Ana Siteye Dön

Mayıs 2007

Sayı: 17

Adıyaman: Kümelenme için çekici bölge

Adıyaman: Kümelenme için çekici bölge

Adıyaman’da tekstil sektöründe gerçekleştirilen kümelenme, katılımcıların tüm heyecanıyla, örnek bir çalışma olarak sürüyor. Bu işbirliği son olarak, 7 Nisan 2007 tarihinde, kentin ileri gelenlerinin katılımıyla yapılan toplantıda sergilendi.

Ankara, Mayıs 2007

GAP-GİDEM ve Adıyaman Tekstil Hazır Giyim Kümelenme Derneği tarafından düzenlenen 12. Yerel Kümelenme Komitesi toplantısında, kümelenme ve sürdürülebilirliğin önemi konuları ele alındı. Katılımcılar arasında Adıyaman Vali Vekili Mehmet Akçay, Adıyaman Belediye Başkanı Necip Büyükaslan ve GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı’nın yanısıra, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Zafer Ersoy ve İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri, Günkar Holding, TOBB ve Domino Tekstil’den kıdemli yetkililer de bulunuyordu.

Bu kümelenme girişimi sayesinde Adıyaman, Avrupa ve Ortadoğu’nun tekstil havzası olma yolunda ilerliyor. Proje kapsamında 1700 işçiye istihdam sağlanarak, Adıyaman’daki işsizlik oranı erkeklerde %11, kadınlarda ise %4 oranına düştü. Bu kapsamda doğan ihtiyaçları karşılama amacıyla Adıyaman’da 18 çırçır fabrikası, 10 iplik fabrikası ve bir örme dokuma fabrikasının yanısıra, bir boyahane, iki adet baskı, ve 4 adet nakış firmasıyla bölgedeki çalışan şirket sayısı 70’e çıktı. Açılan bu fabrikalar sayesinde ildeki özel sektördeki istihdamın %70’i tekstil alanında çalışıyor ve bu fabrikalarda GAP ve Tommy Hilfiger gibi dünyaca ünlü markalar üretiliyor.

Adıyaman’daki tekstil sektöründeki kümelenme, kentteki Girişimciyi Destekleme Merkezi (GİDEM) tarafından başlatılmış bir girişim. Avrupa Komisyon’u tarafından finanse edilen, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve GAP Bölge Kalkınma İdaresi tarafından ortak yürütülen GAP-GİDEM projesi çerçevesinde, 1997 yılında 4 ilde GİDEM kurulmuştu.

Adıyaman’daki kümelenme modeli Ankara’ya uygulanıyor

Adıyaman’daki kümelenme girişiminin, nüfusunun %15.9’unun işsiz olduğu Ankara’da uygulanabilmesi için uluslararası düzeyde deneyim sahibi olan The Economic Competitiveness Group eğitmenleri tarafından 16-20 nisan tarihleri arasında eğitim verildi. Ankara’da yapılan eğitime Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, KOSGEB, İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri, Ege İhracatçı Birlikleri, TOBB Ekonomik ve Politik Araştırmalar Vakfı ve GAP-GİDEM projesinden uzmanlar katıldı.

Kümelenme: Gelişen ekonomilerin gereği

Ekonomilerinde kümelenmeye dayalı yöntemler izleyen ülkelerdeki deneyimler, kümelerin yapısal değişiklikleri teşvik etmede ve bölgeye refah sağlamada önemli bir rol oynadığını gösteriyor.

Ankara, Mayıs 2007

Bugünlerde bazı sanayiler kimi bölgelerde diğer yerlere göre daha yoğun bir şekilde toplanmış durumdalar. Bugün bu kavram kümelenme ya da kümelenmeye dayalı ekonomi şeklinde ifade ediliyor. Başka bir deyişle, kümeler, ekonomik faaliyetlerin belli bir coğrafi bölgede toplanmasıdır. Kümelenmeye dayalı ekonomiler 1990’lardan beri giderek artıyor ancak unutulmamalıdır ki kümeler inşa edilmedi daha çok düşük ücretlerden ve yüksek iş gücü piyasasından yararlanmak için az nüfuslu bölgelerde yer edinen büyük şirketler yoluyla kendi kendilerine geliştiler. Herhangi bir sanayi topluluğu kümeler oluşturabilir. Örneğin bunlar uzay sanayi, otomotiv, kimyasal ürünler, tarım ürünleri, deri ürünleri, yapı malzemeleri, metal veya plastik imalatı, tekstil ve tütün olarak sıralanabilir.

Kuşkusuz kümeler, yüksek verimlilik ve ekonomik güç getirerek kazanç sağlama avantajına sahiptir ve bu yüzden şirketler giderek, rekabet güçlerini arttıracak olan kümelenmelerin bir parçası olmayı seçiyor. Ancak kümelerin sadece bölgesel değil küresel boyutta başarılı olabilmeleri için bazı unsurların varlığı gereklidir çünkü bu unsurlar gerekli bilgiyi ve imalat sırrını edinmek için birer araçtır. Bu unsurlar belli bir ekonomik bölgedeki distribütörler ve ihracatçılar, mühendislik danışmanlıkları ve mali danışmanlar, pazarlama uzmanları, ticaret ve işgücü örgütleri, bölgesel hükümet acentaları, araştırma ve eğitim enstitüleri, ürün tedarikçileri, hizmet sağlayıcılar, araştırma laboratuvarları, teknoloji merkezleri ve toplum bazlı örgütler olarak sıralanabilir. Bu unsurlar sayesinde kümeler büyük yararlar sağlayabilir çünkü daha fazla sayıda tedarikçi ve özel hizmete erişim sağlamanın yanısıra, kümeler, tecrit edilmiş rakiplerine göre daha fazla bilgi paylaşımı, imalat sırrı ve profesyönel meslektaşlar sağlar. Aynı şekilde, belli bir kümeye ait şirketler uzaktaki rakiplerine göre daha ucuza daha hızlı bir şekilde satın alacakları daha fazla kaynak ve servisten yararlanabilir. Kümelerin sağladığı faydalar çift taraflıdır. Kümeler bulundukları bölgeden fayda sağlamanın yanısıra, düşük gelirli bölgelerdeki fırsatları genişletir. Ancak durum her zaman bu şekilde olmayabilir. Kümelenme modellerinin başarıyla uygulandığı Avrupa Birliği’nde, birliğe sonradan giren üyelerde (EU-10) bu modellerin yeterince güçlü olmaması, bu ülkelerin AB’ye entegrasyonunu da zorlaştıran bir etken olarak görülüyor. 

Kümelenmeye dayalı ekonomilerin kullanımı henüz oldukça yeni olsa da başarı örnekleri bulunuyor. Başarılı kümelerin, finansman sağlayan acentalar ve özel kaynak sağlayıcıları tarafından tanındığı ve siyasi önemleri artarak itibarlarının yükseldiği, bilinen bir gerçektir. Hükümetler kaynaklarını seferber ederek kümelere yardım ederken, kümeler de hükümetlere ekonomik büyümelerine ve dezavantajlı bölgelerinde yeni fırsatlar yaratarak katkıda bulunuyor.

Ekonomilerinde kümelenmeye dayalı yöntemler izleyen ülkelerdeki deneyimler, kümelerin yapısal değişiklikleri teşvik etmede ve bölgeye refah sağlamada önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Türkiye’nin doğusunda Adıyaman’da uygulanan kümelenme modeli bunun çok iyi bir örneği... Adıyaman tekstil alanında kümelenme çalışmaları yürütüyor ve planlı büyümesi sayesinde kalkınma için bir model teşkil ediyor. Bununla beraber Adıyaman’daki kümelenme örneği UNDP tarafından 2005 yılının en başarılı projelerinden biri seçildi. Bu gibi kümelenme projelerinin uygulanmasındaki başarılı örnekler başka bölgelere kesinlikle birer ilham kaynağı olacaktır.

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Uluslararası toplum su etkinliklerini artırıyor

14 Nisan 2007 tarihinde, donörler, uluslararası kalkınma kuruluşları ve gelişmekte olan ülkeler, dünyanın yoksul kesimini etkileyen su ve sağlık konularında yaşanan krizi çözmek için yeni vaatlerde bulundular.

Ankara, Mayıs 2007

Gelişmekte olan ülkelerde 1 milyardan fazla insan içme suyu kaynaklarından yoksun ve yine gelişmekte olan ülkelerin nüfuslarının yarısı uygun sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor.

Su ve sağlık hizmetleri krizlerine karşı verilecek ilk küresel yanıt, Dünya Bankası’nın UNDP ve Birleşik Krallık Uluslararası Kalkınma Dairesi’nin ortak olarak ev sahipliğini yaptığı Dünya Bankası ve IMF bahar toplantıları sırasında düzenlenen özel bir etkinlikte belirlendi. Toplantı, temiz su ve sağlık hizmetleri imkanları yaratmak amacıyla ortak bir eylem planını hayata geçirmek için gelişmiş ve gelişmekte olan ülke hükümetlerinin temsilcilerinin yanısıra sivil toplum liderleri ve kalkınma örgütlerini de biraraya getirdi.

Birçok sayıda donör, ülkelere su ve sağlık hizmetleri vermek için desteklerini arttırmada taahhütlerini yineleyerek aşağıdaki önerilerde bulundular:

  • Halihazırda bir eylem planları olan ve bunun için kendi kaynaklarını yatırım aracı olarak kullanacak olan hükümetlere destek vermek;
  • Su ve sağlık hizmetleri konusunda henüz bir eylem planı sahibi olmayan ülkelere eylem planı hazırlamalarında yardımcı olmak;
  • Afrika Kalkınma Bankası’nın Kırsal Kesimler için Su Kaynakları ve Sağlık Hizmetleri Girişimi’ne bağlılıklarını yenilemek. Bu, ulusal planlar bünyesinde donör desteğini düzenlemek, arttırmak ve güçlendirmek için benzersiz bir fırsattır.
  • İhtiyaçlarına rağmen diğer donör ülkelerden yeteri kadar destek alamayan ülkelere özel yardım sağlamak. Atılacak ilk adım bütçelerindeki eksikliği belirleyerek kimin ne yapacağına karar vermek olacaktır.
  • Sağlık hizmetleri ve hijyen eğitimi konularına odaklanmak. Her ikisi de masrafsızdır ve çok etkin birer hayat kurtaran olabilirler.

Yukarıdakilere ek olarak, katılımcılar sahada daha büyük etki yaratabilmek amacıyla eylemlerini küresel boyutta daha iyi koordine etmek için karar aldılar ve bazı pratik girişimleri kararlaştırdılar:

  • BM Su Örgütü ve üyeleri tarafından hazırlanacak olan ve sağlık yılı ilan edilen 2008 için sağlık konularına özel yer veren yıllık bir küresel inceleme raporunun yazılması. Bu rapor, su ve sağlık üzerine olan Binyıl Kalkınma Hedefi’ni gerçekleştirmedeki ilerleme sürecini ortaya koyabilir.
  • Bu raporu görüşmek ve üzerinde eylem planlarını belirlemek amacıyla yılda bir kere düzenlenecek bir toplantı için anlaşmaya varmak. Ağustos 2007’de kutlanacak olan Stockholm Dünya Su Haftası bu toplantıların yapılması planlanan yer olarak belirlendi.
  • Önceden belirlenmiş su eylem planlarının takibini yapmak
  • Sağlık üzerine ortak bir yaklaşım belirlemek

Birleşik Krallık Uluslararası Kalkınma’dan sorumlu Devlet Bakanı Hilary Benn “hergün 5 bin çocuğunun hayatına malolan küresel su ve sağlık kriziyle mücadelede bazı pratik adımlar atmaya karar verdiğimiz için çok mutluyum” dedi. “Bunlar; su ve sağlık konularında yazılacak olan yıllık bir rapor, raporu görüşüp kararlar almak için biraraya gelebileceğimiz bir etkinlik üzerinde karar kılmak ve BM’nin her ülkede su ve sağlık konularında öncü organ belirleyeceği üzerine yapılan anlaşma”.

Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz “Su ve sağlık hizmetlerine yapılan kamu harcamaları birçok ülkede GSMH’nın %1’inden de az bir seviyeye düştü ve en fakir ülkelerde özel sektör finansmanı hemen hemen hiç yok. Su için verilen yabancı destek aynı oranda kalmıştır. İhtiyacımız olan şey, yatırımların yılda 15 milyar dolardan ikiye katlanarak yılda 30 milyar dolar olmasıdır. Su, sağlık ve hijyen hizmetleri hayat kurtarır. Uluslararası toplumun bu krizi bağlılık ve istekle çözmesi bir yükümlülüktür”.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkanı Kemal Derviş ise “Geçen yılın İnsani Gelişme Raporu’nda da gördüğümüz gibi, yoksulun su ve sağlık hizmetlerine erişimi, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni gerçekleştirmede çok önemli rol oynar. Su ve sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması da dahil olmak üzere Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni gerçekleştirmek mümkündür. Su krizini çözmek için gereken bilgi birikimi ve finansal kapasiteye sahibiz. Şimdilik tek eksiğimiz yeterli siyasi kararlılık ve kararlaştırılmış ve uyumlu bir eylem planıdır. İşte bizim toplu kararlılığımız ve desteğimiz bu aşamada gereklidir”dedi.

Su üzerine Afrikalı Bakanlar Kurulu Başkanı ve Uganda Su İşleri Bakanı Maria Mutagamba “Size masajımız açıktır. Afrika büyüyerek, herkes için su ve sağlık hizmetleri vermeye hazır; ancak donör desteğine ihtiyacımız var. Sağlık ve hijyen konularına özel ilgi gösterilmeli. Afrikalılar’ın yüzde 60’ı ihtiyaçlarını dışarıda görmeye zorlanıyorlar. Öte yandan tuvaletler hayat kurtarır ve bir insanın saygınlığı için önemlidir. Ancak sadece tuvalet sayısının artması sağlık durumunun düzelmesine yardımcı olmaz. Önemli olan daha iyi hijyendir ve bu da el yıkamanın her ailede günlük bir alışkanlık haline gelmesi anlamına gelir” dedi.

 

Kaçınılmaz ortaklık

Dünya nüfusu arttıkça UNDP’nin özel sektörle olan ilişkisi de tüm dünyada artıyor. Her geçen sene, yoksulların geride bırakılmamaları için, hükümetlerin yanısıra, sivil toplum örgütleri ve çok uluslu şirketlerle ortaklıklar kurmak, UNDP için daha da önemli hale geliyor.

Ankara, Mayıs 2007

Daha güçlü ortaklıklar birçok yeniliği ve yeni kaynakları beraberinde getirdiği gibi varolan stratejileri geliştimeye ve yeni stratejiler oluşturmaya da yarıyor. Bu sebeplerden ötürü UNDP, dünyanın giderek artan ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sosyal sorumluluk geliştirmeleri için özel sektörü teşvik etmeye büyük önem veriyor. Hatta UNDP geçtiğimiz aylarda bu ihtiyaçları temel alarak yeni bir Özel Sektör ve Kalkınma Bölümü bile açtı. Bu yeni bölümün gerçekleştirdiği ilk faaliyetlerden biri ise özel sektörün kalesi durumunda olan İstanbul’da gerçekleşti.

UNDP Özel Sektör Ortaklıkları Bürosu Başkanı Christian Thommessen, UNDP RBEC bölgesindeki görevi kapsamında 15-16 Nisan 2007 tarihinde İstanbul’u ziyaret etti. Thommessen, UNDP Temsilci Yardımcısı Ulrika Richardson-Golinski ile birlikte, UNDP’nin özel sektörle çalışmasının sebebinin altını çizmek ve UNDP’nin aşağıdaki maddelerden oluşan özel sektör ortaklıkları stratejisini anlatmak için UNDP Türkiye’nin potansiyel özel sektör ortakları Türkiye Ekonomi Bankası (TEB) ve Koç Grubu ile görüşmeler yaptı.

  • Toplanma: Bu kapsamda UNDP özel sektör ortaklarını bir şemsiye altında toplama görevi görüyor.
  • Savunma/Taraf tutma: Bu kapsamda UNDP, özel sektörü, ortaklık projelerinin temelini hazırlayan Küresel Etki (Global Compact) platformu gibi birçok kamu politikası ve taraf tutma çabalarına dahil ediyor. Özel Sektör ve Kalkınma Komisyonu tarafından yayınlanan “Girişimciliği Serbest Bırakma” (Unleashing Entrepreneurship) raporu da kamu diyaloğu ve taraf tutma için bir araç niteliğindedir.
  • Kurumsal Sosyal Sorumluluk: Bu kapsamda UNDP, özel sektör ortaklarını yoksulluk, açlık ve iklim değişikliği gibi dünyada olup biten olaylar karşısında daha duyarlı olmaya çağırıyor ve onları, sosyal sorumluluklarını yerine getirmeyi teşvik ederek kapasite geliştirmeye de katkıda bulunuyor.
  • Yoksul yanlısı işletme: Bu kapsamda UNDP, özel sektör ortaklarını, az gelişmiş ve dezavantajlı kitlelere yarar sağlamak için çalışmalarını teşvik ederek kalkınmaya katkıda bulunuyor.

Thommessen yaptığı ziyarette UNDP’nin yeni programı olan “Büyüyen Kapsamlı Pazar” (Growing Inclusive Markets)’dan da bahsetti. Bu kapsamda, 15 akademik kurum alanlarındaki şirketlerde bir araştırma yaparak, araştırmanın sonucu olarak 50 işletme örneği hazırladı. Thommessen bugün işletmelerin önündeki engelleri ve dünyanın her yerinde ihtiyacı olan toplumlara kaynak oluşturacak işletme modellerine duyulan ihtiyacı gözönünde bulundurarak bu girişimin önemini vurguladı.

Özel Sektör Bölümü ve Büyüyen Sürdürülebilir İşletmeler hakkında bilgi almak için buraya tıklayınız. (İngilizce)

 

 

 

 

 

Derviş İklim Değişikliği IPCC Raporu'nu yorumluyor

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkanı Kemal Derviş Hükümetlerarası İklim Değişikliği Raporu Paneli’nin (IPCC) Etkiler, Adaptasyon ve Zafiyet ile ilgili bulgularına destek vererek hükümetleri, donörleri ve kalkınma kuruluşlarını gelişen dünyanın toplumlarının ve insanlarının küresel ısınmanın zorluklarıyla başa çıkmaya adapte olmak ve küresel ısınmanın tahrip edici etkilerine en savunmasız olan ülkelere desteklerini arttırmaları için bu ülkelerin varolan kapasitelerini anlamaya davet etti.

Ankara, Mayıs 2007

Derviş “iklim değişikliği gelişmekte olan dünyanın insanları ve özellikle gelişmekte olan küçük ada ülkeleri ile en az gelişmiş ülkelerde, kuraklık, kıtlık ve evlerinin, topraklarının hatta hayatlarının yok olması anlamına gelir” dedi. “Bu insanlar hava olaylarının birçok türüyle yıllardır başa çıkıyorlar; ancak şimdi, tek başlarına üstesinden gelemedikleri bir adaptasyon sorunuyla karşı karşıyalar. Kendi hükümetlerinden ve kalkınmadaki diğer partnerlerinden daha fazla destek ile bu zorluklarla mücadele edebilirler ve edeceklerdir”.

7 Nisan 2007 tarihinde Brüksel’de açıklanan İklim Değişikliği Raporu, iklim değişikliğinin hızlı ilerleyişinin ve milyonlarca insana vereceği potansiyel zararın çok rahatsız edici bir portresini çiziyor. Değerlendirmeler, adaptasyon kapasitesinin az olduğu ve halihazırda tropikal fırtınalar ve yerel kıyı şeridinin ilerlemesi gibi zorluklarla karşılaşan yoğun nüfuslu ve alçakta bulunan ülkeler başta olmak üzere milyonlarca kişinin yüzyılın ikinci yarısına kadar her yıl ciddi sel tehlikeleriyle karşı karşıya kalacağını ileri sürüyor. İklim Değişikliği Raporu, özellikle küçük adaların zafiyetlerinin altını çizerek büyük bir kararlılıkla bu bölgelerde deniz suyu seviyesindeki yükselmenin su baskınlarını, fırtına dalgalanmalarını ve diğer kıyı felaketlerini arttırarak ada toplumlarının önemli altyapılarını, yerleşimlerini ve halkın geçim kaynağını oluşturan diğer etkenleri tehdit edeceğini belirtiyor.

Derviş raporun sonucunun altını çizerek iklim değişikliğinin Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılmasını geciktirebileceğini ancak sürdürülebilir kalkınmanın iklim değişikliğine karşı savunmasızlığı azaltacağını belirtti. “Ekonomik büyümenin daha sürdürülebilir yöntemlerinin dağılımı, uyum sağlama çabalarımızda daha güçlü müttefikimiz olacaktır. Şurası açıktır ki toplumlar daha fazla gelişerek daha zengin oldukça, iklim değişikliğiyle başa çıkmada daha başarılı olacaklardır. Binyıl Kalkınma Hedefleri için konan 2015 yılı süre bitiminin yarı noktasına ulaştığımız şu noktada, bu, sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmek ve hedefleri gerçekleştirmek için çabalarımızı arttırmamızda bize daha güçlü bir motivasyon sağlayacaktır”.

Değerlendirme, iklim değişikliğine olan zafiyetin “yoksulluk, kaynaklara erişimde eşitsizlik, gıdalarda güvensizlik, ekonomik küreselleşmedeki eğilimler, çatışmalar ve HIV/AIDS hastalığı gibi diğer sorunlarla şiddetlenebileceğini belirtiyor. Derviş, bu seneki yıllık Küresel İnsani Gelişme Raporu’nu iklim değişikliği üzerine yazan UNDP’nin iklim değişikliğine uyum sağlama sorununu ülkelerin ulusal kalkınma stratejilerine uyarlayarak bu karmaşık problemin üstesinden gelmede hükümetlere destek verebileceklerini belirtti. “İklim değişikliği artık basit bir çevre sorunu olarak görülemez: bu sorun genel anlamıyla insan gelişimine bir tehdit oluşturmaktadır. Bu yüzden tüm kalkınma stratejilerinin iklimle ilgili riskler gözönünde bulundurularak oluşturulması gerekmektedir”.

Derviş “UNDP, genel olarak Birleşmiş Milletler ailesi ve kalkınma alanındaki diğer ortakların iklim değişikliğiyle mücadele edebilmeleri için önce kendilerinin uyum sağlaması gerekiyor” dedi. “Daha yoksul olan ülkelerin uyum sağlama süreçlerinde, daha fazla şeyi daha etkin bir biçimde yapmalıyız. BM reformu sürecinde, İklim Değişikliği Raporu’nun içeriğini ve neyi riske attığımızı hepimizin aklında tutması gerekiyor: Şu anda bile iklim değişikliğinin etkilerinden zarar gören milyonlarca insan için zenginlik ve yoksulluk arasındaki farktan söz ediyoruz – örneğin geçen yıl Ağustos ayında raporlara geçmiş en şiddetli yağışların sebep olduğu sellerde 300’den fazla insanın hayatını kaybettiği ve 10 bin kişinin evsiz kaldığı Dira Dawa ya da Etiyopya gibi ülkelerden. Adaptasyon gelişmiş toplumlar için de bir mücadeledir. UNDP bu zorluğun üstesinden başarıyla gelmek için işini etkin olarak yapmaya hazırdır”.

Sofya'da kapasite geliştirme çalışması

UNDP Temsilcileri, Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da, örgütün vizyonunu, orta vadeli programlarını, yakın gelecekteki önceliklerini ve orta gelirli ülkelerdeki rolünü tartıştı.

Ankara, Mayıs 2007

23-24 Nisan 2007 tarihinde düzenlenen toplantıya, UNDP Başkanı Kemal Derviş, UNDP’nin Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bürosu Başkanı (aynı zamanda BM Genel-Sekreter Yardımcısı ve UNDP Başkan Yardımcısı) Kori Udovicki ve bölgede çalışan UNDP temsilcilerinin yanısıra, BM’den kıdemli yetkililer, diğer BM kuruluşlarından idareciler ve çeşitli üniversitelerden öğretim görevlileri katıldı.

UNDP, bölgesel toplantıda, ayrıca, AB ile ortaklık, ticaretin liberalleşmesi için kapasitenin arttırılması, sosyal sektör reformları ve iklim değişikliği gibi konuları ele aldı.

Yıllık toplantı, Bulgaristan Başbakanı Sergey Stanishev’in karşılama mesajıyla başladı. Stanishev UNDP’nin zengin ve yoksul ülkelerdeki aralığı kapatmak için bir köprü görevi üstlendiğinin ve Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni gerçekleştirmedeki öneminin altını çizdi. Stanishev, Bulgaristan’ın sosyal kabul, yoksulluğun azaltılması, istihdam politikaları, iyi yönetişim ve çevrenin korunması konularında UNDP’nin desteğini beklediklerini belirtti.

UNDP Başkanı Kemal Derviş ise, yaptığı konuşmada, AB’ye üye olan Bulgaristan’ın orta gelirli bir ülke olmasından dolayı deneyimlerini yoksul ülkelerle paylaşmanın yanısıra, zengin ülkelerle de ilişki kurarak kalkınmada işbirliği alanında önemli bir rol oynayabilecek duruma geldiğini ifade etti. Derviş, Bulgaristan’ın coğrafi ve tarihi konumundan ötürü sadece kuzey ve güneyle değil aynı zamanda doğu ve batı ile de ilişki içinde olabileceğini sözlerine ekledi.

UNDP’nin AB ile ortaklığı konusunda, UNDP Brüksel İrtibat Bürosu Başkanı Antonia Vigilante, yakın geçmişte imzalanan ikili anlaşmalar sayesinde bugün UNDP’nin sadece proje uygulayan bir kurum olmaktan çok, bir ortak olarak algılandığını belirtti. Bu bağlamda, BM ortak bir anlaşmayı sağlamak ve kaynakları seferber etmek için çalışıyor.

Katılımcılar, uluslararası örgütlerin, uluslararası ticaretin liberalleşmesi konusundaki politikaları ve yaklaşımları belirlemek için çalışması gerektiği ve malların serbest dolaşımı için yeni prosedürler belirlemesi gerektiği konusunda uzlaşmaya vardı. İşgücü piyasası da tartışılan konular arasındaydı. Bu bağlamda, son gelişmeler, olumlu eğilimler, süregelen sorunlar, yeni zorluklar ve bölgedeki işgücü piyasası dinamikleri görüşüldü.

Toplantının ana konularından biri de, UNDP’nin orta gelirli ülkeler üzerinde oynadığı roldü. UNDP Başkanı ve UNDP Türkiye Temsilcisi Mahmood Ayub'dan oluşan paneli Slovak Cumhuriyeti'nin başkenti Bratislava'daki UNDP Bölgesel Merkezi Başkanı Ben Slay yönetti. UNDP Başkanı, BM ve UNDP'nin orta-gelirli ülkelerdeki etkin katılımının altını çizdi. Ayub ise orta gelirli bir ülke olan Türkiye örneğini ele alarak, BM ve UNDP Türkiye için önemli olabilecek alanlar hakkında daha detaylı bilgi verdi. Bu konudaki soruları yanıtlayan Ben Slay, orta gelirli ülkelerin yoksul ülkeler olmadıklarının hatırlanması gerektiğinin altını çizerek, bu ülkelerin, tam aksine yüksek gelirli birer ülke olma şansının bulunduğunu kaydetti. Slay’e göre, orta gelirli ülkeler belli bir ölçüde gelişmiş ülkeler ve sadece belli alanlarda ihtiyaçlarını karşılamak durumundalar.

Toplantının iklim değişikliği ve enerji konuları ayrı bir oturumda görüşüldü. İklim değişikliğinin sadece çevresel bir sorun olarak görülmemesi daha çok küresel anlamda sosyal, ekonomik ve siyasi bir sorun olarak görülmesi gerektiğinin önemi bir kez daha vurgulandı. Bu oturumda Uluslararası İklim Değişikliği Raporu (IPCC), BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) ve Kyoto Protokolü daha detaylı bir kapsamda ele alındı.

MDG desteği

Binyıl Projesi Sekreterya ekibi tarafından yürütülen danışmanlık görevi 1 Ocak 2007 tarihi itibariyle Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) çatısı altında birleşen bir Binyıl Kalkınma Hedefleri (MDG) Destek takımı tarafından yürütülecek.

Ankara, Mayıs 2007

Dünyanın birçok yerinde Binyıl Kalkınma Hedeflerini gerçekleştirmedeki ilerleme hızı çok yavaş kaldı. Bu kriz özellikle Sahara Afrikası’nın aşağı bölümlerinde çok ciddi boyuttadır. Her ne kadar ilkokula kaydolmada artış gibi bazı başarılar görülse de ülkelerin büyük bir çoğunluğu Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni yerine getirmede olmaları gereken yolda değiller.

Küresel seviyede bakıldığında ilerleme kaydedildi ancak kazançlar eşit değil. Gelişmekte olan ada ülkeleri ve karalarla çevrili ülkeler birçok zorlukla karşılaşıyor. Diğer yandan orta gelirli ülkelerde görülen yüksek orandaki eşitsizlik, bölgelerin tamamiyle veya bazı sosyal grupların geride kalacakları anlamına geliyor.

Zaman daralıyor: 2007 yılı, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin yarı-yol noktası. Buna rağmen hayati kalkınma politikaları ve ekonomi hala Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne sistematik olarak ayarlanmış değil. UNDP yoksulluğun azaltılması çalışmaları kapsamında bu boşlukları doldurmak için çalışıyor.

MDG Desteği 2006 yılında gelişmekte olan ülke hükümetlerine Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni yerine getirmeleri amacıyla, UNDP ve BM Sistemi yoluyla hızlı bir şekilde teknik destek sağlamak için kuruldu. Jeffrey Sachs’ın BM Binyıl Projesi’nin yerine geçen MDG Desteği, ülkelerle davetiye yoluyla çalışarak, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni gerçekleştirecek kadar güçlü olan ulusal kalkınma stratejileri geliştirmeye ve uygulamaya yardım ediyor.

Tüm bunlara rağmen, bu planlar yeterli finansman sağlanmadıkça gerçekçi değillerdir ve uygulanamazlar. Gelişmiş ülkelerin tek başına kazandığı her $100 dolardan 70 sentini resmi kalkınma yardımına ayırarak göstereceği kararlılık, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin başarıya ulaşmasında rol oynayacak ulusal stratejileri geliştirmekte yeterli olacaktır.

Avrupa Birliği ülkelerinin 2015 yılına kadar 0.7 hedefine ulaşmadaki kararlılıkları ve Grup Sekiz ülkelerinin 2010 yılına kadar Afrika’ya kalkınma yardımını $50 milyar dolar yaparak ikiye katlayacaklarını taahhüt etmeleri teşvik edicidir. Ancak tüm donör ülkelerin daha önce vermiş oldukları sözlere bağlılıklarını acilen kanıtlamaları gerekiyor.

Bu sebeple, MDG Desteği, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin gerçekleştirilmesi için ülkelerin ulusal planlarını geliştirmek ve daha iyi destek vermek amacıyla, uluslararası finans kuruluşlarının yanısıra BM Sistemi içerisinde geniş ölçüde yeralan diğer aktörlerle beraber çalışır. MDG Desteği, varolan araç ve metodolojileri geliştirmek, personel ve hükümet yetkililerini eğitmek ve bilgi ve deneyimlerin paylaşılmasını güçlendirmek için çalışır.

MDG Desteği’nin temel etkinlikleri aşağıdakileri kapsar:

  • MDG’ye dayalı Ulusal Kalkınma Stratejileri – Gelişmekte olan ülkelere Hedefleri gerçekleştirmek için ulusal stratejileri hazırlama ve uygulamada yardımcı olmak
  • MDG Araçları ve Araştırma – Binyıl Kalkınma Hedeflerini ülkelere uyarlamak amacıyla araçlar ve metodolojiler geliştirmek, MDG ihtiyaç değerlendirmesi yapmak ve Hedefler kapsamında kapasiteyi ve politikaları güçlendirmek
  • BM Koordinasyonu – ülkelerin MDG’ye dayalı ulusal gelişme stratejilerine geniş destek sağlamak amacıyla BM Sistemi tarafından teknik uzmanlık yardımı sağlamak
  • MDG Veri ve Kaynakları – MDGler üzerine temel kaynakları birleştirmek ve paylaşmak ve başarılı MDG girişimlerine dikkat çekmek

BM Binyıl Projesi hakkında

Binyıl Projesi 2002 yılında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından milyarlarca insanı etkileyen aşırı yoksulluk, açlık ve hastalıkları tersine çevirmek üzere dünyaya somut bir eylem planı sunmak için hayata geçirildi.

Ankara, Mayıs 2007

Başkanlığı Profösör Jeffrey Sachs tarafından yürütülen Binyıl Projesi, bağımsız bir danışmanlık organıydı ve Ocak 2005’te Genel Sekretere son raporu olan Kalkınmaya Yatırım: Binyıl Kalkınma Hedeflerini gerçekleştirmek için Pratik bir Plan’ı (Investing in Development: A Practical Plan to Achieve the Millennium Development Goals) sundu. Binyıl Projesi’nin daha sonra 2006 yılı sonuna kadar danışman sıfatıyla çalışmalarına devam etmesi istendi.

Kalkınmaya Yatırım, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin süre bitimi olan 2015 yılına kadar gerçekleştirilmesi için basit çözümler öneriyor. Dünya, yoksul ülkelerde karşılaşılan sorunların birçoğunu çözmek için gerekli teknolojiye ve teknik bilgiye zaten sahip; ancak, 2006 yılı itibariyle bu çözümler hala olması gereken seviyede uygulanmış değildi. Kalkınmaya Yatırım, gerek zengin gerek yoksul ülkeler arasında işbirliği yoluyla çözüm önerileri getiriyor.

Bugün dünya nüfusunun altıda birini oluşturan bir milyarın üstünde insan hala aşırı yoksulluk çekiyor, hayatta kalmak için gereken güvenli içme suyuna erişimi yok, yeterli beslenemiyor, en temel sağlık ve sosyal hizmetlerden yararlanamıyor. Bu demektir ki, tek bir hastalık, sağlıklı geçirilmemiş bir hamilelik, kuraklık veya ekinlere zarar verici bir böcek yaşamla ölüm arasındaki farkı oluşturabilir. Yoksul ülkelerin bir çoğunda ortalama yaşam süresi, yüksek gelirli ülkelerdeki 80 yaşa karşılık onun yarısı olan 40 yaştır.

Aşırı yoksulluğun sonuçları, etkilediği ülkelerin çok daha ötesine gitmektedir. Yoksulluk, eşitsizlik ve hastalıklar; şiddetli çatışmaların, iç savaşların ve devlet çökmelerinin temel sebepleridir. Aşırı yoksulluğun olduğu bir dünya aşırı güvensizliklerin olduğu bir dünyadır.

Binyıl Kalkınma Hedeflerini en yoksul ülkelerde gerçekleştirmek için hala vakit vardır; ancak, fırsatlar penceresi kapanmak üzeredir. Ancak şu da varki, 2005 yılında yoksul ülkeleri, hedefleri gerçekleştirme yolunda yeniden raya oturtmak için çok önemli küresel politika atılımları gerçekleşti. Bu atılımlara her ülkenin Binyıl Kalkınma Hedeflerini gerçekleştirmek için kendi ulusal stratejilerini oluşturmayı öngören 2005 Dünya Zirvesi anlaşması da dahildir. Bunun yanısıra 2010 yılına kadar Afrika’ya yapılacak yardımların ikiye katlanmasını öngören G8 anlaşması da vardı.

Öneriler

Binyıl Projesi, ulusların aşırı yoksulluğun yönünü değiştirmek için küresel bir strateji önerdi. Binyıl Kalkınma Hedefleri için öngörülenler gözönünde bulundurularak projenin politika önerileri aşağıdakiler üzerinde yoğunlaşıyor:

  • 2015 zaman dilimine hazırlanmak
  • Gelişmekte olan ülkelerde, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni politika oluşturmakta minimum şartlar olarak görmek
  • Yoksul ülkelerin Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni gerçekleştirmelerine destek vermek amacıyla donör ülkelerin yardımlarında, ticaretlerinde ve borç hafifletilmesinde izleyecekleri yolları belirlemek

Binyıl Projesi’nin temel önerisi, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin ulusal ve uluslararası yoksulluğu azaltma stratejilerinin merkezinde olması gerektiğidir ve bu stratejiler, kalkınmanın en basit düzeydeki zorluklarını aşmaya odaklanmalıdır. Bunun gerçekleştirilebilmesi için gelişmekte olan ülkelerin Hedefler kapsamında durumlarını belirlemek ve 2015 yılında hedefleri gerçekleştirmek için ne gibi müdahalelerin yapılması gerektiğini belirlemek için ayrıntılı “ihtiyaç değerlendirmesi” yapmaları gerekiyor.

2004 yılında, Proje pilot ülkeler olarak seçilen Dominik Cumhuriyeti, Etiyopya, Gana, Kenya, Senegal, Tacikistan ve Yemen’de yoksulluğu azaltmak için Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni ve zamanı bu ülkelerin ulusal stratejilerine en iyi şekilde entegre etmek için çalışmaya başladı. Amaç, bu ülkelerde uygulanacak olan stratejilerin dünyadaki diğer gelişmekte olan ülkelerin girişimleri için birer model oluşturmasıydı.

Proje, bu pilot ülkeler ve gelişmekte olan diğer ülkelerde, 2015 yılına kadar Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin gerçekleştirilmesi esnasında karşılaşılan soruları belirlemelerinde yardımcı olmak üzere çalışmalarına devam etti. Bunlardan bazıları: annelerin kaç tanesinin sağlık hizmetlerine ihtiyacı var, kaç çocuğun bağışıklık kazandırılmasına ihtiyaç var, her bölgede kaç tane öğretmen olmalı, kaç yol yapımına ihtiyaç duyuluyor, kaç tane su pompasının yerleştirilmesi gerekiyor ve bunun gibi.

Yoksulluğun birçok yüzüyle mücadele etmede denenmiş ve başarılı olmuş yöntemlerin desteklendiği Kalkınmaya Yatırım gelişen dünyada yükselmek için somut stratejiler sunuyor. BM Binyıl Projesi’nin bulguları, gelişmekte olan ülkelerin “MDG’ye dayalı yoksulluğun azaltılması stratejileri” üzerindeki yoğun çalışmaları ile gelişmiş ülkelerin vermiş olduğu 0.7 taahhüdünün yerine getirilmesi halinde, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin hala gerçekleştirilebileceğini gösteriyor. Bundan ötürü tüm ülkeler Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin sekizincisini oluşturan “küresel kalkınma ortaklığı” anlaşması yapabilirler.

Projenin organizasyonu

Proje’nin çoğunluğu konulara göre ayrılmış 10 çalışma kolu tarafından, aralarında araştırmacıların, bilimadamlarının, politika yapanların, STK temsilcilerinin, BM örgütlerinin, Dünya Bankası, IMF ve özel sektörün de bulunduğu dünya çapında 250 den fazla uzman tarafından yürütülüyordu. 2002’den 2005 yılına kadar bu çalışma kolları Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni gerçekleştirmede önerilerde bulunmak için kendi uzmanlık alanlarında detaylı araştırmalar yaptılar. Projenin çalışmaları New York’taki UNDP merkez bürosunun bir sekreteryası tarafından kumanda ediliyordu.

“Kalkınmaya Yatırım: Binyıl Kalkınma Hedeflerini gerçekleştirmek için Pratik bir Plan” raporunu indirmek için lütfen buraya tıklayın.

Sosyal dışlanma üzerine Hırvatistan raporu

2006 Hirvatistan İnsani Gelişme Raporu ilk tahminin aksine sadece mülteciler ve işsizlerle ilgili değil. Raporda bundan çok daha fazlası var. Rapor saklanmış, görünmeyen ya da Yuri Afanasiev’in deyişiyle “geride kalmış” ve kenara itilmiş insanların hikayelerini anlatıyor.

Ankara, Mayıs 2007

Hırvatistan’ın 2006 İnsani Gelişme Raporu, Hırvatistan’da Sosyal Dışlanmayı konu alyor. Şubat 2007 tarihinde yayımlanan, “Unplugged: Faces of Social Exclusion in Croatia” (Hırvatistan’da Sosyal Dışlanmanın Farklı Boyutları) başlıklı raporun giriş bölümünde, UNDP Hırvatistan Temsilcisi Yuri Afanasiev “raporun Hırvatistan’daki sosyal dışlanmanın ilk kapsamlı analizi olduğunu” vurgulayarak, başlığındaki “unplugged” (fişten/prizden çekilmiş) kelimesinin öneminin de altını çiziyor. Kendi deyimiyle “unplugged” terimi sadece Hırvatistan’a özgü olmamakla beraber belki de Hırvatistan’daki sorunu en iyi ifade eden sembolik bir tasvir. Terim, kopma, yabancılaşma ve sosyal ağın bir parçası olamama halini simgeliyor. “Aynı, elektrikli bir aletin prizden çekildiğinde atıl olduğu gibi...”

2006 Hirvatistan İnsani Gelişme Raporu ilk tahminin aksine sadece mülteciler ve işsizlerle ilgili değil. Raporda bundan çok daha fazlası var. Rapor saklanmış, görünmeyen ya da Yuri Afanasiev’in deyişiyle “geride kalmış” ve kenara itilmiş insanların hikayelerini anlatıyor. Her gruptan ya da toplum tarafından dışlanmış insanların... Hırvatistan nüfusunun %10-20sinin farklı nedenlerden ötürü sosyal açıdan dışlanmış olduklarını gözönünde bulundurursak, bu oran az gibi görünse de nüfusun büyük bir bölümüne tekabül ediyor.

Rapor, Hırvatistan’daki sosyal dışlanma olaylarının bir özetini verdikten sonra bu dışlanmış insanları sosyo-ekonomik kapsamda da inceliyor. Rapor fazlasıyla kapsamlı. Rapor tarafından sosyal dışlanmaya maruz kalmış insanların arasında ulusal azınlıklar, mülteciler ve kendi ülkelerinden çıkarılmış insanlar, fiziksel ve psikolojik yetersizliği olan insanlar, yalnız ebeveynler, işsizler, gençler, tutuklular, aile şiddetine maruz kalmış kadınlar, yaşlılar ve evsizler, HIV gibi hastalık taşıyanlar, yaşamak için başkasına bağlı olanlar, yoksullar ve hatta belli bir ölçüye kadar çocuklar var. Bununla beraber rapor onları sadece sosyal açıdan dışlanmış insanlar olarak tanımlamanın yanısıra her bir grubun kendi içinde analizini yaparak onları, insan hakları ve sağlık hizmetleri, sosyal hizmetler, eğitim, istihdam, barınma, iletişim hizmetleri ve hatta ulaşım hizmetlerine erişim açısından durumlarını inceliyor. Rapor, bu insanların karşılaştıkları sorunların altını çizerek uygulanacak politikalar üzerinde önerilerde de bulunuyor.

174 sayfalık bu raporun hazırlık sürecinde, insani gelişme ekibi ülkenin çeşitli yerlerinden 9 bin Hırvat’a anket uygulayarak onların Hırvatistan’daki yaşam kalitesiyle ilgili algılarını sordu. Özellikle dışlanmış insanlardan oluşan 20 odak grubu kuruldu ve bu insanların da hayata bakış açıları ve değerlendirmeleri soruldu. Rapor, alanında en iyi olan kalabalık bir uzman topluluğu tarafından yazıldı. Bu yazarlar sadece kendi düşüncelerini değil odak gruplarının düşüncelerini de raporda paylaştılar.

Katkıda Bulunanlar

Katkıda Bulunanlar

Editör: Aygen Aytaç
Asistan: Gökçe Yörükoğlu

 

 

UNDP Türkiye’yi takip edin:

© 2007 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.