüldüğü için de İstanbul’da da ayağı olan bir proje. Üç Birleşmiş Milletler kurumunun işin içinde olması demek, aslında, tekstil sektörüne üç farklı perspektiften de bakıldığını da gösteriyor.
UNDP Türkiye: İsterseniz bu üç farklı Birleşmiş Milletler kuruluşundan bahsedelim. Hangileri var bu projenin içinde?
İ.A.R.: Örneğin Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı var ki bu, projedeki iş geliştirme perspektifine ekonomik perspektifi getiriyor.
UNDP Türkiye: Yani UNDP sizinle birlikte çalışıyor.
İ.A.R.: Evet. UNDP ekonomik perspektif ve iş geliştirme perspektifiyle projeye dâhil olan bir Birleşmiş Milletler kuruluşu. Uluslararası Çalışma Örgütü de var projenin içerisinde. Bu çalışmaların iş koşulları ve insana uygun işler olup olmadığının vurgulandığı farklı bir sosyal perspektif getiriyor projeye. Bir üçüncü perspektif de UNIDO’nun, yani Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı’nın devrede olması. Böylece çevre duyarlılığı ya da sanayi kalkınma bağlı olarak çevre duyarlılığı da gündeme gelmesi. Yani, tekstil sektörüne bu üç perspektiften yaklaşılması projenin en önemli özelliklerinden biri.
UNDP Türkiye: Çok kısa bir süre önce başladınız bu projeye ve 2012 yılı içinde tamamlamayı hedefliyorsunuz. Uzun bir periyot sayılmaz esasen. Bu dört il de tekstil denildiğinde ilk akla gelen iller değil; ama potansiyeli yüksek olan iller. Bu iller nasıl seçildi ve bu illerde tam olarak ne yapacaksınız?
İ.A.R.: Özellikle, az önce de belirttiğim gibi, potansiyeli olduğu için bu iller seçildi. Tekstil sektörünün çok gelişmiş olduğu iller değil fakat gelişme potansiyeli gösterdiği iller. Çünkü biliyorsunuz, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin içinde yoksulluğa yönelik tedbirlerin de uygulanması gerekiyor. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedeflerine de bir ölçüde yoksulluk başlığında katkısı olacak bir proje olduğu için bu dört il seçilmiş durumda. Çünkü milli gelirdeki payları nispeten daha düşük. Ama potansiyelleri var ve birbirlerini tamamlıyorlar.
UNDP Türkiye: Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu tarafından finanse edilen bir program bu. Dolayısıyla İspanya Hükümeti tarafından finanse edilen bir program ve içinde özel sektörü temsilen İTKİB’in ve üç Birleşmiş Milletler kuruluşunun yer aldığı bir program. İki tane ayağından söz etmiştiniz. Bu program boyunca yapılacak olan işler için verimlilik ve rekabet esas alınıyor. Bunları açar mıyız? Verimlilikten ve rekabetten kastımız nedir?
İ.A.R.: Yenilikçilik ve verimliliğin arttırılmasına yönelik olarak projenin öngörüleri ve faaliyetleri var. Özellikle KOBİ’ler tarafından bu dört ilde sürdürülebilir iş bağlantıları kurulabilmesi çok önemli.
UNDP Türkiye: Zaten KOBİ’lere odaklanan bir proje.
İ.A.R.: KOBİ’lere odaklanan bir proje; ama tekstil sektöründe sadece KOBİ’lere odaklanmak mümkün değil. KOBİ’lerin geliştirilebilmesi için alıcılara, büyük üreticilere ve ihracatçılara da ihtiyaç var.
UNDP Türkiye: İşte o kümelenmeyi oluşturmak belki de burada önem taşıyor.
İ.A.R.: Kesinlikle. Tekstil sektörünün tamamına bakmadan sadece KOBİ’lere odaklanarak KOBİ’leri geliştirmeniz mümkün değil. O nedenle projenin bu konudaki faaliyetlerinden biraz bahsetmek istiyorum. Örneğin, bu proje çerçevesinde değer zinciri platformu oluşturulması ya da zaten var olan bir platformu bu amaçla kullanabilmek söz konusu.
UNDP Türkiye: İsterseniz bir parantez açalım; değer zincirinden neyi kastediyoruz?
İ.A.R.: Değer zinciri üreticileri, ihracatçıları ve alıcıları internet üzerinde bir araya getirebilen bir portal. Facebook benzeri bir şey düşünün. Burada, küçük üreticilerin en büyük alıcılarla bir araya gelebildiğini, alıcıların üreticilere ve tedarikçilere ulaşabildiğini göreceksiniz. Bunu sağlamaya çalışan ve aslında tüm sektörlerde kullanılabilecek bir portal. Biz bunu tekstil sektörü için özellikle bu dört ilde uygulamaları yapılarak kullanılmaya başlamasını istiyoruz.
UNDP Türkiye: Siz, tekstil sektörü açısından normalde çok uzun sürebilecek işleri hızlandırıp, kolaylaştırma rolünü üstleniyorsunuz. Bu verimlilik boyutu. Rekabet boyutunda acaba hangi hedefler yer alıyor?
İ.A.R.: Rekabet boyutunda da, Türkiye’nin tekstil sektörünü geliştirebilmek amacıyla özellikle KOBİ’lerin kurumsal sosyal sorumluluk alanında adım atması lazım. Bu konuda bir farkındalık yaratılması lazım KOBİ’lerde. Farkındalık yaratılması için de öncelikle bu dört ilde ve Türkiye genelinde KOBİ’lerin durum değerlendirmesi yapılması gerekiyor. “Türkiye’nin tekstil sektöründeki durumu nedir?”, “Kurumsal sosyal sorumluluğu ne kadar kullanıyor?”, “Niye kullanmıyor?”, “Kullanamıyorsa neden kullanamıyor?” bu soruların cevaplarının bulunması lazım. Arkasından bu dört ildeki KOBİ’lere, sürdürülebilir kurumsal sosyal sorumluluğu geliştirmeye yönelik olarak eğitimler verilmesi söz konusu. Kurumsal sosyal sorumlulukla birlikte burada özellikle vurgulanan; iş koşullarının iyileştirilmesi, çevre duyarlılığının artırılması, cinsiyet duyarlılığının artırılması ve bütün bunların da sektör açısından sürdürülebilir olması. Yani bütün bunların aynı zamanda ekonomik olması gerekiyor.
UNDP Türkiye: Aslında tüm bu gönüllülük de dâhil olmak üzere, saydıklarınız kurumsal sosyal sorumluluğun alt başlıkları. Bu koşullar uluslararası ortaklıklar kurmak için şart değil mi?
İ.A.R.: Kesinlikle. Üreticilerin alıcılara ulaşabilmesi için, kurumsal sosyal sorumluluk konusunda farkındalık yaratılması lazım. Bundan sonra da bu konuda adım atmaları gerekiyor. Alıcıların talebi bu yönde.
UNDP Türkiye: Küçük firmalara çok büyük uluslararası hedefler koyarak başlıyorsunuz ki, baştan temel sağlam atılsın. Ondan sonrası da daha rahat gelsin diye.
İ.A.R.: Şu var bir de: Alıcıların bu konudaki taleplerinden, aslında, üreticiler durumun farkındalar. Ama nereden başlayacaklarını bilmiyor olabilirler. Tekstil sektöründeki büyük ihracatçı firmalar bunu gayet iyi biliyorlar ama projenin amaçlarından bir tanesi KOBİ’lere de ulaşarak bu sosyal sorumluluğun ne olduğunu anlatabilmek.
UNDP Türkiye: Aynı zamanda üniversitelerle işbirliği içinde de bir danışma merkezi oluşturulması gibi bir hedefiniz var. Hem çevre konusuna, hem cinsiyet eşitsizliği konusuna hem de özel sektör gelişimi konusuna odaklanan, çok etkili bir program gerçekleştirdik. Bu tip birçok projenin daha yapılabilmesini umuyoruz.Çok teşekkürler katıldığınız için Sayın İnci Ataç Rösch, Birleşmiş Milletler Ortak Programı Yöneticisi. Hem çevre konusuna, hem cinsiyet eşitsizliği konusuna hem de özel sektör gelişimi konusuna odaklanan bir programı konuştuk bugün ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı programın böylece sonuna gelmiş olduk. Bu programı, Ankara Üniversitesi Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM frekansında ve intenette Açık Radyo’dan, podcast formatında iTunes üzerinden, undp.org.tr adresinden, ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileği ile, hoşçakalın!
Bu bölümde konumuz Türkiye’nin artık küresel bir gerçeklik haline gelen iklim değişikliği karşısında hazırladığı yeni ulusal bildirim.
UNDP Türkiye: Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde konumuz Türkiye’nin artık küresel bir gerçeklik haline gelen iklim değişikliği karşısında hazırladığı yeni ulusal bildirim. Türkiye’nin İklim Değişikliği İkinci Ulusal Bildirimi şu sıralarda hazırlanıyor. Çevre ve Orman Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) bu konuda beraber çalışıyor. Peki iklim değişikliği karşısında Türkiye neler yapmayı planlıyor? Şu anda nasıl bir süreç var? Bu konuları, konuklarımız UNDP Proje Yöneticisi Dr. Öznur Oğuz ve Çevre ve Orman Bakanlığı İklim Değişikliği Dairesi Başkanı Fulya Somunkıranoğlu ile konuşacağız. Hoşgeldiniz.
Öznur Oğuz Kuntasal (Ö.O.K.): Hoşbulduk.
UNDP Türkiye: Ulusal Bildirim ne demek ve şu anda nasıl bir süreç işlemekte? Dünyada iklim değişikliği konusu tartışılmaya ne zaman başlandı?
Fulya Somunkıranoğlu (F.S.): İklim değişikliği konusu dünyada ilk defa 1992 yılında tartışılmaya başlandı. Ülkeler sera gazı emisyonlarının atmosferdeki artışına paralel olarak iklim değişikliğinin etkilerini olumsuz yönde hissetmeye başlayınca bununla ilgili bir önlem alınması gerektiğine karar vererek ilk olarak 1992 yılında sözleşmeyi gündeme getirdiler ve ülkeler sözleşmeye göre çeşitli sınıflara ayrıldılar. Bunlar sera gazı emisyon azaltım hedefleri alacak olan ülkeler, süreci finanse edecek olan ülkeler ve fakir olup bu süreçte hiçbir sorumluluk almayacak olan ülkelerdi. 1992 yılında sözleşme yapılandırılırken Türkiye her iki, yani ek-1 ve ek-2 dediğimiz sera gazı emisyon azaltım hedefi alacak ve süreci finanse edecek olan ülkeler arasında yer aldı.
UNDP Türkiye: Aslında bu noktada uzun süren bir tartışma başlamış oldu.
F.S.: Kesinlikle öyle. 1992’den 2004 yılına kadar Türkiye bu süreçten kurtulmaya çabaladı. Hukuki bir mücadele yürüttü. Ancak bu mücadele 2004 yılında Türkiye’nin sera gazı azaltım hedefi alacak ülkeler listesinde ve süreçte hiçbir finansman vermeyecek olan ülkeler listesinde olarak yer almasıyla nihayetlendi. Aslında Türkiye’deki iklim değişikliği olgusuyla mücadele ve gerçek anlamda bu bilincin oluşması o dönemden sonra, 2004 yılında başladı.
UNDP Türkiye: Çok da yakın bir tarih aslında.
F.S.: Çok doğru söylüyorsunuz. Aslında Türkiye o zamana kadar saha kenarında bekleyen bir oyuncuydu. Sahada aktif bir oyuncu olmaya karar vermesi 2004 yılına rastlıyor. Bunun sonrasında da gerek müzakerelerde, gerek Türkiye içinde yapılan çalışmalarda, Bakanlık olarak yürüttüğümüz bütün bu projelerde Türkiye’nin etkinliğinin arttığını, bilinç düzeyinin yükseldiğini görebilirsiniz. Aynı zamanda bu sadece kamudaki bilinçlenmeyle beraber gitmedi; eş zamanlı olarak kamuoyunda da çok ciddi olarak bir bilinçlenme başladı. Son zamanlarda reklam programlarını takip ediyorsanız, muhakkak bir köşesinde iklim değişikliği ve sera gazlarını görürsünüz. Artık televizyonlarda ve şu anda içinde bulunduğumuz radyo programı gibi yayınlarda “sera gazlarını nasıl azaltırız?”, “iklim değişikliği ile nasıl mücadele ederiz?”, sorularının sorulması kamuoyunun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesinde büyük rol oynuyor.
UNDP Türkiye: Bu bilincin arttığı kesinlikle vurgulanabilir ve altı çizilebilir bir gerçek haline geldi. Çok kısa olarak Öznur Hanım size sormak istiyorum. Ulusal Bildirimin ikincisi hazırlanıyor dedik; ama ulusal bildirim nedir, kime bildirim yapmaktadır? Bilmeyenler için biraz anlatabilir miyiz?
Öznur Oğuz Kuntasal (Ö.O.K.): Çok kısaca bahsedeyim. Fulya Hanım süreci çok güzel anlattı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf ülkeler belirli aralıklarla sekretaryaya bu sözleşme hükümlerine ne derecede uyduklarını ifade eden raporlar hazırlayarak sunmakla yükümlüler. Bonn’daki sekretaryaya bu raporları belirli aralıklarla sunuyorlar. Türkiye de bir ek-1 ülkesi olarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf ve bu nedenle böyle bir yükümlülüğü var. Dolayısıyla Ulusal Bildirim, kısacası Türkiye’de iklim değişikliği alanında bugüne kadar neler yapıldı, çeşitli konu başlıkları altında bunları özetliyor.
UNDP Türkiye: Yani aslında yapılacaklara değil, o ana kadar yapılmış olanlara ışık tutuyor.
Ö.O.K.: Doğrudur. Bu sırada hem o güne kadar yapılmış olanlar ortaya konmuş oluyor, hem de bildirim sırasında eksikler de ortaya çıkarak onlar için bir yol haritası çizmek adına da girişimler başlamış oluyor. Dolayısıyla hem mevcutları göstermesi hem de eksikleri ortaya koyması anlamında önemli bir süreç. Türkiye Birinci Ulusal Bildirimi’ni 2007 senesinde sekretaryaya sundu. 2006 senesinde bunların hazırlıkları başlamış ve tamamlanmıştı. Şu anda İkinci Ulusal Bildirim hazırlıkları süreci devam ediyor.
UNDP Türkiye: Kaç yılda bir bildirilmesi gerekiyor? Böyle bir süre var mı?
Ö.O.K.: UNFCC, Birleşmiş Milletler Sekretaryası bunu zaman zaman belirliyor. Genelde üç-dört senede bir oluyor ve onların ilan ettikleri tarihlerde sunuluyor.
UNDP Türkiye: Bir sonraki bildirim Türkiye tarafından ne zaman yapılmalı?
Ö.O.K.: Bir sonraki bildirimin tarihini Birleşmiş Milletler Sekretaryası açıklıyor.
UNDP Türkiye: Ama şu anda çalışmaları devam ediyor.
Ö.O.K.: Üç sene, dört sene olabilir. İkinci bildirimin sekretaryaya sunulma tarihi bu senenin sonu.
UNDP Türkiye: 2011’in sonuna kadar yani. Peki, Fulya Hanım size dönmek istiyorum tekrar. Çevre ve Orman Bakanlığı’nda İklim Değişikliği Dairesi’nin başındasınız. UNDP ile böylesine önemli bir konuda, Türkiye’nin yaptıklarını özetleyen bir bildirimin oluşturulması sürecinde, neden bir işbirliği yapmayı gerekli gördünüz? UNDP ile nasıl bir işbirliği içindesiniz?
F.S.: UNDP ile sadece İkinci Ulusal Bildirim Projesi kapsamında değil, başka projelerde de beraber çalışıyoruz. Uyumlu, iyi çalışan bir ekip olduğumuza inanıyoruz. Türkiye’nin adaptasyon stratejisinin geliştirilmesi, İklim Değişikliği Eylem Planı’nın hazırlanması ve keza şimdi de İkinci Ulusal Bildirim’in hazırlanması aşamasında UNDP ile hep beraber çalıştık. İkinci Ulusal Bildirim Projesi’nde UNDP’yi tercih etmemizin sebebi, Küresel Çevre Fonu’ndan karşıladığımız projeyi de yine UNDP ile yapmış olmamızdı. Burada biriken bir kapasite, bir birikim var. Bunu sürece kazandırmak istedik. UNDP ile de ikincisi için yola çıktık.
UNDP Türkiye: Bu ikinci bildirimde öne çıkacak yeni gelişmeler hakkında biraz ipucu verebilir misiniz? Altını çizebileceğiniz önemli hangi gelişmeler olabilir?
F.S.: Öznur Hanım da söyledi, aslında İklim Değişikliği 2. Ulusal Bildirimi dokuz başlıkta hazırlanıyor. Türkiye’de yapılan çalışmaları sektörlerin birincisinden ikincisine kadarki aşamada – ki 2007’de ilkinin hazırlandığını düşünürsek- üç ya da dört yıllık periyotta kamu kurumlarının Türkiye’de sektörlerde ne gibi çalışmalar yapıldığını özetleyecek projeksiyonları verecek. Yani bundan sonrasında Türkiye ne kadarlık bir sera gazı azaltım hedefi alabilir, ne gibi çalışmalar yapılabilir? Aslında bu bir yandan da önceki yol haritasıdır.
UNDP Türkiye: Toplumun tüm kesimleri ve ekonominin tüm sektörleri ile bir anlamda kesişen bir bildirimden söz ediyoruz burada.
F.S.: Doğru. Katılımcı bir süreç ile hazırlanıyor zaten. UNDP de katılımcı süreçleri başarıyla yürütmede vazgeçilmez bir Birleşmiş Milletler örgütüdür.
UNDP Türkiye: Peki, ne zaman başladınız bu projenin oluşturulmasına ve hangi aşamadayız? Sonuçlar neler olacak acaba?
Ö.O.K.: Proje ekim ayında başladı. Kasım ayında ilk çalıştayımızı yaptık. Burada özel sektörden, STK’lardan, üniversitelerden olmak üzere geniş katılımlı bir profil vardı.
UNDP Türkiye: 2010 yılının sonlarında bu iş başladı esasen.
Ö.O.K.: 2010 yılında başladık biz bu işe. Dolayısıyla şu anda da süreç devam ediyor. Şu an katılımcı süreçlerle özellikle önümüzdeki ay çok yoğun çalıştaylarımız olacak. Bu ayın sonunda da bir çalıştayımız var. Mümkün olduğunca herkesi dahil etmeye çalışıyoruz. Çünkü konu başlıklarımız; politikalardan, sera gazı envanterinden, emisyonlardan etki-etkilenebilirlik durumundan, uyum konusundan, araştırmalardan, Türkiye’de ilkim değişikliği konusundaki eğitim- öğretimden, kamuoyunu bilinçlendirme düzeyinden ve bu konuda yapılan çalışmalardan, azaltım ve uyum için gerekli olan finans ve teknolojiyle ilgili geniş bir yelpazeden oluşuyor. Dolayısıyla her bir konu başlığında konunun uzmanları ile ayrı ayrı çalışmalar yürütüyor ve çalıştaylar gerçekleştiriyoruz. Hazırlanan raporlardan sonra yapılan çalıştaylar da sürece dâhil edilerek en sonunda ulusal bildirim gerçekten tüm paydaşların ve ilgili grupların da katkısıyla hazırlanmış ve tamamlanmış olacak.
UNDP Türkiye: Tekrar altını çizelim; ne zaman hazırlanmış olacak?
Ö.O.K.: Bu senenin sonunda hazırlanıp sekretaryaya sunulacak.
UNDP Türkiye: 2011’in sonunda hazırlanacak ve Türkiye’nin şu ana kadar yaptıklarını herkes de görecek. Pek çok paydaşı dâhil ederek, bahsettiğiniz çalıştaylar yoluyla Çevre Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın da öncülüğünde hazırlanan bu bildirim ortaya çıkmış olacak. Çok teşekkür ederim katıldığınız için. Fulya Somunkıranoğlu, Çevre ve Orman Bakanlığı İklim Değişikliği Dairesi Başkanı ve Dr. Öznur Oğuz Kuntasal, Türkiye’nin İkinci İklim Değişikliği Ulusal Bildirim Projesi Yöneticisi konuklarımızdı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programın böylece sonuna gelmiş olduk. Bu programı, Ankara Üniversitesi Radyo İlef stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM bandında ve intenette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes üzerinden, undp.org.tr adresinden, ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye. Hoşçakalın!
Bu bölümde konumuz bilgisayarlar ve kalkınma. Özel sektör işbirliği ile bilişim teknolojisi eğitim, sağlık ya da kırsal kalkınma alanında acaba nasıl kullanılabilir; Türkiye’de ne gibi örnekler var?
UNDP Türkiye: Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde konumuz bilgisayarlar ve kalkınma. Özel sektör işbirliği ile bilişim teknolojisi eğitim, sağlık ya da kırsal kalkınma alanında acaba nasıl kullanılabilir; Türkiye’de ne gibi örnekler var? Bu konuyu konuğumuz Sayın Afşar Akal ile konuşacağız. Hoşgeldiniz.
Afşar Akal (A.A.): Hoşbulduk. İyi yayınlar.
UNDP Türkiye: Kendisi Intel Türkiye Dijital Dönüşüm Programlarından Sorumlu İş Geliştirme Müdürü. UNDP ile yürüttüğünüz, yakın zamanda sonuçlanan üç ayrı proje var; bunlara girmeden önce, isterseniz bunların üst başlıklarını biraz anlatmaya çalışalım. Bilgisayarlar kalkınma amacıyla nasıl kullanılabilir? Siz nasıl yola çıktınız?
A.A.: Intel olarak bakış açımız dünyada sadece maddi olanakları olan zengin kesimin teknolojik imkanlardan yararlanması değil, imkanları olmayan toplum kesimlerinin de bir şekilde teknolojinin fırsatlarına kavuşmaları. Dolayısıyla kırsalda yaşayan, dar gelirli, kadın, çocuk, okullu her kesimden insanın, mali veya fiziksel engeli olan bütün nüfusun, bir şekilde bilgi iletişim teknolojilerine kavuşmasını arzu ediyoruz. Bunun için de değişik programlarla ve bilgisayar üreticisi, servis sağlayıcısı, yazılım, içerik, telekomünikasyon hizmetleri gibi sağlayan paydaşlarımızla etkin projeler yapmaya çalışıyoruz. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile yaklaşık üç dört yıllık çok güzel yürüyen bir özel sektör–kamu işbirliği çalışmamız var. Bunların üç tanesi başarı ile yürütüldü. Intel olarak da 2009 Haziran’ından beri Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin paydaşıyız ve özel sektör tarafında da elli dokuz özel şirket ile birlikte Birleşmiş Milletler’e yol gösterip birlikte çalışarak çözümler üretmeye çalışıyoruz.
UNDP Türkiye: Küresel İlkeler Sözleşmesi, özel sektörün kalkınma çabalarına daha aktif bir şekilde dahil edilmesini hedefleyen ve Intel’in de taraflarından biri olduğu bir sözleşme. Kendi alanlarında örnek teşkil edebilecek üç tane yenilikçi çalışmanız sonuçlandı. Örneğin Adıyaman ilinde yürüttüğünüz “Kırsal Tele-tıp Projesi”. “Tele-tıp”tan kasıt nedir ve Intel UNDP işbirliği ile nasıl bir proje oluşturdu?
A.A.: Tele-tıp teknolojileri oldukça pahalı teknolojiler ve yeni de değiller. Doktorlar arası veya hastaneler arası gerek teşhis-tedavi, gerek konsültasyon için bilgi paylaşımı mevcut. Fakat biz, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile yaptığımız işbirliğinde, gelişmiş yerlerde ve ciddi kaynaklar ayrılarak uygulanabilen bu programlardan, sıradan vatandaşın nasıl yararlanabileceğine odaklandık. Bir takım hizmetler mesafe dolayısıyla maliyet getirir ve kimi zaman kişilerin cep dışı sağlık harcamaları sağlık hizmetinden daha fazla tutabilir. Halbuki bir bilgisayar ve geniş bant internet erişimi ile görüntülü telefon konuşması sağlar veya teşhis-tanı-tedavi bilgilerinin paylaşılabileceği bir ortam hazırlasanız, çok ciddi olmayan vakaları uzaktan da teşhis edip çözüm üretebilirsiniz.
UNDP Türkiye: Bu süreci gözümüzde canlandırmak adına bir örnek verebilir misiniz?
A.A.: Biz Adıyaman’da iki yer seçtik. Biri şehir merkezine 72 kilometre kadar uzakta olan Besni ilçesinin Çakırhöyük beldesiydi. Burada bir aile hekimi, bir de 20 kilometre uzakta bir sağlık ocağında çalışan bir ebe hemşiremiz vardı. Herkes teknolojiyi çok rahat kullanamaz. Bu nedenle biz de teknolojiye yatkın bir klinik uzman ile beraber çalıştık. Bu uzmana, kamera gibi sesli konuşma cihazları, teşhis ve tedaviye yönelik EKG cihazları, şeker ölçer, USB’den bağlanabilen ultrasonografi gibi bilgisayar ve periferik çevrebirim cihazları hakkında eğitimler verildi. Daha sonra basit bir model anlattık. Dedik ki, size gelen hastalara sonuçta siz bakıyorsunuz ama bunların bir kısmı sevk edilmesi ve hastanede uzman bir hekime danışılması gereken hastalar. Bunları sevk etmeden önce bu teknolojiyi kullanılarak uzmanlarla birebir iletişime geçip hastanın sorununa yerinde çözüm bulabilir misiniz?
UNDP Türkiye: “Bilişimle Kalkınma Projesi” UNDP, DPT, Çukurova Kalkınma Ajansı işbirliği ile Çukurova Bölgesi’nde yürüttüğünüz bir proje. Bilişim ile kırsal kalkınma nasıl yan yana geldi?
A.A.: Biz sayısal harici nüfusun bir şekilde teknoloji ile buluşmasını istiyoruz. Genelde maddi olanağı kısıtlı olan kırsal kesim yerleşikleri, bu teknolojilere yatkın olmadıkları veya kendilerine yol gösteren bir rehber olmadığı için biraz çekimser davranıyorlar. Bizim yaklaşımımız Çukurova Kalkınma Ajansı’nın ve DPT’nin de paydaşı olduğu bir seçimle iki köy seçmek ve burada okul ya da muhtarlık gibi belli noktaları tamamen bilgisayarlaştırmak. Oraya da gerekli altyapıyı sağladık. Sınıf içi birebir e-öğrenme pilotu dediğimiz çalışmalar içinde çocukların kullanabileceği basit, taşınabilir bilgisayarları sınıf içine koyduk. Burada güzel bir çalışmamız oldu ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ölçeklendirme aşamasında özellikle sivil toplum örgütlerini çok iyi kanalize etti. Bilgisayarın kullanımıyla ilgili yerli halka eğitim verildi. Habitat İçin Gençlik Derneği gönüllüleri gittiler ve Adana Çotlu ilçesinde bir köyümüz ve Mut ilçesinde bir köyümüz pilot oldu. Bilgisayar kullanmanın çok da korkulacak bir şey olmadığını her kesime anlattılar. Gençlerin çoğu yatkındı zaten ancak özellikle çiftçiye ve yaşlı kesime bu konu hakkında bilgi verildi. Korkmadan buraya girip rahatlıkla ve ücretsiz olarak internete bağlanıp haber okunabileceği, gerekirse görüntülü telefon konuşması yapılabileceği gibi konularda bilgiler edindiler.
UNDP Türkiye: Adana ve Mersin’de yürütülen Bilişim ve Kırsal Kalkınma Projesi’nde amaç, sadece interneti kırsal kesimlere götürmek değil, kilit noktalarda onun kullanımının desteklenmesi yoluyla kırsal kalkınmaya da katkı sağlanmasıydı. Projenin koydehayatvar.com adında bir internet sitesi de var.
A.A.: Tarım danışmanları ile nitelikli ve üniversite mezunu gençlerin içerik oluşturup bunu kendi akranlarıyla paylaşmaları ve birbirlerine yol gösterebilmelerini sağlamak için bu portal dizayn edildi. On iki kadar tarım danışmanı, buraya süs eriğinden hayvan kreşi geliştirmeye; bitki zararlılarından onlardan korunma yöntemlerine kadar pek çok konuda içerik yüklüyorlar. Daha sonra da bunu kendilerine danışmaya gelen çiftçilere sunuyor veya diğer arkadaşlarının da bu bilgiye erişimini sağlamış oluyorlar.
UNDP Türkiye: benidahilet.org isimli bir portalı olan “Beni Dâhil Et” projesinin konusu nedir acaba?
A.A.: Bizde bilgisayar, genellikle, tüketim aracı olarak kullanılıyor. Biz, Intel olarak, bilgisayarın sadece bir tüketim aracı değil; aynı zamanda içerik üretim aracı olarak da kullanılmasını teşvik etmek istiyoruz. Bu bir eğitim projesi ve okul yaşındaki çocuklar ileride meslek sahibi olacakları zaman birer bilgi işçisi olacağından hareket ile onları nasıl içerik üretmeye teşvik ederiz diye Milli Eğitim Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı işbirliği ile bir proje ortaya koyduk. Burada da gençlik sivil toplum örgütlerinden Habitat için Gençlik Derneği çok destek oldu. Amacımız ise, çocukların kolay oluşturabildiği hikaye anlatma, kompozisyon, resim çizme, animasyon gibi şeyleri beyaz tahta üzerinde anime ederek, içeriklerini oluşturup bunu yükleyebilecekleri ve akranlarıyla paylaşabilecekleri bir öğrenme nesnesine dönüştürme çalışmasıydı. Okullar arası, öğrenciler arası, öğretmenler arası işbirliğini tahsis etmek ve aynı zamanda sadece öğretmenleri değil, öğrencileri de içerik geliştirme konusunda bilinçlendirmek için yapılmış bir projeydi.
UNDP Türkiye: Projenin web sitesi olan benidahilet.org’da da geçtiği gibi temel yaklaşım aslında çocukları ve gençleri bilgisayarı yalnızca bir tüketim, oyun aracı olarak görmekten çıkartıp onun içerik üretiminin bir parçası olduğu bilincini aşılamak. Çok teşekkürler katıldığınız için.
A.A.: Ben teşekkür ederim beni kabul ettiğiniz için.
UNDP Türkiye: Intel Türkiye Dijital Dönüşüm Programlarından Sorumlu İş Geliştirme Müdürü, Afşar Akal konuğumuzdu ve böylece Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye’nin hazırladığı programın sonuna geldik. Bu programı, İstanbul’da Açık Radyo stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM frekansında ve intenette Açık Radyo’dan, podcast formatında iTunes üzerinden, undp.org.tr adresinden, ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileği ile, hoşçakalın!
Bu bölümde konumuz kurumsal hizmet gücü ya da kurumsal gönüllülük.
UNDP Türkiye: Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Daha üretken, daha sağlıklı, daha bilinçli ve daha yeşil bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin bu çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşıyoruz. Bu bölümde konumuz kurumsal hizmet gücü ya da kurumsal gönüllülük. Çalıştığınız firmanın farklı ülkelerde kalkınma projelerinde gönüllü katkı sağlamanıza imkan tanıması acaba nasıl olurdu? İşte bu konuyu konuşacağız. Konuğumuz Özlem Çalışkan. Hoşgeldiniz.
Özlem Çalışkan (Ö.Ç.): Merhaba.
UNDP Türkiye: Çalıştığınız kurum sizi alıyor, gönüllü olduğunuz bir yerde, bir projede, bir ülkede görevlendiriyor. IBM ile çalıştığınız bu projede neler yapılıyor acaba?
Ö.Ç.: Çok teşekkürler bizi davet ettiğiniz için öncelikle. IBM Kurumsal Hizmet Gücü Programı IBM’in kurumsal vatandaşlık ve kurumsal sosyal sorumluluk çalışmaları çerçevesinde yürüttüğü küresel bir program. Bu program, dünyada şu an yirmi farklı ülkede uygulanıyor. İlk başladığında beş ülke ile başlamıştı. Program 2007 yılında şekillendirildi ve 2008 yılında hayata geçirildi. Bugüne gelindiğinde Türkiye’nin de arasında bulunduğu Bulgaristan, Brezilya, Çin, Mısır gibi gelişmekte olan yirmi farklı ülkede uygulanıyor. Bu programda, IBM çalışanları arasından başvuranlardan en iyi performansı gösteren ilk yüzde 15 dilimindeki kişiler seçilerek ekipler halinde gelişmekte olan ülkelerde görev alıyor.
UNDP Türkiye: Yani, işimde başarılıysam gönüllülüğüm hesaba katılıyor, öyle mi?
Ö.Ç.: Aynen öyle.
UNDP Türkiye: Bu işveren açısından bakıldığında bir anlamda çalışanları da işine motive ediyor.
Ö.Ç.: Evet, bu program ilk etapta aslında IBM’in Liderlik Geliştirme Programı olarak şekillendirilmiş. IBM, tüm dünyada bütünleşik olarak küresel pazarlarda çalışan büyük, entegre bir şirket ve bütün çalışanlarının da küresel, bütünleşmiş bir dünyada çalışmaya uygun becerilere sahip olmasını istiyor. Programın şirkete katkısı aslında bu yönden değerlendirilmeli. İnsan kaynaklarını ve liderlik becerilerini geliştirmek üzere şekillendirilmiş; ama bu programın yalnızca IBM’e ve çalışanlarına katkısı yok. Aynı zamanda tüm dünyada gelişmekte olan ülkelerdeki yerel kurumlara dünya çapında danışmanlık sunmayı hedefliyor. IBM’in teknoloji bilgi birikimi sahibi olan çalışanları, beceri ve deneyimlerini yerel kurumların hizmetine gönüllü olarak sunuyorlar.
UNDP Türkiye: Aslında özel sektörün kalkınma çabalarına dahil edilmesine güzel bir örnek ve pek çok firmaya örnek teşkil edebilecek bir yenilik de içeriyor. Bir yandan işyerindeki verimliliği artırma boyutu; bir yandan gönüllülüğü ve kalkınma projelerini destekleme boyutu var. Peki, firmanız sizi seçti ve sizi bir ülkeye yolladı. Bu ülke de Türkiye olsun. Türkiye’ye geldiler ve UNDP Türkiye ile buluştular. Gelenler ne yapıyorlar?
Ö.Ç.: Önce Türkiye’deki ortaklık yapısını anlatmak isterim çünkü proje burada çok farklı bir şekilde uygulanıyor. Normalde dünyada bu proje IBM’in işbirliği ile uluslararası sivil toplum kuruluşları aracılığıyla uygulanıyor. Türkiye’deki ortaklık yapısında bir özel sektör-kamu işbirliği projesi olarak şekillendirildi. UNDP, Devlet Planlama Teşkilatı, Özel Sektör Gönüllüleri Derneği, Kanadalı bir sivil toplum kuruluşu olan Digital Opportunity Trust ve IBM işbirliğinde uygulanıyor. Yani Türkiye’de beş ortaklı bir yapısı var projenin. Biz, uygulayıcı ortaklar olarak, IBM’e bu projenin hangi illerde uygulanabileceği, hangi konulara odaklanılabileceği ve nerelerde en çok ihtiyacın olduğuna dair yönlendirme yapıyoruz ve tavsiyelerde bulunuyoruz. Elbette ki sonunda proje ortakları olarak hep birlikte karar veriyoruz. Yıllardır, UNDP olarak Türkiye’de faaliyet göstermekteyiz ve bir takım konularda derin bir bilgi birikimimiz var. Bu sayede yerel ortaklarla gelişmiş ve yıllara dayanan güzel işbirliklerimiz var. Belirli fikirler ortaya koyup şekillendirip, projelendirerek 30 gün içinde tamamlanabilecek stratejik planlama ve pazarlama planı geliştirilmesi gerekiyor.
UNDP Türkiye: Tabii zaman kısıtlaması da var. Sonuç olarak çalışanlar Türkiye’ye bir izin çerçevesinde ve sizin belirlediğiniz program dahilinde belli yerlere geliyorlar. Bu yerler nereler?
Ö.Ç.: Öncelikle Mersin’de başlayarak iki etap halinde Mersin’de iki ekip çalıştırdık. Ardından farklı dönemlerde Gaziantep’te iki ekibimiz çalıştı. Bu ekipler hep farklı ekiplerdi. Üçüncü uyguladığımız şehir Malatya’ydı. Şu anda da yeni bir ekip Türkiye’ye gelmek üzere, hazırlanıyor. Üç aylık çalışma dönemi tamamlanacak ve Nisan ayı boyunca yerel kurumlarla birlikte Kayseri’de çalışacaklar. Şu anki ekibimiz 12 kişilik bir ekip. Bir başka önemli unsur da gelen ekiplerin içinde çok heterojen ve çok kültürlü bir yapının olması. Sadece gelişmiş ülkelerden gelinmiyor; dünyanın her tarafındaki IBM ofislerinden geliyorlar.
UNDP Türkiye: Bu büyük şirketin değişik ülkelerdeki çalışanları karma gruplar şeklinde geliyorlar. Peki, hangi projelerde görev alıyorlar?
Ö.Ç.: Şu ana kadar yaptığımız çalışmalardan örnek vermek isterim. Mesela, Mersin ilinin turizminin geliştirilmesi için stratejik planlama, pazarlama ve iletişim planlaması yapılması gibi çalışmalar yaptık. Gaziantep’te Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Büyükşehir Belediyesi’nin IT altyapısının iyileştirilmesine ve Gaziantep’e akıllı şehir çözümleri sunulmasına yönelik bir çalışmamız oldu. Gaziantep Sanayi Odası ile birlikte inovasyon , AR-GE’nin tanıtımı ve sanayi promosyonu ile ilgili bir çalışmamız oldu. Gaziantep Teknoparkı’nın stratejik ve organizasyon planlamasının yapılması ve genel olarak iş planlaması ile ilgili bir çalışmamız oldu. Malatya’da ise valiliğimizin koordinatörlüğünde Fırat Kalkınma Ajansı’nın işbirliği ve ev sahipliğinde çalıştık. Orada da Kayısı Kreditasyon Kurumu henüz kurulan bir kurumdu. Buraya bir iş planı ve stratejik planlama çalışması yaptık. Aynı zamanda yine turizm geliştirme projesi de yürüttük.
UNDP Türkiye: Aslında çok farklı sektörler söz konusu. Bir bilişim şirketinden bahsettiğimiz için “Acaba işin içinde yalnızca bilgisayarlar mı var?” diye düşünülebilirdi.
Ö.Ç.: Aslında söze şöyle başlamamız gerekirdi. IBM bu anlamda bilinmiyor. Genelde sadece teknoloji, bilişim ya da bilgisayar firması olarak biliniyor. Fakat IBM aynı zamanda dünyanın en büyük danışmanlık şirketlerinden biridir. IBM’in en önemli üç iş kolundan biri de danışmanlıktır. Gelen ekiplerimizde de özel olarak bu homojen dağılıma özen gösteriliyor. Ekiplerimiz içinde hem pazarlama, hem satış, hem insan kaynakları, finans, hem de bilişim ve genel olarak IT teknolojileri ile ilgili uzmanlıkları olan insanlar yer alıyor. Bunların hepsi, IBM çalışanlarından oluşuyor.
UNDP Türkiye: Bu programlar çok kısa süreli ve yoğunlaştırılmış programlar, değil mi? Çünkü çalışanlar, izin alıp gelecekler ve bir ülkede bir şey yapacaklar. Dolayısıyla öne çıkan sonuçlar nelerdir; onu da merak ediyor insan biraz.
Ö.Ç.: Normalde, biz tabii ki, yerel kurumların bize söylediği, oradaki ihtiyaca binaen bir çalışma yapıyoruz. İllerdeki kurumlar oradaki öncelikli alanların ne olduğunu bizden çok daha iyi biliyorlar. Biz de yıllara dayanan tecrübemizle bunları projelendiriyoruz. Örneğin turizm sektörü ile ilgili bir hedefleri varsa ve bu alanı geliştirmek istiyorlarsa, biz bir ay boyunca ilgili tüm paydaşlar ile görüşerek bir projelendirme yapıyoruz ve bir ayın sonunda tavsiyelerimizi sunuyoruz. Biz tavsiyelerimizi sunduktan sonra uygulamada, ne yazık ki yer almıyoruz. Uygulama tamamıyla yereldeki faydalanıcı kurum ve onların paydaşlarına kalıyor.
UNDP Türkiye: Siz aslında, uygulanabilir yol haritalarının oluşturulması konusunda UNDP, IBM ve diğer ortaklarla birlikte bir rehberlik görevi görüyorsunuz.
Ö.Ç.: Aynı zamanda strateji oluşturuyoruz. Bu stratejiyi uygulamak da yerel kurumlara kalıyor; ancak elbette ki bu süreci takip ediyoruz. Kendileri ile proje bittikten sonra da görüşüyoruz. Altı aylık veya bir senelik dönemlerde, bu projedeki çıktıların nasıl hayata geçirildiğini, nerelerde kullanıldığını ve kullanılamıyorsa neden kullanılamadığını takip yapıyoruz.
UNDP Türkiye: Pek çok firmanın da örnek almak isteyebileceği bir ortaklık yapısını ortaya çıkarıyorsunuz. Çok teşekkürler katıldığınız için. Özlem Çalışkan, UNDP Kurumsal Hizmet Gücü Programı Proje Müdürü konuğumuzdu ve böylece programımızın sonuna gelmiş oluyoruz. Bu programı, İstanbul’da Açık Radyo stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM frekansında ve internette Açık Radyo’dan, podcast formatında iTunes üzerinden, undp.org.tr adresinden, ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. YouTube, Facebook, Twitter, Flickr üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek dileği ile, hoşçakalın!