Ana Siteye Dön

Ocak 2007

Sayı: 13

İspanya'dan UNDP'ye destek

İspanya'dan UNDP'ye destek

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve İspanya hükümeti Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşma sürecini hızlandırmak amacıyla 18 Aralık’ta ortaklaşa bir fon kurdu.

Ankara, Ocak 2007

UNDP Başkanı Kemal Derviş ve İspanya’nın uluslararası işbirliğinden sorumlu Devlet Bakanı Leire Pajín, fon anlaşmasını İspanya Başbakanı José Luis Rodríguez Zapatero ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın katıldığı törende imzaladılar.

Bu anlaşmayla İspanya, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne, geniş uluslararası işbirliğine ve çok-taraflı sözleşmelere olan bağlılığını güçlendirmiş oluyor. İspanya’nın 528 milyon Euro (cari kurla yaklaşık 700 milyon dolar) katkıda bulunduğu ‘BM Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne Ulaşma Fonu’nu, gelişmekte olan ülkelerde kalkınma faaliyetlerini koordine eden UNDP ile İspanya hükümeti birlikte yönetecekler.

İspanya uluslararası işbirliğinden sorumlu Devlet Bakanı Leire Pajín, imza töreninde şöyle dedi: “Devlet Başkanımız New York’a yaptığı ilk ziyarette, BM Genel Sekreteri Annan’a İspanya Hükümeti’nin yoksullukla mücadelenin ön saflarında yer alma, ve BM kalkınma sistemine destek amacıyla İspanyol katkılarını artırma istediğini belirtmişti. Bugün yine New York’tayız; ve bu sözümüzü yerine getirmekten memnuniyet duyuyoruz. İspanya’nın 2005 yılında 93 milyon Euro olan katkısı, 2006’da 481 milyon Euro’yu aştı. Önümüzdeki yıl için de fona 528 milyon Euro ödenek sağlıyoruz. Bunları, etkin bir vasıta olduklarını bildiğimiz Birleşmiş Milletler Sistemi, ve özellikle UNDP ile birlikte çalışmanın güveni ile gerçekleştiriyoruz. 2000 yılında hepimizin birlikte üstlendiği onurlu amaca, yani Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak ancak ortak bir çabayla, BM’nin önderliğinde çok-taraflı kurumlar ve iki-taraflı yardım anlaşmaları sayesinde mümkün olacaktır.” BinYıl Kalkınma Hedefi Fonu aşağıdaki alanlara odaklanacak:

  • Demokratik yönetişim
  • Kadın-erkek eşitliği
  • Temel sosyal haklar, gençlerin istihdamı
  • Ekonomik kalkınma, özel sektörün rolü
  • Çevre ve iklim değişikliği
  • Çatışmaları önleme ve barış kurma
  • Kültürel çeşitlilik ve kalkınma

UNDP Başkanı Kemal Derviş ise şöyle konuştu: “UNDP, çok-taraflı anlaşmalar ve uluslararası işbirliği alanında önderliğini teyit eden katkıları ve Birleşmiş Milletler’e duyduğu güven için İspanya Hükümeti’ne teşekkürlerini sunuyor. UNDP bu fonu yönetirken, İspanya’nın katkıları tüm BM sisteminin reform süreçlerini güçlendirmesinde büyük destek sağlıyor. Bu katkılar, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin özünü oluşturan yedi temel kalkınma alanına odaklanarak, ülkelerin ulusal kalkınma hedeflerine ulaşmada BM’nin sürdürdüğü çalışmaları takviye ediyor.”

Bu fonun kurulmasıyla İspanya, kalkınma için çok-taraflı eylem çabalarında UNDP’yi stratejik aracı konumuna getiriyor, ve BM’ye sağlanan İspanyol katkıları için bir karar-alma çerçevesi oluşturuyor. İspanya’nın 2005-2008 dönemi Uluslararası İşbirliği Nazım Planı, BM sistemine özel bir öncelik vererek, çok-taraflı kalkınma yardımlarında önemli bir artış sağlanmasını öngörüyor. Binyıl Bildirgesi (Millenium Declaration) İspanya’nın kalkınma politikasının temel taşlarından biri. İspanyanın fona katkısı, ‘Dış Borçların İdaresini Düzenleyen Yasa’ya dayanıyor. İspanya Parlamentosu tarafından 22 Kasım 2006’da onaylanan bu yasa, İspanya’nın tahsil ettiği dış borç ödemelerinin bir bölümünün kullanılmasıyla ilgili hükümete yetki sağlıyor.

Fon, İspanya Hükümeti ve UNDP temsilcileri ile bağımsız kalkınma uzmanlarından oluşan bir yönetim kurulu tarafından idare edilecek. Ayrıca, değişik konularda alt danışmanlık komiteleri, BM sistemiyle işbirliği içinde, gelişmekte olan ülkelerin sunduğu projeleri değerlendirecek.

İspanya bu katkısı ile BM sisteminin yerel düzeyde yürüttüğü alan çalışmalarını koordine etmeyi, kolaylaştırmayı ve hızlandırmayı amaçlıyor. Fon BM’nin reform sürecini güçlendirmek için kullanılacak; çoğunlukla UNDP Daimi Temsilcisi görevini de yürüten BM koordinatörlerinin liderliğindeki BM Ülke Ekipleri, ülke düzeyinde konsolide proje önerileri sunmaya davet edilecek, böylece BM kalkınma faaliyetlerinin tutarlılığı da güçlendirilmiş olacak. Fon, ayrıca başka bazı BM fonları ve kuruluşlarının yürüttüğü küresel BinYıl Kalkınma Hedefi faaliyetlerine de maddi destek sağlayacak. 

Ayın Dosyası: İnsan haklarından yoksullukla mücadele ve barışa

2006’nın son ayı Birleşmiş Milletler sistemi içinde insan hakları, yoksulluğun azaltılması ve eşitlik ilkesine dayalı kalkınma, ve evrensel barış alanlarında çarpıcı etkinliklere sahne oldu.

Ankara, Ocak 2007

1 Aralık’ta Dünya AIDS Günü, 10 Aralık’ta İnsan Hakları Günü uluslararası çapta kutlandı. 13 Aralık’ta toplanan BM Genel Kurulu, 21’inci yüzyılın ilk insan hakları antlaşması olan “Engellilerin Hakları Konvansiyonu”nu oybirliğiyle benimsedi. Ve son olarak 2006 Nobel Barış Ödülü, başta kadınlar olmak üzere yoksulların mücadelesini destekleyen çalışmalarından ötürü Dr. Muhammed Yunus’a verildi.

Bu yılki İnsan Hakları Günü’nün teması “Yoksullukla mücadele: Hayırseverlik değil, yükümlülüktür”, tüm bu çabaların da bir özetini oluşturuyordu. UNDP’nin İnsani Gelişme Raporları’nda da belirtildiği gibi, ülkelerin ulusça kalkınması, sadece milli gelirlerinin düzeyiyle bağlantılı ve değerlendirilebilir bir olgu değil. Cinsiyet eşitsizliklerinin ortadan kaldırılması, sağlık ve eğitim sorunlarının topyekun çözülmesi ve bölgelerarası farklılıkların giderilmesinde siyasi kararlılık ve irade (“yükümlülük” kavramıyla anlatılmak istendiği gibi) hayati bir rol oynuyor. Bazı ülkeler, maddi varlıklarını sosyal kalkınmaya çevirme konusunda daha başarılı, diğerleri daha az başarılı oluyor. (Örneğin, çok daha yüksek geliri olan Suudi Arabistan, İnsani Gelişme Endeksi’nde Tayland’la yakın sıraları paylaşıyor. Vietnam’ın iki misli gelire sahip olan Guatemala, gelişme endeksinde ondan hayli alt sıralarda.)

Türkiye’nin eğitim, sağlık ve cinsiyet eşitliği alanlarındaki performansı, milli gelirinden beklenen düzeyin altında. Kişi başına yıllık 7.753 dolarlık (satın alma gücü paritesine göre) geliri ile, 177 ülke arasında 70inci sırada, “orta gelişmişlik” düzeyinde. Ancak, çeşitli sosyal kalkınma faktörleri hesaba katılınca, İnsani Gelişme Endeksi’nde 92inci sıraya iniyor ki, Türkiye’nin gelişmişlik potansiyelini daha geniş çaplı, insan hakları temeline dayanan politikalar, yasalar ve uygulamalarla güçlendirmesi gerekiyor.

Derviş’in İnsan Hakları Günü Mesajı:

Uluslararası İnsan Hakları Günü, UNDP Başkanı Kemal Derviş’in aşağıdaki mesajında da vurguladığı gibi, yoksulluğa insan hakları merceğinden bakma fırsatı sağladı:

“Küresel ekonomi, son beş yıldır, daha önce hiç görülmemiş bir hızla büyüdü; oysa dünyanın en yoksul ulusları ile en zenginleri arasındaki uçurum gitgide genişliyor. Toplumların kendi içlerindeki eşitsizlikler hemen her yerde artıyor. Pek çok ülkede, büyüyen Gayrisafi Milli Hasıla tüm fertleri birlikte kalkındırmaya yeterli olmuyor; kimileri zenginleşiyor ama çok daha fazla insan aşırı yoksulluk içinde sürünmeye devam ediyor. Açıktır ki, ekonomik büyüme kendi başına daha geniş anlamda insani kalkınmayı garanti etmiyor.

İşte bu yüzden, BM İnsan Hakları Bildirgesi’nin içinde taşıdığı ve Binyıl Bildirgesi’nde de güçlü bir şekilde tekrarlanan değerleri bu gerçeğin ışığında uygulamak, ve küreselleşmeyi insan güvenliğini zayıflatıcı değil, daha güçlendirici, herkesi içine alan ve eşitlik sağlayıcı bir süreç haline getirmek zorundayız. Eğer yoksulluğu azaltmak, insan güvenliğini artırmak ve Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak istiyorsak, günümüzde en önemli mücadelemiz küresel büyümenin eşitsizlikleri şiddetlendirici özelliğini ortadan kaldırmak için birlikte çalışmak olmalıdır.

Yoksulluk ve sosyal eşitsizlik sürüyor, çünkü pek çok insan kendilerine evrensel olarak taahhüt edilmiş bulunan insan hakları ve temel özgürlüklerden yoksun yaşıyor. 1948 yılında ilan edilen Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi ve diğer görüş, milli ve sosyal köken, mal varlığı, doğuş ve diğer statü farklılıkları gözetilmeksizin, insan haklarının tüm insanlar için geçerli olduğunu vurguluyor. Yoksulluktan kurtulmak da temel bir insani haktır; dolayısıyla yoksulluğu ortadan kaldırmak temel bir insani görevdir, yardımseverlik değil. Yoksullukla mücadelede gerçekten başarı sağlanmak isteniyorsa, fakirlerin içinde yaşadıkları toplumlarda politik söz hakkına sahip olmaları gerekir. Bu yılki İnsan Hakları Günü’nün teması olan “Yoksullukla Savaşmak: hayırseverlik değil, bir yükümlülüktür” ilkesi de bu yaklaşımı vurguluyor.

Kalkınma çabamız, ihtiyaçlarını, haklarını ve endişelerini dile getirebilmek, daha iyi sosyal hizmetler talep etmek ve evrensel insan haklarını yerine getirmeleri için hükümetlerine hesap sormak için gerekli gücü insanlara sağlamak olmalıdır. Kalkınma stratejileri herkesi içine alan büyümeyi hedeflemeli, demokrasi yoksullar için de işlemelidir.

UNDP, daha adil bir kalkınma gerçekleştirmek için insan haklarına dayalı bir çerçeve kurmanın şart olduğuna dikkat çekiyor. BM Genel Sekreteri’nin geçen ay yayınlanan “Bir Bütün olarak Sunmak” başlıklı Yüksek Düzey Panel Raporu’nda, insan haklarını BM’nin çalışmalarının tüm yönleriyle bütünleştirme faaliyetlerinin, kalkınma çabalarının etkinliğini arttıracağı vurgulanıyor.

İnsan hakları, ancak belirli bir kalkınma düzeyinin üstüne çıkıldığında kavuşulabilecek bir lüks değildir; Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin ayrılmaz bir parçasıdır. Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin yayınlanmasından bu yana neredeyse 60 yıl geçti. Bildirgede yer alan sözler ve değerler, herkes için eşit insani kalkınma ilkesini tanımlamaya ve ilerlemenin koşullarını belirlemeye devam ediyor.’’

AIDS yayılmaya devam ediyor

Kısa bir sure önce yayınlanan yeni BM raporuna göre, dünyada halen yaklaşık 40 milyon AIDS’li insan yaşıyor. Geçtiğimiz yıl yaklaşık üç milyon kişi AIDS’le bağlantılı hastalıklar yüzünden öldü.

Ankara, Ocak 2007

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı HIV/AIDS Grubu Başkanı Elhadj As Sy, 1 Aralık 2006 Dünya AIDS Günü dolayısIyla, AIDS’le mücadelenin ön saflarında savaşan yerel topluluklara verilen Kırmızı Kurdele Ödülü’nü kazananlar arasındaki Zambia’lı grubun ödül törenindeki konuşmasında şöyle dedi: “AIDS, artık sadece kamu sağlığına karşı bir tehdit değil. Daha geniş anlamda insani kalkınmayı engelleyen, eğitimi ve ekonomik büyümeyi zorlaştıran, yoksulluğu artıran ve özellikle kadın ve çocukları insan haklarından mahrum eden bir sorun.” 

Küresel salgın artmaya devam ettikçe, bazı ülkelerin daha önce sabit olan veya azalan HIV bulaşma oranlarında yeniden artışlar görülmeye başlandı. UNAIDS ile WHO (Dünya Sağlık Örgütü)’nün birlikte hazırlayıp yayınladığı 2006 AIDS Salgını Güncel Raporu’nda yer alan verilere göre, tahmini olarak 39.5 milyon kişi HIV taşıyor. 2006 yılında hastalığa yakalanan 4.3 milyon kişiden 2.8 milyonu (%65’i) Afrika’nın Sahara-altı bölgesinde ve önemli artışlar görülen Doğu Avrupa ve Orta Asya’da yaşıyor. Bu bölgelerde 2004 yılından beri hastalığın %50 oranında arttığına dair göstergeler var.

Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’daki HIV önleme programlarında genellikle sürdürülebirlik sağlanmadığı için, hastalığa yeni bulaşma sayısı aynı kalmış. Aynı şekilde, düşük ve orta gelir grubu ülkelerinde yeni bulaşma oranının azaldığı sadece birkaç ülke var. Bazı ülkelerde ise, bulaşma oranını azaltmada daha önce başarı kaydedilirken (örneğin Uganda’da), ya azalma oranı yavaşlamış, ya da tekrar artış kaydediliyor.

“Bu endişe verici bir durum, çünkü Uganda başta olmak üzere, bu ülkelerde hızlandırılmış HIV önleme programlarıyla geçmişte ilerleme kaydedilmiş olduğunu biliyoruz. Bu demektir ki, ülkeler, hastalığın yayılma oranıyla aynı hızda hareket etmiyor” diyen UNAIDS Direktörü Dr. Peter Piot, HIV tedavisi programlarını genişletirken hayat kurtaran önlem çalışmalarının büyük ölçüde artırılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Bununla birlikte, bazı ülkelerde hastalığın bulaşma oranında düşüşler ve genç insanların cinsel davranışlarında olumlu gelişmeler de gözlemleniyor.

HIV’yi önleme çalışmaları etkili, ancak risk odaklı ve sürdürülebilir olmalı

Rapordaki yeni veriler, risk gruplarına odaklı, en fazla HIV bulaşma riski taşıyanlara ulaşmayı hedefleyen HIV önleme programlarının başarılı olduğunu gösteriyor.

Son on yılda salgın görülen birçok ülkede gençlerin cinsel davranışlarında olumlu değişimler görülmekte (prezervatif kullanımında artış, ilk cinsel deneyimin daha geç yaşanması ve daha az cinsel partnerle birlikte olma gibi). 2000-2005 yılları arasında, gençler arasında HIV görülme oranındaki düşüş Botsvana, Burundi, Fildişi Sahili, Kenya, Malawi, Rwanda, Tanzania ve Zimbabwe’de belirgin oldu. Diğer ülkelerde de, HIV’ye yakalanma riski yüksek olan insanların ihtiyaçlarına odaklanan yatırımlar yapıldığında, sınırlı kaynaklarla bile yüksek verim alındığını gösteriyor.

Ancak, birçok ülkede HIV önleme programları en fazla enfeksiyon riski taşıyan kişilere, yani gençler, kadınlar ve kızlar, erkeklerle cinsel ilişkiye giren erkekler, seksle işçileri ile müşterileri, iğneyle uyuşturucu alanlar, ve etnik ve kültürel azınlık gruplarına yeterince ulaşmıyor. Rapor, AIDS salgın bölgesi içinde yaşayan kadın ve kızların ne kadar çok ve sürekli yardıma ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Örneğin Afrika’nın Sahra-altı bölgesindeki kadınlar erkeklerden daha çok HIV’ye yakalanma riski taşıyor, ve bölgenin birçok ülkesinde HIV’ye yakalanmış insanların bakımını yapanlar yine daha çok kadınlar.

WHO (Dünya Sağlık Örgütü) Genel Müdürü Dr. Anders Nordström, “Bu hastalığın yolaçtığı ölümleri ve başka hastalıkları azaltmak için hem HIV önleme, hem de tedavi hizmetlerine yapılan yatırımları artırmamız şart” diyor. “En kötü etkilenen bölge olan orta ve güney Afrika’da doğan kişilerin ömür beklentileri 47 yaşla sınırlı. Bu ortalama, birçok yüksek gelirli ülkedeki yaşam beklentisinden 30 yıl daha kısa.”

Özetle, UNAIDS Direktörü Peter Piot’un da belirttiği gibi, çalışmaların önemli ölçüde artırılmasının yanısıra, kaynakların en fazla ihtiyacı olanlara gitmesi için stratejik, risk odaklı ve sürdürülebilir olarak planlanması şart.

Engelli Hakları Uluslararası Sözleşmesi

‘Engellilerin Hakları Sözleşmesi’ 13 Aralık 2006’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda oybirliğiyle kabul edildi. Bu, aynı zamanda 21'inci yüzyılın ilk İnsan Hakları antlaşması oldu.

Ankara, Ocak 2007

Genel Kurul’un Aralık 2001 tarihli önergesiyle “engelli kişilerin haysiyetini ve haklarını korumak ve güçlendirmek amacıyla uluslararası bir kongre toplanması” teklifinden beş yıl sonra, BM Genel Kurulu engelli bireylerin eğitim, sağlık, iş hayatı ve diğer alanlarda korunmasını ve desteklenmesini kapsayan uluslararası sözleşmeyi oybirliği ile benimsedi. Kongreye gönderdiği mesajında “Bugün yeni bir çağın başlangıcındayız –engelli insanların haddinden uzun zamandır maruz kaldıkları ayrımcı uygulamaların ve tutumların sona ereceğini müjdeleyen dönemin eşiğindeyiz”, diyen Genel Sekreter Kofi Annan, Birleşmiş Milletler’in 192 üye ülkesinden sözleşmeyi biran önce imzalamalarını istedi.

Adından da anlaşıldığı gibi, ‘Engelli Hakları Sözleşmesi’ dünya yüzündeki yaklaşık 650 milyon engelli insanın yararını, insan hakları temeline dayandıran bir yaklaşımla destekliyor. Engelli kişilerin %80’i gelişmekte olan ülkelerde, büyük oranda aşırı yoksulluk ve toplumsal dışlanmışlık içinde yaşıyor. Sadece küçük bir yetişkin yüzdesinin ücretli işi var.

Sözleşme, UNDP için insani kalkınma, yoksulluğun azaltılması ve toplumsal aidiyet açılarından özel bir önem taşıyor. Engelli insanların haklarının korunması, yoksulluk sorununa “insani bir çehre” getiren yaklaşımından ötürü UNDP’nin odak çalışma alanlarından biri.

Engelliler alanındaki çalışmaların en önemli iki yönü erişim ve eğitim. Erişim, tüm insanların doğuştan hakkı olan fiziksel ulaşımı (kamusal araçlarla yolculuk etme, sokakların, kaldırımların, kamu binalarının kullanımı) ve bilgi/iletişim ortamına ulaşımı içerdiği gibi, ücretli çalışma fırsatlarının sağlanmasını da içeriyor. Diğer hayati konu ise eğitim. Pek çok ülkede eğitim çağındaki engelli çocukların büyük çoğunluğu ilköğretim okulunu bitirme şansına bile sahip değil. Böylece, sadece bu gençlerin geleceği ellerinden alınıp yoksulluğa mahkum edilmekle kalmıyor, içinde yaşadıkları toplumlar da vatandaşlarının önemli bir bölümünün yetenek ve üretici gücünden yoksun kalmış oluyor.

UNDP’nin kapasite geliştirme çalışmaları, engellilerle ilgili sosyal hizmetler, korumacılık ve eğitim alanlarında, en başta sivil toplum kuruluşları ile, ayrıca devlet, medya, donör kuruluşlar ve diğer kurumlarla işbirliği ortaklıkları kurulması üzerine odaklanıyor. Bu çalışmaların büyük bölümü yasa, mevzuat, politika ve program geliştirme alanlarında yoğunlaşmakla birlikte, toplumda zihniyet değişikliği yaratmak da faaliyetlerin hayati bir yönünü oluşturuyor. Eğitim çağındaki engelli çocukların önüne dikilen engellerin büyük bir kısmı fiziksel (okula ulaşabilmek, üst katlardaki sınıflara çıkabilmek vs. gibi zorluklar) olmakla birlikte, önemli bir bölümü de yerleşik düşünce kalıplarından kaynaklanıyor (engelli öğrencileri bir dert olarak gören öğretmenler, aşırı korumacı aileler örneklerinde olduğu gibi). UNDP, bu tür engelleyici zihniyet kalıplarının değişmesi yönündeki çabaları destekliyor.

13 Aralık’ta gerçekleştirilen ‘Engellilerin Hakları’ Kongresi’nde, BM Genel Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Sheikha Haya Rashed Al Khalifa (Bahreyn), “Bu Sözleşme, hiçbir ayrım gözetilmeden tüm bireylerin haklarının, özgürlüklerinin ve haysiyetlerinin korunması için verilmiş evrensel taahhütnamenin yeniden teyid edilmesidir”, dedi.

‘Engelli Kişilerin Haysiyetini ve Haklarını Koruma ve Güçlendirme Komitesi’ Başkanı Don MacKay (Yeni Zelanda) ise, bu Sözleşme’nin gelecekte uygulanacak standartların ve çalışmaların değerlendirilme ölçüsünü oluşturacağını belirtti. “Ana hedef, engelli örgütleri ve hükümetler arasında işbirliğini içeren etkin bir uygulama, ve engelli sorunlarını kalkınma yardımı programlarına dahil etmektir.”

‘Engelli Hakları Uluslararası Sözleşmesi’nin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmesi ile birlikte, “engelli” olmak insani çeşitliliğin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edildi. Engelli kişilerin toplumsal ve politik hayatın tüm yönleri ve aşamalarında gelişmesini sağlamak, aynı zamanda Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin vazgeçilmez bir koşulunu oluşturuyor.

‘Engelli Hakları Uluslararası Sözleşmesi’, Mart 2007 itibariyle imzaya açılacak. Sözleşme’nin yürürlüğe girmesi için 20 BM-üyesi ülkenin imzalaması yeterli.

Nobel Barış Ödülü mikrofinansın

2006 Nobel Barış Ödülü, Bangladeşli iktisatçı Muhammed Yunus’a ve kurucusu olduğu, yoksul köylülere mikro-kredi sağlayan Grameen Bankası’na, “ekonomik ve toplumsal kalkınmayı en alt kesimden başlayarak yaratma” çabalarından ötürü layık görüldü.

Ankara, Ocak 2007

Ödül töreninde Norveç Nobel Komitesi Başkanı Ole Danbolt Mjoes, geniş nüfus kitleleri yoksulluktan kurtulmadıkça dünyada kalıcı barışın sağlanamayacağını vurguladı. “Mikro-kredi yoksulluktan kurtulma yollarından biridir. Tabandan gelen kalkınma, demokrasi ve insan haklarının gelişmesine de yardım eder” dedi.

Mjoes, bu yılki barış ödülü aracılığı ile Nobel Komitesi’nin İslam dünyası ile diyaloğa, kadınların koşullarına ve yoksullukla mücadeleye dikkatleri çekmek istediklerini belirtti. Nobel Komitesi Başkanı Mjoes, “İkincisi, bu yılki Barış Ödülü kadınları baş köşeye koyuyor. Kredi alanların yüzde 95’inden fazlası kadınlar ve onların kurtuluşu Yunus ve Grameen Bankası için çok önemli. Büyük olasılıkla, başarılarındaki en önemli faktör, kadınlara verdikleri öncelikti” dedi.

Mjoes sözlerini şöyle tamamladı: “Nobel Ödülü’nün yoksulluğun olmadığı bir dünya için çalışanlara esin kaynağı sağlayacağını ümit ediyoruz. Bu, yakın gelecekte ulaşabileceğimiz bir hedef değil, ama gerçekleştirme yolunda ilerliyoruz.”

2006 Nobel Barış Ödülü’nü alan Muhammed Yunus, törende yaptığı konuşmada şöyle dedi: “Bu yılki ödül, çocukları için daha iyi bir yaşam kurma umuduyla her gün savaş veren yüz milyonlarca kadını onurlandırıyor. Şimdi onlar için tarihi bir an. Barış ayrılamaz bir şekilde yoksullukla ilintili ve yoksulluk barış için bir büyük bir tehdit. Terörizmin askeri müdahele ile yok edilemeyeceğine inanıyorum. Terörizmi bir daha ortaya çıkmayacak bir şekilde yenmek için onun kökünde yatan nedenlere eğilmeliyiz. İnsanların yaşamlarını iyileştirmek için tüm kaynakları seferber etmek, kaynakları silahlara harcamaktan daha iyi bir stratejidir.” Muhammad Yunus konuşmasını “yoksul insanların ve özellikle yoksul kadınların iyi bir yaşam sürme potansiyeline ve hakkına sahip olduğunu, mikrofinansın da bu potansiyeli ortaya çıkardığını kabul edip, hakkını verdikleri için” Nobel Komitesi’ne teşekkür ederek bitirdi.

UNDP ve mikrofinans

UNDP de, tüm dünyada UNCDF (Birleşmiş Milletler Sermaye Geliştirme Fonu) ile ortaklık yaparak, mikrofinans sektörünün geliştirilmesini yoksulluğun azaltılması ve Binyıl Kalkınma Hedeflerine ulaşılması için bir araç olarak görüyor ve destekliyor. BM Genel Kurulu tarafından 2005’in Mikro Kredi Yılı olarak ilan edilmesi ile uluslararası topluluk ve hükümetler mikrofinans üzerine eskisinden daha fazla odaklanmaya başladı.

UNDP Türkiye, ekonomik güçsüzlüklerin azaltılması, yoksul ve zor durumda olanlar için finansal hizmet sağlanmasında mikrofinansın yararı konusundaki küresel deneyimini kullanarak, Türkiye’de mikrofinansın gelişmesini savunan ve destekleyen önemli uluslararası oyunculardan biri oldu. Halen mikrofinans sektörü Türkiye’de gelişiminin ilk aşamasında; yoksullara finansal hizmet sağlama alanında kaynaklar çok sınırlı. Bu bağlamda UNDP, sektörün gelişmesi için Türkiye’de konferanslar ve seminerler düzenliyor, önemli çalışmaları yönetiyor ve hükümete politika danışmanlığı sağlıyor. Bu çalışmalara, hükümetten kamu ve ticari bankalara, sivil toplum örgütlerinden uluslararası kalkınma örgütlerine kadar çeşitli temsilciler de katılıyor.

Türkiye’de mikrofinans

Türkiye’de mikrofinans alanında önemli bir potansiyel olmakla birlikte, hem kırsal hem de kentsel kesimdeki mikrofinans hizmet potansiyeli henüz büyük ölçüde atıl durumda. Finansal hizmetlere ulaşım, hane halkı ve kuruluşlar düzeyinde oldukça kısıtlı. UNDP’nin 2006 yılı talep araştırması, Dünya Bankası rakamlarına göre ekonomik açıdan sıkıntıda olan 5.7 milyonluk nüfusunun önemli bir kısmının tasarruf ve krediler dahil olmak üzere finansal hizmetlere erişemediğini ortaya koydu. Banka şubelerine erişim bir sorun olmamakla birlikte, maliyetini karşılayabilecekleri ürünleri bulmak önemli bir sorun. UNDP’nin araştırmasına göre, yaklaşık 2.6 milyon kişiye uygun tasarruf ürünleri ve pazarlama gayretleri ile ulaşılabilir. Bu rakama ek olarak 1.5 milyonluk bir nüfusun da, eğer kendilerine uygun ürünler önerilebilirse, acil olarak bankadan borçlanma talebi olabilir.
Önerilen tasarruf ürünleri arasında acil durum kredisi, kredi ürünleri arasında ise yatırım kredisi, acil durum kredisi ve diğer yenilikçi finansal araçlar bulunuyor.

Türkiye’de bazı yenilikçi girişimler başlatılmakla birlikte – örneğin Diyarbakır’da 3,000 kadına ulaşan Grameen Bankası bunlardan biri -, ülke çapında mikrofinans arzı hala sınırlı düzeyde. UNDP’nin sektörü geliştirme konusundaki kararlılığı ve desteği mikrofinans alanına yatırım yapmayı cazip hale getirmeyi amaçlıyor. Özel sektör mikrofinansa yatırım yapma konusuna gittikçe artan bir ilgi gösteriyor. Türkiye’nin mikrofinans konusunda kendi modellerini geliştirmesi ve gelecek yıllarda mikrofinans uygulamaları konusunda en iyi örnekleri vermesi bekleniyor.

Neden mikrofinans?

Dünya yüzündeki her bireyin insanca bir yaşam sürme potansiyeli ve hakkı vardır. Özellikle kadınların sosyal ve ekonomik koşulların baskısından kurtulmak için mücadele verdiği toplumlarda mikrofinans, yoksulluğu yenmede önemli bir araç olduğu kanıtlandı. İnsanlığın kadın yarısı erkeklerle eşit düzeyi paylaşmadıkça, ekonomik büyüme ve siyasi demokrasi gelişimini tamamlayamaz. Ayrıca, etkin ve güvenilir finans hizmetlerine ulaşmak, yoksul nüfuslar dahil, tüm insanların hakkıdır.

 

'Yoksullukla Mücadele: Hayırseverlik Değil, Yükümlülük'

8 Aralık, 2006’da Ankara’da toplanan ‘Yoksulluk Çalışanları Topluluğu’ üyeleri, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Günü’nün bu yılki teması olan “Yoksullukla Mücadele: Hayırseverlik Değil, Yükümlülüktür” mesajını vurguladılar.

Ankara, Ocak 2007

Yoksulluk Çalışanları Topluluğu, UNDP ve Türkiye Sosyal Yardım Genel Müdürlüğü’nün de desteklediği, yoksullukla ilgili programların uzman ve yöneticilerinden oluşan bir grup. Topluluğun üyeleri ‘Yoksullukla Mücadele Elektronik Tartışma Platformu’ adlı web portalı üzerinden bir ağ oluşturuyorlar. Türkiye’nin dört farklı ilinden gelen uygulayıcılar, 8 Aralık Ankara toplantısında, Türkiye’de sosyal yardım rejimine ilişkin politikaların etkinliğini güçlendirmek amacıyla devlet ve sivil toplum örgütleriyle birlikte gerçekleştirdikleri, “en iyi işbirliği uygulama” örneklerini sundular.

10 Aralık ‘Evrensel İnsan Hakları Günü’nün 2006 yılı temasını oluşturan “Yoksullukla Mücadele: Hayırseverlik değil, Yükümlülüktür” mesajı, toplantıda görüşülen konuların içeriğine de damgasını vurdu. Toplantının açılış konuşmasını yapan UNDP Türkiye Temsilci Yardımcısı Sarah Poole, bu mesajı vurgulayarak, devlet-vatandaş ilişkilerinin temelinde sosyal yardım ve dayanışma sisteminin yer aldığını söyledi. “Devlet-vatandaş ilişkileri, insan hakları ilkeleri üzerine kurulur ve yasalarla şekillendirilir”, dedi. (Sarah Poole’un konuşma metni için  tıklayınız)

Toplantıda, Devlet Planlama Teşkilatı’ndan Sırma Demir, ve Sosyal Yardım ve Dayanışma Genel Müdürlüğü’nden Asuman Başaran, Lütfiye Türkmen ve Nermin Akyıl yoksullukla mücadele çalışmalarını politika belirleme ve yönetim açılarından değerlendirdiler. Sosyal Yardım ve Dayanışma Vakfı Bolu temsilcisi Basri Bozan, Kırıkkale-Çelebi temsilcisi Durmuş Sarıkaya, Sivas temsilcisi Hüseyin Şişeci, ve Sosyal Kalkınma Gönüllüleri Derneği temsilcisi Yılmaz Korkmaz “en iyi işbirliği uygulaması” örnekleri olarak yaptıkları alan çalışmalarını anlattılar.

Toplantıda paylaşılan görüşler ve deneyimler, Türkiye’de halen uygulanmakta olan sosyal yardım sisteminin genelde parçalanmış ve hayırseverlik yaklaşımına dayalı çabalar olduğu konusunda birleşiyordu. Uzmanların ortak kanısı, Avrupa Birliği’ne geçiş yolunda daha ileri bir insani kalkınma düzeyine doğru ilerlerken, Türkiye’nin daha akılcı, tutarlı ve yasal çerçevesi açıkça belirlenmiş bir yardımlaşma sistemini benimsemesinin kaçınılmaz olduğuydu. Dolayısıyla, bu yılki İnsan Hakları Günü mesajının vurguladığı ‘insan haklarına dayalı’ bir sistemin Türkiye’de de hayata geçirilmesi hedefleniyor. Bu dönüşüm, Devlet Planlama Teşkilatı’nın 9'uncu Kalkınma Planı’nda, toplumsal aidiyet öncelikleri konusunda bir ön koşul olarak yer alıyor.

Sosyal Yardım ve Dayanışma Genel Müdürlüğü’nün yasal statüsünün 2004 yılı sonunda değiştirilmesi ve kurum içinde yapılan kapasite geliştirme çalışmaları, Türkiye hükümetinin sosyal yardım konusuna verdiği büyük önemin göstergeleri. Genel Müdürlüğün üç ana bölümünde – yardımprojeler ve dış ilişkiler departmanlarında — uygulanacak olan yenilikler ve gelişmeler, sosyal yardım alanındaki yasal çerçevenin, görev taşıyıcıların ve talep sahiplerinin daha net bir şekilde tanımlanmasına yardımcı olacak. 

Yoksulluk Çalışanları Toplantısı’nda, yoksullara hizmet alanında hükümet organları ile “en iyi işbirliği uygulaması” seçilen Sivas çalışmasının tanıtılmasına da karar verildi. (Sivas sunumu linki)

[BAGLANTILAR]

 

 

 

 

 

Yerel yönetim reformuna destek

Türkiye'de İçişleri Bakanlığı’nın “Yerel Yönetim Reform Programına Destek Projesi” çerçevesinde, yerel yönetimlerin insan kaynakları kapasitesinin arttırılmasına yönelik eğitimler Aralık ayında başladı.

Ankara, Ocak 2007

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın teknik, Avrupa Komisyonu’nun mali desteğiyle yürütülen proje kapsamındaki ilk iki eğitim, Antalya ve Konya’da gerçekleştirildi. Eğitimlerin, gelecek yıl Aralık ayına kadar, tüm Türkiye’de toplam 900 yerel yönetim çalışanına verilmesi hedefleniyor.

Yerel yönetim eğitimleri, birer haftalık eğitim programları şeklinde, 19 bölgesel eğitim merkezinde verilecek. Eğitimlerden, bu 19 merkezin civarında bulunan yerel yönetimler yararlanacak. 12-16 Aralık tarihleri arasındaki Antalya ve 19-23 Aralık tarihleri arasındaki Konya eğitimlerinden sonra sırasıyla Ankara, Aydın, Uşak, Bursa, Kocaeli, Diyarbakır, Gaziantep, Van, Adana, Samsun, Trabzon, Kars, Malatya, Erzurum, Kastamonu, Tekirdağ ve Kayseri’de yapılacak eğitimler yoluyla, 81 ildeki tüm il özel idareleri, büyükşehir ve ilçe belediyelerinden en az bir kişi yerel yönetim eğitimi almış olacak.

Yerel yönetim eğitimleri, özellikle yerel yönetim alanındaki yeni mevzuatın uygulanmasında yaşanan sorunlara çözüm getirecek. Bu eğitimler yoluyla proje kapsamında hayata geçirilmeye çalışılan Yerel Yönetim Eğitim Uzmanlığı sisteminin ilk uygulaması yapılmış olacak ve eğitim uzmanlarının bölgesel birlikler aracılığıyla kendi bölgelerinde sürekli eğitim vermeleri için gerekli altyapının ilk adımı atılacak.

Eğitimler, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Kontrolörleri ile alanında uzman kişiler tarafından veriliyor. Proje kapsamında Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) ile ortaklaşa yürütülen eğitim programının tamamlanmasıyla, bu programı tamamlamış olan sertifikalı uzmanlardan da yararlanılıyor.

Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Yerel Yönetim Reform Programına Destek Projesi, İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülüyor. Projeye Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) teknik destek veriyor. Ağustos 2005’te başlayan proje, Kasım 2007 sonuna kadar devam edecek.

Hedef kitle

Yerel yönetim eğitimleri temel olarak iki gruba yönelik plandı:

  • İl özel idareleri ve büyükşehir belediyeleri genel sekreter / genel sekreter yardımcıları ile ilçe belediyelerinin mali işlerden sorumlu başkan yardımcıları
  • İl özel idareleri ile büyükşehir ve ilçe belediyelerindeki mali hizmetler sorumluları
  • Eğitimlerin Konusu

Eğitim programı, 1. grup için ‘Genel Yerel Yönetim Eğitimi’ ve 2. grup için ‘Mali Yönetim Eğitimi’ adı altında olmak üzere iki farklı program halinde tasarlandı. Programların konu içeriği aşağıdaki gibi belirlendi:

Genel Yerel Yönetim

  • Yeni Yerel Yönetim Anlayışı
  • Yerel Yönetimlerde Yeni Kurumlar
  • Yerel Yönetimlerde Stratejik Planlama / Stratejik Planlama Araçları
  • Yerel Yönetimlerde Proje Hazırlama / AB Fonlarının Kullanımı
  • Yeni Yerel Mali Yönetim Anlayışı
  • Yerel Yönetimlerde İç ve Dış Denetim
  • Yerel Yönetimlerde Bütçe Uygulamaları
  • Yerel Yönetimlerde Personel Yönetimi ve Norm Kadro Uygulamaları
  • İhale Mevzuatı
  • İmtiyaz Sözleşmeleri
  • Yerel Yönetimlerde Çok Yıllı Yatırım Planlaması


Mali Yönetim Eğitimi

  • Yeni Yerel Yönetim Anlayışı
  • Yerel Yönetimlerde Yeni Kurumlar
  • Yeni Yerel Mali Yönetim Anlayışı
  • Yerel Yönetimlerde İç ve Dış Denetim
  • Analitik Bütçe Sınıflaması
  • Yerel Yönetimlerde Çok Yıllı Bütçeleme
  • Yerel Yönetimlerde Performans Esaslı Bütçeleme
  • Yerel Yönetimlerde Tahakkuk Esaslı Muhasebe
  • Yerel Yönetimlerde Çok Yıllı Yatırım Planlaması
  • Muhasebe Uygulamaları
  • Yerel Yönetimlerde Mali Raporlama
  • İhale Mevzuatı
  • Yerel Yönetimlerde Personel Yönetimi ve Norm Kadro Uygulamaları

 

Antalya ve Konya eğitimleri

Antalya eğitimi (12-16 Aralık 2006), Antalya Belediyeler Birliği bölgesindeki Antalya, Isparta ve Burdur illerinde bulunan yerel yönetimleri; Konya eğitimi (19-23 Aralık 2006) ise, Konya Belediyeler Birliği bölgesindeki Konya, Karaman, Aksaray, ve Afyon illerinde bulunan yerel yönetimleri kapsıyordu. Bu iki programla, toplam 7 il ve 95 ilçede 170’e yakın yerel yönetim çalışanına eğitim verildi

Antalya’daki eğitimin açılışı, Proje Danışmanı Fikret Toksöz, Akdeniz Belediyeler Birligi Başkan Vekili ve Kepez Belediye Başkanı Erdal Öner, Mahalli İdareler Genel Müdür Yardımcısı Hasan H. Can ve Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Sektör Müdürü Umut Özdemir-Tsarouhas tarafından yapıldı. Konya’daki eğitim, Proje Danışmanı’nın yanısıra, Konya Belediyeler Birliği Başkanı ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyurek, Konya Valisi A. Atilla Osmançelebioğlu, Mahalli Idareler Genel Müdürü Ercan Topaca ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Şahabettin Harput tarafından başlatıldı.

Gıda sektörü için kalkınma stratejileri

Organik tarım ve gıda sektörü kalkınma stratejilerini tartışmak üzere Aralık ayında Türkiye’nin Güneydoğusunda iki tane konferans düzenlendi. Birincisi Şanlıurfa Organik Tarım Konferansı, 7 Aralık 2006’ da GAP Girişimci Destekleme Merkezi (GİDEM) tarafından “Organik Tarım Endüstrisi Kalkınma Projesi” kapsamında gerçekleşti.

Ankara, Ocak 2007

Konferansta, organik tarım ve buna dayalı sanayi konusunda Türkiye ve dünyadaki gelişmeler değerlendirildi; bu sektörde GAP bölgesinin rekabet gücünün arttırılması için geliştirilebilecek stratejiler tartışıldı; ve yetkililerin dikkatinin bölgeye çekilmesi sağlandı. Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan’ın açılış konuşmasını yaptığı konferansa, GAP BKİ Başkanı Muammer Yaşar Özgül, Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Uğur Büyükburç, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu KOBİ’ler ve Özel Sektör Programları Sektör Yöneticisi Mustafa Fazlıoğlu, KOSGEB Başkan Başdanışmanı Halil Özgökçe, Şanlıurfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba ve Şanlıurfa Ziraat Odası Başkanı Halil Dolap da konuşmalarıyla katıldı.

“Organik Tarıma Dayalı Sanayinin Geliştirilmesi” projesinin amacı, Şanlıurfa’da organik tarım teknikleri ile üretimin yaygınlaştırılması, böylece ürün çeşitliliğinin, üretim alanları ve miktarlarının ve çiftçi sayısının artırılması, ve organik ürün ihracatında Şanlıurfa’nın ve GAP bölgesinin pazar payının yükseltilmesi.

Şanlıurfa odaklı olup çevre illeri de kapsayacak şekilde başlatılan “Organik Tarıma Dayalı Sanayinin Geliştirilmesi” projesinde, Avrupa Komisyonunun üye ve üyelik öncesi süreçte olan ülkelere, yerel ekonomik kalkınma için uygun bir araç olarak önerdiği “kümelenme” yöntemi izleniyor.

2003 yılı ortalarında başlatılan proje kapsamında hedef kitleye, seminer ve konferanslar ile bir çok eğitim, bilgilendirme ve bilinçlendirme programları düzenleniyor. Şanlıurfa’da oluşturulan “Organik Tarım Danışma Kurulu”nda konu ile ilgili tüm paydaşların (üniversite, özel sektör, ziraat odası, tarımsal kalkınma dernekleri, çiftçiler ve Tarım İl Müdürlüğü’nün) katkısı sağlanıyor. Bu alanda Türkiye’nin en gelişmiş yöresi olan Ege Bölgesindeki çeşitli tarımsal ve endüstriyel üretim tesislerine çeşitli ziyaretler gerçekleştirildi. “Organik Ürünlerin Pazar Koşulları ve Pazarlanması” adlı bir çalışma yayınlandı. Yine proje çerçevesinde, Şanlıurfa GİDEM’in önderliğinde “GAP Ekolojik Tarımsal Kalkınma ve Sosyal Dayanışma Derneği (GAP-EKODER)” kuruldu. AB’nin Bölgesel Kalkınma Destekleri kapsamında derneğin yaklaşık 110.000€ hibe desteği alması sağlandı.

Mardin Gıda Sektörü Forumu

“Gıda Sektörü Gelişim Stratejileri” projesi bağlamında GAP Girişimci Destekleme Merkezi (GİDEM) tarafından başka bir toplantı daha organize edildi, ve UNDP Türkiye tarafından desteklendi, Mardin Gıda Sektörü Forumu. Toplantı 8 Aralık’da yapıldı, Tarım Bakanı ve Kırsal İşler ve özel ve kamu sektörü kuruluşlarından temsilciler katıldı. Yerel ekonomik kalkınma faaliyetleri çerçevesinde, Haziran 2005’te Mardin GİDEM Ofisi’nin başlattığı ve UNDP’nin desteklediği “Gıda Sektörü Gelişim Stratejileri Projesi”nin amacı, başta Mardin olmak üzere GAP Bölgesi’nde, gıda ve bağlı alt sektörlerin bölgesel, ulusal ve uluslararası ölçekte etkinliğinin arttırılmasına ve öncü bir rol oynamasına katkıda bulunmak.

Proje, gıda sektöründe Mardin odaklı olmak üzere, Diyarbakır, Batman, Gaziantep ve Şanlıurfa’yı kapsayan alanda ekonomik rekabet avantajını yükseltmeyi; sektörün öncelikle makarna, bulgur ve irmik üretimindeki ithalat durumunu ve ihracat imkanlarını, tehdit unsuru taşıyan hususları ve fırsatları analiz etmeyi; yerel ekonomik kalkınmayı tetikleyecek bir gelişme stratejisi ve kısa, orta ve uzun dönemli planlar oluşturmayı hedefliyor. Mardin gıda sektörü gelişme stratejisi ve buna bağlı oluşturulan planlar, bu sektörde faaliyet gösteren tüm paydaşların katılımı ile belirleniyor. Dolayısıyla, Mardin ili kalkınma planının bir parçasını oluşturan gıda sektörü gelişme stratejisi “çağdaş yerel ekonomik kalkınma prensiplerini içeren yerel yönetişim yaklaşımını uygulayan bir çalışma” niteliğini taşıyor.

Bu bağlamda 8 Aralık’ta Mardin’de gerçekleştirilen “Gıda Sektörü Forumu”, proje çıktılarını hedef kitleyle paylaşarak, başta Mardin olmak üzere tüm GAP bölgesinde gıda sektörünün geliştirilmesine yönelik önerilerin hükümet ve ilgili kamu kuruluşlarına iletilmesini sağladı.

Tarım ve Köyişleri Bakanı Dr. Mehmet Mehdi Eker’in açılış konuşmasını yaptığı forumda, Mardin Valisi Mehmet Kılıçlar, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Muammer Yaşar Özgül, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu KOBİ’ler ve Özel Sektör Programları Sektör Yöneticisi Mustafa Fazlıoğlu, KOSGEB Başkan Başdanışmanı Halil Özgökçe, Mardin Belediye Başkanı Metin Pamukçu ve Mardin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Ali Tutaşı da birer konuşma sundular.

Açılıştan sonra düzenlenen ve Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürü Hüseyin Velioğlu’nun başkanlığını yürüttüğü panelde, TOBB Gıda Sektör Meclis Başkanı ve Bahçıvan Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Hedef Alliance Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak, Filiz Gıda Sanayii Genel Müdür Yardımcısı Murat Bozkurt ve Karaboğa Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Bedrettin Karaboğa konuşmacı olarak yer aldı ve gıda sektörünün mevcut durumu, sorunları ve geleceği hakkında tespitlerde bulundu.

'Çevre reformları hızlandırılmalı'

UNDP’nin Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ile birlikte hazırlayıp 15 Aralık’ta yayınladığı yeni bir rapora göre, Mısır, Peru, Vietnam ve Moğolistan’ın da aralarında bulunduğu bazı ülkeler, yoksulluğu 2015 yılına kadar yarıya indirmek için, çevre sorunları ile mücadeleyi kalkınma planlarının merkezine yerleştirdiler. Ancak, doğal çevreyi korumak için daha fazla sayıda ülke, daha iddialı ve ciddi tedbirler almazsa, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne 2015 yılına kadar ulaşılması tehlikeye girecek.

Ankara, Ocak 2007

Raporun önsözünde, “Sağlıklı ve sürdürülebilir bir doğal çevre, hayati değer taşıyan ulusal bir servettir; kaybında en büyük acıyı yoksullar çeker”, diyen UNDP Başkanı Kemal Derviş, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu rapor, bazı ülkelerin çevresel alanda daha sürdürülebilir bir kalkınma planlamacılığına doğru ilerlediklerini gösteriyor, ama aynı zamanda acı bir gerçeği de gözler önüne seriyor: uluslar yoksulluğu azaltma planlarında nazik ekosistemlerini odak noktasına yerleştirmezlerse, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne 2015’e kadar erişmede tüm diğer çabaların altı kazınmış olacak.”

“Çevresel Sürdürülebilirlik Yolunda İlerlerken: 150 ülkenin deneyimlerinden derlenen dersler ve öneriler” başlıklı rapor, gelişmekte olan ülkelerin, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak için uyguladıkları ulusal planlarda çevreye öncelik verme açısından kaydettikleri ilerlemeleri değerlendiriyor.

Çevre, yoksulluğu azaltma çabalarının ayrılmaz bir parçası. Yoksul insanların yaşamında çevrenin rolü ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, en etkin gelişme yönteminin, ülkenin önce çevresel sürdürülebirlik ilkesini benimsemesi, sonra kendi özgün ekosistemlerine göre kalkınma planlarını buna uyarlaması olduğu belirtiliyor raporda.

Örneğin, Kenya’da ormansızlaşma büyük bir sorun: yoksul halk tek ısınma ve pişirme yakıtı olan odunu elde etmek için sürekli ağaçları kesiyor. Kenya hükümeti, Binyıl Kalkınma Hedeflerine ulaşma planlarının bir parçası olarak, 2008 yılına kadar orman alanlarının en az %3.5’ini koruma altına almayı, odun yerine güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji seçeneklerinin uygulanmasını gündeme getirdi.

Bosna-Hersek’teki savaş ise, farklı türden çevre sorunları yarattı: ülke yüzölçümünün yaklaşık %5’ini kapsayan bir alanda, döşenmiş olan mayın tarlalarının %75-80’i henüz temizlenmiş değil. Bu mayınlar çevreye son derece zararlı olduğu gibi, halkı geçim kaynağı oluşturabilecek verimli ve güvenli topraklardan da mahrum ediyor. Bosna-Hersek hükümeti, Binyıl Kalkınma Hedefleri planının bir parçası olarak, 2000 yılında toplam mayın tarlalarının %5’i olan mayın temizleme alanını 2007’de %30’a, 2015’te ise %80’e çıkartmak için çalışıyor.

Çevre korumacılığının ülkenin eko-turizm endüstrisi açısından bir öncelik olduğu Mısır’da hükümet, suya erişim, atık yönetimi ve toprak bozulması alanlarında izleme ve raporlama çalışmalarını, Binyıl Kalkınma Hedefleri doğrultusunda yapılması gerekenleri göz önüne alarak yürütüyor.

Çevre reformları raporunda, öncü ülkeler olarak gösterilenler arasında Arnavutluk, Buthan, Lesotho, Nepal, Suriye, Tayland ve Vietnam da yer alıyor.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Direktörü Achim Steiner’in dediği gibi: “Çevresel sürdürülebilirlik sadece ulusal bir sorun değil, çok ciddi uluslararası boyutları olan ortak bir sorun. Ülkeler, çevre korumacılığını yoksullukla mücadele ve kalkınma stratejileri ile bütünleştirirlerse, önemli başarılar elde edebilirler. Öte yandan, ulusal çapta çevre bozulması ve bununla mücadelede çevresel sürdürülebilirlik ile ticaret sistemleri, ekonomik araçlar ve ‘doğal-bazlı’ ürün ve hizmetler küreselleşmiş bir dünyada ayrılmaz biçimde iç içe geçmiştir.”

“BM sistemi içinde ve onun öngördüğü reformların bir parçası olarak, UNEP ve UNDP gerek ulusal, gerek uluslararası faktörleri bir araya getirerek, kesintisiz bir bütünlük içinde ilişkilendirmede katalizör rolü oynayabilir. Çevresel sürdürülebilirliği başarmak ve Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne erişmek için birlikte yol alabiliriz.”

Kanada, İsveç ve İngiltere hükümetlerinin de desteği ile hazırlanan “Çevresel Sürdürülebilirlik Yolunda İlerlerken” başlıklı rapor, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne zamanında ulaşmak için, gelişmekte olan ülkelerin ulusal planlamalarına asiste eden UNDP’nin geniş kapsamlı ve çok yönlü “araçlar paketi” çalışmalarının bir parçasını oluşturuyor.

Katkıda Bulunanlar

Katkıda Bulunanlar

Editör: Aygen Aytaç
Asistan: Canan Sılay

 

 

UNDP Türkiye’yi takip edin:

© 2007 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.