Ana Siteye Dön

Aralık 2009

Sayı: 48

Teletıp ödül aldı

Teletıp ödül aldı

Adıyaman Kırsal Teletıp Projesi, Türkiye Bilişim Derneği tarafından bu yıl "Teknoloji Politikaları" ana teması ile 18 Kasım’da Ankara’da düzenlenen Bilişim‘09 etkinliğinde Mobil Uygulama Ödülü’ne layık görüldü.

Ankara, Aralık 2009

UNDP’nin de yer aldığı Teletıp: Yoksul ve Uzakta Kalmış Nüfuslar için Kaliteli Sağlık Hizmeti projesi, Intel, Turkcell, Türk Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği ve ODTÜ Enformatik ile ortaklaşa yürütülüyor.

Güneydoğu illerinden Adıyaman, Sağlık Bakankığı’nın Aile Hekimliği sisteminin işleme konulduğu illerden biri. Teletıp genelde hasta takibi için kullanılıyor. Aile Hekimliği uygulamaları, fazla nüfuslu kırsal alanlar, olumsuz mevsim ve altyapı koşulları, Adıyaman’ı teletıp uygulamaları için uygun kılıyor.

Bilişim’09 etkinliğinde Dolmabahçe Sarayı websitesi görsel tasarım dalında, TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü yenilikçi uygulama alanında, Kocaeli Belediyesi yerel yönetim uygulama alanında, Adalet Bakanlığı kamu uygulama alanında, Türkiye İş Bankası finansal uygulama alanında ve Telekom Dünyası da sektörel yayıncılık dalında ödül aldı. Oylama, 13 Kasım’a kadar www.tbd.org.tr adresinden halka açık olarak gerçekleştirildi.

Güneydoğu illerinden Adıyaman, Sağlık Bakankığı’nın Aile Hekimliği sisteminin işleme konulduğu illerden biri. Teletıp genelde hasta takibi için kullanılıyor. Aile Hekimliği uygulamaları, fazla nüfuslu kırsal alanlar, olumsuz mevsim ve altyapı koşulları, Adıyaman’ı teletıp uygulamaları için uygun kılıyor.

Adıyaman’da teletıp uygulamalarının kullanımını ve sağlık personeli ile hastaların tutumlarını ölçen bir anket yapıldı. Anket sonuçları, teletıp kullanıcılarının uygulamayı tatmin edici bulduklarını ve kurulan teknolojinin tıbbi teşhis için yeterli olduğuna inandıklarını ortaya koyuyor. Kırsal bölgelerde teletıp kullanıcaları, teletıp sayesinde uzmanlarla her zaman ve her konuda irtibata geçebildiklerini belirttiler. Sağlık personeli, kurulan teknoloji ile uzmanlaşma alanları konusunda Internet’te araştırma yapabildiklerini ve sistemi kullanışlı bulduklarını fakat yine de sistemin daha da geliştirilebileceğini kaydettiler. Teletıp uygulamalarının tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde genişletilmesinin sistemi daha da kullanışlı hale getireceğini dile getiren sağlık personeli, sağlam bir altyapının ve teletıp uygulamalarına yönelik düzenlemelerin kurulmasının gerekli olduğunu savundu.

Telekomünikasyon teknolojisinin klinik tedavi için birbirinden uzakta olan kişilere veri, grafik, ses kaydı, vidyo görüntüleri yollanması olarak tanımlanan teletıp, sağlık hizmetlerinin kalitesini arttırırken mevcut sağlık hizmetlerine göre daha uygun maliyetli bir alternatif olarak da sunuluyor.

Türkiye’deki teletıp uygulama örnekleri şu anda oldukça küçük ölçekli ve teleradyoloji ve telepatoloji gibi sınırlı alanlarda kullanılıyor. Bununla beraber, Türkiye, teletıp’ın ulusal sağlık hizmetleri programına dahil edilmesinin halihazırdaki modernizasyon ve yeniden yapılandırma çabalarının önemli bir parçası olduğunun farkında. Teletıp, Türkiye’nin e-dönüşümü eylem planında acil ele alınması gereken konulardan biri olarak yer alıyor. Tıbbi görüntüleme konularında yeterli sayıda uzman olmadığı için teleradyoloji ve telepatoloji Sağlık Bakanlığı'nın odaklandığı temel alanlar olarak sıralanıyor. Teletıp projesi Türkiye’de 18 devlet ve araştırma hastanesini kapsıyor.

Daha bağımsız ve güvenilir bir yargı sistemi

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yeniden yapılandırılmasına yönelik farklı ülke uygulamaları ve uluslararası standartlara dayanan şeffaflık, bağımsızlık ve hesap verebilirliği savunan politika seçenekleri Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Adalet Bakanlığı tarafından Kurumsal Yönetim Perspektifinde Yargı Reformunun Desteklenmesi Projesi kapsamında yayınlanan bir raporla sunuldu.

Ankara, Aralık 2009

Fotoğraf: Hakan Çınar

Değerlendirmeleri, karşılaştırmalı ülke örnekleri, uluslararası standartlar ve yargı mensuplarınca yanıtlanan anket bulgularına dayanan Yargının Kurumsal Yönetiminin İncelenmesi Nihai Rapor ve Politika Seçenekleri, HSYK’nun yapılandırılmasının pratik ve yapısal sonuçlarını tanımlamayı amaçlıyor.

Söz konusu Rapor, HSYK’nun oluşumu, yetki ve sorumlulukları ile ilgili görüşleri öğrenmek üzere Türkiye’deki yargı mensuplarına dağıtılan anketin Nisan 2009’da açıklanan sonuçlarına dayananıyor, bağımsızlık, temsiliyet ve hesap verebilirlik ile ilgili konuları Polonya, İtalya, İspanya ve Fransa gibi AB ülkelerindeki uygulamalar ile uluslararası standartlar kapsamında karşılaştırmalı olarak ele alıyor.

Türkiye’deki HSYK geleneksel modele göre şekillendiğinden, uluslar arası standartlar bağlamında değerlendirildiğinde, özerk bir bütçesi ve personel yapısı olmaması Kurulun bağımsızlığını tartışmalı hale getiriyor. HSYK’nun yetki alanını genişletmek veya yargıdaki teftiş yetkisinin tamamıyla HSYK’ya verilmesi, üyelik seçimlerinde tüm hakim ve savcıların oy kullanarak Kurulun temsiliyetinin genişletilmesi, HSYK’nun özerk bir bütçesi ve kendisine ait personelinin olması HSYK’nun uluslararası standartlara erişmesi için sunulmuş politika seçenekleri arasında yer alıyor. Anket sonuçları da bu seçenekleri onaylar doğrultuda. Ankete yanıt veren yargı mensuplarının % 70.3’ü teftiş yetkisinin HSYK’na bırakılmasını, % 83.2’si HSYK’nun özerk bütçesi olmasını ve % 84.5’i ise HSYK’nun kendisine ait sekretaryası olması görüşünü destekliyor.

Yargı mensupları arasında yaygın olan bir başka görüş ise Kurulun daha kapsamlı ve geniş bir temsiliyete ihtiyaç duyması… Ankete yanıt veren yargı mensuplarının % 73.1’i mevcut yapısı ile Kurulun yargının tamamını temsil etmediğini düşünüyor ve HSYK’na üye seçiminin sadece hakim ve savcılar tarafından yapılmasını destekliyor. HSYK’na hakim ve savcılar arasından yine hakim ve savcılarca üye seçilmelidir görüşünü destekleyenlerin yüzdesi 85.9’dur.

Rapor, yargıdaki Yüksek Kurulların çalışmalarının şeffaflığı ile ilgili olarak karşılaştırılan ülkelerde oturumların kamuya açık olması ve Kurulun kendi faaliyetleri ve yargının güncel konuları hakkında yıllık rapor sunulması gibi uygulamalara değiniyor. Bununla ilgili olarak Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi’nin, Kurulların tayin kriterlerinin yayınlaması, atama ve terfilerde kadro tanımlarının duyurulması, kararlarının yayınlanması, karşılaşılan güçlükleri aşmak için alınan önlemlerin ve faaliyetlerin periyodik raporlar halinde yayınlaması tavsiyelerine yer veriliyor. Ankete yanıt verenler arasında, çalışmalarda şeffaflık ile ilgili olarak HSYK’nun kararlarının gerekçeli olması gerektiğine inanların yüzdesi 97.6; HSYK’nun atama ve yetki kararlarına karşı yargı yolu açılmalıdır diyenlerin yüzdesi ise 82.

Ankette, yargı mensuplarının mutabık kalmadıkları önemli bir konu Adalet Bakanlığı’nın HSYK’daki rolü ile ilgili. Karşılaştırılan ülkelerden İtalya ve İspanya’da Adalet Bakanlığı’nın Yüksek Kurul’da temsilcisi bulunmazken Fransa ve Polonya da ise Adalet Bakanı Yüksek Kurulun daimi üyesi olarak yer alıyor. Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi, uluslararası bir standart niteliğinde olan Görüş 10’da da Bakanlığın Kurul’da temsil edilmesi konusunda “müstakbel üyelerin hakim olsun olmasın aktif siyasetçiler, Parlamento üyesi, yürütme ve idare mensubu olmaması gerektiği” tavsiyesinde bulunuyor. Ankette yer alan “HSYK’nda Adalet Bakanı ve Müsteşar bulunmalıdır” sorusuna yanıt veren yargı mensuplarının %47.6’sı kesinlikle katlıyorum/katılıyorum şeklinde yanıt verirken %48.5’u kesinlikle katılmıyorum/katılmıyorum diyor.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Düşler sahnede

Konser hazırlıkları için, hevesli genç müzisyen adayları Social Inclusion Band atölyelerine katıldı.

Ankara, Aralık 2009

Şilay, Uzun İnce Bir Yoldayım şarkısını söylerken, belki de engelli bir genç kadın olarak her gün yaşadığı zorlukları yansıtıyordu. Dolayısıyla, İstanbul'da bir klüpte Social Inclusion Band (SIB) ile birlikte engelleri aşarak verdiği konserde en büyük alkışı almasına cok da şaşırmamak gerek. Akbank Caz Festivali kapsamında Ekim sonunda konser veren bu alternatif ve yenilikçi grup, eşsiz müzikleriyle Türkiye çapındaki caz severlerinin ilgisini çekti.

Bu atölyelerde etkileşimli çalıştaylara katılıp ilk defa davul ve değişik enstrümanlar çaldılar. Enstrümanlara alıştıkça bu genç kadın ve erkekler SIB’e eşsiz ritim ve nağmeler oluşturarak katıldılar.

25 Ekim’de gerçekleştirilen performansta Düşler Akademisi öğrencileri, Türkiye, Almanya ve Şili’den müzisyenlerle beraber sahnede yerlerini aldı. Konserde öğrencilere eşlilk eden müzisyenler, vurmalı çalgılarda J. Alfred Menhert, davulda Mehar Tellez, piyanoda Baki Duyarlar, gitarda Gücüm Sezer, bas gitarda Baran Say, saksafonda Meriç Demirkol ve vokal olarak Funda Sezer idi. Grup 2010 yılı boyunca da konserler vermeye devam edecek.

Social Inclusion Band, AYDER (Alternatif Yaşam Derneği) tarafından desteklenen yenilikçi bir girişim. 10 yıldır AYDER engelli ve sosyal açıdan dezavantajlı olan gençlerin eşit katılımını destekleyen sanat, kültür ve spor programları yürütüyor. Farklı kültür, sosyal ve etnik kökenlerden gelen yetenekli engelli ve sosyal dezavantajlı müzisyenler SIB altında birleşiyor. Social Inclusion Band “Sanatla Sosyal Değişim” ilkesine dayanan uluslararası bir sosyal sorumluluk girişimi olarak Türkiye'de de faaliyet gösteriyor.

Gönüllü bir müzik grubu olan Social Inclusion Band üyeleri, toplumda sosyal sorumluluğu teşvik etmeyi ve desteklemeyi amaçlıyor. SIB, farklı kültür ve ülkeleri sanatla birleştirerek farkındalık yaratmayı amaçlıyor. SIB, engelli ve sosyal olarak dezavantajlı gençlerin topluma dahil olmalarını sağlamayı hedefliyor.

SIB’le birlikte Düşler Akademisi engelli müzisyenleri de kapsayan bir gençlik grubu kurmayı amaçlıyor. Engelli gençlerin sosyal hayatına katkı sağlamak ve istihdamını arttırmak için Düşler Akademisi, UNDP ve AYDER’in desteğiyle ve Vodafone Türkiye Derneği tarafından sağlanan kaynak ile geliştirildi.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Kopenhag yolunda

Antropojenik iklim değişikliği ya da insan kaynaklı iklim değişikliği küresel gündemin başında yer alıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (UNFCC) üye olan 192 ülkenin liderleri, küresel ısınmanın olumsuz etkileriyle mücadele edecek yeni bir antlaşma hazırlamak için 7-18 Aralık tarihlerinde Kopenhag’da düzenlenen Taraflar Konferansı’nda (COP 15) toplanıyor.

Ankara, Aralık 2009

 

Kyoto Protokolü’nün 2012’de sona erecek olması nedeniyle, yeni bir iklim antlaşmanın oluşturulması hayati önem taşıyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) Dördüncü Değerelendirme Raporu bulgularına göre, insanların iklime olan etkisi düşünüldüğünden çok daha fazla.Dolayısıyla sera gazlarının yayılımını daha etkili şekilde idare eden bir antlaşma acilen şart. Bu antlaşmanın Kopenhag zirvesinde oluşturulması umuluyor.

COP 15, gittikçe artan sera gazlarının yayılımını denetleyecek ve bu gazları belirli sınırlar içinde tutarak iklim değişikliğinin etkilerini azaltacak bir antlaşma oluşturmayı hedefliyor. Haziran’da G8 ülkelerinin yanısıra büyük gelişmekte olan ülkeler, ortalama ısı artışının 2°C ile sınırlı kalmasına karar verdi; oluşturulacak antlaşmada bunun hedeflerin arasında yer alması büyük bir ihtimal. Konferansta sanayileşmiş ülkelerdeki karbon yayılımının azaltılması doğrultusunda da hedefler geliştirilmesi amaçlanıyor. İklim değişikliğine uyum sağlamak için temiz su kaynaklarının ve ekin stoklarının güvence altına alınması ve deniz savunmasının inşa edilmesi COP15’in gündeminde yer alması beklenen diğer konular arasında. Zirvenin de ayrıca, gelişmekte olan ülkelerinin sera gazı yayılımlarını azaltmak ve iklim değişikliğine uyum sağlayabilmeleri için maddi yardım sağlamak ele alınacak. Ormanların yok edilmesine sınır koymanın da antlaşmanın bir parçası olması hedefleniyor. Bu yükümlülüklerin 2020 yılına kadar yerine getirilmesi öngörülse de, bazı ülkeler bu sürecin daha da uzayacağı görüşündeler.

Bugüne kadar, Birleşmiş Milletler’in ‘Seal the Deal’ Kampanyası dünya çapında oldukça etkili bir farkındalık yarattı. Kampanya, Kopenhag’da verimli uluslararası bir iklim antlaşmasının imzalanmasına yönelik küresel politik iradeyi arttırmak ve toplum desteğini canlandırmak için sanal bir dilekçenin imzalamasını destekliyor. Sanal dilekçeyi şu ana kadar yaklaşık 390 bin kişi imzaladı. Dilekçe, liderlere Kopenhag’da dengeli ve etkili bir antlaşmanın yaratılmasının önemini vurgulayarak, yeşil gelişmeyi güçlendirmek, dünyayı korumak, ve tüm insanlar ve ulusların faydalanabileceği daha sürdürülebilir ve varlıklı bir küresel ekonomi yaratmak için bir anlaşmaya varmaları gerektiğini hatırlatma amacı taşıyor.

Ayrıca ‘Seal the Deal’ kapsamında oluşturulan ve binlerce kişi tarafından ziyaret edilen yeni internet sayfası ziyaretçilerin 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nden 5 Aralık Uluslararası Gönüllüler Günü’ne dek çevreci aktivitilere ne kadar gönüllü vakit ayırdıklarını kaydetmeyi amaçlıyor. Dünya çapında insanlar iklim değişikliğiyle savaşmak ve liderlere herkesin çözümün bir parçası olduğunu ima etmek için binlerce saat gönüllü çalışıyor. Websayfasının başlangıcı 5 Kasım’dan beri, insanlar gönüllü olarak 500,000’i aşkın saati çevre için harcadı.

İnternet sayfası, Birleşmiş Milletler Gönüllüleri (UNV) programı tarafından, Kopenhag’daki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda başarılı sonuçlar elde edilmesini destekleyen kampanyanın bir parçası.

“İklimimiz değişiyor ve bununla başa çıkmamız için herkesin katılımına ihtiyaç var” şeklinde bir açıklmama yapan UNV Koordinatörü Flavia Pansieri, “Küresel çevre hareketini başlatan gönüllüler, iklim değişikliğine çözüm bulmanın ayrılmaz bir parçası. Bu yüzden bu yılki Uluslararası Gönüllüler Günü’nü “Dünya için Gönüllülük” olarak kutluyoruz ve sizin de bize katılmanızdan memnuniyet duyacağız. Böylelikle Kopenhag konferasına herkesin iklim değişikliği konusunda birşeyler yapmak istediği ve gönüllü olarak bu çabalara katılabileceği mesajını daha etkili bir şekilde iletebiliriz” dedi.

Gönüllüler, Mısır’da çevresel eğitim, Kenya’da tarım, Çin’de enerji, Almanya’da atık ve çevre kirliliği, Brezilya’da su ve sağlık önlemleri ve ABD’de biyoçeşitlilik gibi birçok alanda harekete geçiyor

Kopenhag İklim Değişikliği Konferansı yayılımların ve iklim değişikliğinin kontrol altına alınmasında bir dönüm noktası olarak görülüyor ve konferansta gittikçe kötüleşen küresel ısınma için uzun süreli küresel çözümlerin üretilmesi umuluyor.

 

E-devlet 2009

'Uluslararası e-Yönetişim: Deneyim Paylaşma e-Devlet’ten e-Yönetişim’e Kamu Yönetiminde e-Dönüşüm' konferansı 8-11 Aralık tarihlerinde Antalya’da gerçekleşecek.

Ankara, Aralık 2009

Sürdürebilir insani gelişmede, Bilgi İletişim Teknolojisi (BİT) önemli bir yere sahip. Daha çok BİT’in hükümet uygulamalarında kullanılması olarak bilinen e-yönetişim, hükümetlerin ve kamu kurumlarının verimliliğini, saydamlığını ve sorumluluğunu arttırarak, vatandaşlara ve paydaşlara daha iyi kamu hizmeti sunulmasını ve daha kolay bilgi iletilmesini amaçlıyor. Dahası, e-Yönetişim, hükümet kurumları ve vatandaşlar arasında daha fazla etkileşim sağlayarak vatandaşlara daha çok söz hakkı tanıyor. Türkiye e-Yönetişim alanında yapılan son gelişmelerin yakından izleyebilmek için 'Uluslararası e-Yönetişim: Deneyim Paylaşma e-Devlet’ten e-Yönetişim’e Kamu Yönetiminde e-Dönüşüm' konferansına ev sahipliği yapıyor. Konferans 8-11 Aralık tarihlerinde Antalya’da gerçekleşecek.

Konferansın amaçları arasında, üst düzey hükümet yetkililerini, akademisyenleri, çeşitli ülkelerden e-Yönetişim konusunda uzman UNDP görevlilerini bir araya getirerek, e-Hükümet uygulamalarını tartışmak ve bu konuda öğrendiklerinin paylaşılmasını sağlamak yer alıyor. E-yönetişim hakkında pratik deneyimlerin ve proje uygulamalarının paylaşılmasıyla işbirliği olanaklarının belirlenmesi için ortak bir platform oluşturulması öngörülüyor. Aynı zamanda güvenlik ve dijital uçurum konularıyla da başa çıkabilmek için uygun e–Yönetişim politikaları ve stratejileri geliştirilmesi bekleniyor. Konferans ayrıca, bölgesel e-devlet yöneticileri/e-devlet proje liderleri (eGOVNet Birliği) arasında kalıcı bir ağın oluşturulması için elverişli bir ortam sağlayacak.

Konferans çeşitli panellere ev sahipliği yapacak. Açılış paneli, “Kamu Yönetimi E-Dönüşümünde Zorluklar ve Fırsatlar: e-Bürokrasinin Yenilenmesi”, Ulusal Dijital Devlet Merkezi kurucusu ve yöneticisi Jane E. Fountain, ve Türkiye ve Orta doğu Amme Enstitüsü e-Devlet Merkezi (eDem) kurucu ve yöneticisi Türksel Kaya Bengshir’in konuk konuşmacı olarak katılımıyla gerçekleşecek. Panelin devamında, e-Devlet’e Zorluklar, Bilgi Yönetimi, Hukuk, e-Devlet’te Güvenlik ve Güven Sorunları, e-Devlet’in Ölçülmesi, e-Katılım, m-Devlet (mobil Devlet) ve e-devlet standartları, e-Eğitim, Belge Yönetimi gibi konular da dahil olmak üzere yedi oturum gerçekleşecektir. Konferansı takiben düzenlenen çalışma gruplarında ülkerden örneler verilerek, e-Yönetişim konusunda deneyimler paylaşılacak.

Türkiye BİT konusundaki gelişmeleri yakından takip ediyor. 2001’de e-Avrupa+ Girişimi’ne katılıp, 2003’de de “Türkiye’de e-Dönüşüm Projesi”ni başlatıldı. Proje, toplumun, işletmelerin ve kamunun tüm alanını kapsayarak, Türkiye’yi bilgi toplumuna dönüştürmeyi hedefliyor. Katılımcılar, üst düzey karar alıcıları, devlet uzmanları ve pratisyenleri, önde gelen yerel üniversite ve araştırma enstitülerden uzmanlar ve akademisyenler, ve Avrasya, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve ABD’den UNDP temsilcilerinden oluşuyor. Konferansa davetli 50 ülkeden ikişer kişi ve Türkiye’den de 100 kişi olmak üzere yaklaşık 200 katılımcının gelmesi bekleniyor. Konferans, UNDP, Türkiye ve Orta doğu için Amme Enstitüsü (TODAİE) , e-Devlet Merkezi (eDem), Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA) ve İslami Ülkeler için İstatistiki Ekonomik ve Sosyal Eğitim Merkezi (SESRIC) tarafından düzenleniyor.

Bilgi ve İletişim Teknolojileri başlıklı UNDP Türkiye’nin 2004 Ulusal İnsani Gelişme Raporu, Türkiye’nin e-Devlet politikalarının Türkiye’nin küresel politik ve ekonomik yapılarının içinde yer almasını amaçlayan modernleşme süreci kapsamında ele alınmasını öneriyor.

Yerel sorunlar için küresel uzmanlar

IBM Gönüllü Liderlik Girişimi'nin ilk aşamasını takiben IBM uzmanları, yerel sosyo-ekonomik zorluklara küresel uzmanlık hizmeti sunarak çözüm bulmak için Ekim ayında tekrar Mersin’e geldiler.

Ankara, Aralık 2009

CSC Programı’nın ikinci ayağında, 9 değişik ülkeden gelen 15 IBM uzmanı tarafından, kendi ülkelerinde 3 aylık bir hazırlık sürecinden geçtikten sonra Mersin’e geldi. Ekip, Mersin Sanayi ve Ticaret Odası, Mersin Armatörler Birliği, Mersin Teknopark – Teknoskop, Turizm Platformu, Lojistik Platformu, Mersin Tarsus Organize Sanayi Bölgesi, ALATA Bahçecilik Araştırma Enstitüsü, Mersin Üniversitesi ve Mersin için sürdürülebilir çözümler sunacak diğer proje ortakları da dahil birçok yerel kurum ile beraber çalıstı.

Ekonomik gelişmeyi ve bilişim teknolojilerinde ilerlemeyi teşvik etmek için 5 alt ekip çeşitli yeni girişimler başlattı. Bu girimşimler arasında Teknoskop (Mersin Teknopark) için bir stratejik plan geliştirmek, yeni Lojistik Merkezi Bilişim Teknolojileri Altyapısı’na yönelik önerilerde bulunmak ve Lojistik Ana Planını kapsıyacak Yeşil Veri Merkezi Girişimlerini uygulamaya koymak yer aldı. Yatırımı teşvik etmek ve turizm sektörünü desteklemek için Mersin Turizm Portalı fizibilite incelemesi de başlatıldı. Bir alt ekip Bahçecilik Araştırma Enstitüsü ile çalışarak Mersin’de Agro-Gıda Teknoparkı’nın kurulması ve ALATA mal ve faaliyetlerini ticaretleştirmek ve uluslararasılaştırmak için strateji ve eylem planları geliştirdi.

Dijital Fırsatlar Fonu Küresel Çalışmalar Başkan Yardımcısı Jane Jamieson: “İki CSC takımı da 9 değişik ülkeden IBM’cilerin uzmanlık ve tecrübelerine dayanarak Mersin’in ekonomik gelişmesinde ve yenilenmesinde büyük katkıda bulundu. CSC programı kurumsal sosyal sorumluluğun iyi bir örneği ve özel, kamu, sivil sektörlerin uluslararası, ulusal ve yerel düzeylerdeki işbirliğinin gücünü ortaya koyuyor” dedi.

IBM Türk Genel Müdürü Michel Charouk Mersin projesinin sonuçları ile ilgili olumlu düşüncelerini şöyle dile getirdi: “CSC Projesi kapsamındaki işlemler devam ediyor... Süreç tamamlandığında 2009 Nisan-Kasım arası boyunca 22 kişi Mersin için yaklaşık 5000 saatlik gönüllü hizmet sağlamış olacak. Özel, kamu ve sivil sektörlerin başarılı işbirliğine örnek olarak bu proje 2010 yılı boyunca Gaziantep ve Malatya’da 40 uzman olmak üzere Türkiye’de devam edecektir.”

CSC gönüllülerinin ortaya koyduğu olumlu sonuçlarldan memnuniyet duyduğunu söyleyen UNDP Türkiye Mukim Temsilci Yardımcısı Ulrika Richardson-Golinski “UNDP ile yapılan bu ortaklık ile IBM, en değerli varlığı olan insan gücünü, bilgi ve tecrübelerini kalkınmanın yararı için kullanıyor. IBM dünyanın her bir köşesinden uzmanları yerel sorunlara çözüm sağlamaları için gönüllü olarak Türkiye’ye gönderiyor” dedi. Bu girişimin Turkiye’nin başka kentlerinde de devam edeceğini söyleyen Richardson-Golinsli bunun diğer özel şirketlere kurumsal sosyal sorumluluk alanında örnek oluşturmasını umduğunu açıkladı.

CSC, IBM çalışanları için küresel bir liderlik girişimidir. CSC girişimi IBM'in farkli ülke ve sektörlerinde çalışan yöneticileri gönüllü ekiplerle öncelik teşkil eden gelişmekte olan piyasa ülkelerinde, STKları ve ulusal ve uluslararası örgütlerle işbirliği içinde çalışarak, önem taşıyan sosyal ve ekonomik sorunlara çözüm aramakta. Kurumsal Hizmet Gönüllüleri girişimi IBM tarafından, Türkiye’de UNDP, Devlet Planlama Teşkilatı, Özel Sektör Gönüllüler Derneği ve Dijital Fırsatlar Fonu işbirliğiyle 2009 yılında başlatıldı.

İnsan haklarının çevrimiçi yaygınlaştırılması

Birleşmiş Milletler’in insan hakları konusunda son on yıldır biriktirdiği bilgi ve tecrübelerin tümü, teşkilat calışanları için tek bir internet sitesinde toplandı.

Ankara, Aralık 2009

Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, insan haklarını, teşkilatın tüm çalışmalarında öne çıkarma politikasını açıkladığı 1997 yılından beri, bu konu, Birleşmiş Milletler’deki tüm reform çalışmalarının da merkezine oturdu. Birleşmiş Milletler calışanlarının, deneyimlerini paylaşarak katkıda bulunduğu HRBA (İnsan Haklarına Dayanan Yaklaşım) internet sitesi, programlama ve uygulamalarda insan haklarının nasıl gozetileceği konusunda öğrenilen derslerin paylaşıldığı bir platform.

Sistem çapında BM uzmanlarının HRBA’nin programlanmasında stratejik kaynakları paylaşmaları için bir bilgi paylaşım aracı olarak başlatılan HRBA üzerine Uzmanlar Portalı proje ve programlarda insan haklarının yaygınlaştırılmasında öğrenilen derslerin paylaşılmasını amaçlıyor. İyi uygulamalar paylaşılarak insan haklarının yaygınlaştırılması konusundaki çalışmaların kalitesinin yükseltilmesi ve kanıta dayalı politika oluşturulmasına destek verilmesi bekleniyor.

Girişim, ülke düzeyinde BM tarafından toplanan bilgi ve deneyiminin insan haklarını güçlendirmek ve buradan elde edilecek derslerin ileride de kullanılabilmesi ihtiyacından doğdu. Bu bilgi ve eğitimin uygulanması, insan haklarının yaygınlaştırma çalışmalarının gelişimi için hayati önem taşıyor.

Portal, stratejik ve pratik araçlar sağlayarak insan haklarına dayalı programların dahil edilmesine odaklanıyor ve var olan insan hakları sorunları konusundaki kaynakların tamamlamak için tasarlandı. Portal aracılığıyla, insan hakları yaklaşımının yaygınlaştırılmasıyla ilgili rapor, rehber, iyi örnekler gibi kaynaklardan oluşan veritabanına erişilebilecek. BM Ortak Öğrenim Paket’i gibi eğitim gereçleri de portalda yer alacak. Ayrıca, bu portal yoluyla alınan dersler ve iyi uygulama örneklerini paylaşabilecek.

HRBA Uzmanlar Portalı, Action 2 İnsan Hakları Üzerine Küresel Program’ın desteğiyle, insan haklarının yaygınlaştırılmasındaki ‘bilgi birikim’lerimizin daha iyi yönetilmesi amacıyla geliştirildi. Proje UNDP Oslo Yönetişim Merkezi tarafından başlatıldı.

İnsan hakları için kavramsal bir çerçeve olan, İnsan Hakları’na Dayanan Yaklaşım (HRBA), politika oluşturma sürecinin daha saydam olmasına yardım ederken, insanları ve toplumları güçlendirerek insan hakları çiğnendiğinde yetkilileri etkili çözümler bulmakla yükümlü tutabilmelerini sağlıyor.

Kırmızı kurdele takma zamanı

1 Aralık Dünya AIDS Gününde, HIV ile yaşayan milyonlarca insanla dayanışmayı ortaya koymak için kırmızı kurdeleler takıldı.

Ankara, Aralık 2009

İnsanlık tarihinin en tehlikeli salgın hastalıklarından olan AIDS, 1981’den 2007’ye kadar 25 milyon kişinin erken ölümüne neden oldu. UNAIDS Başkanı Michel Sidibé, “Önlem alınması, tedaviye ve bakıma evrensel erişim sağlanması insan hakları açısından önemli. AIDS salgınına karşı yapılan küresel çalışmaların insan hakları çerçevesinde olup, HIV’den etkilenen insanlara karşı ayrımcılığın ve cezalandırıcı yasaların kaldırılması esastır” dedi.

Günümüzde dünya çapında 33.4 milyon insan HIV ile yaşıyor. 2007’den 2008’e %9 artış olmasına rağmen, 2008 yılında Antiretroviral tedaviye ihtiyaç duyanların yalnızca %42’si bu tedaviyi temin edebildi. Bu senenin Dünya AIDS Günü teması da HIV’nin önlenmesi, tedavisi, bakım ve desteği için insan haklarının korunması gerektiğini vurgulamak için, ‘Evrensel Erişim ve İnsan Hakları’ olarak belirlendi.Dünya Aids Kampanyası Yürütme Komitesi başkanı Allyson Leacock,"Bu yılki İnsan Hakları teması, hükümetlerin hepimiz adına HIV’e karşı savunmasız olan ve HIV’le birlikte yaşayan kişilerin itibarını koruyacaklarına söz vermeleri hakkındadır” dedi.

Toplam 84 ülkede HIV’e karşı önlem alınmasını, hastalığın tedavisini, hastaların bakım ve desteğini engelleyen yasalar var. Tüm bunların sağlanması insan haklarının bir parçası olarak ülkelerin AIDS’e karşı mücadelesinde önemli bir adım. Bu nedenle, bu yılın teması seyahat engeli gibi yasa ve politikaların kaldırılıp, HIV’in tedavisinin insan haklarının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmesi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un Dünya AIDS Günü mesajında dediği gibi, “Başarılı AIDS önlemleri insanları cezalandırmaz, onları korur.

1985 yılından bu yana, Türkiye’de de toplam 3671 vaka ve taşıyıcı kaydedildi. 2009 yılının ilk altı ay verilerine göre, Türkiye’de 35’i vaka ve 266’sı taşıyıcı olmak üzere, 301 HIV durumu belirtildi. 2008 yılında ise 450 vaka ve taşıyıcı kaydedildi. 2009 yılının ilk yarısının istatistiklerine göre, Türkiye’de en fazla HIV vaka ve taşıyıcılarının olduğu iller arasında, 161 kişi ile İstanbul başı çekiyor, 23 kişi ile İzmir ve 17 kişi ile Antalya da ikinci ve üçüncü sırada yer alıyor.

2009'da Güncellenmiş AIDS Raporu'na, göre, yeni HIV enfeksiyonlarının son sekiz yılda %17 oranında azalması ise iyi haber. Birleşmiş Milletler AIDS/HIV’e Taahüt Bildirimi’nin imzalandığı 2001 yılından bu yana, Afrika’da Sahra Çölü'nün güney kısmında, yeni enfeksiyonların sayısı yaklaşık yüzde 15 oranında azaldı, bu da 2008 yılında bu yaklaşık 400,000 daha az vaka anlamına geliyor. Doğu Asya’da yeni HIV enfeksiyonların sayısı nerdeyse %25 azaldı ve Güney ve Güneydoğu Asya’da aynı dönemde %10’luk bir azalma oldu. Doğu Avrupa’da uyuşturucu kullanımıyla yaygınlaşan enfeksiyonlar da önemli boyutta toparlandı. Fakat, bazı ülkelerde hala HIV enfeksiyonlarının yükselişe geçtiğine dair belirtiler mevcut.

İstatistikler HIV virüsüne karşı önlem alınmasının, tedavinin, bakımın ve desteğin gerekliliğini işaret ediyor. Ne yazık ki, HIV’le yaşayan insanlar hala cezalandırılıyor ya da ayrımcılıkla karşı karşıya kalıyor. Ban Ki-Moon uluslara, Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne ulaşma yolunda HIV için Evrensel Erişim ve İnsan Hakları'nın sağlanması için acilen harekete geçmeleri konusunda çağrıda bulunuyor. UNDP Başkanı Helen Clark ise Dünya AIDS Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada "2015'te Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne ulaşmaya sadece altı yıl kala, HIV/AIDS'e karşı etkili mücadelenin insan haklarına dayanan ve daha geniş kalkınma gündeminin ayrılmaz bir parçası olduğunu öğrendik. UNDP, ülkeleri ve toplumları bu mücadelelerinde desteklemeye devam edecek" dedi.

UNDP Türkiye'de iş fırsatları

 

Tüm ilanlar

Katkıda Bulunanlar

Katkıda Bulunanlar

Editör: Aygen Aytaç
Asistan: Ece Ergen
Stajyerler: Begüm Kalemdaroğlu, Ersev Özer

 

 

UNDP Türkiye’yi takip edin:

© 2009 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.