Ana Siteye Dön

Temmuz 2006

Sayı: 7

'Adil ticaret' UNDP'nin girişimiyle Türkiye'de de başlıyor

'Adil ticaret' UNDP'nin girişimiyle Türkiye'de de başlıyor

Nicolas Mounard bir Fransız işadamı. Haziran başında Türkiye'ye geldi. Güneydoğu Bölgesi'nde, Adıyaman ile Gaziantep arasında dağ tepe günlerce dolaştı.

Ankara, Temmuz 2006

Nicolas Mounard bir Fransız işadamı. Haziran başında Türkiye'ye geldi. Güneydoğu Bölgesi'nde, Adıyaman ile Gaziantep arasında dağ tepe günlerce dolaştı. UNDP'nin aracılığıyla Suvarlı Beldesi'nin üreticileri ile tanıştı. Şirketi adına satın almak için iyi kaliteli kuru üzüm arıyor, köylü üreticilerin anlatacaklarını dinlemek istiyordu. Suvarlılı üreticiler ise, üzümlerine hakça fiyat verecek bir alıcı arıyordu, ve anlatacakları çok şey vardı... İşte, Paris ile Güneydoğu'nun 5 bin nüfuslu Suvarlı Beldesi arasındaki ‘adil ticaret' anlaşması böyle doğdu.

Nicolas Mounard, Avrupa'da, özellikle Fransa ve İsviçre'de yaygınlaşan ‘adil ticaret' uygulamasının önde gelen aktörlerinden olan Alter-Eco Şirketi 'nin temsilcisi. İthal ettikleri geniş gıda ürünleri yelpazesine Türkiyeli üreticilerin emeklerini de katabilir miyiz diye araştırmaya geldi. Güneydoğu ziyaretinde, iyi niyetli ikna yeteneğini de kullandığı yoğun pazarlıklardan sonra ülkesine dönerken tatmin olmuş görünüyordu. Nitekim, Haziran ayı içinde Fransa'nın Alter-Eco Commerce Equitable şirketi ile Suvarlılı üzüm üreticileri arasında ilk partide 4 ton satın almak üzere 3-yıllık bir anlaşma sağlandı. Alter-Eco , köylülerin Besni türü kurutulmuş üzümleri için, diğer alıcılardan daha yüksek bir fiyat ödeyecek. Peki ama neden daha yüksek fiyat, diye sorduğumuzda, “Evet, biz de tüccarız ama.", diye yanıtladı Nicolas Mounard, “biz ‘adil ticaret' yapıyoruz." Biz de, söyleşimize ‘Adil Ticaret' nedir, diye sorarak başladık.

Nicholas Mounard (N.M.): ‘Adil ticaret' belli ilkeler üzerine kurulmuş bir sistem. Öncelikle, biz üreticiye daima adil bir fiyat ödüyoruz. Adil fiyat, üretimin maliyetini kapsayan bir fiyat demek. Ayrıca, biz üreticiyle doğrudan bağlantı kurar ve çalışırız. Genellikle bu üretici bir örgüt, bir kuruluş olur. Ve şeffaf çalışırız. Yani maliyet yapıları, muhasebe kayıtları gibi tüm bilgileri bize vermelerini isteriz. Karşılığında biz de üreticiye kendi marjlarımız, ürünü nasıl pazarladığımız, müşterilerimizin kimler olduğu gibi bilgileri veririz. Son bir kriter de, daima sürdürülebilir tarım alanında çalışmaktır. Yani çevreye saygılı üretim yapılması, organik olsun ya da olmasın, sürdürülebilir ve toprağa saygılı tarım yapılması gerekir.

UNDP Türkiye: Peki siz kimsiniz? Bize şirketinizi tanıtır mısınız?

N.M.: Ben Alter-Eco Şirketi için çalışıyorum. Fransız kökenli bir şirket ama ABD'de de bir şubemiz var. Şirketimiz, 1998'de bir dernek olarak kuruldu, başkanımız Tristan Lecomte tarafından. Paris'te gıda ve el sanatları ürünleri satan iki mağaza açtı. Ama bu model pek iş yapamadı çünkü yüksek hacimler gerçekleştiremedik. Bizim için satış hacimleri oldukça önemli, çünkü biz üreticilere daha fazla ödüyoruz. Bu nedenle ancak büyük hacimlerle karlılık sağlayabiliyoruz. Mağazalar yeterince verimli olamadı ve 2000 yılında mağazaları kapatıp, bu kez ağırlıklı olarak süpermarketlere yönelik yeni bir iş modeliyle Alter-Eco şirketini kurduk. 30 ülkede 37 kooperatiften ürün ithal ediyoruz ve kendi markamızla satış yapıyoruz.

UNDP Türkiye: Hangi ülkeler, örneğin?

N.M.: Ciromuzun %50'si Güney Amerika'dan (Brezilya, Peru, Bolivya ve Ekvator'dan) geliyor. %35-40 arasında (bu ürünler çay, pirinç, baharat ve şeker) Filipinler, Tayland, Hindistan ve Sri Lanka gibi Asya ülkelerinden geliyor. Filistin'den zeytinyağı alıyoruz. İthalatımızın %15'i Togo, Etiyopya, Gana ve Güney Afrika Cumhuriyeti olmak üzere Afrika kıtasından geliyor. Örneğin, Etiyopya'dan kahve, Güney Afrika Cumhuriyeti'nden kırmızı çay, Gana'dan kakao ve çikolata, Togo'dan ise kuru meyve alıyoruz.

UNDP Türkiye: 'Adil Ticaret' nasıl başladı?

N.M.: Adil ticaret ilk olarak 1950-60'lı yıllarda başladı. Önceleri dinsel içeriği olan bir hareketti. Protestan ve Katolik kiliseleriyle bağlantılıydı. 1970 ve 80'lerde, Avrupa'da Oxfam gibi kuruluşların girişimiyle, daha politik bir hal aldı. Adil ticareti savunuyor, aynı zamanda daha iyi ticaret koşulları elde etmek için Dünya Ticaret Örgütü'ne karşı ve yoksul ülkelerin borçlarının iptal edilmesi için lobi yapıyorlardı. 1990'larda, bireyler ve tüketicilerle daha yakın temas kurmaya eğilimli, politik görüşleri hariç tutan ve sadece adil ticaret yaparak satış hacmini artırmaya çalışan yeni oyuncular ortaya çıktı. Satış hacmini geliştirmek için insanların gittiği yerlere gitmek zorundasınız. Dolayısıyla, bu oyuncular da süper marketlere girme kararını aldı. Biz de bunu yaptık.

UNDP Türkiye: Sizinki gibi kaç şirket var?

N.M.: Tam bir sayı veremem, ama tüm kalkınmış ülkelerde iki ya da üç şirket bulabilirsiniz. Adil ticaret esas olarak İsviçre, Almanya, İngiltere ve İtalya'da gelişmiş durumda. ABD'de ve Japonya'da ise çok yeni.

UNDP Türkiye: Üreticilerinizi nasıl buluyorsunuz? Yoksa onlar mı sizi buluyor?

N.M.: İkisi de. Aldığımız ürünlerden çoğu ‘Fair Trade Labelling Organization' (FLO - Adil Ticaret Sınıflandırma Örgütü) adlı bir birlik tarafından onaylanıyor. Merkezi Almanya'nın Bonn şehrinde. Üretici kuruluşlarını sosyal, ekonomik ve çevresel olmak üzere belli kriterlerle onaylıyorlar. FLO bizim için iyi bir dayanak, çünkü onayladıkları tüm kuruluşlarla ilgili verileri bize sağlıyorlar.

UNDP Türkiye: Bu gönüllü bir örgüt mü, yoksa bu hizmet karşılığında bir ödeme yapıyor musunuz?

N.M.: Hayır, sistem şöyle kurulmuş: Her ülkede ‘ulusal girişimciler' (‘national initiatives') dedikleri kuruluşlar var. Bu örgütler, adil ticareti tanıtmak için kuruldu. Sonra, 1990'larda birleşmeleri gerektiğine, ve ortak bir sistem kurarak, FLO adlı bir birlik yaratmaya karar verdiler. Yani FLO bütün ulusal girişimcilerin sahipliği altında. Böylece her ürün, örneğin çikolata, şeker, greyfurt, çay, kahve vb. için “bu fiyatı ödemelisiniz veya şu kriterlere dikkat etmelisiniz" diyerek, adil ticaret yapmanın kurallarını koyuyorlar. Yani FLO kurallarını koyuyor, o kriterlere göre onay veriyor. Her bir kuruluşa tek tek giderek onay veriyor.

UNDP Türkiye: Türkiye bu örgüte dahil değil mi?

N.M.: Hayır, bildiğim kadarıyla bir Türk kuruluşu henüz yok. Zaten bu yüzden FLO bizim tek bilgi kaynağımız değil. Bazen değişik nedenlerle örgütün dışına çıkıyoruz, çünkü bazı ürünler için herhangi bir standart yok, kural yok. Örneğin zeytinyağı için. Diyelim ki Filistin'den veya Fas'tan zeytinyağı ithal etmek istiyorsunuz. Ama zeytinyağı için bir kural yok. FLO zeytinyağı için “şu kadar fiyat ödemelisiniz" demiyor, bu yüzden onaylanmış bir üretici kuruluşumuz olamıyor. Zeytinyağı için adil ticaret yapmak istersek, çalışacağımız grubu kendimiz belirlemek zorundayız. Adil ticaret fiyatını belirlemek, bütün işi kendimiz yapmak durumundayız. Böyle durumlarda, üretici kuruluşları bulmak için kendi ağımızı veya STK'ları, hatta Oxfam'ı ve diğer adil ticaret şirketlerini kullanıyoruz. Onlar bize, “tamam, o ürün için filanca kuruluşa gidin" diyebiliyor. Veya, bizi arayıp “iyi bir ürünümüz var, belki siz almak istersiniz" diyen üreticiler çıkıyor. Genellikle ürünün numunelerini de gönderiyorlar. Biz deneyip eğer beğenirsek ve eğer bir pazar fırsatı da varsa, oraya giderek ne yapabileceğimize bakıyoruz.

UNDP Türkiye: Ürün çeşitliliğinde bir sınırlama var mı? Örneğin, Türkiye'den bir zeytinyağı üreticisi size başvursa, ama elinizde zaten birkaç zeytinyağı teklifi bulunsa, ne yapıyorsunuz?

N.M.: Bu durumda, birkaç değişik kriter üzerinde çalışabiliriz. Ya daha fazla kuruluşla çalışmayı tercih ederiz, ya da zaten çalışmakta olduğumuz kuruluş ile ilişkimizi güçlendiririz. Bizi hem piyasa talebi, yani tüketicilerin ne istediği, hem de üreticimizle ilişkilerimiz yönlendirir. Bir örnek vereyim: Türkiye'den bir zeytinyağı üreticisi olsun... Önce piyasanın nasıl olduğuna bakarız. Acaba şimdikinden daha fazla satış hacmine ihtiyacımız var mı? Eğer varsa ne yapmalıyız? Çalıştığımız kuruluşu mu güçlendirmeliyiz, yoksa başka biriyle mi çalışmalıyız? Genellikle tercihimiz, zaten çalıştığımız üretici ile alışverişimizi artırmak, güçlendirmek yönünde olur. Çünkü üreticiler, genellikle ürünlerinin tamamını bize satmazlar. Ürün hacimlerinin %10'unu ‘adil ticaret' pazarına, gerisini geleneksel ticaret piyasalarına satarlar. Bu yüzden bizim hedefimiz genellikle adil ticaret oranlarını artırmaktır, ki üretici üzerinde daha etkin olabilelim. Her zaman ufak miktarlarla başlarız, çünkü ürününüzü lanse ettiğinizde, nasıl iş yapacağını tam bilemezsiniz. Az miktarlarla başlar, tüketicinin nasıl tepki verdiğine bakarız. Eğer satış büyüyorsa, daha çok alırız.

“Adil ticarette, bir örgütle uzun vadeli işbirliğini taahhüt etmek zorundasınız.”

UNDP Türkiye: Genelde bu şekilde mi çalışırsınız? Yani, bir yıllık, iki yıllık sözleşmeleriniz mi olur, yoksa sürekli bir sözleşme mi imzalarsınız?

N.M.: Şimdiye kadar hiçbir bir kooperatifle işbirliğimizi durdurmadık. Adil ticaretin kriterlerinden biri de, bir örgütle uzun vadeli işbirliği taahhüdüne girmektir. Bu yüzden her zaman üç yıllık sözleşmeyle çalışırız, ama gözden geçirmeye açık bir sözleşme olur bu. Her yıl üreticiye “haydi sözleşmeyi tekrar görüşelim." deriz. Üreticinin önünde her zaman üç yıl vardır. Satış hacmini artırmak için yatırım yapabilirler. Şimdiye dek, bir iş ilişkisine son verdiğimiz hiç olmadı. Başlattığımız her ilişkinin en az üç yıllık geleceği olur.

UNDP Türkiye: Belli bir model var mı? Örneğin bir üretici şirketle mi, yoksa kooperatifle mi çalışırsınız? Eğer kooperatif yoksa, işi nasıl yürütürsünüz?

N.M.: Farklı durumlar oluyor. Bizim her zaman kolektif bir yapıya ihtiyacımız var. Birinci nedeni, iki seviyeli fiyat ödememiz. Üreticiye ödenmesini istediğimiz fiyat olan asgari fiyat, ve ‘adil ticaret primi' dediğimiz, kolektif projeleri finanse etmek için ortak üretici grubuna ödenen miktar. Bu ortak grup bir dernek, bir kooperatif veya köy komitesi olabilir. Amaç, katma değerin önemli bir kısmını kooperatiflere devrederek, yatırım yapmalarını ve giderek üretim sürecinin tüm aşamalarında kendi kendilerine yeterli hale gelmelerini sağlamak. Başlarda, genellikle ürünü dökme halde, yani ambalajsız satın alırız. Paketleme işini ve paket tasarımını Fransa'da kendimiz yaparız. Sonra katma değerin bir kısmını kademeli olarak kooperatife transfer ederiz. Pirinç, baharat, çay gibi ürünlerde artık işin tümü kooperatiflerde yapılıyor, yani hammadde üretimi, kalite kontrol süreci, paketleme, baskı. Ama paket tasarımını her zaman biz yapıyoruz. Tasarım Paris'te bilgisayarda yapılıyor. Onlara tasarımı gönderiyoruz, onlar baskı hizmeti sağlayan bir kuruluşla çalışıyorlar. Basıp paketlere yapıştırıyorlar.

UNDP Türkiye: Yerel üreticiler tam örgütleninceye kadar, diğer işleri de kendiniz yapıyorsunuz yani?

N.M.: Duruma göre değişiyor. Genellikle ilişkinin başlangıcında dökme ithal ediyoruz, sonra aşamalı olarak tüm süreci üreticiye devrediyoruz. Üzüm örneğini ele alalım. Burada ziyaret ettiğim kooperatifler şu anda ambalajlama yapamıyorlar. Bunun için makineleri yok. Biz de dökme ithal edeceğiz ve Fransa'da bir çözüm bulacağız. Hiç problem değil. Ama gelecek yıl, belki burada bunu yapacak bir şirket buluruz ve bu iş için görevlendiririz. Eğer öyle olursa, katma değerin bir kısmı Türkiye'de kalmış olur, ki bu çok iyi bir şey. Sonra, ithalat hacmi arttıkça kooperatiflere yatırılan paralarla bir gün birkaç ambalaj makinesi almak için yeterli nakitleri olur, ki bu kuru yemişler için çok kolay. Birkaç vakum makinesi yeterli. Böylece, işi vakumlama şirketinden kooperatife transfer edersiniz, her şeyi onlar yaparlar. Biz de paket tasarımını göndeririz, onlar Gaziantep'te bir matbaayla görüşürler, etiketleri bastırırlar, paketlere elle yapıştırırlar, karton kutulara koyarlar ve Fransa'ya ihraç ederler.

“Tüm ürünleri kendi bünyesinde toplayan kolektif bir yapıya, ve ticaret ilişkisinde bizle muhatap olacak tekil bir ör

Mikrofinansa büyük talep

UNDP'nin araştırması, Türkiye'de dar gelirli kesimin yoğun bir tasarruf potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor.

Ankara, Temmuz 2006

UNDP'nin kısa bir süre önce tamamlanan araştırması, Türk ticari bankalarının mikrofinans uygulamasına ilgisini ortaya seriyor. Yine UNDP tarafından yürütülen diğer bir araştırma, Türkiye'de bankaların tasarruf ürünlerinden yararlanabilecek 2 milyondan fazla potansiyel müşteri bulunduğunu ve en az 1.5 milyon hanenin, uygun koşullar altında ticari bankalardan mikrokredi kullanmaya istekli olacağını gösteriyor.

UNDP'nin çalışması (Batı, Güneydoğu, Kuzeydoğu ve Orta Anadolu olmak üzere) Türkiye'nin dört bölgesinde yaşayan 388 hane halkı arasında gerçekleştirildi. Araştırma bulguları (%5 hata payı hesaba katıldığında bile), Türkiye nüfusunun %36'lık bölümünün (yani 5.7 milyon hane halkının) ekonomik anlamda “kırılgan” olduğunu istatistiksel olarak gözler önüne seriyor.

UNDP'nin araştırması, hane başına ayda ortalama 90 YTL'lik tasarruf potansiyeli olduğunu gösteriyor. Hedef kitlenin %21'lik bölümünün (yani 1,197,000 hane halkının) halihazırda bir bankada tasarruf bulunuyor. %24'lük kesim ise (yani, yaklaşık 1,4 milyon hane halkı), kendilerine uygun ürünler sunulursa, tasarruflarını bankada biriktirmeyi isteyebilir. Dolayısıyla, ticari bankalar kısa vadede 2,5 milyon hane halkına ulaşabilir. Burada bankalara yönelik kilit mesaj şu: Tasarruf hizmetlerinizi bir an önce başlatın; tasarrufları mikrokredi seçenekleriyle ilişkilendirin ve sadece mikro ölçekli işletmelere değil, bireylere de kredi verin.

UNDP'nin mikrofinans araştırmasının diğer önemli bulguları ve önerileri şunlar:

  • Bankaların toplam mikrokredi potansiyelinin, hedef kitlenin %27'si (yani 1,5 milyon kişi) olduğu tahmin ediliyor. Bunların %12'lik bölümünü, üst üste kredi kullanmış hesap sahipleri, %15'lik bölümünü ise uygun ürünler sunulduğu takdirde banka kredisi isteyebilecek potansiyel yeni kredi kullanıcıları oluşturuyor. Hane başına, ortalama aylık kredi geri ödeme gücü 90 YTL. Hedef kitlenin %3'lük bölümünü bankaların çalışmak istemediği kişiler, %31'lik bölümünü hiç borçlanmayan kişiler, %39'luk bölümünü ise borçlanmakla birlikte henüz bankalardan kredi kullanmamış kişiler oluşturuyor.
  • Bankaların bakış açısına göre, düzenli maaş geliri olan kesim, esas pazar talebini oluşturuyor. Zira bu kesimin düzenli ve ortalamanın üzerinde tasarruf potansiyeli ve kredi geri ödeme kapasitesi var; ve halihazırda çeşitli bankacılık hizmetlerini kullanıyor.
  • Bankalar için ikinci çekici pazar kesimi, serbest meslek sahipleri. Bunların çoğunluğunu hane halkından ayrılmamış aile işletmeleri oluşturuyor. Dolayısıyla, bankalar bu kesime yönelik hizmetlerini, ‘işletme' zihniyetinden ziyade ‘hane yönetimi' mantığıyla yürütmeli. Bu kesimin, düzensiz olmakla birlikte, uygun tasarruf potansiyeli ve kredi geri ödeme kapasitesi var; ve halen bazı temel bankacılık hizmetlerini kullanıyor.
  • “Düzenli Maaş Geliri Sahipleri” ve “Serbest Meslek Sahipleri” pazarı için tavsiye edilen ürünler şunlar: acil durum kredi seçenekleriyle ilişkilendirilmiş acil durum tasarruf hesapları, yatırım kredisi veya özel kredi seçenekleriyle ilişkilendirilmiş tasarruf hesapları.
  • “Düzenli Maaş Geliri Sahipleri” ve “Serbest Meslek Sahipleri” pazar kesimi için tavsiye edilen borç verme teknolojisi ise bireysel kredi verme. Kredi taktiri mutlaka hane halkının kredi geri ödeme kapasitesi ve müşterinin tasarruf davranışı dikkate alınarak yapılmalı. Krediler karşılığında tasarruf hesapları, şahsi kefalet ve mal varlığı teminat olarak gösterilebilir.
  • Ticari bankalar uygun tasarruf ürünleri sundukları taktirde hedef nüfusun %45'ine hizmet verilebilir. Bu ürünler kredi seçenekleriyle ilişkilendirilebilir. Buna ek olarak bankalar para transfer hizmetleri gibi diğer finans hizmetlerini de tasarruf sahiplerine satabilirler.
  • Halen bankalar hedef nüfusun %55'lik bölümüne kolaylıkla hizmet sağlayamıyor. Bu kesime, bu alanda uzmanlaşmış STK'lar veya Mikrofinans Kuruluşları aracılığıyla hizmet götürülmesi gerekir. Araştırma, kayıt dışı tasarruf sahiplerinin veya kredi gruplarının oldukça yaygın olduğunu gösteriyor. Bu kişilerin %15'lik bölümü halihazırda böyle bir gruba üye; %37'lik bölümü ise bu tür gruplardan haberdar olmakla birlikte henüz bir gruba üye olmamış. Bu durum, bankacılık hizmeti sunulamayan bu hane halkı kesimine ulaşmak için bir başlangıç noktası olabilir. Yardım ve dayanışma grupları, dışarıdan destekle, tasarruf toplamaya ve grup üyeleri arasında kredi vermeye başlayabilir. Daha oturmuş gruplar ise daha sonra mikrofinans kuruluşlarından dışarıdan kredi kullanabilir. Bu kuruluşlara alternatif olarak STK'lar, tasarruflar ve kredi grupları ile grup mevduatını toplayacak ve gruba kredi verecek olan ticari bankalar arasında bağlantı kurulmasına yardımcı olabilirler. Grubun en “kıdemli” üyelerine gruptan “terfi ederek” bir mikrofinans kuruluşu veya bankadan şahsi kredi kullanma hakkı tanınabilir.

UNDP, 2005'in Birleşmiş Milletler tarafından Mikrokredi Yılı olarak ilan edilmesi üzerine, mikrofinansın Türkiye'de yaygınlaşması amacıyla geçtiğimiz yıldan bu yana bir proje yürütüyor. Bu proje çerçevesinde araştırmalar düzenliyor. Daha önce mikrofinans talep ve arz kesimleriyle ilgili herhangi bir bilgi bulunmuyordu.

Dünya, Çevre Günü'nü kutladı

Birleşmiş Milletler, her yıl 5 Haziran'da kutlanan Dünya Çevre Günü aracılığıyla, çevre korumacılığı bilincinin yaygınlaşmasının önemini vurguluyor ve bu alandaki toplumsal ve siyasi faaliyetleri artırıyor.

Ankara, Temmuz 2006

Dünya Çevre Günü'nün bu yılki teması “Çöller ve Çölleşme” idi. BM'nin sloganı ise, dünya topraklarının %40'ından fazlasını kaplayan ve 2 milyardan fazla kişiyi barındıran kurak toprakların hassas durumuna yönelik, “Kurak Toprakları Çölleştirmeyelim" oldu.

Bu sene Dünya Çevre Günü için ana kutlamalar Cezayir'de yapıldı ve dünyanın uçsuz bucaksız kurak alanlarının korunmasının önemine dikkat çekildi. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 5 Haziran'da dünyaya verdiği mesajda, “Gezegende yoksulluk, sürdürülebilir olmayan toprak yönetişimi ve iklim değişikliği kurak toprakları çöle dönüştürüyor. Daha da kötüsü, çölleşme yoksulluğu şiddetlendiriyor” dedi ve şunları ekledi: “Kurak toprakların daha da değer kaybına uğraması sonucunda, kıt kaynaklar üzerinde gittikçe artan rekabet, insan topluluklarını çatışmanın eşiğine getiriyor. Ancak, çölleşme geri döndürülmesi zor, ama önlenebilir bir durumdur. Kurak toprakları korumak ve yenilemek, dünyanın kentsel bölgeleri üzerindeki ağır yükü de bir ölçüde rahatlatacak, daha barışçı ve güvenli bir dünyaya katkıda bulunacaktır.”

Çevre Günü kutlamaları

Uluslararası çapta, halkların yerel şenliklerle kutladıkları coşkulu bir gün Dünya Çevre Günü. Sokak yarışları, bisiklet gösterileri, çevre koruma temalı konserler, okullarda kompozisyon ve afiş yarışmaları, ağaç dikme, geri dönüşüm ve temizlik kampanyaları gibi renkli etkinliklerle kutlanıyor.

Dünya Çevre Günü, 5 Haziran'da Türkiye'de de kutlandı. Günün etkinlikleri arasında, Çevre ve Orman Bakanlığı ile UNDP'nin ortak düzenlediği, Ankara'nın Sincan kasabasındaki “Sincan Harikalar Diyarı”nda yapılan kutlamalar da yer aldı. Çocukların halk oyunları ve jimnastik gösterileri, palyaço tiyatrosu ve halka açık konserler ile çok eğlenceli bir ortam paylaşıldı. Bakanlık ve UNDP'nin Küresel Çevre Fonu programı kapsamında, ilköğrenim öğrencileri arasında düzenledikleri yarışmada çocuklar, çevre koruma ve iklim değişikliği konusunda resim ve sloganlar yaratarak Dünya Çevre Günü'ne katkıda bulundular. Ankara ilindeki 280 ilköğretim okulu yarışmaya katıldı. Bakanlık ve UNDP temsilcilerinden oluşturulan jüri, en iyi 10 sloganı seçerek öğrencilere ödüllerini verdiler.

UNDP Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı Direktörü Katalin Zaim ile Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı Bünyamin Karaca tarafından çocuklara verilen armağanlar arasında dijital kameralar, DVD ve MP3 çalarlar ve elektronik sözlükler bulunuyordu. Ödül kazanan sloganlardan bazıları şunlar oldu:

  • 5. sınıf öğrencisi Meltem Akbulut'tan: “Doğal Kaynaklar Tükenmesin, İklimimiz Değişmesin”;
  • 7. sınıf öğrencisi Uğurcan Gökkaya'dan: “Sera Gazları Birikmesin, İnsanlığa Felaket Getirmesin”;
  • 5. sınıf öğrencisi Burakhan Hakbilen'den: “Hava, Su, Toprak. Bunları Temiz Tutsak; İklimleri Tadında Yaşasak”.

'Hedef: Sıfır yok oluş'

5 Haziran Dünya Çevre Günü kutlamaları arifesinde, BirdLife International (Kuş Yaşamı Uluslararası Derneği) Türkiye şubesi Doğa Derneği, UNDP Türkiye ve Çevre ve Orman Bakanlığı, biyo-çeşitliliğin daha fazla azalmasını önlemek amacıyla ortak bir ulusal fon oluşturdu. “Türkiye Doğa Fonu”, Doğa Derneği tarafından belirlenen 305 Ana Biyo-Çeşitlilik Alanında en acil koruma önlemlerinin alınmasına maddi kaynak sağlıyor.

Ankara, Temmuz 2006

Kampanyanın resmi lansmanı 4 Haziran 2006'da, başlıca medya sponsorlarından olan CNN Türk'te yapıldı. CNN Türk, gün boyunca sürdürdüğü yayınlarla, halka cep telefonu mesajlarıyla bağış yapmaları çağrısında bulundu. Gün sonunda fon için 50,000 YTL toplanmıştı. Bu para, Urfa bozkırlarında yaşayan son 80 yabani ceylanı kurtarmaya yetecek belki ama, Türkiye'de nesli tükenmek üzere olan 198 hayvan ve 2,746 bitki türünün yok olmasını önlemek için daha yaklaşık 2 milyon YTL'ye ihtiyaç var. Kampanyanın lansmanı sırasında, 18 ünlü Türk sanatçısının resimlerinin internette yapılan müzayedesinden elde edilen gelir de fona aktarıldı.

“Doğa Fonu” Hollanda Hükümeti, BirdLife International'ın İngiliz ve Hollandalı ortakları, Kraliyet Kuş Korumacılığı Derneği (Royal Society for the Protection of Birds) ve Vogelbescherming Nederlands tarafından kuruldu.

Öncelikli 10 proje arasında, Türkiye'nin güneyinde tehdit altında bulunan Orkide türlerinin korunması, Anadolu Leoparı'nın yeniden keşfi, Sultansazlığı Sulak Alanı'nın korunması, son kalan Telli Turnaların ve tüm dünyada tehdit altında bulunan Toy Kuşlarının korunması yer alıyor.

Doğa Derneği Başkanı Güven Eken, ‘Türkiye Doğa Fonu' hakkında “Biyo-çeşitliliğin azalmasını önlemeye yönelik ilk ulusal girişimlerden biri olan bu fonu başlatmaktan mutluluk duyuyoruz. Türkiye, biyo-çeşitlilik alanında dünyanın en zengin ülkelerinden biri; dolayısıyla türlerin yok olmasının önüne geçilmesinde küresel bir sorumluluk taşıyor. Bu sorumluluk, Dünya Biyolojik Çeşitlilik Konvansiyonu'nu imzalayan ülkeler ve Avrupa Birliği'nin de paylaştığı bir amaç. Bu ortaklığımızın, biyo-çeşitliliğin korunması alanında tüm özel sektör kuruluşlarının desteğini kazanacağını ümit ediyoruz”, dedi.

UNDP Türkiye Temsilci Yardımcısı Sarah Poole da şu mesajı verdi: “UNDP olarak, sürdürülebilir kalkınmaya ve biyo-çeşitliliğin korunmasına büyük önem veriyor ve bu kampanyaya katılmaktan mutluluk duyuyoruz. UNDP tarım, balıkçılık, ormanlar ve enerji alanlarında sürdürülebilir yönetimi ve koruma altındaki alanların ve biyo-teknolojinin yoksul yanlısı politikalarla yönetilmesini destekliyor; ayrıca ekosistem hizmetleri için uygun ve yeni pazarlar geliştirilmesinin gerekliliğine inanıyor. Bu amaçla tüm kamuoyunu, özellikle de özel sektörü, bize katılmaya davet ediyoruz."

Daha fazla bilgi için:

Esra Başak

Kampanya Sorumlusu Doğa Derneği

esra.basak@dogadernegi.org

Tel: 555 477 26 66

Faks: 312 448 02 58

UNDP ve çevre

UNDP'nin çevre konusunda çalışmalarının ürünleri olan Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP, Küresel Çevre Fonu GEF ve Türkiye'deki çevre projeleri hakkında bilgiler.

Ankara, Temmuz 2006

Dünya Çevre Günü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 1972'de gerçekleştirdiği ‘İnsanlık ve Çevre' konulu Stockholm Konferansı'nın açılışında ilan edildi. Genel Kurul'un aynı gün aldığı bir kararla Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP (United Nations Environment Programme) de kuruldu.

UNEP nedir?

Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP, toplumlara ve bireylere çevreyi sahiplenmeleri ve korumaları için ışık tutan, bilgi veren ve yaşam kalitesini artırmak için, gelecek nesillerin yaşam kalitesinden ödün vermeden, teşvik edici ve yol gösterici ortaklıklar kurmalarını sağlayan bir Birleşmiş Milletler organı.

UNEP kurulduğundan bu yana, toprak kaybını önlemenin önemini vurguluyor. Birleşmiş Milletler “Çölleşmeye Karşı Ulusal Eylem Programı”nın kurulmasında önemli bir rol oynadı. BM Gıda ve Tarım Örgütü, BM Kalkınma Programı ve Küresel Çevre Fonu (GEF) gibi ortaklarla birlikte bu programın uygulanması için çalışmalar yapıyor.

Küresel Çevre Fonu nedir?

1991'de kurulan GEF (Global Environment Facility), küresel çevreyi korumak için kalkınmakta olan ülkelerde fon yaratılmasına yardımcı oluyor. GEF fonları altı öncelik alanında destek sağlıyor:

  • Sürdürülebilir Kalkınma için çerçeve ve stratejiler oluşturulması ;
  • Suyun etkin kullanımı/yönetimi ;
  • Sürdürülebilir enerji hizmetlerine erişim ;
  • Çölleşme ve toprağın kullanılmaz hale gelmesiyle mücadele için sürdürülebilir toprak yönetimi ;
  • Biyo-çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı.
  • Kimyasal Maddeler Yönetimi.

UNDP'nin Türkiye'deki çevre projeleri

UNDP Türkiye, çevresel sorunları kalkınma politikaları ve programları ile entegre etmek için Çevre ve Orman Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, Ulaştırma Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı ve bazı belediyeler ile yakın işbirliği içinde çalışıyor.

UNDP Türkiye, aynı zamanda Küresel Çevre Fonu'nun (GEF) uygulayıcısı. Bu fon çerçevesinde, İklim Değişikliği, Biyo-çeşitlilik, Toprak Kaybı, Uluslararası Sular, Kapasite Kurma ve İklim Değişikliğine Uyum Sağlama gibi GEF'in çalıştığı stratejik odak alanlarında orta ve büyük ölçekli projelerin geliştirilmesini destekledi ve desteklemeye devam ediyor. Yakın geçmişte birçok GEF projesi başlatıldı. UNDP Türkiye, “AB'ye Aday Ülkelerde Uygun-Maliyetli Enerji Verimlilik ve Sınıflandırma Standartlarının Geliştirilmesi ve Uygulanmasındaki Engelleri Kaldırmak için Kapasite Oluşturma Programı” ve “Karadeniz Eko-sistemlerini Geri Kazanma Projesi, II. Aşama” gibi, bölgesel GEF projelerinin uygulanmasında ve desteklenmesinde de rol oynuyor.

21-23 Haziran, 2006'da Ankara'da düzenlenen ‘GEF Ülke-İçi Diyalog Semineri', ulusal ortaklara GEF'in desteklediği projeler ve fonlama mekanizmaları hakkında daha fazla bilgi edinme olanağını sağladı.

UNDP Türkiye, Avrupa Birliği ve Devlet Planlama Teşkilatı ile işbirliği içinde, “Sürdürülebilir Kalkınmayı Sektörel Politikalarla Bütünleştirme” projesini de başlatma aşamasında. Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Zirvesi'nin (WSSD) Uygulama Planı'nda ve AB'nin 6. Çevresel Eylem Planı'nda açıkça belirtildiği üzere, bu projenin genel amacı Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma ilkelerini, gerek makroekonomik, gerek sektörel düzeylerde, ulusal ve yerel/bölgesel kalkınma planlaması ve uygulaması ile bütünleştirmek.

GEF Küçük Destek Programı (SGP), misyonu “hem yerel ve küresel çevre sorunları arasında, hem ulusal ve uluslararası kaynaklar arasında bağlantı kurmak” olan Küresel Çevre Fonu'nun ayrılmaz bir parçası. Küçük Destek Programı, UNDP tarafından dünyanın her yerinde yürütülen bir program ve biyo-çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı, uluslararası suların korunması, toprak kaybının azaltılması ve iklim değişikliği ile mücadele gibi küresel sorunları çözmeyi amaçlayan çalışmaları için Sivil Toplum Örgütleri'ne hibe sağlıyor. SGP, 50 bin ABD dolarına kadar yardım alan yerel toplulukların, çevre sorunlarını çözmede ve sürdürülebilir geçim kaynakları oluşturmada önemli başarılar sağlayacak adımlar atmasına destek olacağı düşüncesiyle oluşturulmuş bir yardım programı.

Küçük Destek Programı, 1993 yılından bu yana UNDP Türkiye Temsilciliği tarafından merkeziyetçi olmayan bir yaklaşımla yürütülüyor. UNDP, Küçük Destek Programı kapsamında, bugüne kadar Türkiye çapında 100'ün üzerinde projeye toplam değeri yaklaşık 2 milyon ABD dolarını bulan küçük fonlar sağladı.

UNDP Türkiye, çeşitli alanlarda ilgili ortaklarla birlikte aşağıdaki konularda projeler yürütüyor:

  • Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Küçük Yatırım Fonu- Biyo-çeşitliliği Korumak
  • Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programı (GEF-SGP)
  • İklim Değişikliği Programı
  • Meteoroloji/Oşinografi Network of Excellence (MONOE) programı
  • Türkiye için Bölgesel İklim Değişikliği Senaryoları
  • Ulaşım Sektörünün Yarattığı Sera Gazları Salınımını Azaltma Programı
  • Biyo-kütle ve Biyo-kütle / Kömür Yakıt Bileşimlerinin Denetlenmesi ve Önlenmesi Programı
  • GEF/UNDP “Karadeniz Eko-sistemlerinin Yeniden Kazanılması Projesi - 2. Aşama
  • Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektör Politikalarına Entegre Edilmesi programı

Kadınlar siyasette daha fazla temsil edilmek istiyor

UNDP'nin ‘Siyaset ve Kadın' Projesi, 30 Mayıs 2006'da, UNDP'nin sivil toplum ortaklarının Türkiye'de kadının siyasete katılımını destekleyen tavsiyelerini geliştirmek üzere düzenlenen ‘Cinsiyet Eşitliği Yolunda Yerel Politikalar' çalıştayı ile başladı.

Ankara, Temmuz 2006

UNDP Türkiye Daimi Temsilci Yardımcısı Sarah Poole, açılışta UNDP'nin kadın haklarına aile, kültür, eğitim, siyaset, sosyal hayat gibi farklı açılardan baktığını ve kadının siyasetteki yeri konusunda hem uluslararası hem de yerel projeler yürüttüğünü söyledi. Bu tür uluslararası projelerin yürütüldüğü bazı ülkelerden örnekler veren Poole, Türkiye'nin cinsiyet eşitliği konusunda o ülkelerden çok daha iyi konumda bulunduğunu, ancak kadına siyasi haklarının kazandırılması için daha yapılması gereken çok şey olması nedeniyle bu çalıştayın çok önemli olduğunu vurguladı.

Toplantıda, Yerel Siyaset Çalışma Grubu üyesi Yıldız Tokman ‘Cinsiyet Eşitliği Yolunda Yerel Politikalar' konulu bir sunum yaparak Türkiye'de kadının politikada ne kadar az temsil edildiğinin altını çizdi ve KA-DER'in bu gerçeği değiştirmek için bugüne kadar yaptığı çalışmalardan bahsetti. Tokman, Grubun amacının “Yerel düzeyde kadınların karşılaştıkları eşitsizlikler ve bunların çözümüne yönelik politikalar üzerinden bir tartışma ortamı yaratmak için çerçeve oluşturmak” olduğunu söyledi. Günümüzde Türk kadının politikadaki yerini rakamlarla ifade eden Tokman, yerel yönetimlerin seçilmiş karar organları olan belediye meclisleri ve il genel meclislerinde kadınların ancak %2 oranında temsil edildiğini açıkladı. Ayrıca AB ülkelerinde seçilmiş her 5 yerel yöneticiden biri kadınken, Türkiye'de 3234 belediye başkanından yalnızca 18'i (%0,6) kadın.

Sunumdan sonra ‘Cinsiyet Eşitliği Yolunda Yerel Politikalar' adlı taslak rapor üzerinden tartışma ve öneriler bölümüne geçildi. 

Çalıştay UNDP, KA-DER Ankara Yerel Siyaset Çalışma Grubu ve KAGIDER Kadın Fonu tarafından organize edildi.

Kadın Hakları konusunda UNDP'nin halen Türkiye'de yürütmekte olduğu iki temel proje var. ‘Kadının Kalkınma Sürecine Dahil Edilmesi' programı çerçevesinde, “CEDAW (Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi) Etkinliklerinin Sürdürülmesi” projesi Türkiye'de kadınların güçlenmesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanması için çalışıyor. 1930'lu yıllarda oy kullanma hakkını elde eden, ve yüksek oranda iş yaşamında yer alan Türk kadınının, hala mülkiyet sahipliği, okuma-yazma oranı, siyasi temsil ve toplum içinde görünürlük konularında eşitsizlikle karşı karşıya olması gerçeğinden hareket eden proje, 2005 yılında başladı. Türkiye, CEDAW'ı 1986 yılında imzalamıştı. 30,000 Dolarlık bütçesi olan UNDP projesinin ortağı “Uçan Süpürge” kadın kuruluşu.

UNDP'nin ‘Siyaset ve Kadın' projesinin hedefi ise, “Türkiye Parlamentosunda Kadın Temsilci Oranını Artırmak”. 2007 Genel Seçimleri'ne doğru, demokratik uygulamaları derinleştirmek ve cinsiyetin görünürlüğünü güçlendirmek için kadının siyasete katılımını ve seçimlerde kadınların aday olmasını destekleme amacını güden projenin 120,000 Dolarlık bütçesi var. Proje, potensiyel kadın adaylara ve liderlere eğitim ve pratik girişimler üzerinden destek sağlıyor. Ayrıca UNDP, iki seçilmiş ildeki -Ankara ve Adana- siyasi partilerin il başkanlıklarına, Kadın Destek Birimleri kurmaları için yardımcı oluyor. Projenin temel ortağı, Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA-DER).

 

Yerinden Olmuş Kişilerin Korunmasına Yönelik STK Eğitimi

Haziran ayı içinde, Ankara ve Mersin'de Sivil Toplum Kuruluşları'nın (STK) ve Zarar Tespit Komisyonları'nın, Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişiler'in (IDP) korunmasına yönelik eğitilmesini amaçlayan seminerler yapıldı.

Ankara, Temmuz 2006

Bu çalıştaylardan ilki 8-9 Haziran'da STK'lara yönelik olarak Ankara'da düzenlendi. Çalıştayda insan hakları, yasal konular ve Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişiler için hizmet sunumu konularında çalışan 24 STK'dan 34 katılımcı bulunuyordu.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) de çalıştaya gözlemci olarak katıldı. Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın IDP'lerle ilgilenen çalışma grubu da çalıştayda yer alarak IDP'ler hakkındaki ulusal çalışmalara dair son gelişmeleri paylaştı. Norveç Mülteci Konseyi/Yerinden Olmuşları İzleme Merkezi'nden (NRC/IDMC) iki eğitmen, Christophe Beau ve Kim Mancini tarafından verilen eğitim şu konuları kapsadı:

  • Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişi kimdir?
  • Tanıklıklar: Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişi kimdir?
  • Ülke İçinde Yerinden Olmanın Temel İlkeleri: Genel Sunum
  • Temel İlkeler: Yasal Kaynaklar ve Uluslararası Yükümlülükler
  • Yerinden Olmuşluktan korunma
  • Yerinden Olmuşluk sırasında korunma

Bu eğitimlerin bir sonraki aşamasını oluşturan “eğitimcinin eğitimi” çalıştayı, IDP'lerin korunmasıyla ilgili bir günlük bir eğitim modülünün hazırlığıyla devam edecek.

Zarar Tespit Komisyonları'na yönelik eğitim seminerleri ise 15-16 Haziran ve 19-20 Haziran'da Mersin'de gerçekleştirildi. Güney, Güneydoğu ve Kuzeydoğu bölgelerindeki 19 ilden toplam 125 komisyon üyesi programa katıldı. Mersin Valisi Hüseyin Aksoy'un açılış konuşmasını yaptığı seminerlere, İçişleri Bakanlığı'nı temsilen Genel Müdür Yardımcısı Vasip Şahin, İl İdaresi Genel Müdürlüğü Şube Direktörü Ali Fidan ve Strateji Geliştirme Kurulu'ndan Abdurrahman Savaş konuşmacı olarak katıldı. Brookings Enstitüsü'nden Rhodri Williams ve Uluslararası Göç Örgütü'nden Peter van Auweraert ise tazminatlara ilişkin değişik uluslararası deneyimlerin analizini sundular. Ankara Üniversitesi'nden Kerem Altıparmak sonuçlara ilişkin bir konuşma yaptı. Seminerlere UNDP Türkiye ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği de gözlemci olarak katıldı.

Ülke İçinde Yerinde Olma konusundaki küresel deneyim, yerinden olmuş kişilerin sorunlarına hak-eksenli adil ve kalıcı çözümler bulmak için STK'ların, bu kişilerin geri dönüş ve entegrasyon süreçlerine aktif katılımının ve bu konuda sivil topluma söz hakkı vermenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu nedenle, UNDP'nin, ülke içinde yerinden olmuş kişilere yönelik bir ulusal programın geliştirilmesine verdiği destek, hem sivil toplumun kapasite gelişimine, hem de sivil toplumun hükümet politikalarını etkilemek üzere sesini duyurabileceği ortamların oluşturulmasına odaklanıyor.

Zarar Tespit Komisyonları Üyelerine Yönelik Eğitim Programı Sunumları – Haziran 2006

· Ali Fidan - Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

· Peter Van der Auweraert - Büyük Ölçekli Tazminat Programlarında Operasyonel Güçlükler

· Rhodri C. Williams - Komisyon Üyelerine Yönelik Yerinden Olmuş Kişiler Ortak Eğitim Programı

Temiz su için bölgesel işbirliği

UNDP Avrupa ve Birleşik Devletler Topluluğu (BDT) Bürosu ile Coca-Cola şirketi, temiz içme suyuna erişimi artırmak ve bölgedeki diğer su projelerinde işbirliği yapmak üzere 6 milyon dolarlık bir ortaklık anlaşması imzaladı.

Ankara, Temmuz 2006

Ortak proje, UNDP ile Avusturya Kalkınma İşbirliği ve Birleşmiş Milletler Endüstriyel Kalkınma Örgütü (UNIDO) tarafından Viyana'da düzenlenen, ‘Doğu Avrupa ve BDT'de Sorumlu Yatırımcılık' konulu konferansta duyuruldu.

Avrupa/Birleşik Devletler Topluluğu Bürosu ile Coca Cola şirketi‘nin Avrupa ve Orta Doğu Bölümü arasındaki beş yıllık ortaklık, ilk olarak Türkiye, Kazakistan, Romanya ve Hırvatistan'daki kırsal bölgelerin temiz içme suyuna erişmelerine, Tuna Nehri boyunca endüstriyel su kullanımı konusuna ve bölgede suyla ilgili sorunların çözümüne yönelik projelere odaklanacak.

BM Genel Sekreter Yardımcısı ve Avrupa/BDT Bürosu Bölge Yöneticisi Kalman Mizsei, Viyana'daki basın toplantısında, ‘bu ortaklığın, toplumsal sorunlara çözüm bulmada özel sektörün oynayacağı role iyi bir örnek oluşturduğunu' söyledi.

K. Mizsei, “Toplumsal sorunları çözmek için gerekli olan birçok beceri ve insan kapasitesi özel sektör kuruluşlarında zaten var; bu nedenle özel sektörle ortaklık yapmak şart. Kamusal sorunları özel sektörün katkısı olmadan çözemeyiz,” dedi.

Bölgedeki ekonomik kalkınma, tüketim, temizlik şartları, sulama, endüstriyel kullanım, nakliye, balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği, ve dinlence ve spor faaliyetleri için su kaynakları hayati önem taşıyor. Ancak, Avrupa ve BDT'de birçok su eko-sistemleri, çevre kirliliği, yüzey ve derin sularda aşırı avlanma, istilacı hayvan türleri ve habitat kaybı gibi nedenlerle, ciddi ölçüde bozulmuş veya tehdit altında. Toplumların su ihtiyacı ile bu ihtiyacı karşılayan su eko-sistemlerinin ihtiyaçları arasında bir denge sağlamak günümüzün temel sorunlarından biri.

Viyana Forumu: ‘Sorumluluk sahibi işletmeler, iyi iş yaparlar'

UNDP sponsorluğunda gerçekleştirilen ‘Güneydoğu Avrupa, AB Ülkeleri ve BDT'de Sorumlu Yatırım Yapma' konulu konferansta, kurumsal sosyal sorumluluğun sadece hayırseverlik olmadığı, aynı zamanda ticari çıkar gereği de olduğu vurgulandı.

Özel sektör ve uluslararası kalkınma topluluğundan 200 temsilci, bölgedeki uluslararası kalkınma gündemi ile iş fırsatlarını bir araya getirmenin yollarını irdelemek için 19-20 Haziran'da Viyana'da iki günlük bir toplantı yaptı.

Konferans, Avusturya Kalkınma İşbirliği, UNDP ve UNIDO ile, BM Küresel İlkeler Ofisi, Belçika Hükümeti, respACT Austria, A.B.D. Ticaret Odası – Sivil İş Liderlik Merkezi, ve Uluslararası Özel Kuruluşlar Merkezi'nin işbirliğiyle düzenlendi.

Katılımcılar, kurumsal yönetişim ve toplumsal yatırım projeleri konularını tartıştılar, yürürlükteki sektörler-arası ortaklıklarla ilgili sunumları izlediler.

Kalman Mizsei, “Toplumsal sorunları çözmek için gerekli olan birçok beceri ve insan kapasitesi özel sektör kuruluşlarında zaten var; bu nedenle özel sektörle ortaklık yapmak şart. Kamusal sorunları özel sektörün katkısı olmadan çözemeyiz”, dedi.

UNDP, bölgede bir dizi kalkınma projesi için iş çevreleriyle yakın işbirliği yapıyor. Kazakistan'da Chevron Texaco, Citibank ve UNDP küçük ve orta ölçekli kuruluşların gelişmelerini sağlamak için bir ortaklık kurdu. Polonya'da PKN petrol rafinerisi, Levi Strauss, yerel hükümet ve UNDP ile bir ekip oluşturarak, sürdürülebilir kalkınma projeleri için bir fon kurdu. Polonya Telekom ise, UNDP ile birlikte yoksul kırsal bölgelerde internet kullanımını yaygınlaştırmak için çalışıyor.

Küresel ilkeleri güçlendirme çabaları

Türkiye'de Küresel İlkeler Sözleşmesi'ne (Global Compact) katılan şirketlerin sayısı son zamanlarda artarken, Küresel İlkeler Sözleşmesi ağının yönetişim mekanizmasını kurmak için Haziran ayında İstanbul'da, bir Küresel İlkeler Yönlendirme Komitesi kuruldu.

Ankara, Temmuz 2006

Haziran ayı itibariyle 73 şirket Küresel İlkeler'e taahhüdünü ilan etmiş bulunuyor. Dolayısıyla, Türkiye'de Sözleşme'ye taraf olan şirketlerin kendi aralarındaki iletişimi kolaylaştıracak bir platform oluşturacak ve Sözleşme'nin gerektiği gibi yürütülmesine katkıda bulunacak bir yerel ağ kurulması kaçınılmaz hale geldi.

Komite üyeleri, Küresel İlkeler'i destekleyen özel sektör, sivil toplum kuruluşları, işçi ve işveren sendikaları konfederasyonları, ilgili devlet organları ve BM örgütlerinin temsilcilerinin arasından seçildi. İlk Komite toplantısı, Koç Holding, Aviva Sigortacılık, Coca Cola Türkiye, Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği, Türkiye Kalite Derneği (KALDER), Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), Birleşmiş Milletler Endüstriyel Kalkınma Örgütü (UNIDO) ve UNDP'nin katılımıyla gerçekleştirildi.

Komite toplantısında, Küresel İlkeler Sözleşmesi ağının faaliyetlerine yönelik öneri ve fikirler tartışıldı. Toplantının en önemli sonucu, Türkiye Küresel İlkeler Sözleşmesi Ağı için, üye şirketlerce, bir gözetim mekanizması kurulması konusunda fikir birliğine varılması oldu. İcra Komitesi'nin, stratejik müdahale alanlarını öncelik sırasına koyacak bir teknik görev gücünü belirlemesi de alınan kararlar arasındaydı. Bu Görev Gücü, Türkiye'deki Küresel Sözleşme İlkeleri Ağı'nın sürdürülebilir şekilde gelişmesini sağlayacak stratejiden de sorumlu olacak.

Küresel İlkeler Sözleşmesi'ne nasıl katılabilirsiniz?

BM Küresel İlkeler Sözleşmesi'ne üye olmak son derece kolay. Bu ilkeleri benimsediğinize inanıyorsanız, şirketinizin en üst düzey yöneticisinin imzasıyla, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a bir mektup yollamanız yeterli.

Katkıda Bulunanlar

Katkıda Bulunanlar

Editör: Aygen Aytaç
Asistan: Canan Sılay

 

 

UNDP Türkiye’yi takip edin:

© 2006 UNDP Türkiye
Yeni Ufuklar’ın tüm hakları UNDP Türkiye’ye aittir. Yeni Ufuklar dergisinin kaynak gösterilmesi ve ilgili linkin verilmesi kaydıyla dergiden alıntı yapılabilir.