Sayı: 28
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yayımlanan Türkiye’de Gençlik başlıklı rapor, gençlikle ilgili istihdam, eğitim ve sağlık politikalarının, insan-odaklı olarak ve gelecek dönemlerin demografik zorluklarına ülkeyi daha iyi hazırlayacak şekilde yeniden oluşturulması konusunda izlenebilecek yollar öneriyor.
Gençlik ve spordan sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu ve UNDP Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub’un konuşma yaptığı toplantı aralarında kamu ve özel kurumlar, büyükelçiler, STK’lar, dernekler, akademisyenler, milletvekilleri, uluslararası kuruluşlar, Avrupa Komisyonu Delegasyonu’nun temsilcileri ve medya temsilcilerinin de bulunduğu geniş bir katılımcı kitlesi tarafından izlendi.
Yaptığı açılış konuşmasında, UNDP Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub gençliğin bir ülke için öneminin altını çizdi ve “Türkiye’nin genç kadın ve erkekleri ülkenin geleceğini oluşturuyor. Gençlerin yetenekleri, emelleri, vizyonu ve enerjisi var. Ama bunları sonuna kadar kullanabilmek için fırsatlara da ihtiyaçları var. Bu başarılırsa, ülkenin sürdürülebilir geleceği güven altına alınmış olacak” dedi.
2007 Nüfus Sayımına göre, Türkiye’de 15-24 yaşları arasında 12 milyonu aşkın genç yaşıyor, yani toplam nüfusun %17,6’sı. Raporun konusunu oluşturan 15-24 yaş grubundaki gençlik, günümüzde geniş bir dizi zorluklar ve sorunlarla karşı karşıya bulunuyor.
Halen gençlerin işsizlik oranı %17-18 civarında, yani ülkedeki genel işsizlik oranının iki katı. Gençlerin yaklaşık %40’ı - yaklaşık 5 milyon kişi - “atıl” durumda; ne çalışıyor ne okula gidiyor. Kadınların gelecekle ilgili beklentilerini köstekleyen cinsiyet ayrımcılığı ile yeterince güçlü biçimde mücadele edilmiyor.
“Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 1923’ten itibaren güçlü bir modernleşme sürecine girdi, ama sosyal politikalar alanında, Kişi Başına Yıllık Geliri aynı civarda olan ülkelerden birçoğunun halen gerisinde buluyor. Bölgesinde ekonomik alanda en hızlı büyüyen ülke ve genç nüfusu en kalabalık ülkelerden biri olan Türkiye’nin uluslararası ilerlemeyi de yakalaması gerek”, diye belirtiliyor raporda.
Daha geniş seçeneklere sahip olmak diye de tanımlanan “insani gelişme”nin daha yüksek düzeylerine ulaşabilmek için, iyi belirlenmiş bir gençlik politikası oluşturmak çok önemli. Yüksek düzeyde bir insani gelişme, demografik zorlukların sarsıcı potansiyel etkilerinin bir kısmını engellemek açısından da kritik önem taşıyor. Doğu Asya ülkelerinin yaşadığı deneyimler, geniş bir gençlik kuşağının, ekonominin çok yüksek büyüme düzeylerine ulaşmasında nasıl yardımcı olduğunu gösteriyor. Ama, başka ülkelerin, örneğin bazı Latin Amerika ülkelerinin yaşadığı deneyim ise, bu pozitif olguya hiçbir şekilde garanti gözüyle bakılamayacağını gösteriyor. Bu bakımdan, çalışma yaşındaki nüfusun, getirisi yüksek işlerde çalışması hayati önem taşıyor.
Raporda, “Önümüzdeki on yıllarda gözlemlenecek olan elverişli yaşlı/genç oranları, hükümetler için fırsatlar sunabileceği gibi, zorluklar da yaratabilir”, deniyor. Türkiye’nin önünde, bugünün genç kuşağını gelecek mücadelelere hazırlamak için 15 yıllık bir fırsat penceresi var. 15 yıl sonra, Türkiye nüfusunun yaklaşık %70’i çalışma çağında olacak ve azalan bir hızla da olsa, ülkenin çalışma çağındaki nüfusu 2040 yılına kadar artmaya devam edecek. Nüfus artış hızı düşerken, çalışma çağındaki nüfusun artmaya devam etmesi durumunda oluşan bu demografik dönüşüme “demografik fırsat penceresi” deniyor. Böyle bir olgu, bir ülkenin tarihinde ancak bir kez rastlanan bir “fırsat”. “Eğer Türkiye, gençleri için doğru fırsatları yaratabilirse ve onları geleceğin yüksek getirili iş pozisyonlarına hazırlamak için eğitimlerine yeterli yatırımı yaparsa, demografik fırsat penceresini etkin bir şekilde kullanmış olur. Ama eğer bu fırsat kötü yönetilirse, ülkede ciddi oranda işsizlik, yoksulluk ve sosyal huzursuzluk baş gösterebilir.”
Yıllık ortalama büyüme hızının %7,5’e ulaştığı 2002-2006 arası dönemde, işsizlik oranı hiç değişmeyerek, ısrarla %10 düzeyinde kaldı. Nüfus artış hızı, sürekli olarak istihdam artışının üstünde seyrediyor ve eğitimli gençlerin birçoğu iş bulmakta zorluk çekiyor.
2008 Türkiye İnsani Gelişme Raporu, alışılmışın dışında, gençlerin kendilerinin de araştırma sürecine dahil edildiği bir yaklaşımla hazırlandı. Rapor büyük ölçüde, geniş kapsamlı bir “Gençliğin Durumu Araştırması”nın sonuçlarını temel aldı. Söz konusu araştırma, ülkenin tümünü temsil eden 12 değişik bölgede, 15-24 yaşları arasında 3.322 bireyin görüşlerini irdeledi. Ayrıca, rapor hazırlıkları sırasında gençlerle 24, yetişkinlerle 4 odak grup toplantısı gerçekleştirildi. Odak grup toplantıları profesyoneller, üniversite öğrencileri, çıraklar, işsiz üniversite mezunları, ev kadınları/kızları, yerinden olmuş ailelerin çocukları, Romen gençliği, eşcinseller, hükümlü gençler, engelliler, genç işçiler, sporcular, köy gençliği, kasaba gençliği ve siyasi parti üyeleri gibi farklı gençlik gruplarına göre sınıflandırıldı. Tüm odak grup toplantıları sosyologların gözetiminde gerçekleştirildi ve sonuçları yine sosyologlar tarafından dikkatlice incelendi.
Medyanın kamuoyuna sunduğu “gençlik imajı”, onları bekar, sağlıklı, dinamik ve genelde orta sınıf öğrenciler olarak gösteriyor. Oysa, öğrenciler 15-24 yaş grubunun yalnızca üçte birini oluşturuyor. Çalışan ne kadar genç varsa, bir o kadar da işsiz genç var. Gerek çalışan, gerek çalışmayan gençler arasında kimileri ebeveynleri ile birlikte yaşıyor, kimileri evli ve çocuklu, kimileri kayıt dışı çalışıyor, kimileri iş arıyor, kimileri ise iş bulma ümidini artık kaybetmiş durumda.
Türkiye’de “görünmeyen gençlik” kategorisine giren milyonlarca kişi var. Bunlar:
Genç kadınlar bu görünmez grubun çoğunluğunu oluşturuyor. “Genç” sıfatı daha çok erkeklerle bağdaştırıldığından, bu konudaki araştırmalarda genç kadınlara genellikle odaklanılmıyor. “Ev kızı” denen, evde oturup sosyal faaliyetlerden, iş gücü piyasasından ve eğitimden uzakta yaşayan bir kesim genç kız ve kadın, sonuçta sosyal yaşamın büyük bölümünden dışlanarak varlıklarını sürdürüyor. Bu kadınların bir kısmı bu tür yaşamı kendi arzuları ile seçiyor ve bu, onların hakkı; ancak birçoğu, başka seçenekler olduğunun farkına varamadan veya kentsel iş gücü piyasasının talep ettiği becerilere sahip olmadan büyük şehirlere göç ettiklerinde böyle yaşamak zorunda kalıyor.
Rapora göre, ulusal, bölgesel politikaların ve devlet politikalarının, görünmeyen bu gençlik –özellikle de genç kadınlar- üzerinde daha çok odaklanması gerekiyor. Politikalar, bu gençlerin önündeki fırsatları arttırmalı, gelişme potansiyellerini tümüyle kullanmalarını, sosyal ve ekonomik yaşama tam olarak katılmalarını sağlayacak kaynaklara ve eğitime erişmelerine yardımcı olmalı. Bu “görünmeyen” gençlerin ihtiyaçları, daha “görünür” olan sekiz milyon diğer gence oranla birçok bakımdan daha büyük ve farklı. Ancak, görünmezler kategorisindeki bu gençlerin tümüne tek bir çözüm getirecek bir “iksir” de mevcut değil. Bu gençlerin farklılıklarının daha çok dikkate alınmasına, politika ve eylemlerin onların gerçeklerine ve ihtiyaçlarına uyarlanmasına ihtiyaç var.
EĞİTİM Mİ YOKSA SEÇME SİSTEMİ Mİ?
Eğitim, insanların başarılarını, özgürlüklerini ve kapasitelerini arttıran en etkili araçlardan biri; pek çok kapıyı açan bir anahtar. Eğitim aynı zamanda en temel insan haklarından biri. Ancak, Türkiye’deki sekiz yıllık zorunlu eğitim sistemine rağmen, gençlerin sadece %89’u ilköğretimlerini tamamlıyor ve yalnızca %56’sı ilköğrenimden sonra liseye devam ediyor. Ayrıca yalnızca %18’i liseden mezun olduktan hemen sonra üniversiteye giriyor.
Ulusal İnsani Gelişme Raporu için üç binden fazla genç ile yapılan Gençliğin Durumu Araştırması, gençlerin %30’unun çalışmaları ve para kazanmaları gerektiği için ortaöğrenim sonrası kurum veya üniversiteye gitmediğini gösterdi. Gençlerin %50’si ise “ilgi ve istek eksikliği” bildirdi, gençlerin %11’inin okula gitmelerine ise aileleri engel olmuş. Belirtilen diğer nedenler ise belli bir bölgedeki okul eksikliği, okullara ulaşım eksikliği ya da bazı aileler için sadece “kız” olmak yeterli. “İlgi ve istek eksikliğini” belirten grup daha dikkatli incelendiğinde, bu grubun %60’ının yoksul ailelerden geldiği görülüyor.
Rapor, Türkiye’nin eğitim bütçesinde son yıllarda yapılan artışa rağmen, eğitime yapılan harcamaların diğer Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’na üye ülkelere göre hala düşük olduğunu vurguluyor. Birçok ülkede 1995 ile 2004 yılları arasında ilk, orta (ve ortaöğrenim sonrası, yükseköğrenim dışı) okul öğrencileri için yapılan harcamalar arttı. Türkiye’nin de içinde bulunduğuYunanistan, Macaristan, İrlanda, Polonya, Portekiz ve Slovakya gibi bir dizi ülkede bu artış %50 ve üzerinde oldu. Ancak, OECD ülkeleri ilk ve ortaöğrenim süresinin tamamı için öğrenci başına ortalama 81.485 dolar harcarken, Türkiye’de bu harcama 40.000 doların altında kalıyor. Bu miktar, Meksika, Polonya ve Slovakya’da da yaklaşık aynı düzeyde. Avusturya, Danimarka, İzlanda, Lüksemburg, Norveç, İsviçre ve A.B.D.’de ise 100.000 dolar veya üzerinde.
“Türkiye’de Gençlik” raporu “Eğitime erişmenin zorluğu, birçok genci ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamına katılmaktan alıkoyan, üretkenlik kapasitelerini olumsuz etkileyen ve sonuçta doyumlu bireyler olmalarını engelleyen fırsat yetersizliklerini de birlikte getiriyor” diyor ve eğitimi yaygınlaştırmanın öncelikli olduğunu hatırlatıyor. Rapor, erken çocukluk eğitimine odaklanmanın ve farklı sosyoekonomik çevrelerden gelen çocukların kaliteli erken çocukluk eğitimine erişim sağlanmasının, çocukların her ilkokulda minimum bir standart seviyesiyle başlamasını sağlabileceği önerisinde bulunuyor. Rapor ayrıca, öğrenci seçme sisteminde reformların gerektiğini ve profesyonel becerilerinin geliştirilmesi için öğretmenlere de daha fazla fırsat tanınması gerektiğini belirtiyor.
Ulusal İnsani Gelişme Raporu’na göre eğitimin kalitesini her düzeyde arttırmak eğitimin aynı zamanda “herkese eşit fırsat” boyutuna katkıda bulunacak bir eşit öncelik. Gençlerin yeni ve değişen yaşam yapılarına uyum göstermeleri için kaliteli eğitime erişmelerinin sağlanması son derece önemli. Her yıl Öğrenci Seçme Sınavı’nda, öğrencilerin genel bilgi ve beceri düzeylerinin ne kadar yetersiz olduğu ortaya çıkıyor; örneğin matematik ve geometri sorularına verilen doğru yanıt ortalaması 45 soruda 7 civarında. Ezberci öğrenme yönteminden ve sınavlara yüklenmekten kurtulmak, Türk eğitim sisteminde uzun vadede radikal ve kalıcı değişiklikler yaratacak.
Son yıllarda başlanan, müfredata daha çocuk merkezli ve yapıcı bir yaklaşım getirme çabaları, gençlerin yenilikçi bir ekonomik yaşamda ve demokratik bir toplumda, daha etkin bir şekilde yer almalarını kolaylaştırma potansiyelini taşıyor. Bu potansiyelin gerçekleştirilebilmesi için, öğretmenlere hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim vererek, izleme sistemleri kurarak ve doğru değerlendirmeler sonucu gerekli görülen değişiklikleri yaparak yeni müfredatı başarıyla uygulamak gerekiyor. Geçiş döneminde bazı sorunlar çıkması beklenen bir durum olmakla birlikte, bu reformlar eğitim sistemini iyileştirme potansiyeline sahip olduğu izlenimini veriyor. Reformların etkinliği bakımından ise, uygulama tarzı kuşkusuz kritik bir rol oynayacak.
Meslek okulları ve mezunlarına devletten, iş çevrelerinden ve genel anlamda toplumdan daha fazla destek sağlanmalı.
Gençlik raporuna göre, mesleki ve teknik okullar ile özel sektördeki sanayi ve hizmet kuruluşları arasında karşılıklı etkileşim ve iş birliği sağlayarak, etkin bir yönlendirme sistemi benimsenmeli. Bu çabaların sonucunda, birçok genç belki kendisine yarar sağlayan ve ardından tatmin edici bir işe gireceği bir mesleki eğitimi seçer ve üniversite kapılarındaki yığılma azalır.
2005 yılı verilerine göre, Türkiye’de meslek okullarına gitmeyi seçen öğrencilerin oranı %36. Mevcut sistemde, meslek okullarını seçenler, akademik eğilimi daha düşük olan, başka seçenekleri olmadığı için meslek okullarına yönelen öğrenciler oluyor. Gençlerin eğitim aldıkları dallardaki yeteneklerini ve ne ölçüde istekli olduklarını doğru bir şekilde ölçecek yeni bir değerlendirme sistemi geliştirilebilir.
Meslek okulu mezunları arasında işsizlik oranının yüksek olması, meslek okullarıyla iş yerleri arasındaki karşılıklı ilişkinin yeniden düşünülmesi gerektiğini gösteriyor. Sanayi odaları ve organize sanayi bölgesi yönetimleri, meslek okullarının kalitesini geliştirme, eğitim malzemelerini, kullanılan araç-gereçleri yenileyip modernleştirme konusunda destek olabilirler. İşletmeler, meslek okulu mezunlarına ve öğrencilerine staj ve sonrasında kalıcı iş fırsatları sunarak işsizlik probleminin ortadan kaldırılmasına katkıda bulunabilirler.
İşini iyi yapan bilgisayar teknisyenleri, terziler, çatı ustaları gibi meslek sahiplerini önemseyen ve saygın kişiler olarak gören yeni toplumsal değerler teşvik edilmeli. Genç insanlar toplumdan, devletten, özel sektörden ve medyadan bu desteği bekliyor. Bu tür mesleklere maddi teşvik sağlanması da yararlı olabilir.
İŞSİZ GENÇLİK
Türkiye ekonomisi 500 milyar dolara yaklaşan GSYİH’si ile dünyanın 17’nci büyük ekonomisi olmaya doğru gidiyor. Fakat son yıllardaki güçlü ekonomik büyüme, buna paralel bir istihdam artışına dönüştürülemedi. Gençliğe istihdam yaratılması kalkınma ve ekonomik istikrar açısından son derece kritik ve özellikle gençler için yeterli sayıda istihdamın yaratılmaması yüksek işsizlik düzeylerine yol açabilir. Ulusal İnsani Gelişme Raporu’na göre, 2006’da Türkiye’deki 15-24 yaş arası gençlik, 24,8 milyonluk toplam iş gücünün %18,5’ini (4,6 milyon kişiyi) oluşturuyordu. Buna karşılık, toplam işsizlerin %35’ini gençler oluşturuyordu ve bu oranın %40’ı ilk kez iş arayanlardı.
Rapor ayrıca, iş gücüne katılımda cinsiyet farklılıklarının alt eğitim düzeylerinde daha büyük olduğunu savunuyor. Rapora göre, kalifiye olmayan genç erkekler, inşaat sektörü istihdamında çok daha baskınken, kalifiye olmayan genç kadınlar ise giyim ve tekstil sektöründe çok yaygın. Ancak bu iki sektör, kayıt dışı istihdamın da en çok görüldüğü alanlar. Bu genç insanların birçoğunun sosyal güvenliği bulunmuyor. “Türkiye’de Gençlik” gençliğin istihdam sorunlarının ulusal bir eylem planı çerçevesinde ele almanın en doğru yaklaşım olacağı önerisinde bulunuyor. İstihdam yaratma açısından, Türkiye’nin en önde gelen özgül özelliklerini, sıkıntılarını ve fırsatlarını belirleyerek dikkate almak son derece önemli olacaktır. İstihdamla mücadele etmenin diğer yolları eğitimin ortalama düzeyini ve genç insanların teknik özelliklerini arttırmak olacaktır. AB’nin iş gücü standartları yavaş yavaş Türkiye iş gücü piyasasına da nüfuz ettikçe, kayıt dışı istihdam da tedrici olarak azalacaktır. Son olarak, rapor zorunlu eğitimin onbir veya oniki yıla çıkartılmasını ve gençlerin ihtiyaçlarına göre hazırlanmış yeni ve daha özgül istihdam politikaları uygulamayı öneriyor.
İstihdam politikaları, mesleki eğitim ve iş eğitimi yoluyla mevcut iş gücünün vasıflarını arttırmayı, yüksek teknolojinin yardımıyla bazı geleneksel sektörleri modernleştirmeyi, tarım endüstrilerinin gelişimini teşvik etmeyi ve gençler tarafından işletilen bilişim teknolojileri şirketlerinin sayısını arttırmayı içermeli. Rapor, politikaların, gençlerin siyasi kurumlara olan güvenlerini arttıracak katılımcı şekillerde geliştirilerek sürdürülebilir insani gelişmenin temellerini atması gerektiğini belirtiyor.
“Türkiye’de gençler, ülkenin sosyal ve siyasi yaşamına, Ulusal İnsani Gelişme’ye önemli ölçüde ve yaygın bir katkı sağlayacak düzeyde katılmıyor veya katılamıyor” diyor 2008 Ulusal İnsani Gelişme Raporu. Bu olgunun en başta gelen nedenleri arasında ekonomik, davranışsal, kültürel ve ayrıca tamamen siyasi faktörler var. Tüm bu etkenler değişik ölçülerde birbirleriyle etkileşim içinde ve böylece hayli karmaşık sonuçlar doğuruyor.
Burada birkaç argümandan sözetmek gerekir. Bunlardan biri, erken çocukluk deneyiminin, bireyin ergenlik çağı yaşantısı üzerinde yarattığı dinamik etki. Eğer bir çocuk, sosyal yaşama aktif katılımı teşvik eden ve yurttaşlık haklarının ve sorumluluklarının açıkça belirlendiği bir çevrede yetişmişse, büyük bir olasılıkla büyüdüğünde demokratik sistemi destekleyecek ve kendi çevresinin ve toplumun gelişmesine aktif olarak katılacaktır. Diğeri ise, ileri demokrasilerde açık, duyarlı, sorumluluk taşıyan ve hesap verebilen kurumların oynadığı rol. Böyle bir kurumsal ortamın yokluğunda, aktif yurttaşlık, beklenen faydaları sağlayamaz ve demokratik kurumların aşıladığı umut ve güven olmayınca, genel katılım düzeyleri zayıflamaya devam eder.
Rapora göre, gençlerin sorumlu yurttaşlar haline gelmesinin en önemli araçlarından biri siyasi katılım. Türkiye’de vatandaşlar 18 yaşından itibaren oy kullanabiliyor ve artık 25 yaşından itibaren parlamentoya seçilme hakkına da sahip oldular. Ancak bu, gençliğin siyasi katılım olasılıklarının aynı derecede geliştiği anlamına gelmiyor. Bu alanda mali teşvik mekanizmaları ile desteklenmedikleri ve uygulamada samimiyetle teşvik edilmedikleri sürece, gençlerin siyasi partilere katılımı sınırlı kalacaktır. En az bunun kadar önemli diğer bir nokta, bu teşvik sistemleri ile partilerde tam bir mali şeffaflığın sağlanması ve çıkar ilişkilerinin en aza indirgenmesi. Parti liderliğinin oligarşik hakimiyet altına girmesi de partilerdeki değişik vatandaş gruplarının daha aktif katılımı ile önlenebilir.
GENÇLER POLİTİKAYA GİRMEYE İSTEKLİ DEĞİL
Türkiye’de gençlik, siyaset mekanizmalarına karşı olumsuz duygular ve güvensizlik besliyor. Politikanın “dürüst ve adil olmadığına„ ve “hak edenin hak ettiği yerde olmadığına„ inanıyor. Aynı güvensizlik politikacılara karşı da mevcut. “Yalnızca kendilerini ve yakınlarını kolluyorlar„, “millet yararına pek bir şey yapmıyorlar„ ve “doğruyu söylemiyorlar„ gibi görüşler gençlerin siyasetçileri tanımlarken çoğu kez kullandıkları ifadelerden bazıları. Gençliğin Durumu Araştırmasına göre, halen bir siyasi partide faaliyet gösteren gençlerin oranı %4,7. Geri kalan %95,3’ün dörtte üçü ise ileride de bir parti içinde yer almayı düşünmüyor.
Gençlerin politikaya karşı güvensizliği oldukça yaygın olmakla birlikte, sivil toplum kuruluşları gençlere bazı katılım olanakları sunabilir.
Türkiye’de birçok vakıf ve dernek de gençlere gönüllülük yoluyla katılımda bulunabilme, yeni şeyler öğrenme ve yaratma olanağını sağlıyor. Aktif vatandaşlık literatürünün de gösterdiği gibi, gençler tarafından yürütülen faaliyetler ve gönüllü çalışmalar, onların kendilerine olan güvenlerini arttırıyor. Araştırmalar gösteriyor ki, gençleri topluma hizmet eden faaliyetlere dahil etmek, onların kişisel gelişimi, vatandaşlık duygusu, sosyal sorumluluğu, bilgisi, akademik yetenekleri ve kariyer özlemleri üzerinde ciddi olumlu etkiler yaratıyor.
Oysa, Gençliğin Durumu Araştırması’na katılan gençler arasında, Türkiye’de bir sivil toplum kuruluşu üyesi olanların oranı yalnızca %4. Bunların yaklaşık %46’sı ise ya üniversite öğrencisi ya da üniversite mezunu. Üniversiteler, gençlere sosyal katılımı bizzat uygulayarak ve tecrübe ederek öğrenme fırsatı sunuyor.
[BAGLANTILAR]
İki günlük Gençlik Bilgi Günleri, “Türkiye’de Gençlik” üzerine UNDP tarafından hazırlanan ve 21 Mart 2008 tarihinde Ankara’da kamu kurumlarına ve karar alıcılara tanıtılan 2008 Ulusal İnsani Gelişme Raporu’nun gençlere ve sivil toplum kuruluşlarına tanıtılmasının yanısıra, gençlik kuruluşlarının projelerini sergileybilmeleri, birbiriyle tanışıp kaynaşmaları için düzenlendi.
Gençlik Bilgi Günleri, düzenlenen toplantı ve atölye çalışmalarında biraraya getirdiği kişi ve kurumların, ilk defa bir gençlik platformu kurarak iletişim ağlarını güçlendirme konusunda aldıkları karar bakımından büyük önem taşıyor. Kurulmasına karar verilen ve katılım için imza toplanan gençlik platformu sayesinde, gençlik alanında çalışan sivil toplum kuruluşları, bireyler ve kamu kurumları birbirlerinin çalışmalarından haberdar olacak, birbirlerine destek ve fikir alışverişi sağlayabilecek. Ama kuşkusuz en önemlisi, platform sayesinde, kuruluşlar sadece yeni projeler üretmekle kalmayıp, yaptıkları çalışmaların ortak girişimler sonucu görünülürlüklerini sağlamaya ve bu çalışmaların uygulanabilir politikalara dönüşmesi yolunda çalışacaklar.
Sivil toplum kuruluşları, üniversitelerin öğrenci toplulukları, gençlik merkezleri, gençlik meclisleri, spor federasyonları ve gençlikle ilgili çalışmalar yürüten kamu kuruluşlarının temsilcileri olmak üzere doksandan fazla kuruluşun ve yüzlerce kişinin katıldığı Gençlik Bilgi Günleri kapsamında ayrıca 280 kişinin katıldığı 9 atölye çalışması, tiyatrolar, oyunlar, konserler, dans ve ritm gösterileri ve halk dansları düzenlendi. Ayrıca yine Ulusal İnsani Gelişme Raporu’nun hazırlık sürecinde gençlik projelerinin en iyi örneklerinin seçildiği ve 4 Ekim 2007 tarihinde ödüllendirilen proje sahipleri Gençlik Bilgi Günleri’nde biraraya gelerek projelerini tanıtma fırsatı buldu. Katılımcı kuruluşlardan bazıları arasında Türkiye Çevre ve Yeşillendirme Kurumu, Alternatif Yaşam Derneği, Habitat için Gençlik Derneği, Arı Hareketi, GSM-Gençlik Servisleri Merkezi, AEGEE Ankara, Toplum Gönüllüleri Vakfı, Türkiye Gençlik Federasyonu, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Türk Demokrasi Vakfı, Türkiye Ekonomi Poltikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), Türkiye Kızılay Derneği, Doğal Hayatı Koruma Vakfı, Bölgesel Rotarakt kulüpleri, Ulusal Gençlik Parlamentosu, Uluslararası Af Örgütü, Hayata Artı Programı ve Avrupa Birliği Bilgi Merkezi yer aldı.
Gençlik Bilgi Günleri, gençlerin toplumsal hayata etkin bir şekilde katılabilmeleri için bilgi edinebilecekleri ve bu alanda çalışan STK’larla tanışma olanağı sağlayan bir platform oluşturdu. Bu platform ayrıca STK’ların genç gönüllüler bulabilmesine ve benzer çalışmalar yürüten diğer sivil toplum örgütleriyle biraraya gelerek iletişimlerinin güçlenmesine ve yeni ortak projeler geliştirmelerine de olanak sağladı.
“Türkiye’de Gençlik” konulu 2008 Ulusal İnsani Gelişme Raporu’nun hazırlık sürecinde, 2007 yılının Ağustos ayında, gençlik çalışmalarında en iyi örnekleri belirlemek amacıyla bir proje teklif çağrısı yapıldı. Başvuran projeler, gençlik ve kalkınma uzmanları ile UNDP ve Avrupa Birliği Bilgi Merkezi yetkililerinin oluşturduğu bir jüri tarafından değerlendirildi ve seçildi. “En İyi Örnekler” olarak seçilen yirmi proje, 4 Ekim 2007 tarihinde UNDP tarafından, British Council’ın da desteğiyle düzenlenen ve Gençlik ve Spordan sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun katılımıyla, “Gençlik Çalışmaları En İyi Uygulama Örnekleri” töreninde ödüllendirildi.
Bu “iyi örneklere” ışık tutmak ve gençlik alanında çalışan kurumlarla paylaşmak amacıyla, ödüllendirilen projeler bir broşürde toplanarak 2008 Ulusal İnsani Gelişme Raporu ile beraber yayınlandı.
Bu bakımdan, bu broşür, bu gençlik gruplarını ve STK’ları, gençlerin yapabilirliklerini arttırarak onları etkin vatandaşlar haline getiren ve gençleri bugünün ve geleceğin zorluklarına karşı donatan çalışmalarını ve yoksullukla, eğitimde kalite eksikliğiyle, sosyal/kültürel farklılıklara karşı hoşgörüsüzlükle, işsizlikle, katılım eksikliğiyle ve çevresel bozulmayla mücadele çabalarını kutluyor.
Coca-Cola Türkiye ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından kurulan “Hayata Artı” Gençlik Programı’nda bu yıldan itibaren artık sadece “çevre” sorunlarına odaklanan projeler gerçekleştirilecek.
Üç yılda 23 ilde 31 projeye destek sağlayan “Hayata Artı” Gençlik Programı bünyesinde yürütülen çalışmalarda “çevre” ile ilgili bir soruna yönelik topluma duyarlı çözümler ya da çözüm önerileri üreten, farkındalık yaratma, bir hedef grubun yetkinliklerini geliştirme, etkinlik düzenleme ya da bir araştırma gerçekleştirme gibi uygulamalara odaklanılıyor. Desteklenen projeler her yıl Türkiye’nin dört bir yanından gelen başvurular arasından seçiliyor ve proje ekiplerine mali desteğin yanı sıra danışmanlık ve proje yönetimi desteği veriliyor.
Proje fikirleri teknik kriterlere göre değerlendirildikten sonra fikirleri başarılı bulunan ekiplerden ikişer temsilci “Hayata Artı” Buluşması’na çağırılıyor. Burada gerçekleştirilen atölye ve eğitim çalışmalarına katılan ekipler daha sonra ana başvuruyu yapıyor. “Hayata Artı”dan destek alacak projeler ana başvurular arasından Seçici Kurul tarafından belirleniyor.
Bu yıl yürütülen projeler arasında çevre temalı projeler şimdiden önemli bir ağırlığa sahip. “Temiz Gediz” projesinde, Gediz Nehri’ndeki kirlilik hakkında farkındalık yaratma ve öğrencilerin katılımıyla kirliliğin durdurulmasına yönelik bir girişim başlatılması hedefleniyor. Bir başka çevre projesi olan “Bir Damla Bin Verim”de ise amaç, sulu tarımda damla sulama sisteminin tanıtımı ve teşvikiyle su israfının önlenmesi ve toprak kaybının azaltılması.
Coca-Cola Türkiye Kurumsal İletişim Müdürü Ebru Bakkaloğlu, çevre ile ilgili sorunların tüm dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri haline geldiğini ve bu sorunların çözümünde kamu, özel sektör ve sivil toplum arasındaki işbirliklerinin giderek önem kazandığını belirtti. Bakkaloğlu, “Hayata Artı” Gençlik Programı’nda tüm kaynaklarımızı ve enerjimizi çevre projelerine aktarmanın doğru olacağına karar verdik. Türkiye’de gençlerin, su başta olmak üzere çevre ile ilişkili sorunların çözümüne büyük katkı sağlayabileceği inancındayız.” dedi.
“Hayata Artı” Gençlik Programı kapsamında gerçekleştirilecek çevre projelerine 5 ila 50 bin dolar arası destek sağlanacak.
Hayata Artı Gençlik Programı için 2008-2009 dönemi başvuru takvimi şöyle:
21 Mart 2008 Başvuruların başlangıcı
16 Mayıs 2008 Son başvuru tarihi
30 Haziran 2008 Hayata Artı İstanbul Buluşması
14 Temmuz 2008 Ana başvuruların iletilmesi
21 Temmuz 2008 Kazananların duyurusu
Ayrıntılı bilgi için: www.hayataarti.org
Başvurularla ilgili her türlü soru için: info@hayataarti.org
Ayrıca info@hayataarti.org adresine yazarak Hayata Artı” Gençlik Fonu Rehber Kitapçığı istenebilir.
“Hayata Artı Gençlik Programı’nın 2008 yılında desteklediği çevre projeleri:
“Temiz Gediz” projesi
Sanayi ve ev atıklarıyla kirlenen Gediz’in durumuyla ilgili farkındalık yaratma ve kamuoyundaki “artık iş işten geçti” umutsuzluğuna karşı bir umut ışığı olma amacıyla başlatılan “Temiz Gediz” projesinin ilk aşamasında kirlilikle ilgili bilgi ve belgeler toplandı, fotoğraf çekimleri yapıldı ve Çevre Bakanlığı’na gönderilecek kartpostallar hazırlandı. Projenin ikinci aşamasında bir imza kampanyasıyla kitlesel olarak imzalanacak kartpostallar Çevre Bakanı’na gönderilecek, şehir merkezine kampanya masaları kurulacak, ortaöğrenim kurumlarında etkinlikler düzenlenecek ve atölye çalışması gerçekleştirilecek. Kampanyanın tamamlanmasıyla birlikte proje sonuçları bir Web sitesi ile kamuoyuna sunulacak.
“Bir Damla Bin Verim” projesi
Balıkesir Paşaköy’de sürdürülen “Bir Damla Bin Verim” projesi, damla sulama sistemiyle su kullanımının azaltılabileceği ve üretimde verimliliğin artırılabileceği fikrinden yola çıkılarak başlatıldı. Proje çerçevesinde çiftçilere su tüketimi ve verimlilik açısından damla sulama ile salma sulama sistemleri arasındaki farkın gösterilmesi amacıyla bir pilot uygulama gerçekleştirilecek. Uygulama için arazi belirlendi ve ekim için hazırlandı, toprak ve su analizleri yapıldı, damla sulama sistemine uygun ürünler belirlendi, sistemin kuruluşu için gerekli altyapı hazırlıkları tamamlandı. Pilot uygulamaya paralel olarak uygulamanın yaygınlaştırılması için görsel malzemeler hazırlanacak, alan ziyaretleri düzenlenecek ve son aşamada hasat şenliği yapılacak. Balıkesir Üniversitesi Biyoçev topluluğu tarafından yürütülen projenin ortakları Paşaköy Tarım Kredi Kooperatifi ve Pamukçu-Aslıhan Tepecik Ovaları Sulama Birliği. Proje ayrıca Balıkesir Ovaları Sulama Birliği, Tarım İl Müdürlüğü, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri ve Balıkesir Üniversitesi tarafından da destekleniyor.
“Sürdürülebilir Kalkınma Günleri”ne katılanlar arasında Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, UNDP Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı Dr. Ahmet Tıktık, Avrupa Komisyonu Delegasyonu Büyükelçisi Marc Pierini, çeşitli bakanlıkların temsilcileri, kıdemli Türk yetkililer ve kamu kurumlarının yanısıra sivil toplum kuruluşları, özel sektör, uluslararası uzmanlar ve akademisyenler vardı.
Toplantı sırasında, Türkiye’de sürdürülebilir kalkınma kavramına ilişkin paneller düzenlendi, sürdürülebilir kalkınmada çıkarılan dersler paylaşıldı ve “Sürdürmek Mümkün” başlıklı belgesel filminin galası yapıldı. Ayrıca enerji, kentleşme, bilim ve teknoloji, ormancılık ve balıkçılık olarak belirlenen beş sektör altında gerçekleştirilen projelerin sonuçları paylaşıldı. Toplantıda ele alınan diğer konular ise entegrasyon çalışmaları ve Türkiye’de sürdürülebilir kalkınmanın geleceği. Sürdürülebilir Kalkınma Kısa Film ve Belgesel Yarışması’nda ödüllendirilen kısa filmlerin gösterimi de yapıldı. Tüm panel ve tartışma platformlarıyla, “Sürdürülebilir Kalkınma Günleri” yeni fikirlere ve yeni bir vizyonun yanı sıra, yeni projelere, akademik çalışmalara ve yerel, ulusal ve uluslararası seviyelerde uluslararası işbirliğine de ilham kaynağı olacak.
UNDP Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub toplantıda yaptığı konuşmada “sürdürülebilir kalkınmada ilerleme gösterme ancak çeşitli paydaşlar arasında yakın ortaklık ve iş birliği ile yakalanabilir” dedi.
UNDP ve Devlet Planlama Teşkilatı tarafından beş sektörde gerçekleştirilen “Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu” projesinin ana hedefi Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma çabalarındaki önde gelen stratejileri belirlemek ve ilgili konularda kamuoyunun dikkatini çekmek. Projeye katkı sağlayanlar arasında Çevre ve Orman Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, TÜBİTAK, özel sektör, STK’lar ve akademisyenler bulunuyor.
Sürdürülebilir kalkınma kavramı 1992 yılında Rio ve 2002 yılında Johannesburg’da düzenlenen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirveleri’nde ortaya atıldı. Türkiye’de ise bu kapsamdaki çalışmalara 2006 yılında başlandı. UNDP ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın ortak yürüttüğü Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu kapsamında uygulanmakta olan projelerin tamamlanması için toplam 20 aylık bir süre verildi. Avrupa Birliği’nin tüm projelere verdiği hibe miktarı toplam 912 bin euro. Projeler politika düzeyi faaliyetleri, yerel düzeyde uygulamalar ve iletişim ve bilgilendirme faaliyetleri olmak üzere 3 boyutta gerçekleştiriliyor ve sivil toplum örgütlerinin, yerel yönetimlerin, üniversiteden uzmanların ve özel sektörün katılımlarının yanı sıra çocuğundan kadınına ve yaşlısına kadar tüm bireylerin katılımı teşvik ediliyor.
Fotoğraf: Hakan Çınar
UNDP Türkiye Ofisi ve Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı tarafından düzenlenen çalıştayın amacı mevcut yapıyı, görevleri ve Türk yargı sisteminin kurumsal yönetiminin temel yapı taşları arasındaki etkileşimi tartışmaktı.
Genel anlamda, çalıştay Türkiye için yüksek öncelikli konulardan biri olarak görülen yargı reformuna dayanıyor. Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak Türkiye, son yıllarda kapsamlı yasal ve anayasal düzenlemeler yapıyor. Türkiye’nin yargı reformuna ilişkin taahhüdü, yargı reform çabalarının devamının vurgulandığı çeşitli ulusal politika çerçeve dokümanlarında da dile getiriliyor.
Geniş bir katılımcı topluluğunca gerçekleşen bu iki günlük çalıştayda Türkiye’nin yargı reformuna ilişkin çabaları ve özellikle de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemelerin yapısı hakim ve savcılar gibi adalet aktörlerince tartışıldı. Dünyadaki ve özellikle AB ülkelerindeki yargı sisteminin kurumsal yönetimine ilişkin uluslararası deneyimler de bu çalıştayda paylaşıldı.
Çalıştayın ilk gününde, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sadi Güven ve UNDP Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub’un konuşmalarının ardından, Strateji Geliştirme Kurulu Başkanı Hüseyin Yıldırım Adalet Bakanlığı’nın Stratejik Planı, 2007-2012 yıllarını kapsayan Eylem Planı ve Adalet Bakanlığı’nın Yargı Reformu Stratejisi taslağı üzerinde kapsamlı bir sunum yaptı. Bu noktada odaklanılan, bu belgelerin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısındaki olası değişikliklerle ilgili bölümleriydi. Katılımcılar ayrıca, Personel İşleri Dairesi Genel Müdür Yardımcısı’na Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı, üyelerinin seçim prosedürleri, atama ve terfilere ilişkin görev ve sorumlulukları hakkında bilgilendirildi. Çalıştayın ikinci günü, Yargıtay ve Danıştay başta olmak üzere yüksek mahkemelerin yapısına ilişkin tartışma ve görüş alışverişini mümkün kılan platformlara ayrıldı.
Çalıştaya UNDP Bratislava Bölgesel Merkez Ofisi temsilcileri ve uluslararası danışman Larry Taman da katılarak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun ve Yüksek Mahkemeler’in yapılarıyla ilgili uluslararası düzenlemeler ve uygulamalar başta olmak üzere, küresel bağlamda yargı reformu ile ilgili deneyimlerini aktardılar. Bu kapsamda, Taman, yargının özellikle değer sistemlerini anlattığı “Bağımsız Yargı ve Yargısal Hesap Verebilirlik: Hassas Bir Denge” konulu bir tanıtım yaptı.
The Fund—officially called the MDG Achievement Fund—was established in December 2006 to accelerate the achievement of the Millennium Development Goals (MDGs) and to support UN reform efforts at the country level. The Spanish Government has committed approximately US $ 750 million over the three year period 2007-2010. Apart from climate change, the Fund also intervenes in other thematic areas such as economic governance, gender equality and women’s empowerment, private sector development, cultural heritage, and youth employment.
A signing ceremony to formalize the US$ 7 million awarded for the project developed by the UN Turkey Office took place at the residence of the Spanish Ambassador to Turkey, Mr. Luis Felipe Fernandez de la Peña, on 3 April 2008. UN Resident Coordinator Mahmood Ayub, United Nations Environment Programme Regional Office for Europe Deputy Director Gaetano Leone and Deputy Undersecretary of the Ministry of Environment and Forestry Musa Demirbaş also participated in the ceremony.
57 countries were eligible for the Fund and UN Turkey Office’s project entitled “MDG Fund Enhancing the Capacity of Turkey to Adapt to Climate Change” was one of the 18 projects to be selected and funded in the area of environmental sustainability.
The project—the first climate adaptation one in Turkey—is a joint initiative of several UN agencies, including UNDP as the leading agency and coordinator of the project, Food and Agricultural Organization of the United Nations (FAO), United Nations Industrial Development Organization (UNIDO), and United Nations Environment Programme. On the government side, the main beneficiary and the leading executing agency for technical components of the project is the Ministry of Environment and Forestry.
The project is extremely relevant and timely for Turkey, where 85% of the land area is “highly vulnerable to desertification”. As Turkey’s First National Communication to the United Nations Framework Convention on Climate Change in 2007 reported, Turkey is increasingly facing unstable weather patterns. The impact of climate change on Turkey’s weather patterns shows itself in the form of rising summer temperatures, loss of surface waters, greater frequency of droughts, land degradation, coastal erosion, and flooding. All of these negatively affect water availability and production.
To address the above environmental issues, the project will support Turkey’s efforts to introduce adaptive and long-term strategies into the legislation to address sustainable development issues and will serve as a catalyst to introduce community-based adaptation principles; build capacity in vulnerable rural regions and develop public-private partnerships to mobilize resources in addressing climate change risks. The project is expected to have the following components:
Meşale taşıyıcılar koşu parkuru üzerinde bulunan, Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan Boğaziçi Köprüsü de dahil olmak üzere ilgi çekici birçok yerden geçtiler. “Uyumun Yolculuğu” teması altında ve “Tutkuyu Yak, Rüyayı Paylaş” sloganı ile gerçekleştirilen koşu 130 gün boyunca Çin ana kıtası dışında 19 şehirden geçecek. Pekin 2008 Olimpiyatı sponsoru Coca-Cola şirketinin davetiyle UNDP'nin özel sektörle ilişkilerden sorumlu Program Müdürü Hansin Doğan da koşuya katıldı ve meşaleyi taşıyarak Olimpik Ateşi Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Baş Konsolosu Zhang Zhiliang’a teslim etti.