Sayı: 64
Ziyareti kapsamında Ankara ve İstanbul’da temaslarda bulunan Helen Clark, UNDP İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’nin açılışını yaptı, ayrıca UNDP’nin “Yoksulluğa Karşı İş Çözümleri” başlıklı bölgesel raporunu da ilk olarak İstanbul’da tanıttı. UNDP Başkanı, ziyareti kapsamında BM Ortak Programı tarafından Kars’ta yürütülen kültür turizmi projelerini de yerinde izledi.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Helen Clark 10-14 Mart 2011 tarihleri arasında Türkiye’yi ziyaret etti.
Ziyareti kapsamında Ankara, İstanbul ve Kars’ta temaslarda bulunan Helen Clark’a, UNDP Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölge Direktörü Kori Udovicki ile UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Shahid Najam da eşlik etti.
Helen Clark, Ankara temasları kapsamında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz ile bir araya geldi.
UNDP Başkanı Helen Clark ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu küresel yoksulluğu azalmaya destek için bir ortaklık sözleşmesi imzaladılar.
İstanbul'da yeni BM merkezleri
İmza töreni sonrasında basın mensuplarına bir açıklama yapan Davutoğlu şunları söyledi:
"UNDP başkanı ve BM genel sekreteri Ban Ki-moon ile de paylaştığım önemli bir projemiz, İstanbul’u BM'nin bölgesel bir merkezi haline dönüştürmek. İstanbul’da bölgesel bir araştırma merkezi kurduk. Kadın araştırmaları ile ilgili İstanbul’da bir merkez oluşturmayı düşünüyoruz. Barış ve arabuluculuk girişimleri ile ilgili İstanbul’da yine BM bünyesinde bir merkez oluşsun istiyoruz. BM'nin sosyal-kültürel-barış içerikli birçok faaliyetine merkezlik yapmak istiyoruz."
Türkiye'nin kalkınma yardımları hakkında Clark'a bilgi verdiğini belirten Davutoğlu, bu konudaki önemli çalışmalardan birinin de İstanbul'da Mayıs ayında düzenlenecek olan En Az Gelişmiş Ülkeler Zirvesi olduğunu söyledi.
UNDP başkanı Helen Clark da Türkiye ile imzalanan anlaşmanın UNDP ile Türkiye arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem açacağını kaydetti.
"Yoksulluğa Karşı İş Çözümleri"
UNDP Başkanı, dört günlük Türkiye gezisinin ikinci günü olan 11 Mart’ta ise Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz ile birlikte yoksullukla mücadele çabaları ve daha fazla iş imkânı yaratmak için özel sektörün daha fazla görev üstlenmesini teşvik etmeyi amaçlayan UNDP İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’nin açılışını yaptı.
UNDP İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi, ekonomik kalkınmayı nihai hedef alarak, yoksulları üretici, işveren, tüketici ve girişimciler olarak değer zincirine dâhil eden kapsayıcı iş modellerinin geliştirilmesini desteklemeyi hedefleyecek.
Merkezin bir diğer amacı da Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin ve dünyaca kabul görmüş diğer kalkınma hedeflerinin yerine getirilmesi için, özel sektör bağlantısını teşvik etmek.
Açılışta konuşan Helen Clark, kapsayıcı ve sürdürülebilir büyüme ve kalkınmanın küresel öneminin altını çizdi. Clark, ayrıca UNDP’nin “Yoksulluğa Karşı İş Çözümleri” başlıklı bölgesel raporunu da ilk olarak İstanbul’da tanıttı.
Başbakan ile görüşme
İstanbul’da kadın girişimciler ve Türkiye’nin önde gelen sanayici ve işadamlarıyla da görüşen Helen Clark, Ankara ve İstanbul’un ardından 12-13 Mart 2011 tarihlerinde ise Kars’a iki günlük bir ziyarette bulundu.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın işbirliği ve UNDP’nin yanı sıra UNESCO, UNICEF ve BM Dünya Turizm Örgütü ortaklığı ile Kars’ta yürütülen “Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar BM Ortak Programı” kapsamında Kars’a giden Clark başkanlığındaki heyet, kültür turizminin canlandırılması amacıyla bu ilde yürütülen çalışmaları yerinde izledi.
Helen Clark, Türkiye ziyaretinin son gününde ise İstanbul’daDeğişim Liderleri Zirvesi’ne katılarak bir konuşma yaptı.
Clark, zirve sırasında başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile 45 dakika başbaşa görüştü.
İki lider, görüşme boyunca UNDP ve Türkiye arasındaki ikili ilişkileri ele aldı.
Helen Clark kimdir?
Nisan 2009’da UNDP başkanlığı görevine başlayan Helen Clark, organizasyonu yöneten ilk kadın unvanına sahip. Clark aynı zamanda kalkınma konusunda çalışan tüm BM fonları, projeleri ve bağlı kuruluşların başkanlarından oluşan BM Kalkınma Grubu’nun da başkanı. Helen Clark, UNDP’deki görevinden önce 1999-2008 yılları arasında dokuz yıl boyunca Yeni Zelanda’da başbakanlık görevini yürütmüştü.
[BAGLANTILAR]
Ziyareti kapsamında Ankara, İstanbul ve Kars’ta temaslarda bulunan Helen Clark, UNDP Başkan Yardımcısı Kori Udovicki, BM Türkiye Mukim Koordinatörü Shahid Najam ve BM Ortak Programı ekibi ile birlikte 12 Mart Cumartesi günü Kars’a gitti.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın işbirliği ve UNDP’nin yanı sıra UNESCO, UNICEF ve BM Dünya Turizm Örgütü ortaklığı ile Kars’ta yürütülen “Doğu Anadolu’da Kültür Turizmi İçin İttifaklar BM Ortak Programı” kapsamında Kars’a gelen olan Helen Clark başkanlığındaki heyet, önce Kars Valiliği’ni ziyaret etti.
Kars Valisi Ahmet Kara tarafından kabul edilen heyet BM Ortak Programı’na sağladığı destek için Vali Ahmet Kara’ya teşekkür ederek ulusal ve yerel ölçekte sahiplenme desteğin Ortak Program’ın başarısı için anahtar kavram olduğunu bir kez daha vurguladı.
Yeni Vali Ahmet Kara da BM Ortak Programı’nın Kars’ı seçmesini önemli bir şans olarak gördüklerini belirterek desteklerinin süreceğini söyledi.
Valilikte yapılan görüşmenin ardından, Ocak 2011’de hizmete açılan Kars Çocuk Müze Odası’na geçildi.
Helen Clark başkanlığındaki heyet burada Kars Müzesi ve Çocuk Müze Odası hakkında bilgi aldı, çocuklara verilen müze eğitimini izledi ve çocuklarla sohbet etti.
Karslı aşıklar, yöresel peynir
Helen Clark daha sonra Kars Âşıklar Kültür Evi’nde BM Ortak Programı Hibe Programı’ndan yararlanan proje sahipleri ile bir araya gelerek yürütülen çalışmalar hakkında BM Ortak proje sahiplerinden bilgi aldı.
Kurulan stantlarda projelerinin ürünlerini ve çıktılarını sergileyen proje sahipleri Helen Clark’la sohbet ederek projelerini anlatma fırsatı buldular.
Stantlarda sergilenen ürünlere de büyük ilgi gösteren Clark burada Kars yöresine özgü lezzetli peynirleri tatma şansı da buldu.
Ziyaretin küçük sürprizleri ise Helen Clark’a proje sahipleri tarafından hediye edilen keçe şal ve fotoğrafının basıldığı tabaklar oldu.
Kültür Evi’ndeki ziyaret Karslı Âşıkların performanslarının ardından Helen Clark’ın yaptığı konuşma ile sona erdi.
Helen Clark başkanlığındaki BM heyeti 13 Mart Pazar sabahı ise Ani Antik Şehri’ni ziyaret etti.
Heyet, Ani ziyaretinin ardından Kars’tan ayrılarak İstanbul’a hareket etti.
[BAGLANTILAR]
Binyıl Kalkınma Hedefleri (BKH) ve uluslararası alanda kabul edilmiş diğer kalkınma taahhütlerinin başarısı için özel sektörün etkin katılımı büyük önem taşıyor. Ana iş faaliyetleri, kapsayıcı piyasa uygulamaları ve özellikle kurumsal sosyal sorumluluk etkinlikleriyle özel sektör, sürdürülebilir kalkınmayı sağlama, istihdam yaratma, büyüme; ayrıca ürün ve hizmetlere erişimi kolaylaştırmadaki önemli rolünü kanıtlamış durumda.
Türk Hükümeti ve BM Kalkınma Programı (UNDP) bu bağlamda, İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’ni (İUÖSKM) kurma kararı aldı.
İUÖSKM’in amaçları neler?
UNDP İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’nin temelinde Türkiye’nin birleştirici gücü ve dinamik özel sektörünün yanı sıra, UNDP’nin kalkınma sorunlarının çözümü yolundaki küresel ve yerel çabalara özel sektörün yapıcı katkılarda bulunmasını sağlama hedefi yer alıyor. İUÖSKM’nin amaçları şöyle sıralanıyor:
1) Ekonomik kalkınmayı nihai hedef alarak, yoksulları üretici, işveren, tüketici ve girişimciler olarak değer zincirine dâhil eden kapsayıcı ve rekabetçi piyasaların ve kapsayıcı iş modellerinin geliştirilmesini desteklemek.
2) Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin (özellikle sağlık, tarım, eğitim, barınma ve su gibi önemli sektörler ve gençlik, cinsiyet, çevre gibi konularda) ve dünyaca kabul görmüş (iklim değişikliği ile mücadele gibi) diğer kalkınma hedeflerinin yerine getirilmesi için, özel sektör bağlantısını ve konunun savunulmasını teşvik etmek.
3) Üçlü Kalkınma İşbirliği ve Güney-Güney Ortaklığı’nı güçlendirmenin yanı sıra beceri geliştirme, yatırım odaklı finansmana erişim, girişimcilik ve tarafların harekete geçmesini destekleme amaçlı kapasite geliştirme etkinlikleri bağlamında bir mükemmeliyet merkezi olmak.
4) Kalkınma gündemine destek için, işletmeler ve destekleyici tarafların diyalogunu geliştirip eyleme dönük ortaklıklar oluşturmalarını sağlamak.
Merkezin stratejisi nedir?
Konulan hedeflere, araştırma, politikaların istişare ve iletişimi, bilgi üretim ve yönetimi, BKH odaklı ortaklıklar, ayrıca program destek ve kapasite geliştirme yoluyla ve tek bir noktadan hizmet sunulması yöntemi ile ulaşılacak.
Türkiye’de kapsayıcı piyasalar uygulamaları nasıl?
Gelişmekte olan Avrupa ve Orta Asya devletleri ele alındığında, Türkiye’nin bu ülkeler arasında en yüksek ikinci yoksul insan sayısına sahip olduğu görülüyor. Satın Alma Gücü Paritesi’ne (2005) göre Türkiye’de yaklaşık 7,5 milyon kişi, günde $2.15 ile yaşıyor. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri arasında yer alan aşırı yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması büyük önem taşıyor. Türkiye, yoksul sayısını azaltmak, insani kalkınmayı gerçekleştirebilmek ve özel sektörün de bu sürece katılımını arttırabilmek amacıyla, kapsayıcı iş modellerini destekleyen bir piyasa işleyişini benimsemesinde fayda görülüyor. Bu şekilde, düşük gelirli gruplar hem talep tarafında tüketici ve müşteri, hem de arz tarafında çalışan, üretici ve girişimci olarak yer alabilecek. Örnek vermek gerekirse, kapsayıcı piyasa mantığıyla operasyon planlaması yapan Hey Tekstil, üretim tesislerini Türkiye’nin daha uzak bölgelerine yönlendirerek, hem maliyetlerini düşürüp kârlılığını %10 arttırmış, hem de (yüzde 50’si kadın olmak üzere) binden fazla düşük gelirli kişiye iş olanağı sağlamıştır. Bu başarılı örnek, diğer özel sektör kuruluşlarının da benzer girişimlerde bulunmasında esin kaynağı olabilir. Ancak, Türkiye’de kapsayıcı piyasaların işlevsel hale gelmesi, sadece özel sektörün sorumluluğunda da değil. Gerek yasal düzenlemeler yoluyla devlet, gerek teknik bilgi ve finansman olanaklarıyla kalkınma ortakları, gerekse savunuculuk ve farkındalığı arttırma faaliyetleriyle sivil toplum örgütleri, bu süreçte aktif olarak yer almalı. Böylece, düşük gelirli insanların piyasalarda yer almasının farklı açılardan faydaları daha net görülebilecek, aktörlerin çeşitliliği de projeye geçerlilik ve güvenilirlik sağlayacak. Bu bağlamda Türk hükümetinden çeşitli yerel sivil toplum kuruluşlarına kadar her kuruluş, bu sorumluluğun altına girmeli ve Hey Tekstil’in stratejisine benzer uygulamaların benimsenmesinde rol oynamalı.
Kapsayıcı iş modelleri kurumlara ve ülkelere ne yarar sağlıyor?
Kapsayıcı iş modellerini benimseyen şirketler, artan kârlılık, yeni pazarlar yaratmak, girişimciliği sağlamak, istihdamı nitelik ve niceliğini arttırmak, değer zincirlerini güçlendirmek gibi olumlu sonuçlara ulaşabiliyor. Düşük gelirli insanların yaşam kalitesinin iyileşmesi, onları daha güçlü bir tüketici haline getiriyor, bu da özel sektörün kârlılığını artırıyor. Örneğin Ukraynalı içecek firması Vitmark, bulunduğu bölgedeki halkı iş gücüne katma, hammadde tedarikini yöredeki çiftçilerden sağlama, çiftçilere finansal destek ve eğitim olanakları sağlama ve düşük gelirli tüketicilere uygun fiyatla kaliteli ürün sunma gibi stratejiler ile 1999 yılında yüzde 7 olan pazar payını 2008 itibariyle yüzde22’ye çıkardı. Kapsayıcı iş modelleri, daha önce göz ardı edilen veya gelişmemiş pazarlara giriş olanağı da sağlıyor. Mesela, Tacikistan’da bulunan Tojiksodirotbonk bankası, önceden odaklanılmamış bir pazara yönelerek, 2007-2009 yılları arasında 150 küçük ölçekli çiftliğe 4,2 milyon dolar tutarında kredi vermiş ve pamuk sektöründe 8.400’den fazla kişiye istihdam yarattı. Kapsayıcı piyasalarda yoksullara tüketici olarak ulaşma stratejisi, girişimcilik çalışmalarını da destekliyor. Düşük gelirli kesime uygun fiyatlı ürün sunabilmek, maliyet düşürmeyi sağlayan planlar gerektiriyor. Bu arayış da inovasyon ve girişimciliğe uygun bir alt yapı oluşturuyor. Kapsayıcı iş modelleri, özel sektöre daha önce iş gücüne dâhil olamayan nüfusu da dâhil ediyor, var olan iş gücünü de eğitim yoluyla daha nitelikli hale getiriyor. Ayrıca, yoksul insanların değer zincirinin farklı noktalarında üretici, toptancı, tüketici gibi roller üstlenebilmesi, şirketlerin genel masraflarını da aşağı çekerek esneklik sağlıyor. Ülkeler, kapsayıcı iş modellerini destekleyerek, hem özel sektörün gelişmesine hem de insani gelişmenin sağlanmasına katkıda bulunuyor. Bu piyasa işleyişinin benimsenmesiyle, ülkenin üretkenliği artırılıp toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla sürdürülebilir büyüme sağlanabilir.
İş dünyası kapsayıcı iş modellerine son yıllarda daha fazla önem vermeye başladı. Bu durum iş dünyasına ve ülkelere nasıl katkı sağlıyor?
Gelir Piramidi’nin Tabanı diye tabir ettiğimiz satın alma gücü paritesi ile yıllık geliri 3,000 doların altında olan yaklaşık 4 milyar insanın oluşturduğu bir pazara ulaşmak artık bütün büyük şirketlerin hedefi haline geliyor. Birçok şirket tarafından yükselen/gelişen tüketiciler olarak da adlandırılan bu grup şimdiye kadar ekonomik aktivitenin dışında tutuldu iş planlarında kendilerine yer verilmedi. Bu durum piramidin tabanını oluşturan bu insanlara özel sektör tarafından sağlanan birçok hizmetin de ulaşamamasına neden oldu.
Kapsayıcı iş modellerinin benimsenebilmesi, özel sektörün finansal ve stratejik desteğini gerektiriyor. Şirketlerin yatırım kararlarında, operasyonel faaliyetlerinde ve karar verme süreçlerinin tümünde kapsayıcı piyasa mantığıyla hareket etmesi, öncelikle bu kurumlar için artan rekabet gücü, yükselen kârlılık oranı, daha nitelikli iş gücü, yeni üretici ve tüketiciler, daha yaratıcı çözümler anlamına geliyor. Vitmark (Ukrayna), Tengizchevroil (Kazakistan), Tinex (E.Y. Makedonya C.) gibi şirketlerin bu yöndeki faaliyetleri ve hem kurum hem de insani kalkınma açısından alınan olumlu sonuçlar, iş dünyasının kapsayıcı iş modellerine ilgisini artırıyor. Böylece kapsayıcı piyasalara olan ilgi de artıyor. Ayrıca, şirket çalışanlarının motivasyonunun arttırılması, güçlü bir marka değeri oluşturma gibi açılardan da fayda sağlanıyor. Ülke açısından bakıldığında, temel ihtiyaçların karşılanması ve özellikle kamu sektörünün yetersiz kalabildiği sağlık, eğitim gibi alanlarda kapsayıcı piyasanın önemi daha açık bir şekilde görülebiliyor. Devletin yetersiz kaldığı nüfus segmentleri ve bölgelere, kapsayıcı iş modellerini uygulayan şirketler giriyor. Örneğin Hindistan’da bulunan Narayana Hrduayalaya Hastaneler Zinciri, yoksul insanları hedef kitle seçerek 2004 yılında ülkenin en büyük özel hastanesinden yaklaşık yüzde 4 daha fazla kâr etti. Filipinler’de ise telekomünikasyon alanında faaliyet gösteren Smart şirketi, cep telefonlarını tüm Filipinliler için uygun fiyata sağlamayı hedef seçerek hareket etti ve 2003 yılında 288 milyon dolar kâr ederek 5.000 büyük firma arasında en kârlısı oldu. Bu örnekler, kapsayıcı iş modelleriyle sadece şirketlerin daha güçlü bir ekonomik pozisyona sahip olduğunu değil, aynı zamanda halkın ve özellikle yoksul kesimin de temel ihtiyaçlarının karşılandığını da gösteriyor. Bununla birlikte kapsayıcı piyasa mantığının ülke boyutundaki önemi de ortaya çıkıyor.
Türkiye’de kapsayıcı piyasalar alanında önceliği olan konular nelerdir?
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Büyüyen Kapsayıcı Piyasalar (GIM/BKP) Girişimi tarafından hazırlanan “Herkes için Değer Yaratmak: Yoksul Kesimle İş Yapma Stratejileri” raporu, bu alandaki kısıtları beş ana noktada topluyor. Bunlar sınırlı pazar bilgisi, yetersiz mevzuat altyapısı, yetersiz fiziksel altyapı, bilgi ve beceri eksikliği ve finans hizmetlerine sınırlı erişim şeklinde sıralanabilir. Yapılan vaka çalışmalarında, bilgi ve beceri eksikliğinin en fazla görülen sorun olduğu tespit edildi. Bu noktada öncelikle devletin kapsayıcı piyasalar adına gerekli yasal alt yapıyı hazırlaması öncelik taşıyor. Yatırım ortamını iyileştirecek gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ve esnek-işlevsel bir piyasa yaratılmasıyla daha fazla şirket kapsayıcı iş modellerini benimseyebilir. Özel şirketler açısından bakıldığında, kapsayıcı iş modellerinin, sadece uzun dönemde insani gelişmeye değil, aynı zamanda şirketin kârlılığı, pazar payı, değer zinciri gibi kısa vadede önem taşıyan hedeflerine de katkıda bulunduğunun vurgulanması gerekiyor. Şirketleri bu yönde politikalar çizmeye yöneltebilecek diğer önemli kurumlar ise kalkınma ortakları ve sivil toplum kuruluşları. Hükümetlere ve şirketlere teknik destek vermek, kamuoyunun farkındalığını arttırmak gibi faydalar sağlayabilecek bu aktörlerin, politika belirlenmesi, araştırma ve savunma, finansman ve tamamlayıcı olanakların sağlanması gibi alanlarda da merkezi bir rol üstlenmesi gerekiyor.
Hangi sektör kurumları kapsayıcı iş modellerine yönelmeli?
Kapsayıcı iş modelleri, çok farklı alanlardaki şirketler tarafından değişik ülkelerde uygulanmış ve başarılı sonuçlar alınmıştır. Yoksul insanların hem tüketici, hem müşteri, hem de değer zincirindeki diğer rolleri üstlendiği bu işleyiş şekli, sağladığı faydalar açısından gerek KOBİ’ler, gerek büyük çaptaki ulusal şirketler, gerekse kâr amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından tercih ediliyor. Örneğin, tarım ve gıda alanında Ukraynalı şirket Vitmark dışında, Begeli (Gürcistan), Eco Farm Mavrovic Ltd. (Hırvatistan), Marap (Özbekistan) gibi şirketler bu stratejiyi benimsemiş durumda. Begeli, düşük gelirli çiftçilere pazarlama kanalı sağlarken, Eco Farm da sosyal olarak dışlanmış grupları rehabilitasyon programıyla çiftçilik alanında yetiştiriyor. Özbekistan’daki Marap şirketi, çevresel olarak geri kalmış alanlara yatırım yaparak ürün kalitesini artırıyor, böylelikle yerel yoksul aileler için de ek gelir sağlayan güzel bir örnek oluşturuyor. Petrol alanında çalışan Tengizchevroil, kredi ihtiyacı olan küçük ölçekli tedarikçilerin faiz ve banka masraflarını ödeyerek işlerini büyütmelerini sağladı. Bunların dışında finans sektöründe Voronezh Oblast Rusya Devlet Fonu, Moldova’dan Rural Finance Corporation, Tacikistan’dan Tojiksodirotbank şirketleri; bilgi işlem teknolojilerinde Sırbistan’dan Temerin Telecottages Beyaz Rusya’dan MTS; imalat alanında Türkmenistan’dan PTF, Türkiye’den Hey Tekstil, Azerbaycan’dan Gadim Guba; perakende alanında Makedonya’dan Tinex turizm sektöründe Ermenistan’dan Tufenkian, Kırgızistan’dan TTT; atık yönetimi sektöründe Karadağ’dan Cistoca, Bosna-Hersek’ten Industrijski Otpad, Arnavutluk’tan Edipack gibi şirketler de benzer stratejileri izleyen örnekler. Bu farklı sektör ve ülkelerden şirket profilleri, kapsayıcı iş modellerinin çok çeşitli alanlarda başarılı olarak uygulanabileceğini gösteriyor.
Kapsayıcı iş modelleri ile KSS projelerinin farkları neler?
Kurumsal sosyal sorumluluk projeleri, kalkınma konusunda da fayda sağlayabilecek iş odaklı sosyal ve sorumlu yatırımları içeriyor. Kapsayıcı iş modelleri ise direkt olarak ana faaliyet alanındaki işleyişi etkiliyor. Bir yandan şirketin operasyonlarını yoksul kesimleri de değer zincirine dâhil edecek şekilde yönlendirirken, diğer yandan da Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmayı amaçlıyor. Şirketin karar verme mekanizmaları, finansal süreçler ve stratejik planlamaların da belirleyici olması açısından, kapsayıcı iş modellerinin KSS projelerine göre daha fazla ve daha büyük sosyal etki içerdiği söylenebilir. Yoksul yanlısı iş modelleri, başarılı olarak uygulandığında, hem kalkınma açısından hem de iş dünyasına katkı açısından daha yararlı olabilecek. Firmanın ana iş alanına girmeyen, sistematik ve stratejik olmayan projeleri Kurumsal Sosyal Sorumluluk projesi olarak almamak gerekiyor. Yeşim Tekstil’in Geri Dönüşüm Programı, Coca Cola’nın su kullanımı politikası gibi stratejik ve sistematik projeler bu kapsamdadır.
Dünyadaki en çarpıcı, karşılıklı fayda sağlayan Kapsayıcı İş Modelleri hangileri?
Dünyada çok çarpıcı örnekler var. Bunların en başında Nobel Ödülü sahibi Muhammed Yunus’un kurduğu Grameen Bank’ı sayabiliriz. Hindistan’da geliştirdikleri iş modeli ile kalp ameliyatı gibi çok maliyetli tıp hizmetlerini çok cüzi ücretlerle sunabilen firmalar var.
Ukrayna şirketi Vitmark ve Beyaz Rusya firması MTS’nin uygulamış olduğu modeller, dünyadaki en önemli örnekler arasında. Vitmark, değer zincirinin hem tüketici hem de arz noktalarında düşük gelirli insanları dâhil etti. İçecek yapımında kullandığı 40 bin ton meyve ve sebzeyi yöresel küçük ölçekli çiftçilerden ve bölgesel büyük üreticilerden temin ediyorlar. Bu yolla Vitmark, Ukrayna’nın ekonomik olarak çok gelişmemiş bölgelerindeki yoksul ailelere gelir şansı yaratmış, stratejisini eğitim, ulaşım gibi olanaklarla da zenginleştirerek nitelikli iş gücü oluşmasına da katkıda bulunmuş durumda. Kaliteli ürünlerini düşük maliyetle elde etmesi sonucunda, bunları bölge halkına da ucuz fiyatla sunabilmiş, bu olgu kapsayıcı iş modelinin tüketim açısından da başarılı olmasına yol açmıştır. MTS ise kapsayıcı iş modelini Beyaz Rusya’da kardiyovasküler hastalıkların yaygın olmasından yola çıkarak uygulayan bir telekomünikasyon şirketi. MTS, hastaların belirli bir ücret karşılığında, hastaneye gitmeden, telefon yoluyla doktorlarla görüşme ve bilgi almasını
Helen Clark’ın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile yaptığı basın açıklaması başta Anadolu Ajansı ve TRT olmak üzere pek çok yayın kuruluşu tarafından yansıtıldı.
Clark, İstanbul’daki Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi açılışı sırasında CNBC-e ve Bloomberg TV’nin sorularını yanıtladı.
BM tarafından desteklenen kültür turizmi projelerini yerinde incelemek üzere Kars’ı da ziyaret eden Helen Clark, burada da hem ulusal gazete ve televizyonların yerel temsilcileri hem de yerel gazeteciler tarafından izlendi.
Türkiye ziyaretinin son gününde İstanbul’daki Değişim Liderleri Zirvesi’ne katılan Helen Clark, burada da çok sayıda ulusal televizyon ve gazeteye röportajlar verdi.
Gazeteciler Helen Clark’a bu röportajlar sırasında en çok Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin 2015 yılına kadar ne ölçüde başarılabileceği ve Türkiye’nin bu alanda ne kadar ilerlediği sorularını yöneltti.
“Kalkınmada Yeni Bir Açı” başlıklı bu panele katkı sağlama fırsatını yakalamış olmaktan memnuniyet duyuyorum.
Son yıllar kalkınma konusunda muazzam zorlukları beraberinde getirdi. Gıda ve enerji krizi, bazı kuzey ülkelerinin piyasalarında başlayan, ancak çok kısa sürede dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılıp en çok da yoksulları etkileyen küresel resesyonun önüne geçti.
Büyük doğal afetlerden ötürü birçok geçim kaynağının, toplumun zarar gördüğüne ve birçok kişinin yaşamını yitirdiğine de tanık olduk. Yeni Zelanda, Christchurch’te meydana gelen, ciddi mal ve can kaybına yol açan depremin hemen ardından ağır bir deprem felaketinin olumsuz sonuçlarına göğüs geren ve aslında gelişmiş bir ülke olan Japonya halen aklımızda. Yalnızca bir yıl önce Haiti ölümcül bir felaket yaşamıştı; ondan önce Çin ve Pakistan, onlardan da önce Hint Okyanusu’ndaki tsunaminin etkilediği ülkeler ve daha da önce Türkiye, İran ve diğerleri.
Bu tür felaket risklerini yönetebilmek çok büyük bir sorun. İklim değişikliği, onunla beraber değişken ve ölçüsüz hava koşulları, birçok ülkenin profiline risk faktörünü de ekliyor. Özellikle çevresel bozulma ve ayrıca biyolojik çeşitliliğin yok olması, bu gezegendeki yaşamın önünde büyük birer tehdit olarak durmakta.
Bazı ülkelerde süregiden ve kalkınmanın önüne set çeken çatışmalar, ayrıca resmen çatışma alanı olarak tanımlanmamış birçok ülkede yüksek seviyede silahlı şiddet bulunuyor.
Bu zorluklara rağmen, dünya Binyıl Kalkınma Hedefleri (BKH) ve uluslararası düzeyde kabul edilmiş diğer hedefleri gerçekleştirmede büyük bir ilerleme kaydetti.
Ancak BKH’leri ve diğer ulusal, uluslararası kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için bu süreci hızlandırmalıyız.
Bu ihtiyaç, çok acil. Dünyamız, umutları, gelecekle ilgili düşleri olan; ama bir yandan da sık sık geleceklerine dair derin endişeye kapılan büyük bir genç nüfusa sahip.
Mevcut ekonomik büyüme oranları ve mevcut ekonomik modeller ile gerçekten ihtiyacı olanlara çok az iş ve geçim kaynağı yaratılabiliyor.
Fırsat yoksunluğu ve yaşanan güçlükler nedeniyle duyulan derin hayal kırıklıkları, daha fazla katılım, ayrıca haysiyet ve adalet konusunda bastırılmış bir arzunun ifadesi ile birleşerek, Arap ülkelerinde bu yıl meydana gelen bir dizi ayaklanmada rol oynadı.
Eğer bu ihtiyaç ve talepler geniş olarak karşılanmazsa, istikrar ve barış için gerekli olan kalkınma ivmesi elde edilemez.
Kapsayıcı büyümenin önemi
Geçen yıl New York'ta düzenlenen Binyıl Kalkınma Hedefleri Zirvesi’ne kadar geçen zamanda UNDP, ulusal BKH ilerleme raporları ve bir dizi ülkede ders alınan hususlara dikkat çeken, hedeflere ulaşmanın ne kadar zaman alacağına değinen bir Uluslararası Değerlendirme hazırlamıştı.
Buna göre, ilerlemenin tespit edilen itici güçlerinden biri, yoksulluğu azaltmada, insana yakışır iş ve sürdürülebilir geçim kaynağı yaratmada başarılı olabilecek kapsayıcı ekonomik büyüme modellerine daha fazla duyulan gereksinim.
Yüksek ekonomik büyüme düzeyleri kendiliğinden bunu elde edemez. Kaynak tüketici sektörler aracılığıyla üretilen bu türden büyümenin yerel insani gelişmeye çok az katkısı olduğuna sıklıkla tanık olduk.
Dahası ben, daha kapsayıcı büyüme modellerinin, ulusların doğal zenginliklerinin getirilerinden birçok ülkenin şimdiye kadar yapabildiğinden daha fazla yararlanabilmesi için akıllı stratejileri içermesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu etkin bir biçimde yapmak sadece istihdamı ve yerel işletmeleri büyütmeyi, teknoloji transferini ve altyapı katkısını gerektirmeyecek, aynı zamanda güçlü ve yetenekli, insani gelişime adanmış kurumlara ve liderliğe ihtiyaç duyulacaktır.
Kapsayıcı büyümenin sağlanması, aynı zamanda, yoksul insanların çalıştığı ve yaşadığı bölgeleri, sektörleri ve faaliyetleri hedeflemek anlamına geliyor. Gelişmekte olan ülkelerde, 2,5 milyar insan geçim kaynağı olarak tarıma bağlı. Gübre, kredi ve sulama hizmetlerine erişim sağlama gibi önlemlerle, tarımsal üretimin artırılması yoksulluğu azaltacak ve gıda güvenliğini geliştirecektir.
Gana ve Uganda, tarımsal ve kırsal sektörlere yatırımın bu türden bir etkisi olduğuna dair örnek teşkil ediyor. Uganda'da, tarım sektöründeki büyüme sayesinde 1992 ve 2003 yılları arasında yoksul kişi sayısı yarıdan fazla azaldı.
Hakkaniyetin rolü
Kapsayıcı büyümenin, adil bir büyüme olması için de gayret gösterilmesi gerekiyor. Bu durum mantığa aykırı görünse de, mutlak yoksulluğun azalması aslında daha büyük eşitsizliklere yol açıyor. Bu da toplumsal uyum ve istikrarda zorlanmalar ortaya çıkarıyor.
Hakkaniyeti teşvik için, altyapıda, sağlık ve eğitim gibi sosyal hizmetlere erişimde yatırımları genişletmek ve sürdürmek önem arz ediyor.
Hindistan Kırsal İstihdamı Geliştirme Ulusal Programı gibi kamu istihdam projeleri ve sosyal koruma programları, kişilerin minimum refah seviyesinin altına düşmesini engellemek ve krizlere karşı dayanıklılığı geliştirmek anlamında çok yararlı olabilir.
Latin Amerika’da ise düşük gelirli haneleri hedef alarak yoksulluk düzeyinin düşürülmesine yardımcı olma, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimi artırma anlamında, Brezilya'daki Bolsa Familia, Kolombiya’daki Familias Accion ve diğerleri gibi, nakit transfer programları bulunuyor.
Burada, Türkiye'de ise, nakit transfer programları, yoksul hanelerin beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasını ele alarak bu ailelerdeki kız çocukların okula gitmesine ve böylece onların gelecek için güçlenmelerine yardımcı oluyor.
Eşitsizlik, gelir dağılımının ötesine geçiyor. Cinsiyet, etnik köken, inanç, engellilik, coğrafi konum ve diğer nedenlerden kaynaklanan eşitsizliklerin üstesinden gelmek çok önemli. Örneğin, kadınlar ve kız çocukları için fırsatlar yaratmak hakkaniyet ve insan hakları açısından yapılması gereken tek doğru şey olmasa da toplumlar ve nesiller arasında kalkınma için çarpan etkileri bulunuyor.
Ayrıca, arazi ve mülkiyet hakları gibi imkânlara daha adil erişim için planlı stratejiler de gerekli. Herkesin işine yarayan, yoksulların yasal haklara erişimini sağlayan yasal çerçeveler oluşturulması gerekiyor.
İnsana yakışır işler
Kapsayıcı büyüme için odaklanılacak nokta, insana yakışır iş tanımını hak eden istihdamın arttırılması olmalı.
Gençler için iş olanakları yaratmak, onların enerji ve yeteneklerini kullanmak şu anda büyük önem arz ediyor. Küresel genç işsizlik oranının geçen yıl, 2009 yılındaki yüzde 11,8’lik orandan yüzde 12,6’ya yükseldiğini gösteren son ILO tahminlerinin ortaya koyduğu üzere küresel ekonomik kriz, gençlere büyük zarar verdi.
Gençler arasında gerçek işgücüne katılım da krizin başlangıcı ile düştü. Yani daha az genç aktif olarak iş aramakta. Cesareti kırılan bu gençler işsiz olarak sayılmadığından, genç işsizliği seviyesi de azımsanıyor. Bu sorun da, çalışan yoksulların büyük bir kesiminin gençlerin oluşturmasıyla işsizliğin de ötesine geçiyor. Genç kadınlar ise özellikle dezavantajlı durumda.
Genç işsizliğinin maliyeti, sadece gençlere değil; ekonomilere ve toplumlara da bir bütün olarak yansıyor. Son yıllarda, en yüksek bölgesel genç işsizlik oranları, gençlerinin şimdi protesto için sokaklardan başka bir yere gitmediği Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da görülmüştü. UNDP'nin İnsani Gelişme Raporları, birkaç yıldır, bölgede gençliğin katılımı ve fırsat eksikliğinin sonuçları hakkında uyarılarda bulunuyordu.
Oysa büyüme, insana yakışır işteki hızlı artışları desteklediği zaman, gelir ve fırsatlar da artacaktır. Bu durum, eğitim, sağlık ve altyapı yatırımlarını daha fazla desteklemek için ek kamu gelirleri oluşturan doğru faaliyet döngülerini teşvik edecek, böylece büyüme ve istikrara daha da katkıda bulunacaktır.
Daha kapsayıcı yönetişim
Arap ülkelerinde yaşanan son olaylar da, büyüme ve istikrarın muhafaza edilebilmesi için, daha kapsayıcı siyasal sistem ve yönetimlerin, daha kapsayıcı ekonomilerin artışına eşlik etmesi gerektiğine işaret etmektedir.
UNDP'nin 2010 Mısır İnsani Gelişme Raporu, genç Mısırlıların gençler ile hükümet arasında daha fazla istişare ve iletişim olmasına yönelik çağrı yaptıklarını vurgulamıştı. Bu rapor özellikle şu anda bakıldığında epey ileri görüşlü görünmekte.
Bu yıl Tunus’ta yaşanan geçişin ilk günlerinden itibaren, UNDP, işleyen bir demokratik yönetim sistemi ve ekonomik toparlanma için zemin teşkil edebilecek bir strateji oluşturulmasına destek sağlamıştır. Dahası, UNDP, bölgedeki ülkelerle, istedikleri takdirde, daha kapsayıcı siyasi ve ekonomik katılımın teşviki ve huzurlu bir geçiş sağlanması için çalışmaya kararlıdır.
Kalkınma ortaklıkları
Bugünün kalkınma sorunları ile mücadele, güçlü ortaklıklar gerektiriyor - ve Güney-Güney işbirliğinin, büyük yardım kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin hızlıca büyümesi ve de özel sektörün artan ilgisi ile bu ortaklıklar için kapsam da hızla genişliyor.
Türkiye, uluslararası kalkınma işbirliğine önemli katkısı olan, büyük ve dinamik, gelişmekte olan bir dizi ülke arasında.
UNDP olarak, daha geniş bir jeopolitik rol oynayan bu tür uluslarla olan ilişkilerimizi yeni bir seviyeye taşımanın yollarını aramamız gerektiğini fark ettik.
Geçen Cuma, Ankara'da Türkiye Dışişleri Bakanı ile Türkiye ve UNDP’nin kalkınmayı ilerletebilmek için küresel işbirliğine temel olacak yeni bir Ortaklık Çerçeve Anlaşması imzaladım. Benzer anlaşmalar daha önce de Çin ve Brezilya ile imzalanmıştı, diğerleri de şu anda oluşturulma aşamasında.
UNDP olarak fark ettik ki, Güney-Güney işbirliği ile sağlanan strateji, politika, beceri ve uzmanlık alışverişi Güney’de karşılaşılan kalkınma güçlüklerine karşı kullanılabilecek çoğu zaman için en iyi araçlardır.
Dünya çapında örgütlü olan küresel bir kalkınma ağı olarak bizler, tecrübeleri paylaşmayı kolaylaştırmak, ders alınan konuları ve en iyi uygulamaları paylaşmak için birçok ortak ile çalışmaktayız.
Türkiye ile ikinci bir anlaşma da İstanbul Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’nin kuruluşu amacıyla imzalandı. Burası, özel sektörün kalkınmaya katılımı ve bunun etkileri üzerine bir mükemmeliyet merkezi olacak. Değer zincirlerinde mikro düzeyden yukarı doğru yerel işletmeler için fırsatlar sunmak ve istihdam sağlanması için olumlu olan kapsayıcı iş modellerini teşvik eden bu merkezin çalışmalarını görmeyi çok arzu ediyorum. Bu politika merkezinin kuruluşu Türkiye'nin cömert destekleri ile mümkün olmuştur.
Bu yıl meydana gelecek başka bir önemli olay da, Türkiye'nin uluslararası kalkınmaya yaptığı vurgunun altını çiziyor. İki ay sonra, BM Dördüncü Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı burada, İstanbul'da yapılacak. İnanıyorum ki, en az gelişmiş ülkeler bu konferansta, son yıllarda Türkiye ve gelişmekte olan diğer ekonomileri ileriye götürmekte rol üstlenmiş olan büyüme, istihdam, ticaret ve yatırımın önemini vurgulayan bir sonuç görmek isteyecekler.
Sağlanan bu ivme daha kapsayıcı ve sürdürülebilir insani gelişmeyi teşvik eden politikalar ile bir araya geldiğinde dünyamız şu anda karşı karşıya olduğu pek çok güçlüğün üstesinden gelmek için çalışabilecektir.
Yoksulluk için İş Çözümleri – Gelişmekte Olan Avrupa ve Orta Asya'da Herkes için Kapsayıcı İş Modelleri Nasıl Yaratılabilir? adlı rapor bölgedeki 19 ülkeden vaka çalışmalarına yer veriyor ve kapsayıcı iş modellerinin nasıl geliştirileceğine dair uygulamaya dönük öneriler sunuyor.
Gelişmekte olan Avrupa ve Orta Asya’daki örnekleri inceleyen bölgesel raporda, Türkiye’deki kapsayıcı iş modelleri açısından önemli örneklerden biri olarak Hey Tekstil gösteriliyor. Bu firma, kapsayıcıyı piyasanın hem insani kalkınma hem de şirket operasyonları açısından yararlı olduğu konusunda birebir deneyim kazanmış durumda. Hey Tekstil, maliyetlerini düşürmek amacıyla Türkiye’nin çok da yatırım amacıyla tercih edilmeyen, ana iş merkezlerinin yer almadığı uzak bölgeleri tercih etmişti. Sonuç olarak, şirket hem yarısı kadın binden fazla yoksul insana iş olanağı yarattı, hem de karlılığını yüzde 10 artırdı. Kapsayıcı piyasaların Türkiye geneline yayılabilmesi ve farklı iş modellerinin oluşturulabilmesi için, Hey Tekstil gibi örneklerin artması ve şirketleri bu konuda yönlendirebilecek tüm kurumların gerekli rolleri üstlenmesi gerekiyor.
UNDP Başkan Yardımcısı ve Doğu Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Bürosu Bölge Müdürü Kori Udovicki, raporun amaçlarını şöyle anlatıyor: "Yoksulları müşteri ve tüketici olarak talep tarafına ve/veya üretici, çalışan ve işletme sahibi olarak arz tarafına dahil eden işletmelerin, yoksullar için değer yaratırken, yoksulluğun bilançosunu da iyileştirebileceğine dair artan kanıtlar bulunuyor. Yeni raporumuz da, kapsayıcı iş modelinin mümkün olduğunu ve başarılı modellerin Avrupa ve Orta Asya bölgesinde sınanmış olduğunu göstermek için tasarlandı."
Dünyada giderek daha fazla firma, düşük gelirlilerin de aslında potansiyel bir pazar ve fırsat oluşturduğunu kabul ediyor. Bu konuda şu ana kadar Avrupa ve Orta Asya bölgesinden de bazı örnekler mevcut. Rapor hazırlanırken, araştırmacıların bu bölgedeki her ülkeden başarılı kapsayıcı iş modeli örneklerini bulmaları istendi. Tarım, finansal hizmetler, bilgi ve iletişim teknolojileri, turizm ve atık yönetimi, raporda ele alınan sektörlerden bazıları. Rapor ayrıca piyasa verilerinin yanı sıra bölgede kapsayıcı iş modelini destekleyebilmek için somut öneriler de sunuyor.
İhtiyaçlar ve fırsatlar, raporda da belirtildiği gibi, bu iş modellerini geliştirmede önem taşıyor. Avrupa ve Orta Asya bölgesinde yaklaşık 130 milyon kişi günde 4,30 dolar veya daha azıyla hayatını sürdürüyor. Bölgede 11 milyon kişi işsiz; 140 milyon kişi ise kayıtdışı olarak çalışıyor. Neredeyse 19 milyon kişi temiz sudan ve yaklaşık 40 milyon kişi de sıhhi altyapıdan yoksun. Sağlık hizmetleri genellikle pahalı ve kalitesiz. Oysa bu ihtiyaçlar kapsayıcı iş modeli aracılığıyla karşılanabiliyor. Aynı şekilde, mal ve hizmetlere erişim verimliliği de arttırabiliyor.
Bölgede 5 milyon fazla kişinin elektriğe, 150 milyonu aşkın kişinin de mali hizmetlere erişimi yok. İnternet erişiminin de geliştirilmesi gerekiyor. Bölgedeki 8.5 milyon adet mikro ve küçük boy işletme (gayri resmi olanlar da sayılırsa bu sayı artıyor) ve milyonlarca küçük tarım alanı, aslında mal ve hizmet tedariki alanında hizmet sunabilir.
UNDP’nin Avrupa ve Orta Asya bölgesinde Büyüyen Kapsayıcı Piyasalar Projesi, bölgede kapsayıcı iş modellerinin gelişimini destekliyor. Bratislava’daki UNDP Bölge Merkezi’nde bulunan ilgili ekip ve beş bölge ülkesinde bulunan temsilciler, şirketler için danışmanlık ve aracılık hizmeti sunarken, daha kapsayıcı bir piyasa ortamı oluşturulabilmesi konusunda hükümetler ile istişarelerde bulunuyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) öncülüğündeki Büyüyen Kapsayıcı Piyasalar Girişimi, toplumsal refahın oluşturulması ve insani gelişme yolunda karşılıklı avantaj yaratabilecek daha kapsayıcı iş modelleri için tüm aktörlerin katılımını kolaylaştırmayı amaçlayan bir platform. Girişim, ilgili bilgileri toplayıp iyi örneklere vurgu yaparak, uygulamaya dönük faaliyet stratejileri geliştiriyor ve diyalog için bir alan oluşturuyor. Daha fazla bilgi için: www.growinginclusivemarkets.org
UNDP, değişimi savunan ve insanların daha iyi yaşamlar kurmaları yolunda ülkeleri bilgi, deneyim ve kaynaklar ile buluşturan, BM'ye bağlı küresel kalkınma ağı. Kuruluş, faaliyet gösterdiği 166 ülkenin küresel ve ulusal kalkınma sorunlarına kendi çözümlerini bulmaları için onlarla beraber çalışıyor.
Rapora göre, yaratıcı ürün ve hizmetlerin dünya çapındaki ihracat tutarı 2002 ile 2008 yılları arasında iki kattan fazla artış kaydederek 600 milyar dolara yaklaştı.
Yaratıcı ürün ve hizmetler, güzel sanatlar, el işi, görsel işitsel yayınlar, kitap, tasarım, film, müzik, yeni medya, görsel ve performansa dayalı sanatlar gibi yaratıcılık merkezli sektör ve fikirleri kapsıyor.
2008 yılında küresel ticarette görülen yüzde 12’lük düşüşe rağmen, yaratıcı ürün ve hizmetlerin dünya çapındaki ticaret hacmi yıllık ortalama yüzde 14’lük bir oranla büyümeye devam etti.
Yaratıcı Ekonomi: Uygulanabilir bir Kalkınma Seçeneği başlıklı rapor yaratıcılık odaklı sektörlerin kapsayıcı ekonomik büyümenin de bir kaynağı olduğu saptamasında bulunuyor.
UNDP ve BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından hazırlanan raporda Afrika ve Asya’daki moda sektöründen, Meksika ve Brezilya’daki dizi filmlere, Hindistan’daki sinema sektöründen Jamaika’daki reggae müziğine ve Brezilya ile Karayipler’deki karnavallara kadar 40’ı aşkın somut örnek de yer alıyor.
Gelişmekte olan ülkelerdeki bu sektörler ticareti desteklemenin yanı sıra sıklıkla yoksullara yönelik mesleki eğitim ve istihdam olanakları da sağlıyor.
Örneğin Nijerya’nın 2,75 milyar dolar büyüklüğündeki sinema endüstrisi, ABD ve Hindistan’ın ardından dünyadaki en büyük üçüncü film sektörü.
Nijerya’daki “Nollywood” yılda bini aşkın film üretiyor, binlerce kişiye istihdam sağlıyor ve petrolün ardından ülkenin en önemli ikinci sektörü konumunda.
Sektörün öneminin farkında olan Nijerya hükümeti sinema endüstrisine yatırım yaparak, konuyla ilgili politikalarını yeniledi, film üretim ve dağıtımını desteklemek amacıyla mesleki eğitim olanakları sağladı.
2010 Yaratıcı Ekonomi Raporu, yaratıcı sektörlerin kapsayıcı büyümeyi nasıl destekleyebileceğine ilişkin on maddelik bir politika tavsiyesini de içeriyor.FONT>
Raporda Türkiye
2010 Yaratıcı Ekonomi Raporu’na göre Türkiye'de yaratıcı ürün ihracatı 2003-2008 yılları arasında yıllık ortalama yüzde 14,96 oranında büyüdü.
Rapora göre Türkiye, yaratıcı ürün ihracatında, 2008 rakamlarına göre, dünyadaki ilk yirmi ülke arasında 16. sırada yer alıyor. Gelişmekte olan ekonomiler arasında ise Türkiye, yaratıcı ürün ihracatında Çin, Hong Kong ve Hindistan'ın ardından dördüncü sırada bulunuyor.
Türkiye kişisel, kültürel ve eğlence/dinlenceye dayalı yaratıcı sektör hizmetleri ihracatında ise gelişmekte olan ülkeler arasında ilk sırada yer alıyor. Türkiye, performans sanatları ihracatında ise yine gelişmekte olan ülkeler arasında onuncu sırada.
Yaratıcı Ekonomi Raporu nasıl hazırlandı?
Rapor UNDP’nin Güney-Güney İşbirliği Özel Birimi ve UNCTAD tarafından hazırlandı.
UNDP ve UNCTAD, 2010 baskısını hazırlarken BM Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO), Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) ve Uluslararası Ticaret Merkezi (ITC) gibi diğer BM kuruluşlarının katkılarından da yararlandı.
TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun ikinci kuruluş yıldönümü vesilesiyle başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla düzenlenen buluşma, karar alma süreçlerinin her aşamasında ve vatandaşın günlük yaşamında toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının yerleştirilmesi, bu alandaki çabaların zenginleşmesi ve çeşitlenmesine katkıda bulunmayı hedefledi.
Buluşma, Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu, Arap Parlamentolar Arası Birlik temsilcileri, çeşitli ülkelerin parlamentolarından fırsat eşitliği komisyonu başkanları ve ombudsmanları dâhil olmak üzere toplumsal cinsiyet eşitliği alanında görev yapan uluslararası toplumun temsilcileri, parlamenterler, medya, sanat, kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerini bir araya getirdi.
İstanbul Buluşması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin politika oluşturma ve uygulamanın tüm aşamalarına dahil edilmesine yönelik ulusal ve uluslararası deneyimleri paylaşmak, bu alanda farkındalık yaratmak ve bu farkındalığın kurum işleyişinin bir parçası haline gelmesine destek vermek yolunda olanak sağladı.
Buluşma BM Kadın Başkanı Michelle Bachelet, İtalyan Fırsat Eşitliğinden Sorumlu Bakan Maria Rosaria Carfagna, Arap Devletleri Ligi Temsilcisi Mohammed El Fatah Naciri’nin katılımına da ev sahipliği yaptı.
Yedi farklı oturumdan oluşan buluşma kapsamında, karar alma ve politika oluşturma süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliği, paydaşların katılımı, kadının işgücüne katılımı, kadının eğitime erişimi, cinsiyet duyarlı bir toplum oluşturma yolunda toplumsal cinsiyet eşitliği komisyonlarının ve medyanın rolü konularında son eğilimler, gelişmeler ve karşılaşılan güçlüklere ilişkin tartışmalar yapıldı, güncel bilgiler paylaşıldı.
Bazı sonuçlar
Buluşma kapsamındaki oturumlarda yapılan tartışmalar doğrultusunda, aşağıdakilerle sınırlı olmamakla birlikte, şu gibi önemli sonuçlara ulaşıldı:
• Toplumsal cinsiyet eşitsizliği dünyanın her yerinde kadınların karşı karşıya kaldığı bir sorundur ve bu durum, kadınların kırılganlığını evrensel bir hale getirmektedir;
• Toplumsal cinsiyet eşitsizliği bir insan hakkı konusudur ve kadın haklarının teşvik edilmesi hususuna özel önem atfedilmesi gerekmektedir;
• Kamu sektöründe kadın istihdamına ilişkin özel önlemler alınmalıdır;
• Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonları toplumsal cinsiyet eşitliği alanında görev yapmakta olan diğer paydaşlarla doğrudan ilişki ve etkin işbirliği içinde olmalıdır. Bu kapsamda, Komisyonların bağımsız bütçelerinin olması gerekliliği önemlidir;
• 10 sene öncesine kıyasla toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalığın büyük oranda artmış olması büyük önem taşımaktadır. Fakat, konunun önemini yitirmemesi için, titizlikle ve stratejik bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir;
• Kadın, medyada çoğu zaman nesne, nadiren özne olarak yer almaktadır;
• Hala eşitliği konuşuyor olmak bir toplumdaki eşitsizliğe ilişkin en önemli göstergedir.
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve parlamentoların, özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği komisyonlarının rolü konusunda ise katılımcılar, cinsiyet duyarlı siyaset, parlamento ve toplum oluşturmasına ilişkin olası yöntemleri tartıştı.
Buluşmada, kadının mağdur, değişimin pasif aktörü veya yardım alan olarak görülmemesi gerektiği, aksine değişimin aktörü ve lideri olduğu da vurgulandı.
Her yıl tekrarlanacak
Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması’nın, dünya çapında toplumsal cinsiyet eşitliği komisyonları arasında sürdürülebilir bilgi ve deneyim paylaşımını sağlayacak bir iletişim ağı oluşturma yolunda ilk adım olması ve buluşmanın her yıl farklı ülkelerin ev sahipliğinde tekrarlanması umuluyor.
Buluşmanın sonuçları, basılacak bir yayında bir araya getirilecek, bu yayın toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan ulusal ve uluslararası aktörlerle paylaşılacak.
[BAGLANTILAR]
Friendfeed Türkiye’de en yaygın kullanılan sosyal paylaşım ağları arasında yer alıyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Türkiye’deki sosyal medya adresleri şu şekilde:
• Facebook
• Twitter
• Friendfeed
• Flickr
Sesli ve görüntülü hizmetler
UNDP Türkiye ofisinin aylık e-bülteni Yeni Ufuklar da, Ocak ayından bu yana sesli ve görüntülü olarak sizlerle.
Türkçe olarak yayımlanan podcast formatındaki programlar undp.org tr adresinin yanı sıra Youtube ve iTunes Store üzerinde yer alıyor.
Yeni Ufuklar’ın sesli ve görüntülü podcastları Pazartesi günleri yayımlanıyor.
İstanbul’da 94,9 FM frekansından yayın yapan Açık Radyo da Yeni Ufuklar programını her Pazartesi 09:30’da dinleyicilerine ulaştırıyor.
UNDP Türkiye İletişim Ofisi’nin hazırladığı programın kayıtları Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin radyosu Radyo İlef ve Açık Radyo İstanbul stüdyolarında yapılıyor.
Merkezin amacı, faaliyetleri ve güncel gelişmeleri içeren internet sitesinde kapsayıcı iş modellerine ilişkin bilgiler de yer alıyor.
Uluslar arası merkezin web sayfasına http://iicpsd.org adresinden erişilebiliyor.
İngilizce olarak yayıma başlayan internet sitesinde yakında Türkçe içerik de yer alacak.
İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi, özel sektörün yoksullukla mücadele çabalarına daha aktif olarak dahil edilmesini hedefliyor.
[BAGLANTILAR]
“Ekonomik Prensiplerin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Planlama Sürecine Entegrasyonu Çalıştayı” Ankara’da düzenlendi.
Çalıştay, “Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında düzenlendi.
Çevre ve Orman Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı (ÖÇKKB) ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye temsilciliği tarafından düzenlenen çalıştayın açılışını yapan ÖÇKKB Başkanı Ahmet Özyanık, Türkiye’nin Akdeniz’de en geniş deniz koruma alanına sahip ülke olduğunu söyledi.
“Bu ateş sönmemeli”
Ahmet Özyanık, projenin, “bu alandaki duyarlılığı güçlendirmek yolunda bir ateş yakmak için çakmak işlevi gördüğünü” ifade ederek, “Bu ateşin sürekli yanması için devamlı çalışmalıyız” diye konuştu.
Özyanık, Türkiye’nin, “Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi”nin geliştirilmesi için gerekli altyapıya sahip olduğunu kaydetti.
ÖÇKKB ve UNDP tarafından düzenlenen çalıştaya, Çevre ve Orman Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Temsilcileri ile Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, Küresel Çevre Fonu (GEF) ve ilgili STK’ların yetkilileri katıldı.
Çalıştayda, kıyı ve deniz ekosistem hizmet ve ürünleri, bunları değerlendirmenin gerekçeleri ve önemi, ekonomik prensiplerin planlamaya entegrasyonu ile Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi’ndeki planlama örneğine ilişkin sunumlar ve değerlendirmeler yapıldı.
Konut Kurultayı'nda mimarlık, mühendislik, kültür, yerel siyaset, sanat, şehircilik, inşaat, çevre, ekosistem, jeoloji, meteoroloji gibi farklı ama birbirini tamamlayan disiplinleri temsil eden uzmanlar bir araya gelerek bilgi ve görüş alışverişinde bulundu.
Kurultayda tartışılan önemli konu başlıklarından biri de sürdürülebilir konut tasarımı, kentsel ve çevresel standartlarla ilgili yaklaşımların ortaya çıkartılmasının sağlanmasıydı.
Kurultayın ikinci gününde düzenlenen “Sürdürülebilir Konut Tasarımı, Kentsel ve Çevresel Standartlar ile İlgili Yaklaşımlar” başlıklı oturuma katılan UNDP Türkiye Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı Yöneticisi Dr. Katalin Zaim, binalarda enerji verimliliği konusunda bir sunum yaptı.
Katalin Zaim; binalarda enerji verimliliğinin sağlanmasının, iklim değişikliği ile mücadelede önemli araçlardan biri olduğunu, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) tahminlerine göre, 2030 yılına kadar konut sektöründen kaynaklanan sera gazı salımlarının yüzde otuzunun net ekonomik fayda sağlanarak önlenebileceğini belirtti.
Zaim, binalarda enerji verimliliği sağlanmasına yönelik çalışmaların, aynı zamanda yeni iş olanakları yarattığını, yoksullukla mücadeleye katkı koyduğunu, ithal enerji bağımlılığını azalttığını dile getirdi.
Katalin Zaim, UNDP’nin Bulgaristan, Ermenistan ve Hırvatistan’da binalarda enerji verimliliğine ilişkin gerçekleştirdiği projelerden örnekler de verdi.
Enerji verimliliği projesi
UNDP Türkiye ve Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü bu yıl içinde Türkiye’de Binalarda Enerji Verimliliğinin Teşvik Edilmesi Projesi’ne başladı.
Bu proje ile Türkiye’deki mevcut ve yeni yapılan binalarda enerji tüketiminin azaltılması hedefleniyor.
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi (TOKİ) projenin destekçileri arasında yer alıyor.
[BAGLANTILAR]
Proje ile Türkiye’de ormanlarının yönetimine doğa, insan ve sanayi boyutuyla katkı sağlayacak yerel uygulamalar için kapasitelerin geliştirilmesi ve finansal destek yöntemlerinin Anadolu çaprazında uygulanması amaçlanıyor.
Proje, Orman Genel Müdürlüğü (OGM), Bakü Tiflis Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Şirketi (BTC Şti.) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye (UNDP Türkiye) ortaklığında yürütülecek.
Proje, Türkiye’nin orman alanlarının yaklaşık %15’ini kapsayan 6 adet Orman Bölge Müdürlüğü’nde (Adana, Amasya, Artvin, Erzurum, Kahramanmaraş, Trabzon) ve BTC boru hattı güzergâhındaki 15 ilde (Kayseri, Adana, Osmaniye, Sivas, Artvin, Ardahan, Kars, Erzurum, Erzincan, Kahramanmaraş, Hatay, Rize, Trabzon, Gümüşhane, Bayburt) gerçekleştirilecek. Projenin örnek uygulamaları ise orman varlığı açısından daha zengin olan Kars, Ardahan ve Kahramanmaraş illerinde yoğunlaşacak.
Proje ile ormanlarımızın ekonomik, sosyal ve çevresel katkılarının yerel düzeyde belirlenmesi için yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve kamu kurumlarının sahip oldukları bilgi ve deneyimin geliştirilmesi; ormanların sağladığı ekonomik ve ekosistem hizmetlerine yönelik pilot projelerin hayata geçirilmesi ve mevcut yönetim yapısının güçlendirilmesi hedefleniyor.
Proje, OGM’nin yürütmekte olduğu planlama ve yönetim çalışmalarına da hizmet ederek yöre halkı ve işletmelerin orman biyolojik çeşitliliği, sürdürülebilir orman yönetimi, alternatif enerji kaynakları ve doğal kaynak yönetişimi konularında örnek uygulamalar oluşturmasına destek verecek.
UNDP Türkiye ve BTC, 2004 yılından bu yana BTC boru hattının Türkiye güzergâhında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler ve işletmelere biyolojik çeşitliliğin korunması, bu bölgelerde enerjinin etkin kullanımının sağlanması ve alternatif enerji kaynaklarından yararlanılması konularında Küçük Yatırımlar Fonu (KYF) aracılığıyla destek sağlıyor.
Mayıs 2010’da başlayan ve stratejinin içeriğini oluşturmayı amaçlayan geniş katılımlı toplantılar serisi, 24-25 Mart 2011 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen “Türkiye’nin Ulusal İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planı” Çalıştayı ile hız kazandı.
Daha önceki toplantılarda katılımcı kuruluşlar tarafından “Tarım ve Gıda Güvenliği”, “Su Kaynakları Yönetimi”, “Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri”, “Doğal Afet Risk Yönetimi” ve “Halk Sağlığı” olmak üzere beş ana başlıkta belirlenen içerik bu çalıştayda daha detaylı irdelendi ve stratejinin amaç, hedef ve eylemleri, grup çalışmaları yoluyla tartışıldı.
Her kurum kendi uzmanlık alanındaki tartışmalara katılmanın yanı sıra kesişen konuların tartışmalarına da katılarak belirlenen başlıklara katkıda bulundu.
Çalıştaya, Çevre ve Orman Bakanlığı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın pek çok bağlı kuruluşunun yanı sıra Dışişleri, Ulaştırma, Bayındırlık ve İskân, Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlıkları, Denizcilik Müsteşarlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, Türk Standartları Enstitüsü, Toprak Mahsülleri Ofisi, Türk Kızılayı, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, TEMA, TOBB ve TOKİ gibi çok farklı çalışma alanında görev yapan 35 kurumdan 70’e yakın uzman katıldı.
Baharda hazır
Çevre ve Orman Bakanlığı’nın kurumlardan son resmi görüşleri almasını takiben, Türkiye’nin Ulusal İklim Değişikliği Uyum Stratejisi’nin Nisan 2011’de nihai hale gelmesi bekleniyor. Stratejinin ayrıca, Türkiye’nin Onuncu Kalkınma Planı’na katkıda bulunması da hedefleniyor.
Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi BM Ortak Programı ile iklim değişikliğine uyumun ulusal, bölgesel ve yerel politikalara, sürdürülebilirlik yolunda ve Türkiye’nin kalkınma hedefleri çerçevesinde entegre edilmesi hedefleniyor.
Ortak Program, Türkiye’nin kırsal ve kıyı alanları gelişimini tehdit edebilecek iklim değişikliği risklerini yönetebilmek için kapasite geliştirmeyi amaçlıyor.
[BAGLANTILAR]
Küre Dağları Milli Parkı ve çevresinde gönüllü destek sisteminin geliştirilmesi amacıyla Ekim 2010’da Kastamonu ve Bartın’da “gönüllü çalıştayları” düzenlenmişti.
Çalıştaylar sonucunda “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” ortaklarından WWF-Türkiye tarafından “Küre Dağları Milli Parkı Gönüllü Çalışmaları Uygulama Kılavuzu” hazırlandı ve “Küre Dağları Milli Parkı Gönüllü Destek Sistemi” oluşturuldu.
Küre Dağları Milli Parkı gönüllüleri bu çalıştaylarda gönüllülük esasıyla belirlenen işlerin yapılması için çalışmalara başlamış bulunuyor.
Gönüllü çalışmalar kapsamında yürütülen aktiviteleri bizzat bu işleri yürüten gönüllülere sorduk ve Bartın gönüllülerinden Kübra Çetinkaya ve Kastamonu gönüllüsü Uğur Gürsoy ile UNDP Türkiye’nin aylık haber bülteni Yeni Ufuklar için bir söyleşi gerçekleştirdik.
UNDP Türkiye: Küre Dağları Milli Parkı (KDMP) için gönüllü olarak çalışma fikri nasıl doğdu? Bu çalışmalar öncesinde Milli Park ve Milli Park’ta yapılan çalışmalar hakkında bilginiz var mıydı?
Kübra Çetinkaya: Bartın küçük bir il olduğu için burada fazla etkinlik olmuyor. Bu yüzden daha aktif olmak, insanlarla etkileşimimi arttırmak ve boş zamanlarımı değerlendirmek için gönüllü olarak çalışmayı istedim. Küre Dağları Milli Parkında yapılan çalışmalarla ilgili daha önce bilgimiz yoktu. İnternet aracılığı ile duyurulardan haberdar olduk.
Uğur Gürsoy: Yaşadığım yer Küre Dağları Milli Parkı’nın en güzel yerlerini barındıran bir bölge. Gönüllülük, bu bölgenin korunması ve tanıtılması için “mutlaka bir sorumluluk alma” düşüncesi ile başladı. Doğa ile iç içe yaşayan biri olarak Küre Dağları Milli Parkı’nın 2000 yılında Milli Park ilan edilmesinden sonra yapılan çalışmaları yakından takip ettim. PAN Park ağına dâhil olma düşüncesi beni çok mutlu ediyor. Bu sistemle KDMP, Türkiye’nin en farklı milli parkı olacaktır. Bu sertifikasyon sistemi bizlere de daha fazla sorumluluk yükleyecektir.
UNDP Türkiye: KDMP gönüllüsü olmak sizce ne demek?
Kübra Çetinkaya: Aslında çok şey demek; doğanın dilini anlamak ve isteklerine cevap vermek, yeni insanlarla tanışmak, yöre insanının sorunlarını dinleyip, bunlara çözüm bulmaya çalışmak veya yetkili birim ve kişilere bu sorunları iletmek, yaşlılarla dost olmak demek.
Uğur Gürsoy: Gönüllülüğü karşılıksız bir şeyi yerine getirmek olarak düşünürsek, aslında bizler de KDMP’nin gelişmesi ve devamlılığı için karşılıksız çaba sarf eden kişileriz. İnsanların çevre bilinci geliştikçe bu gönüllülük daha da önem kazanıyor. Milli Park gerek büyüklüğü gerek fauna ve florası ile eşsiz ekosistemleri barındırdığından gönüllülere oldukça fazla ihtiyacı var.
UNDP Türkiye: Gönüllü çalışmaları hangi alanlarda yürütülüyor? Bu çalışmalarla alana, yöre halkına ne gibi katkılar ve desteklerde bulunmak amaçlanıyor?
Kübra Çetinkaya: Önemli tabiat olayları karşısında neler yapılacağı, yaşam tarzlarının ormanla ve doğayla ilişkisini, geçmişten geleceğe nelerin değiştiğini, geçmiş kültürleri, yemek kültürlerini, insanların sorunlarını dinlemeyi temel alan çalışmalar yapıyoruz. Çalışmalarımız daha çok “Sözlü Tarih” çalışması aracılığıyla yürütülüyor. Bu çalışmalar ile yöre halkının yaşadıkları sıkıntıları ve zorlukları öğrendik ve sorunları yetkili birimlere ilettik. Onlardaki yalnızlık duygusunu gidermeye çalıştık.
Projenin yürütülmesinden sorumlu bütün kuruluşlar ve gönüllüler arasındaki uyum ve iş bölümü, başka insanlarla tanışmamıza yardımcı oluyor; gönüllü çalışmayı seven kişileri buluşturuyor. Farklı kesimlerin bir araya gelmesiyle birçok konuda beyin fırtınası yapıyor, daha güzel fikirler ile çalışmamızı şekillendiriyoruz.
Gönüllülerin çalışma sistemi, belirlenen yöntemler ve gönüllülerin ilgi duydukları alanlara göre yürütülüyor. Telefon, e-posta, Yahoo ve Facebook mesajları ile birbirimize ulaşıp gönüllülük çalışmalarımızı devam ettiriyoruz
Uğur Gürsoy: Ben gönüllülük çalışmalarında daha çok milli parka gelen ziyaretçilere rehberlik hizmeti veriyorum. Amatörce geziler düzenliyorum. Bir dernek kurduk. Milli park için sosyal projeler yapmak istiyoruz. Milli park çevresinde bulunan yerleşim yerlerinde yaşayan vatandaşlarımızın kültürlerini korumasının, gelecekte onlara ve parka neler kazandıracağı konusunda çalışmalar yaptım. Yine amatörce fotoğraf çekiyorum. Milli parkın bölgemdeki güzelliklerini bu şekilde paylaşıyorum. KDMP’nin PAN Park olması ile yeni bir boyut kazanacağını düşünüyorum. Bu bölgelerde yaşayan vatandaşlarımız şimdiden ev pansiyoncuğu için imkânları ölçüsünde çalışmalara başladılar.
“GÖNÜLLÜLÜK BAMBAŞKA BİR DUYGU”
UNDP Türkiye : Küre Dağları Milli Parkı gönüllüsü olarak gerçekleştirdiğiniz çalışmalar size neler kattı? Sosyal sorumluluk bilinciyle gönüllü esasına dayalı çalışmaları tavsiye eder misiniz? Bu çalışmalar nasıl özendirilmeli?
Kübra Çetinkaya: KDMP gönüllülüğü daha aktif olmamı sağladı. İnsanlar ile olan etkileşimimi arttırdı. Yalnız yaşayan yaşlıların sohbete ihtiyaçları olduğu ve bunu sohbet ederek giderebileceğimi öğretti. İnsanları önyargısız nasıl dinleyebileceğimi, dünyaya geniş ufuklar ile bakmamı öğretti.
Gönüllülüğü tabii ki tavsiye ederim. Bu çalışmaların bize neler kattığına kendimden örnek vermek istiyorum. Geçmişte çekingen biriydim. İnsanlarla iletişimim sıfır denecek kadar azdı. Bu gönüllülük işleri kendime olan güvenimi arttırdı.
Küçük hediyeler (kalem, not defteri vs.), çalışmalar sonucunda katılım sertifikası gibi bir belgenin verilmesi özendirici olabilir. İnsanlar ile olan kaynaşmamızı anlatarak da özendirme yapılabiliriz.
Uğur Gürsoy: Gönüllülük hele KDMP gönüllüsü olmak bambaşka bir duygu. Herşeyi ile insanoğlunun hizmetinde olan doğaya bir damla dahi olsa hizmet edebiliyor olmak bana müthiş bir haz veriyor. Her farklı çalışmada yeni insanlar, yeni dostluklar kazanıyorsunuz. İnsanlar yaşadığı çevreye mutlaka bir şeyler verebilmeli. “Ben bir şey yapamam” düşüncesinden mutlaka kurtulmalı ve bir yerden başlamalı.
Gönüllülük çalışmaları daha fazla duyurulmalı ve insanlar bu çalışmalar için davet edilmeli. Bu işlere katkı vermek isteyen kişi sayısının oldukça fazla olduğunu düşünüyorum ama haberleri ve bilgileri olmadığından katkı sağlayamıyorlar.
UNDP Türkiye: Gönüllü çalışmalarının daha etkin olabilmesi için neler önerirsiniz?
Kübra Çetinkaya: Daha aktif olabilmek için bize maddi ve manevi destek lazım. Çalışmaların daha aktif olmasıyla gönüllülüğü ön planda tutabiliriz. Öğretici seminerler, konferanslar ve geziler düzenlenebilir.
Uğur Gürsoy: Her insanın mutlaka bir konuda gönüllü olarak çalışabileceğini düşünüyorum. Projelerin yapıldığı çevrede yaşayan insanların görüşleri ve yardımları mutlaka alınmalı. Bu hem projenin başarısı hem de destek verenlerin sahiplenmesi açısından büyük önem taşıyor. Bu çalışmalara basında daha fazla yer verilmeli. İnsanlar kendilerini toplumdan soyutlamamalı. Her insan mutlaka bir yerde bilgisini ve tecrübesini paylaşmalı.
Bu da, kurt, ayı, yaban kedisi, yaban domuzu, sansar, tilki ve karaca gibi birçok memeliye ev sahipliği yapan Kars Sarıkamış Allahüekber Dağları Milli Parkı’nda bu önemli ve ender türün ürediğini ispatladı.
Yöre insanının “Başak” dediği, normal bir kediden beş kat daha ağır olan ve erkekleri otuz kiloya kadar çıkabilen vaşak, kendi ağırlığının on katından büyük avları yakalayabiliyor.
Vaşağın 220 kiloluk bir erkek kızıl geyiği avladığı bile kaydedilmiş durumda. Vaşaklar genellikle küçük kemirgenler, tavşanlar, kuşlar, karacalar ve dağ keçileri ile besleniyor.
Yeni Ortalama olarak yüz kilometrekarelik bir alanda sadece bir ila üç erişkin vaşak yaşayabildiğinden, vaşaklar büyük ve iyi korunan doğal alanları tercih ediyor.
Bu yüzden, bazı Avrupa ülkesinde vaşağın soyu tükenmiş durumda. İnsana zarar vermeyen vaşakların bazen kurtlar tarafından öldürüldüğü biliniyor.
Vaşağın Latince ve İngilizce ismi olan Lynx, “ışık” anlamına gelen Hint-Avrupa kelime kökü “leuk”tan geliyor. Bunun sebebi ise, vaşakların büyük ve parlak gözleri. İçindeki yansıtıcı tabaka nedeniyle, vaşakların gözleri geceleri çok iyi görüyor ve ışıkta çok parlıyor.
Nasıl yakalandılar?
Vaşakların Doğu Anadolu’da ilk kez yavrularıyla beraber nasıl görüntülendiğini Kuzey Doğa Derneği Başkanı Dr. Çağan Şekercioğlu anlattı.
Buna göre, derneğin Sarıkamış Allahüekber Dağları Milli Parkı’nda Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Kars Çevre ve Orman Müdürlüğü ve Kafkas Üniversitesi ile sürdürdüğü ortak çalışmada, yaban kedisinden sonra alanda tespit edilen ikinci kedi türü olan vaşak, iki yavrusu ile foto kapanlarının önünden geçti.
Isı ve hareket sensörü ile önünden geçen yaban hayvanlarının fotoğrafı çeken bu özel makineler, derneğin bilim koordinatörü Emrah Çoban’ın öncülüğündeki arazi çalışmaları ile yaban hayvanlarının geçebileceği alanlara yerleştiriliyor.
Foto kapanlar düzenli olarak kontrol edilerek fotoğraflar inceleniyor ve bu sayede alanda yaşayan canlı türleri tespit ediliyor, sayıları belirlenebiliyor.
Özellikle kedigiller gibi gece aktif olan yaban hayvanlarını alanda direkt olarak gözlemek neredeyse imkânsız. Ancak foto kapanlar sayesinde bu canlıların varlığı belirlemek mümkün olabiliyor.
Gece saat 03.06’da çekilen bu resimde, foto kapanın önünden bir anne vaşak ve peşinden iki yavrusu geçiyor ve ikinci yavru merakla makineye bakıyor.
Ender görülen hayvanlar
Dernek, bu yavruların geçen yıl bahar aylarında doğduğunu tahmin ediyor çünkü yavrular ortalama 10 ay boyunca anneleriyle beraber geziyor.
“Ormanın hayaleti” diye bilinen Vaşak gibi ender bir canlının, üstelik yavruları ile beraber çekilmesi, doğa koruma ve bilimsel araştırma açısından bilimsel foto kapan çalışmalarının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
KuzeyDoğa Derneği, Sarıkamış’taki büyük memeli hayvanları araştırma, yırtıcı memeli hayvan - insan çatışmasını azaltma ve yaban hayatı eko turizmini geliştirme projesini, Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Küresel Çevre Fonu - Küçük Destek Programı (SGP/GEF/UNDP) ve İngiltere’deki Born Free Vakfı’nın desteği ile yürütüyor.
Bu sayfadaki fotoğraf Batur Avgan tarafından çekilmiştir © 2011
Renkli fotoğraf: Çiğlikara Doğa Koruma Alanı, Antalya, 10 Eylül 2010
Galerideki S/B fotoğraflar: Sarıkamış Allahüekber Dağları Milli Parkı, Kars, 8 Ekim 2010, Proje ekibi tarafından çekilmiştir.
[BAGLANTILAR]
“Yerel Bilişim Elemanlarının Yetiştirilmesi” projesi, Kalkınma Merkezi Derneği, TÜBİDER (Türkiye Bilişim Sektörü Derneği) Diyarbakır Şubesi, Diyarbakır Yerel Gündem 21 Kent Konseyi ve Bilişim Akademisi’nin işbirliği ile düzenleniyor.
“Genç İstihdamın Desteklenmesi Hibe Programı" kapsamındaki eğitimler Diyarbakır Habitat Bilişim Akademisinde verilecek.
Proje kapsamında 30 kişi “Web Programlama” diğer bir 30 kişi ise “Sistem ve Ağ Uzmanlığı” eğitimi alacak. Eğitimler 15’er kişilik sınıflarda yapılacak. Eğitim merkezi olarak kullanılacak salonda internet bağlantılı bilgisayarlar ve diğer eğitim malzemeleri yer alıyor.
Habitat Bilişim Akademileri, UNDP Türkiye’nin yanı sıra, Devlet Planlama Teşkilatı, Habitat İçin Gençlik Derneği ve Microsoft’un ortaklığında yerel yönetimlerin desteği ile oluşturulmuştu.
Bu kapsamda yerel ortaklar ile kurulan akademilerde genç katılımcılara çeşitli konularda eğitimler veriliyor.
2009 yılı içinde UNESCO’nun İnsanlığın Ortak Kültürel Mirası olarak ilan ettiği Âşıklık Geleneği; Türkiye’nin zengin kültürel mirasının çok önemli bir parçasını oluşturuyor.
Günümüzde bu geleneği hala tüm canlılığı ile yaşatan Kars’ta BM Ortak Programı kapsamında bu geleneğin yaşatılmasına yönelik bir dizi çalışma yürütülüyor.
Mayıs 2010’da gerçekleşen Uluslararası Âşıklar Festivali’ne sağlanan destek ve Karslı Âşıkların eserlerinin bir araya toplandığı bir CD çalışmasını takiben Ocak 2011’de de Kars Aşıklar Kültür Evi BM Türkiye Mukim Koordinatörü Shahid Najam tarafından hizmete açılmıştı.
Kars’ın zengin âşıklık kültürünü korumaya ve yaşatmaya ve şu ana kadar yürütülen tüm bu çabaları bütünleştirmeye yönelik bir diğer çalışma ise geleneksel "saz" ve "tar" yapım ve icrası için düzenlenen özel bir eğitim programı.
Kars Otelciler ve Restoranlar Derneği (KARSOD) ile yapılan bir Uygulama Ortaklığı Anlaşması ile başlatılan eğitim çalışması 5 ay süreyle devam edecek ve yaklaşık 20 kişi katılacak.
150 günlük eğitim
Saz ve Tar Yapım ve İcrası Eğitimi’ni veren Karslı eğitimci, saz sanatçısı ve gazeteci Salih Şahin yine bir saz yapım imalatçısı olan babasından öğrendiklerini kursiyerlere aktarıyor ve bu önemli geleneğin yaşatılmasına katkıda bulunuyor.
Çeşitli korolarda saz sanatçısı olarak çalışmış olan Şahin, çok sayıda Kars, Ardahan, Iğdır türküsü derlemiş ve âşıklık eserleri üzerine araştırma ve çalışmalar gerçekleştirmiş bir emekli öğretmen aslında.
Salih Şahin’in Milli Eğitim Bakanlığınca kaynak ders kitabı olarak kabul edilen "Ozanlık Gelenekleri" , "Bağlama Metodu" , "Kuzeydoğu Kültüründe Kars Manileri", "Kars- Ardahan- Iğdır Türküleri ve Oyun Havaları", "Azeri ve Yöresel Kars Türküleri" adlı çalışmaları bulunuyor.
TRT koro ve orkestralarında görev yapan Şahin, çok sayıda sanatçıyı da yetiştirmiş.
Kursun devam edeceği 150 gün içinde Saz ve Tar İcra Kursu yaklaşık 156 saat, yapım kursu ise; 153 saat olarak planlandı.
Saz ve Tar Yapım ve İcra Eğitim Programı’nın Kars’ın somut olmayan kültürel mirası içinde önemli yeri olan bir geleneğin yaşatılması, gelecek nesillere aktarılması ve tanıtımına katkı sağlaması umuluyor.
Ortak program nedir?
Finansmanı İspanya Hükümeti’nin sağladığı Binyıl Kalkınma Hedefleri Fonu tarafından desteklenen BM Ortak programının ulusal ortağı Kültür ve Turizm Bakanlığı.
Ortak programda yer alan Birleşmiş Milletler kuruluşları ise UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı), UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü), UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) ve UNWTO (Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü).
Avusturya ve Slovenya’yı kapsayan çalışma ziyareti, benzer istihdam projelerini yürüten farklı ülkelerin deneyimlerinden yararlanmak üzere tasarlandı.
UTE üyeleri, Avusturya’da Federal Çalışma Bakanlığı, BAZ (Mesleki Eğitim Merkezi), Avusturya İş Bulma Kurumu Bölge Ofisi ve çeşitli istihdam projelerinin ofislerini ziyaret etti.
Ekip Slovenya’da ise Ulusal İstihdam Servisi Ofisi’ni ve çeşitli proje ofislerini ziyaret etme ve yetkililerden detaylı bilgi alma şansını buldu.
İşsizliğin azaltılması ve özellikle genç kadınların işgücüne katılım oranının artırılması yönünde çalışmalar yürüten “BM Ortak Programı Herkes için İnsana Yakışır İş: Ulusal Gençlik İstihdam Programı ve Antalya Pilot Bölge Uygulaması”nın ulusal düzeydeki hedefi bir Ulusal Gençlik İstihdam Eylem Planı geliştirmek.
Böylece Ortak Program ile Türkiye 2006 Ocak ayında Birleşmiş Milletler Gençlik İstihdam Ağı’na (YEN) dâhil olarak üstlendiği Ulusal Gençlik İstihdamı Eylem Planı hazırlama yükümlülüğünü de yerine getirmiş olacak.
Eylem planı sonbaharda
Bu bağlamda BM Ortak Programı bünyesinde Türkiye İş Kurumu (İŞKUR), Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Milli Eğitim Bakanlığı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Gençlik İstihdam Derneği, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), HAK-İŞ ve Devrimci İşçi Sendikaları (DİSK)’ten temsilcilerin yer aldığı bir Ulusal Teknik Ekip (UTE) oluşturuldu.
Ocak 2011’de ulusal teknik ekibin üzerinde çalıştığı Ulusal Gençlik İstihdamı Eylem Planı’nın taslağı BMOP Ara Değerlendirme Konferansı’nda katılımcılarla ilk kez paylaşıldı.
Şubat ayında ise bir “Ulusal Teknik Ekip Geri Bildirim Çalıştayı” düzenlendi.
Çalıştay çerçevesinde çeşitli paydaşlar ve uzmanlar göç, toplumsal cinsiyet eşitliği, bölgesel farklılıklar ve kırsal kalkınma ve tarımsal istihdam konularında taslak Ulusal Gençlik İstihdam Eylem Planı üzerine yaptıkları değerlendirmeleri sundular.
Ulusal Gençlik İstihdam Eylem Planı’nın 2011 sonbaharında son halini alması bekleniyor.
Bu yılın ilk eğitiminde UNDP Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı uzmanları Düşük Karbon Ekonomisine Geçiş başlığı altında çeşitli sunumlar yaptı.
UNDP Türkiye Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı Yöneticisi Dr. Katalin Zaim, Sürdürülebilirlik Akademisi’nde “Sürdürülebilir Kalkınma, Sürdürülebilirliğin Temelleri ve Düşük Karbonlu Kalkınma, Yeşil Büyüme, Yeşil İş” başlığı altında bir sunum yaptı.
Bu sunumu; UNDP Türkiye Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı uzmanları tarafından yapılan şu sunumlar izledi:
• Enerji Verimliliği ve Önemi - Eko Verimlilik
• Düşük Karbon Ekonomilerinde Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Faydaları
• Yönetişim ve Bölgesel Açıdan Düşük Karbon Ekonomisi – İklim Değişikliğine Bölgesel Yaklaşım
• Düşük Karbonlu Gelişim Stratejisinde Sektörel Karar Verme Süreçleri
• Düşük karbon ve İklime Dirençli Ekonomiye geçişte Türkiye’nin İklim Değişikliği Stratejileri
• Düşük Karbonlu Kalkınmada Özel Sektörün ve Kurumsal Sosyal Sorumluluğun Önemi
Sürdürülebilirlik Akademisi oturumları, her ay farklı bir tema ile İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Derneği’nde (BÜMED) düzenlenecek.
Farklı kesimlerden temsilciler
Akademi, toplumsal, çevresel ve kurumsal sürdürülebilirlik ile ilgili tüm tarafları bilgilendirme ve bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar yapmayı, “Yeşil İş Modellerinin” oluşturulması ve yaygınlaştırılmasına katkı sağlamayı amaçlıyor.
Sürdürülebilirlik Akademisi, özel sektör, kamu ve STK temsilcileri ile akademisyenleri bir araya getirerek, Yeşil İş Dünyası deneyimlerinin paylaşıldığı bir platform oluşturulmasını da hedefliyor.
Sürdürülebilirlik Akademisi, sürdürülebilir kalkınma ve gelecek için çalışan, iş süreçlerine sürdürülebilirliği yerleştirmiş olan kurumlar tarafından destekleniyor.
Türkiye’de Yerel Yönetim Reformu Uygulamasının Devamına Destek Projesi (LAR 2. Aşama) kapsamında düzenlenen çalıştayda öncelikle pilot yerel yönetimlerde belediye meclisi ve muhtarlıkların işleyişine ve mevcut katılım araçlarının işletilmesine yönelik yapılmış olan analizler tartışıldı.
Çalıştay projenin her bir pilot belediyesinden altı, pilot il özel idarelerinden ise iki katılımcıyı ağırladı.
Çalıştayda katılımcılar, tespit edilen iyi uygulamalar ile diğer ülkelerdeki örnekler hakkında bilgilendirildi.
Katılımcılar, belediye meclisi/il genel meclisi, kent konseyi ile muhtarlıklarda halkın katılımının arttırılmasına yönelik önerileri de değerlendirdiler.
Konu ile ilgili birinci çalıştay, Kasım 2010’da, Ankara’da düzenlenmişti.
Proje nedir?
Türkiye’de Yerel Yönetim Reformu Uygulamasının Devamına Destek Projesi, İçişleri Bakanlığı tarafından Avrupa Birliği’nin mali, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) teknik desteği ile Avrupa Birliği - Türkiye Katılım Öncesi Mali İş Birliği Programı çerçevesinde yürütülüyor.
Proje, yerel yönetimlere ilişkin yeni politikaların ve yasaların etkin biçimde uygulanması için İçişleri Bakanlığı’nın (özellikle de Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü, valilik ve kaymakamlıkların), yerel yönetim birliklerinin, yerel yönetimlerin idari kapasitelerinin ve bu kurumlar arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesini amaçlıyor.
Konferans, UNDP Bosna ve Türkiye merkezlerinin işbirliği, İstanbul Ticaret Odası ve Bosna Hersek Bursa Fahri Konsolosluğu’nun koordinasyonu ve TİKA ile RUMELİSİAD’ın desteğiyle düzenlendi.
İki ülkede mobilya, meyve-sebze, orman meyveleri, kırmızı ve beyaz et, süt, bal gibi sektörlerde yer alan firmalar organizasyonda yeni iş fırsatlarını tartıştı ve olası ticari ortaklarla bağlantı kurdu.
Konferansta, UNDP Bosna ve Türkiye yetkilileri, bu sektörlerin ülkelerindeki durumu hakkında sunum yaptılar ve pazar şartları, özel sektörün rolü, devletin sorumlulukları ve gümrük uygulamaları gibi konulara dikkat çektiler.
Katılımcılar Mart ayı başlarında UNDP Başkanı Helen Clark tarafından açılışı yapılan İstanbul Uluslarararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’ni de ziyaret etti.
UNDP İstanbul Uluslarararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi, özel sektörün kalkınma çabalarına daha fazla dahil edilmesini amaçlıyor.
[BAGLANTILAR]
Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi (DATUR) kapsamında Uzundere Belediyesi işbirliği ile yapımı Haziran 2010’da tamamlanan atölyede, bölgenin turizm değerlerini sembolize eden hediyelik eşya üretimi için, seramik üretim teknikleri eğitimleri verildi.
Yöreye özgü orijinal tasarımlar seramik sanatçısı Atilla Çakır tarafından ortaya konuldu ve eğitim programı süresince modellemeler ve üretim devam etti.
Tasarım, modelleme ve pazar yöneliminin yanı sıra yerinde üretim ve eğitim ortamı yoluyla, yerelde sürdürülebilir bir kapasite oluşması ve bu kapasitenin girişimci bir faaliyete dönüşmesi umuluyor.
Yeni bir turizm bölgesi olan Çoruh Vadisi’nin konukları için bölgeden götürebilecekleri birer hatıra olarak Tortum Şelalesi, Öşvank (Çamlıyamaç) Kilisesi, Çifte Minareli Medrese rölyefleri, Kaya Kartalı, Çift Başlı Kartal, Dağ Keçisi ve Sincap biblolarının yanı sıra yöreye özgü motiflerle bezenmiş kâseler, kupalar ve mıknatıslar üretiliyor.
Ürünler atölyenin yanı sıra Uzundere ve Erzurum’da bulunan çeşitli satış noktalarında yer alıyor.
Atölyenin işletmesini Uzundere Kadın Emeğini Değerlendirme Derneği (UZKADER), DATUR ve Uzundere Belediyesi desteği ile yürütecek.
Dernek seramik hediyelik eşya üretiminin yanında, ilçe ve köylerde doğal meyve işleme, paketleme ve etiketleme becerilerinin geliştirilmesi çalışmalarında ticari açıdan potansiyel kullanımını maksimize etmek için DATUR ile işbirliği içinde çalışıyor.
DATUR, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Kültür ve Turizm Bakanlığı ve EFES işbirliği ile Çoruh Vadisi’ni bir “Turizm Varış Alanı” haline getirmek ve bölgede yaşayan insanların yaşam düzeylerinin yükseltilmesine katkı sağlamak amacıyla Nisan 2007’den bu yana yürütülen bir proje.
[BAGLANTILAR]
Bu bölümde konumuz “Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor” başlıklı bir proje.
UNDP Türkiye: Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Daha üretken, daha sağlıklı, daha bilinçli ve daha yeşil bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin bu çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşıyoruz. Bu bölümde konumuz “Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor” başlıklı bir proje ve bu projeyi Başak Saral ile konuşacağız. Hoşgeldiniz.
Başak Saral (B.S.): Merhaba.
UNDP Türkiye: Habitat İçin Gençlik Derneği genel sekreterisiniz. Öncelikle isterseniz, "Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi ne demek?” bunu anlatalım; ondan sonra arka planını anlamaya çalışırız.
B.S.: Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor, 2004 yılında Microsoft ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ortaklığında küresel alanda başlayan bir çalışma. Proje on ülkede başladı. Bu çalışmayla toplumların özellikle bilgiye erişimlerini kolaylaştırmak ve teknoloji becerilerini güçlendirmek hedeflendi. Bizler de sürece, Habitat İçin Gençlik Derneği olarak, o dönemde dâhil olduk. Bu güne kadar yedi yılda, Türkiye’nin hemen hemen her kentinde genç gönüllüler aracılığıyla toplumun e-dönüşümünü sağlamayı, bilgiye erişimi kolaylaştırmayı ve bilginin okur-yazarlığını desteklemeyi hedefledik.
UNDP Türkiye: Bu proje yetmiş altı il ve yüz yirmi ilçede faaliyet gösteriyor. 1048 eğitmen var ve adı üstünde “Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor”. Bu proje vasıtasıyla gençler bilgisayar kullanmayı çevrelerine ve arkadaşlarına öğretiyorlar. Aslında, bu projenin tam ismi “Türkiye’de E-Dönüşüm Sürecinde Gençlerin Etkin Katılımını Sağlamak”. E-dönüşümden kasıt nedir?
B.S.: Bu bir gençlik projesi olarak başladı. Özellikle genç gönüllülerin eğitmen olarak kendi akranlarına bu bilgileri ulaştırması hedeflendi. Daha sonra toplumun farklı sosyal gruplarından da talepler geldikçe, eğitimler farklı gruplara da ulaştırıldı. Gençler aracılığıyla bir toplumsal dönüşüm desteklendi. Burada sadece bilgiye erişim, bilginin üretilmesi değil; gençlerin bakış açısının Türkiye’de bilgi stratejisinin geliştirilmesine de yansıtılması hedeflendi.
UNDP Türkiye: Yani aslında bunun bir politika ve bakış değişikliğine katkı sağlaması hedefleniyor.
B.S.: Bir kamu politikasının değiştirilmesine katkı sağlamak ve toplumun da paydaşları olarak gençlerin bu strateji, eylem planı ve politikada söz sahibi olması hedefiyle bu çalışmayı yürütüyoruz.
UNDP Türkiye: Türkiye’de böyle bir strateji ne zaman hazırlanmış olacak?
B.S.: Bu stratejinin ilk aşaması aslında geçtiğimiz yıllarda uygulamadaydı. Ama 2011 yılında Devlet Planlama Teşkilatı tarafından bilgi toplumu stratejisi tekrar elden geçiriliyor ve bu süreçte toplumun farklı kitlelerinin de katılımı söz konusu. Bizler de bu stratejinin geliştirilmesine destek sağlıyor olacağız.
UNDP Türkiye: Gençlerin bilgisayar okur-yazarlığını arttırma hedefi gibi de bir alt hedefiniz var, değil mi? Bu açıdan bakıldığında proje şu anda hangi aşamaya gelmiş durumda?
B.S.: İlk başladığımız yıllarda aslında bilgisayar okur-yazarlığı, ülke genelinde sadece gençler arasında değil, farklı kitlelerde de çok düşük seviyedeydi. Bugün bilgisayar okur-yazarlığı gençler arasında yüzde altmışlara çıkmışken, farklı gruplarda daha düşük. Biz bu rakamların yüzde yüzlere ulaşması hedefiyle çalışmalarımıza devam ediyoruz.
UNDP Türkiye:U Gençlerle başladınız, ama az önce bahsettiğiniz gibi bu proje aslında değişik gruplara doğru da yayılan bir proje ve proje çerçevesinde Bilişim Akademileri de kuruldu. Acaba bu akademiler nasıl bir misyon yüklenmiş vaziyette?
B.S.: Bu proje kapsamında, farklı kitleler, farklı gruplar, farklı kurumlarla işbirlikleri yürütüyoruz. Bu kurumlar aracılığıyla kütüphanelerde, sivil toplum örgütlerinde, yerel yönetimlerde eğitimler veriyoruz ve halihazırda özellikle laboratuarların bilişim merkezilerini canlandırmayı hedefliyoruz. Bu amaç doğrultusunda ülke genelinde on sekiz ilde Bilişim Akademileri’nin kurulmasına destek verdik. Bu akademilerin hem müfredatlarının oluşturulması, hem lisanslarının desteklenmesi, hem de eğitmen kapasitelerinin güçlendirilmesini sağlamaya çalışıyoruz.
UNDP Türkiye: Bu projeyi yürütürken güçlü ortaklarınız da var. Microsoft, Devlet Planlama Teşkilatı ve strateji konusunda da UNDP ile işbirliğiniz var. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın size verdiği desteği tarif edebilirsiniz?
B.S.: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın özellikle kurumsal işbirliklerini geliştirme hedefinde bizlere desteği çok önemli. Bu, kamu-özel sektör işbirliği sonucunda oluşmuş bir proje. Microsoft, Devlet Planlama Teşkilatı ile birlikte stratejisini geliştirdiğimiz bir proje aslında. Microsoft’un ve DPT’nin bizlerle buluşması ve bunun bir kamu politikasına dönüştürülmesinde UNDP’nin çok önemli bir rolü var.
UNDP Türkiye: Tüm bu yapılanlar Binyıl Kalkınma Hedefleri açısından bakıldığında nereye oturuyor?
B.S.: Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin ana başlıklarından biri, kalkınma hedefleri çerçevesinde tanımlanmış sorunlar için sunulan çözüm önerilerinde kamu-özel sektör işbirliklerine işaret ediyor. Bu hedefin de alt başlıklarından biri, özellikle bilgi teknolojileri aracılığıyla çözümün sağlanmasına katkı sağlamak. Bu da, aslında, bütün Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni destekleyici, kadınların, çocukların güçlendirilmesine katkı sağlayıcı ve sürdürülebilir çevrenin bilişimle desteklenmesine katkı sağlayıcı bir proje.
UNDP Türkiye: Projenin adı “Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor” . Ben bilgisayar biliyorum; nasıl öğretebilirim ve size nasıl ulaşacağım?
B.S.: “Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor” sürekli yeni gönüllülere çağrı yapıyor. Her ay iki farklı bölgede eğitmen eğitimleri vererek eğitmen kitlesini büyütmeyi hedefliyor. Sizler de bu projeye ve bizlere destek sağlamak isterseniz websitemiz bilenlerbilmeyenlerebilgisayarogretiyor.net’ten bizlere ulaşabilirsiniz.
UNDP Türkiye: bilenlerbilmeyenlerebilgisayarogretiyor.net uzunca bir adres; ama hatırlaması oldukça kolay.
B.S.: Ayrıca projenin ortaklarının websitelerinden de ulaşabilirsiniz. Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım ağlarında projenin grupları da var.
UNDP Türkiye: "Yeter ki bilgisayar öğretmeye hevesli olun" diyorsunuz ve çağrıda bulunuyorsunuz. Çok teşekkürler katıldığınız için. Başak Saral, Habitat İçin Gençlik Derneği Genel Sekreteri konuğumuzdu. Böylece Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi tarafından hazırlanan Yeni Ufuklar programının sonuna gelmiş oluyoruz. Bu programı, İstanbul’da Açık Radyo stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM frekansında ve intenette Açık Radyo’dan, podcast formatında iTunes üzerinden, undp.org.tr adresinden, ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın!
Bu bölümde konumuz İstanbul’dan rüya gibi, düş gibi bir akademi; Düşler Akademisi.
UNDP Türkiye: Merhaba. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Daha üretken, daha sağlıklı, daha bilinçli ve daha yeşil bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşıyoruz. Bu bölümde konumuz İstanbul’dan rüya gibi, düş gibi bir akademi; Düşler Akademisi. Bu akademiyi konuğumuzla konuşacağız. Alternatif Yaşam Derneği (AYDER) Başkanı ve Düşler Akademisi’nin Proje Koordinatörü Ercan Tutal, hoşgeldiniz!
Ercan Tutal (E.T.): Hoşbulduk. İyi yayınlar.
UNDP Türkiye: Teşekkürler. Öncelikle “bu akademi fikri nerden ortaya çıktı?” ve “bu akademi niçin kuruldu?” isterseniz bunu anlatarak başlayalım.
E.T.: Düşler Akademisi fikri, Alternatif Yaşam Derneği’nin dokuz yıl boyunca yürütmekte olduğu engellilerin toplumsal yaşama aktif ve eşit katılımıyla paralel yürüyen bazı projeler kapsamında ortaya çıktı. Dalmak Özgürlüktür, Alternatif Kamp, Engelsiz İstanbul gibi projeler sırasında sayıları binlere varan engelli katılımcıların hepsinin birebir yaşanmışlıklarını, isteklerini, taleplerini, düşlerini anlatma, aktarma ve paylaşma fırsatı buldukları zeminler oldu. Yedi sekiz yıl boyunca Alternatif Kamp’ta engelli gençleri spor, eğitim ve entegrasyon konseptiyle ağırlarken aslında günlük yaşantıyı zenginleştirecek inanılmaz derecede yetenekleri olduğunu fark ettik. Eğer fırsat sağlanırsa, sanat ve kültür alanında da, performans alanında da çok fazla şey yapabileceklerini gözlemledik. Biliyoruz ki dünyanın bir çok ülkesinde, engelli olmalarına rağmen müzik, tiyatro gibi sanatın tüm dallarında çıtayı çok yukarıya taşımış isimler var. “Neden biz kendi yıldızlarımızı yaratmayalım?” ve “Neden bu, evlerinde hapsettiğimiz, sokağa çıkma izni vermediğimiz ve yetenekli olup olmadığını öğrenme şansı bile bulamadığımız gençlere ulaşmayalım?” düşüncesinden hareketle Düşler Akademisi’ni kurduk.
UNDP Türkiye: Alternatif Yaşam Derneği, engelli gençlere odaklanmış olan bir sivil toplum örgütü. Düşler Akademisi aşamasına geldiğinizde, arasında UNDP’nin de ana ortak olarak bulunduğu çeşitli ortaklıklar kurarak bir hayali gerçeğe dönüştürdünüz. Zaten ismi de üzerinde: Düşler Akademisi. Hiç bilmeyen biri için Düşler Akademisi’ni tarif edebilir misiniz?
E.T.: Düşler Akademisi’ni geniş bir yelpaze olarak tanımlayabiliriz. Düşler Akademisi, engellilikleri, kronik hastalıkları ya da geçici olarak yaşadıkları bir durum nedeniyle, yoksul ve yoksun bırakılarak sosyal yaşama aktif katılamayan insanlara, sanatın çeşitli dallarında akademik eğitim programlarından gönüllü eğitmenlerin ücretsiz olarak dersler sunduğu ve uluslararası bir gönüllü ağının da desteklediği alternatif bir sanat akademisi.
Yani, mevcut resmi eğitim programları, konservatuar ve sanat akademisi üniversitelerinin eğitim programlarının dışında bir şey değil. Ancak bu akademi sayesinde, onların bu güne kadar bir şekilde dışarıda tuttuğu ve toplumsal dışlanmanın eğitim sürecinde başladığı bu yerde biraz elitist yaklaşımla içeriye almadığı gençlerin önüne bir fırsat açıldı. Bu akademi, resim, dans, drama, tiyatro, fotoğraf, film, DJ'lik, animasyon gibi onlarca farklı branşla ilgilenen gençlerin, kendilerini gerçekten ilk defa bu kadar özgür hissettiği; sanata ait materyalle ve bilgiyle buluştuğu; sahneleme ve üretme imkanı bulduğu kendi içinde bir fabrika.
UNDP Türkiye: Bu akademi, İstanbul’da Beşiktaş’ta başladı; daha sonra Ataşehir Belediyesi’nin ortaklığıyla Anadolu yakasında da devam etti. Sosyal dezavantajlı gençler diyoruz. Bunu biraz açabilir miyiz? Şu anda Düşler Akademisi’nde nasıl gençler var ve bu gençlerin yetenekleri nasıl keşfedilerek açığa çıkıyor?
E.T.: Engellilik dört kategoride tanımlanıyor: görme engelliler, fiziksel engelliler, işitme engelliler ve zihinsel engelliler. Bütün engel gruplarına, herhangi bir seçim yapmadan, herhangi bir elitist tutma girmeden ve herhangi bir sınava sokmadan, onların eksiklikleri üzerine değil; tam tersine yapabildikleri bir şeyi öne çıkartan bir felsefe ile hareket ediyoruz. Aslında bu yüzden ben böyle bir eğitimi alma fırsatı bulamadım.” ve “Bir şekilde bu sürecin dışında bırakıldım.” diyen herkese kapısı açık. O yüzden, herhangi bir ayrım da yapmıyoruz. Çok zengin bir programımız var. Gönüllü, kaliteli, eğitmen ya da eğitmen formasyonu olan ve sanatçı sıfatıyla aramıza katılan çok sayıda kişi var.
UNDP Türkiye: Bu boyutuyla hem Türkiye’de hem de dünyada sosyal kapsayıcılık kavramının önemli örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Son zamanlarda pek çok ödül de aldı, değil mi?
E.T.: Düşler Akademisi Projesi’nin bu kadar kısa zamanda ve hızla başarı elde etmiş olmasının en büyük nedeni güçlü ortaklık yapısından geliyor. Yani, bu çapraz sektörel ilişkiyi kurmak anlamında başarılı bir örnek ve rol modeli oldu. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı bir uluslararası kalkınma örgütü olarak bir tarafta, Devlet Planlama Teşkilatı da devleti temsilen bir tarafta duruyor. Özel sektörü temsilen Türkiye Vodafone Vakfı var ve bize mekan sağlayan yerel yönetimler var. Düşler Akademisi de tüm bunların ortasında da bir sivil toplum örgütü olarak yer alıyor. Sosyal girişimcilik ve sosyal sorumluluk içeren bu projeler, toplumun her kesiminden destekle gerçek bir sosyal yatırıma ve kalkınmaya dönüşüyor.
UNDP Türkiye: Bu proje hem ortaklık yapısı hem de amaç ve yöntemleri itibariyle örnek olarak gösterilen bir proje.
E.T.: Evet, sadece bir sponsorluk sistemi üzerine kurgulanmadığı için yapısı güçlü. Bu onu sürdürülebilir kılarak riskleri minimuma indiriyor. Düşler Akademisi, yürütülüş biçimi ve üretkenliğiyle; yani sıfırdan başlayan bir öğrenciyi sanatçı bir kimlikle hayatın içinde ifade edilebilir seviyeye getiriyor.
Öğrenciler, performans sergileyecek düzeye getiriliyor ve program sonrasında da istihdama dönük bir yönü de içinde barındırıyor. Örneğin sahneye çıkan bir "Social Inclusion Band" müzisyeninin oradan gelir elde etmesi gibi. Düşler Akademisi’nin “üretim stüdyoları” dediğimiz ve resim yapan, fotoğraf çeken ve diğerleri için uygun olarak organize edilmiş mekanları bulunuyor. Bu nedenle, aslında bir kültür sanat fabrikası gibi çalışıyor
Bu model tabii ki, Avrupa’da da çok ilgi gördü. Türkiye’de Altın Pusula Ödülü aldıktan sonra da, birkaç uluslararası platformda da seminer ve workshop konusu oldu. Son olarak da Avrupa Komisyonu’nun desteğiyle Six Young Foundation ve Euclid tarafından ortaya çıkarılan The Social European Innovation – Avrupa Sosyal Girişimcilik Yarışması’nda- yirmi üç ülkeden yüz elli proje arasından ilk ona kaldık. Sosyal girişimciliğin Silikon Vadisi Bilbao’da, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı temsilcisi, Ayder ve Vodafone Vakfı temsilcileri ile birlikte Türkiye adına sunum yaptık. Buradaki sunum, katılan o on proje arasında bile en göz dolduranı oldu.
UNDP Türkiye: Düşler Akademisi söz konusu olduğunda bu başarılar ve ödüller saymakla bitmiyor. Bilgi almak isteyenler ve gönüllü eğitim vermek isteyenler size nereden ulaşabilecek?
E.T.: duslerakademisi.org websitesinden bize ulaşabilirler.
UNDP Türkiye: Son bir soru. Sizin bu proje ile kişisel olarak bağlantınız nereden geliyor acaba?
E.T.: Eğer ortada yaşanan sosyal bir sorun varsa bunun çözümü için de mutlaka bir araç vardır. Bu, bir kişinin attığı bir adım olabilir. O neden ben olmayayım diye düşünen, içinde bulunduğu çağa, ülkeye duyarlı bir vatandaş ve aydın olarak bildiğim sorunlara karşı duyarsız kalamazdım diye düşünüyorum.
UNDP Türkiye: Ve ondan sonra harekete geçtiniz ve kendinizi bu projenin içinde buldunuz. Çok teşekkürler, Ercan Tutal, Alternatif Yaşam Derneği (AYDER) Başkanı ve Düşler Akademisi’nin Proje Koordinatörü, katıldığınız için. Böylece programımızın sonuna gelmiş oluyoruz. Bu programı, Açık Radyo stüdyosunda İstanbul’da hazırladık. Programımıza FM frekansında ve internettte Açık Radyo’dan, podcast formatında, iTunes üzerinden, undp.org.tr adresinden ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. YouTube, Facebook, Twitter, Flickr üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye. Bir hafta sonra tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın!
Bu bölümde konumuz BM’nin Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele alanında yaptığı çalışmalar.
UNDP Türkiye: Merhaba, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Daha üretken, daha sağlıklı, daha bilinçli ve daha yeşil bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin bu çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşıyoruz. Bu bölümde konumuz BM’nin Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele alanında yaptığı çalışmalar. Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi başlıklı bir BM programı var. Bu ortak program ile, iklim değişikliğine uyumun Türkiye’nin politikalarına, gündemine, hedeflerine entegre edilmesi amaçlanıyor. Peki, bu doğrultuda neler yapılıyor? Bu işin parasal kaynağı nerden geliyor? Ortak programın yöneticisi Atila Uras’la konuşacağız. Hıoşgeldiniz.
Atila Uras (A.U.): Merhabalar, hoş bulduk!
UNDP Türkiye: Öncelikle, Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi başlıklı bu BM Ortak Programı’nın, ortak program olma boyutunu açalım. Bu ortak programın Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu tarafından da finanse edildiğini biliyoruz. Bu boyutun geri planını anlatarak başlayalım.
Atila Uras (A.U.): Aslında bu, bir projenin ötesinde bir ortak program. BM’nin tek bir kurum olarak hareket etme amacının bir tür denemesinin yapıldığı bir program diyebiliriz. Bizim programımızda aynı doğrultuda çalışan dört tane BM kuruluşu var.
UNDP Türkiye: Hangi BM kuruluşları?
A.U.: En başta tabii BM Kalkınma Programı, ama onun yanında Çevre Programı - UNEP, Sınai Kalkınma Örgütü – UNIDO ve Gıda ve Tarım Örgütü - FAO da birlikte çalışıyor.
UNDP Türkiye: Bu örgütlerin Türkiye’deki ofisleri bir araya gelerek bu programa ortak olarak katkıda bulunuyorlar. Aynı zamanda bu programı yürütürken başka ortaklarınız da var, değil mi?
A.U.: Tabii ki. Çünkü BM her zaman kamu kurumlarıyla birlikte çalışır. Ülkenin ihtiyaçlarına, uluslararası anlaşmalara ulaşma yolundaki taahhütlerine ve o doğrultudaki çalışmalarına yardım etmek üzere çalışırlar. O yüzden bu uygulayıcı ortaklara yalnızca BM kuruluşlarını değil; bakanlıkları da katmalıyız. Özellikle Çevre ve Orman Bakanlığı, Türkiye’de iklim değişikliği konularının odak noktası. Ancak Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olmadan büyük resmi tamamlamak imkânsız. Tabii, tümünün ötesinde Devlet Planlama Teşkilatı da bizim programımızın önemli ortaklarından.
UNDP Türkiye: Kamu kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve diğer ortaklarla birlikte bu çalışmayı yürütüyorsunuz. Programın adı Türkiye’nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi. Türkiye’de iklim değişikliği var mı? İklim değişikliği Türkiye’yi nasıl etkiliyor?
A.U.: Bu soru sıkça karşımıza çıkıyor. Aslında, iklim değişikliğini şöyle tanımlayabiliriz: iklim hep değişiyor, değişti ve değişecek; ama artık ortada bir insan etkisi var. Bu bildiğimiz iklim döngüleri, insanın etkisiyle son dönemlerde çok hızlandı. Küresel ölçekte baktığımızda bu gezegende gerçekten kırılgan ve küçücük bir kabukta yaşıyoruz. İnsanoğlu onu tüketmek için her şeyi yaparken üstüne bir de iklim değişikliği gelmeye başladı. Sanayi devrimine dayanan ve insanoğlunun fosil yakıtları fazla kullanmasıyla başlayan süreçte artık dünyadaki iklimi yaşanır hale getiren güneş ışınları atmosferden geri kaçamıyor. İçeride kalınca aynen bir seraya girdiğinizde nasıl bir nemli ve sıcak bir hava yüzünüze çarparsa artık dünya da o hale geliyor. Bu yüzden ortada bir iklim değişikliği var. Zaten bunu hepimiz de yaşıyoruz. 2007-2008’deki kuraklıktan tutun da; hiç olmayan yerdeki seller, aşırı sıcaklar, aşırı yağmurlar, karın bazı yerde çok, bazı yerlerde az olması gibi birçok farklılık bazı şeylerin değiştiğini gösteriyor.
UNDP Türkiye: Bu tür farklılıklar bu durumun sonuçları. Ancak Türkiye’deki iklim değişikliği etkilerini sadece Türkiye’deki faktörlerin etkilediği söylenemez. Ancak ulusal boyutta bakarsak, son dönemde Türkiye’de iklim değişikliğini tetikleyen unsurlar ve değişimler nelerdir?
A.U.: Biz gelişen bir ülkeyiz. Gelişirken de ödenen bir takım bedeller var. Zaten baktığımızda kalkınma çabaları birçok çevresel sorunu yanında getiriyor; o yüzden iklim değişikliği aynı zamanda bir kalkınma problemi, sadece çevreyi etkilemiyor. Sosyal olguları, sosyo-ekonomik hayatı, ülkelerin ekonomilerini, kalkınma çabalarını etkileyen bir süreç. Türkiye’nin burada tabii ki rolü var; çünkü kalkınma için sanayimizi geliştirmek, tarım yapmak ve enerji üretmek zorundayız. Bütün bunların da diğer ülkelerde olduğu gibi sera gazlarının artışına bir etkisi var; yani bizimde pastada bir payımız var. Ama, uluslararası bir bilim kurulu olan İPSS sürekli olarak teknik raporlar yayınlayarak dünyada en çok etkilenecek bölgeleri tanımlıyor. Bu bölgeler arasında Akdeniz Bölgesi’ni, dünyada en çok etkilenecek bölgelerin üstünde bir yere koyuyor. Türkiye’nin de büyük bir bölümü bu Akdeniz Bölgesi’nin içerisinde kalıyor. Akdeniz Havzası yani biz, ciddi derecede etkilenecek ülkeler arasındayız.
UNDP Türkiye: Karbondioksit salımı, iklim değişikliğinin birinci nedeni olarak tanımlanıyor. Bu durumu tetikleyen başka neler var?
A.U.: Tabii başka sera gazları da var. Bunun yanında karbondioksit kadar etkisi olmayan başka gazlar da özellikle sanayi faaliyetleri içerisinde salınıyor. Tabii bunların yanında dünyanın açısı, güneşe yaklaşması, yörüngesindeki sapmalar gibi doğal döngüler de var.
UNDP Türkiye: Ama Türkiye’de artan karbondioksit salımı başka bir ülkedeki iklim değişikliğini tetikleyebilir mi? Veya başka bir yerdeki iklim değişikliği Türkiye’yi nasıl etkiler? Buna da bakma olanağı var mı, acaba?
A.U.: Tabii, yani rüzgârlar, kuşlar, akıntılar sınırları tanımıyor. Bunlar sınırlar ötesinde cereyan ediyor. Dünyada insanoğlu olmasa da aslında çeşitli döngüler devam ediyor. İklimler değişecek, buzul çağları gelecek, belki kitlesel yok oluşlar olacak; ama şimdi ortada bir insan faktörü var. Bizim yaptığımız kötü davranışlar başka yerleri etkilediği gibi başka yerdeki problemler de bizi etkiliyor. Örneğin, şimdi gelişmesini tamamlamış olan gelişmiş ülkelerde eskiden yapılmış olan hatalı fosil yakıt kullanımı şu anda küresel bir problem yaratıyor. Biz şu an, bütün karbondioksit salınımlarımızı durdursak bile onlarca yıl iklim değişikliğinin etkileri devam edecek. Biz bu yüzden azaltımın yanında uyumdan da bahsediyoruz.
UNDP Türkiye: UBu da aslında bir anlamda şunun altını çiziyor: önemli olan ülke bazında değil, küresel bir ortaklığın oluşturulup, küresel anlamda hareket edilmesi. Bu bağlamda Türkiye’de yapılanlara geçelim. Bu durumun iki boyutu var: iklim değişikliğinin azaltılması ve iklim değişikliğine uyum. Türkiye’de bu boyutlarda neler yapılıyor?
A.U.: İkisi birbirine paralel gidiyor. Uluslararası çabalarınızı yerel etkinliklerle desteklemeniz gerekiyor. Türkiye özellikle son 2 yıldır uluslararası iklim müzakerelerinde çok aktif rol almaya başladı. Özellikle 2009’da Kyoto Protokolü’ne taraf olduktan sonra bu süreç çok daha hızlandı. Fakat diğer yandan, küresel çabalar ne olursa olsun iklim değişikliğinin etkilerini onlarca yıl hissedeceğiz.
UNDP Türkiye: Şu anda bütün karbondioksit salınımları dursa bile bu böyle olacak, değil mi?
A.U.: Tabii, dursa bile o yüzden yerel boyutta birçok şey yapmak gerek. Yani biz kalkınma ve gelişme planlarımızı iklim değişikliğini bir parametre olarak kullanarak tekrar gözden geçirmek zorundayız. Bunda da yerel ölçekteki çabalardan yine ulusal çabalara kadar pek çok eylem gerekiyor.
UNDP Türkiye: Bu bağlamda BM Ortak Programı Türk Hükümeti ile birlikte nasıl ortak çabalarda bulundu? Yürüttüğünüz diğer projelerden bahsetmek gerekirse neler var şu anda?
A.U.: Tabii ki, şu an bu ortak program içerisinde özellikle uyumla ilgili pek çok çalışma yürütülüyor. Bunu aslında üç farklı ayakta gruplayabiliyoruz. Bir tanesi politika düzeyindeki çalışmalar; yani ilgili kamu kurumlarıyla Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum stratejisini geliştirmeye çalışıyoruz. Taslağına ulaşmak üzereyiz; 1 ay içerisinde bu taslak elimizde olacak.
UNDP Türkiye: 2011 yılı içerisinde böyle bir strateji oluşmuş olacak mı?
A.U.: Evet, bu stratejiye ulaşmış olacağız.
UNDP Türkiye: Bu strateji Türkiye’ye neler sağlayacak?
A.U.: Bu strateji bizim yol haritamızı çizecek. O yol haritası üzerinde her yerde farklı eylemler yapmak lazım; ülke çapında bir eylem planı kolay değil. Aynı havza içerisinde, aynı ilin sınırlarında bile iklimin etkileri farklı.
UNDP Türkiye: Bir yandan nedenlere, bir yandan sonuçlara odaklanan bir stratejiden bahsediyoruz herhalde?
A.U.: Tabii ki. O strateji aslında ana hatları belirleyecek, daha sonra da nehir havzası, tarım havzası, il sınırları gibi farklı boyutlara inecek. Eylem planını hayata geçirip ilgili finansal kaynakları da sağlayarak harekete geçmek gerekir.
UNDP Türkiye: Türkiye’nin değişik yerlerinde aslında bu tür politika örneklerinin, yol haritalarının örneklerini de siz gerçekleştiriyorsunuz. Hangi havzalarda ve yörelerde çalışmalarınız var?
A.U.: Biz pilot bölge olarak Seyhan Nehri Havzası’nda çalıştık ve halen çalışıyoruz da. Ağırlıklı olarak Kayseri, Niğde ve Adana yüzölçümünün %95’ini oluşturuyor. Bu havzada yer alan yerel birçok farklı kamu kurumu, üniversite ve sivil toplumlar ile birlikte çalışarak, bir hibe programı kapsamında farklı etkilerle mücadele örnekleri olarak on sekiz tane başarılı hikâye ortaya çıkarmaya çalıştık. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin başka yerlerinde de çalışıyoruz. Sanayideki su verimliliğiyle ilgili Ankara ve Bursa’da örnek çalışmalarımız var. Diğer yandan yaptığımız çeşitli etkilenebilirlik analizleri ve iletişim faaliyetleri içerisinde birçok girişime yardımcı olduk. Örneğin Van’da il iklim değişikliği eylem planının oluşturulması için, ilk adımların atılmasına biz de destek olduk. Pek çok yer de başka çalışmalarımız yürüyor.
UNDP Türkiye: Bir yandan politika oluşturulmasına katkı yapıyor bir yandan da uygulama açısından örnek çalışmaların yürütülmesine destek oluyorsunuz. Son olarak şunu da vurgulamak iyi olabilir; bu ortak program Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu tarafından desteklenen bir program. Bunun finansmanı size nereden ulaşıyor?
A.U.: Binyıl Kalkınma Hedeflerine Ulaşma Fonu, İspanyol Hükümeti’nin UNDP’ye küresel ölçekte sağladığı bir fondu.
UNDP Türkiye: Tamamı bu fondan mı karşılanıyor?
A.U.: Evet, bizim programın tamamı bu fondan karşılanıyor. Tabii ki, gerek hibe programımızda, gerekse de kamu kurumlarıyla çalışmalarımızda; bazı ayrı katkılar sağlandı. Çünkü tek bir kaynak yeterli değil. Bu topyekûn bir mücadele olmalı. Bizim dileğimiz, ülkenin kendi kaynaklarının devreye girmesi ve bu çabaların ülkenin öz kaynaklarıyla devam edebilmesi.
UNDP Türkiye: Bu çalışmalara katkıda bulunmak isteyenler www.iklimmdgf-tr.org sayfasından programın ayrıntılarına ulaşabilirler. Çok teşekkürler katıldığınız için. İsteyenler www.iklimmdgf-tr.org sayfasından sizin ayrıntılarınıza da ulaşabilirler, bu çalışmalara nasıl katkıda bulunabileceği konusunda. Atila Uras, BM’nin Türkiye’nin iklim değişikli
Bu bölümde konumuz kadın-erkek fırsat eşitliği. Türkiye’de kadın-erkek fırsat eşitliği, kadın hareketinin yıllar süren çabaları ve 2009 yılında parlamentoda Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun kurulmasıyla bir adım daha ilerlemiş oldu. Peki, bu komisyon ne iş yapıyor ve UNDP’nin bu konuyla bağlantısı nedir?
UNDP Türkiye: Merhaba, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Daha üretken, daha yeşil, daha sağlıklı ve daha bilinçli bir gelecek için çalışan UNDP’nin sizlere anlatacak öyküleri var. Programın her bölümünde UNDP’nin bu çalışmalarından seçtiğimiz bir öyküyü sizlerle paylaşıyoruz. Bu bölümde konumuz kadın-erkek fırsat eşitliği. Türkiye’de kadın-erkek fırsat eşitliği, kadın hareketinin yıllar süren çabaları ve 2009 yılında parlamentoda Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun kurulmasıyla bir adım daha ilerlemiş oldu. Peki, bu komisyon ne iş yapıyor ve UNDP’nin bu konuyla bağlantısı nedir? Bu sorulara konuklarımız TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Uzmanı, Sosyolog Aygül Fazlıoğlu ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Demokratik Yönetişim Program Müdürü Dr. Leyla Şen ile cevap arayacağız. BM’nin ve özel olarak da UNDP’nin kadın-erkek fırsat eşitliği konusuna ilgisinin arka planını anlatabilir miyiz? Nereden buraya geldik ve bu somut sonuçlara ulaştık?
Leyla Şen (L.Ş.): BM ve BM Kalkınma Programı özelinde toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınmanın sürdürülebilir ve adil olmasının olmazsa olmaz koşullarından. Dünyanın %50’sini kadınlar oluşturmasına rağmen, kadınların kaynaklara ve fırsatlara ulaşım konusunda dünyanın her coğrafyasında ciddi sorunları var. Amartya Sen’in kalkınma tanımından yola çıkarsak eğer, biz, insanların kendi hayatları üzerinde söz hakkına sahip olması için çalışıyoruz.
UNDP Türkiye: Amartya Sen insani gelişme kavramının kurucularından biri ve insani gelişmenin, sadece ekonomik gelişme değil, sosyal faktörlerle de ölçülmesi gerektiğini savunan bir isimdi. Bu hafta, aynı zamanda, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve sizi davet etmemizin bir amacı da buydu. Bu yıl 100. yılı kutlanan Dünya Kadınlar Günü’nden bahsedelim biraz da.
L.Ş.: Aslında, biliyorsunuz, bu çok özel ve çok önemli günün adı Dünya Emekçi Kadınlar günü ve Amerika’daki 19. yüzyılda sendika hareketleriyle başlayarak kadın hareketiyle şekilleniyor. “Acaba Dünya Kadınlar Günü kadınların sorunlarını tek bir güne indirgenmeli mi, indirgenmemeli mi?” diye eleştiriler oluyor. 365’in içerisinde bir gün dahi olsa çok önemli bir gün. Bütün kadınların ve özellikle emekçi kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü de buradan kutlamak istiyorum.
UNDP Türkiye: Ben de sizin Dünya Kadınlar Günü’nüzü kutluyorum. İsterseniz biraz bu kadın hareketine bakalım. Türkiye’deki kadın hareketi nasıl bir süreçten sonra böyle bir komisyonun oluşmasıyla sonuçlandı?
Aygül Fazlıoğlu (A.F.): Ülkemizdeki kadın hareketine baktığımızda özellikle 1990’lardan sonra daha yayılmaya başladığını görmekteyiz. Biliyorsunuz ki Türk kadını, dünyadaki birçok kadından önce seçme ve seçilme hakkı gibi birçok hakkı elde etmişti. Gelinen duruma da baktığımızda özellikle yasama boyutunda Türk Ceza Kanunu’nda olsun; Medeni Kanun’da olsun, iş yaşamında olsun kadının lehine birçok yasalar çıkartıldı. Bunun yanı sıra, 1990’da ulusal kadın harekâtının güçlendirilmesine yönelik olarak ulusal bir mekanizma olan bir kurum oluşturuldu. Ancak bunun parlamentodaki ayağı eksikti. Özellikle Türkiye’deki kadın STK’ların girişimleri neticesinde 24 Mart 2009 tarihinde TBMM bünyesinde ve parlamento çatısı altında, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu kuruldu. Komisyon, yeni bir komisyon olmasına rağmen kurulduğundan beri kadın haklarının geliştirilmesi ve güçlendirilmesine yönelik birçok çalışmalarda yaptı ve yalnızca çalışmalarla kalmayıp yasalar kapsamında da değişimler yaptı. Kurum, sivil toplum örgütleriyle birebir yakın çalışma içerisinde yer almakta. Aynı zamanda da kadın haklarının geliştirilmesi konusunda ulusal ve uluslararası kuruluşlarla da iş birliği yapmaktadır.
UNDP Türkiye: Uzun bir sürecin sonucunda oluşan bir komisyondan bahsediyoruz. Elbette Türkiye’de kadın sorunları çok çeşitli bir yelpaze oluşturuyor. Bir yanda namus cinayetleri ve kadın cinayetleri; öbür yanda ise temsil problemi var. Kadının parlamentoda temsilinden genel meclislerde temsiline; istihdamda temsilinden yönetimde temsiline kadar pek çok konu başlığı var. Siz hangilerine odaklanıyorsunuz acaba?
A.F.: Şimdi gelinen noktaya baktığımızda da, kadının özellikle karar mekanizmasında yer alması çok önemli. Komisyon olarak belirli bir alandan ziyade amacımız, kadının siyasette, ekonomide eğitimde ve sağlıkta kaynaklara erişimi ve aynı zamanda kaynakların yönetiminde söz sahibi olması. Bu konuda ciddi çalışmalar içerisindeyiz.
UNDP Türkiye: Bir yandan söz sahibi olacak bir yandan onlara rahatça erişebilecek.
A.F.: Kesinlikle!
L.Ş.: Bu araya girmek isterim. Sadece erişmek değil. Ben uzun yıllar Doğu’da, Güney Doğu’da kırsal alanda çalıştım. Orada ve hatta Karadeniz köylerinde bu böyledir; kadın aslında evin kasasıdır. Yani paraya ve diğer kaynaklara erişebilir. Asıl oradaki soru şu: kontrol yetkisi de var mı? Evet, erişiyor ama kontrol edebiliyor mu? Erişmek ve kontrol dersek sorunun boyutunu daha iyi irdelemiş oluruz.
UNDP Türkiye: O zaman bir nokta daha ekleyelim; kadınlar hem bu kaynaklara erişecekler, hem bu kaynakları kontrol edebilecekler hem de bu kaynakların yönetiminde söz sahibi olabilecekler. Erkeklerle eşit düzeyde ve eşit oranda yapacaklar. Peki, bu konuda çözüm önerileri neler? Biliyoruz ki, Türkiye’de bu istenen düzeyde değil.
A.F.: Buradaki en önemli olan soru, iş gücü piyasasının gerektirdiği. Mesela, istihdam boyutuna baktığımızda kadının niteliklere sahip olması için eğitim çok önemlidir. Temel nokta, kadının güçlendirilmesi. Eğitim boyutuna baktığımızda, Türkiye genelinde kadınların okuma yazma bilme oranı %81,6; tabii hedef bunun %100 gerçekleşmesi. Son rakamlara baktığımızda anne ve bebek ölüm oranlarında ciddi düşüşler var. İstihdama katılıma baktığımızda bu rakam %25,6, tabii bu rakamlar daha ileri gidebilir. Şimdi önümüzdeki dönem ve 12 Haziran’da yapılacak olan seçimler yine kadınların siyasi temsilleri açısından çok önemli. Şu anda kadınların meclisteki temsil oranı %9,1. Tabii arzu ediyoruz ki, bu rakam %30’lara %40’lara erişsin. Bu konuda da sivil toplum örgütlerinin, yakından izlediğimiz gibi, çok ciddi çalışmaları var. Bu çalışmaların desteklenmesi lazım. Özellikle bu çalışmaların sivil toplum ayağı ve lobi çalışmaları çok önemli. Türkiye’de ciddi anlamda bir potansiyel kadın grubu var. Yani onları talep eder hale getirmemiz ve önlerini açacak mekanizmaları harekete geçirmemiz lazım. Yani bu sadece tek başına olacak bir şey değil. Bunun sivil toplum, özel sektör ve parlamento ayağı var. Yani hepsini harekete geçirecek bir çalışmanın içerisinde bulunmamız gerekli. Kadın dayanışmasını burada göstermemiz gerekiyor.
UNDP Türkiye: 2009 yılından bu yana çalışan bu komisyon UNDP ile ortaklaşa neler yapılıyor? Somut olarak politika önerileri veya başka çalışmalarınız var mı?
L.Ş.: Aygül Hanımın da bahsettiği gibi, zaten komisyon toplumsal cinsiyet eşitliğini, kadın-erkek fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik olarak oluşturulan 17 özel komisyondan bir tanesi. Temel bölüm iki tane; bir tanesi yasa yapım süreçlerinde toplumsal cinsiyetin mutlaka dâhil olması.
UNDP Türkiye: Her türlü yasadan bahsediyoruz değil mi? Sadece kadın-erkek konularındaki yasalar değil.
A.F.: Her türlü yasaya o boyutu eklemeyi ve farkındalık yaratmayı.
L.Ş.: Türkiye’ye uluslararası aktörler perspektifinde baktığımızda şöyle eleştiriler de geliyor; Türkiye yasaları genelde iyi olan ama uygulamada sorunlu olan bir ülke. Şimdi komisyonun önemli rollerinden bir tanesi uygulamanın da etkinliğini sağlamak. Komisyon ile işbirliğimiz yasa yapım sürecinde toplumsal cinsiyet eşitliği ve uygulamanın etkin izlenmesi. Ama bunun yanı sıra süreci çok iyi izleyen ve çok iyi savunma yapabilen bir kadın hareketinin de olması gerekiyor. Dayanaklarımız bu üç noktada yoğunlaşıyor demek daha doğru olur. Bu hususları destekleyen tüm arkadaşlarımızın da bizimle olmasını çok arzu ediyoruz. 24-25 Mart’ta İstanbul’da Grand Cevahir Otel’de Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği buluşmamız var. Bu alanda söz sahibi olan kaynak kişiler ve konuşmacılar bizimle olacak.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Ofisi’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programının sonuna geldik. Bu programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu, Radyo İLEF stüdyosunda hazırladık. Programımıza FM frekansında ve internette Açık Radyo’dan podcast formatında, iTunes üzerinden, www.undp.org adresinden ayrıca görüntülü olarak YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. YouTube, Facebook, Twitter, Flickr üzerindeki kullanıcı adımız undpturkiye, 1 hafta sonra tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın!