Sayı: 89
Doğucan Muhlis Şenlik (Development)
Tolga Ateşel (Design)
Türkiye Hükümeti’nin BM Orman Forumu'nun dokuzuncu oturumunda verdiği teklif ile forumun onuncu oturumu tarihinde ilk kez New York dışında bir şehirde yapıldı.
Bu yılki forum "Ormanlar ve Ekonomik Kalkınma" temasıyla düzenlendi.
Ayrıca Forum'da, Birleşmiş Milletler Orman Forumu’nun yedinci oturumunda kabul edilen "Yasal Bağlayıcılığı Olmayan Orman Anlaşması"nın uygulamasında kaydedilen gelişmeler ve ormanlar için Dört Küresel Hedefi değerlendirildi.
Foruma dünyanın dört bir tarafındaki çeşitli kurum ve kuruluşlardan toplamda 2500 kişi katıldı.
Tüm kıtalardan ve 134 ülkeden yaklaşık 50 Bakanın aralarında bulunduğu üst-düzey delegelerin yanı sıra dünyanın dört bir yanından uluslararası kuruluşlar ve STK’ların da katıldığı forumda, ormanlarla ilgili uluslararası anlaşmalar müzakere edildi ve bir sonraki yol haritası belirlendi.
Recep Tayyip Erdoğan’ın açılış konuşmasıyla başlayan ve ardından Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu ve UNFF Direktörü Jan McAlpine de dahil olmak üzere forumun başkanları ve eş başkanlarının bildirilerinin yapıldığı forumda, Orman Anlaşması üzerine Genel Sekreter raporları sunuldu ve Ormanlar için Dört Küresel Hedef tanıtıldı.
Ormanların küresel sorunlarla mücadeledeki önemine vurgu yapıldı
İki hafta süren forumda ele alınan diğer önemli konular; bakan bildirileri; küresel ölçekte öneme sahip gündem konuları; Rio+20 çıktıları ve bu çıktıların ormanlar ve sürdürülebilir orman yönetimiyle ilişkisi; 2015 sonrası BM kalkınma gündemi idi.
Katılımcı ülkeler, forumda ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlamada ve birbiriyle ilişkili pek çok küresel sorunla mücadelede ormanların hayati rolünü ve önemli katkısını kabul etti.
Ayrıca forumda, başta orman örtüsü düşük olan ülkeler, en az gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan küçük ada ülkeleri ve Afrika ülkeleri olmak üzere pek çok ülkede yasal bağlayıcılığı olmayan orman anlaşmasının uygulamasında hala eksiklikler olduğunun altı çizildi ve daha fazla kaynak yaratılması gerektiği vurgulandı.
'İnsanlar için BM Orman Ödülleri'
Forum, “İnsanlar için BM Orman Ödülleri” törenine de ev sahipliği yaptı.
Ödüller, dünyanın dört bir yanından her yaşta insana üç kategori altında sunuldu: Ormanları korumak için sessiz ama kahramanca çalışan kişilere verilen “Orman Kahramanı” ödülü, kısa film ödülü ve fotoğraf ödülü.
Bu kategoriler altında 68 ülkeden 600 aday yarıştı.
Türkiye’den TEMA’nın kurucusu Hayrettin Karaca, “orman kahramanı” kategorisinde; orman mühendisi Atakan Baykal ise fotoğraf kategorisinde ödül aldı.
Proje ile Akdeniz orman bölgesindeki yüksek koruma değerine sahip ormanların çok yönlü faydalarını göstermek, bu alanlarda biyolojik çeşitliliğin korunmasını ve karbon depolamasını sağlamak, bunun için Türkiye’de ormanların yönetiminde entegre yönetim anlayışının uygulanmasını teşvik etmek amaçlanıyor.
İklim değişikliği ve sera gazı salımı azaltımı, biyolojik çeşitlilik ve sürdürülebilir orman yönetimi gibi çok odaklı hedefleri nedeniyle benzersiz bir yapıya sahip olan proje beş yıl sürecek.
Sürdürülebilir orman yönetimi için bölgede bir model oluşturulacak
Düzenlenen etkinlikte konuşan Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Mahir Küçük, bu projenin getirdiği entegre yaklaşım ile sürdürülebilir orman yönetimi için bölgede bir model oluşturulacağını söyledi.
Mahir Küçük, böylece ulusal ormancılık faaliyetlerinin de güçleneceğini ve bu projenin çıktıları ile mevcut bilgi ve tecrübelerin bölgesel ormancılık projeleri oluşturmada ilk adım olacağını dile getirdi.
UNDP Türkiye Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı Müdürü Dr Katalin Zaim, UNDP’nin Birleşmiş Milletler kuruluşları arasında doğal kaynak yönetimi konusunda en geniş çalışma alanına sahip olduğunu ve 40 yıldır ekosistemlerin bozulmasını tersine çevirmek amacıyla yatırım yaptığını ifade etti.
Zaim ayrıca, UNDP Türkiye ve Orman Genel Müdürlüğü’nün 2010 yılından beri iklim değişikliğine uyum, sera gazı salımı azaltımı, kurumsal kapasite geliştirme, biyolojik çeşitlilik ve suyun orman amenajman planlarına dâhil edilmesi ve orman köylülerinin güçlendirilmesi konuları olmak üzere sürdürülebilir orman yönetimi konusunda işbirliği içinde çalıştıklarını belirtti.
Orman Genel Müdürlüğü Şube Müdürü Ümit Turhan ise uluslararası gelişmeler doğrultusunda Türkiye’de orman yönetimi ile ilgili bakış açısının biyolojik çeşitliliğin korunması, iklim değişikliği ile mücadele edilmesi, orman ve insan ilişkilerinin geliştirilmesi, orman ekosistem ürün ve hizmetlerinin güçlendirilmesi için daha entegre bir yöne doğru kaydığını dile getirdi.
Proje, Akdeniz Bölgesi’ndeki beş Orman İşletme Müdürlüğü’nde uygulanacak
Turhan, GEF destekli yeni proje ile Türkiye’de orman yönetimi planlamasının daha da güçleneceğini kaydetti.
GEF’in Türkiye’de ve bölgedeki sürdürülebilir orman yönetimi çalışmalarına verdiği desteği anlatan GEF Çevre Uzmanı Ulrich Apel, Türkiye’nin yüksek koruma değerine sahip ormanlarda çoklu faydaları ortaya koyan sürdürülebilir orman yönetimi yaklaşımının önemini vurguladı.
Proje ve faaliyetleri ile ilgili bilgi veren UNDP Türkiye Sürdürülebilir Orman Yönetimi Danışmanı Nuri Özbağdatlı, projenin Köyceğiz, Gazipaşa, Gülnar, Pos, Andırın olmak üzere Akdeniz Bölgesi’ndeki beş Orman İşletme Müdürlüğü’nde uygulanacağını ifade etti.
“Türkiye’de Yüksek Koruma Değerine Sahip Akdeniz Ormanlarının Entegre Yönetimi” projesi GEF finansal desteği ile Orman Genel Müdürlüğü ve UNDP Türkiye tarafından Orman Mühendisleri Odası, ORKOOP, GIZ, Doğa Koruma Merkezi, WWF-Türkiye ve Gold Standard işbirliğinde yapılıyor.
Ayrıntılı bilgi için:
Dr. Katalin Zaim, UNDP Turkey ESD Programme Manager, katalin.zaim@undp.org
Nuri Özbağdatlı, UNDP Turkey SFM Advisor; nuri.ozbagdatli@undp.org
Deniz Şilliler Tapan, UNDP Turkey ESD Programme Communication Expert, deniz.tapan@undp.org
Nisan ayında yapılan Birleşmiş Milletler Orman Forumu, “İnsanlar için BM Orman Ödülleri” törenine de ev sahipliği yaptı.
Ödüller dünyanın dört bir yanından her yaşta insana üç kategori altında sunuldu: Ormanları korumak için sessiz ama kahramanca çalışan kişilere verilen “orman kahramanı” ödülü, kısa film ödülü ve fotoğraf ödülü.
Dünyanın dört bir tarafından gelen ve ormanları korumak, devamlılıklarını sağlamak ve yönetmek için özverili bir şekilde çalışan beş kişiye “Orman Kahramanı” ödülü verildi.
Türkiye’de erozyonla mücadele ve doğal varlıkları koruma konularında uluslararası bir hareket haline gelen TEMA Vakfı’nın kurucusu Hayrettin Karaca da “Orman Kahramanı” olarak ilan edildi.
5 Nisan’da BKH’nin tamamlanması için tam 1000 gün kaldı.
5 Nisan ile 12 Nisan günleri arasında BM, hükümetler, sivil toplum kuruluşları ve diğer uluslararası ortaklarıyla beraber “BKH’de İvme: Harekete Geçmek için 1,000 Gün” kampanyasını yürüttü.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, “BKH, yoksulluğa karşı verilen mücadelede tarihsel bir başarı elde etti. Hedefler yardımıyla küresel ve ulusal öncelikler belirlendi, bu hedeflere ulaşmak için seferber olundu ve böylece büyük başarılara imza atıldı” dedi.
Aşırı yoksulluk oranı yarıya indi
2000 yılında ülke liderleri tarafından kabul edilmesinden itibaren BKH’lere ulaşılması için hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları, bireylerin hayatlarını iyileştirecek büyük ilerlemeler sağlanmasına yardım etti.
Dünyada aşırı yoksulluk oranı 1990 yılından bu yana yarıya indirildi. İlkokula kayıtlı kız ve erkek çocuklarının sayısı ilk defa eşitlendi. Anne ve çocuk ölümleri sayısı düştü.
Dünya sıtma, tüberküloz ve AIDS gibi ölümcül hastalıklarla mücadele etmeye devam ediyor. 1990 yılından bu yana 200 milyon insanın iyileştirilmiş su kaynaklarını ulaşımı sağlandı.
Dezavantajlı insanlara daha fazla odaklanılmalı
Elde edilen bu başarıların devamını ve katkıların artırılmasını sağlamak için BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon uluslararası toplumdan sağlık, eğitim, enerji ve sağlık hizmetleri için hedeflenen yatırımları artırmalarını, kadınların ve kız çocuklarının güçlendirmelerini, dezavantajlı insanlara odaklanmalarını, yardım sorumluluklarına devam etmelerini istedi.
UNDP, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin başarılarına karşı farkındalığın artırılması ve küresel ilerlemenin devamının sağlanmasında üstlenilen sorumlulukların güçlendirilmesi için başlatılan “Binyıl Kalkınma Hedefleri’nde İvme” kampanyasının en önemli katılımcısıydı.
Konuyla ilgili olarak açıklama yapan UNDP Başkanı Helen Clark, “Dünya, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaştıkça daha cesur ve istekli bir 2015 sonrası kalkınma gündemi yaratılacak” dedi.
Helen Clark, 2009 yılından beri UNDP Başkanlığını ve BM Kalkınma Grubu Başkanlığını aynı anda yürütüyor. Aynı zamanda Helen Clark, UNDP Başkanı olan ilk kadın.
Clark, “Bu organizasyonu yönetmek benim için her zaman bir onur ve ayrıcalık. Önümüzdeki dönemde de elde ettiğimiz başarılara yenilerini eklemek için sabırsızlanıyorum” dedi.
Helen Clark, sürdürülebilir insani kalkınma ve yoksullukla mücadelenin gelecek dönemde de UNDP’nin temel hedefleri olmaya devam edeceğini belirtti.
Clark, “Yeni dönemde Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak için sürdürdüğümüz çabaların 2015 ve sonrasında artırılmasına odaklanmaya devam edeceğim. Bu vizyon ile UNDP’yi daha şeffaf, güvenilir ve etkin bir organizasyon haline getireceğiz” diye ekledi.
Helen Clark, UNDP Başkanı olarak ikinci dönemine 20 Nisan 2013 tarihinde başlayacak.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Türkiye Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği tarafından 4 Nisan’da New York’ta düzenlenen üst düzey toplantıya katılan uzmanlara göre yenilikçi mobil teknolojiler gelişmekte olan ülkelerde meydana gelen çatışma ve afet dönemlerinde insanların hayatını kurtarabilir.
Son dönemde meydana gelen doğal afetler, Türk hükümeti ve Turkcell bu alanda öncü adımlara imza attı.
Toplantıda çatışma ve afetleri önlenme, müdahale etme ve iyileşme süreçlerinde bilişim teknolojisinin, özellikle cep telefonlarının, nasıl kullanıldığına dair örnekler gösterildi.
Toplantıda konuşan UNDP Başkan Yardımcısı Rebeca Grynspan, “Doğal afet ve çatışma riski bulunan ülkelerde önleyici tedbirlerle ilgili bilgilerin hızlı bir şekilde paylaşılması can ve mal kaybını engelleyebilir” dedi.
Grynspan, “Mobil teknoloji kriz zamanlarında vatandaşların diğerleriyle ve yetkili kişi ve kurumlarla iletişimini sağlayarak kritik bilgilerin yayılımını sağlıyor” diye de ekledi.
Hayat kurtaran acil durum mesajları
New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde yapılan toplantıda Grynspan, deprem sonrasında hayat kurtaran acil durum mesajlarının iletilmesinde ve yardımlaşma ağının kurulmasında önemli bir rol oynayan Turkcell’i tebrik etti.
Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv, “Van depremi sonrasında edindiğimiz deneyimlerimiz, mobil teknolojilerin kararlılık, hazırlıklı olma ve hızlı hareket etme ile birleştiğinde insanların hayatını kurtarabileceğini bir kez daha kanıtladı” dedi.
“Van için Türkiye kumbarası”
Turkcell deprem sırasında acil yardım çağrısında bulunan 10 binden fazla mesajın iletilmesinde yardımcı oldu.
Deprem sonrasında Turkcell, Milli Eğitim Bakanlığı’nın desteği ve Türk Eğitim Vakfının (TEV) işbirliği ile “Van için Türkiye Kumbarası” projesini başlattı. Bu proje ile öğretmenler ve öğrenciler için depreme dayanıklı ev ve yurtların inşa edilmesi için milyonlarca doların toplandı.
Rebeca Grynspan, “Bu toplantının UNDP’nin ve Türkiye’nin bu alandaki deneyimlerinden yeni bilgiler edinilmesi için eşsiz bir fırsat yarattığını vurguladı. Grynspan ayrıca, “Bu gibi örneklerin dünyanın diğer bölgelerinde nasıl uygulanabileceğini düşünmemiz için de bir başlangıç olacağını umuyorum” dedi.
Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi’nin ev sahipliğinde 23 Nisan’da yapılan toplantıda yardım kuruluşları 2015 sonrasında da küresel kalkınma gündeminin geliştirilmesi için yeni fikirler oluşturdular.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi (UNDESA), OECD Kalkınma için Çalışan Vakıflar Küresel Ağı (netFWD) ve Yardım sağlayanların desteği Küresel Girişimi (WINGS) tarafından düzenlenen ve bir gün süren toplantıda hayır kuruluşları ve BM üye devletlerinden katılan altmıştan fazla temsilciyi biraraya geldi.
Yardım kuruluşlarının kalkınmadaki rolü
Toplantı, hayır kuruluşlarının 2015 sonrasında kalkınma işbirliği sürecine dahil olmalarını kolaylaştıracak etmenlerin değerlendirildiği sürece katkıda bulunarak yeni tartışmaların yapılmasına fırsat verdi.
Ayrıca, toplantıda yardım kuruluşlarının kendi aralarında olduğu kadar hükümetler, BM örgütleri, uluslar arası kuruluşlar ve kar amacı gütmeyen örgütlerle kurdukları başarılı ortaklıkların artırılabileceği ve tekrarlanabileceği konuşuldu.
Bu bölümde Asya ve Pasifik bölgesinde kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınmayı konuşacağız.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu’nun yani ESCAP’ın hazırladığı ‘2013 Asya ve Pasifik Ekonomik Toplumsal Araştırmalar’ raporunu ve raporun Türkiye üzerine notlarını konuşacağız ve konuğum da Bilkent Üniversitesi’nden Ekonomi Bölümü Başkanı Doç. Dr. Selin Sayek. Hoş geldiniz.
Selin Sayek (S.S.): Hoş bulduk.
UNDP Türkiye: 18 Nisan’da aralarında Ankara’nın da bulunduğu pek çok merkezde dünya çapında açıklandı rapor ve siz de Türkiye’deki bu toplantı sırasında rapora dair notlarınızı aktarmıştınız. Bir iki bilgiyle başlamak istiyorum, rapora dair. İlk kez duyanlar olabilir. Birleşmiş Milletler’in Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu, kısa adı ESCAP’ın, her sene bir rapor hazırlıyor: ‘Asya ve Pasifik Ekonomik Toplumsal Araştırmalar’ raporu. Bu seneki başlık da ‘Kapsayıcı ve Sürdürülebilir Bir Kalkınma için Geleceğe Dönük Makroekonomik Politikalar’ şeklindeydi. Türkiye’nin de dahil olduğu bir bölge olduğunu söylemek lazım değil mi? Aslında bu biraz şaşırtıcı, Türkiye’nin Asya Pasifik Bölgesi’nde duymaya alışık olmadığımız bir bölge Türkiye’nin içinde olması açısından. Bu bölge dünya genelinde yoksulların üçte ikisini ve güvenilir geçim kaynağı olmayan 1 milyardan fazla nüfusu barındırıyor. Çin, Hindistan gibi pek çok ülke olmasına rağmen önemli ekonomik büyümeleri olan bu ülkelerin yanında, rapor ekonomik büyümenin kapsayıcı ve sürdürülebilir bir kalkınmaya dönüşmediğine dikkat çekiyor. Çok hızlı bir özet bu şekilde. Rapora göre, bu durumun temel sebebi ne? Acaba neden ekonomik büyüme kapsayıcı ve sürdürülebilir bir modele dönüşemiyor?
S.S.: Şimdi esasında geçmiş on yıllara baktığınız zaman bütün dünyadaki genel hedef, pastayı büyütmek üzerine kuruluydu. Hiçbir zaman dağılım üzerinden giden hedefler konmuyordu makroekonomik olarak. Her ne kadar biz bunları akademik ortamlarda tartışıyor olsak da politikalar genelde toplam büyüklükleri büyütmek üzerineydi. Bunun dağılımına yönelik politikalar aktif bir şekilde uygulanmıyordu. Bu rapor ve rapordan daha önce son bir iki sene içinde Birleşmiş Milletler’in de liderliğini yaptığı bir takım gelişme hedefleri, kalkınma hedefleri içerisine nihayet biz çevre, sağlık, eğitim, kapsayıcılık gibi daha sosyal bilimlere has ve esasında programlarda olması gereken şeyleri konuşmaya başladık. Bu açıdan rapor esasında çok önemli bir rapor. Nihayet şunu söylüyor bize: Sadece pastayı büyütmeyelim, pastayı paylaşmaya yönelik de bir şeyler yapalım. Bunu yaparken de proaktif hükümet politikaları uygulayalım. Yani olacak diye düşenmeyelim, olması için hükümet ve devletin aktif bir rol oynadığı bir ortam sergileyelim.
UNDP Türkiye: Pasta büyürken aynı zamanda bunu doğru bir şekilde dağıtalım ve doğru bir şekilde kanalize edelim diyor rapor. 2012’ye dayalı 2013 tahminleri de var raporda. 2012’de yüzde 5,6 imiş bu bölgede büyüme oranı. 2013’te yüzde 6 olabilir diye bir öngörüsü var. Bu durum bölgede yeni bir normal olarak kabul görebilir yani bu düşük oranlı büyüme artık yeni bir normale doğru gelişebilir ve 2017 yılının sonuna kadar 1,3 trilyon dolar değerinde ekonomik üretim kaybına sebep olabilir diye bazı uyarıları da var raporun. Bu açıdan baktığınızda raporun bu öngörülerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
S.S.: Ben bu öngörülerle hem fikirim esasında. Bu öngörülerin temelinde yatan varsayım bu küresel krizden kaynaklı, özellikle gelişmiş ülkelerin dünya ekonomisine katkısının sınırlı olacağı varsayımı. Bu varsayım gittikçe gerçeğe daha yakın bir tablo sergiliyor. Avrupa Birliği’ndeki sorunlar, Amerika’nın beklediğimizden yavaş toparlanıyor ama toparlanıyor olması. Bütün bunlar esasında bu bölgenin açılabileceği pazarlarda sıkıntı anlamına geliyor. Dolayısıyla rapor da şunu çok doğru bir şekilde ortaya koyuyor: Eğer açılabileceğimiz gelişmiş ülke pazarları sınırlanıyorsa bu yeni normu kabul etmek yerine kendi içerimizde, bu bölge içerisinde, birtakım birliktelikler, ortaklıkları artırarak biz büyümeyi bu normdan daha yükseğe çekelim. Çünkü yüzde 6 yüksek gözükmekle birlikte biraz önce sizin de söylediğiniz gibi fakir oranı çok yüksek bir bölgede yüzde 6’lık büyüme yetersiz bir büyüme.
UNDP Türkiye: Normal ve iyi bir büyüme olarak görülmemesi gereken bir rakam olduğunu söylüyor rapor.
S.S.: Görülmemesi gerekir.
UNDP Türkiye: Diğer bir deyişle, Asya Pasifik ülkelerinin ekonomik büyümesini yavaşlatan faktörlere, karşı karşıya olduğu belirsizliklere, kalkınma ve altyapıdaki büyük uçurumlara, iklim değişikliği ile ilişkin risklere de tabii dikkat çekiyor rapor. Bu anlamda şimdi Türkiye’ye dönelim. Bu parantezi tekrar açalım yani Türkiye’yi de aslında bu rapor Asya ve Pasifik Bölgesi içinde gördüğünü vurgulayalım. Bölgeyle aynı kaderi paylaşıyor mu acaba Türkiye o açıdan baktığınızda, notları ne Türkiye’ye ilişkin?
S.S.: Türkiye’deki büyüme oranının yüzde 6’dan çok daha düşük olması öngörülüyor esasında önümüzdeki yıl. Raporda da öyle, bizlerin de düşüncesi bu yönde. Şimdi bu raporu şöyle değerlendirmek gerek: Türkiye coğrafi olarak, esasında yapısal olarak da, bu ülke gruplarından farklılık gösteren bir ülke. Türkiye daha ziyade Orta Avrupa ülkelerine yakın iktisadi bir yapı sergiliyor. Ama şöyle ortak sorunları var. Bu raporda da değinilen birtakım yapısal sorunlar var: Eğitim eşitliği, sağlık eşitliği, çevre bilinçsizliği… Bunlar Türkiye için de söyleyebileceğimiz sorunsallar. Ama biraz önce söylediğiniz yüksek orandaki fakirlik Türkiye’de aynı oranda yok. Türkiye’de bu gelir dağılımı eşitsizliği olmakla birlikte Asya Pasifik ülkelerinin genelinden çok daha iyi. Ama tekrar bence vurgulamakta fayda var: Büyüme oranı olarak Türkiye’de yüzde 6 olursa mutlu oluruz. Yüzde 6 değil, yüzde 4’ler civarı öngörülüyor. Bunun da temelinde bizim Avrupa Birliği ile bağlantımızın çok daha derin olması yatıyor. Yani Asya Pasifik, Avrupa’daki krizden küresel bir kriz olarak etkileniyor ama Türkiye hemen bütün ekonomik bağlantıları en derin ülke olarak etkileniyor. Yapısal sorunlarımız da bunun üstüne binince, bölgeyle ortak paylaştığımız yapısal sorunlar ve AB ile daha derin ilişkiler beraberinde yüzde 6’dan daha düşük bir büyüme Türkiye için öngörülüyor.
UNDP Türkiye: Raporda az önce bahsettiğiniz bölgenin kendi içindeki ortaklıklar ve kalkınma dayanışmalarının geliştirilmesi bir formül olarak sunulmuş. Bu Türkiye için de bir çıkış olabilir mi?
S.S.: Tabii ki olabilir. Hatta zaten hükümetin programında sıkça söylenen bir şey bu. Türkiye’nin bu bölgeyle ticari bağı daha derinleşebilecek, potansiyeli yüksek bir bağ olarak gözüküyor. Her ne kadar son yıllar içerisinde artmış olsa da hem ticaret hem de yabancı yatırımlar anlamında Türkiye’nin Asya Pasifik’te güçlenebilecek bağları olduğu ortada. Bu yönde birtakım yatırımlar yapmakta fayda olduğunu düşünüyorum ben. Ama bunu yaparken var olan Avrupa Birliği bağlarının yerine bunu düşünmek değil, onunla birlikte düşünmekte fayda olduğunu da düşünüyorum.
UNDP Türkiye: Tabii rapordan gidecek olursak sadece ekonominizi büyütün diyip bırakmıyor. Bunu sürdürülebilir kılın ve kapsayıcı yapın ve dolayısıyla sosyal sektörlerinize yatırım yaparak bunu bütün vatandaşlarınızın paylaşacağı bir refaha dönüştürün diye bir tavsiyeleri var ve altı maddelik bir politika paketi de var raporun içinde. Bunun içinde sosyal koruma paketi, sürdürülebilir kalkınma için gereken yatırımlar ile ilgili öneriler var. Dahası yine bu rapora göre Türkiye politika paketinin gerektirdiği harcamaları kendi öz kaynaklarıyla karşılayabilecek durumda. Bu yatırımların hayata geçmesi makroekonomik açıdan da herhangi bir olumsuzluk yaratmaz şeklinde öngörüleri var. Siz nasıl görüyorsunuz? Türkiye için bu politika paketi nasıl değerlendirilmeli ve bunu uygulamak için neler yapılmalı?
S.S.: Bu politika paketinin temel prensibi kapsayıcılık, sosyal güvenliğin artırılması, çevre bilincinin de bu kararlara dahil edilmesi. Bu açıdan bence çok uygun bir paket. Fakat şunu söylemekte fayda var: Burda kaynak ihtiyacı, işte Türkiye’nin gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 6’sı gibi bir rakam olarak söyleniyor ve bu ulaşılamaz bir rakam değil deniyor. Ama şunu unutmamalıyız: Türkiye zaten çok yüksek cari açıklar veren bir ülke. Dolayısıyla Türkiye şu anda yaptığı işleri yurtdışından borçlanarak yapan bir ülke. Eğer siz yüzde 6 daha kaynak ihtiyacımız var diyorsanız ya bunu yerel kaynaklardan oluşturmak üzere bu paketi destekleyecek ek paketler yapmanız gerekiyor ya da yurtdışından borçlanmanın daha uzun soluklu olacağını göz önüne almanız gerekiyor. Dolayısıyla bu paket bence güzel bir paket çünkü eğitim, sağlık, çevre gibi sosyal olarak çok önemli iktisadi olgulara vurgu yapıyor. Türkiye bu paketi yapabilir ama bu paketin yanına Türkiye’nin o zaman bir de tasarrufları artırmaya yönelik politikalarını eklemesi gerekir.
UNDP Türkiye: Sözünü ettiğimiz rapor Asya Pasifik Bölgesi Ekonomik ve Sosyal Komisyonu’nun hazırladığı ‘2013 Asya Pasifik Ekonomik Toplumsal Araştırmalar’ Raporu. undp.org.tr adresinden indirilebilir ve aynı zaman Türkçe özetini de bu adres üzerinden bulabilirsiniz. Bu tartışmaya katkıda bulunmak isterseniz Twitter üzerinden #yeniufuklar etiketiyle bizlere görüşlerinizi iletebilirsiniz. 18 Nisan’da açıklandı aralarında Ankara’nın da bulunduğu pek çok yerde ve Türkiye’deki bu açılış toplantısında Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı Doç. Dr. Sayın Sayek de vardı. Kendisiyle raporu ele aldık. Çok teşekkürler programımıza katıldığınız için.
S.S.: Ben teşekkür ederim.
UNDP Türkiye: Ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye temsilciliğinin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu bölümünün de sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi radyosu Radyo İlef’te hazırladık. Programımıza podcast formatında iTunes üzerinden, İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, elliye yakın ilde Polis radyosundan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!
Çalışma ziyaretinin ana teması, toplumsal cinsiyet eşitliği ve Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitliği mekanizması idi.
Delegasyon temsilcileri, Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği mekanizmasının işleyişinde ve politika yapımında aktif olarak rol alan paydaşlar ve kurumlar ile görüştü ve deneyimlerini paylaştı.
Heyet, UNDP Türkiye’nin yanı sıra ilgili merkezi ve yerel kurumlar ile, sivil toplum örgütleri ile ve üniversite temsilcileri ile görüştü.
Bu kurumlar arasında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, ODTÜ Kadın Çalışmaları Merkezi, Bursa Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi de vardı.
Afganistan Bağımsız Yerel Yönetim Reformu Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kıdemli Danışmanı Najia Afsar çalışma ziyaretine ilişkin şunları söyledi: “Yapılan çalışma ziyareti ile Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği mekanizmasının yapısı, araçları, işleyişi ve ulusal politikalara ve programlara dâhil olma sürecini yerinde gözlemleme imkânı bulduk.”
UNDP Afganistan Ulusal Kurum İnşası Projesi temsilcisi Nilofar Barikzai, “Büyük verimlilikle sonuçlanan ziyaret neticesinde, gözlemlerimizi ülkemize taşıyarak toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen yerel ve merkezi politikalar üretilmesine yardımcı olmak artık bize düşüyor” dedi.
Geçtiğimiz on yıl içerisinde, toplumsal cinsiyet ve kadının güçlendirilmesi konuları, Afganistan İslam Cumhuriyeti’nin tüm politika çalışmalarında ön saflarda yer aldı.
Afganistan Ulusal Kalkınma Stratejisi toplumsal cinsiyet ile ilgili endişeleri, tüm sektörlerin ‘ortak sorumlulukları’ olarak ifade ediyor.
Bu doğrultuda, ilgili Bakanlıklar bünyesinde toplumsal cinsiyete duyarlı birimler kurulması ve kamu görevlilerinin kamusal aktivitelerde toplumsal cinsiyet bileşenini ana akımlaştırmaları konularında pek çok adım atıldı.
Afgan heyet ile bilgi ve deneyim paylaşımlarının yapılacağı etkinlikler düzenlenmeye devam edilecek.
Güney-Güney işbirliği projesi TİKA ile UNDP tarafından ortaklaşa yürütülüyor.
İstanbul’da Nisan ayında yapılan toplantılarda, özel sektör ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile bir araya gelindi.
Özel sektörün ve sivil toplum örgütlerinin Türkiye’nin diğer gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler ile yaptığı kalkınma işbirliği çalışmalarına katılımının güçlendirilmesi için görüş alışverişinde bulunuldu.
İlk toplantı 12 Nisan’da İstanbul UNDP Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’nin desteği ile yapıldı. Bu toplantıda özel sektör temsilcileri ile TİKA, Dışişleri Bakanlığı ve Kalkınma Bakanlığı temsilcileri bir araya geldi.
Toplantıda UNDP Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi’nden temsilciler, kalkınma işbirliği alanında dünyadaki yenilikçi uygulamalardan bahsetti.
Ayrıca katılımcılar, Türkiye’nin kalkınma işbirliği faaliyetlerine özel sektörün katılımının artmasını sağlayacak uygulamaları tartıştılar.
İkinci toplantı 26 Nisan’da İstanbul’da, bu kez sivil toplum kuruluşlarından gelen temsilciler ile yapıldı.
Toplantının amacı, Türk sivil toplum kuruluşlarının yurtdışında kalkınma faaliyetlerine ve insani faaliyetlere daha fazla katkıda bulunmalarını sağlamaktı.
UNDP’nin Çin Ofisi için hazırlanan donör ve sivil toplum kuruluşu işbirliği üzerine yapılan araştırmanın yazarı Brian Tomlinson, araştırmasının sonuçlarını katılımcılar ile paylaştı.
UNDP’nin Bratislava Bölge Ofisi uzmanlarından Barbora Lateckova da Doğu Avrupa donörlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının deneyimlerini anlattı.
Her iki toplantıda, sivil toplum kuruluşlarının, kamu ve özel sektör temsilcilerinin Türkiye’nin kalkınma işbirliği politikası ve stratejisi ile ilgili görüşlerini paylaşma fırsatı buldu.
Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi projesi ve GEF Küçük Destek Programı (SGP) – COMDEKS desteğinde yapılan “Kadın Balıkçılar” projesi kapsamında Akdeniz Koruma Derneği (AKD) tarafından yapılan araştırmaya göre balıkçılık mesleğini sürdüren kadınların çoğunluğunun yaşı 40’ın üzerinde ve bu kadın balıkçılar devlet ve toplum tarafından yeterli ilgiyi göremiyor.
Zorluklara rağmen 170’e yakın kadın balıkçı var
Kadın balıkçılara yönelik bu ilgisizlik ve destek yoksunluğu, onların mesleklerinde gün geçtikçe daha çok zorlanmalarına yol açıyor.
Yapılan son araştırmalar, Gökova Körfezi’nde ve diğer Güney Ege kıyılarında balıkçılık mesleğini eşi ile ya da yalnız yapan 170 civarında kadın balıkçı olduğunu gösteriyor.
Temsilde de sorun yaşanıyor
Kadın balıkçıların, mesleki örgütlenmelerde de yeteri kadar temsil edilmediği, hemen her konuda sürekli geri planda kaldığı ve mesleki anlamda yok sayıldığı görülüyor.
Bu nedenle, balıkçı kadının hem meslekte devamlılığını sağlamak, hem de mevcut durumunu iyileştirmek ve geliştirmek için balıkçılık politikalarında bazı yasal düzenlemeler yapılması gerekiyor.
Genç nüfus balıkçılık yapmak istemiyor, aile balıkçılığı tehlikede
Yapılan araştırmada elde edilen bir diğer veriye göre, kıyı kesiminde yaşayan genç nüfus balıkçılık mesleğini yapmak istemiyor.
Bu durum özellikle aile balıkçılığının devamlılığını tehlikeye sokuyor.
“Hayalet Ağ Avcıları” projesi Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi ve GEF Küçük Destek Programı (SGP) – COMDEKS desteğiyle yapılıyor.
“Yeşil balık” rehber olacak
Gökova Yelken Kulübü ve Akdeniz Koruma Derneği ortaklığında yürütülen projenin ilk etaplarından olan kayıp ağların yerlerinin belirlenmesi aşaması için çalışmalara Gökova Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Bölgesi’nde başlandı.
Bölgedeki su ürünleri kooperatiflerinin desteğiyle bölgenin haritası üzerinde en sık ağ kaybedilen yerler “yeşil balık” ile işaretlendi.
Ağlarını kaybeden balıkçılarla birlikte gidildi
Saha çalışmalarında balıkçıların ağ atıp kaybettikleri yerlere, balıkçılarla birlikte gidilerek söz konusu mevkîler de harita üzerinde işaretlendi.
Yapılan çalışmalar sonucunda toplam 25 yeni mevkî haritaya işaretlendi.
Sırada dalışlar var
Deniz ve hava koşullarına bağlı olarak Nisan ayından başlayarak belirlenen alanlara keşif dalışı yapılacak.
Buralarda bulunan av malzemesi ve ağların durumu saptanacak ve bunları dipten çıkartmak için ön çalışmalar yapılacak.
“Sorumlu Balıkçılık Uygulamalarına Geçiş” projesi, Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi ve GEF Küçük Destek Programı (SGP) – COMDEKS tarafından destekleniyor.
ODTÜ’den destek
Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD), tarafından yürütülen projenin eğitim seti içindeki oyun ve oyuncaklar, ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü öğrencileri tarafından geliştirildi.
Tasarımlar, 1. Sınıf Temel Tasarım Stüdyosu Öğretim Ekibinin semineriyle başlayan bir haftalık grup çalışması ile yapıldı.
10 farklı oyun ve oyuncak tasarlandı
Seminerde, önce uzmanlar deniz ve insan ilişkileri ve çocukların algısı üzerine bilgiler aktardılar.
Seminerin ardından, dörder ya da beşer öğrenciden oluşan on grup, seminerle edindikleri bilgiler ışığında kendilerine verilen kavramları yorumlayarak on farklı oyun ya da oyuncak tasarımı yaptılar.
Oyunlarda temel amaç; çocuklara çevreyi korumayı, ilgili yasaklara uymayı ve sorumlu bir balıkçı olmayı benimsetmek.
Yaz döneminde geliştirmeye devam edilecek
Çalışma kapsamında ortaya konan oyun ve oyuncak tasarımlarının geliştirilmesine yaz döneminde de devam edilecek.
Söz konusu oyunlar ve oyuncaklar, “Sorumlu Balıkçılık Uygulamalarına Geçiş Projesi” kapsamında hazırlanan eğitim seti içinde yer alacak.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na bağlı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ile birlikte yürütülen projenin internet sitesi açıldı.
Küresel Çevre Fonu'nun (GEF) finansal desteği ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte uygulanan projenin internet sitesinde, enerji kimlik belgesi, binalarda enerji performansı, enerji tasarrufu ipuçları gibi konularda bilgi veriliyor.
Ayrıca, internet sitesinde proje hakkında bilgiler ve proje faaliyetleri ile ilgili haberler de yer alıyor.
İnternet sitesinde, Bütünleşik Bina Tasarımı ile ilgili ayrıntılı bilgilerin bulunduğu bir mikro siteyi de barındırıyor.
Mikro sitede bütünleşik bina tasarımı yaklaşımı ile yapılacak olan demo binalar da tanıtılıyor.
Projeyle, bina enerji performansı standartlarını yükseltmek, ilgili mevzuatın uygulanmasını desteklemek ve güçlendirmek, bina enerji yönetimi standartlarını geliştirmek ve bütünleşik bina tasarımı yaklaşım uygulamalarını sergilemek, tanıtmak, yaygınlaştırmak ve böylelikle Türkiye'de binalarda enerji tüketimini ve dolayısıyla sera gazı salımlarını azaltmak amaçlanıyor.
Ayrıntılı bilgi için: www.surdurulebilirbinalar.net
[BAGLANTILAR]
Küresel olarak düzenlenen toplantıda pek çok BM, Dünya Bankası ve çok uluslu şirket temsilcileri ve BM Küresel İlkeler Sözleşmesi yerel ağında görev yapan uzmanlar biraraya geldi.
Toplantıda, yerel büyümeyi ve iş olanağı yaratan yetenekleri geliştirme programlarını destekleyecek öncü sektörler, afetlere hazırlık ve afet sonrası güçlendirme çalışmalarına özel sektörün dahil edilmesi ve ülkeler düzeyinde küresel girişimlerin yapılması sürecine özel sektörün katkısı tartışıldı.
Ulusal Gönüllülük Komitesi şu an eğitim, gençlik, çevre ve kalkınma gibi farklı alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları ve BM temsilcilerinden oluşuyor.
Komitede böylece 17 kurum ve 5 bireysel üye bulunuyor. Çeşitli çalışma alanlarından gelen komite üyeleri ile gönüllülüğün, tüm sektörler ve toplumun her kesimini kapsayan doğasını yansıtmak amaçlandı.
Komite, gönüllülüğün tanınmasını, güçlendirilmesini ve yaygınlaştırılmasını destekleyen stratejik bir danışma organı olarak hareket edecek.
2012 yılında, Komite’nin kuruluş çalışmalarını başlatan Birleşmiş Milletler Gönüllüleri Programı Yöneticisi Ulla Gronlund komitenin kuruluşu ile ilgili olarak "İşbirlikçi bir komite kurmanın tam zamanıydı. Gönüllük alanında, işbirliği ile ele alınması gereken birçok ortak zorluk mevcut. Bu komite, gönüllülüğün gelişebileceği bir ortam yaratmaya destek olacak" açıklamasını yaptı.
Gönüllülük alanında kurulan ilk işbirlikçi komite olan Ulusal Gönüllülük Komitesi, vatandaşlar ve politika yapıcılar nezdindeki gönüllülük ve onun bireyler ve toplumların refahı adına yaptığı katkılar konusunda farkındalığı artırmada önemli bir rol oynayacak.
Sosyal İnovasyon Merkezi’nden Suat Özcağdaş, gönüllülüğe ülke çapında önem verilmesi gerektiğini vurgularken şunları söyledi: "Gönüllülük, ilerlemenin sadece ekonomik getiriler ile ölçülemez olduğunu kabul eden tüm stratejilerin önemli bir bileşenidir. Bu tür kalkınma stratejileri, insanın yalnızca kişisel çıkarlar ile değil ancak derinden gelen değerler ve inançlar ile motive olduğunu kabul eder.’’
Ulusal Gönüllülük Komitesi, önümüzdeki aylarda kendi iç işleyişini düzenleyecek ve önümüzdeki birkaç yıl içinde de stratejik planını geliştirecek.
Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nden Hatice Kapusuz, Komite’ye katılmak isteyenleri şu sözlerle davet ediyor: "Herkesin dâhil olduğu bir komite olmak istiyoruz, bu nedenle katılmak isteyen herkes için bir yer var. Katılmak isteyenler, Haziran ayına kadar başvurularını yapabilirler’’
Ulusal Gönüllülük Komitesi kurucu üyeleri:
Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği, Türk Kızılayı Derneği, Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG), Tür kiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA), Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), Sosyal İnovasyon Merkezi, Özel Sektör Gönüllüleri Derneği, Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği, Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi, Kırıkkaleli İşadamları ve Yöneticiler Derneği (TÜRKİAD), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği İzmir Şubesi, Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV), Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türk Ulusal Ajansi, Birleşmiş Milletler Gönüllüleri ve Aydın Çetin, A. Duygu Fendal, Hülya Denizalp, Gelnta Achmetoglou, Timur Timothy Tiryaki
Daha fazla bilgi için:
Burcu Tamgac Morel, United Nations Volunteers
Burcu.morel@undp.org Tel: 0312 454 1112
“Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar” isimli rapor, Birleşmiş Milletler Temsilci vekili Mustapha Sinaceur, ESCAP uzmanı Alberto Isgut ve Bilkent Üniversitesi’nden Doç. Dr. Selin Sayek Böke’nin katılımıyla tüm dünya ile aynı anda 18 Nisan’da Ankara’da açıklandı.
Bu seneki raporun başlığı “Kapsayıcı ve Sürdürülebilir bir Kalkınma için Geleceğe Dönük Makroekonomik Politikalar” idi.
Kapsayıcı ve çevre dostu büyüme önemli
Birleşmiş Milletler (BM), Asya-Pasifik ekonomilerinin büyüme oranlarında dış faktörlerden kaynaklanan geçen yılki sert düşüşün ardından, 2013 yılında düşük oranda bir büyüme kaydedileceğini bildirdi.
BM, geniş kapsamlı ve sürdürülebilir bir kalkınma sağlamak için, talebi arttırma yönündeki çabaların makroekonomik program düzeltmeleriyle birlikte gerçekleşmesi gerektiğini kaydetti.
Bölgenin ekonomik gelişiminin, artan gelir eşitsizlikleri ve ciddi boyutlara ulaşan doğal kaynak tüketiminden etkilenmekte olduğunu ortaya koyan rapor, makroekonomik politikaların, bölgeyi, 2015 yılı sonrası kalkınma gündeminde de büyük önem taşıyan daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir büyüme hedefine yönlendirmek için önemli bir rol oynayabileceğini vurguluyor.
ESCAP tarafından yayımlanan raporda kapsayıcı ve çevre dostu bir büyümenin, devam etmekte olan küresel belirsizliğin ortasında yeni ekonomik hareketlilik kaynakları yaratabileceği söyleniyor.
Rapor, küresel krizin başladığı dönemden itibaren Avro Bölgesi’nin ve ABD’nin ekonomi politikalarında görülen belirsizliklerin, bölgesel gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 3’ünü kırparak 870 milyar dolar değerinde üretim kaybına sebep olduğunu kaydediyor.
BM Genel Sekreter Yardımcısı ve ESCAP Başkanı Dr. Noeleen Heyzer, Raporun önsözünde “Daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir ekonomik ve toplumsal kalkınma modeli ihtiyacının kritik bir rol oynamaya devam etmesi sebebiyle, 2013 Raporu bize bu dönemin kayıtsız kalınacak bir dönem olmadığını hatırlatıyor” dedi.
Büyüme oranında görülen sınırlı yükseliş
ABD’nin istikrarlı bir şekilde büyümesinden doğan küresel talepte beklenen artış ve belli başlı ekonomilerde yeni yeni ortaya çıkan sınırlı yükselişin, gelişmekte olan Asya-Pasifik ülkelerindeki büyüme oranını 2012 yılında %5.6’dan 2013 yılında %6’ya çıkarması öngörülüyor.
Türkiye, raporda Güney ve Güney Batı Asya başlığı altındaki bölümde ele alınıyor. Küresel ekonominin yeniden zayıflaması sebebiyle Türkiye’de büyümenin yavaşladığı, enflasyonist baskıların sürdüğü, bütçe açığında görülen hafif artışın sürme ihtimalinin olduğu belirtiliyor.
Ban Ki-moon, 2 Nisan’da kutlanan Dünya Otizm Farkındalık Günü mesajında şunları da söyledi: “Şimdi, daha kapsayıcı bir toplum için çalışma vakti. Otizmli bireylerin yeteneklerini keşfetme ve bu bireylerin potansiyellerini gerçekleştirmelerine yardım etme vakti.”
Otizm, iletişim becerilerinde, sosyal ilişkilerde ve sınırlanmış, tekrarlanan davranış durumlarında çeşitli derecelerde görülen bozukluklarda kendisini gösterir.
2 Nisan’da otizmli bireylerin yeteneklerini kutlamak için, New York’ta iki panel toplantısı yapıldı.
Akademisyenlerin ve sivil toplum örgütleri temsilcilerin katıldığı bu panellerde, “Otizm Müzikali” filminde öne çıkan Neal Katz, Fulbright bursiyeri, Pakistanlı otizm hastası Fazli Azeem ve çocuğu otizm hastası olan Somali’den İdil Azeem de vardı.
New York’taki BM merkezi, bu günde ayrıca otizmli oyuncuların da bulunduğu “Talina ve Mucize Proje” grubundan bir müzik performansına da ev sahipliği yaptı.
“Farkındalık açığı” için bir karar
Kasım ayında Genel Kurul, Otizm ve Gelişim Yetersizlikleri üzerine özel bir üst-düzey toplantı yaptı.
Üye ülkeler, yapılan araştırmalarını güçlendirmeleri ve sağlık, eğitim, istihdam ve diğer gereklilik arz eden hizmetleri artırmaları için hükümetleri teşvik eden yeni bir kararı kabul etti.
Kabul edilen bu karar aynı zamanda otizm ve otizmli hastaların tedavisi konularındaki özellikle gelişmekte olan ülkelerin “farkındalık açığı”nın kapatılmasını amaçlıyor.
Milyonlarca insanın sağlığına direk etki eden sıtma aynı zamanda ekonomiyi ve kalkınmayı da dolaylı olarak etkiliyor.
25 Nisan’da kutlanan Dünya Sıtma Günü’nde, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) da bu ölümcül hastalığa karşı verilen savaşın hızlandırılması çağrısında bulundu.
‘Sıtmayı Etkisiz Hale Getir’
Aynı zamanda UNDP, sıtmayı küresel gündemde ön plana almak ve evrensel hedefler doğrultusunda kaydedilen ilerlemeyi takip etmek için siyasi bir sorumluluk yaratmayı amaçlayan ‘Sıtmayı Etkisiz Hale Getir’ (Roll Back Malaria) kamu-özel ortaklığının kurucu üyesi.
‘Sıtmayı Etkisiz Hale Getir’ (Roll Back Malaria)beş yüzden fazla örgütü aynı çatı altına toplayan ve 15 yıldır faaliyet gösteren bir kuruluş.
UNDP, ‘Sıtmayı Etkisiz Hale Getir’ (Roll Back Malaria) ve diğer BM ortakları barınma, gelir eşitsizliği, toplumsal cinsiyet ve eğitim gibi alanlarda sıtmanın toplumsal etkilerine dikkat çekmek için birlikte çalışıyor.
Hükümetler ve sivil toplum örgütlerini kapsayan çok sektörlü yaklaşım ile ülkelere sıtma programlarının daha etkili olması için yardım ediliyor.
Sıtmayı kontrol altında tutmak için 5 milyar dolar gerekiyor
Sıtmanın etkilerini kontrol altına almak için yapılan müdahaleler sadece insanların hayatlarını kurtarmakla kalmıyor bununla beraber okul devamsızlığını azaltma, yoksullukla mücadele ve anne ve çocuk sağlığı iyileştirmek gibi diğer sağlık ve kalkınma hedeflerinde de ilerleme kaydedilmesini sağlıyor.
Sıtmayı kontrol altında tutmak için gereken miktar yılda 5 milyar dolar olmasına rağmen mevcut durumda kullanılabilen ulusal ve uluslararası kaynaklar bu miktarın yarısından bile daha az.
2012 Dünya Sıtma Raporu’na göre sıtma ölümlerinin yüzde 90’ı Afrika’da gerçekleşmekte ve bu oran dahilinde ölenlerin çoğunluğunu beş yaş altı çocuklar oluşturmaktadır.
Bu bölümde tarım ve kırsal kalkınma hakkında konuşacağız.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde Türkiye’de tarım ve kırsal kalkınmanın bağlantısı hakkında konuşacağız ve konuğum da Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Tarım Ekonomisi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk. Hoşgeldiniz.
Bülent Gülçubuk (B.G.): Hoşbulduk, teşekkür ederim.
UNDP Türkiye: Siz aynı zamanda Ankara Üniversitesi’nde yine Kalkınma Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürüsünüz. AKÇAM diye de kısaltabiliyoruz bu merkezin kısa ismini. Bülent Bey küresel olarak dünya yoksul nüfusunun yüzde 75’ini de kapsayan 3 milyar kişi kırsal bölgelerde yaşıyor. Türkiye’ye baktığımızda da her dört kişiden biri kırsal kesimde yaşıyor ve bu kesimin de elbette en önemli geçim kaynağı tarım. Bu anlamda tarım ve kırsal kalkınma arasındaki ilişkiyi açıklar mısınız?
B.G.: Tabii. Aslında sizin de vurguladığınız gibi kırsal alandakiler sadece tarıma bağlı bir yaşam sürdürmek zorunda kalıyor dünyanın genelinde. Aslında bizim amacımız kırsal alanda tarım dışı istihdam alanları da yaratabilmek ama bu anlamda dünyada pek de başarılı olmuş proje veya ülke yok. Şimdi dünyada sizin de vurguladığınız gibi nüfusun yüzde 75’i, yoksul olanların yüzde 75’i kırsal alanlarda yaşıyor. Bu şöyle bir kavram ortaya çıkarıyor: yoksulluğunun kırsallaşması gibi bir kavramı dünyada ortaya çıkarıyor. Burada aslında bir de dramatik sonuç var. O da nedir: kırsalda yaşayıp ürettiğini tüketemeyen bir yapı var. Kırsaldakilerin geçim kaynağı tarım; fakat kendi ürettiklerini tüketemeyen bir yapı var. O da neyle sonuçlanıyor: yoksulluk ve açlıkla. Dünyada şu anda yaklaşık 1.2 milyar nüfus açlıkla pençeleşiyor. Bu 1.2 milyar nüfusun da 1 milyarı kırsalda yaşıyor ve tarımla uğraşıyor. Şimdi bu bize paradigma olarak ters bir yapı ortaya koyuyor. Türkiye açısından baktığınız zaman da Türkiye’de de nüfusun, vurguladığınız gibi, yaklaşık yüzde 25’i idari statü anlamında kırsal alanda yaşıyor; fakat Türkiye’deki yoksulların da yaklaşık yüzde 75’i yine kırsalda maalesef. Kentsel alanlarda yoksulluk yüzde 8 – 9’larda ama kırsala gittiğiniz zaman yüzde 35 – 36’larda. Kırsaldakiler neyle geçinmeye çalışıyor tarımla. Demek ki Türkiye’de ve dünyada kırsal alanda tarım tek başına bir geçim kaynağı olmaktan uzak. Yapacağımız nedir: kırsal alanda tarıma dayalı sanayiyi geliştireceğiz, kırsal sanayiyi geliştireceğiz ve tarım dışında bu insanlara istihdam alanları yaratacağız.
UNDP Türkiye: Rakamlara baktığımız zaman kırsal kesimde yaşamak ve yoksulluk arasındaki bağlantının veya algının bu şekilde olmasını güzelce açıklamış olduk bu şekilde. Sektörel bazda bakıldığında da en yüksek yoksulluk oranı yüzde 40’la ortalama kırda yaşayıp tarım sektöründe yaşayan fertlerdi siz de vurguladınız. Ayrıca tarım sektöründe sosyal güvenlikten yoksun çalışanların oranı da çok yüksek. En yüksek yoksulluğun, yoksulluk oranının tarım sektöründeki fertlerde olmasının sebebi nedir size göre?
B.G.: Şimdi şu anda Türkiye’deki yoksul nüfusun yüzde 75’i tarımda yaşıyor ama bu biraz da milli gelirle ilgili bir olay. Şimdi nedir milli gelirle ilgisi, Türkiye’de kişi başına yaklaşık 11 bin dolar milli gelir düşüyor. Kırsal alana gittiğiniz zaman bu 3.500 dolara düşüyor. 3.500 dolar da ortalama bir rakam. Türkiye’deki tarım işletmelerinin yaklaşık yüzde 90’ı küçük işletme olduğunu düşünürseniz bu yüzde 90’lık küçük işletme için milli gelir 2.000 doların da altına düşüyor. Peki neden? İşte cevabı aslında az önceki kavramın içinde saklı. Küçük işletmecilik Türkiye’de yaygın. Nedir o: işletme başına 100 dekarın altında olan işletme sayınız yüzde 90’dan daha fazla ve bunlar küçük üretici, gerekli girdileri elde edemiyorlar, pazara yönelik üretimde bulunamıyorlar, tasarruflarını üretim anlamında değerlendiremiyorlar. İşletme büyümediği için de kronik bir yoksulluğa mahkum kalıyorlar. Aslında son zamanlarda şöyle bir kavram üzerinde de duruyoruz: kırsal alanda yoksulluk yüzde 35 bandına oturdu. Bir türlü de azaltamıyoruz birçok politikalara rağmen. Neden? 1. Kırsalda nüfus yaşlanması var. Yaşlanan nüfus üretim araçlarını yeterince kullanamıyor. Bir de küçük işletmecilik yeteri kadar girdi kullanımında etkili olamıyor.
UNDP Türkiye: Dolayısıyla yoksulluk döngüsü içinde yaşam sürüyor.
B.G.: Aslında yoksulluk kendini yeniden üretiyor bir anlamda.
UNDP Türkiye: Aslında kırsal kalkınma veya kalkınma dediğimizde işin içine sağlık girer, eğitim girer, altyapı girer ama burada elbette tarım faktörü öne çıkıyor gibi görünüyor. Tarım ve kalkınma arasındaki bağlantının dolayısıyla bu programın konusu olmasını da bu şekilde açıklayabiliriz. Bu programa katkıda bulunmak isteyenler, bizi dinleyenler #yeniufuklar etiketiyle Twitter üzerinden görüşlerini aktarabilirler. Bu arada AKÇAM’ın yani Ankara Üniversitesi Kalkınma Çalışmaları Araştırma Merkezi’nin web sitesine de akcam.ankara.edu.tr üzerinden ulaşılabilir. Bunu da vurgulayarak bir sonraki soruya geçelim.
B.G.: Ama bir noktayı izin verirseniz vurgulamak istiyorum. Sosyal güvenlikle ilgili bir noktayı geçmememiz gerekiyor.
UNDP Türkiye: Tabii, buyrun.
B.G.: Şimdi Türkiye kayıtdışı çalışan nüfus oranı istihdamda yaklaşık yüzde 45 – 46. Bunlar TÜİK’in resmi rakamları. Fakat şu anda kırsal alanda tarımda kayıtdışı çalışma oranı yaklaşık yüzde 90. Kadınlar açısından bakıyoruz bu yüzde 98.5’e, yani tarımda çalışan kadınların yüzde 98.5’i kayıtdışı çalışıyor. Kayıtdışı da sosyal güvenlik sisteminin içine dahil olmamak demektir. Öbür taraftan erkeklere bakıyorsunuz. Bunların da yaklaşık yüzde 84’ü kayıtdışı (çalışıyor) ve sosyal güvenlik sisteminin içerisinde değil. Yani kırsaldaki yoksulluğu vurguladığınız zaman aslında ortaya çıkan bir çıktı da bireyin geleceğini güvence altına almadan, garanti altına almadan yaşamını sürdürmesi demektir. Bu da biraz bizim Birleşmiş Milletler’de Binyıl Kalkınma Hedefleri’nde üzerinde durduğumuz “insana yakışır iş, insana yakışır ortam” anlamında pek de iyi bir ortam olarak karşımıza çıkmıyor.
UNDP Türkiye: Siz Birleşmiş Milletler’in Türkiye’deki projelerinde danışmanlık yapmış birisiniz bunun da altını çizelim. Kırsal nüfusun karşılaştığı en büyük güçlüklerden biri de Bülent Bey erken yaşlarda tarım piyasasına giren çocukların eğitimlerini tamamlayamamasıydı ve yeterli iş becerilerine elbette sahip olamamaları bu yüzden. Tarım ve kırsal kalkınma ilişkisinde siz bu durumu eğitim konusunu ve kendini geliştirme konusunu nereye koyuyorsunuz?
B.G.: Şimdi aslında eğitimi sadece 8 yıllık veya 4+4 yıllık bir eğitimi tamamlamak olarak görmüyoruz bizler. Eğer eğitim bireyin hayatında kendisine yeni kapılar açmıyorsa, mesleki donanımına katkıda bulunmuyorsa, kendisini yarına hazırlayamıyorsa o eğitim sadece nicel olarak kağıt üzerinde okuma yazmadan ibaret kalıyor. Şimdi ben size tek bir rakam vereyim. Programın başlangıcında dediniz ki her dört kişiden biri kırsal kesimde ve bunların yaklaşık yüzde 35’i de yoksul. Dünyadakilerin yüzde 75’i yoksul. Türkiye’de nüfusun yüzde 25’i kırsal alanda köylerde yaşıyor; fakat üniversitelerde okuyan çocukların sadece yüzde 1’i şu anda köy çocuğu. Nasıl bir yapı ortaya çıkıyor: Türkiye’de mavi yakalılar kırsaldan çıkıyor beyaz yakalılar kentlerden çıkıyor. Bu da gelecek için aslında önemli bir sorun olarak bakıyoruz. Şimdi kendisini geliştirmek isteyen, tarım dışında iş bulmak isteyen eğer yeterli eğitim almadıysa yaşam boyu eğitime yine mahkum oluyor. Sosyal hareketlilik açısından da yine zayıf kalıyor. Tabii başka noktalar, kırdan kente göç aynı zamanda kentteki işgücü açısından da bir tehdit oluşturuyor. Neden; kırdan gelen kişi en ucuz ve en kalifiye olmayan işlerde çalışmaya hazır kesim. Bu sefer de kentteki diyor ki sen benim işgücünde aldığım ücret miktarını düşürüyorsun. Çatışma ortamı başlıyor bu sefer. Buna da emek çatışması diyoruz.
UNDP Türkiye: Bu tabii sadece Türkiye’nin değil, benzer ölçekteki pek çok ülkenin problemi.
B.G.: Önlemini alamayan her ülke açısından bir sorun.
UNDP Türkiye: Bu kısır döngü kırılmadan da gerçek insani gelişmenin sağlanamayacağının vurgulanması gerekir. Türkiye’de kırsal kesimde tarımın ve kalkınmanın önündeki en büyük engeller nedir diye soracağım ama bir kısmını zaten tarif ettiniz. Nasıl bir tarımsal büyüme kırsal kalkınmayı sağlayabilir?
B.G.: Şimdi aslında Türkiye’nin tarımsal büyüme açısından bir sorunu yok. İşte bizde kamu otoriteleri de çıkıyor, karar vericiler dünyanın altıncı büyük tarım ekonomisiyiz, Avrupa Birliği’nin birinci büyük tarım ekonomisiyiz diyor. Ama büyüme ülke genelinde hem de kırsal alanda kalkınma açısından bir sonuç doğurmuyor. Az önce de söyledik dünyanın altıncı büyük tarım ekonomisi ama kırsaldakilerin aldığı ortalama milli gelir ülke ortalamasının üçte biri bile değil. Demek ki biz kalkınmayı tabana yayamıyoruz. Kalkınmayı tabana yaymamız için ne lazım; bir bireyin hayatında gerekli olan, aslında biraz da ihtiyaçlar hiyerarşisine baktığımız zaman eğitimi götüreceğiz, sağlığı götüreceğiz, altyapıyı götüreceğiz, yaşanabilir çevreyi götüreceğiz, örgütlenmeyi götüreceğiz ki bu büyüme aynı zamanda kalkınma olarak karşımıza çıksın. Ülkenin sorunu eğer büyümeden ibaret olsaydı Türkiye son on yılda dünya ortalamasının üzerinde bir büyüme elde ediyor; fakat sizin de içinde yer aldığınız kurumun İnsani Gelişme Endeskleri’ne göre 90 – 92. sıralarda yer alıyor.
UNDP Türkiye: 92, evet.
B.G.: Demek ki büyüme kalkınma yansımıyor. O zaman ne yapacağız biz; kırsal alanda küçük üretici için girdileri destekleyecek mekanizmalar, onun orada yaşamını kolaylaştıracak sosyal faaliyetler özellikle eğitim ve sağlık anlamında, daha sonra gençlik ve kadın programlarını uygulayarak bunları mesleki becerilerle donanmış birer birey haline dönüştürmemiz lazım ki büyüme kalkınmaya dönüşebilsin.
UNDP Türkiye: Sizin aynı zamanda 10. Kalkınma Planı’nın Türkiye’deki Kırsal Kalkınma İhtisas Komisyonu başkanlığını da yürüttüğünüzün altını çizmek gerekir. Son bir soru, gıda güvencesi meselesi önemli. Gıda güvencesi sorunu ve kaynakların yetersizliği özellikle tarımda çalışan kesim için hayati bir önem taşıyor ve bu 2015 sonrası kalkınma gündeminin de parçası olacakmış gibi görünüyor. Siz bu durumu özellikle Türkiye için nasıl değerlendiriyorsunuz?
B.G.: Şimdi aslında dünyada daha çok gıda güvenliği kavramı tartışılıyor ama gıda güvenliği biraz daha üst bir kavram. Nedir o; sağlıklı, standartlara uygun, kaliteli tüketim için gıdaya erişim. Ama Türkiye gibi ülkelerde yoksulun özellikle kırsal alanda çok olduğu yerde öncelikle gıda güvencesi ortaya çıkıyor. Nedir o; birinin karnını doyuracak kadar da olsa gıdaya erişebilmek koşulu demektir. Türkiye bu açıdan bakıldığında dünyada hem şanslı hem şanssız. Şanslı çünkü Türkiye’de açlık sınırında yaşayan bireylerin oranı giderek azalıyor. Şanssız ama 12 milyon bireyimiz sağlıklı gıdaya erişebilme açısından zorluk çekiyor. Bu 12 milyonun da büyük çoğunluğu maalesef kırsal alanlarda yaşıyor. Yine TÜİK’in rakamları var. Orada da diyor ki; yaklaşık 23 milyon nüfusumuz yoksulluk tehditi altında. Yoksul veya yoksulluk tehditi altında. İşte bunlar için gıda güvencesi kavramı daha fazla ön plana çıkıyor. Az önce de vurguladık, dünyanın altıncı büyük tarım ekonomisiyiz, Avrupa Birliği’nin birinci büyük tarım ekonomisinde bunların konuşulmaması gerekiyor. Demek ki bizdeki tarımsal büyüme kalkınmaya yansımadığı sürece biz gıda güvencesini, açlığı, yoksulluğu, dı
Bu bölümde 2015 sonrası kalkınma gündemi için Türkiye’de devam eden ulusal istişarelerdeki son durumu konuşacağız.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde 2015 sonrası kalkınma gündemi için Türkiye’de devam eden ulusal istişarelerdeki son durumu sizlerle paylaşacağız. 2012’nin son çeyreğinde başlayan Türkiye’deki ulusal istişareler sürecinin artık son aşamasına gelindi. Nihai raporun ilk taslağı hazırlandı ve 2013 Mart ayı başlarında taslağın sunulduğu bir bilgilendirme toplantısı yapıldı. Toplantıya 2015 sonrası kalkınma gündeminin saptanması için Genel Sekreter Ban Ki-moon tarafından kurulan üst düzey panelde Türkiye’yi temsil eden Kadir Topbaş ve UNDP yani Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Türkiye Mukim Temsilcisi Shahid Najam da katıldı. Ayrıca Türkiye yerleşik diğer Birleşmiş Milletler temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve akademisyenler de bu toplantıdaydı. Katılımın yüksek olduğu toplantıda halen süren ulusal istişare sürecinde öne çıkan öneriler konuşuldu ve 2015 sonrasında nasıl bir küresel kalkınma gündemi olması gerektiği tartışıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan UNDP Mukim Temsilcisi Shahid Najam Türkiye’deki ulusal istişare sürecini şöyle anlatıyordu:
Shahid Najam: Türkiye’deki ulusal istişareler kapsayıcı olması ve bütün paydaşlar tarafından sahiplenilmesi nedeniyle dünyada örnek gösterilen bir süreç. Ulusal istişare sürecinde çevrim içi tartışmalar ve sosyal medyayla pek çok insana ulaşıldı ve bu insanlar Genel Sekreter tarafından başlatılan “İstediğimiz Gelecek” kampanyası doğrultusunda savunuculuk hareketinin bir parçası oldular. Hükümet temsilcilerinin, sivil toplum örgütlerinin, özel sektörün ve yerel örgütlerin dahil olduğu on bir tematik toplantı ve dört bölgesel toplantı düzenlendi. Beş üniversiteyi kapsayan bir üniversite turu yapıldı ve gençlerin, öğrencilerin ve akademisyenlerin konuyla ilgili görüşleri alındı. Instagram’da düzenlenen fotoğraf yarışmasıyla amatör ve profesyonel sanatçıların geleceğe dair yaratıcı vizyonları “İstediğimiz Gelecek” tartışmalarına dahil edildi. Son olarak sokak röportajlarıyla yoksulların, ötekileştirilmiş insanların, kadınların ve erkeklerin sesleri duyuruldu.
UNDP Türkiye:Türkiye 2015 sonrası kalkınma gündeminin saptanmasında önemli bir yere sahip olan ulusal istişarelerin yapıldığı altmışı aşkın ülkeden biri. Türkiye’de pek çok kesimden bireylerin ve grupların katılımının sağlandığı bu istişare süreci sonucunda dokuz tematik alanda çıkan önerilerin toplandığı bir nihai rapor hazırlanacak ve 2015 sonrası kalkınma gündeminin saptanmasında kullanılmak üzere Birleşmiş Milletler’e gönderilecek. Rapor şu anda tamamlanma aşamasında. Shahid Najam Türkiye’nin 2015 sonrası küresel kalkınma gündemine yapacağı katkıyı şu sözlerle değerlendiriyordu:
Shahid Najam: Biz inanıyoruz ki Türkiye 2015 sonrası küresel kalkınma gündemine çok önemli bir katkıda bulunacak. Bugüne kadar Türkiye’de dört bin insan ulusal istişare sürecine katıldı ve bu bahsettiğim sayı sadece fiziksel olarak tartışmalarda bulunanlar. Bu insanlar daha iyi bir gelecek için fikirlerini beyan ettilre ve üstesinden gelmemiz gereken zorluklara dikkat çektiler. Türkiye’nin nihai raporunda öne çıkan öneriler Birleşmiş Milletler Kalkınma Grubu tarafından koordine edilen küresel nihai rapora dahil edilecek. Bu ulusal istişarelerle herkese açık ve güvenilir platformlar oluşturuldu. Farklı çıkarların aynı ortamda sunulması ve katılımın yüksek olması gelecek nesiller ve yeryüzümüz için hepimizin paylaştığı endişeyi, özeni, tutkuyu ve bağlılığı gösteriyor. Şimdi yapmamız gereken bu tutkuyu ve bağlılığı 2015 sonrası dünyası için somut bir kalkınma çerçevesine dönüştürmek.
UNDP Türkiye: 2015 sonrası kalkınma gündemi binyıl kalkınma hedeflerinden sonraki küresel kalkınma gündemi olacak. 2015 sonrası küresel kalkınma gündemi nasıl bir gelecek istediğimiz doğrultusunda teorik olarak tüm dünya insanları tarafından belirleniyor. Ulusal istişarelerin yanı sıra İstanbul Belediye Başkanı, Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı Başkanı, Birleşmiş Milletler Yerel Yönetimler Danışma Komitesi Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Kadir Topbaş’ın da üyesi olduğu üst düzey panelin yürüttüğü küresel toplantılar halen devam ediyor. İngiltere Başbakan’ı David Cameron ve Ürdün Kraliçesi Raina’nın da üyesi olduğu üst düzey panel şimdiye kadar Londra’da, Liberya’da ve Endonezya’da üç ayrı toplantı yaptı. Kadir Topbaş bu panel toplantılarındaki gözlemlerini şöyle anlatıyor:
Kadir Topbaş: Ben özellikle sayın Genel Sekreter Ban Ki-moon’a teşekkür ediyorum. Bizleri de dünyanın değişik yerlerinden çok değerli insanları bir 2015 sonrası kalkınma gündemi panelisti olarak bizleri davet ettiler. Ve bizler gittiğimiz bölgelerde yaptığımız toplantılarda başta yoksulluk olmak üzere ana tema olarak bu sıkıntılardan insanoğlunu nasıl kurtarabiliriz, bilgi ve deneyimlerimiz nedir, sizlerin ve katkısı olan herkesin ortaya koymuş olduğu istişareler sonucunda çıkan sonuçların yansıması olarak bunları gündeme taşımak suretiyle hangi adımlar atıldığı zaman dünyada sıkıntıları minimize edebiliriz veya gelecek hakkında umutla bakabiliriz hep bunları tartışmaktayız.
UNDP Türkiye: İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş. Türkiye’deki ulusal istişare süreci dokuz tematik alanda yürütülüyor. Bu dokuz tematik alan Türkiye’nin kendine özgü kalkınma sorunlarından yola çıkılarak seçildi ve dokuz tematik alanın her biri için geniş katılımlı toplantılar düzenlendi. Tematik alanları ülke istişareleri raportörü Doç.Dr. Sibel Kalaycıoğlu şöyle anlatıyor:
Sibel Kalaycıoğlu: Eşitsizlikler, sağlık, eğitim, büyüme ve istihdam, çevresel sürdürülebilirlik, gıda güvencesi ve beslenme, yönetişim, çatışma ve kırılganlık, nüfus dinamikleri. Toplantılar sonucunda başlıklar bu anlamda gelişmiş ve 2015 sonrası gelecek için başlıkların bunlar olduğu, bu başlıklara geldiği ve bunlar çerçevesinde tartışılması gerektiğine karar verilmiş. Burda görmediğiniz ama bir başka ortaya çıkan yeni bir konu bizim temalar içinde değildi ama bir şekilde gelecek, entegre olacak rapora, İstanbul’da yapılan UNICEF’in koordine ettiği bu erken çocukluk gelişimi veya çocuk gelişimi teması da var. Aslında bu da ortaya çıkan yeni bir tema. Biz bunları çalışırken de işte bu istişare toplantılarına falan giderken yani şöyle bir şey de gördük; bu temaların tabii hiçbiri kendi başına bağımsız değil, çok da iç içe.
UNDP Türkiye: Peki yapılan istişare toplantılarının sonucunda öne çıkan temalar nelerdi? 2015 sonrası kalkınma gündeminde olmazsa olmaz hangi temalar yer alacak? Bir kez daha Sibel Kalaycıoğlu:
Sibel Kalaycıoğlu: Bir tanesi toplumsal cinsiyet eşitliği, bir tanesi gençlik ve engelliler, yaşlılar gibi toplumsal kesimler var ama toplumsal cinsiyet eşitliği yine ana eksen olmuş durumda bütün temalarda ve hepsini kesen bir eksen olarak geliyor. Bir başka konu eğitim çok önemli. Ne zaman gitseniz Türkiye’de herkes eğitim çok önemli der. Yani bütün çalıştaylarda her şey eğitimden başladı aslında konuşulmaya. Ama eğitim nedir dediğimiz zaman eğitimde nicelik değil de daha çok nitelik. Bir kalite, iki fırsat eşitliğinin geliştirilmesi konusu çok öne çıkıyor. Bu anlamda sürdürülebilir kalkınmanın üç boyutu toplumsal, ekonomik ve çevresel birarada alınarak bunların birbirleriyle olan bağlantıları göz önünde tutulmalı.
UNDP Türkiye: Bizi dinleyenler, bu tartışmaya katkıda bulunmak isteyenler #2015sonrasi veya #yeniufuklar etiketleriyle Twitter üzerinden katkıda bulunabilirler. Toplantıda yer alan ve dokuz tematik alanda istişarelere öncülük eden Birleşmiş Milletler temsilcileri sürecin sonundaki deneyimlerini ve çıkarımlarını anlattılar. Öncelikle UNICEF Türkiye temsilcisi Dr. Ayman Abulaban:
Ayman Abulaban: Bizler kız çocuklarının eğitimine, kadınların istihdam olanaklarına, engellilerin sağlık, eğitim ve istihdamla hak temelli olarak sosyal yardımlara erişimi konusunda daha fazla önem verildiğini görmek istiyoruz. Ayrıca eşitsizliklerin öznesi olan çocukların görüşlerinin de daha çok alınması gerekiyor.
UNDP Türkiye: Dünya Sağlık Örgütü Türkiye temsilcisi Dr. Maria Cristina Profili ise şunları söylüyor:
Maria Cristina Profili: Sağlık ya da sağlıklı insanlar olmadan sürdürülebilir kalkınma olamaz ve sağlık kalkınmanın faydalanıcısı olduğu kadar bir göstergesidir de. Bana göre bu süreçte sunulan tüm önerilerin özündeki konu yaşam kalitesini ve sağlıklı bir hayat beklentisini artırmak için herkesi kapsayan bir sağlık güvencesine ihtiyaç duyduğumuzdur.
UNDP Türkiye: Toplantıda Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’yu temsil eden Ozan Çakmak ise mor iş kavramına vurgu yapıyordu.
Ozan Çakmak: En önemli vurgulardan biri, dediğiniz gibi, mor işlerdi. Yani kadınların lehine yapılan, bunu sadece ana akımlaştırmakla kalmayıp toplumsal cinsiyet eşitliğini, işgücü piyasalarında kadınların lehine düzenlenen politikaların hayata geçirilmesi üzerinde durulan noktalardan bir tanesiydi. Gençlik yine çok önemliydi
UNDP Türkiye: Toplantıya Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP adına katılan Dr. Katalin Zaim:
Katalin Zaim: Çevre tematik alanında ekonomik, finansal ve göstergelere dayalı izleme ve değerlendirmenin özellikle üzerinde duruldu. Nihai raporda bütün tematik alanların birbiriyle ilişkilendirilmesinin önemli olduğunu ve bunun Birleşmiş Milletler’e önerilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü sadece bir sektör üzerine yoğunlaşıldığı takdirde sürdürülebilirlik başarılamayacaktır. Bu nedenle daha bütüncül ve makro seviyede belirlenen öneriler rapordan çıkmalıdır.
UNDP Türkiye: UNFPA yani Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu açısından 2015 sonrası küresel kalkınma gündemine dair bakış açısını da UNFPA Türkiye temsilcisi Dr. Zahidul Huque özetliyor:
Zahidul Huque: Tematik gruplar arasında pek çok sinerji ve bağlantı olduğunu görüyoruz. Bu nedenle nihai rapor tamamlandığında bütün tematik alanların birbiriyle ilişkilendirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Fakat bu ilişkilendirme çok dikkatli yapılmalı ki raporda kendini tekrar eden ifadelerden kaçınılsın ve bütünlük arz eden bir rapor olsun.
UNDP Türkiye: Bu bölümde 2015 sonrası kalkınma gündemi için Türkiye’de düzenlenen ulusal istişarelerdeki son durumu sizlerle paylaştık. 2015 sonrası kalkınma gündemine dair son gelişmeleri 2015sonrasiturkiye.org adresinden takip edebilirsiniz. Konuya ilişkin görüşlerinizi Twitter üzerinden #yeniufuklar veya #2015sonrasi etiketlerini kullanarak bizlere aktarabilirsiniz. Böylece Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu bölümünün de sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi radyosu Radyo İLEF’te hazırladık. Programımıza podcast formatında iTunes üzerinden, İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, elliye yakın ilde Polis radyosundan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!
Bu bölümde iklim değişikliği ile mücadelenin 2015 sonrası kalkınma gündemindeki yerini ele alıyoruz.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde 2015 sonrası küresel kalkınma gündemine dair küresel istişarelerdeki son durumu ve iklim değişikliği ile mücadelenin 2015 sonrası kalkınma gündemindeki yerini ele alacağız. Konuğumuz Küresel Denge Derneği Başkanı Dr. Nuran Talu. Tüm dünyada 2015 yılından sonra Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin yerine geçecek olan küresel kalkınma gündemi saptanıyor şu anda. Türkiye de dahil olmak üzere altmışı aşkın ülkede ulusal istişareler devam ediyor. Peki 2015 sonrası kalkınma gündemi acaba hangi temel paradigmalar üzerine konumlandırılmalı? Küresel Denge Derneği Başkanı Dr. Nuran Talu:
Nuran Talu (N.T.): Birleşmiş Milletler’in 2015 sonrası kalkınma gündemiyle ilgili dokuz noktada tanımladığı hemen bütün konular benim yıllardır, 30-35 yıldır, ilgi alanım içinde çünkü çevre meseleleri tamamıyla çapraz kesen meseleler. Eğer biz gıdayı, kıtlığını konuşuyorsak buradan iklim değişikliğine bağlanır, biz yine çevreyi konuşmaya başlayabiliriz. Eşitsizlik keza, sosyal dinamikleri etkileyen doğal kaynakların yok olmasıyla bağlantılı bir konudur. Sağlık, eğitim bunların hepsinin doğa haklarıyla ilişkisi var. Dünyada da Türkiye’de de bunlar birbirinin iz düşümü olarak yansıyor. 2015 sonrası kalkınma gündeminin işaret ettiği konular aslında toplantıları Türkiye adına üst düzeyde takip eden karar vericilerimizin, siyasetçilerimizin de söylediği gibi bir endişeyi de dile getirerek başlatıyor. Bu ekolojik kıyamet.
UNDP Türkiye: 2015 sonrası kalkınma gündeminde tartışılan tüm tematik alanların birbiriyle ilişkili ve birbirini etkileyen şeyler olduğunu söylüyor Nuran Talu. Özellikle bu anlamda kötü etkileri gittikçe artan iklim değişikliği konusu yer alıyor. Peki ekolojik kıyamet dediğimiz ne anlama geliyor? Ekolojik kıyametle 2015 sonrasında nasıl mücadele edilmeli?
N.T.: Ekolojik kıyamet aslında sadece bir doğal kaynakların, tabiatın ya da biyolojik çeşitliliğin yok olmasıyla ilgili bir şey değil, ekonomi politikalarıyla ilgili bir şey. Eğer siz ekonomi siyasanızı 2015 yılındaki kalkınma gündeminize bir ülke olarak, bölgesel teşkilatlar olarak ya da uluslararası örgütler olarak oturtamazsanız hoş bir tabir değil ama sermayenizi yok ediyorsunuz yani büyüyemezsiniz yani kalkınamazsınız. Üstelik illaki harcamanız gereken bir şeyden bahsetmiyoruz. Doğa hakları yani bir nehirin öylesine, aynı çağlayan sesiyle akma hakkından da bahsediyoruz.
UNDP Türkiye: Diğer bir deyişle özellikle iklim değişikliğiyle mücadele 2015 sonrası kalkınma gündeminde en önemli başlıklardan biri. Peki neden?
N.T.: Çünkü artık iklim değişikliği denilen olgu yıllardır söylemeye geldiğimiz bir çevre sorunu değil, ona çevre sorunu dediğimiz zaman küçültüyoruz bile. Konu sosyal ve ekonomik siyasanın içerisinde bir sorun. Türkiye’de bunun çok örnekleri var, detaylara girmek manalı mı bilmiyorum ama iklim değişikliği ile azaltım yöntemleriyle yani sera gazı emisyonları yöntemleriyle boğuşmak başka ama etkilerine karşı adapte olmak, uyum sağlamak daha da önemli özellikle bizim gibi biyolojik çeşitliliği, tabiat değerleri çok yüksek olan ülkelerde. Bizim bunları korumamız için, insan kaynaklı iklim değişikliğine karşı korumamız için çok daha fazla gard almamız lazım.
UNDP Türkiye: 2015 sonrası kalkınma gündeminin belirlenmesi çerçevesinde yapılan ulusal istişarelerden biri de Türkiye’de sürüyor. Acaba Nuran Talu istişare toplantılarına katıldı mı ve gözlemleri neler oldu? Öne çıkan konular ona göre nelerdi?
N.T.: 2015 yılı kalkınma gündemi konuşulurken ben daha çok Ankara toplantılarında yer aldım, değerlendirme toplantısı dahil. Önemli konulardan bir tanesi de yerel yönetimlerdi çünkü artık global şeyler konuşuluyor, işte hep Rio anılarımı hatırlıyorum ama Rio+20 değil, gerçek anılarımı, Rio 1992, çünkü o dönemler devlet bürokratı olarak önemli bir görevle oradaydım. Süreci tamamen izleyen bir modelim aslında ben. Orada işte “global düşün yerel uygula” diye sloganlar bugün hala hakkını koruyor hatta daha fazla koruyor çünkü yerel yönetimler ya da kentlerde yaşayan insanların nüfusunun çokluğu dünya karasında, giderek büyüme riski bize şehirlerin sürdürülebilir kalkınmasının önemini bir kez daha altını çiziyor diye düşünüyorum. Teknolojik şehirler yani akıllı dediğimiz şehirler 2015’te karşımıza çıkacak ama akıllı olmak demek ekolojik olmak demek değil her zaman. Bunu da aklımızdan çıkarmamız lazım.
UNDP Türkiye: 2015 sonrası kalkınma gündeminin saptanması için yapılan ulusal ve küresel istişareler devam ediyor ve bu istişarelerde şimdiye kadar çok yol katedildi. Peki Nuran Talu bu süreci acaba nasıl değerlendiriyor?
N.T.: 2015 yılında dünya ölçeğinde, bölge ölçeğinde yani küresel bölge ölçeğinde yani uluslarda ya da onlarında yerellerinde konuştuysak bize ışık tutacak bir sürü insan, bir sürü konudan çıkan önemli mesajlar oldu. Bu mesajları evet aldık tamam, bu mesajlar da iyiydi zaten söylediklerimizi de bir şekilde deklare ediyordu diyerek bırakmaktansa asıl bundan sonraki bu çalışmanın çünkü yoğun, hummalı bir çalışmaydı, uluslararası memurlar çalıştılar, Ankara’nın UNDP ofisleri çalıştılar, hepimiz bir şekilde gönüllü katkılar verdik. Önemli olan ülkeler bazında çıkan raporların bu anlamda, 2015 kalkınma gündemi anlamında söylüyorum, siyasilerin ve karar vericilerin önlerine alıp evet yani bizim katılımlı bir süreçte halkımızın ya da kamuoyunun beklediği konular bunlar, biz bunları eğer 2015 kalkınmasını dizayn edeceksek ülkemizde ele alıp uygulamalara, politikalara, gerekirse kanunlara yansıtmamız gerekir diye düşünmeye başlaması lazım.
UNDP Türkiye: Peki kalkınma sorunlarının çözümünde 2015 sonrası kalkınma gündeminin olumlu yönde bir fırsat olduğunu düşünebilir miyiz?
N.T.: Böyle bu tip süreçleri yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Rio 1992 ile başlayan da böyle bir süreçti. Yani yirmi yıl içerisinde olumlu ne değişti diye tartışmaya başladığımız zaman bir şeylerin değişmesi için orada bir sürü kararlar aldık. Rio+20’de yirmi yıl öncemizi sorguladık. Bunun gibi bir süreçten geçiyoruz. Dünya bu kadar ehemmiyetli konuları, önemli konuları, akşamdan sabaha çözemez bu net. Bu nüfusun büyümesi, eğitim sıkıntıları, kıtalararasındaki dengesizlikler, yoksulluk adına olan dengesizlikler ya da doğa kaybı olan dengesizlikler ama bunların hepsi bir işarettir. Ben hep yapıcı ve olumlu olduğunu düşünürüm bu süreçlerin, yalnız ağır işlediğini. Bu ağır işleme nedeniyle ülkelere hele Türkiye gibi bu süreçte seçilmiş, kendine bir rol biçilmiş bir ülkede böyle bir fırsat düşmüş elimize. 2015 kalkınma gündemini hem karar verici hem önemli insanlarımızla tartışmışız dünyada hem de Türkiye’de de ayrı bir şeyler yapmışız. Bir kere bu bir fırsat. İki şey söyleyeceğim, iki şeyi aşamazsak dünya da başaramaz, bir şekilde Türkiye’de başaramaz diye düşünüyorum. Siyasi kaygılardan uzak olmamız lazım, birincisi bu. İkincisi de, zihin değişikliği yani sadece tüketim alışkanlıklarını konu etsek ve buradaki bir zihin değişikliği, kullanım paternlerinin yani kalıplarının değişmesiyle ilgili topyekün hareketlere geçilse daha çabuk ulaşılır bu hedeflere.
UNDP Türkiye: Bu bölümde 2015 sonrası kalkınma gündemine ilişkin istişarelerdeki son durumu ve iklim değişikliği ile mücadelenin 2015 sonrası kalkınma gündemindeki yerini ele aldık. Konuğumuz da Küresel Denge Derneği Başkanı Dr. Nuran Talu’ydu. 2015 sonrası kalkınma gündemine ilişkin son gelişmeleri 2015sonrasiturkiye.org adresinden takip edebilirsiniz. Konuya ilişkin görüşlerinizi Twitter üzerinden #yeniufuklar ve #2015sonrasi etiketlerini kullanarak bizlere aktarabilirsiniz. Böylece Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu bölümünün de sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi radyosu Radyo İlef’te hazırladık. Programımıza podcast formatında iTunes üzerinden, İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, elliye yakın ilde Polis radyosundan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!
Bu bölümde 2015 sonrası kalkınma gündeminde gençlik konusunu ele alıyoruz.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde 2015 sonrası kalkınma gündeminde gençlik konusunu ele alıyoruz. 2015 yılından sonra Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin yerine geçecek Küresel Kalkınma Gündemi tüm dünyada şu anda süren istişarelerle saptanıyor. Küresel ve bölgesel istişarelerin yanı sıra Türkiye de dahil olmak üzere altmışı aşkın ülkede ulusal istişareler yönetiliyor. Peki acaba gençler bu süreçlere ne kadar dahil oluyor? Gençlik sorunları 2015 sonrası kalkınma gündeminde kendine nasıl ve ne kadar bir yer bulacak? Bu soruları konuğumuz Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği’nden Elif Kalan ile konuşacağız. Öncelikle Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği’nden bizlere bahsetmesini istedik. Bu dernek neler yapıyor? 2015 sonrası kalkınma gündemine katkıda bulunmak için nasıl çalışmaları oldu? Elif Kalan’dan dinleyelim:
Elif Kalan (E.K.): Habitat olarak biz zaten uzun yıllardır hem Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı hem de Birleşmiş Milletler’in diğer örgütleriyle birlikte çalışıyoruz. Özellikle Türkiye’de gençlerin karar alma süreçlerine katılımı, gençlere yönelik çeşitli konularda bilgisayar okuryazarlığı, finansal okuryazarlık veya kapasitelerinin geliştirilmesi konusunda projelerin, programların ve en sonunda da politikaların geliştirilmesi için projeler yapıyoruz, Kalkınma Bakanlığı ve özel sektör ortaklığında da. Son dönemde de hem küresel çapta giden bu sürece hem de Türkiye’deki bu süreci desteklemek amacıyla Ankara’da 2012’nin Aralık ayında bir toplantı yaptık, Gençlik Çalıştayı yaptık. İki günlük bir Gençlik Çalıştayı’ydı. Bu çalıştayda 2015 sonrası kalkınma gündemi gençler için nasıl olmalı diye biraz bunu tartıştık. Aynı zamanda Türkiye’deki diğer iki politika gündemine de katkı sağlamaya çalıştık Kalkınma Bakanlığı ve Gençlik Spor Bakanlığı’yla alakalı olarak. Bizim bu özellikle 2015 sürecindeki çalışmalarımıza 82 gençlik temsilcisi katıldı 43 kurumdan. Bunlar gençlik STK’ları, gençlik meclisleri veya işte kamunun gençlik merkezlerinden de katılanlar oldu.
UNDP Türkiye: Türkiye’deki ulusal istişare sürecinin ve küresel kalkınma gündeminin belirlenmesi sürecinin gençlik sorunları için önemi acaba nedir? Bir kez daha Elif Kalan:
E.K.: Bu bizim için çok önemli bir süreç çünkü katılımdan bahsediyoruz. Küresel çapta da hem ülkesel hem küresel çapta da böyle bir çalışma giderken bizim buna sessiz kalmamız bizim için kabul edilemez bir şeydi aslında ve bu süreç de katılımın açık olduğu bir süreçti. Bu yüzden böyle bir ortaklık geliştirdik ve hem Birleşmiş Milletler hem Habitat ayağında çok güzel bir iletişim süreci oldu.
UNDP Türkiye: Peki acaba bu toplantıda neler tartışıldı?
E.K.: Belirlenen bu dokuz tematik alanda masalar oluşturduk. Aynı anda üç masanın paralel gittiği bir Birleşmiş Milletler uzmanının konuyla ilgili, bir de Habitat’tan kolaylaştırıcının birlikteliğinde aslında küçük workshopları yürüttük. Burada Birleşmiş Milletler Örgütü’nden gelen kişi süreçle ilgili bir bilgi verdi bir de genel olarak bilgilendirme verdi hani neleri içeriyor bu tematik alan (gençlik) diye ve sonra da Türkiye gençlik perspektifinden biz bu sorunları ve çözüm önerilerini birazcık tartıştık. Tek tek hepsiyle ilgili bir öneri listemiz var. Şunu fark ettik: gençlik özelinde, gençler özelinde bu konuda farklı bir pencere de açılabilinir ama gençlik özellikle diğer gruplarla birlikte ele alınabilir aslında. Yani mesela işsizlik bir sorun, genç işsizliği de bir sorun ama aynı zamanda kadın işsizliği veya diğer gençlik gruplarının, gençler içinde de farklı gruplar var, onların da işsizliği aslında ayrı ayrı sorunlar ve bunların hepsinin kapsayıcı bir şekilde ele alınmasını gerektiğini anladık. Eğitim, sağlık alanında, erişim alanında çok aslında eşitsizliklerle karşılaşıldığını gördük.
UNDP Türkiye: Yani gençler düzenlenen bu zirvede en önemli sorunun özellikle istihdam alanında gençlere yönelik eşitsizlik olduğunu gördüler.
E.K.: İstihdam konusunda gençlerin daha da dezavantajlı olması konusu ortaya çıktı. Burada da girişimcilikle ilgili süreçlerin desteklenmesi gençler için yani gençler evet işe giriyorlar ama ilk başta işten çıkartılanlar yine gençler oluyor mesela bu tür dönemlerde, kriz dönemlerinde. Buna belki alternatif değil ama bu alanda yapılabilecek çalışmaların bir tanesi de gençlerin kendi işlerini kurma süreçlerinin, girişimcilik süreçlerinin hem sosyal hem de finansal anlamda desteklenmesine yönelik de öneriler geldi.
UNDP Türkiye: Peki toplantıda eğitim konusuna, özellikle de eğitimin niteliği, kalitesi konusuna değinildi mi?
E.K.: Eğitim sistemi gençlerin istihdamına yönelik olarak şekillenmiyor yani hani çok daha yüzeysel kalabiliyor. Gençlerin kendi alanlarını fark edip o alanlara yönelmesine yönelik bir sistem yok, bu çıktı. Özellikle genç öğretmenlere yönelik, onların kapasitelerini geliştirmeye yönelik bir şey çıktı. Bu hani yaygın öğretim metodlarından formel eğitim metodlarının mutlaka eğitim sistemi içerisinde yer alması ve böylelikle aslında katılımcılığın artırılması, kalitenin artırılmasına yönelik birkaç önerimiz var.
UNDP Türkiye: Bu önerilerden birkaçını Elif Kalan şöyle anlatıyor:
E.K.: Özellikle kapasite geliştirici ve kişisel gelişim süreçlerine sadece bir müfredat değil de o süreci yaşayarak öğrenmesine yönelik bir şey çıktı. Eğitimle birlikte özellikle orta öğretimden başlayarak gencin herhangi bir kapasitesinin veya ilgisinin olduğu alanda çalışabilme olanaklarının geliştirilmesi. Aslında bir nevi okurken staj gibi ama bunda danışmanlık servisleri sayesinde yapılmasıyla ilgili bir öneri çıktı.
UNDP Türkiye: Elif Kalan’ın da bir parçası olduğu derneğin ismi Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği ve 2015 sonrası kalkınma gündeminde yönetişim ayrı bir tematik alan olarak tartışılıyor. Gençler ve gençlik için 2015 sonrası kalkınma gündeminde acaba yönetişimin önemi nedir?
E.K.: Bütün bu çalışmalarda bizim katılımımızı sağlayan en temel prensiplerden bir tanesi aslında yönetişim. Türkiye’de bu alanda, gençlik alanında hiçbir şey yapılmıyor değil. Birçok çalışma yapılıyor. Gençler hiç olmadığı kadar örgütlü ve gönüllü aslında şu anda Türkiye’de ama bu çok fazla bilinmiyor. Belki buna yönelik medyada daha fazla görünürlüğü ve duyulmasına yönelik bir çalışma yapılabilir çünkü Türkiye’nin her kentinden gençler üniversitelerde de örgütleniyor. Kendi derneklerini de kuruyorlar. Kent konseyi bünyesindeki Gençlik Meclislerinde de bu örgütlenmeler devam ediyor. Biz bu mekanizmaları sağlamlaştırırsak, diye düşünüyoruz biz, o zaman gerçekten bu süreçlere etkin bir katılım sağlayabiliriz diye düşünüyoruz. Ve bu şekilde de hayatımıza etki edecek 2015 sonrası kalkınma gündemi gibi gündemlere etki edebiliriz. Bu anlamda biz iki süreci destekleyen bir çalışma yapıyoruz.
UNDP Türkiye: Bizi dinleyenler, bu tartışmaya katkıda bulunmak isteyenler #2015sonrasi veya #yeniufuklar etiketleriyle Twitter üzerinden katkıda bulunabilirler. 2015 sonrası kalkınma gündeminde gençlik sorunlarına yeterince yer verilebileceğini düşünüyor mu acaba Elif Kalan?
E.K.: Gençler özelinde evet düşünüyoruz. Yani şu anda bu adımın tuğlaları belki oluşturuluyor yani bu duvarın tuğlaları oluşturuluyor. Bu duvar oluştuğunda böyle birbiriyle ilişkili olarak birçok yerde gençlik tuğlasını görebileceğiz. Çünkü gençlik bütün alanları kesiyor. Bir de şöyle bir istatistik de var: 2030 yılında şehirlerde yaşayan nüfusun yüzde 60’ının 18 yaşından küçük olacağı öngörülüyor. Türkiye gibi bir ülkede, Türkiye’de gençlik nüfusu düşüyor ama dezavantajlı kesimlerde ya da dezavantajlı olarak nitelendirilen genç nüfusu artıyor aslında. Türkiye’de sonuçta bu ülkelerde bir tanesi olacak ve bu anlamda birçok ülke şu andan bir şeyler yapmaya başladı.
UNDP Türkiye: Bu bölümde 2015 sonrası kalkınma gündeminde gençlik konusunu ele aldık. Ve konuğumuz da Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği’nden Elif Kalan oldu. 2015 sonrası kalkınma gündemiyle ilgili son gelişmeleri 2015sonrasikalkinmagundemi.org adresinden izleyebilirsiniz. Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği’ne de habitatkalkinma.org adresinden ulaşılabiliyor. Konuya ilişkin görüşlerinizi Twitter üzerinden #yeniufuklar ve #2015sonrasi etiketleriyle bizlere aktarabilirsiniz. Böylece Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye temsilciliğinin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu bölümünün de sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi radyosu Radyo İLEF’te hazırladık. Programımıza podcast formatında iTunes üzerinden, İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, elliye yakın ilde Polis radyosundan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!
Bu bölümde Asya ve Pasifik bölgesinde kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınmayı konuşacağız.
UNDP Türkiye: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu’nun yani ESCAP’ın hazırladığı ‘2013 Asya ve Pasifik Ekonomik Toplumsal Araştırmalar’ raporunu ve raporun Türkiye üzerine notlarını konuşacağız ve konuğum da Bilkent Üniversitesi’nden Ekonomi Bölümü Başkanı Doç. Dr. Selin Sayek. Hoş geldiniz.
Selin Sayek (S.S.): Hoş bulduk.
UNDP Türkiye: 18 Nisan’da aralarında Ankara’nın da bulunduğu pek çok merkezde dünya çapında açıklandı rapor ve siz de Türkiye’deki bu toplantı sırasında rapora dair notlarınızı aktarmıştınız. Bir iki bilgiyle başlamak istiyorum, rapora dair. İlk kez duyanlar olabilir. Birleşmiş Milletler’in Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu, kısa adı ESCAP’ın, her sene bir rapor hazırlıyor: ‘Asya ve Pasifik Ekonomik Toplumsal Araştırmalar’ raporu. Bu seneki başlık da ‘Kapsayıcı ve Sürdürülebilir Bir Kalkınma için Geleceğe Dönük Makroekonomik Politikalar’ şeklindeydi. Türkiye’nin de dahil olduğu bir bölge olduğunu söylemek lazım değil mi? Aslında bu biraz şaşırtıcı, Türkiye’nin Asya Pasifik Bölgesi’nde duymaya alışık olmadığımız bir bölge Türkiye’nin içinde olması açısından. Bu bölge dünya genelinde yoksulların üçte ikisini ve güvenilir geçim kaynağı olmayan 1 milyardan fazla nüfusu barındırıyor. Çin, Hindistan gibi pek çok ülke olmasına rağmen önemli ekonomik büyümeleri olan bu ülkelerin yanında, rapor ekonomik büyümenin kapsayıcı ve sürdürülebilir bir kalkınmaya dönüşmediğine dikkat çekiyor. Çok hızlı bir özet bu şekilde. Rapora göre, bu durumun temel sebebi ne? Acaba neden ekonomik büyüme kapsayıcı ve sürdürülebilir bir modele dönüşemiyor?
S.S.: Şimdi esasında geçmiş on yıllara baktığınız zaman bütün dünyadaki genel hedef, pastayı büyütmek üzerine kuruluydu. Hiçbir zaman dağılım üzerinden giden hedefler konmuyordu makroekonomik olarak. Her ne kadar biz bunları akademik ortamlarda tartışıyor olsak da politikalar genelde toplam büyüklükleri büyütmek üzerineydi. Bunun dağılımına yönelik politikalar aktif bir şekilde uygulanmıyordu. Bu rapor ve rapordan daha önce son bir iki sene içinde Birleşmiş Milletler’in de liderliğini yaptığı bir takım gelişme hedefleri, kalkınma hedefleri içerisine nihayet biz çevre, sağlık, eğitim, kapsayıcılık gibi daha sosyal bilimlere has ve esasında programlarda olması gereken şeyleri konuşmaya başladık. Bu açıdan rapor esasında çok önemli bir rapor. Nihayet şunu söylüyor bize: Sadece pastayı büyütmeyelim, pastayı paylaşmaya yönelik de bir şeyler yapalım. Bunu yaparken de proaktif hükümet politikaları uygulayalım. Yani olacak diye düşenmeyelim, olması için hükümet ve devletin aktif bir rol oynadığı bir ortam sergileyelim.
UNDP Türkiye: Pasta büyürken aynı zamanda bunu doğru bir şekilde dağıtalım ve doğru bir şekilde kanalize edelim diyor rapor. 2012’ye dayalı 2013 tahminleri de var raporda. 2012’de yüzde 5,6 imiş bu bölgede büyüme oranı. 2013’te yüzde 6 olabilir diye bir öngörüsü var. Bu durum bölgede yeni bir normal olarak kabul görebilir yani bu düşük oranlı büyüme artık yeni bir normale doğru gelişebilir ve 2017 yılının sonuna kadar 1,3 trilyon dolar değerinde ekonomik üretim kaybına sebep olabilir diye bazı uyarıları da var raporun. Bu açıdan baktığınızda raporun bu öngörülerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
S.S.: Ben bu öngörülerle hem fikirim esasında. Bu öngörülerin temelinde yatan varsayım bu küresel krizden kaynaklı, özellikle gelişmiş ülkelerin dünya ekonomisine katkısının sınırlı olacağı varsayımı. Bu varsayım gittikçe gerçeğe daha yakın bir tablo sergiliyor. Avrupa Birliği’ndeki sorunlar, Amerika’nın beklediğimizden yavaş toparlanıyor ama toparlanıyor olması. Bütün bunlar esasında bu bölgenin açılabileceği pazarlarda sıkıntı anlamına geliyor. Dolayısıyla rapor da şunu çok doğru bir şekilde ortaya koyuyor: Eğer açılabileceğimiz gelişmiş ülke pazarları sınırlanıyorsa bu yeni normu kabul etmek yerine kendi içerimizde, bu bölge içerisinde, birtakım birliktelikler, ortaklıkları artırarak biz büyümeyi bu normdan daha yükseğe çekelim. Çünkü yüzde 6 yüksek gözükmekle birlikte biraz önce sizin de söylediğiniz gibi fakir oranı çok yüksek bir bölgede yüzde 6’lık büyüme yetersiz bir büyüme.
UNDP Türkiye: Normal ve iyi bir büyüme olarak görülmemesi gereken bir rakam olduğunu söylüyor rapor.
S.S.: Görülmemesi gerekir.
UNDP Türkiye: Diğer bir deyişle, Asya Pasifik ülkelerinin ekonomik büyümesini yavaşlatan faktörlere, karşı karşıya olduğu belirsizliklere, kalkınma ve altyapıdaki büyük uçurumlara, iklim değişikliği ile ilişkin risklere de tabii dikkat çekiyor rapor. Bu anlamda şimdi Türkiye’ye dönelim. Bu parantezi tekrar açalım yani Türkiye’yi de aslında bu rapor Asya ve Pasifik Bölgesi içinde gördüğünü vurgulayalım. Bölgeyle aynı kaderi paylaşıyor mu acaba Türkiye o açıdan baktığınızda, notları ne Türkiye’ye ilişkin?
S.S.: Türkiye’deki büyüme oranının yüzde 6’dan çok daha düşük olması öngörülüyor esasında önümüzdeki yıl. Raporda da öyle, bizlerin de düşüncesi bu yönde. Şimdi bu raporu şöyle değerlendirmek gerek: Türkiye coğrafi olarak, esasında yapısal olarak da, bu ülke gruplarından farklılık gösteren bir ülke. Türkiye daha ziyade Orta Avrupa ülkelerine yakın iktisadi bir yapı sergiliyor. Ama şöyle ortak sorunları var. Bu raporda da değinilen birtakım yapısal sorunlar var: Eğitim eşitliği, sağlık eşitliği, çevre bilinçsizliği… Bunlar Türkiye için de söyleyebileceğimiz sorunsallar. Ama biraz önce söylediğiniz yüksek orandaki fakirlik Türkiye’de aynı oranda yok. Türkiye’de bu gelir dağılımı eşitsizliği olmakla birlikte Asya Pasifik ülkelerinin genelinden çok daha iyi. Ama tekrar bence vurgulamakta fayda var: Büyüme oranı olarak Türkiye’de yüzde 6 olursa mutlu oluruz. Yüzde 6 değil, yüzde 4’ler civarı öngörülüyor. Bunun da temelinde bizim Avrupa Birliği ile bağlantımızın çok daha derin olması yatıyor. Yani Asya Pasifik, Avrupa’daki krizden küresel bir kriz olarak etkileniyor ama Türkiye hemen bütün ekonomik bağlantıları en derin ülke olarak etkileniyor. Yapısal sorunlarımız da bunun üstüne binince, bölgeyle ortak paylaştığımız yapısal sorunlar ve AB ile daha derin ilişkiler beraberinde yüzde 6’dan daha düşük bir büyüme Türkiye için öngörülüyor.
UNDP Türkiye: Raporda az önce bahsettiğiniz bölgenin kendi içindeki ortaklıklar ve kalkınma dayanışmalarının geliştirilmesi bir formül olarak sunulmuş. Bu Türkiye için de bir çıkış olabilir mi?
S.S.: Tabii ki olabilir. Hatta zaten hükümetin programında sıkça söylenen bir şey bu. Türkiye’nin bu bölgeyle ticari bağı daha derinleşebilecek, potansiyeli yüksek bir bağ olarak gözüküyor. Her ne kadar son yıllar içerisinde artmış olsa da hem ticaret hem de yabancı yatırımlar anlamında Türkiye’nin Asya Pasifik’te güçlenebilecek bağları olduğu ortada. Bu yönde birtakım yatırımlar yapmakta fayda olduğunu düşünüyorum ben. Ama bunu yaparken var olan Avrupa Birliği bağlarının yerine bunu düşünmek değil, onunla birlikte düşünmekte fayda olduğunu da düşünüyorum.
UNDP Türkiye: Tabii rapordan gidecek olursak sadece ekonominizi büyütün diyip bırakmıyor. Bunu sürdürülebilir kılın ve kapsayıcı yapın ve dolayısıyla sosyal sektörlerinize yatırım yaparak bunu bütün vatandaşlarınızın paylaşacağı bir refaha dönüştürün diye bir tavsiyeleri var ve altı maddelik bir politika paketi de var raporun içinde. Bunun içinde sosyal koruma paketi, sürdürülebilir kalkınma için gereken yatırımlar ile ilgili öneriler var. Dahası yine bu rapora göre Türkiye politika paketinin gerektirdiği harcamaları kendi öz kaynaklarıyla karşılayabilecek durumda. Bu yatırımların hayata geçmesi makroekonomik açıdan da herhangi bir olumsuzluk yaratmaz şeklinde öngörüleri var. Siz nasıl görüyorsunuz? Türkiye için bu politika paketi nasıl değerlendirilmeli ve bunu uygulamak için neler yapılmalı?
S.S.: Bu politika paketinin temel prensibi kapsayıcılık, sosyal güvenliğin artırılması, çevre bilincinin de bu kararlara dahil edilmesi. Bu açıdan bence çok uygun bir paket. Fakat şunu söylemekte fayda var: Burda kaynak ihtiyacı, işte Türkiye’nin gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 6’sı gibi bir rakam olarak söyleniyor ve bu ulaşılamaz bir rakam değil deniyor. Ama şunu unutmamalıyız: Türkiye zaten çok yüksek cari açıklar veren bir ülke. Dolayısıyla Türkiye şu anda yaptığı işleri yurtdışından borçlanarak yapan bir ülke. Eğer siz yüzde 6 daha kaynak ihtiyacımız var diyorsanız ya bunu yerel kaynaklardan oluşturmak üzere bu paketi destekleyecek ek paketler yapmanız gerekiyor ya da yurtdışından borçlanmanın daha uzun soluklu olacağını göz önüne almanız gerekiyor. Dolayısıyla bu paket bence güzel bir paket çünkü eğitim, sağlık, çevre gibi sosyal olarak çok önemli iktisadi olgulara vurgu yapıyor. Türkiye bu paketi yapabilir ama bu paketin yanına Türkiye’nin o zaman bir de tasarrufları artırmaya yönelik politikalarını eklemesi gerekir.
UNDP Türkiye: Sözünü ettiğimiz rapor Asya Pasifik Bölgesi Ekonomik ve Sosyal Komisyonu’nun hazırladığı ‘2013 Asya Pasifik Ekonomik Toplumsal Araştırmalar’ Raporu. undp.org.tr adresinden indirilebilir ve aynı zaman Türkçe özetini de bu adres üzerinden bulabilirsiniz. Bu tartışmaya katkıda bulunmak isterseniz Twitter üzerinden #yeniufuklar etiketiyle bizlere görüşlerinizi iletebilirsiniz. 18 Nisan’da açıklandı aralarında Ankara’nın da bulunduğu pek çok yerde ve Türkiye’deki bu açılış toplantısında Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı Doç. Dr. Sayın Sayek de vardı. Kendisiyle raporu ele aldık. Çok teşekkürler programımıza katıldığınız için.
S.S.: Ben teşekkür ederim.
UNDP Türkiye: Ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye temsilciliğinin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu bölümünün de sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi radyosu Radyo İlef’te hazırladık. Programımıza podcast formatında iTunes üzerinden, İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, elliye yakın ilde Polis radyosundan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, ayrıca undp.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın!
uieauieauiea uia uiea
Katkıda Bulunanlar
Editör: Faik Uyanık
Asistan: Nazife Ece
Stajyer: Gülşah Balak
Bu sayıya katkıda bulunanlar: Berna Beyazıt, Burcu Morel, Deniz Tapan, Gökmen Argun, Leyla Şen
© 2013 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.